Modern kapitalist paradigma, 1 Mayıs’ı takvimsel bir rutine veya içi boşaltılmış bir ritüele indirgemeye çalışırken; bizler bu günü, insanın kendi özüne dönüş mücadelesinin en somut tezahürü olarak okumak zorundayız.

Davranış bilimleri ve eleştirel teorinin kesişim kümesinde emek; yalnızca bir "üretim faktörü" değil, insanın tarihsel ve toplumsal varoluşunu gerçekleştirdiği bir praksis alanıdır.

Yabancılaşma ve Psikolojik Parçalanma:

Marx’ın "yabancılaşma" (alienation) olarak kavramsallaştırdığı durum, bugün davranış bilimlerinde "anlam kaybı" ve "mekanikleşme" olarak karşımıza çıkıyor. İşçi, ürettiği nesneye ve üretim sürecine yabancılaştıkça, kendi türsel özüne (Gattungswesen) de mesafe koyar. 1 Mayıs, işte bu parçalanmış bilincin yeniden bütünleşme çabasıdır. Bugünün kutlanması, piyasanın insan ruhu üzerinde kurduğu meta fetişizmine karşı, emeğin kullanım değerini ve insani onurunu yeniden talep etme eylemidir.

Hegemonya ve Görünürlük Politikası

Gramsci’nin işaret ettiği "kültürel hegemonya", çalışanı sadece ekonomik bir aktör olarak kurgulayıp onun tarihsel özne olma potansiyelini baskılar. Davranışsal düzlemde bu, bir "görünmezlik" ve "değersizlik" hissi yaratır. 1 Mayıs, bu hegemonik ablukayı dağıtan bir karşı-ritüeldir. Sınıfın sadece ekonomik taleplerle değil, bir "onur ve tanınma" arzusuyla meydanlara çıkması, toplumsal sözleşmenin merkezine piyasayı değil, insanı yerleştirme iradesidir.

Prekarya ve Yeni Öznellikler:

Geleneksel proletaryanın yanı sıra bugün, güvencesizliğin norm haline geldiği bir "prekarya" gerçeğiyle karşı karşıyayız. Davranış bilimleri açısından bu kitle, sürekli bir "gelecek anksiyetesi" ve "statü belirsizliği" içindedir. 1 Mayıs’ın entelektüel yükü, bu dağınık ve kırılgan öznellikleri kolektif bir iradede birleştirmektir. Dayanışma burada romantik bir kavram değil; atomize edilmiş bireyin, sermayenin kuşatmasına karşı geliştirdiği en rasyonel ve biyolojik savunma mekanizmasıdır.

Sınıfın Estetiği ve Bilimin Etiği:

Emeği kutsallaştırmak, onu rasyonaliteden koparmak demek değildir. Aksine, bir cerrahın neşterindeki titizlik ile bir kuryenin zamana karşı yarışı arasındaki o diyalektik bağı kurabilmektir. 1 Mayıs, emeğin bir estetik eylem (yaratım) ve bir etik duruş (dayanışma) olduğunu haykırma günüdür.

Zira biliyoruz ki; piyasa mekanizması bedenleri satın alabilir ama emeğin yarattığı o tarihsel ve toplumsal "anlamı" asla mülkiyetine geçiremez. Bugün, o mülk edinilemez olanın, yani insanın kendi yaratıcı gücünün ve haysiyetinin bayramıdır.

Ruhların, sınıf bilinciyle ve insan onuruyla dik durduğu o büyük sabaha selam olsun.

İstanbul Times - Mehmet Sebbah Yiğit