Son dönemde sıkça duyduğumuz, duydukça kanıksadığımız, kanıksadıkça da içinde çürüdüğümüz bir gerçekle karşı karşıyayız: Nepotizm ve klientalizmin baş tacı edilmesi.
Bu iki terim, kulağa her ne kadar akademik ve uzak gelse de aslında mutfağımızdaki ekmeğin küçülmesinden, en parlak zihinlerimizin havaalanlarında tek yön biletle bekleyişine kadar her şeyin temel sebebidir.
TANIDIK YÜZLER, TANIMSIZ GELECEKLER
Nepotizm, yani akraba ve dost kayırmacılığı; liyakat denilen o kutsal terazinin kefesine bir "soy ismi" ağırlığının konulmasıdır. Bir koltuğa o işi en iyi yapacak olanın değil, "en yakın olanın" oturtulduğu her an, o kurumun kapısına aslında görünmez bir tabela asılır: "Burada zeka ve emek geçmez."
Buna bir de klientalizm, yani "müştericilik" eklendiğinde tablo tamamlanır. Klientalizm, devletin imkanlarının sadakat karşılığında belirli bir zümreye dağıtılmasıdır. Artık kimse "nasıl daha iyi üretirim?" diye sormaz; "kimin ağına girersem pay alırım?" diye sorar. İşte bu, bir ekonominin rekabet gücünün ve bir toplumun ahlakının topluca infazıdır.
BEYİN GÖÇÜ DEĞİL, BEYİN İHRACI
Biz bu sistemi "baş tacı" ettiğimizde, sadece işsizliği artırmıyoruz. Biz aslında bir ülkenin en büyük sermayesini, yani yetişmiş insan gücünü bedelsiz hibe ediyoruz. Gençler; gece gündüz çalışarak kazandıkları diplomaların bir "dayı" imzası karşısında hükmünün kalmadığını gördüklerinde, umudu başka coğrafyalarda arıyorlar. Bu bir göç değildir; bu, bir ülkenin kendi geleceğini kendi elleriyle ihraç etmesidir.
KURUMSAL ÇÜRÜMENİN BEDELİ
Liyakatsizlik sadece etik bir sorun değildir; aynı zamanda devasa bir ekonomik faturadır. İşi bilmeyene teslim edilen her ihale, her yönetim kurulu koltuğu, verimliliğin düşmesi ve vergilerimizin israf edilmesi demektir. Modern ekonomilerin başarısı, yöneticilerinin sadece "çok zeki" olmasından değil, sistemin "yanlış yapana" veya "kayırana" izin vermemesinden kaynaklanır. Şeffaflık ve kurumsal özerklik, bu zehrin tek panzehiridir.
YA LİYAKAT YA ATALET
Bir toplumda adalet duygusu zedelendiğinde, sadece hukuk değil ekonomi de çöker. Çünkü yatırımcı güven ister, genç umut ister, vatandaş ise hakkının yenmeyeceğinden emin olmak ister.
Kayırmacılığın "baş tacı" edildiği yerlerde krallar ve kullar vardır; liyakatin baş tacı edildiği yerlerde ise özgür bireyler ve güçlü devletler. Tercih bizim: Ya tanıdıkların gölgesinde solmaya devam edeceğiz ya da yeteneğin ve emeğin ışığında.
İstanbul Times - Mehmet Sebbah Yiğit