Bir Okulun Sessizliği, Bir Makamın Gürültüsü: 23 Nisan’ın Ardından ​Daha yeni kutladık 23 Nisan’ı; hem de büyük bir coşkuyla...

Ulusal egemenliğin, aydınlık yarınlarımızın teminatı olan çocuklara emanet edildiği o eşsiz günü. Dünyada çocuklara armağan edilmiş tek bayram olmasının gururuyla göğsümüz kabardı. Hele ki son zamanlarda okullarımızda yaşanan ve hepimizi derinden sarsan o menfur olaylardan sonra, çocuklarımıza olan güvenimizi tazelemeye, o neşeye şahitlik etmeye ne kadar da ihtiyacımız vardı…

​Tam da bu duygular içindeyken, Mardin İl Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki Öğretmen Canan Verep Anaokulu düşüverdi aklıma. Hani şu Mardin Milli Eğitim Müdürü Ali Eyyüpkoca’nın tabelasını indirip, kapısına kilit vurdurduğu okul...

Yavrularımızın eğitim yuvası iken, bir müdürün şahsi "malikanesine" dönüştürülen o bina.

​Merak ediyorum; o okuldan yaka paça başka yerlere dağıtılan, eğitim hayatı yarım kalan veya okuldan alınmak zorunda bırakılan küçük yavrularımızın akıbeti, ilin eğitiminden sorumlu olan o müdürün umurunda mıydı?

Hiç sanmıyorum. Öyle olsa, minicik çocukların şen kahkahalarıyla çınlayan bir anaokulunu kendine mesken eylemeye eli varır mıydı bir eğitimcinin?

Sormak istiyorum Sayın Müdür’e:

​Mardin’de koca şehir bitti de barınacak yer mi kalmadı ki, bir okulu eve çevirecek kadar konut kıtlığına düştünüz? Mardin'de konutlar mı tükendi de yavrularımızın sınıfını yatak odası, oyun alanını bahçeniz yaptınız?

​O tabelayı indirirken sadece bir ismi değil, Öğretmen Canan Verep’in hatırasını ve eğitime adanmış ömrünü de mi çöpe attınız? Bu nasıl bir vefasızlıktır?

"Siz o tabelayı sökerken sadece bir ismi değil, o mahalledeki çocukların geleceğe dair umudunu ve devletin şefkatli yüzünü de yerinden söküp attınız. Şimdi o boş sınıflarda yankılanan sessizlik, sizin en büyük 'itibarınız' mı olacak?”

​Kamu kaynakları, halkın vergileriyle "çocuklar okusun" diye ihtiyaçtan okula dönüştürülen o binayı, hangi zihniyetle ve şahsi lüksünüz için tahsis ettiniz?

Bu açıkça bir kamu zararı değil midir?

​Geceleri başınızı yastığa koyduğunuzda, oradan sürgün ettiğiniz çocukların sesleri kulaklarınızda çınlıyor mu hiç?

​İçinizde bir yerlerde ufacık da olsa bir vicdan sızısı duyuyor musunuz?

​Makamınızla eviniz arasındaki o 50-60 metrelik yolu da "itibarın" gereği kırmızı halılarla döşemeyi düşünüyor musunuz?

​Sizin ve aileninin konforu, bu ülkenin çocuklarının eğitiminden, mutluluğundan ve huzurundan daha mı kıymetli?

​Hiç araştırdınız mı; koca dünyada bir okulu kapatıp kendine malikane yapan başka bir "eğitimci" örneği var mı?

​Hayırlı olsun diyemediğim o yeni lojmanınız, çocuklarınızın içinde at koşturmasına, top oynamasına müsait mi bari?

​Söylesene Müdür; senin zihniyetindeki bir "eğitimci" bu ülkeye ne katabilir?

Sizin felsefeniz "Önce can, sonra canan" mıdır? Kendi "canınızın" konforu, okulun "Canan"ından daha mı üstündür?

​Siz o tabelayı sökerken sadece bir binayı değil, o mahalledeki çocukların geleceğe dair umudunu ve devletin şefkatli yüzünü de yerinden söküp attınız.

Düşünüyorum, taşınıyorum ama işin içinden çıkamıyorum. Eğer bir cevabın varsa sen söyle; biz ve bu güzelim çocuklarımız sizi hak edecek ne yaptık?

Bu ülkede ve nice Aziz Sancar’ların yetiştiği kadim şehir Mardin'de bu yaptığının hesabını soracak makam yok sanıyorsan yanılıyorsun.

Benden söylemesi…

Vesselam.

İstanbul Times - Mehmet Remzi Tanış