Bugün dünyayı bir gazete kağıdı gibi buruşturup köşeye atan o devasa fırtınanın ortasındayız. Her gün ekranlarımıza düşen bombalar, borsa grafikleri ve otoriter liderlerin sert nutukları arasında tek bir soru yankılanıyor: İnsanlık nerede hata yaptı?
Bu sorunun yanıtı, Nobel ödüllü Daron Acemoğlu’nun "Dar Koridor"u ile tarihçi Timothy Snyder’ın "Tiranlık Üzerine" derslerinde gizli. Biri sistemin nasıl bozulduğunu, diğeri ise insanın nasıl teslim olduğunu anlatıyor. Gelin, bu iki aynayı bugün dünyayı kasıp kavuran merkezlere tutalım.
ABD, İsrail ve Sarsılan Kurumlar
Acemoğlu bize özgürlüğün, devlet ile toplum arasındaki "dar bir koridorda" olduğunu söylemişti. Bugün ABD, bu koridorun duvarlarını kendi elleriyle yumrukluyor. Kurumlar (yargı, özgür basın, denetim mekanizmaları) birer birer aşınırken, koridorun dışındaki o "despotik iştah" geri dönüyor.
Aynı sarsıntı İsrail’de de yaşanıyor. Aylarca sokaklara dökülen halkın "yargı bağımsızlığı" çığlığı, Acemoğlu’nun "Prangalanmış Leviathan" teorisinin ete kemiğe bürünmüş haliydi. Ancak bugün savaşın gölgesinde, Snyder’ın uyarısı yankılanıyor: "Gerçek ölüyor." Gazze’de yaşanan insani trajedi karşısında kurumların suskunluğu ve gerçeklerin propaganda savaşında boğulması, sadece bir bölgeyi değil, küresel vicdanın "dar koridorunu" da yerle bir ediyor.
İki Lider, İki Yıkım: Putin ve Zelenskiy
Kuzeyde ise trajedi başka bir boyutta. Putin, Acemoğlu’nun tanımıyla tam bir "Despotik Leviathan." Toplumu tamamen kafese kapattı, devleti ise kontrolsüz bir güce dönüştürdü. Sonuç? Snyder’ın 20. yüzyıl tiranlıklarından çıkardığı o acı ders: Bir tiran, içerideki boşluğu ancak dışarıda kan dökerek doldurabilir.
Karşısında ise "halkçı" profiliyle Zelenskiy duruyor. Zelenskiy’nin başarısı, Snyder’ın "peşinen itaati reddetmek" maddesinin küresel bir sembolü haline gelmesidir. Ancak Ukrayna’nın sınavı sadece cephede değil; savaşın toz dumanı arasında yolsuzlukla mücadele etmek ve savaştan sonra o "dar koridora" tekrar dönmeyi başarmaktır. Çünkü savaş, devletin gücünü artırırken toplumu zayıflatma riskini her zaman içinde barındırır.
Dünyanın En Büyük Paradoksu Çin:
Tok Karınlar, Tutsak Ruhlar
Pekin ise dünyanın en büyük paradoksu. Çin, ticari olarak dünyayı dize getiren devasa bir üretim makinesine dönüştü. Ancak bu gelişim, halkın özgürlüğünden çalınan parçalarla inşa edildi. Acemoğlu’nun uyarısı burada çok net: Toplumsal denetimin olmadığı bir ekonomik büyüme, er ya da geç duvara çarpmaya mahkumdur. Uygur Türklerinden sosyal kredi sistemine kadar her şey, devletin toplumu yuttuğu bir laboratuvarı andırıyor. Çin modeli, dünyaya "ekmek için hürriyetten vazgeçilir mi?" sorusunu soruyor; tarihin cevabı ise her zaman hayır olmuştur.
Biz Ne Yapabiliriz?
Bu devasa jeopolitik satrançta biz "küçük insanlar" ne yapabiliriz? Snyder’ın en önemli dersiyle bitirelim: "Kurumlar kendilerini koruyamaz." Eğer bizler gerçeği savunmazsak, mesleki ahlakımızdan ödün verirsek ve "zaten bir şey değişmez" diyerek peşinen itaat edersek; ne ABD’nin demokrasisi kalır, ne Ukrayna’nın direnişi, ne de bizim geleceğimiz.
Özgürlük, birilerinin bize lütfettiği bir hediye değil; her gün o dar koridorda kalmak için ter dökmemiz gereken bir koşudur. Bugün dünyayı kasıp kavuran tiranlara karşı en büyük silahımız, sandığımızdan daha basit: Doğruyu söylemek, kurumlara sahip çıkmak ve yanındaki yabancıyla el sıkışmak.