Bir düşünün… Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bugün bu toplumun içine girseydi…

Bir sokaktan yürüyüp geçseydi…

Bir çocuğun başını okşayıp bir yetimin gözyaşını silseydi…

Sonra dönüp insanlara konuşsaydı…

Acaba en büyük tepkiyi kimlerden alırdı?

Namaz kılmayanlardan mı?

Yoksa namaz kıldığı hâlde kul hakkı yiyenlerden mi?

Çünkü peygamberlerin asıl savaşı, inkâr edenlerle olduğu kadar; düzenini zulüm üzerine kuranlarla da oldu.

Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’de yalnızca “Allah birdir” dediği için hedef olmadı.

O aynı zamanda şunu söylediği için hedef oldu:

Yetimin hakkını yemeyin.

Kadını hor görmeyin.

Faiz yemeyin.

İnsanı sömürmeyin.

Köleyi aşağılamayın.

Fakir açken tok yatmayın.

Ölçü ve tartıda hile yapmayın.

Çünkü bunlar söylendiği anda; birilerinin kasası sarsılıyordu.

Kur’an’ın şu ayeti boşuna inmedi:

“Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay hâline!”

Bakın…

Bir ayet, bir toplumun ticaret ahlakını sarsıyordu.

Bugün ise aynı toplumlarda insanlar bir ürünü bire alıp beşe satıyor…

Bir evin kirasını bir yılda üç kat artırıyor…

Fakir daha da fakirleşirken bazıları servetine servet katıyor…

Sonra dönüp “Biz ümmetiz” diyoruz.

Peki gerçekten ümmet miyiz?

Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bugün yaşasaydı;

bir çocuğun yatağa aç girmesine susar mıydı?

Bir ev sahibinin vicdansız kira artışına sessiz kalır mıydı?

Market raflarında fırsatçılık yapanlara karşı konuşmaz mıydı?

Ticarette insanların çaresizliğini fırsata çevirenleri uyarmaz mıydı?

O susmazdı.

Çünkü o, hakkın peygamberiydi.

Bugün bazı insanlar dini sadece slogan zannediyor.

Oysa peygamberin mücadelesi hayatın tam ortasındaydı.

Pazardaydı.

Mahkemedeydi.

Yetimin evindeydi.

Borçlunun kapısındaydı.

Kadının onurundaydı.

Bir gün pazarda bir satıcının buğdayını kontrol etti. Elini çuvalın içine koydu; alt kısmın ıslak olduğunu fark etti. Satıcı, kusurlu kısmı gizlemişti. Bunun üzerine şöyle buyurdu:

“Bizi aldatan bizden değildir.”

Düşünün…

Bugün bu söz sadece market raflarında yankılansa bile kaç kişinin düzeni bozulur?

Bugün peygamber gelseydi;

faiz düzenine karşı konuşurdu.

Tefeciliğe karşı konuşurdu.

Gösteriş için yapılan lüks iftarlara karşı konuşurdu.

Makamı güç zanneden kibirlilere karşı konuşurdu.

Dini kullanıp insanları kandıranlara karşı konuşurdu.

Ve biliyor musunuz?

Yine rahatsız olurlardı.

Çünkü hakikat değişmedi.

Sadece çağ değişti.

Dün putlar taştandı…

Bugünün putları ise para, makam, şöhret ve çıkar oldu.

Kur’an şöyle buyuruyor:

“İnsanlardan öylesi vardır ki, malı onu azdırır.”

İşte bugün en büyük sorun tam da burada başlıyor.

İnsan, secde ederken bile paraya tapabiliyor.

Dili Allah derken vicdanı çıkarın önünde eğilebiliyor.

Sonra dönüp Batı’ya kızıyoruz.

Evet, Batı kendi medeniyetini yaşıyor.

Ama asıl soru şu:

Biz neden peygamberin ahlakını yaşamıyoruz?

Neden çocuk istismarına karşı yeterince ses çıkmıyor?

Neden kadın öldürülürken toplum birkaç gün konuşup unutuyor?

Neden insanlar açlıkla boğuşurken bazıları servet gösterisi yapıyor?

Neden kul hakkı bu kadar sıradanlaştı?

Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor ki:

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”

Şimdi herkes dönüp kendi içine baksın.

Çünkü mesele sakal değildir.

Mesele cübbe değildir.

Mesele sosyal medyada dini söz paylaşmak hiç değildir.

Mesele şudur:

Eğer peygamber bugün bu sokağa girseydi…

Biz onun yanında mı olurduk,

yoksa çıkarlarımız zarar gördüğü için ona öfkelenenlerden mi?

Belki de insanın hayatındaki en ağır soru budur.

İstanbul Times - Mehmet Sebbah Yiğit