Üç devle savaşıyoruz sevgili Sancho. Adaletsizlik, korku ve cehalet. Bu devleri yıkarsak insanlık özgürleşir.”

Cervantes’in yüzyıllar önce yazdığı Don Kişot eserindeki bu söz, bugün bana çok daha farklı şeyler söylüyor.

Çünkü zaman değişiyor, insanlar değişiyor, teknoloji değişiyor ama insanın korkuları, kaygıları, çaresizlikleri ve adalet arayışı pek değişmiyor.

Bugün Türkiye’ye baktığımda da bazen üç büyük devin hâlâ karşımızda durduğunu düşünüyorum:

Adaletsizlik, korku ve cehalet.

Bunların üçü de insan psikolojisini doğrudan etkiliyor.

Adaletsizlik insanın güven duygusunu yok ediyor.

İnsan, hakkının yenildiğini düşündüğü yerde sadece sisteme değil, zamanla kendisine de olan inancını kaybediyor. “Ben ne yaparsam yapayım değişmeyecek” düşüncesi başlıyor.

İşte burada psikolojik olarak çok tehlikeli bir eşik var.

Çünkü adaletsizlik sadece hukuki bir mesele değildir.

Adaletsizlik, insanın ruhuna dokunur.

Bir baba çocuğunun geleceğinden endişe ediyorsa, bir anne çocuğunun hakkının yenileceğini düşünüyorsa, genç bir insan çalışmasına rağmen emeğinin karşılığını alamayacağına inanıyorsa, orada yalnızca ekonomik veya sosyal bir problem yoktur.

Orada bir gelecek kaygısı vardır.

Ve gelecek kaygısı büyüdükçe toplumun psikolojisi de yorulur.

İkinci dev ise korku.

Korku, insanın düşünmesini bile değiştirebilir.

Korkan insan bazen hakkını aramaz.

Korkan insan bazen bildiğini söylemez.

Korkan insan bazen yanlış olduğunu bildiği şeyin yanında durur.

Çünkü korku insana önce “sus” der.

Sonra “karışma” der.

Sonra da “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeye başlatır.

Oysa toplumları ayakta tutan şey yalnızca güçlü devletler, güçlü ekonomiler veya güçlü kurumlar değildir.

Toplumları ayakta tutan, insanların kendilerini güvende hissetmeleridir.

Bir insan düşüncesini ifade ederken korkmuyorsa, hakkını ararken yalnız kalmayacağını biliyorsa, çocuğunun geleceğine güvenebiliyorsa o toplumda umut vardır.

Ama korku büyüdükçe umut küçülür.

Üçüncü dev ise cehalet.

Belki de en tehlikelisi.

Çünkü cehalet sadece okumamak değildir.

Cehalet, bilmediğini bilmemektir.

Sorgulamamaktır.

Duyduğuna hemen inanmaktır.

İnsanları araştırmadan suçlamak, bir haberi doğrulamadan paylaşmak, bir insanı tanımadan hakkında hüküm vermektir.

Bugün sosyal medyada bunun örneklerini çok görüyoruz.

Bir cümle üzerinden insanlar birbirine düşman olabiliyor.

Bir görüntü üzerinden insanlar linç edilebiliyor.

Bir söylenti gerçekmiş gibi kabul edilebiliyor.

Çünkü bilgi çoğaldı ama bilinç aynı hızda çoğalmadı.

Bence asıl mesele burada.

Biz çocuklarımıza çok şey öğretiyoruz ama bazen düşünmeyi öğretmiyoruz.

Sınav kazandırmaya çalışıyoruz ama hayata hazırlamayı unutuyoruz.

Diploma veriyoruz ama vicdanı, adaleti, empatiyi, sorgulamayı yeterince konuşmuyoruz.

Oysa eğitim yalnızca matematik, Türkçe, fizik, kimya değildir.

Eğitim aynı zamanda insan yetiştirmektir.

Hakkını bilen ama başkasının hakkına da saygı duyan insan.

Kendini savunabilen ama karşısındakini ezmeyen insan.

Eleştirebilen ama hakaret etmeyen insan.

Korkmadan konuşabilen ama konuşurken sorumluluğunu bilen insan.

İşte Türkiye’nin asıl ihtiyacı bence budur.

Çünkü bir ülkenin geleceğini yalnızca binalar, yollar, teknolojiler ve ekonomik rakamlar belirlemez.

O ülkenin insanının psikolojisi belirler.

İnsan umudunu kaybederse çok şey kaybedilir.

Gençler geleceğine inanmazsa, aileler çocuklarının geleceğinden korkarsa, insanlar adalet duygusunu kaybederse hepimizin düşünmesi gereken bir mesele ortaya çıkar.

Ben Don Kişot’un devlerine bugün başka türlü bakıyorum.

Belki de o devler dışarıda değil.

Belki bazıları bizim içimizde.

Adaletsizliği gördüğümüzde sessiz kalıyorsak…

Korktuğumuz için doğru bildiğimizi söylemiyorsak…

Bilmeden konuşuyor, araştırmadan inanıyor ve düşünmeden hüküm veriyorsak…

O zaman o devleri biraz da biz büyütüyoruz.

Ama yine de umut var.

Çünkü insan değişebilir.

Toplum değişebilir.

Bir çocuk doğru eğitimle değişebilir.

Bir anne-babanın bakış açısı değişebilir.

Bir öğretmenin bir öğrencisine söylediği tek bir cümle bile bir hayatı değiştirebilir.

Ve belki de özgürleşmek, önce insanın kendi içindeki korkudan kurtulmasıyla başlar.

Ben bugün hâlâ Don Kişot’un o sözünü önemsiyorum.

Çünkü mesele üç devle savaşmak değil sadece.

Mesele, o devlerin karşısında insan kalabilmek.

Adaleti kaybetmeden…

Korkuya teslim olmadan…

Cehalete sığınmadan…

Çünkü bu üç devi küçültebilirsek, sadece birey özgürleşmez.

Aile özgürleşir.

Çocuk özgürleşir.

Genç özgürleşir.

Ve sonunda toplum özgürleşir.

Belki de bugün Türkiye’nin en çok ihtiyacı olan şey budur:

Birbirimizle savaşmak değil, hepimizin geleceğini karartan bu üç devle mücadele etmek.

Adaletsizlikle, korkuyla ve cehaletle…

Çünkü insanlık ancak bu devleri yıktığında gerçekten özgürleşebilir

İstanbul Times - Mehmet Sebbah Yiğit