Yavuz Sultan Selim, Osmanlı tahtında sadece sekiz yıl kaldı. Peki, sekiz yılda neler yaptı?

Bugün bazı yöneticiler yıllarca makamda kalmayı başarı zannediyor. Oysa mesele makamda ne kadar kaldığınız değil, o makamda neyi başardığınızdır.

Yavuz Sultan Selim bunun tarihteki en çarpıcı örneklerinden biridir.

Sekiz yıllık hükümdarlığına Çaldıran’ı, Mercidabık’ı, Ridaniye’yi ve Osmanlı tarihinin seyrini değiştiren büyük gelişmeleri sığdırdı. Devletin sınırlarını genişletti, siyasi gücünü artırdı.

Üstelik bunu büyük bir şatafatın, gösterişin ve lüks hayatın içinde yapmadı. Sade yaşadı. Devletin imkânlarını kendi konforunun değil, devletin gücünün bir parçası olarak gördü.

Yavuz’u farklı kılan sadece cesareti değildi. Zekâsı, öngörüsü ve zamanında karar verebilme yeteneğiydi.

Kararlarını aylarca tartışıp sonuçsuz bırakanlardan değildi. Bir meseleye karar verdiğinde arkasında durur, gerektiğinde en sert adımları atmaktan çekinmezdi.

Elbette onun yönetim anlayışının tartışılacak yönleri de vardı. Sertti, tavizsizdi. Fakat onu yalnızca öfkeli bir hükümdar olarak değerlendirmek büyük haksızlık olur. Onun askerî ve siyasi hamlelerinin arkasında ciddi bir stratejik akıl vardı.

Bence Yavuz Sultan Selim’in asıl okunması gereken tarafı da burasıdır.

Çünkü hırs insanı makamın esiri yapabilir. Zekâ ise makamı bir hizmet ve icraat alanına dönüştürür.

Bugün dönüp kendimize şu soruyu sormalıyız:

Bir insan neden yirmi yıl, otuz yıl makamda kaldığıyla övünür? O yıllara hangi eserleri, hangi başarıları, hangi kalıcı hizmetleri sığdırmıştır?

Makamda uzun süre kalmak başarı değildir. Makamın hakkını vermek başarıdır.

Yavuz Sultan Selim bize sekiz yılın da bir asra bedel olabileceğini gösterdi.

Çünkü devlet adamlığının ölçüsü koltukta geçirilen zaman değil, milletin hafızasında bırakılan izdir.

İstanbul Times -Mehmet Sebbah Yiğit