Bir milletin makûs tarihi, savaşlarla dolu öğle ki... İçinde yaşadığımız dünya doğruların eğildiği, ruhsuz, duygusuz, acımasız bir dünyanın merkezine doğru hızla sürükleniyoruz. Adeta acemi raftingciler gibi sağ sola yalpalanarak, girdap olan bir şelaleye doğru hızla ilerliyoruz. Bazı kelimeler sözcük sayfalarında tam olarak anlam kazanmıyor. Bu çağda yaşamak insanı insan olmaktan çıkarıyor. Koca kent insanlara mezar oluyor. Ve bunu herkes sessiz sedasız tepkisiz olarak seyrediyor.

Şimdi şunu sormak istiyorum size böylesine bir katliam dünyanın neresinde yaşanıyor?

Filistin’in 2 milyon 400 bin nüfusu var olduğu biliniyor olmakla birlikte yarısının da çocuk olduğu biliniyor. Bu acı olayı tarih kitapları yazacak ve bir sonraki nesillerde tarihî okuyunca bu sessizliği tepkisiz kalmayı sorgulamazlar mı? Sanıyorsunuz? Sadece kulaklarımız değil bütün bedenimiz çınlayacak. Örneğin Ukrayna savaşında dünya ayağa kalktı Rusya savaş suçu işliyor diye peki soruyorum size Filistin'de yaşayanlar kim onlar İnsan değil mi? Neden tepki yok! Neden? Sessiz dünyanın sesi mi kısıldı.

Bu saatten sonra dünyayı çok zor günler bekliyor.

İnsanlık kaybetti!.. Batı kaybetti bu savaşın olumsuz sonuçları olacaktır. Hastane vurmak ne demek bunun açıklaması olamaz...

Dünya sessiz kalarak bu suça ortak oluyor Ortadoğu’yu şekillendirmek isteyen güçler var adı üzerinde orası orta doğu hiç bir zaman şekil tutmaz tutması söz konusu değildir. Şekil vermek isteyenler tarihte yerini aldıklarını okuyoruz. ABD basın açıklamalarına bakıldığın da hukuku savunuyor neredesin ABD neden şuan açıklama yok? Bu dünya açısından dönüm noktası olabilir. İsrail halkının bir an önce Netanyahu'dan kurtulması gerekir biz biliyoruz ki İsrail halkının bu duruma sessiz kalmamıştır. Bir ülkeyi vuracaksan o ülke kadar güçlü olman gerekmiyor mu? Güçsüz bir ülkeyi vurmak adil bir şey mi? Unutulmamalıdır ki yangını çıkarmaya bir kıvılcım yeter. O kıvılcım bir çıkarsa o ateş tüm bölgeyi yakar.

Rüzgâr gerçekten sert esiyor. Hem de gözleri yaşartacak kadar tarih bazı insanları son yolculuğuna yalnız çıkartıyor. Filistin sokaklarını toz bulutu sarmış ölüm sessizliği içinde saatler geçiyor, binalar, yıkılmış koşan, ağlayan, çığlık ve feryat edenlerin sesleri ile yankılanıyor.

Tarihi en iyi şekilde bilmemiz gerekiyor. Bizler yeterince okumaz ve araştırmaz isek tarih bilgisi olarak geri kalırız. Tarihi ya televizyonlardan ya da kitaplardan öğreniyoruz. Bazı bilgiler bize üstü kapalı anlatılıyor. Acıdır ki bizler bunların birçoğunu bilmiyoruz. Bazı gerçekleri öğrenince insanın tüyleri diken diken oluyor. Oralarda dönen olaylar ve masum çocuk ve aileler ölüme nasıl terkediliyor bu gerçekleri öğrenme zamanı. Kısacası Filistin meselesi tarihin tozlu raflarından günümüze kadar gelen ve görmemizi istedikleri bir oyundur. Asıl mesela farklıdır bu mesela arkasında olan dünya ülkelerinin içinde gizlidir. Birileri dünyayı Yeniden şekillendirmeye çalışırken birileri o şekillerin içinde ölüp yok olup gitmektedir. Ve acı bir gerçektir ki bunlar yine insanların gözleri önünde ve açık net olarak gerçekleşmektedir. Biz Müslüman ülke liderleri sesini çıkarmıyor. Neden? bu kadar ülke varken niye kimseden ses yok!!

Ekranlarda yapılan açıklamalarda kınamalardan başka bir açıklama yok. Kınamakla bu soykırım durmuyor, acımasızca öldürülen çocuklar geri gelmiyor. Kınamak bu yarayı onarmadığı gibi olacaklarında önüne geçmiyor. Daha kaç insan evladı ölmesi gerekiyor. Bunu anlamak için yaşamamız mı? Gerekiyor!! Filistin’de bir nesil yok olmak üzere insanların gözleri önünde sende buna dâhilsin.

Bu acı zulme maalesef bizler halk olarak müdahale edemiyoruz. Dua etmekten başka bir şey gelmiyor elimizden.

Ancak dünya liderleri bir araya gelerek bu katliamı durdurabilir. Neden? Bekleniyor neden. Bizleri kendi DERDİMİZDE YOLUMUZA DEVAM EDİYORUZ BU YOL YOL DEĞİL.

Herkes kendine gelmeli ve üzerine düşeni yapmalıdır. İnancı ne olursa olun.

İnsanlar nasıl, rahat uyuyorlar? Yoksa uyumuş numarası mı yapıyorlar? Ölmesi gerekenler aileler ve çocuklar değil!

Sivil halkı vurmak korkak işidir. Elinde silahla ateş ediyorsan onun gücünden korkuyorsundur.

-Filistin’i hem tarihsel aşamalarını geçmişe dönerek inceleyelim.

Adını, milâttan önce XII. yüzyılda Kavimler göçü sırasında deniz yoluyla buraya gelen Filistler’den alır. Bu bölgenin topraklar esas itibariyle, Suriye ile Mısır ve Akdeniz ile Şeria nehri arasında kalan topraklardır. Filistin toprakları coğrafî bakımdan Akdeniz kıyı şeridi, kuzeyden güneye doğru uzanan dağ silsilesinin bulunduğu ortadaki yayla bölümü ve en doğuda da Şeria vadisi olmak üzere üç parçaya ayrılır.

Filistin’i, tarih boyunca tarım üretimini çeşitlendiren verimli ova ve arazilere sahip kılmıştır. Belki de bu sebeple Kitabı-ı Mukaddes’in birçok yerinde Filistin için “süt ve bal akan diyar” denilmiştir. Özellikle güney kısımlarda az miktarda petrol, fosfat, bakır, demir, uranyum, manganez, kireç taşı ve sülfür bulunur.

Yapılan arkeolojik kazı ve araştırmalara göre ilk buluntular, günümüzden 14.000 yıl önce yaşanan Mesolitik Natuf kültürüne aittir.

Bu toprakların adı bilinen ilk sakinleri, Tevrat’a göre dünyanın en eski milleti olan ve Arap tarihçileriyle bazı araştırmacılar tarafından Arapların atası olduğu kabul edilen Amâlika kavmidir. Milâttan önce III. binyıldan itibaren yine Sâmî kavimlerden Kenanlılar ve daha çok sahil kesimlerinde Fenikeliler, arkalarından da Ârâmîler görülmeye başlar.

Zaman zaman Mısır işgali altında geçirilen bu dönemden sonra milâttan önce 1200’lerde vuku bulan Kavimler göçü sırasında “deniz kavimlerinden Filistler bölgeye gelmiş ve bugünkü Gazze Şeridi ve civarında beş büyük şehir kurarak burayı yurt edinmişlerdir. Akdeniz kıyılarına yerleştiği yıllara yakın bir tarihte ise Mısır yönetimi altındaki topraklarda yaşayan ve Firavun ’un zulmünden kaçarak Hz. Mûsâ’nın öncülüğünde arz-ı mevcuda doğru büyük bir göç başlatan İsmailoğluları geldiler.

Filistler’le savaştılar; daha sonra bölgenin büyük kısmını ele geçirerek milâttan önce XI. yüzyılın sonlarında ilk İsrail devletini kurdular

Filistin toprakları İran olmak üzere milâttan önce 63’te Romalıların istilâsına uğradı

Bu tarihten sonra Romalılar Kudüs’ü bir Roma şehri kimliğiyle yeniden imar ettiler ve adını Aelia (Ar. İliya) Capitolina koyarak Syria Palestina dedikleri Filistin’in baş şehri yaptılar. Roma döneminde Filistin’in Nâsır’a kasabasında doğan Hz. İsa’nın Hıristiyanlığı getirmesinden ve özellikle İmparator Konstantinos’un 312’de bu dini kabul etmesinden sonra Kudüs bir defa daha kutsallık kazandı ve dinî ağırlıklı binalarla imar edilmeye başlandı. Saint Sépulcre (Merkad-i İsa) adındaki ilk büyük kilise Bölge 611’de Sâsânî istilâsına uğradı, 614’te de Kudüs çok büyük bir katliama maruz kaldı. 629’da ise İmparator Herakleios tarafından Kudüs dahil bütün Filistin tekrar Bizans hâkimiyeti altına alındı.

Hz. Ömer Câbiye’ye geldi ve Patrik Sophronios başkanlığındaki Kudüs heyetini kabul ederek onlara cizye ve haraç ödemeleri şartıyla bir ahitname verdi; böylece Kudüs barış yoluyla fethedilmiş oldu (Rebiyülahir 16 / Mayıs 637). Kudüs’ün fethi Müslümanlarla Bizanslılar arasındaki mücadelede bir dönüm noktası teşkil eder.

Emevîler devrinde çok sayıda Arap kabilesi Filistin’e iskân edildi. Halife Abdülmelik b. Mervan buraya ve özellikle Kudüs’e büyük önem verdi.

Tarihte ilk olarak da Kurlu Bey 462’de (1069-70) Filistin’de bir Türkmen beyliği kurdu.

Haçlılar 15 Temmuz 1099’da Kudüs’ü işgal ederek binlerce Müslümanı katlettiler. Selâhaddin-i Eyyubi’nin 1187’de Kudüs’ü fethine kadar devam eden Haçlı hâkimiyeti sırasında Filistin savaş ve karışıklıklara sahne odu. Eyyubiler zamanında İtalyan, Fransız ve İngiliz tüccarları Filistin’in çeşitli şehirlerinde yoğun ticarî faaliyetlerde bulundular. Selâhaddin-i Eyyubi’nin ölümünün (589/1193) ardından Filistin’de bazı karışıklıklar çıktı ve Kudüs 1229’da yapılan bir anlaşma ile yeniden Batılıların yönetimine bırakıldı; ancak bu durum uzun sürmedi ve on beş yıl sonra tekrar Müslümanların eline geçti.

Filistin toprakları Memlukler tarafından, özellikle Sultan Baybars’ın çabalarıyla Haçlıların elinden parça parça geri alındı. Memluk dönemi Filistin’de Müslüman nüfusun en yoğun olduğu dönemdir. Filistin, Yavuz Sultan Selim zamanında Mercidâbık Muharebesi’nden (1516) sonra Osmanlı idaresine girdi; Kanuni Sultan Süleyman da çevresiyle birlikte bölgenin fethini tamamladı.

Aynı yüzyılın sonlarına doğru, çeşitli ülkelerde dağınık durumda yaşayan Yahudiler arasında devamlı yerleşmek üzere “siyon”a (dünyada cenneti sembolize eden topraklar, Filistin) dönmelerini savunan Siyonizm doğdu. Bu siyasî hareketi başlatan Theodor Herzl, 1897’de Basel’de toplamayı başardığı bu hareket, 1870’lerden itibaren Avrupa’da kök salmaya başlayan milliyetçilik dalgasının Yahudilere yansımasıydı.

Osmanlı yönetimi Filistin’de Yahudi varlığını tanımış ve zaman zaman göçlerine izin vermişti. Tarihî kayıtlara göre burada eskiden beri mevcut bir Yahudi topluluğu (Yishuv) vardı. Osmanlı tâbiiyetinde bulunan bu küçük topluluk, yerli halkla bir hayli kaynaşmış Sefardi Yahudileriyle

Sonraki bazı göçlerle gelip daha çok kutsal saydıkları dört şehre yerleşen Eşkenazi Yahudilerinden oluşuyor ve bunların pek azı ticaretle, çoğu da dünya Yahudilerinin gelenekleşmiş bağışları olan “halukka” ile geçiniyordu.

31 Ekim 1917’de Mareşal Allenby kumandasındaki İngiliz ordusu Filistin’in Bi’rüssebi‘ yöresini ele geçirdi. İngilizler Eylül 1918’e kadar Filistin topraklarının tamamını ele geçirdiler. Böylece Osmanlı idaresi fiilen son bulurken yüzyıllar boyunca bölgeye değişmez Arap-İslâm karakterini veren İslâm hâkimiyeti dönemi de kapanmış oldu.

1933’te Naziler’in iktidara gelmesi üzerine Almanya’da Yahudi düşmanlığının artması, Yahudiler lehine bir dünya kamuoyunun oluşmasına sebep oldu. Nazi zulmünden kaçanların başlattığı yeni bir göç dalgası sonucu üç yıl içinde Filistin’deki Yahudi nüfusu Arap nüfusunun üçte birine yaklaştı. Ülkelerinin yavaş yavaş elden gittiğini gören Araplar çeşitli gizli dernekler kurarak mücadeleye başladılar

Avrupa’dan kaçan Yahudileri gizlice Filistin’e yerleştirme faaliyetlerini sürdürüyordu. Siyonist liderlerin çabalarıyla Amerika Birleşik Devletleri başkanı, 1945’te Avrupa’dan kaçan 100.000 yahu dinin Filistin’e yerleştirilmesini istedi. 14-15 Mayıs gece yarısından birkaç saat önce Tel Aviv’de İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilân ettiler. Daha önce bağımsızlık kararından haberdar edilmiş bulunan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Truman tam on bir dakika sonra, Sovyetler Birliği de ertesi gün bu devleti tanıdıklarını açıkladılar.

24 Şubat 1949 tarihinde Gazze bölgesi Mısır’a bırakıldı; ancak Sina’nın büyük bir kısmı İsrail’in işgalinde kaldı. Bu arada yurtlarını terekeden Filistinliler ’den 250.000 kişilik bir grup da Gazze’ye yerleştirildi. 23 Mart günü eski Lübnan-Filistin sınırı kabul edildi. Filistinli gençleri komando olarak teşkilâtlandırıp İsrail topraklarına saldırttı. Nâsır’ın Süveyş Kanalı’nı millîleştirmesi üzerine çıkarları tehlikeye giren İngiltere ve Fransa Mısır’a savaş açtılar.

Filistin Millî Konseyi 15 Kasım 1988’de Cezayir’de yaptığı toplantıda sürgünde bağımsız Filistin Devleti’nin kurulduğunu ilân etti. Yeni devleti kırk kadar ülkenin hemen tanımasına rağmen Amerika Birleşik Devletleri tanımadı. Bu durum karşısında Arafat 14 Aralık 1988’de 242 sayılı kararı kabul ettiğini, İsrail’in varlığını tanıdığını ve terörizmden tamamen vazgeçtiğini açıkladı; ardından da Amerika Birleşik Devletleri ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasında Tunus’ta görüşmeler başladı (16 Aralık 1988); ancak Amerika Birleşik Devletleri bağımsız Filistin Devleti’ni tanıdığını yine açıklamadı.

Kısa olarak da İsrailli yöneten Yahudiler hakkında bilgiler vererek yazımızın sonlandıralım.

12 kabileden meydana gelen İsrailoğullarıOsmanlı'nın Arap coğrafyasından çekildiği 1918'de Filistin'de Yahudi sayısı 50 bin civarında iken 1947'de İsrail Devleti kurulduğunda bu sayı 650 bin olmuştu. Aralık 1917'de Filistin'i işgal eden İngiliz ordusu içinde 7 bin Yahudi gönüllü vardı. İngiltere ve sonraki müttefiki ABD, Yahudileri Filistin'e taşımak için özel bir çaba harcadılar. Bu süre içinde gelen Yahudiler Irgun, Stern, Haganah gibi Siyonist terör örgütleri kurarak Filistin halkına karşı inanılmaz katliamlar yaptılar. Yahudilerin sayısı sürekli artınca ABD devreye girdi ve birçok ülkeye baskı yaparak üçte iki çoğunluğu sağlayarak BM'den karar çıkarttı.

Karara göre Filistin'in yüzde 56'sı Filistinlilerden alınarak dünyanın dört bir yanından getirilen Yahudilere bir vatan olarak verildi. Dünya tarihinde benzeri olmayan bu karar ile İsrail Devleti kuruldu ve o tarihten sonra bizim coğrafyada her şey İsrail için, İsrail'e göre kurgulandı ve öyle uygulandı ve uygulanacak.

Çünkü İsrail asla barış yapmaz, yapamaz. Çünkü barış olursa dünyanın dört bir yanından İsrail'e taşınan Yahudiler İsrail'in 23 bin kilometrekarelik daracık ve suyu kıt coğrafyasında 6 bin kilometrelik alanda kurulması gereken Filistin Devleti ile yan yana yaşamak zorunda kalacaklar. Oysa onlar "Nil'den Fırat'a kadar büyük Yahudi devletini kurup dünyaya egemen olmak için" Filistin'e gitmişti. İnandıkları Siyonist ideoloji onları buna inandırmış ve bu söylem uğruna savaşmayı emretmişti. Üç semavi din için de büyük önem arz eden Kudüs, “Kudüs sorunu” olarak Filistin-İsrail sorununun en önemli parçasını oluşturmaktadır. II.Dünya Savaşı sonrasında bölgede İngiltere’nin yerini ABD aldı. 1948 yılı Mayıs’ında

İsrail'i yöneten Aşken az Yahudileridir.

Bugün dünyada en çok tanınan Aşken az Yahudi’si Rothshild Ailesidir.

İsrail Filistin'de tüm dünya müslümanlarını tahrik etmektedir. Kudüs meselesi ne sadece Filistinlilerin ne de sadece Arapların meselesidir. Kudüs, tüm müslümanların meselesidir. Filistin halkı acı çekiyorsa bunun sorumlusu zengin, müreffeh ve demokratik İsrail değil, baskıcı ve duyarsız Arap rejimleridir. Nazi zulmüne ve çeşitli baskılara uğramış bir halkın, kalkıp başka bir halka zulmetmesi, topraklarına, egemenliğine ve kutsal değerlerine saldırması garip değil midir? Tek suçları vatanlarına sahip çıkmak ve topraklarını müdafaa etmek olan bir halkı yok etmeye çalışması reva mıdır?

İstanbul Times -  Ömer Kantemür

Kaynak:

https://askenazi-yahudisi.nedir.org/

(geniş bilgi için bk. AMÂLİKA; ARZ-ı MEV‘ÛD).