Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türk Milleti Basın Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu.

Dün Samsun’daydık ve Samsun’da 19 Mayıs’ın yıl dönümünde hem kutlamalara katıldık hem de Zafer Partisi’nin gençlik programını açıkladık ve Zafer Partisi olarak yapmakla yükümlü olduğumuz, Türk gençlerine karşı yerine getirmekle yükümlü olduğumuz görevlerimizi kendimize hatırlattık.

“YAZDIĞIM KİTAPLARI ÜST ÜSTE KOYSAK MUHARREM BEY’İN BOYUNDAN BİLE UZUN OLUYOR”

Şu ana kadar partimizin kuruluşunun üzerinden 4 seneden fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen, sevgili gençlerden en büyük desteği almamıza rağmen ve 18-25 yaş seçmen grubunda Zafer Partisi ikinci parti olmasına rağmen, gençler harçlıklarından artırdıkları paralarla Zafer Partisi’ne bağışlar yaparak partimizi ayakta tutmalarına rağmen bir gençlik programı açıklamamıştık. Buna rağmen gençler Zafer Partisi’nin arkasında olmuşlar. Bizim bütün Türk halkı için önermiş olduğumuz programdan ötürü Zafer Partisi’nin arkasında yer almışlar ve Zafer Partisi’ni kararlılıkla desteklemişlerdi ve destekliyorlar.

İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner

“HEYBELİADA RUHBAN OKULU EYLÜL AYINDA AÇILIRKEN YÖK DENETİM VE YÖNETİMİ ALTINDA AÇILMAZSA BU BİR KAPİTÜLASYON OLUR”

Biz de ilk kez derli toplu bir şekilde, Zafer Partisi iktidarında Zafer Partisi’nin Türk gençleri için hangi politikaları öngördüğünü 19 Mayıs’ta, Gençlik Bayramı’nda gençlerimizle ve sevgili Türk kamuoyuyla paylaştık. Temel olarak 79 ana başlık altında vaatlerimiz, politikalarımız toplanmış durumda.

“TEK HANELİ ENFLASYON BEKLENTİSİ BAŞKA BAHARLARA KALIYOR FAKAT AKP İKTİDARDA KALDIKÇA BAŞKA BAHARLAR GELMEYECEK”

Önümüzdeki günlerde, aylarda da bu vaatlerimizi sevgili Türk gençliğinin gündemine getirirken onlardan da beklentimiz şu: Lütfen bana ulaşın. Bana nasıl ulaşacağınızı size söylememe gerek yok. Siz bunu zaten her zaman başardınız ve başarıyorsunuz. Cep telefonu numaram hepinizde var. Bazen geceleri toplanıp 24 kişi toplu arama yapıyorsunuz. Fakat, sonra ben de açınca bazılarınız paniğe kapılıp ‘Aaa açtı’ diye kapatıyorsunuz. Hayır, kapatmayın. Ben açarım, sohbet ederiz. Bana WhatsApp’tan ‘Şunlar da olsa iyi olur’ diye yazabilirsiniz ya da e-postayla ulaşıp bana yazabilirsiniz.

Evet, ben dün kapsamlı bir şekilde bu konuda Zafer Partisi’nin yapacaklarını anlattım ama bu 79 eylem planından bazılarını kısa kısa tekrar hatırlatmak istiyorum.

Genel sağlık borçlarını sileceğiz. KYK borçlarını da sileceğiz. Aslında biz çok yıkılmış bir ekonomi devralacağımızı biliyoruz. ‘Peki bunu nereden finanse edeceksiniz?’ diye sorabilirsiniz. Haklısınız. Malum şirketler var ya, onlara getirilen vergi muafiyetleri 3 trilyon TL’ye kadar çıkıyor. Mesela oradan finanse edeceğiz. Devlet ihalelerinde şeffaflık ilkesi uygulansa, adil ihaleler olsa, hesaplanan yılda 20 milyar dolar tasarruf ediliyor. Mesela oradan bu tasarrufu gerçekleştireceğiz.

Günde bir öğün, 20 milyon öğrenciye bedava yemek çıkaracağız. Bunun maliyeti 7-8-9 milyar dolar. Şimdi bu yemeğin nasıl olacağını ve nasıl tedarik edileceğini arkadaşlarımızla tartışıyoruz.

“EJDER MEYVELİ SMOOTHİE YİYİP SARAYLARDAN ÇIKMAYANLAR BU KURBAN BAYRAMI’NDA HALKIN ISTIRABINI GÖRMÜYORSA, SANDIK ARTIK HALKIN ÖNÜNE GELMELİDİR”

Anne ve babalarınız daha siz küçükken sizi hangi koleje yollayacaklarını ve o finansmanı nasıl sağlayacaklarını düşünüyorlar. Anne ve babalarınızı bu düşünceden kurtaracağız. Çünkü eğitim bir yurttaşlık hizmetidir ve bir yurttaşlık hakkıdır. Her Türk genci, Türk çocuğu kamu okullarında en kaliteli eğitimi alabilecek durumda olmalı. Onun için biz özel okulları asıl değil, tali görüyoruz; devlet okullarında kaliteli eğitimi esas görüyoruz.

Yine üniversitelerde okuyan sevgili üniversiteli gençler; sekiz kişilik, altı kişilik, on iki kişilik yurt odalarında kalıyorsunuz. Biz bir ülkenin prestijinin, yöneticilerinin saraylarda kalmasıyla olduğunu düşünmüyoruz. Öğrencilerinin tek kişilik yurt odalarında kalmasıyla gerçekleştiğini düşünüyoruz. Ben bundan 40-45 sene önce Almanya’da tahsilimi yaparken tek kişilik bir yurt odasında kalırken, bugün benim öğrencim olan profesörlerin ve doçentlerin öğrencilerinin sekiz kişilik odalarda üniversite tahsili yapmasını kabullenmiyoruz.

Tabii adalet her şeyin başında geliyor ve adalet gerçekten herkes için eşit olmalı ve siyasi parti baskısı olmamalı. Mülakatı kaldıracağız. Liyakatli atamalar mülakatla ne yazık ki mümkün değil.

Yine yapacaklarımız arasında ulaşımı kolaylaştırmak için, gençliğin motosiklete binmesini kolaylaştırmak için ilk kez motosiklet alırken ve onun koruyucu kıyafetlerini alırken KDV ve ÖTV almayacağız. Ayrıca taksitle alımı teşvik edeceğiz. Keza telefon, tablet, bilgisayar; bunların da ilk kez alımında iletişim teknolojileri vergilerini sizler için kaldıracağız. Çünkü bu, bir eğitim sürecinin parçası haline gelmiştir.

Evet sevgili genç kardeşlerim, programımızı her vesileyle ben sizlerle tekrar tekrar paylaşırken tabii sizlerden de bana geri besleme yapmanızı rica ediyorum. Ama bir vaadimizi daha tekrarlamadan bu konuya son vermek istemiyorum.

Bakın, bu ülkeye dünyanın 164 ülkesinden insanlar geliyorlar ve bu ülkede ev satın alıyorlar. Kendileri, eşleri, bazen ikinci, üçüncü eşleri, 5-6 çocuk; hepsi birlikte vatandaşlık alıyorlar. Beş sene sonra bu evi karla satıyorlar hem kar etmiş oluyorlar hem de Türk vatandaşlığını koruyorlar. Ve sizin babanız bu devlete yıllarca hizmet etmiş olmasına rağmen, vergisini dürüst ödemiş olmasına rağmen siz hala kirada oturuyorsunuz. Babanızla birlikte oturuyorsunuz. Ve ne yazık ki siz de ev sahibi olma hayali kuramıyorsunuz. İşte biz bunu kökten değiştirmeye kararlıyız. Her gencin 30 yaşında bir ev sahibi olması hayal değil. 120 ay düzenli bir şekilde taksitlerinizi yatıracaksınız. Siz bu taksiti yatırırken devlet de araziyi tahsis edecek, altyapısı oluşacak ve inşaattan devlet vergi almayacak. 120 ay sonra, yani 10 sene sonra siz bir ev sahibi olacaksınız. Eğer bu sırada sizin gibi bir başka genç de, o anda tanımadığınız ama daha sonra tanışıp evlenmeye karar verdiğiniz, aynı taksitleri ödüyor ise ya ikiniz bu iki oda, 80 metrekarelik evde oturmayı tercih edip diğerini kiraya vereceksiniz ya da ikisini birleştirme fırsatına ve evlendiğiniz zaman daha büyük bir evde oturma fırsatına sahip olacaksınız.

Evet, hayal gibi geliyor değil mi? Yani 30 yaşında ev sahibi olmak, bugünkü rakamlarla. Ama biz ev ödevimizi iyi yaptık. Aslında rakamlar o kadar yüksek değil. Eğer arazi fiyatları ve devlet indirimleri söz konusu olursa ki bu bir devlet projesi olacak, her Türk genci ev sahibi olma anlamında evlenebilme ve daha sonra bir eşle evlenebilme imkanına daha rahat kavuşacak.

Erdoğan sürekli şikayet ediyor: ‘Çocuk sayısı düştü, nüfusumuz azalıyor’ diye. Bu kiralarla, bu ev fiyatlarıyla insanlar nasıl evlensinler? Eskiden olduğu gibi göçebe hayata geçip çadıra mı geçelim? Evet, AKP politikaları ancak bunu teşvik ediyor. Oysa biz yabancılar için rezidans değil, Türk gençleri için onurlarıyla oturacakları evleri inşa edeceğiz.

Evet sevgili basın mensupları, sevgili Zafer Partililer,

27 Mayıs Çarşamba günü itibarıyla mübarek Kurban Bayramı’nı kutlayacağız. Kurban Bayramı bir yardımlaşma ve dayanışma bayramıdır. Bu vesileyle şimdiden bayramınızı kutluyorum ve hayırlı ibadetlere vesile olmasını diliyorum.

Bu bayramda da emekli vatandaşlarımıza bayram ikramiyesi ödemeleri 17-22 Mayıs tarihleri arasında 4 bin TL olarak yapılacak. 2018’de bin TL ödeniyordu biliyorsunuz. 2018’de Diyanet Vakfı vekâletle kurban kesim bedeli 850 TL’ydi. Çeyrek altın 394 TL’ydi. Asgari ücret de bin 603 TL’ydi. 2018’de yani bir emekli, bayram ikramiyesiyle bir kurbanlık koyun alıp artan parayla torunlarına bayram hediyesi ve bayram harçlığı veriyordu.

Ankara Polatlı’da 40 kilo bir kurbanlık koyun 22 bin lira, 50 kilo ise 30 bin lira. Bu hesapla ne olması gerekir 2018’deki gibi bir emeklinin aldığı bayram ikramiyesi? Diyanet’in kurban vekâlet teslim ücreti esas alınırsa bugün olması gereken 21 bin 200, asgari ücret baz alınırsa 17 bin 685, çeyrek altın esas alınırsa 27 bin 200 TL olması gerekiyor bayram ikramiyesinin. Oysa rakam sadece 4 bin TL civarında.

Nisan 2026 itibarıyla 4 kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken zorunlu gıda harcaması, yani açlık sınırı, 34 bin 587 TL olduğuna göre AK Parti iktidarında 5 milyon emekli 20 bin TL ile geçinmeye çalışıyor. Enflasyondan dolayı bu rakamın alım gücü 17 bin 82 TL’ye geriledi. Asgari ücretli 28 bin 75 TL alıyor, bu da Nisan sonu itibarıyla 23 bin 960 TL anlamına geliyor. Artık Kurban Bayramı’nda et yiyebilecek durumda değiller.

AK Parti iktidarının 24. yılında Türkiye’nin gelmiş olduğu nokta bu. Üreticilerle konuştuğunuzda söyledikleri şu: Bir süre sonra paranız olsa bile satın alacak et bulamayacaksınız.

AK Parti iktidarı işçiyi, emekliyi, köylüyü unutmuş; açlık ve yoksulluk içerisinde kaderine terk etmiştir. Bu iktidarın Türk halkı nezdinde kredisi tamamen ortadan kalkmıştır. Türk halkını yoran, tüketen, orta sınıfı ortadan kaldıran, kendisi de metal yorgunluğunun ötesinde metal dağınıklığına sürüklenen bu iktidarın bir çözüm üretecek takatinin kalmadığını Türk milleti görüyor.

Türkiye’de geniş toplum kesimlerinin açlık ve yoksulluk içinde kıvranması bir hata değil; bugünkü AK Parti iktidarının politik ve siyasi tercihlerinin bir sonucudur. Ejder meyveli smoothie yiyip saraylardan çıkmayanlar bu Kurban Bayramı’nda halkın ıstırabını görmüyorsa, sandık artık halkın önüne gelmeli ve bu iktidar bir an önce emekliye sevk edilmelidir.

Değerli basın mensupları, sevgili yurttaşlarım, sevgili Zafer Partililer;

Hafta içinde Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı, 2026 enflasyon ara hedefini yüzde 16’dan yüzde 24’e, yıl sonu hedefini de yüzde 18’den yüzde 26’ya çıkardıklarını açıkladı. Bakın göreceksiniz, yıl sonunda konuştuğumuz rakam 34-36 arasında olacak.

TÜİK verilerine göre açıklanan 2026’nın ilk dört ayının yani Ocak, Şubat, Mart, Nisan’ın toplam kümülatif enflasyonu yüzde 14,4 olarak gerçekleşti. Gelinen aşamada Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın yüzde 26’lık yıl sonu tahmini ile Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan yüzde 32,37 seviyesindeki Nisan 2026 gerçekleşmesi arasında bile hala belirgin bir fark bulunuyor.

İktidar tarafı enflasyonla mücadelesindeki başarısızlığı ABD-İsrail-İran çatışmasına bağlama eğiliminde görünse de esas sorun iktidarın fiyat istikrarını sağlamadaki başarısızlığıdır. Üç yıldan beri bir enflasyonu düşürme programı izliyorlar. Enflasyonun düşmesi öncelikle kurumlara güven duyulmasıyla ilişkilidir. Bugün ortada kurum yok ki güven olsun. Piyasalardan güven bizzat AKP iktidarının eliyle ortadan kaldırılmıştır.

Bakın son 5 yılda 3 kez Merkez Bankası Başkanı değişti. Neydi? Yasaya bakarsanız Merkez Bankası bağımsızmış. Hadi oradan. Merkez Bankası ne yazık ki bağımsız değil. Hatta Merkez Bankası herhangi bir ticari bankanın herhangi bir mahalle şubesinin etkisi ve yetkisinin ötesinde bir yetkiye ve etkiye ekonomi üzerinde ne yazık ki sahip değil. Bu haftaki son güncellemeyle merkez bankası enflasyon tahminleri son 5 yılda 16. Kez yukarı doğru çekildi yani artırıldı. Yani AKP iktidarı özellikle ‘Tek Adam Rejimi’ dediğimiz Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle beraber sadece yüksek faizli dış borç bularak günü kurtarmaya çalışıyorlar, faiz ötelemeleriyle borçları ödüyorlar ancak Türk lirasının dümenini tutamıyorlar. Parasal istikrarı sağlayamıyorlar ve tek haneli enflasyon beklentisi başka baharlara kalıyor. Fakat AK Parti iktidarda kaldıkça bu başka baharlar gelmeyecek arkadaşlar.

Peki bu mümkün mü? Evet, mümkün. Planlı kalkınma modeli oluşturmadan, yandaş sermaye ekonomisi değil gerçek pazar ekonomisini uygulamadan, katma değeri yüksek teknoloji üretimine geçip küresel pazarlarda yer edinmeden, tarımsal sektörde üretim, kalite ve teşvik reformu yapmadan, dengeli ve adil bir vergi sistemini oturtmadan; özetle dış ticaret dengesi ve bütçe dengesi sağlamadan sadece dış borç alarak ve borç yükünü artırmaya devam ederek parasal istikrarı sağlamak mümkün değildir.

Zafer Partisi iktidarında devlet deneyimi ve akademik birikimi olan kadrolarımızla; planlı ekonomi, Devlet Planlama Teşkilatı’nın tekrar kurulması, planlı tarım, planlı bir sanayileşme programı yani birbiriyle uyumlu mali politikalar, para politikaları ve sanayi politikaları ile Türkiye’nin AK Parti tarafından derinleştirilen makus tarihini yenerek yoksulluğa ve enflasyona son verirken ekonomide büyük bir sıçramayı gerçekleştirme konusunda kararlıyız.

Sevgili Türk halkından, sığınmacılar konusunda bize duyduğu güveni ekonomi programımıza ve Tertemiz Türkiye Projesiyle uyuşturucuya ve sanal kumara karşı vereceğimiz milli mücadeleye de göstermesini ve bizi, Zafer Partisi’ni desteklemesini bekliyoruz.

Değerli basın mensupları, sevgili arkadaşlarım ve toplantımıza katılan sevgili Zafer Partililer,

Hafta içinde Fener Ortodoks Rum Kilisesi Başpapazı Bartolomeos, Atina’da yaptığı açıklamada Heybeliada Ruhban Okulu’nun Eylül 2026’da açılacağını tekrar ifade etti. Dikkatinizi çekiyorum: Açıklamayı nerede yapıyor? İstanbul’da mı? Hayır, Atina’da yapıyor.

Hatırlayacaksınız, Cumhurbaşkanı Erdoğan 25 Eylül 2025’te gerçekleştirilen Washington ziyaretinde Heybeliada’daki Ruhban Okulu için ellerinden geleni yapacaklarını söyleyip konuyu Bartolomeos’la görüşeceğini ifade etmişti.

Arkadaşlar, Heybeliada Ruhban Okulu 1971’de bu okulun İstanbul Üniversitesi’ne bağlı yüksekokul olarak Türk devlet denetim ve yönetimine girmesi yönündeki Anayasa kararı üzerine kilise tarafından kapatılmıştı. Yani dediler ki: ‘Biz Türk devletinin kontrolüne girmeyiz’ Türkiye’deki bütün yüksek öğretim kurumlarını kapsayan bu karara rağmen bütün yüksek eğitim kurumları bu denetime girerken, Fener Rum Patrikhanesi ‘Biz Türk devletinin denetimine girmeyiz’ diyerek kendi isteğiyle bu okulu kapattı. Yani kilise bu okulu Türk devletinin denetimine sokmayı reddetti ve reddetmeye devam ediyor.

Eğer Heybeliada Ruhban Okulu Eylül ayında açılırken YÖK denetim ve yönetimi altında açılmazsa, tekrar ediyoruz, açıklıyoruz: Bu bir kapitülasyon olur. Bu kabul edilemez bir egemenlik ihlali olur. Bu bir istiklal karşıtı, bağımsızlığımızın karşıtı, laiklik karşıtı bir Anayasa ihlali olur. Ve yurt dışından gelecek yabancı öğrencilerle bu okul FETÖ okullarına benzer bir casus yuvasına döner. Çünkü bu okula gidecek nüfus Türkiye’de yok arkadaşlar.

Şimdi buradan hükümete soruyoruz: Siz hala Batı Trakya’da Türklerin kendi müftülerini seçmesine izin vermeyen bir Atina yönetimi varken, Yunan hükümetinin seçtiği müftüleri Batı Trakya Türklerini camiye sokmazken, Batı Trakya’da ‘Türk’ olduğu bile kabul edilmezken nasıl olur da Türk devlet organlarının denetimini kabul etmediğini söyleyen bir okulu Türkiye’de açarsınız? Sizin yerlilik ve millilik anlayışınız bu mudur? Bu mudur Türk olmak? Bu mudur Müslüman olmak? Bu mu büyük Türk devleti?

Bunu Türk halkına anlatamazsınız. Ama biz size söylüyoruz buradan. ‘Söylemedi’ demeyin. Eğer bu okul Türk devletinin denetimi dışında açılırsa 24 saat, ta ki bu okul kapatılana kadar Anadolu’yu dolaşır; köy köy, kasaba kasaba, şehir şehir bu okulun nasıl Amerikan baskısıyla açıldığını Türk milletine anlatırız.

Türkiye bir sömürge ülkesi değil. Bir ayağı Atina’da, bir ayağı Washington’da olan bu papaza verilen ödüller ve Ruhban Okulu’nun özerk yapıyla açılması; İstanbul’u yeniden Konstantinopolis yapma çabasıdır. Tarihi surlar içerisinde yeni bir Vatikan, Ortodoks din devleti ortaya çıkarma rüyasıdır.

Evet, biz bu Ortodoks Kilisesi’nin ne kadar fanatik olduğunu biliyoruz. Bir Ortodoks Kilisesi önde gelen başpapazı şöyle söylüyor: ‘Tanrım, eğer kıyamet biz Konstantinopolis’i tekrar fethetmeden koparsa, müsaade et hiç olmazsa ruhlarımız taşıdıkları haçlarla Ege Denizi üzerinden uçarak gelsinler Ayasofya’ya, Ayasofya’yı fethetsinler’. Evet, biz de diyoruz ki kıyamet İstanbul Türk’ken kopacak ve siz ve ruhlarınız İstanbul hava sahası üzerinde görünemeyeceksiniz.

İktidar ve muhalefet, tüm taraflarıyla ulusumuzun güvenliği ve devletimizin egemenliğine gölge düşüren bu Ruhban Okulu ve sözde ekümenik patriklik konusunda duyarlı ve dikkatli olmalı ve milletimizin hukukuna sahip çıkmalıdır. Biz Zafer Partisi olarak bu konuda milli hassasiyet ve kararlılıkla mücadele edeceğiz. Yüce Türk milleti de bu mücadeleyi görecek.

Değerli basın mensupları, kıymetli Zafer Partililer,

Bu hafta iktidar kanadı Deniz Yetki Alanları Yasası hazırlığı yaptığını açıkladı. Hayırlı uğurlu olsun. Yani Mavi Vatan Yasası hazırlıyorlarmış. Buna diyeceğimiz hiçbir şey yok. Geç kaldınız ama hazırlayın. Elinize sağlık. Sizi gerçekten hasreten tebrik ediyoruz. 24 yıllık iktidarınızın sonunda bu aklınıza geldi.

Aslında biliyorsunuz, Annan Planı için sokaklara dökülmüştünüz. Annan Planı Allah korusun sizin istediğiniz gibi gerçekleşseydi şimdi Mavi Vatan yasası çıkaramayacaktınız. Çünkü Doğu Akdeniz bir Rum denizi olacaktı. Allah korudu. Türk milletini, Türk milletinin hukukunu AKP değil Allah korudu.

Tabii bazı şeyleri hatırlatalım. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 2003 yılında Mısır’la bir yetki alanı anlaşması yaptı. Buna ses çıkarmadınız. Aynı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 2007’de Lübnan’la, 2010’da İsrail’le anlaşmalar yaptı ve Doğu Akdeniz’de adeta Mavi Vatanımızı işgal etti. Buna da ses çıkarmadınız.

Oysa bakın, Karadeniz’de deniz yetki alanları anlaşması daha 1986’da yapılmıştı ve Mavi Vatan’ın Karadeniz bölümü şekillenmişti. Yine AK Parti hükümetinin silik ve teslimiyetçi tutumuyla Ege ve Akdeniz’de büyük yanlışlar ve kayıplar yaşandı.

Aslında Mısır ve Lübnan, hatta İsrail bu anlaşmayı Güney Kıbrıs’la değil Türkiye’yle yapsa Doğu Akdeniz’de daha geniş ekonomik münhasır bölgeye sahip olacaktık.

Sayın Necdet Basa hocamız bu konunun uzmanlık derecesinde çalışanlarından birisidir. Nitekim Lübnan ve Mısır devletleri 2020’lerden önce Güney Kıbrıs Rum Kesimi anlaşmalarını meclislerinden onaylatmadan bekletmişlerdi ama AK Parti hükümetleri bu konuda geri kalınca, hareket etmeyince devam ettiler.

2019’da Libya’yla ilk Mavi Vatan anlaşması yapılınca Mısır, Yunanistan’la karşı anlaşma yaptı ve Lübnan Kasım 2025’te Annan anlaşmasını mecliste onayladı ve sorun büyüdü.

AK Parti hükümeti çok gecikmiş olarak 2020’de Mavi Vatan koordinatlarını ve 2025’te deniz mekânsal planlama haritalarını Birleşmiş Milletler Teşkilatı’na deklare etti ama Türk gemileri 2020’den beri bölgede arama ve sondaj yapmıyorlar.

Şimdi bu yasa çıkıp iç hukuk düzenlemesi yapılınca hangi uluslararası sorun çözülmüş olacak? İhtilaflı parsellerde petrol ve doğal gaz arama hakkı Türkiye’ye mi geçecek? Ya da sondaj ve arama gemilerimiz donanmamız eşliğinde başka ihtilaflı parsellerde ortaya irade ve güç koyacak mı?

İşin aslı galiba AK Parti yine algı yapıyor. Mavi Vatan’daki kayıp tutumunu, Ege’de daha doğru bir ifadeyle Adalar Denizi’nde Yunanistan’ın fiilen işgal ettiği 22 adacık ve kayalığı ve 12 adanın askerî garnizona dönmesi karşısındaki akıl almaz tepkisizliğini ve eksikliğini algıyla dengelemeye çalışıyorlar. Bu, AK Parti’nin en iyi yaptığı iş: Algı politikası.

Ve galiba yavaş yavaş da seçim hamleleri yapmaya başlıyorlar. Bütün Zafer Partili il başkanlarına sesleniyorum: Seçimin ayak seslerini duymaya başlayacağız. Nitekim planlı bir seferberlik tatbikat hazırlığı, sanki Türkiye bir savaşa giriyormuş gibi lanse edilmeye ve buradan bir siyasi kazanım ihtimalinin oluşturulmaya çalışıldığını görüyoruz.

Biz zaten kadrolarımızla sürekli seferberlik hâlindeyiz. Geçmişte de Sayın Erdoğan’ın bu tip denemeleri olmuştu. Hatırlayın, 24 Mart 2018’de Samsun’daki 6. Olağan Kongre’de metal yorgunluğundan bahsetmiştim. ‘Şimdi diriliş harekâtını Afrin’de başlattık, devamı var. Yeniden diriliş’ demişti. Yani askeri harekâtla siyasi yorgunluğu ortadan kaldırmak.

Yani partisinin kongresinde Afrin’de yapılan Zeytin Dalı Harekâtı’yla metal yorgunluğunu attığını, yeniden dirilişe geçtiğini söylemişti. Bir askerî harekâtla bir parti kongresinde metal yorgunluğunu atma arasında nasıl bir ilişki olabilir ki demokratik bir ülkede? Ama algı siyaseti böyle çalışıyor.

Şimdi ‘Terörsüz Türkiye’ dedikleri PKK ile ikinci müzakere sürecinde halk desteğini bulamayan, ekonomik buhranı aşmak için Türk halkının önüne herhangi bir proje koyamayan iktidarın yine metal yorgunluğunu aşma çalışmaları içerisinde olduğunu görüyor ve bunları dikkatle izliyoruz.

Değerli Zafer Partililer,

Bütün konuşmamı sabırla dinlediniz ama ‘Genel Başkan niye Sayın Bahçeli’nin Öcalan’a koordinatörlük önermesi konusunu hiç ele almadı?’ diyebilirsiniz.

Doğrusu Sayın Devlet Bahçeli’yi 1976-77 senesinden beri tanıyorum. Önce Sayın Bahçeli’nin adını lise öğrencisiyken bir ülkücü abimiz olarak duyardık. Çok az ülkücü asistan vardı, o da onlardan birisiydi. Devlet Bey’in abisi de benim matematik öğretmenimdi Ankara Koleji’nde.

Sonra Almanya’dan döndükten sonra Gazi Üniversitesi’nde ilk değil ama ikinci ziyaretine gittiğim hoca Devlet Bahçeli olmuştu. O zaman bizler için kendisi Devlet Beydi ve Türk milliyetçiliğinden de taviz vermeyen kişiydi. Diğerlerini eleştirirken hep referans olarak da taviz vermeme konusunda Devlet Ağabey’i örnek alırdık. Seyit Bey de burada, konuşmayı duyunca efkârlanıyor. Ben Devlet Bey’in genel başkanlık açıklamasını yazmış kişiyim. Seyit Bey de Devlet Bey’in bütün adaylık sürecinde arabasını sürmüş, bütün Anadolu’da kendisini dolaştırmış kişi.

Onun için bizim şaşkınlığımız çok daha büyük. Yani bütün Türk milliyetçilerinin şaşkınlığı çok büyük. Diğer siyasi partilerden insanlar da bize sormaya devam ediyorlar ‘Ne yapıyor Devlet Bey?’ diye. En son yayımlamış olduğu metni Devlet Bey’in yazmadığından eminim. Hatta şunu da söyleyeyim: O metnin MHP Genel Merkezi’nde yazılmadığından da eminim. MHP Genel Merkezi literatürünü yıllardan beri iyi bilen bir kişi olarak bunu söylüyorum. Bu dışarıda yazılmış ve bir bürokrasi içerisinde bir kanadın çalışması. Abdullah Öcalan’a bir statü verilmeye çalışılıyor.

Çok tehlikeli benzetmeler yapılıyor. İrlanda Cumhuriyet Ordusu ile İngiliz devleti arasında yapılan görüşmelere atıfta bulunuyor. Bu görüşmeler sırasında uluslararası heyetlerin, kuruluşların sürece müdahaleleri söz konusu. Türkiye ile İrlanda’yı nasıl karşılaştırırsınız? Bu Türkiye’yi nereye sürükler? Hani Devlet Bahçeli bütün bu süreç başlarken ‘önümüzdeki süreçte çok şey değişecek, İnşallah Türkiye değişmez’ demişti ya. Devlet Bey, farkında değil misiniz? Türkiye’yi değiştiriyorsunuz. Tarihe Türkiye’yi değiştiren kişi, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’in parçalanmasına yol açan kişi olarak geçmek mi istiyorsunuz?”

Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın “Muharrem İnce, Açık Mikrofon Programı’nda ‘Muharrem Bey senin Muharrem Bey’e güvendiğin kadar kendisine güvense bunu konuşuruz’ sözlerinize yanıt verdi. Sizin söyleyecek bir şeyiniz olacak mı bu konuda?” sorusuna verdiği yanıt:

“Evet, bir genç arkadaş bana ‘Muharrem Bey’le işbirliği yapar mısınız?’ dedi. Tabii ben de kendisine ‘Muharrem Bey senin Muharrem Bey’e güvendiğin kadar kendisine güvense bunu konuşuruz’ dedim. Bu açıklamamda Sayın İnce’yi kıracak bir şey yok. Nezaketle söylenmiş bir şeydi bu. Ancak Muharrem İnce’nin cevaben vermiş olduğu açıklama edep sınırlarını geçmiş, terbiyesizce bir açıklama.

Şimdi Muharrem Bey’e bu cevabı vermek istemezdim ama Muharrem Bey birinci adaylığı sonunda ‘Adam kazandı’ dedi. Milyonları sokakta bıraktı ve kaçtı. Bulunamadı.

Sonra ikinci kez aday oldu. Sahte bir kaset çıkınca yine korktu ve kaçtı.

Sonra binlerce aileyi, on binlerce insanı bir partinin kurulmasına, Memleket Partisi’nin kurulmasına sevk etti. Kurdu ve o partiyi seçime dahi sokmadan, seçim sonrasında oradaki yüzlerce teşkilatı ortada bırakarak sadece kendi kişisel ikbali için Cumhuriyet Halk Partisi’ne tekrar kaçtı. Herhâlde Muharrem İnce’den daha büyük bir kaçak vardır. Kaçak Kimble.

Artık Oy Kullanmıyorum Diyenlere Kızmıyorum
Artık Oy Kullanmıyorum Diyenlere Kızmıyorum
İçeriği Görüntüle

Yazdığım kitapları üst üste koysak Muharrem Bey’in boyundan bile uzun oluyor.

Kendisi bir şeyi çok sık söylüyor: ‘Cumhurbaşkanlığı adaylığım sırasında ikinci bir üniversite okudum’ diyor. Birincisinden şüpheliyim. Gerçekten okumuş mu acaba?”

Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)