Ülkemizde yıllardır sağ sol,alevi,Sünni, Kürt Türk  kavgası  ile kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen bir kuvvetin varlığı tartışılmaz.

Bakınız bu günlercd Çanakkale harbinde elde ettiğimiz zafer’in 101.yılındayız. Bu savaşta Türk, Kürt,Laz,Arap kısaca Müslümanlar haçlılara karşı son kale Çanakkale’yi savundular ve kazandılar. Hiç şüphe yok ki  şu an da Müslümanlar için son kale TÜRKİYE’dir.

Bu ülke toprakları üzerinde yaşayan herkes her konuda hem fikir olmayabilir. Bu gayet normal ama ülkemizi karıştıranların kan akıtmalarını anlamak mümkün değil.  Son bir yıl içinde ülkemizde yaşanan saldırılarda hayatını kaybeden yüzlerce vatandaşımız oldu. Olayın arkasında iç ve dış mihrakların olduğu kesin. Halkımızı katleden, göz yuman  ve sevinen herkesi en basit ifadesi ile kınıyorum.

Ankara Kızılay Saldırısı ülkeyi yasa bağdu…

13 Mart 2016 Saat 18.45 de Ankara Kızılay’da yaşanan saldırıda ilk belirlemelere göre 34 vatandaşımız yapılan saldırı ile hayatını kaybetti. Biliyorum ne yazarsam yazayım giden canlar bir daha geri gelmeyecek. 34  ölü ve 125 yaralı  dışında ne yazarsam yazayım hepis boş. Hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet yakınlarına başsağlığı dilerken yaralılara da acil şifalar dilerim.

Önemli bir aydayız…

Bu hafta 101 yıl önce düşmana karşı çok zor şartlar altında ulusça kazandığımız Çanakkale zaferinin sene-i devriyesindeyiz.Yine Mehmet Akif Ersoy ülkece çok zor günler yaşadığımız bir anda 12 Mart 1921 de kabul edildi.

İstiklal Marşı,yarışmaya katılan 724 şiir arasından seçilerek zamanın Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver tarafından Büyük Millet Meclisi’nde okundu. 

Bütün milletvekillerince büyük bir coşku ve heyecan içerisinde, iki defa ayakta dinlenen İstiklal Marşı, 21 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Milli Marş olarak kabul edildi. 

Mehmet Âkif, İstiklal Marşı’nı Türk Milleti’nin eseri olarak kabul ettiği için Safahat’a koymamış ve Kahraman Ordumuz’a hediye etmiştir. Mehmet Akif Ersoy’u  rahmetle yad ediyorum.

Bu olaylar eksik Orta doğu Politikamız nedeni ile olabilir mi ?

Özellikle Ankara’da  son aylarda yaşana büyük can kayıplı saldırı olayları neden oluyor sorusunu kendimize sormamız gerekir.

Belki şu an bunu yazmanın yeri olmayabilir.Ama  bu konuyu da artık irdeleme vakti geldi.

Suriye Rejimi ile ülke  olarak kanlı bıçaklıyız.DEAŞ ile de   aramız fena şekilde  bozuk. YPG kendi ağzı ile Türkiye’ye  yapılan herhangi bir saldırıyı  kabul etmemesine rağmen Türkiye ‘yi yöneten  siyasi erk tarafından  her nedense birinci tehlike olarak algılanmış ve ona göre hareket edilmiştir.

Amacım bu yazımda hiç bir tarafı suçlayıp diğer tarafı aklama kaygım yoktur.

Tek amacım  sadece doğruya ulaşmak için kısa bir durum değerlendirmesi yapmaktır.Suriye de Türkiye’nin destek verdiği tek yapı Özgür  Suriye ordusudur. ÖSO’da  ne yazık ki b eklenen başarıyı gösteremedi. 

Özetle Türkiye Suriye’de ne İsa’ya,ne de Musa’ya yaradı dersek abartı olmaz.

Başımıza bu kadar musibet geliyorsa artık başkasını suçlayarak bir yere varamayız. 

Bunu derken de Hükümet istifa etsin,körü körüne hükümeti suçlayalım da demiyorum. 

Ama Hükümetinde şapkasını önüne koyup SURİYE politikasında nerede hata yaptım diyerek kendisine bir soru sormasının vakti geldi.

Türkiye ilk hata olarak bu konuda ABD.ye çok güvenmiş olması oldu. ABD Rusya, İran ve Çin’in destek verdiği Beşar Esad’ı iş başında uzaklaştıramayacağına inandığı için hemen dümen kırarak halk tabiri ile TÜRKİYE’ yi ortada bıratığına inanıyorum.

Allah bilir ama son aylarda Ankara’dan yaşanan büyük patlamaların çoğu eksik veya yanlış Suriye politikaları nedeni ile olduğunu söylemeliyim. 
HÜKÜMET’in aklı başında halka tatminkar bir cevap vermesi gerekir. 

İstanbul’da 13.03.2016 da YGS imtihanına giren ve 14.03.2016 da okulu ile Ankara’ya geziye göndereceğimiz kızımızın SEYAHATİNİ İPTAL ETMEK zorunda kalan bir baba olarak hükümetimizin bana tatminkar bir cevap vermesini hak ediyorum sanrım.

Allah ülkemizi korusun

PKK’nın hendek siyasetini doğru bulup destek vermem imkansız.Hükümet 1990’ lı yılarda güvenlikçi politikalar ile terör’ü bitireceğini düşünüyordu. 2012 de başlatılan ve 7 Haziran 2015 genel seçimlerinden hemen sonra BUZDULABINA kaldırılan Barış ve Kardeşlik sürecinden sonra binlerce ülke evladının hayatını kaybederek kara toprağa gittiğini hükümetin açıklamalarında görmek mümkün. Keşke PKK, YPG’nin Suriye’de elde ettiği başarıyı görüp biz de Türkiye’nin bir kısmında başarıyı elde edebiliriz düşüncesinde olduğu için ne yazık ki 7 Haziran seçiminden sonra gayet güzel devam eden süreç tuzla buz oldu.

Şu an yeri de olmazsa söylemek zorundayım. Hükümet bu sefer daha gizli bir şekilde el altında HDP ile müzakere yaparak yarım kalan barış sürecine dönmelidir. HDP,PKK ve YPG de bu durumun kıymetini bilerek hareket etmelidir.

İlk günden beri barış,uzlaşı ve kardeşçe yaşam’ın savaştan daha önemli olduğunu vurguladım. 

Allah ülkemizi korusun.

Unutmayın Ümmetin son kalesi TÜRKİYE'dir...


Hüseyin Çetiner / İstanbul Times  / 13 Mart 2016