-Aslında CHP’nin 33. Kurultayı arifesinde hiç kimse bir genel başkan değişikliği beklemiyordu.Muhtemelen Deniz Baykal tek aday olarak delegenin karşısına çıkacaktı. Bilindiği gibi o süreçte, hala aydınlatılamamış olan kaset komplosu ortaya çıktı ve Baykal istifa etti.
Kurultaya kısa bir süre kala ortaya çıkan bu gelişme sonucunda doğal olarak yeni genel başkan arayışı gündeme geldi. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu üzerinde bir mutabakat olduğu için, örgütün de desteği ile aday oldu ve kurultayda neredeyse oybirliği ile genel başkanlık görevine getirildi.
*Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçilmesinden sonra en anlamlı değişim ne olmuştur sizce?
-Kılıçdaroğlu’nun Genel Başkanlığı toplum tarafından olumlu karşılandı. Sayın Kılıçdaroğlu parti içinden aldığı desteği toplumun geniş kesimlerinden de aldı. Binlerce insan, başta gençler ve kadınlar heyecan ve umutla CHP’ye üye olmak, ya da gönüllü olarak çalışmak için parti örgütlerine başvurdu. Tabi bu durum partililerin de moralini yükseltti. Elbette bu çok önemli bir gelişmeydi.
Önümüzdeki süreçte, muhtemelen milletvekili seçimlerinden sonra Sayın Kılıçdaroğlu’nun kurultay konuşmasında da belirttiği gibi CHP kendisini programatik ve örgütsel açıdan yenileme sürecini başlatacak ve halkın sorunlarına sürekli olarak somut çözümler üretmeyi esas alan, demokratik bir yapıya kavuşacaktır.
*Gerek iktidar partisi olan AK Parti’nin ve gerekse CHP ile MHP gibi muhalefet parti liderlerinin referandum süresince yürüttükleri kampanyaları genelde nasıl buldunuz? İzlenimleriniz nelerdir?
-Referandum sonuçları her şeye rağmen CHP’nin başarılı olduğunu gösteriyor. Yüzde 42’lik “hayır” oyunun içerisinde en büyük pay CHP’nin. Tüm araştırmacılar ve gözlemciler bu konuda hemfikir.
Buna rağmen CHP yönetimi, referandum sürecindeki eksiklikleri ve aksaklıkları araştırmak için bir komisyon oluşturdu. Bu gibi araştırmaların her seçimden sonra yapılması ertelenemez bir görev olarak kabul edilmelidir. Aksi takdirde yanlışlardan ders çıkartılamayacağı için, başarı şansı da ortadan kalkar. O nedenle CHP şimdi doğru bir iş yapıyor.
Tabi referandum sürecinde başbakanın ve hükümetin yurttaşlar üzerinde kurduğu baskıların (“bir taraf olan, bertaraf olur”, “hayır diyenler darbecidir” vb.) ve oylama gününün 12 Eylül’e rastlatılmasının seçmenler üzerindeki etkisinin de araştırılması gerekir.
*Sayın Karakaş; Referandum sonucu çıkan tabloyu nasıl okuyorsunuz? Sonuçların CHP ile AK Parti açısından başta olmak üzere diğer dengelere yansımaları nasıl olur? Öngörü ve değerlendirmelerinizi paylaşır mısınız lütfen?
-Yapılan bir referandumdu. Bir seçim değildi. Seçmenler, partiler ya da adaylar arasında bir tercihte bulunmuş değil. O nedenle şu parti kazandı, diğeri kaybetti demek doğru olmaz. Biz sonuca saygılıyız. Hükümet bu referandum sonuçlarını kendisine verilen güvenoyu olarak yorumlar ve yine anayasa değişikliği gibi temel konularda toplumsal uzlaşma olmaksızın yeni adımlar atmaya kalkışırsa son derece yanlış yapar. Böylesine bir adım toplumda var olan kutuplaşmayı daha da derinleştirir ve sonuçta demokrasi büyük ölçüde yara alır.
*Halk oylaması sonucu ortaya çıkan tabloyu bir kez de İstanbul ve bir Sarıyerli olarak ilçe bazında değerlendirebilirmisiniz?
-İstanbul’da çıkan yüzde 45 oranındaki “hayır” oyları aslında son derece umut verici. Bu oran gelecek seçimlerde CHP’nin birinci parti olabileceğini göstermektedir. Sarıyer halkının, asıl amacı yargıyı yürütmeye (hükümete) bağlı hale getirmek olan anayasa değişikliklerine yüzde 56 oranında “hayır” demesi sevindirici bir sonuç. Sarıyerliler kendileriyle gurur duymalılar.
*Bu sonuçlara dayanarak geleceğe yönelik somut önerileriniz var mı? Var ise nelerdir?
-12 Eylül anayasası bu referandumla 17. kez değişmiş oldu. Her zaman söylediğimiz gibi; doğru olan, hazırlanış şekliyle, içeriğiyle ve oylanış biçimi ve ruhuyla antidemokratik olan 12 Eylül anayasasının toplumsal mutabakatla yenilenmesidir. Ama AK Partinin yaptığı ve yapmak istediği bu değil. Onlar yalnızca kendilerine yarayan maddelerle ilgililer. O nedenle, YÖK’le, seçim barajıyla, zorunlu olan din derslerinin anayasadan çıkarılmasıyla, dokunulmazlıklarla ilgilenmiyorlar. Umarız yeni dönemde bu yanlış yolda ısrar etmezler. Sayın Kılıçdaroğlu’nun da vurguladığı gibi, çağdaş ve demokratik bir anayasayı tüm toplumun katılımıyla hep birlikte gerçekleştirebiliriz.
*BDP’nin boykotunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Boykot amacına ulaşabildimi size göre?
-BDP’nin boykotu özellikle Güneydoğu’da başarılı olmuş görülüyor. Demokrasilerde seçimlere katılma esas olmakla birlikte, boykot da demokratik bir yöntemdir. Önemli olan seçmenlerin hiçbir baskı hissetmeden, iradelerini özgürce ortaya koyabilmeleridir.
*Ercan Bey, son olarak okurlarımıza neler söylemek istersiniz?
-Bu referandum birçok bakımdan yanlışlarla doluydu. Her şeyden önce referandumlarda halka bir soru yöneltilmesi ve bir cevap istenmesi gerekir. Ki seçmenler oylanan şeyin içeriğine vakıf olarak oy kullanabilsinler. Bu referandum sürecinde yapılan araştırmalar seçmenlerin en çok yüzde 10’unun 26 maddenin içeriğinden haberdar olduğunu gösteriyor. Bu durum 26 soruya tek yanıt istemenin yanlışlığını gösteriyor.
Her şeye rağmen halkımız umutsuzluğa kapılmamalıdır. Çünkü iktidarlar gelip geçicidir. Bunun için 9 ay sonra yapılacak seçimler iyi değerlendirilmelidir.
Nurettin KOÇ
İstanbul Times Gazetesi
Sarıyer İlçe Temsilcisi