AİLE DAYANIŞMA AĞI, 43. HAFTADA DA SİLİVRİ’DEN SES YÜKSELTTİ
Peki, savunma hakkının engellendiği, yalan beyanların sorgulanmasına ve çelişkilerin ortaya konulmasına izin verilmediği bir yargılamadan adalet çıkabilir mi? Böyle bir anlayışın hukukla ve adaletle bağdaşması mümkün müdür? Bugün Türkiye, bir hukuk devletinde asla yaşanmaması gereken yargı uygulamalarıyla karşı karşıyadır. Başka hangi hukuk devletinde gece geç saatlere kadar devam eden duruşmalar görülmüştür? Bu acele neden? Yargılama neye ve hangi tarihe yetiştirilmeye çalışılıyor?” dedi.
İstanbul Times Haber Merkezi
TEKİN; “MESELE SADECE OYA TEKİN'İN MESELESİ DEĞİL, BİZ ÜÇ KARDEŞİN MESELESİ DEĞİL. BU; OLUP BİTENLER, BU ÜLKEYE DAİR UMUTLARI OLAN, ADİL BİR TÜRKİYE DÜŞLEYEN HERKESİN MESELESİ”
İmamoğlu, “Attığımız her adımın takip edildiğinin farkındayız. Elinizden gelse bize nefes alacak bir alan bile bırakmayacaksınız. Çok iyi bilinsin ki özel hayatın gizliliğini ihlal eden bu ahlak dışı uygulamalar ve saldırılar bizi asla yıldırmayacak. Aksine, dayanışmamızı ve mücadele kararlılığımızı daha da güçlendirecek. Ne insanlığa ne siyasi kültürümüze ne toplumsal geleneklerimize ne de bizi bir arada tutan vicdani ve manevi değerlerimize uyan bu uygulamaları görmezden gelenleri anlamakta güçlük çekiyoruz.” diye konuştu.
“SİYASETÇİLERİN BU HAKSIZLIKLARA TEPKİSİZ KALMALARINI ANLAMAKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORUZ”
İmamoğlu ayrıca, “Haksızlık karşısında susmak, yaşanan mağduriyetlere sırtını dönmek, insanların acısını ve hak arayışını yok saymak; yalnızca toplumsal sorumlulukla değil, inancımızın bize öğrettiği adalet, merhamet, vicdan ve kul hakkı anlayışıyla da bağdaşmaz. Çünkü bizim inancımızda adalet yalnızca kendimiz için değil, herkes için savunulması gereken temel bir değerdir.
DİLEK KAYA İMAMOĞLU; YARGILAMA NEYE VE HANGİ TARİHE YETİŞTİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR?”
Haksızlığa karşı söz söylemek ve kul hakkını gözetmek hepimizin vicdani ve ahlaki sorumluluğudur. Özellikle toplum adına sorumluluk üstlenmiş siyasetçilerin bu haksızlıklara tepkisiz kalmalarını anlamakta güçlük çekiyoruz” ifadelerini kullandı.
Tutuklu Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin ise konuşmasında, “Mesele sadece Oya Tekin'in meselesi değil, biz üç kardeşin meselesi değil. Bu; olup bitenler, bu ülkeye dair umutları olan, adil bir Türkiye düşleyen herkesin meselesi. Buna karşın da elimizdeki tek çare; güçlü durmak, birbirimize sıkı sıkıya sarılmak. Mücadeleye selam olsun!” şeklinde konuştu.
İMAMOĞLU, “ÇOK İYİ BİLİNSİN Kİ ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL EDEN BU AHLAK DIŞI UYGULAMALAR VE SALDIRILAR BİZİ ASLA YILDIRMAYACAK”
19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 43’üncü buluşmada Silivri Duruşma Salonları’nın önünde bir araya geldi. Buluşmaya, YENİ Parti Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün, YENi Parti İstanbul İl Başkanlığı’ndan çok sayıda temsilci, tutuklu yakınları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gazeteciler katıldı.
Bir yılı aşkın süredir Silivri’de tutulan seçilmiş İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi;
“Hak, hukuk ve adalet arayışımız için 43.kez yine Silivri’de bir aradayız. 17 aydır bekleyişimiz sürüyor. En temel hakkımız olan adalete tüm engellemelere rağmen ulaşabilmeyi bekliyoruz. Bugün, Türkiye’de toplumun farklı kesimlerinden insanlar; emeklilerden gençlere, kadınlardan işçilere, öğrencilerden çiftçilere kadar pek çok yurttaş, en temel haklarına ulaşabilmek ve seslerini duyurabilmek için aylarca beklemek, bir araya gelmek ve mücadele etmek zorunda kalıyor. Oysa hak aramak bir ayrıcalık değil; adaletin, eşitliğin ve demokratik bir toplumun en temel gereğidir. İnsanların kendilerine ait olanı alabilmek için böylesine uzun ve yorucu mücadeleler vermek zorunda kalmadığı bir düzen, hepimizin ortak beklentisidir. Çünkü hukuktan ve adaletten başka bir güvencemiz, kurtuluş yolumuz yok.”
“İNSANLAR DAHA YARGILAMA BAŞLAMADAN PEŞİNEN CEZALANDIRILDI”
“Adaletin ve hukukun işlemediği bir ülkede ne huzur olur ne refah ne güven olur. Böyle bir ortam sadece bizleri değil; aynı zamanda tüm Türkiye’yi derinden yaralamaktadır. O halde şunu sormamız gerekiyor: Bu kaostan kim besleniyor? Bu durum, kim ya da kimlerin işine geliyor? 86 milyonu mutlu etmeyen, 86 milyona refah, güven ve umut vermeyen bu uygulama kimler için var? Bu yaşananlar kime refah, güvence ve umut sağlıyor? Bu sorulara verilecek cevap, bugün yaşadıklarımızın temel nedenini de ortaya koyacaktır.
Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın ve yüzlerce kişinin yargılandığı davanın kararları pazartesi günü açıklandı. Ve sonunda verilen kararlar, ‘iftira at, beraat et’ anlayışıyla yürütülen bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu açıkça göstermiştir. İBB davasında da aynı adaletsizlikler yaşanıyor. Yalnızca beyanlara dayandırılan bir iddianameyle 122 kişi sanık haline getirildi. İnsanlar, haklarında iddianame dahi hazırlanmadan aylarca tutuklu bırakıldı ve iddianamenin hazırlanmasını cezaevinde bekledi.
Masumiyet karinesi yok sayıldı; insanlar daha yargılama başlamadan peşinen cezalandırıldı. Bugün 53 kişi hala tutuklu olarak cezalandırılmaya devam ediyor, 8 kişi ise ev hapsinde tutuluyor. Bir tarafta verdikleri yalan beyanlar sayesinde özgürlüklerine kavuşanlar ve diğer tarafta bu yalan beyanlar nedeniyle aylarca özgürlüklerinden mahrum bırakılan insanlar var.
Peşinen cezalandırılan bu insanların, yalan beyanları sorgulama, çelişkileri ortaya koyma hakları da engelleniyor. O halde soruyorum; haklarında isnat edilen suçlara ilişkin tek bir delil bulunmayan ve bu iftiralarla tutsak edilen insanlar soru soramayacaksa, üzerlerine atılan iftiraları çürütemeyeceklerse gerçekler nasıl açığa çıkacak?”
“YARGILAMA NEYE VE HANGİ TARİHE YETİŞTİRİLMEYE ÇALIŞILIYOR ?”
“Milyonların Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun ve avukatlarının savunma hakları da engellendi. Ve Ekrem İmamoğlu’nun savunmasını ne zaman yapmasına izin verileceği dahi belli değil. Peki, savunma hakkının engellendiği, yalan beyanların sorgulanmasına ve çelişkilerin ortaya konulmasına izin verilmediği bir yargılamadan adalet çıkabilir mi? Böyle bir anlayışın hukukla ve adaletle bağdaşması mümkün müdür? Bugün Türkiye, bir hukuk devletinde asla yaşanmaması gereken yargı uygulamalarıyla karşı karşıyadır.
Başka hangi hukuk devletinde gece geç saatlere kadar devam eden duruşmalar görülmüştür? Bu acele neden? Yargılama neye ve hangi tarihe yetiştirilmeye çalışılıyor? Başka hangi hukuk devletinde, avukatlarla sanıkların birbirinden bu denli uzak tutulduğu bir duruşma salonunda yargılama yapılmıştır? Geçmişte Maarif Nazırı Emrullah Efendi, ‘Şu mektepler olmasa maarifi ne güzel idare ederdim’ demiş.
Bugünse herhalde ciddi ciddi ‘Şu avukatlar olmasa, şu sanıklar konuşmasa duruşmayı ne güzel idare ederdim’ diye düşünülüyor. Nasıl olsa kararlar belli. Televizyonlarda canlı yayınlanması talep ettiğimiz bu davanın bugün neredeyse avukatlar olmadan, sanıklar salona getirilmeden, aileler izleyemeden ve basın takip edemeden görülmesi isteniyor. Tek bir somut delil olmadan, haksız ve hukuksuz şekilde sevdiklerimizi şafak operasyonuyla tutsak ettiğiniz yetmezmiş gibi dışarıda kalan aileleri de 17 aydır tehdit altında tutuyorsunuz.”
“ÇOK İYİ BİLİNSİN Kİ ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİ İHLAL EDEN BU AHLAK DIŞI UYGULAMALAR VE SALDIRILAR BİZİ ASLA YILDIRMAYACAK”
“Attığımız her adımın takip edildiğinin farkındayız. Elinizden gelse bize nefes alacak bir alan bile bırakmayacaksınız. Çok iyi bilinsin ki özel hayatın gizliliğini ihlal eden bu ahlak dışı uygulamalar ve saldırılar bizi asla yıldırmayacak. Aksine, dayanışmamızı ve mücadele kararlılığımızı daha da güçlendirecek. Ne insanlığa ne siyasi kültürümüze ne toplumsal geleneklerimize ne de bizi bir arada tutan vicdani ve manevi değerlerimize uyan bu uygulamaları görmezden gelenleri anlamakta güçlük çekiyoruz.”
“SİYASETÇİLERİN BU HAKSIZLIKLARA TEPKİSİZ KALMALARINI ANLAMAKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORUZ”
“Haksızlık karşısında susmak, yaşanan mağduriyetlere sırtını dönmek, insanların acısını ve hak arayışını yok saymak; yalnızca toplumsal sorumlulukla değil, inancımızın bize öğrettiği adalet, merhamet, vicdan ve kul hakkı anlayışıyla da bağdaşmaz. Çünkü bizim inancımızda adalet yalnızca kendimiz için değil, herkes için savunulması gereken temel bir değerdir. Haksızlığa karşı söz söylemek ve kul hakkını gözetmek hepimizin vicdani ve ahlaki sorumluluğudur. Özellikle toplum adına sorumluluk üstlenmiş siyasetçilerin bu haksızlıklara tepkisiz kalmalarını anlamakta güçlük çekiyoruz.”
“MİLLETİN SEÇTİKLERİ BURADA, SİLİVRİ’DE”
“Siyaset, yalnızca makam ve yetki sahibi olmak değil; zor zamanlarda adaletten, hukuktan ve insan onurundan yana tavır alabilme sorumluluğudur. Siyaset, millet için yapılır. Biz buradayız. Milletin seçtikleri burada, Silivri’de. Milletin temsilcilerini, adalete sahip çıkmaya davet ediyoruz. Hep söyledik ve söylemeye devam edeceğiz: Bu mesele yalnızca Ekrem İmamoğlu’nun, yol arkadaşlarının ve ailelerinin meselesi değil; 86 milyonun ortak meselesidir. Hak, hukuk ve adalet herkesin meselesidir.
Bu ülke hepimizin. Bu vatan hepimizin. Hepimiz ortak bir geleceğe yol alıyoruz. Bu geleceğin nasıl olacağını da bizler bugünden belirleyeceğiz. Bu ülkenin refahı, huzuru, eşitliği ve adaleti, bu nedenle hepimizin ortak gündemi olmalıdır. Evet, bugün acının öznesi bizler olabilir. Acının merkezinde bizler yer alabiliriz. Ama bu acı, yalnızca bizim acımız değildir. Adaletsizliğin yarattığı acı, bütün Türkiye’ye yayılmaktadır. Ve ne mutlu bize binlerce kez şükürler olsun; 17 aydır insanların içindeyiz, insanlarla yan yanayız. Başımız dik, alnımız ak; hep birlikteyiz. Hak, hukuk ve adalet talep etmekten de vazgeçmeyeceğiz.”
“30 AĞUSTOS YALNIZCA GEÇMİŞTE KAZANILMIŞ BÜYÜK BİR ZAFER DEĞİL; ÜLKEMİZİN ORTAK GELECEĞİNE, BİRLİĞİNE VE MİLLET İRADESİNE SAHİP ÇIKMA SORUMLULUĞUMUZU HATIRLATAN BİR GÜNDÜR”
“Pazar günü 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı hep birlikte, coşkuyla kutlayacağız. Bu ülkenin bağımsızlığı ve geleceği için verilen büyük mücadele, bize çok önemli bir sorumluluk yüklüyor: Cumhuriyet’i demokrasiyle, hukukla ve adaletle güçlendirmek. Çünkü bağımsızlık ve milli egemenlik ancak hukukun üstün olduğu bir ülkede gerçek anlamını bulabilir. 30 Ağustos yalnızca geçmişte kazanılmış büyük bir zafer değil; ülkemizin ortak geleceğine, birliğine ve millet iradesine sahip çıkma sorumluluğumuzu hatırlatan bir gündür. 30 Ağustos Zafer Bayramımızı bu değişmez gerçeği bilerek kutluyor; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere aziz şehitlerimizi ve kahraman gazilerimizi minnetle anıyorum. Güzel günleri, bu ülkenin adalete ve demokrasiye inanan, vicdan sahibi insanlarıyla birlikte inşa edeceğimizden asla şüphemiz yok.”
Dilek Kaya İmamoğlu’nun ardından, Tutuklu Seyhan Belediye Başkanı Oya Tekin’in oğlu, Yağız Tekin söz aldı. Tekin de, süreç boyunca yaşadıklarını anlatarak, “Pazartesi günü birileri annemize, babamıza benzeri görülmemiş bir muamele yapmaya karar verdiler. Ailenin bölünmezliği ilkesine saygı duyup ‘En azından anne babadan birini tahliye edelim.’ diye düşünmediler. Bizleri umursamadılar” diye konuştu.
Tekin konuşmasının devamında şu ifadeleri kullandı;
“Pazartesi günü bizi ailecek yıkan karar şu kelimelerle açıklandı: ‘Adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı gerekçesiyle Oya Tekin ve Celal Tekin'in tutukluluk hallerinin devamına...’ Soruyorum: Annem, babam azılı suçlular mı? Neden adli kontrol yetmiyor? Kaçacaklar mı? Dava bitmiş, savunmalar yapılmış, hüküm verilmiş. Bu saatten sonra hangi delili karartacaklar? Benzer delil mantığıyla yargılanan diğer sanıklara uygulanan tahliyeler neden bizim için uygulanmadı? Tek bir eylemden yargılanmamıza, kamu zararı iddiasının olmamasına, herhangi maddi bir delil olmamasına rağmen dosyanın en ağır cezalarından birisini aldık. Figüran olarak girdiğimiz dosyada tam ortasına yerleştirildik.”
“Bakın, iddianamede 63 eylem ve yaklaşık 200'e yakın sanık vardı. Aylarca ‘Aziz İhsan Aktaş suç örgütü davası’ diye medyada konuşuldu. Suç örgütü kabul edildiği için ta Adana'dan belediye başkanlarını, çalışanlarını, annemi, babamı Silivri'ye getirdiler. Adana'da yargılanabileceklerken suç örgütü bahanesi kullanılarak İstanbul'da kocaman bir dosyanın içine konuldular.
Pazartesi öğrendik ki dosyada örgüt falan yokmuş. Örgüt suçlamasından herkes beraat etti. Büyük rüşvetlerin döndüğü iddia edilen dosyamızda rüşvet verdiği iddia edilen insanlar büyük oranda beraat ettiler. Hiçbiri cezaevine bile girmediler. Ama annem, babam 15 aydır cezaevinde ve en acısı bu hükümden sonra da tahliye etmediler.”
“YILLARCA HAPİS CEZALARI MADDİ DELİLLER ORTAYA KONULMADAN VERİLDİ”
“Geldiğimiz noktada mesele artık sadece annem ve babamın meselesi değil. Bu karar, Türkiye'de kamu görevi yapan herkesin meselesidir. Çünkü bu ağır cezalar yalnızca annem ve babama verilmediler; Kadir Aydar'a verildiler, Utku Caner Çaykara'ya, Zeydan Karalar'a, Rıza Akpolat'a, Ahmet Özer'e ve diğer belediye çalışanlarına verildiler.
Peki soruyorum; bu cezaların maddi delili nerede? Eski MASAK Başkan Yardımcısı Ramazan Başak da kararın ardından çok basit bir soru sordu: ‘Rüşvet varsa bir gelirin de bulunması gerekir. O halde rüşvet suçu nasıl sabit görülmüş ve ceza verilebilmiştir’ Mesele tam olarak da bu. Yıllarca hapis cezaları maddi deliller ortaya konulmadan verildi. Bir beyan, bir HTS kaydı, bir hakediş ödemesi yan yana konularak insanların hayatından yıllar çalındı”
“MESELE SADECE OYA TEKİN'İN MESELESİ DEĞİL, BİZ ÜÇ KARDEŞİN MESELESİ DEĞİL. BU; OLUP BİTENLER, BU ÜLKEYE DAİR UMUTLARI OLAN, ADİL BİR TÜRKİYE DÜŞLEYEN HERKESİN MESELESİ”
“Mesele sadece Oya Tekin'in meselesi değil, biz üç kardeşin meselesi değil. Bu; olup bitenler, bu ülkeye dair umutları olan, adil bir Türkiye düşleyen herkesin meselesi. Buna karşın da elimizdeki tek çare; güçlü durmak, birbirimize sıkı sıkıya sarılmak. Mücadeleye selam olsun!”
Açıklamaların ardından Aile Dayanışma Ağı’nın 43’üncü buluşması toplu hatıra fotoğrafı çekilmesiyle sona erdi.
Kaynak : İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)




