AİLE DAYANIŞMA AĞI, 46’NCI HAFTA, SARAÇHANE’DEN SES YÜKSELTTİ!

İnsanlarımız başını yastığa koyduğunda arkasında duran bir hukukun ve devletin varlığını hissetmelidir. Yöneticiler, iktidarlar değişir; baki olan devlettir, kurumlardır. Kurumlar güçlerini bir kesimin ayrıcalığından değil, tarafsızlıklarından ve millete verdikleri güvenden alırlar. Hiçbir kamu kurumu geçici siyasi dengelerin aracı olamaz.

İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner - Saraçhane - Fatih - İstanbul

TUTUKLU YENİ PARTİ KADIN KOLLARI BŞK. YRD. KARAKAŞ; “UMUDA TUTUNUYORUM, SİZ DE TUTUNUN”

Bugün hepimizin ortak talebi çok net: Yasalar güçlü olanın değil, haklı olanın yanında dursun. Adalet kişiye göre değil, herkese eşit uygulansın. Çünkü adalet varsa, herkes için vardır. Bu ülkenin her bir vatandaşı hangi makamda olursa olsun hukuk yönünde adalete hesap verebilir ve vermelidir. Çünkü biz yönetimin şeffaflığını ve hesap verebilirliğini savunuyoruz. Hukukun kişiye, kuruma ya da siyasi partiye göre farklı uygulanması, adalete, devlet kurumlarına ve hukuk devletine duyulan güveni sarsmaktadır” dedi.

“TUTUKLU BEŞİKTAŞ BLD. BŞK. YRD. IŞIK; “BÜTÜN HAKSIZLIKLARA, HUKUKSUZLUĞA, ADALETSİZLİĞE RAĞMEN BURADA EKSİLMEYEN, KAYBOLMAYAN TEK ŞEY UMUT”

İmamoğlu, “Davaların en başından beri hep tekrarladık. ‘Duruşmalar canlı yayınlansın, herkes gerçekleri görsün’ dedik. Ama duruşmalar canlı yayınlanmıyor. Neden? Çünkü kimse gerçekleri duymasın, bilmesin, görmesin. Gelin hep birlikte açıkça konuşalım: Ekrem İmamoğlu neden tutuklu? Çünkü Beylikdüzü’nden başlayarak kendini milletine hizmet etmeye adadı. Çünkü yeşil alanları çoğaltıp İstanbul’un nefes almasını sağladı. Çünkü İstanbul’un geleceğini riske atan Kanal İstanbul rantına karşı çıktı.

“TÜM SİYASİLERE BİR KEZ DAHA SESLENİYORUM: ADALET ÇAĞRIMIZA KULAK VERİN. SİLİVRİ’YE GELİN”

İBB 19 Eylül Gaziler Gününde Gazileri Unutmadı
İBB 19 Eylül Gaziler Gününde Gazileri Unutmadı
İçeriği Görüntüle

Çünkü eğitim projeleriyle gençlere yatırım yaptı. Çünkü İstanbul’a yeni meydanlar kazandırdı. Çünkü açtığı yurtlarla öğrencilerin barınma ihtiyaçlarını karşıladı. Çünkü İstanbul’un üreticilerine destek oldu, tarımı canlandırdı. Çünkü Kent Lokantaları’yla işçinin, emekçinin, emeklinin yanında oldu. Çünkü Türkiye’nin geleceğine ışık oldu. Çünkü halk onu Cumhurbaşkanı Adayı olarak seçti. Özetle, kendini milletine adayan, kimseyi ayırt etmeden milyonları kucaklayan bir anlayışı durdurmak istiyorlar. Ama halkla kurulan bu gönül bağını hiçbir güç sarsamaz” diye konuştu.

İMAMOĞLU; “DURUŞMALAR CANLI YAYINLANSIN, HERKES GERÇEKLERİ GÖRSÜN’ DEDİK. AMA DURUŞMALAR CANLI YAYINLANMIYOR. NEDEN? ÇÜNKÜ KİMSE GERÇEKLERİ DUYMASIN, BİLMESİN, GÖRMESİN”

Tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden mektup gönderen Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Yüksek Mimar Nazire Oylum Işık ise, “Mücadele her yerde aynı. Alnımız ak, başımız yukarıda. İçeride de dışarıda da dimdik ayaktayız. Yeni Türkiye için mücadelemiz her yerde devam edecek. 10 ay önce açılan bu dosyada hangi deliller toplanamadı da bu iddianame hazırlanamadı merak içindeyim. Adaletin görevi yalnızca suçluyu cezalandırmak değildir. Adalet aynı zamanda da masumu korumak, hakkını teslim etmek ve devlet gücünün keyfiliğe dönmesini önlemektir. Bu sebeple işlemediğim bir suçu, hatta görevde olduğum süre içinde olsa dahi yetki alanım sebebiyle teknik olarak da işlememin mümkün olmadığı bir suçu ben nasıl işlemediğimi ispat etmek görevi bana kalmıştır. Beni merak etmeyin. Cezaevinde kendimi dışarıda olduğumdan daha güçsüz hissetmiyorum. Çok güçlüyüm; gücümü de liyakatimden, haklılığımdan ve masumiyetimden alıyorum.” İfadelerini kullandı.

DR. DİLEK KAYA İMAMOĞLU, “BUGÜN HEPİMİZİN ORTAK TALEBİ ÇOK NET: YASALAR GÜÇLÜ OLANIN DEĞİL, HAKLI OLANIN YANINDA DURSUN”

Yeni Parti’nin tutuklu Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Özlem Demir Karakaş ise gönderdiği mektupta, “Umuda tutunuyorum, siz de tutunun. Yeni nesil bir siyaset anlayışı, yeni kuşak siyasetçiler gelecek. Yeni nesil sonuçlar alınacak. Yeni bir şey söyleyecek, yeni bir şey yapmanın mümkün olduğuna her daim inanacağız. Bu onurlu yürüyüşü gerçekleştireceğiz. İnancım tamdır. O gün gelecek, neşemiz tazelenecek, dünyayı barış içinde göreceğiz. Sevgiyle kalın.” İfadelerine yer verdi.

19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 46’ncı buluşmada Saraçhane’de bir araya geldi. Buluşmaya; YENİ İstanbul Kurucu Kadın Kolları Başkanı Hatice Selli Dursun, tutuklu yakınları, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ve gazeteciler katıldı. Bir yılı aşkın süredir Silivri’de tutulan seçilmiş İBB Başkanı ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“ADALETSİZLİK VE EŞİTSİZLİK HAYATIN HER ALANINA YAYILIYOR”

“Aile Dayanışma Ağı toplantımız için bu hafta da Saraçhane’de bir aradayız. Hak, hukuk ve adalet arayışımızda, verdiğimiz bu büyük mücadelede yanımızda olduğunuz için her birinize yürekten teşekkür ediyorum. Ne yazık ki Türkiye’de yaşam, bir grup ayrıcalıklı insan dışında herkes için, her geçen gün daha da zorlaşıyor. Toplumun her kesimi farklı sorunlarla boğuşuyor.

Ekonomik sıkıntılar giderek ağırlaşıyor. Üstelik mesele yalnızca ekonomi de değil. Büyük bir toplumsal çöküşün eşiğindeyiz. Adaletsizlik ve eşitsizlik hayatın her alanına yayılıyor. Toplumda güveni sağlaması ve tarafsız olması gereken kurumlarımız giderek etkisizleştiriliyor. Denetleyenle denetlenen arasındaki sınırların ortadan kalktığı bir ortamda devlet, en temel işlevlerinden biri olan denetleme görevini gerektiği gibi yerine getiremiyor. Bu denetimsizlik ise her alanda büyük mağduriyetler ortaya çıkarıyor”

“BU BÖYLE GİDEMEZ, GİTMEMELİ. ÇÜNKÜ DEVLET, MİLLETİN EN BÜYÜK GÜVENCESİDİR”

“Geçim sıkıntısı, derinleşen ekonomik sorunlar, gelecek kaygısı, eşitsizlik, adaletsizlik, şiddet ve güvencesizlik; toplumda her geçen gün büyüyen bir çaresizlik duygusu yaratıyor. Hepimiz çok derin bir mutsuzluk ve huzursuzluk ortamında, yarın başımıza neler gelebileceğini kestiremeden hayatımızı sürdürmeye çabalıyoruz. İç içe geçen sorunları birbirinden ayrı düşünmek mümkün değil. Bizler her biri birbirinin nedeni ve sonucu olan koca bir ‘sorunlar yumağını’ her yeni günde açmaya çabalıyoruz.

Türkiye artık tarihinde görmediği acıları yaşıyor. Şahit olduğumuz hiçbir acı tesadüf değil; hepsi derin yoksulluğun, adaletsizliğin ve günden güne derinleşen toplumsal çürümenin birbirine bağlı sonuçlarıdır. Okullarımıza kadar sıçrayan şiddet ortamı çocuklarımızın güvenliğini tehdit ederken, binbir emekle üniversite kazanan gençlerimiz barınma krizine, maddi yetersizliklere teslim ediliyor, eğitimlerini yarıda bırakmak zorunda kalıyor. 25 Eylül’de Anayasa Mahkemesi önünde yaşamına son veren emekli polis memurumuz ve ne yazık ki basına dahi yansımayan sayısız intihar vakaları, çaresizliğin artık taşınamaz boyutlara ulaştığını iliklerimize kadar hissettiriyor.

Buradan yaşamını yitiren polis memurumuzu rahmetle anıyorum, ailesine başsağlığı ve sabır diliyorum. Bir ömür devlete hizmet etmiş emeklinin çaresizliğiyle yurdu olmadığı için hayallerinden vazgeçen öğrencinin yükü aynıdır. Gündelik hayatı saran kontrolsüz suç artışıyla, evlerin içine çöken ağır geçim kaygısı aynı ihmalin ürünüdür. Çürüme kaderimiz olamaz. Kimsenin kendini yalnız, korunmasız ve çaresiz hissetmediği; kadınların, çocukların ve gençlerin güvenle nefes aldığı bir ülkeyi yeniden el ele vererek ayağa kaldırmak zorundayız. Bu böyle gidemez, gitmemeli. Çünkü devlet, milletin en büyük güvencesidir.

“BUGÜN HEPİMİZİN ORTAK TALEBİ ÇOK NET: YASALAR GÜÇLÜ OLANIN DEĞİL, HAKLI OLANIN YANINDA DURSUN”

“Kapısına hakkını aramaya gelen her bir yurttaş, karşısında yalnızca tarafsız bir adaleti bulacağını bilmelidir. İnsanlarımız başını yastığa koyduğunda arkasında duran bir hukukun ve devletin varlığını hissetmelidir. Yöneticiler, iktidarlar değişir; baki olan devlettir, kurumlardır. Kurumlar güçlerini bir kesimin ayrıcalığından değil, tarafsızlıklarından ve millete verdikleri güvenden alırlar. Hiçbir kamu kurumu geçici siyasi dengelerin aracı olamaz. Bugün hepimizin ortak talebi çok net: Yasalar güçlü olanın değil, haklı olanın yanında dursun.

Adalet kişiye göre değil, herkese eşit uygulansın. Çünkü adalet varsa, herkes için vardır. Bu ülkenin her bir vatandaşı hangi makamda olursa olsun hukuk yönünde adalete hesap verebilir ve vermelidir. Çünkü biz yönetimin şeffaflığını ve hesap verebilirliğini savunuyoruz. Hukukun kişiye, kuruma ya da siyasi partiye göre farklı uygulanması, adalete, devlet kurumlarına ve hukuk devletine duyulan güveni sarsmaktadır”

“MİLLETİNE HİZMET ETMESİ GEREKEN İSTANBUL’UN SEÇİLMİŞ BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI EKREM İMAMOĞLU 1,5 YILDIR SİYASİ TUTSAK”

“Bugün Ekrem İmamoğlu’nun resmi yasak, sosyal medya hesapları yasak, kitabı yasak, sesi, sözü, görüntüsü yasak. Milletine hizmet etmesi gereken İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 1,5 yıldır siyasi tutsak. Hakkında hiçbir somut delil olmadan, 12 metrekarelik hücresiyle duruşma salonları arasında bir hayat yaşatılıyor. Ekrem İmamoğlu’nun liyakatli yol arkadaşları da haksız yere 1,5 yıldır özgürlüklerinden mahrum bırakılarak, bu sürecin en ağır bedelini ödüyorlar. Çocuklarının yanında, emek verdikleri işlerinin başında olması gereken kadın belediye başkanlarımız, bürokratlarımız ve haksızlığa uğrayan tüm çalışma arkadaşlarımızın bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını bekliyoruz”

“DURUŞMALAR CANLI YAYINLANSIN, HERKES GERÇEKLERİ GÖRSÜN’ DEDİK. AMA DURUŞMALAR CANLI YAYINLANMIYOR. NEDEN? ÇÜNKÜ KİMSE GERÇEKLERİ DUYMASIN, BİLMESİN, GÖRMESİN”

“Dört duvar arasına sıkıştırılan yol arkadaşlarımız kadar, bu adaletsizliğin yükünü dışarıda omuzlayan aileler var. Sevdiklerini bir an olsun görebilmek, onlara güç verebilmek için yollara düşen, hayatı Silivri ile evleri arasına sıkışmış olan biz aileler, anneler, eşler ve çocuklar için adalet istiyoruz! Davaların en başından beri hep tekrarladık. ‘Duruşmalar canlı yayınlansın, herkes gerçekleri görsün’ dedik. Ama duruşmalar canlı yayınlanmıyor. Neden? Çünkü kimse gerçekleri duymasın, bilmesin, görmesin.

Gelin hep birlikte açıkça konuşalım: Ekrem İmamoğlu neden tutuklu? Çünkü Beylikdüzü’nden başlayarak kendini milletine hizmet etmeye adadı. Çünkü yeşil alanları çoğaltıp İstanbul’un nefes almasını sağladı. Çünkü İstanbul’un geleceğini riske atan Kanal İstanbul rantına karşı çıktı. Çünkü eğitim projeleriyle gençlere yatırım yaptı. Çünkü İstanbul’a yeni meydanlar kazandırdı.

Çünkü açtığı yurtlarla öğrencilerin barınma ihtiyaçlarını karşıladı. Çünkü İstanbul’un üreticilerine destek oldu, tarımı canlandırdı. Çünkü Kent Lokantaları’yla işçinin, emekçinin, emeklinin yanında oldu. Çünkü Türkiye’nin geleceğine ışık oldu. Çünkü halk onu Cumhurbaşkanı Adayı olarak seçti. Özetle, kendini milletine adayan, kimseyi ayırt etmeden milyonları kucaklayan bir anlayışı durdurmak istiyorlar. Ama halkla kurulan bu gönül bağını hiçbir güç sarsamaz”

“TÜM SİYASİLERE BİR KEZ DAHA SESLENİYORUM: ADALET ÇAĞRIMIZA KULAK VERİN. SİLİVRİ’YE GELİN”

“Buradan tüm siyasilere bir kez daha sesleniyorum: Adalet çağrımıza kulak verin. Silivri’ye gelin. Duruşmalara katılın. Aileleri dinleyin. Yaşadığımız hak ihlallerini kendi kulaklarınızla duyun, kendi gözlerinizle görün. Millet iradesinin gasp edilmesine, milletin devletine olan güveninin sarsılmasına daha fazla izin vermeyin. Biz yalnızca sevdiklerimiz için değil, bu ülkede hakkının korunacağına inanmak isteyen herkes için konuşuyoruz.

Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla korku, daha fazla ayrışma ve daha fazla çaresizlik değil; yeniden güvenebileceğimiz bir hukuk düzenidir. Her bir yurttaşın hakkının korunduğundan emin olduğu, sesinin duyulduğu ve adaletin herkese eşit işlediği bir Türkiye'yi inşa etmek zorundayız. Bizim mücadelemiz bunun mücadelesidir. Hak için. Hukuk için. Adalet için mücadelemizi sürdürmekte kararlıyız. Bu mücadeleye katkı sunan herkese bir kez daha teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum”

Ardından, tutuklu Beşiktaş Belediye Başkan Yardımcısı Yüksek Mimar Nazire Oylum Işık’ın Silivri Cezaevi’nden yazdığı mektup okundu. Mektubu Işık’ın kızı Nehir Işık dile getirdi. Başkan Yardımcısı Nazire Oylum Işık şu satırlarla seslendi;

“BİRKAÇ YALAN YANLIŞ BEYAN, BİRKAÇ HTS KAYDI... SOMUT HİÇBİR DELİL, KANIT OLMAKSIZIN YAPILAN SUÇLAMA VE TUTUKLAMA...”

"Silivri 10 Numaralı Kadın Kapalı Cezaevinden herkese merhaba. Ben tam 4,5 aydır, 135 gündür 10 No'lu Kadın Kapalı Cezaevinde tutsak... pardon, tutuklu olarak iddianamemin hazırlanmasını bekliyorum. Ben 4,5 aydır bekliyor olsam da iddianame 10 aydır hazırlanması bekleniyor. Bu kadar zamanda hangi deliller toplanamadı da bu iddianame hazırlanamadı merak içindeyim. İki ismim var benim: Nazire Oylum. Oylum, günlük hayatımda kullandığım adım ama Nazire babaannemden bana yadigar. Örnek insan demek.

Ben de tüm yaşamım ve meslek hayatım boyunca bu ismin hakkını vermeye özen gösterdim, emek verdim ve amaç edindim. Ancak bir gece ansızın, sabaha karşı hiçbir açıklama yapılmadan, gerekçe gösterilmeden, dosyada gizlilik kararı var denerek komşularımın gözü önünde evimden, ailemden, çocuklarımdan kopartılarak şafak operasyonu ile gözaltına alındım.

İfademi Sayın Savcı bizzat kendisi almak istedi. O gün hastalanıp ambulans ile acile götürülüp acilde olsam dahi aynı gün savcılık makamında ifade vermeme engel olmadı. Acilden savcı odasına... Ve yine aynı bildiğiniz hikaye. Birkaç yalan yanlış beyan, birkaç HTS kaydı... Somut hiçbir delil, kanıt olmaksızın yapılan suçlama ve tutuklama...”

“BÜTÜN HAKSIZLIKLARA, HUKUKSUZLUĞA, ADALETSİZLİĞE RAĞMEN BURADA EKSİLMEYEN, KAYBOLMAYAN TEK ŞEY UMUT”

“Hayatımda karakoldan bile içeri girmemiş biri olarak kendimi Silivri Cezaevinde buldum. Mahkumlar birbiriyle tanışırken ilk sordukları soru 'Sen neden yatıyorsun?' Eskiden bildiğimiz hırsızlık, gasp, uyuşturucu, terör, cinayet gibi tanımlamalara artık 'İBB'ci' kavramı da yerleşmiş. Belediye soruşturmaları kapsamında alınan herkes hangi kurumdan veya ilçeden olduğuna bakılmaksızın 'İBB'ci' diye tanımlanıyor. İlk yorum 'Aaa, iddianamen hazırlansın çıkarsın sen' artık bir cezaevi rutinine dönüşmüş bizim rutinimiz. Ben de A2 koğuşunun İBB'cisiyim.

Cezaevinde çalışan, uzun süreli mahkumların kaldığı 42 kişilik bir koğuşta kalıyorum. Hepsi de hayatın benim bilmediğim katmanlarından gelmişler. Kimi kader mahkumu, kimi hayat şartlarının onları sürüklediği seçimlerinin sonuçları sebebiyle buradalar. Çoğu ya babaları ya kocaları tarafından alınmayan, paylaşılamayan hayatın yüklerini sırtlamışlar. Birçoğu ana, birçoğu pişman... Hepsi de ikinci bir şansı hak eden, ekmeklerini benimle paylaşan kadınlar.

Cezaevindeki yaşamı anlamaya çalıştığım süreçte en çok duyduğum kelime 'yasak', benim de en çok kullandığım kelime 'niye?'. Amacına hizmet etmeyen yasakların diyarındayım. 'Mapus yapa yatay ata biter' derler ama ben pek yatamıyorum. Her gece aynı düşünceler: 'Benim burada ne işim var?' Gecenin gündüze karıştığı, zıtlıkların dünyası cezaevi yaşamında 'Zaman akmaz' derler. İşte insan o zamanın içinde kayboluyor. Bütün haksızlıklara, hukuksuzluğa, adaletsizliğe rağmen burada eksilmeyen, kaybolmayan tek şey umut”

“CEZAEVİNDE OLMAK ÖLÜMDEN ÖNCEKİ BİR PROVA GİBİ”

“Kadın elinin değdiği her yer hep farklıdır. Burada da kadınlar ellerinden geldiğince kendi dünyalarını yaratmaya çalışıp yaşamlarına devam ediyorlar. Tüm yoksunluklara ve yasaklara rağmen canları mercimek köftesi istiyorsa kantinde mercimek köftesi satılmaması onları durdurmuyor. Karavanadan gelen mercimek çorbasından süzdüğümüz mercimekle köftemizi yapıyoruz.

Manavda dolmalık biber, kantinde pirinç satılması yasak. Ancak bu da onları durdurmuyor ve karavanada çıkan pilavı, kıymayı biriktirip yeşilbiber, soğan ve domatesi doldurup dolma yapıyorlar. İçinden şehriye de çıkabilir, o da nasıl pilav denk gelirse. Pastada üfleyecek mum yoksa kulak çubuğunu mum gibi dikiyorlar pastanın üzerine. Semaverde yapamayacakları yemek yok. Kadın yaratıcılığı her yerde. Bir de malzemeleri olsa neler olur... Cezaevinde olmak ölümden önceki bir prova gibi.

Çocuklarımın, ailemin bana ihtiyacı var ama ben yanlarında değilim. Bir ofisim var ama orada da değilim. Hayattayım ama hiçbir yerde değilim. Ama dimdik ayaktayım, güçlüyüm. Gücümü de haklılığımdan ve masumiyetimden alıyorum. Masumiyet karinemizi korumak zorunda olanlar, masumiyet karinemizi yerle bir etmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Ama ben dimdik, onurumla ve vicdan rahatlığımla çıkacağım buradan”

“ÇOK GÜÇLÜYÜM; GÜCÜMÜ DE LİYAKATİMDEN, HAKLILIĞIMDAN VE MASUMİYETİMDEN ALIYORUM”

“Tam 4,5 aydır 10 No'lu Kadın Kapalı Cezaevinde tutuklu olarak iddianamemin hazırlanmasını bekliyorum. İçi boş, görevde dahi olmadığım tarihleri kapsayan, 10 satırlık, somut hiçbir belge ve kanıta dayanmadan yapılan suçlama ile çocuklarımdan, ailemden kopartılarak tutuklandım. Bu bilindik hikayelerin ilk başladığı dönemlerde hepiniz biliyorsunuz, dışarıda da öyle günler yaşadık ki kendi kendime şu soruyu sormuştum: İçeride olmak mı zor dışarıda mı? Şu an her iki tarafı da deneyimlemiş biri olarak söylüyorum ki mücadelenin zoru kolayı yok. Mücadele her yerde aynı. Alnımız ak, başımız yukarıda. İçeride de dışarıda da dimdik ayaktayız. Yeni Türkiye için mücadelemiz her yerde devam edecek.

10 ay önce açılan bu dosyada hangi deliller toplanamadı da bu iddianame hazırlanamadı merak içindeyim. Adaletin görevi yalnızca suçluyu cezalandırmak değildir. Adalet aynı zamanda da masumu korumak, hakkını teslim etmek ve devlet gücünün keyfiliğe dönmesini önlemektir. Bu sebeple işlemediğim bir suçu, hatta görevde olduğum süre içinde olsa dahi yetki alanım sebebiyle teknik olarak da işlememin mümkün olmadığı bir suçu ben nasıl işlemediğimi ispat etmek görevi bana kalmıştır.

Beni merak etmeyin. Cezaevinde kendimi dışarıda olduğumdan daha güçsüz hissetmiyorum. Çok güçlüyüm; gücümü de liyakatimden, haklılığımdan ve masumiyetimden alıyorum. Yarın benim doğum günüm. Yeni yaşımda, yeni projelerle en kısa zamanda aranızda olacağıma dair inancım tam. Son olarak bir şiirle bitirmek isterim; cezaevi deyince Nazımsız cezaevi olmaz: Bizi esir ettiler, Bizi hapse attılar: Beni duvarların içinde, Seni duvarların dışında... Ufak iş bizimkisi, Asıl en kötüsü: Bilerek, bilmeyerek. Hapisaneyi insanın kendi içinde taşıması...”

Toplantıda son olarak Yeni Parti Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Özlem Demir Karakaş’ın mektubu okundu. Mektubu kadın kolları yöneticisi Hülya Karakurt Mahmutoğlu okudu;

"Herkese merhabalar. Silivri Zindanı'ndan herkese çok selamlar. Ben İstanbul Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Özlem Demir Karakaş. 18 Mayıs'ı 19 Mayıs'a bağlayan gece saat 02.30 sularında babaevimden, o dönem 7 yaşındaki oğlumun ve 67 yaşındaki annemin yanında gözaltına alındım. Aynı anda eşim de kendi evimizde gözaltına alındı. Halbuki 19 Mayıs kutlamalarına katılacaktık maaile. 20 Mayıs akşamı eşimden bir gün önce tutuklanıp Silivri Zindanı'na getirildim. Ertesi gün yıllardır emek ve gönül verdiğim, sarsılmaz bir neferi olduğum partiye, zihinlerde geliş biçimi nedeniyle meşru olmayan butlan yönetimi getirildi. Politika psikolojisinin ülkemde bu kadar derinleşmesi beni derinden üzdü. Muhalefete muhalefet edilir miydi?"

“İDEAL ULAŞMAM GEREKEN KİLO 55 KİLO İKEN ŞU AN 46-47 KİLOLAR ARASINDAYIM”

“Gözaltına alındığım ve tutuklandığım süreçten itibaren 5 kilo kaybettim. 17 adet besin alerjisi, çölyak genim, histamin alerjim, geçirgen bağırsak sendromu; tevkifevi koşullarında yetersiz beslenmeme yol açtı. Birkaç kez rektal kanama yaşadım. Bedenimdeki bu sendromlar ne yazık ki spesifik bir diyet programı uygulamamı gerektirmekte.

İdeal ulaşmam gereken kilo 55 kilo iken şu an 46-47 kilolar arasındayım. Tevkifevi koşulları dışındayken de ulaşmam gereken kilonun çok altındaydım. Yol arkadaşlarım bilir. Maalesef almam gereken takviyeleri ve onarıcı besinleri bu ortamda sağlamam, ulaşmam mümkün değildir. Ben bu zindandayken oğlum 8 yaşına girdi. İlk defa bir doğum gününde yanında olamadım.

Okullar açıldı biliyorsunuz, yanında olamadım. Gün gelip anne baba olarak başımıza gelenleri, haksız hukuksuz yere tutuklanışımızı, itibarsızlaştırılışımızı anlattığımızda bizi anlayacağını umut ediyoruz. Bu zindanda zihnimi ve vücudumu Balbay'ın "2B" formülüyle ayakta tutuyorum. "2B": Beynini ve bedenini dinç tutmak.

Bazen Nietzsche, bazen Dostoyevski, bazen yoga, bazen egzersiz, günlük yürüyüşler, bol bol yazmak... Bulunduğum koğuşta ben de dahil olmak üzere toplam 43 kadın kalıyoruz. 43 ayrı hikaye... Koğuş arkadaşımla İngilizce çalışıyoruz. Lisans programı için seçimine yardımcı oluyorum. Yan koğuştaki genç kadınların yeteneklerine uygun ve bilinçli şekilde üniversite bölümlerini seçebilmeleri için destek oluyorum. Koğuştaki yabancı uyruklu kadınlardan İspanyolca öğrenmeye çalışıyorum”

“UMUDA TUTUNUYORUM, SİZ DE TUTUNUN”

“Avlumuz baştan sona 45 adım. Küçük ama karşılığı olan adımlar atıyoruz. Masmavi gökyüzü uçsuz bucaksız ama aynı gökyüzü altında büyük bir umutla yaşıyoruz. Kutup Yıldızı'mı göremesem de yolumu evladım ve inancım aydınlatıyor. Bu zindana gelmeden önce irademiz, oylarımızın yok sayılması, günler boyu sahada verdiğimiz emeklerin yok sayılması evet bizi çok üzdü, mutsuzluktu. Ülkemde başarılı ve eğitimli olmasına rağmen başarıya ulaşamamış kadınlar ve gençler, kirasını ödeyemeyen ve hayatına son veren emekliler, savaşın ve silahların toplumlara verdiği zararlar kanayan yaralarımız. Ancak bunu ortadan kaldıracak bir umut ve coşku elbet var.

Umuda tutunuyorum, siz de tutunun. Yeni nesil bir siyaset anlayışı, yeni kuşak siyasetçiler gelecek. Yeni nesil sonuçlar alınacak. Yeni bir şey söyleyecek, yeni bir şey yapmanın mümkün olduğuna her daim inanacağız. Bu onurlu yürüyüşü gerçekleştireceğiz. İnancım tamdır. O gün gelecek, neşemiz tazelenecek, dünyayı barış içinde göreceğiz. Sevgiyle kalın.”

Kaynak : İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)