DİLEK İMAMOĞLU’NDAN MHP VE AK PARTİ’YE ‘TRT’ SORUSU: BİZE BİR MESAJINIZ MI VAR? BİZE BİR MESAJ MI VERİYORSUNUZ?
19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 28. buluşması, Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirildi. 28. buluşmada, 359 gündür Silivri’de, 12 metrekarelik bir hücrede tutulan seçilmiş İBB Başkanı, CHP’nin ve 25,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, basın açıklamasını okudu.
İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner -Saraçhane-Fatih- İstanbul
DİLEK İMAMOĞLU’NDAN PARTİ LİDERLERİNE ÇAĞRI: TÜM PARTİ GENEL BAŞKANLARI DURUŞMALARI İZLESİN
Tutuklu ailelerinin Silivri yolunda ve duruşma salonunda çektiği sıkıntıları örnekleriyle anlatan Dr. İmamoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin farklı zamanlarda iki kez yaptığı “İBB davası TRT’den canlı yayınlansın” çağrısı üzerine CHP tarafından konuyla ilgili verilen önergenin Meclis’te, AK Parti ve MHP oylarıyla reddedildiğini hatırlattı. Aileler olarak bu talebin neden reddedildiğini sorduklarının altını çizen Dr. İmamoğlu, “Bize bir mesajınız mı var? Bize bir mesaj mı veriyorsunuz? Diyorsunuz ki ‘Biz Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarını suçsuz yere bir yıldır tutsak edildiğine inanıyoruz. Yani siz ailelere inanıyoruz. Bir yıldır sizin adalet çağrınıza, hukukun işletilmesine inanıyoruz’ diyorsunuz. Ama Türkiye'ye, yani 86 milyona bu durumu açıklayamayız. Bizim sizden aldığımız mesaj budur,” dedi.
“O halde benim size iki önerim olacak,” diyen Dr. İmamoğlu, “AKP, MHP ve DEM başta olmak üzere, tüm partilerin hukuk komisyonlarından birer liyakatlı hukuk temsilcinizi mahkemeye, duruşmalara gözlemci olarak yollayın. Onlar, size gün sonunda, duruşmaları rapor etsin. İki; Ekrem İmamoğlu'nun savunmasına, yine aynı şekilde tüm parti genel başkanları katılsın. Ekrem İmamoğlu’nun ve avukatlarının savunmasını mahkemede tüm parti genel başkanları izlesin. Öyle ya; siz eşimi, çocuklarımın babasını, Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı adayını, 25,5 milyon oyla seçilmiş cumhurbaşkanı adayını bir yıldır tutsak ettiniz. Onu azılı suçlu ilan ettiniz. Ve biz de size diyoruz ki, ‘Mahkemeler canlı yayınlansın’ ve siz bunu kabul etmiyorsunuz. O halde buyurun mahkemeye, buyurun duruşma salonlarına. ‘Yok. Hayır olmaz’ diyorsanız, o zaman hukuku işletin ve Ekrem İmamoğlu'nu, arkadaşlarını tutuksuz yargılayın. Hemen şimdi hepsini serbest bırakın,” çağrısında bulundu.
19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 26. buluşmasını Saraçhane Parkı’nda gerçekleştirdi. Buluşmaya; CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, CAO Yürütme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Kayıhan Pala, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, milletvekilleri, gazeteciler, sanatçılar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. 28. buluşmanın basın açıklaması, iktidar kumpasıyla özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı, CHP’nin ve 25,1 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından okundu.
DR. İMAMOĞLU: GÖĞSÜMÜZ SIKIŞARAK,KALBİMİZDE BİR ACIYLA BAYRAMLARIMIZI GEÇİRDİK
“Uzun ve yorucu bir bekleyişin ardından, umutla ve sabırla beklediğimiz dava süreci nihayet başladı,” diyen Dr. İmamoğlu şunları söyledi:
“Bizler için bu sadece bir yargılama sürecinin başlangıcı değil; aynı zamanda gerçeklerin gün yüzüne çıkacağına olan inancımızın yeniden güçlendiği bir dönemin başlangıcıdır. Çünkü biliyoruz ki gerçek er ya da geç ortaya çıkar. Ve biz inanıyoruz ki gerçekler ortaya çıktığında, sevdiklerimizin özgürlüğüne kavuştuğu, ailelerin yeniden bir araya geldiği günler çok da uzak olmayacak. Çok yakında Ramazan Bayramı’na gireceğiz. Ülkemize adalet, demokrasi ve bereket dünyaya barış getirmesi dileğimle Ramazan Bayramı’nı kutluyorum. Bayramlar, tüm ailenin bir araya geldiği, toplumu birleştiren çok kıymetli günlerdir. Bizler, ne yazık ki bir yıldır bayramlarımızı eksik yaşıyoruz. Göğsümüz sıkışarak, kalbimizde bir acıyla bayramlarımızı geçirdik. Kavuştuğumuz, kalabalık sofralarda eksiksiz buluştuğumuz bayramları özlemle bekliyoruz. Hangi inançtan, hangi dünya görüşünden, hangi mevkiden olursak olalım; maneviyatın böylesine yoğun hissedildiği bu günlerde vicdanın, ahlakın ve hukukun konuşulmasını istiyoruz.”
“SİLİVRİ MESAİSİNİN” AİLELERE YAŞATTIĞI ZORLUKLARI ANLATTI
“Tam da bu yüzden, davaların başladığı bu günlerde yargı makamına tutuksuz yargılamanın bir esas, tutukluluğun ise istisna olması gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Çünkü sadece tutuklular değil, onların aileleri de bir yıldır büyük zorluklar yaşıyor. Bir belirsizlikle yaşamak, dört duvar arasında hapis olanların acısını her an kalbinde taşımak, ne zaman kavuşacağına, kavuşunca neler yapacağına dair hayaller kurmak bile inanın çok yıpratıcı. Buradaki aileler, çocuklar, eşler, anneler, babalar, kardeşler sessiz sedasız büyük bir yük taşıyorlar. Ve inanın bir yıldır bu yük hiç hafiflemedi. Üstelik bu duygusal yükün yanında, işin bir de fiziksel yük boyutu var. Her duruşma günü Silivri’ye, İstanbul’un en uzak noktalarından birine gitmek zorunda kalıyoruz. Pek çok aile için bu, yaklaşık 80 kilometrelik zorlu bir yol anlamına geliyor.
Ulaşımın güçlüğü, saatler süren yolculuklar, uzun bekleyişler ve gün boyu süren yorgunluk aileler için hem fiziksel hem de maddi açıdan çok ağır bir yük oluşturuyor. Sabahın erken saatlerinde yola çıkan, saatlerce yolculuk yapan, gün boyu umutla bekleyen, akşam aynı yorgunlukla evlerine geri dönen aileler var. Küçük çocuklarını yanına alarak bu yolu kat etmek zorunda kalan anneler, babalar var; anne ya da babasını görebilmek için okulundan geri kalmayı göze alan çocuklar var. İleri yaşlarına rağmen sağlıklarını zorlayarak evlatlarının yüzünü birkaç dakika görebilmek için kilometrelerce yol gelen aile büyüklerimiz var.”
“RAMAZAN GÜLTEN, KIZI MAYA’NIN ‘BABA’ DEDİĞİNİ DURUŞMA SALONUNDA ÖĞRENDİ, SIRRI KÜÇÜK KIZININ İLK KARNESİNİ GÖREMEDİ”
“Başka şehirlerden gelenler için bu yük daha da ağırlaşıyor. Yol, konaklama, geçim sıkıntısı, işten izin alma mücadelesi, bütün bunlar ailelerin omzuna binen yükü daha da artırıyor. Bu yüzden gelemeyenler de oluyor; ama hiçbiri bu sürecin dışında kalmıyor. Çünkü bedenen burada olamasalar da zihinleri de yürekleri de burada. Gördüğünüz gibi bu dava, sadece içeride tutulanları değil, ailelerin tamamını yoran, eksilten ve tüketen bir sürece daha ilk haftadan dönüşmüş durumda. Bütün bu zorlukların sonunda ailelerin tutunduğu tek şey ise bazen sadece o birkaç saniyelik karşılaşma oluyor. Mahkeme salonunda sevdiklerimizle kısa bir an bile olsa göz göze gelmek hem onları hem bizleri çok rahatlatıyor. Ama inanın bu kısacık mutluluk anlarının bile ardında katlanılması çok zor duygular var. O kısacık bakışma anlarında, gözlerdeki katman katman anlamları, duyguları tarif edebilmek imkânsız. Bu anlarda o kadar kıymetli şeyler paylaşılıyor ki…
Mesela bu hafta Ramazan Gülten, kızı Maya’nın ‘baba’ dediğini mahkeme salonunda öğrendi. Kızının doğumunu da görememişti. Sırrı Küçük ise kızının ilk karnesini göremedi; küçük kızına Silivri’de bir polis okulunda olduğunu söylemek zorunda kaldığını anlattı. Bir babanın çocuğunun en kıymetli anlarında yanında olamaması, ilk kez ‘baba’ dendiğini mahkeme salonunda öğrenmesi hepimizi derinden sarstı.”
“EL SALLAMAYA, GÖZ GÖZE GELMEYE, KISACIK BİR TEMAS KURMAYA BİLE ENGEL OLUNMAYA ÇALIŞILDIĞINA ŞAHİT OLUYORUZ”
“Bir yılın özlemi, bazen birkaç saniyeye sığdırılmaya çalışılıyor. Ne yazık ki bazı aileler o birkaç saniyeden bile mahrum bırakılıyor. Bazı aileler, salon düzeni, giriş-çıkış kısıtlamaları ve içerideki uygulamalar nedeniyle yakınlarını göremeden geri dönmek zorunda kalıyor; büyük bir kırgınlık ve çaresizlik yaşıyor. El sallamaya, göz göze gelmeye, kısacık bir temas kurmaya bile engel olunmaya çalışıldığına şahit oluyoruz. Bir yıldır ayrı bırakılmış ailelerin hasret gidermesinden bile rahatsız olan bir yaklaşım kabul edilemez.
Üstelik burada sözünü ettiğimiz şey yalnızca fiziksel zorluklar değil. Sevdiklerimiz bir yıldır, sadece beyanlara dayanan iddialarla tutuklu bulunuyor; bizler de bir yıldır onlardan ayrı bırakılıyoruz. Yetmezmiş gibi, duruşmalar da olağan bir yargılama düzeni içinde değil, son derece zorlayıcı koşullar altında yürütülüyor. Oysa hiçbir vatandaş, devlet karşısında böylesine bir muameleyle karşı karşıya kalmamalıdır. Türkiye, geçmişte benzer yargılama süreçlerinin nasıl ağır sonuçlar doğurduğunu acı biçimde yaşadı.”
“HUKUKTAN UZAKLAŞILDIĞINDA, BEDELİNİ SADECE YARGILANANLAR DEĞİL, AİLELERİ VE TOPLUMUN BÜTÜNÜ ÖDÜYOR”
“Yıllar sonra çöken davalar, beraat kararları ve ortaya çıkan gerçekler bize şunu gösterdi: Hukuktan uzaklaşıldığında, bedelini sadece yargılananlar değil, aileleri ve toplumun bütünü ödüyor. O dönem yaşanan acılar hâlâ hafızalardayken, benzer yanlışların yeniden tekrarlanmasına kimse izin vermemelidir. Bu nedenle tüm yetkili makamlara sesleniyoruz: Kaçma şüphesi bulunmayan, delilleri karartma imkânı olmayan insanların tutuksuz yargılanması gerekir. 21. yüzyıl Türkiye’sinde hiçbir aileye bu kadar ağır bir belirsizlik, bu kadar derin bir ayrılık ve bu kadar yıpratıcı bir süreç yaşatılmamalıdır. Bırakın bayramda aileler kavuşsun. Biz bu davanın, yalnızca mahkeme salonlarının duvarları arasında kalmaması gerektiğini düşünüyoruz. Kamu vicdanını tatmin eden bir duruşma süreci yürütülmesini istiyoruz; adil ve şeffaf bir yargılama talep ediyoruz. Bu sadece bizler için değil bu toplum için bir ihtiyaçtır. Duruşmaların canlı yayınlanması talebimizi daha önce defalarla yineledik. Bu konuda hem siyasilerden hem de halktan destek gördük.”
TÜM PARTİLERE ÇAĞRI: BUYURUN MAHKEMEYE, BUYURUN DURUŞMA SALONLARINA
“Sayın Bahçeli, bu konuya tam iki kez değindi. İki kez dile getirdi bu konuyu. Cumhuriyet Halk Partisi, dün Meclis’e bu konuyla ilgili bir öneri teklifinde bulundu. Yine Meclis’in oylarıyla, MHP ve AKP oylarıyla bu teklif önerisi reddedildi. Neden? Soruyoruz aileler olarak; neden reddettiniz? Bize bir mesajınız mı var? Bize bir mesaj mı veriyorsunuz? Diyorsunuz ki ‘Biz Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarını suçsuz yere bir yıldır tutsak edildiğine inanıyoruz. Yani siz ailelere inanıyoruz. Bir yıldır sizin adalet çağrınıza, hukukun işletilmesine inanıyoruz’ diyorsunuz. Ama Türkiye'ye, yani 86 milyona bu durumu açıklayamayız. Bizim sizden aldığımız mesaj budur.
O halde benim size iki önerim olacak: AKP, MHP ve DEM başta olmak üzere, tüm partilerin hukuk komisyonlarından birer liyakatlı hukuk temsilcinizi mahkemeye, duruşmalara gözlemci olarak yollayın. Onlar, size gün sonunda, duruşmaları rapor etsin. İki; Ekrem İmamoğlu'nun savunmasına, yine aynı şekilde tüm parti genel başkanları katılsın. Ekrem İmamoğlu’nun ve avukatlarının savunmasını mahkemede tüm parti genel başkanları izlesin. Öyle ya; siz eşimi, çocuklarımın babasını, Türkiye Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı adayını, 25,5 milyon oyla seçilmiş cumhurbaşkanı adayını bir yıldır tutsak ettiniz. Onu azılı suçlu ilan ettiniz. Ve biz de size diyoruz ki, ‘Mahkemeler canlı yayınlansın’ ve siz bunu kabul etmiyorsunuz. O halde buyurun mahkemeye, buyurun duruşma salonlarına. ‘Yok. Hayır olmaz’ diyorsanız, o zaman hukuku işletin ve Ekrem İmamoğlu'nu, arkadaşlarını tutuksuz yargılayın. Hemen şimdi hepsini serbest bırakın.”
“ADİL, ŞEFFAF VE DE TARAFSIZ BİR YARGILAMA İÇİN HEP BİRLİKTE DURMAYA, MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRMEYE DEVAM EDECEĞİZ”
“Tutuksuz yargılama esastır. Bunu hepimiz çok iyi biliyorsunuz. Bayramda herkesi ailelerine kavuşturun. Biz, hüküm kurmuyoruz. Sadece adil, şeffaf ve tarafsız bir yargılama süreci istiyoruz. Böyle olduğunda gerçeklerin ortaya çıkacağından ve sevdiklerimizin özgürlüklerine kavuşacağından hiç şüphemiz yok. Bir yıldır hak hukuk ve adalet arayışında olsak da adalete inancımızdan asla vazgeçmedik. Hukuk er ya da geç sonunda işleyecek. Toplumun vicdanından, bizlere destek olan milyonlardan ve birbirimizden güç aldık. Ayrıcalık değil, hukukun temel ilkelerine uyulmasını istiyoruz. Sevdiklerimize güveniyor, onlarla gurur duyuyoruz. Adil, şeffaf ve de tarafsız bir yargılama için hep birlikte durmaya, mücadelemizi sürdürmeye devam edeceğiz. Bir kez daha hepimizin Ramazan Bayramını kutluyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”
AVUKAT TUBA TORUN AYDOĞDU EŞİNİN “HTS İLE IŞINLAMASINI” YENİDEN GÜNDEME GETİRDİ
Dr. İmamoğlu’nun ardından söz alan önceki dönem CHP Genel Başkan Yardımcılarından Aykut Erdoğdu’nun avukat eşi Tuba Torun Aydoğdu söz aldı. 9 Mart’ta başlayan İBB davası duruşmalarında yaşanan idari ve hukuki hukuksuzlukları sıralayan avukat Aydoğdu, eşi özelinde yaşanan “HTS olayı”nı yeniden gündeme taşıdı. “Aykut Erdoğdu'nun dosyada yer alan HTS ve baz kayıtlarında, 43 saniyede önce Fatih'te, sonra Beyoğlu'nda, sonra Üsküdar'da olduğu, yani 43 saniye içinde üç ayrı ilçede bulunduğu görüldü,” bilgisini tekrarlayan avukat Torun, özetle şunları söyledi:
“Tutuklamaya delil olarak gösterdikleri bu HTS ve baz kayıtlarının güvenilirliğinin, bu vahametten ibaret olduğu anlaşıldı ve mahkemeye de anlatıldı. Aykut Erdoğdu'nun kendisine elden para verdiği iddia edilen kişiyle, en fazla 256 metre yan yana geldiği, dosyaya bizzat savcılığın sunduğu kayıtlarla tespit edin. Yani kendi elleriyle sundukları kanıtlar, kendini yalanladı. Rüşvete aracılıkla suçlanan Aykut Erdoğdu, tutuklandıktan 4 ay sonra rüşvet verdiği iddia edilen kişinin ifadesi alındı. Ve bu kişi asla tutuklanmadı. Rüşvet aldığı iddia edilen Fatih Keleş'e veya Ekrem İmamoğlu'na bu konuda, bugüne değin tek bir soru bile yöneltilmedi. Fakat suçlamalarının arasında bu suç da yer aldı. Bu iftira niteliğindeki beyanları, ‘etkin pişmanlık’ adı altında ortaya atan kişi de elinden bu yalan beyanların alındığı an itibariyle, yani cezaevine bir girdikten topu topu bir ay sonra serbest bırakıldı.”
“EMİNİZ DAHA ÇOK İFTİRA ÇÖKECEK, DAHA ÇOK ETKİN PİŞMAN BOŞA DÜŞECEK”
“Bulut Aydöner, ‘Ben böyle bir senet düzenlemedim, yalan beyan veren, evrakta sahtecilik de yapar’ dedi. Senetler halen incelenmedi. Sırrı Küçük, can güvenliği endişesiyle günlerce uyuyamadığını anlattı. Suçsuzluğunu detayıyla açıkladı. Avukatı ise halihazırda bir başka etkin pişmanın avukatlığını yapan birinin müvekkilini ziyaret ettiğini, iftira atması için baskı yaptığını açıkladı. Aynı avukatın Fatih Keleş'i de ‘Adın Aziz İhsan Aktaş'ı öldürmeye azmettirme dosyasında geçiyor’ diyerek itirafçı, daha doğrusu iftiracı olmaya zorladığı ortaya çıktı. Etkin pişmanlıktan yararlanan Ümit Polat'a, savcı tarafından etkin pişmanlık ifadeleri soruldu. Polat, ‘Neden para toplandığını bilmiyorum’ dedi. Savcı ‘Gördün mü sen?’ diye sordu. Polat, ‘Yok, ben görmedim. Nereden bileyim?’ diye yanıtladı. Savcı, ‘Senin ifaden ya Ümit. Daha açık yanıt ver. Bir sürü beyanların var burada’ dedi. Böylece Ümit Polat'ın etkin pişmanlık ifadesinin bomboş olduğu anlaşıldı. Savcılığın ekrana yansıttığı mali tablonun yanlış olduğu ise neredeyse bir yıldır haksızca tutuklu bulunan Ağaç A.Ş. Genel Müdürü Ali Sukas'ın sorusu üzerine ortaya çıktı. Duruşmaya pazartesi günü itibarıyla devam edilecek. Eminiz daha çok iftira çökecek, daha çok etkin pişman boşa düşecek. Yakınlarımızın haklılığı her gün su yüzüne çıkacak. Ve bir gün bu iftiraları atanlar da attıranlar da işledikleri suçlar sebebiyle yargılanacak. Bizler onurumuzla dimdik ayaktayız. Her türlü psikolojik baskıya, yalana, iftiraya karşı, halkın bize verdiği yetkiyle ve haklılığımızdan gelen yenilmez güçle buradayız. Tarafsız ve bağımsız bir yargılama talep ediyoruz. Bize yaşatılan bu zulmün bir an evvel sonlandırılmasını istiyoruz. Sevdiklerimize bir an evvel kavuşmayı diliyoruz.
PALA'DAN SARAÇHANE'DE CEZAEVİ KOŞULLARINA ELEŞTİRİ: UMUYORUM Kİ BU SON AİLE YAKINLARI BULUŞMASI OLUR
Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi Yürütme Kurulu Üyesi ve CHP Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala da cezaevlerindeki sağlık koşullarına ilişkin basın açıklamasında bulundu. Pala, "Umuyorum ki bu son aile yakınları buluşması olur. Ve haftadan itibaren bayram öncesi bütün tutuklular serbest bırakılır" dedi. Ekrem İmamoğlu'nun açıkladığı hukuki gerçekliğe vurgu yapan Pala, "Kaçma şüphesi olmayan, delilleri karartma şüphesi olmayan... Daha öncesinde ortaya atılan iddiaların neredeyse hiçbirinin iddianamede bile yayınlanamadığı Ekrem İmamoğlu ve bütün arkadaşlarının ivedi olarak dışarı çıkarılması gerekir" ifadelerini kullandı.
"MAHPUSLAR İKİ KEZ CEZALANDIRILIYOR"
Cezaevlerindeki sağlık koşullarına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Pala, mahpusların sağlık hizmetlerine erişememesi nedeniyle iki kez cezalandırıldığını söyledi. "Mahpuslar, insan haklarına aykırı biçimde sağlık hizmetlerine erişemeyerek bugün ülkemizde iki kez cezalandırılıyorlar" diyen Pala, Tayfun Kahraman ve Mehmet Murat Çalık'ın sağlık durumuna dikkat çekerek, "Bir hekim olarak, bir öğretim üyesi olarak onların karşı karşıya bırakıldığı bu utanç verici durumdan büyük bir üzüntü duyduğumu, büyük bir öfke duyduğumuzu burada sizinle paylaşmak isterim" şeklinde konuştu. Birleşmiş Milletler'in mahpus haklarına ilişkin ilkelerini hatırlatan Pala, "Sayıları dört yüz binin üstündeki bütün mahpuslar bu ülkede herhangi bir sağlık hakkına sahip değiller" dedi.
"YİRMİ SEKİZ KİŞİLİK HÜCREDE ELLİ DOKUZ KİŞİ KALIYORUZ"
CHP'li Pala, cezaevlerindeki kapasite sorununa da değinerek, resmî açıklamalara göre 304 bin 956 kapasiteli 403 hapishanede 412 bin 991 mahpus tutulduğunu belirtti. Bir cezaevi ziyaretinde yaşadığı anıyı paylaşan Pala, "Bir arkadaşımızla konuşuyoruz. Genç bir arkadaşımız. Bu on dokuz Mart'tan sonra tutuklananlardan birisi. Dedi ki: 'Yirmi sekiz kişilik bir hücrede elli dokuz kişi kalıyoruz'" ifadelerini aktardı. Tecrit uygulamasını insan haklarına aykırı bulan Pala, "Bizim arkadaşlarımız şu anda tecritle karşı karşıyadır. Tecrit mahpuslar için en önemli sağlıksızlık kaynaklarından biridir. Bunun yanı sıra bazı arkadaşlarımız adı 'kuyu tipi' diye adlandırılan olağanüstü tecrit koşullarının yaygın olduğu yerlerde tutuluyorlar. Bu da asla kabul edilemez" dedi.
"RİNG ARAÇLARI BİR HASTANIN KULLANMASI İÇİN UYGUN DEĞİL"
Konuşmasında sağlık hizmetlerine erişimdeki engelleri sıralayan Pala, yasal düzenlemelere rağmen tutuklu ve hükümlülerin yıllık sağlık kontrolünden geçirilmediğini, hasta olduklarında ise hastaneye gitmelerinin mümkün olmadığını söyledi. "Ağız içi ve çıplak aramadan tutun kelepçeli muayene dayatmasına kadar. Bunlar tedaviyi engelleyen uygulamalardır. Ve asla kabul etmiyoruz" diyen Pala, hasta sevklerinde kullanılan ring araçlarına da tepki gösterdi. Bir avukatın anlattığı olayı aktaran Pala, "Bir tutuklunun tek ayağı yok. Hastaneden sevki sırasında ring aracına kendisinin binmesini bekliyor güvenlik görevlileri. Bir an için tutuklunun yerine kendimizi koyalım. En sevdiğimiz insanlar olarak onların yerine koyalım. Böyle bir şeyi kabul etmek mümkün mü?" ifadelerini kullandı.
"ADLİ TIP KURUMU BİLİMLE BAĞDAŞMIYOR"
Pala, Adli Tıp Kurumu'na yönelik eleştirilerini de dile getirerek, kurumun yeniden yapılandırılması gerektiğini vurguladı. Mehmet Murat Çalık örneğini veren Pala, "Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir devlet hastanesinden, bir eğitim araştırma hastanesinden uzmanların, profesörlerin oy birliğiyle verdiği bir kararın Adli Tıp Kurumu tarafından kabul edilmemesi sizlerin kabul edeceği bir şey midir? Bakın bu asla bilimle bağdaşmaz, asla tıpla bağdaşmaz" dedi.
CHP'nin iktidarında Adli Tıp Kurumu'nu özerk ve şeffaf hale getireceklerini belirten Pala, "Sağlık söz konusu olduğunda birincil sorumlunun Sağlık Bakanlığı'nın olduğu ama Adalet Bakanlığı'yla eş güdüm içerisinde bir sistemin hayata geçirileceği bir sağlık programını Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarında hep birlikte hayata geçireceğiz. Cumhuriyet Halk Partisi'nin sağlık sisteminde ceza ve tutukevlerinde sağlık hakkı ve onurlu bir yaşam en üst düzeyde gözetilecektir" diyerek sözlerini tamamladı.