Orada bulunan her şey Allâh (c.c.)’un kudretinin eseridir. Adet olduğu üzere dilin oluşması için manadan önce eşyanın var olması gerekir.
İstanbul Times Haber Merkezi -Yıldız Çetiner
Var olmayan bir nesnenin kelimesi olmaz. Çünkü önce eşyanın zihinde bir formunun olması gerekir.
Bundan sonra o eşya için bir isim icât edilir. Ortaya çıkarılan bütün modern bilimsel icâtların ilk anda dünyanın hiçbir dilinde karşılığı yoktu.
Ancak icât edildikten sonra dil bilginleri bir araya gelerek ona bir isim verdiler.
Bir insana hiç görmediği bir nesnenin ismini öğretmek istediğin zaman, onun anlayabilmesi için o nesneyi bir başka eşyaya benzeterek misâl vermen gerekir.
Meselâ dersin ki "top gibi" veya "silindir gibi" yahut "sandık gibi". Bir nesne bilinmez olduğu sürece aklın onu idrâk edebilmesi için bilinen bir nesneye benzetmek zorundasınız.
Şayet bilinen bir nesneye benzetmez iseniz, insan aklı onu idrâk etmekten aciz kalacaktır.
Bu noktadan hareketle bize göre Cennet nimetleri meçhuldür. Dolayısıyla onlar hakkında bir bilgimiz yoktur.
Cennet nimetleri bizim gücümüzün ve tasavvurumuzun çok üzerindedir.
Bu nimetler Allâh (c.c.)’un kudretinin eserleridir. Bu nedenle Allâh (c.c.) bizlere Cennet hakkında konuşmak istediğinde, dünyada bulunan nimetleri misâl olarak göstermektedir.
Bu misâller yalnızca takrib (konuya açıklık getirmek) içindir. Ancak bu bize Cennet’teki nimetlerin gerçek suretini vermemektedir.
Kaynak:(Muhammed Mütevelli Şaravî, Kuran’da Kıyâmet Sahneleri,s.185)
Mevlâna Takvimi




