TAYYİP VE DENİZ

Boğazın en uzak mesafesini çıplak gözlerle izlemek isteyen Kemal bir an yalpaladı, biraz sonra azgın sularla boğuşuyordu. Kemal denize düşeli 10 dakika olmuştu. Deniz fırtınalar koparıyordu. Ama üzerin kİ is ve o isin kokusu elini kolunu bağlamıştı. Her seferinde en şiddetli dalgası ile Kemal’e çarpsa da onu boğamıyordu.  Kemal denizin ortasında korku içinde kıvranıyordu, yüzmeyi biliyor ama piranalar yüzünden kımıldayamıyordu.  Nasıl kurtulmalıydı denizden. Bunu yılarca düşünmüştü. Kurtulmanın yolunu tam boğulmak üzere iken buldu. Dev dalgalar içinde denize pisledi. Bu pis koku yüzünden piranalar dâhil herkes kaçıştı. Bu sayede Kemal hem boğulmaktan hem de piranalar tarafından parçalanmaktan kurtuldu.  Denizi gerisinde bırakmak istercesine kulaçlar atıyordu. Karaya ulaşmış ve denizden kurtulmuştu.


Oysa eskiden Kemal etrafında ki bütün dostlarına “Denize olan sevdasını” anlata anlata bitiremiyordu. Zorda kaldığı an denize pislemenin kötü bir şey olduğunu bildiği halde bundan vazgeçmedi. Çünkü o denizi hiç sevmiyor ve yalan yere sevdiğini iddia ediyordu. Deniz o pisliği alıp götürecek ve eninde sonunda berraklaşacaktır.  Ama Kemal ikiyüzlülüğünün hesabını sarsıntılı bir yenilgi ile verecektir. Dost meclisinde söylenen sözler verilmiş söz gibidir. Dost meclisinde verdiği sözü can havli ile unutanlar, eninde sonunda madara olacaklardır. Tıpkı Tayyip dağının altını kazımak isteyen Latif’de olduğu gibi. Tayyip dağı sağanak yağmurlara maruz kalmış üzerindeki topraklar aşınmaya başlamıştı. Bunu fırsat bilen dağ sever Latif kazmayı küreği kapıp Tayyip dağının altını kazmaya başladı. Her kürek de dağı delebileceğine inan Latif, ortaya varmadan kayaya denk geldi. Hem kendisi madara oldu hem de Tayyip dağı sağanaklara boyun eğmedi.  Tayyip dağı halen dimdik ayak da iken, Latif iki büklüm ortalık da ser sefil dolaşmak da ve ihanettin bedelini halen ödemektedir.


Siyasette görüş ne olursa olsun dava arkadaşlarını satmak, onların zor günlerinde yalnız bırakmak ve makamlarına geçmeye çalışmak aşağılıktır. Bunu Türk töresi asla affetmeyecektir. Nitekim bu tür komplolara maruz kalmış insanlar daha da güçlenerek yollarına devam etmektedirler. Ne olursa olsun yiğit düştüğü yerden kalkmalıdır. En çetin buhranlara ve dağ deviren rüzgârlara rağmen dimdik ayakta durmalıdır. Deniz dalgalarını saklamalı ve sinsiliğe yer vermeden yoluna akmalıdır. Denizi her ne kadar sevmesem de sevenlerine olan saygımdan dolayı onu bu tür yazılarım ile desteklemeye devam edeceğim.
Bu desteğin adına okuyucunun vereceği tepkiyi merakla beklemekteyim. Türk töresine uygunsuzluğunu onlar da tasdik edecektir. Dava arkadaşlarını zor günde yalnız bırakmak bizim töre lügatimizde yeri yoktur. Bu düşünceler ile ortalığa pislik saçanları, pisliklerinde boğulmalarını temenni ederim.