Geçenlerde Türk dış politikasıyla ilgili yapılan bir konuşmaya şahit oldum. Ben bu konuşmanın gerçekten bilgilendirici olacağını ve paylaşımla sonlanacağını düşünüp mutlu oluyordum ki olayın aslında tam tersi olduğunu gördüğümde hayal kırıklığına uğradım. Konuşmanın ya da tartışmanın amacı şaştı ve konuşmayı yapan insan düşüncelerini karşısındaki insanlara empoze etmek için sürdürdü konuşmasını.Konu Musul ve Kerkük’e geldi. Hepimizin bildiği gibi Mustafa Kemal Atatürk’ün vasiyetlerinden biri de Musul ve Kerkük’ün geri alınmasıydı. Onun üstün çabalarıyla kurulan bu Cumhuriyet’te bağımsızca yaşayabiliyorsak, vasiyetlerine de gereken saygıyı gösterip onu yerine getirmek için elimizden geleni yapmalıyız. Fakat konuşmacı bunu bildiği halde, Musul ve Kerkük’ün alınmasının sadece bir hayal olduğunu söyledi. Yıllardır gizlice bu isteğin gerçekleşmesi için çaba sarf edildiğini ve Türkiye’nin bu yüzden çok büyük ölçüde mali ve siyasi krizle başa çıkmak zorunda kaldığını, sonuçta da ekonomik ve siyasal yönden geride kaldığımızı söyledi. Şu anda da yaşadığımız ekonomik krizi buna bağladı. Bilmediği yada bildiği halde bize söylemekte sakınca gördüğü kısım, şimdilerde yaşanan bu ekonomik krizin nedenin Amerika olmasıydı. Bunu neden söylemek istemediğinin nedenleri çok sayıda olmakla beraber birkaçı şunlardır:

—Amerika yanlısı olmak

—Amerika’nın son zamanlardaki yapmış olduğu hatalardan aldığı yarayı ört pas edip bize Amerika’yı sevdirmek.

—Hükümet yanlısı olup işini sağlama almak

Amerika yanlışı olmak konusunda o insana yapılacak ya da söylenecek bir söz yok. Çünkü insanların kendi tercihidir ve ona kimse karışamaz. Kimi Amerika’yı savunur, kimi İngiltere’yi, Fransa’yı, Almanya’yı. Fakat unutulmaması gereken bir şey var ki, Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyarak kendi çıkarlarımızın dışında başka bir ülkenin çıkarlarını savunmamız gerekmektedir. Konuşmacı yapılmak istenenler için Amerika’dan izin alınması gerektiğini söyledi bir yerde, Bu hiçbir şekilde yapılmamalıdır benim düşünceme göre. Buna karşı çıktığın andan itibaren de en büyük ayrımcı sıfatı takıştırılıyor sana maalesef. Bu ülkede söz sahibi olan ve bu ülke için bir şeyler yapmak isteyen hiçbir insan başka bir ülkeden izin beklememelidir hatta bekleyemez.

Tam bu sırada konuşmaya dâhil olarak, Musul ve Kerkük’ün alınmasının hayal olduğunu söyleyen konuşmacıya Türkiye Cumhuriyeti’nin de kurulmasının bir hayal olduğunu ama bu hayalin gerçekleştiğini söyledim. Parmağıyla beni işaret ederek işte bu da onlardan biri dedi. Sinirlerime hakim olarak konuşmama devam ettim. Önemli olanın hayal kurmak değil, kurduğun hayali gerçekleştirmek için çaba sarf etmek olduğunu ekledim. Cevap beklemiyordum zaten ve bir anda konu kapandı. Evet, önemli olan gerçekleşeceğine inanmaktır hayallerin. Bu dileğin, bu isteğin sadece hayal olduğunu, bunu yapmak istemenin bölücülük olduğunu söylemek değildir. Konuşmacı hava biraz yumuşadıktan sonra, yıllar önce bu konuyla ilgili bir yazı yazdığını ve bu yazı yayınlandıktan sonra birçok tehdit telefonu, mektubu ve maili aldığını ve bir daha asla böyle bir şey yazmayacağını söyledi. Ama kimse bu düşüncelerimi söylememe engel olamaz dedi ve ekledi. Tam bu anda o kişiye sorulması gereken bir soru vardı aslında, bu demokratik sistemi bize ve sana kazandıran Ulu Önder’in vasiyetinin hayal olduğunu iddia etmek gerçekten içinizi rahatlatıyor mu? Diye. Şundan eminim ki bu soru cevapsız kalırdı.

Hükümet yanlısı olmanın da amacını anlayabilmiş değilim. Tabii ki bizi yöneten iktidara saygılı olmalıyız, onlardan da saygı gördüğümüz takdirde. Ama bilindiği gibi, bu ülkede farklı birçok ideolojiye sahip insan var. Zaman zaman çatışma ortamına düşen, zaman zaman aynı koğuşta yatan… Herhangi bir parti iktidara geldiğinde sadece cebimize girecek parayı değil, biraz da kendimize olan saygımıza önem vermeliyiz diye düşünüyorum. Değişen hükümete göre kılık değiştirmek bir insanın kendi benliğine vermiş olduğu bir zarardır. En azından bana göre öyledir. Doğrusu da; ne olursa olsun belirlediğimiz ideolojilerimize sahip çıkmaktır.