Bazı insanların ölümü yalnızca bir insanın kaybı değildir; bir dönemin, bir zihniyetin ve bir bakış açısının eksilmesidir. İlber Ortaylı da böyle isimlerden biriydi. Türkiye’de tarih denildiğinde akla gelen ilk isimlerden biri… Belki de birçok insan için tarihin sıkıcı bir ders değil, canlı bir hikâye olduğunu anlatabilen nadir entelektüellerden biri.
Ama böyle zamanlarda tuhaf bir manzarayla karşılaşırız. Sosyal medya birkaç saat içinde aynı fotoğraflarla dolar. Aynı cümleler, aynı taziye mesajları, aynı büyük sözler… Birkaç saniyelik bir “story” ile büyük bir insanın hayatı uğurlanır. Fakat insan ister istemez şu soruyu sormadan edemiyor: Gerçekten ne kadarını tanıyorduk?
Hayatında bir kez olsun İlber Ortaylı’nın bir kitabını baştan sona okumamış olanlar bugün story atıp ‘büyük bir tarihçi kaybettik’ diyor. Onu gerçekten tanıyanlar bir fotoğraf değil, bir kütüphane açar bugün. Bir fotoğrafı paylaşmak kolay; ama bir kitabın başına oturup saatlerce düşünmek zor. Bir alıntıyı story yapmak kolay; ama o alıntının geldiği yüzlerce sayfalık metni anlamaya çalışmak emek istiyor. Oysa İlber Ortaylı’nın değeri tam da burada yatıyordu. O yalnızca tarih anlatan bir akademisyen değildi. Bir kültürün sürekliliğini, bir toplumun hafızasını, bir medeniyetin dilini anlatıyordu. Osmanlı’yı, Avrupa’yı, Rusya’yı, imparatorlukları, şehirleri, kurumları… Ama en önemlisi düşünmeyi anlatıyordu.
Onu gerçekten tanıyanlar için İlber Ortaylı yalnızca televizyon programlarında hızlı konuşan, keskin cevaplar veren bir profesör değildi. O, kütüphanelerin içinden çıkan bir zihindi. Sayfaların arasında dolaşan, arşivlerin tozunu soluyan, şehirlerin tarihini sokak sokak okuyan bir entelektüeldi. Bu yüzden onu anlamanın yolu da fotoğraflardan değil, kitaplardan geçiyordu.
İYİ Kİ GEÇTİN BU DÜNYADAN
Bugün sosyal medyada paylaşılan bir kare, belki birkaç saat sonra kaybolacak. Ama bir kitabın sayfaları öyle değil. Bir düşünürün gerçek hayatı, fotoğraflarında değil, yazdıklarında saklıdır. Çünkü bazı insanlar öldüğünde yalnızca anılmaz; okunur. Belki de bu yüzden böyle anlarda yapılacak en doğru şey, birkaç cümlelik bir paylaşımın ötesine geçmektir.
Bir kitabını açmak… Bir paragrafını yeniden okumak… Bir cümlesinin altını çizmek… Çünkü bir düşünür için en büyük saygı, onu gerçekten anlamaya çalışmaktır. İlber Ortaylı ardında yalnızca akademik çalışmalar değil, bir düşünme biçimi bıraktı. Tarihe yukarıdan değil, merakla bakmayı öğreten bir tavır bıraktı. Bir toplumun geçmişini anlamadan geleceğini kuramayacağını hatırlatan bir zihin bıraktı.
2021 yılında Balıkesir Altıeylül Kitap Fuarı’nda ben de imza günündeydim. Aynı fuarda İlber Ortaylı’nın da bulunması benim için paha biçilemez bir anıydı. O günden bana kalan en kıymetli hatıra ise imzaladığı “Bir Ömür Nasıl Yaşanır?” kitabı oldu.
İyi ki geçti bu dünyadan.
Geride bıraktığı fikirler, kitaplar ve tartışmalar yaşamaya devam edecek. Çünkü bazı insanlar gerçekten gitmez. Onlar, her açılan kitap sayfasında yeniden konuşur.
İstanbul Times - Hande Balcan - 14 Mart 2026