14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla başta hekimlerimiz olmak üzere tıp öğrencilerimizin ve bütün sağlık çalışanlarımızın bayramını gönülden tebrik ediyoruz.

İyi ki varlar… Allah eksikliklerini göstermesin…

İnsan hayatına dokunmak, bir kalbin yeniden sevinçle atmasına vesile olmak, bir annenin, bir babanın, bir evladın gözlerindeki beklentiyi yeniden filizlendirmek… İşte doktorluk mesleği tam da böyle bir meslektir. Beyaz önlük yalnızca bir kıyafet değildir; sorumluluğun, merhametin ve insan hayatına duyulan saygının sembolüdür.

Gece yarısı çalan bir telefonla uykusundan uyanan, bayram gününde ameliyathaneye koşan, bir hastanın iyileştiğini gördüğünde bütün yorgunluğunu unutan nice hekimimiz var. İşte bu yüzden doktorluk yalnızca bilgiyle değil; vicdanla, sabırla ve gönülle yapılan bir meslektir.

Elbette hayatın her alanında olduğu gibi sağlık camiasında da farklı örneklerle karşılaşmak mümkündür. Ancak özellikle belirtmek gerekir ki kötü ve çirkin davranışlar, doktorluk gibi yüce bir mesleğe yakışmaz. Bu tür örnekler istisnadır ve sağlık ordusunun büyük çoğunluğunu asla temsil etmez.

Bugün, sinema tarihinin unutulmaz yapımlarından biri olan “İyi, Kötü ve Çirkin” filminden esinlenerek; doktorluk mesleğinin iyilerini, kötülerini ve çirkinlerini ele almak istiyoruz. Amacımız karalamak değil; güzel örnekleri öne çıkarmak ve mesleğin gerçek değerini hatırlatmaktır.

ÖNCE İYİLERDEN BAŞLAYALIM

Kırk yılı aşan gazetecilik hayatımda sağlık alanını yakından takip etme fırsatım oldu. Anadolu Ajansı’ndaki görevim sırasında bir dönem Sağlık Bakanlığı muhabirliği yaptım. Bu vesileyle çok sayıda hekim tanıdım; bazılarıyla dostluklar kurduk.

Şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki bu mesleğin gerçek yüzü fedakârlıktır.

Gerçek bir hekim için hasta bir müşteri, bir dosya numarası değil, Allah’ın kendisine emanet ettiği bir candır.

Vicdanı cüzdanından önce gelir.

Hastasını güler yüzle karşılar, derdini sabırla dinler, çözüm ararken adeta ailesinden birinin sağlığı için mücadele eder gibi çaba gösterir.

Bir doktorun içten bir tebessümü, hastanın omzuna koyduğu güven veren bir el, söylediği moral verici birkaç cümle… Bazen bunlar ilaçtan bile daha etkili olur.

Hasta kendini güvende hisseder.

İçine ferahlık doğar.

Moral kazanır.

Ve çoğu zaman iyileşmenin kapısı işte o anda aralanır…

Vicdanlı hekim gereksiz yere ameliyat yapmaz.

Hastasını lüzumsuz masrafların içine sürüklemez.

Tıbbi malzemede, teşhiste ve tedavide asla hileye başvurmaz.

İşte doktorluk mesleğini yücelten de tam olarak bu anlayıştır.

KÖTÜLER…

Ne yazık ki her meslekte olduğu gibi sağlık alanında da hırsına yenilen, gözü doymayan ve mesleğin itibarını zedeleyen kişiler zaman zaman karşımıza çıkabiliyor.

Hastasından haksız para isteyenler…

Reçete yolsuzluklarına karışanlar…

Bir kanser hastasını “55 bin liralık bir gelir kapısı” gibi görebilecek kadar vicdanını kaybedenler…

Ve para hırsı yüzünden yenidoğan ünitelerinde yaşanan ve toplumun yüreğini sızlatan skandal ölümler…

Bunları zaman zaman okuduk, izledik ve büyük bir üzüntüyle takip ettik.

Gazetecilik hayatımda ben de buna benzer bazı olaylara rastlamıştım. Daha önce ameliyatlarda kullanılan malzemeleri yeniden kullanıp sıfırmış gibi göstererek devleti zarara uğratan bir şebekeyi haberleştirmiş, sorumluların cezalandırılmasına vesile olmuştuk.

Ancak burada altını çizmek gerekir ki bu tür davranışlar bütün bir sağlık camiasına mal edilemez.

Bunlar mesleğin değil, kişilerin ayıbıdır.

Hukuktan, insanlardan saklanabilen bazı hesaplar olabilir; ama vicdandan ve ilahi adaletten saklanabilen hiçbir hesap yoktur, ilahi adaletin terazisi şaşmaz.

ÇİRKİNLER…

Bir de meselenin başka bir yönü var.

Hastayı bir insan olarak değil de bir yük gibi gören…

Derdini anlatmasına fırsat vermeyen…

Güler yüz yerine soğuk ve kırıcı bir tavır sergileyen davranışlar…

Bunlar da toplumun hafızasında “çirkin” olarak yer eder.

Oysa bir hastaya gösterilen küçük bir ilgi, söylenen sıcak bir söz, bazen tedavinin yarısıdır…

Kimi hasta bu tür davranışlara karşı ses çıkaramaz.

Doktor benimle ilgilenmez” endişesiyle yaşadıklarını içine atar.

Oysa doktorluk mesleğinin ruhuna yakışan tavır; bilgiyi merhametle, ilmi insan sevgisiyle buluşturabilmektir.

PERFORMANS SİSTEMİNE YENİ BİR BAKIŞ

Sağlık sisteminde tartışılan konulardan biri de performans uygulamalarıdır.

Bakılan hasta sayısı ya da yapılan işlem sayısı üzerinden değerlendirme yapılmaktadır.

Oysa yalnızca sayıya bakmak her zaman adil sonuç vermez.

Bir doktor hastasına zaman ayırır, detaylı muayene eder, titiz davranır.

Bir diğeri ise kısa sürede çok sayıda hasta kabul edebilir.

Sadece niceliğe bakarak değerlendirme yapmak, niteliği gölgede bırakabilir…

Aynı durum cerrahlar için de geçerlidir.

Bir ameliyat 20 dakikada bitebilir, bir başka ameliyat saatler sürebilir. Ama mevcut sistem bu emeğin farkını ortaya koymuyor.

Bu nedenle sağlık sisteminde nitelikli hizmeti ödüllendiren, hem hastayı hem hekimi koruyan daha adil modeller üzerinde düşünmek faydalı olacaktır.

SON SÖZ

İyiler, kötüler ve çirkinler…

Hayatın her alanında olduğu gibi sağlık camiasında da bunların örneklerini görmek mümkün. Fakat gerçek olan şudur ki iyiler her zaman çoğunluktadır…

Gece gündüz demeden nöbet tutan,

Ameliyathanede saatlerce ayakta kalan,

Bir hastanın sağlığına kavuştuğunu gördüğünde gözleri parlayan,

Yorgunluğunu bir teşekkür cümlesiyle unutan…

İşte bu fedakâr insanlar, bu mesleğin gerçek kahramanlarıdır.

Beyaz önlük; yalnızca bir üniforma değil, insanlığa hizmet etmenin en onurlu sembollerinden biridir.

Bu vesileyle; insan hayatını korumayı “vicdan borcu” olarak gören tüm doktorlarımızın, sağlık çalışanlarımızın ve geleceğin hekimleri olan tıp öğrencilerimizin 14 Mart Tıp Bayramı’nı yürekten kutluyoruz.

İyi ki varsınız…

Allah, şifa dağıtan ellerinizi, gönüllerinizi güçlendirsin.

İstanbul Times - Müslüm Aktürk