2025’İ SİLİVRİ ÖNÜNDE GEÇİRDİLER
Bir zamanların mağdurları bugünün mağrurları güç bizde edası ile siyasi rakiplerini yargı sopası ile hizaya sokmaya çalışıyorlar.
Ancak Ziya Paşa'nın da Dediği Gibi;
Zalim Yine bir zulme giriftar olur ahir
elbette ev yıkanın hanesi olur viran
DİLEK İMAMOĞLU: BU OPERASYONLARI YÜRÜTEN BİR AVUÇ KİŞİYE SORUYORUM: SİZ, BU YILIN MUHASEBESINI NASIL YAPIYORSUNUZ? VİCDANINIZ RAHAT MI? CANLARIMIZI, SEVDİKLERİMİZİ HAKSIZCA, HUKUKSUZCA TUTSAK EDENLER; MUTLU MUSUNUZ?
“2025; Türkiye için adaletsizliğin, hak ihlallerinin, yargı eliyle yürütülen siyasi operasyonların yılı oldu, tarihe kara bir leke olarak geçti” diyen Dr. İmamoğlu, özetle şunları söyledi:
“Televizyonlarda her gün ‘kasadan paralar çıktı, bavullarla paralar taşındı, paraları gömmüşler’ gibi akıl almaz yalanlar döndü. Bu yalanları söyleyenler arasından, ‘biz de arada yalan söyledik’ diyenler oldu. Buna rağmen hiçbirine dava açılmadı. Yalanı söyleyenler dışarıda dolaşırken, üzerine iftira atılanlar, hücrelerde tutsak edilmeye devam etti. İftira, kılıçtan daha zalim bir silahtır. Çünkü iftiraların açtığı yaralar, hiçbir zaman kapanmaz. Artık bu zulme son verin.”
İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner
“Çıkan iddianame hukuken o kadar boş ki, tüm bu operasyonları savunanlar bile arkasında duramadı. Davanın TRT’den canlı yayınlanması talebimize başta olumlu yaklaşanlar, iddianameyi gördükten sonra seslerini çıkarmaz oldular. Çünkü bu bomboş iddiaları savunamayacaklarını anladılar. Şimdi bu operasyonları yürüten bir avuç kişiye soruyorum: Siz, bu yılın muhasebesini nasıl yapıyorsunuz? Vicdanınız rahat mı? Canlarımızı, sevdiklerimizi haksızca, hukuksuzca tutsak edenler; mutlu musunuz?”
İFTİRA, KILIÇTAN DAHA ZALİM BİR SİLAHTIR, ARTIK BU ZULME SON VERİN SİZLER, SICAK EVLERİNİZDE AİLENİZLE BİRLİKTESİNİZ, EŞİNİZLE, ÇOCUKLARINIZLA BİRLİKTESİNİZ, İÇİNİZ, VİCDANINIZ RAHAT MI ?
“Sizler, onların suçsuz olduklarını, birer siyasi rehin olduklarını çok iyi biliyorsunuz. Bizler, bu soğukta buradayız; sevdiklerimiz içeride… Sizler, sıcak evlerinizde ailenizle birliktesiniz. Eşinizle, çocuklarınızla birliktesiniz. İçiniz, vicdanınız rahat mı? Haksız ve hukuksuzca onlarca insanı özgürlüklerinden mahrum etmeyin, ailelerine zulmetmeyin. Yapmayın. Bu kötülüklerinizi, bu adaletsizliği 2026’ya taşımayın, vazgeçin. Bu kirli oyunun arkasından çekilin.”
BU KÖTÜLÜKLERİNİZİ, BU ADALETSİZLİĞİ 2026’YA TAŞIMAYIN,VAZGEÇİN. BU KİRLİ OYUNUN ARKASINDAN ÇEKİLİN
“Ülkemizi düşünüyorsanız sesimize kulak vermek zorundasınız. Bu haksızlığı, bu hukuksuzluğu ısrarla sürdürüyorsunuz. Hiçbir günahı olmayan gençleri, saygın bürokratları tutukluyor, ailelerin ahını alıyorsunuz. Yapmayın. Yaşattığınız adaletsizliğin unutulması için yaptığınız tüm girişimleri biliyoruz, her şeyin farkındayız. Çabalarınız; bizim için, milletimiz için yok hükmündedir. Biz ülkemize reva gördüğünüz bu adaletsizliği, demokrasi tarihimize bıraktığınız kara lekeyi, yargıyı düşürdüğünüz durumu unutmuyoruz, unutmayacağız, unutturmayacağız.”
19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 19. Buluşmasını, yılın son gününde ikinci kez Silivri’ye taşıdı. Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu önünde gerçekleştirilen buluşmaya;
CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu, Çatalca Belediye Başkanı Erhan Güzel, milletvekilleri, İmamoğlu’nun kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu ile kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. Oldukça soğuk bir havada gerçekleşen 19. buluşmanın basın açıklaması, iktidar kumpasıyla özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı, CHP’nin ve 25,1 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından okundu.
“2025 yılının son Aile Dayanışma Ağı buluşması için bugün Silivri’deyiz” diyen Dr. İmamoğlu, şunları söyledi:
“19 haftadır aileler olarak bir araya geliyoruz. Haklı taleplerimizi, hukuk ve adalet beklentimizi dile getiriyoruz. 2025 yılını da artık geride bırakıyoruz. 2025; Türkiye için adaletsizliğin, hak ihlallerinin, yargı eliyle yürütülen siyasi operasyonların yılı oldu. 2025 yılı, tarihe kara bir leke olarak geçti. Yargı siyasallaştı. Masumiyet karinesi ayaklar altına alındı. Lekelenmeme hakkı ihlal edildi. Hukuken tutuksuz yargılama prensibi göz ardı edildi. 2025 yılı; aynı zamanda mücadelenin, dayanışmanın, hak, hukuk, adalet arayışının yılı olarak da tarihe geçti. Tüm bu yaşananlar karşısında millet iradesine sahip çıktı. Toplum vicdanı ikna olmadı. İnsanlar haksızlık karşısında susmadı.”
19 MART’IN ÖZETİNİ ÇIKARDI
“Yıl sona ererken, geriye dönüp yaşananları hatırlayalım ve bir muhasebe yapalım. 18 Mart günü, bir iftar vakti Ekrem İmamoğlu’nun 31 yıl önce hakkıyla kazandığı diploması, yetkisiz bir kurum tarafından usulsüz bir şekilde iptal edildi. 19 Mart’ta, şafak vakti, İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı’nın kapısına yüzlerce polis dayandı. Aynı saatlerde Ekrem İmamoğlu’nun yol arkadaşları, seçilmiş belediye başkanları, iş insanları, bürokratlardan oluşan yüzlerce insanın evinde de aynı durum yaşanıyordu. Çağrıldığında ifade vermeye gidebilecek insanlar, ailesinin ve çocuklarının gözleri önünde şafak baskınıyla gözaltına alındı.
Aynı gün medyada, hakkında gizlilik kararı olan soruşturmayla ilgili sözde bilgiler, iftiralar, yalanlar ortaya atılmaya başlandı. 4 günün sonunda Ekrem İmamoğlu ile birlikte onlarca kişi hakkında tutuklama kararı verildi. Aynı gün tarihte görülmemiş şekilde milyonlar, ‘adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum’ diyerek, cumhurbaşkanı adayını belirlemek için sandıklara koştu. Her geçen gün destek daha da arttı. 25,1 milyon vatandaşımızın imzasıyla, Ekrem İmamoğlu, cumhurbaşkanı adayı seçildi.”
“YALANI SÖYLEYENLER DIŞARIDA DOLAŞIRKEN, ÜZERİNE İFTİRA ATILANLAR, HÜCRELERDE TUTSAK EDİLMEYE DEVAM ETTİ”
“Ama her geçen gün operasyonlar da dalga dalga devam etti. Gizli tanık ifadeleriyle, hiçbir somut delil olmadan özgürlüğünden mahrum bırakılan insanların sayısı, her operasyonla arttı. Bu sırada tutuklulara her türlü baskı uygulandı ve tutuklular iftiraya zorlandı. Ortada bir İBB borsası olduğu konuşulmaya başlandı. Gizli tanıklara, etkin pişman iftiracılar eklendi. Onların ifadeleriyle operasyonlar genişledi, daha fazla suçsuz insan haksız uygulamalara maruz kaldı. Ama ortaya hâlâ hiçbir somut delil koyulamadı.
Televizyonlarda her gün ‘kasadan paralar çıktı, bavullarla paralar taşındı, paraları gömmüşler’ gibi akıl almaz yalanlar döndü. Bu yalanları söyleyenler arasından, ‘biz de arada yalan söyledik’ diyenler oldu. Buna rağmen hiçbirine dava açılmadı. Yalanı söyleyenler dışarıda dolaşırken, üzerine iftira atılanlar, hücrelerde tutsak edilmeye devam etti. İftira, kılıçtan daha zalim bir silahtır. Çünkü iftiraların açtığı yaralar, hiçbir zaman kapanmaz. Artık bu zulme son verin.”
“BİR DAHA ASLA GERİ GELMEYECEK ZAMANLAR BİZDEN ÇALINDI, ÇALINMAYA DEVAM EDİLİYOR”
“Bu sırada bizler, yani mağdur edilen aileler, günlerimizi sevdiklerimizden ayrı geçirdik. Bir daha asla geri gelmeyecek zamanlar bizden çalındı, çalınmaya devam ediliyor. Her özel günümüzü burnumuzda bir sızı, yüreğimizde bir acı, soframızda bir eksikle yaşıyoruz. İlk günden itibaren ‘iddianameyi bir an önce hazırlayın’ dedik. Çünkü sevdiklerimizin suçsuz olduğunu, yargılanmadan peşinen cezalandırıldıklarını biliyorduk. Kamuoyunda yalanlarla yaratılmak istenen algının farkındaydık.
Tüm iddiaların, iftiraların dayanaksız olduğundan emindik. Aylar süren baskılardan, hak ihlallerinden sonra iddianame sonunda yayınlandı. Ne kadar haklı olduğumuzu herkes gördü. Büyük iftiralarla, gizli tanıklarla hazırlanan iddianamenin bomboş olduğu açığa çıktı. Ne kasalardan çıkan paralar ne para dolu bavullar vardı. Bunların hepsi yalandı, iddianamede de yer bulamadı. Ama bu yalanları söyleyen, itibar suikastı yapmaya çalışanlara hiçbir şey olmadı. Onlar ekranlardan yalan saçmaya devam ediyorlar.”
“ÇIKAN İDDİANAME HUKUKEN O KADAR BOŞ Kİ, TÜM BU OPERASYONLARI SAVUNANLAR BİLE ARKASINDA DURAMADI”
“Çıkan iddianame hukuken o kadar boş ki, tüm bu operasyonları savunanlar bile arkasında duramadı. Davanın TRT’den canlı yayınlanması talebimize başta olumlu yaklaşanlar, iddianameyi gördükten sonra seslerini çıkarmaz oldular. Çünkü bu bomboş iddiaları savunamayacaklarını anladılar. Ortada suç yok. İsnat edilen suça karşı delil yok. İnsanlar aylardır tutuklu ama iddianamede isimleri yok. Hatta ortada yargılama niteliği taşıyan bir iddianame bile yok. Ne var biliyor musunuz?
Usûlen hazırlanan bir iddianame ve yargı eliyle siyasete müdahale var. Aylardır evlatlarından ayrı kalmış anne-babalar var. Annesinden koparılmış çocukların cevaplanamayan soruları var. Annesini görebilmek için kilometrelerce yol giden gençler var. Evladını ziyaret etmek için her ay saatlerce bekleyen, elleri öpülesi büyüklerimiz var. İftiracı olması için zorlanan, günlerce yerlerde yatırılan bürokratlar var.”
“BU OPERASYONLARI YÜRÜTEN BİR AVUÇ KİŞİYE SORUYORUM”
“Şimdi bu operasyonları yürüten bir avuç kişiye soruyorum: Siz, bu yılın muhasebesini nasıl yapıyorsunuz? Vicdanınız rahat mı? Canlarımızı, sevdiklerimizi haksızca, hukuksuzca tutsak edenler; mutlu musunuz? Sizler, onların suçsuz olduklarını, birer siyasi rehin olduklarını çok iyi biliyorsunuz. Bizler, bu soğukta buradayız; sevdiklerimiz içeride… Sizler, sıcak evlerinizde ailenizle birliktesiniz. Eşinizle, çocuklarınızla birliktesiniz. İçiniz, vicdanınız rahat mı? 2025’in son gününde, tüm aileler adına sesleniyorum:
“BU KÖTÜLÜKLERİNİZİ, BU ADALETSİZLİĞİ 2026’YA TAŞIMAYIN, VAZGEÇİN”
Canlarımızı serbest bırakın ve sevdiklerimizi hukukun gereği olarak tutuksuz yargılayın. Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkına saygı duyun. Anayasal suç işliyorsunuz, insanlık suçu işliyorsunuz. Yapmayın. Aylardır içeride tutsak edilen, iddianamesi henüz yazılmamış olan belediye başkanlarımız, bürokratlarımız, yol arkadaşlarımız var. Bir an önce iddianamelerinin yazılmasını istiyoruz. Haksız ve hukuksuzca onlarca insanı özgürlüklerinden mahrum etmeyin, ailelerine zulmetmeyin. Yapmayın.
Bu kötülüklerinizi, bu adaletsizliği 2026’ya taşımayın, vazgeçin. Bu kirli oyunun arkasından çekilin. Bu uygulamaların ne ülkeye ne de ülkenin tek bir vatandaşına faydası var. Yapmayın. Haftalardır, aylardır sesimizi çıkarıyoruz. Gündüz vakti elimizde fenerle hukuk arıyoruz. Ülkemizi düşünüyorsanız sesimize kulak vermek zorundasınız. Bu haksızlığı, bu hukuksuzluğu ısrarla sürdürüyorsunuz. Hiçbir günahı olmayan gençleri, saygın bürokratları tutukluyor, ailelerin ahını alıyorsunuz. Yapmayın.”
“YAŞATTIĞINIZ ADALETSİZLİĞİN UNUTULMASI İÇİN YAPTIĞINIZ TÜM GİRİŞİMLERİ BİLİYORUZ”
“Şu anda bu ülkenin en önemli gündemlerinden biri; 25.1 milyon kişinin imzasıyla cumhurbaşkanı adayı seçilen Ekrem İmamoğlu’nun, çalışma arkadaşlarının, yüzlerce evladın, annenin, babanın, kardeşin hukuksuzca tutsak edilmesidir. Bu adaletsizliği gidermeden ne ekonomiyi düzeltebilirsiniz ne de ülkede barış ve huzuru sağlayabilirsiniz. Yaşattığınız adaletsizliğin unutulması için yaptığınız tüm girişimleri biliyoruz, her şeyin farkındayız.
Çabalarınız; bizim için, milletimiz için yok hükmündedir. Biz ülkemize reva gördüğünüz bu adaletsizliği, demokrasi tarihimize bıraktığınız kara lekeyi, yargıyı düşürdüğünüz durumu unutmuyoruz, unutmayacağız, unutturmayacağız. 2026 vicdanın, adaletin, demokrasinin yılı olsun. Yaşanan haksızlıklar, hukuksuzluklar artık son bulsun. Tutsaklar ailelerine, çocuklar anne-babalarına kavuşsun. Tüm dileğimiz budur!”
MUSTAFA AKIN’DAN ‘SİLİVRİ’ ŞİİRİ
Şimdi içeriden bana ulaştırılan, Ekrem İmamoğlu'nun yakın koruma müdürü Mustafa Akın'ın bir şiirini size okumak istiyorum:
İnsan ne için yaşar?
Bilir misiniz?
Onur ve haysiyeti için
Ve onu kaybetmemek için
Neden mi?
Onların inandıkları değerleri ve ilkeleri
Bir de duruşları var ki; ondan
Özgürlükleri kısıtlanmış
Bir de hastalıklarına aldırmayıp
Ellerine kelepçe vurdurmamak için
Doktora bile gitmezler; ondan
Selam olsun onurlu duranlara
Selam olsun haysiyetini koruyanlara
Selam olsun umudunu kaybetmeyenlere
İnsanca yaşayanlara…
Mustafa Akın / 25 Aralık 2025
AYKUT ERDOĞDU’NUN EŞİ TUBA TORUN AYDOĞDU: “BEKLETMEK, BİR CEHENNEMDİR”
Dr. İmamoğlu’nun ardından bazı tutuklu aileleri, duygularını kameraların önünde paylaştı. İlk sözü alan eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu’nun eşi Tuba Torun Aydoğdu, göz yaşları içinde yaptığı konuşmasında duygularını şu sözlerle dile getirdi:
“Gerçekten çok üzgünüm. Bugün, eşimle akşam yemeğini birlikte yemek isterdim. Bu kadar basit bir şey yapamıyor olmak… Eminim hepimiz işte burada aynı duyguları yaşıyoruz. Bunu hiçbirimiz gerçekten hak etmiyoruz. Çocuklar hak etmiyor. Hukuken çok savundum, savunacağım. Ama vicdanen de… Vicdanlara sığdırılacak bir şey yaşamıyoruz gerçekten. Vicdan reddiyle karşı karşıyayız. Eşim Aykut Erdoğdu'nun yanından geldim. Sordum, dedim ki, ‘Bir mesajın var mı?’ Dedi ki, ‘Yeni yıl, umut demektir.
Bize düşen o umudu, en dirençli halimizde korumak ve yaşatmaktır, mücadele etmektir. 2026’da yapmamız gereken tek şey budur’ dedi. Umut üzerine konuştuk. Biz yeni yılı kutlamıyoruz tabii ama umudumuzu koruyoruz. Bizden öte, bizden ziyade bir umudumuz var. Bunun için çabalıyoruz. Ve bu noktada dayandığımız, sizlersiniz.
Yani birbirimiziz. Bir de içeriden tutsaklarımızdan biri bir cümle gönderdi. O da bende kalmasın okuyayım. Carl Jung’un bir cümlesini yazmış. ‘Düşünceleri çok güçlü olan amcam, bir gün beni sokakta durdurup sordu: Zebaninin cehennemdeki ruhlara nasıl işkence ettiğini biliyor musun? ‘Hayır’ dediğimde; ‘Onları bekletir’ diye yanıtladı.
Yani bekletmek, bir cehennemdir. Bize burada cehennemi yaşatmaya çalışıyorlar. Adaletin bir an evvel yeni yılda bize gelmesi için hem dua halindeyiz hem mücadele halindeyiz. Yeni yılda umut bizimle olsun. Bizim umudumuz, kötülerin korkusudur. Bizim umutsuzluğumuz, onların cesareti olur. O yüzden umudumuzu koruyarak devam etmek zorundayız.”
ALİ FIRAT BAYCAN'IN ANNESİ TESLİM BAYCAN: “ÇOCUĞUMU İSTİYORUM; BIRAKSINLAR”
Esenyurt Belediyesi personeli Ali Fırat Baycan'ın annesi Teslim Baycan ise, “Biz de yeni yıla herkes gibi burada, Silivri'de giriyoruz. Oğlumu ziyaret ettim. Yani bizim de bir yılımız, Silivri yollarında geçti. Onlar içeride, biz de dışarıda adalet istiyoruz. Ne diyeyim? Diyecek söz bulamıyorum yani. Suçsuz yere içeride tutuyorlar. Adaletli olmalarını diliyorum. Anneleri üzmesinler. Bu kadar üzüldüğümüz yetmez mi? Bir yılımız geçti. Suçsuz yere çocuğum içeride. Hiçbir suçlama yok. Niye içeride? Adalet istiyorum. Yeni yılda beraber olmak isterdim. Allah, kimseyi çocuğundan ayrı koymasın. Ne diyeyim? Diyecek söz bulamıyorum. Adalet istiyorum. Çocuğumu istiyorum. Bıraksınlar,” sözleriyle adalet istemini dile getirdi.
GÜRKAN AKGÜN İLE CEZAEVİNDE EVLENEN SİNEM KELEŞ AKGÜN: “2026 YILINDA ADALETLİ, DURUŞMA SALONLARINDA ARAYACAĞIZ”
İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün ile cezaevinde evlenen Sinem Keleş Akgün de duygularını, “Öncelikle desteğiniz ve dayanışmanız için çok teşekkür ederiz Aile Dayanışma Ağı olarak. Burada gördüğünüz bizler, İstanbul başta olmak üzere, bu ülkenin insanları daha adil, daha eşit, refah içinde yaşasın diye, gece gündüzüne kaçarak yaşayan insanların eşleri, kardeşleri, anneleri, babaları, çocuklarıyız. Bizler, 2025’i haksızlığın, hukuksuzluğun ve adaletsizliğin yılı olarak kapatıyoruz. 2025 yılında, adaleti meydan ve cezaevleri önlerinde aradık.
2026’yı hak, hukuk ve adalet umuduyla, gücümüzle, direngenliğimizle, sevdiklerimizden aldığımız güçle ve dirençle, burada, cezaevi önünde karşılıyoruz. 2026 yılında adaletli, duruşma salonlarında arayacağız. Bizler, öyle yargı paketleriyle, düzenlemelerle serbest bırakılmayı talep edenler değil, sadece kanunların ve Anayasa’nın uygulanmasını bekleyen aileleriz. Tek suçu bu ülkenin insanları daha adil, daha eşit yaşasın diye çalışmak olan sevdiklerimizin, haksız ve hukuksuz tutukluluklarının son bulmasını istiyoruz,” sözleriyle ifade etti.
BUĞRA GÖKCE’NİN EŞİ FİLİZ KAHVECİ: “BURAYA UMUTLU GÜNLER KOYDUM”
Cezaevinde nikah kıyan bir diğer isim İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Doç. Dr. Buğra Gökce’nin eşi Filiz Kahveci Gökce de buluşmada, “Arkadaşlarım, yol arkadaşlarım çok güzel ifade ettiler. Yürekten katılıyorum. Ben, yeni evlenen biri olarak, eşime bir mesaj göndermek istiyorum: Canım eşim, canım Buğra. Bu gece senin yalnızlığına, kendi yalnızlığımla eşlik edeceğim; biliyorsun. Ama sana, 2026 için, yeni yıl hediyesi, umut getirdim sevgili Birhan Keskin'in dizileriyle: ‘Buraya umutlu günler koydum / Şimdilik biraz uzak görünüyor; biliyorum / Ama kim bilir, belki birazdan uzanıp dokunursun’ demiş şair. Seni çok seviyoruz ve seni burada, geldiğin güne kadar bekliyoruz. Herkesin yeni yılını kutluyorum,” dedi.
CEM ALPER AKYÜZ’ÜN ANNESİ SEHER AKYÜZ: “BİZ HAK, HUKUK, ADALET İSTİYORUZ”
“Ben, Esenyurt Belediyesi'nde çalışan Cem Alper Akyüz’ün annesiyim” diyen tutuklu yakını da duygularını, “Bugün görüş günümüzdü. İki tane evladı var. Onları da görüşüne getirdik. Birisi beş yaşında, birisi sekiz yaşında. Evlatlarını kucağına aldı. Onları öpüp kokluyordu. Ben onları izlemekle meşgul oldum. O kadar duygulandım ki… Çünkü, bir yıldır babalarından uzaklar, evlatlarından uzak o da. Bizi çok yaraladı. Yani suçsuz yere bir şekilde içeride tutulması, bizleri aileler olarak yaralıyor. Çünkü hiçbir suçları yoktur. İddianameleri bomboş. Ama neden tutuluyor? Yani biz hak, hukuk, adalet istiyoruz. 2026’nın ülkemize özgürlük, eşitlik, barış getirmesini diliyorum. Ve suçsuz mahkumlarımızın bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını diliyorum,” sözleriyle dile getirdi.
ENGİN ULUSOY’UN EŞİ FATMA ULUSOY: “HAYATTA, SABRETMEK VE UMUT ETMEK GEREKİYOR”
Eski İBB Zabıta Daire Başkanı Engin Ulusoy’un eşi Fatma Ulusoy ise, gözyaşları içinde “Gelen, bize destek olan herkese çok teşekkür ediyorum. Benim eşim, bir bürokrat. Pazartesi günü açık görüşte gördüm. Ona Monte Cristo’nun ‘Kont’unu götürmüştüm. ‘Onu bitirdim’ dedi, 1500 sayfa. ‘Ve iki şey anladım dedi bu 1500 sayfa sonunda. Hayatta, sabretmek ve umut etmek gerekiyor. Ve ben de hala sabrediyorum ve umut ediyorum’ dedi. Ben, eşime o kadar çok güveniyorum ki, onun için dimdik ayakta duruyorum. Hiç vazgeçmiyorum mücadele etmekten. Ve özgürlüğüne kavuşmasını istiyorum,” cümlelerini kurdu.
FATİH KELEŞ’İN EŞİ, MUSTAFA KELEŞ’İN ANNESİ İLKNUR KELEŞ: “YETER. GERÇEKTEN YETER”
İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in eşi, oğlu Mustafa Keleş’in annesi İlknur Keleş de “Ben Mustafa Keleş’in annesiyim. Ben de şimdi görüşten çıktım. Gerçekten bir anne olarak, bir eş olarak sesimiz duyulsun artık. Biz çok acılar çekiyoruz. Yeter. Gerçekten yeter. O, orada üşüyor. Ona bir son verilmeli. Hiçbirinin, hiçbir suçu yok. Lütfen artık sesimizi duyun,” sözleriyle yaşanılan sürece isyan etti.
MEHMET MURAT ÇALIK’IN EŞİ ZEHRA ÇALIK: “BİR AĞACIN GÜCÜ, HER MEVSİME KARŞI GÖĞÜS GERMESİ, DİRENMESİDİR”
Seçilmiş Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın eşi Zehra Çalık ise, “Lafı çok uzatmayacağım, ama burada, içerideki tutuklu ailelerinin bu güçlü duruşu, bizim bu haklı gururumuz, onurlu duruşumuzu ben çok kıymetli buluyorum. Ve biz, bu duruşu sergilemeye devam edeceğiz. Benim eşime bir cümlem vardı: Bir ağacın gücü, her mevsime karşı göğüs germesi, direnmesidir.’ Biz bu duruşu sergilemeye devam edeceğiz. Hak, hukuk, illaki bir şekilde ilahi adalet de tecelli edecek,” sözleriyle, kendileriyle dayanışma gösteren herkese teşekkür etti.
UMUT AKDOĞAN: “TOLGA SAĞ İLE BİRLİKTE SİLİVRİ'DEN BAĞLAMALARIMIZLA ÖZGÜRLÜK TÜRKÜLERİ SÖYLEYECEĞİZ”
Buluşmada son konuşmayı yapan CHP Ankara milletvekili Umut Akdoğan da şu duyuruyu yaptı:
“Bu akşam, bütün aileler adına, Aile Dayanışma Ağı’nın bütün fertleri adına, Ekrem Başkanımızın cumhurbaşkanı adayı olması için gelip sandık başında oy vermiş 15,5 milyon adına, Ekrem Başkanımızın ve yol arkadaşlarının, belediye başkanlarımızın, bürokratlarımızın, şoför arkadaşlarımızın, özel kalemlerin, kim varsa hepsinin özgürlüğü için imza vermiş 25,1 milyon yurttaşımız adına, seçmenlerimiz adına, gönlü bizimle olan herkes adına, ‘Ben oyumu Ekrem Başkan'a vermem. Ama onun sandıkta özgürce mücadele etmesini de isterim’ diyen bütün duyarlı insanlar adına, biz, ben ve Parti Meclisi üyemiz Tolga Sağ, İstanbul İl Başkanımızın ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekilimiz Sayın Nuri Aslan'ın misafiri olarak, bu geceyi Silivri'de ve burada geçireceğiz. Bunu sizlere ilan etmek istiyorum. Dolayısıyla, sizden ricamız şudur: Buraya bir kitlesel katılım çağrısı yapmıyoruz.
Çünkü burada gece hava daha da soğuyacak. Burada kar yağacak. Biz, parti otobüsümüzü aldık ve buraya geldik. Bizler hepiniz adına burada olacağız ve otobüsümüzün içinden, sosyal medya hesaplarımızdan yaptığımız yayınlarla sizlerle buluşacağız. Parti Meclisi üyemiz Tolga Sağ ile birlikte Silivri'den bağlamalarımızla özgürlük türküleri söyleyeceğiz.”