Gündem çok hızlı değişiyor.
Her yeni olay, bir öncekini unutturuyor.
Oysa geriye dönüp baktığımızda tablo düşündürücü:
Temmuz 2025 — Borsa Manipülasyonu Operasyonları Sermaye piyasalarında manipülasyon iddiaları ve art arda gelen operasyonlar.
Ağustos 2025 — Sahte Diploma Skandalı Sahte e-imza ve diplomalar üzerinden kamu sistemlerinin güvenilirliğini tartışmaya açan gelişmeler.
Ağustos 2026 — AHBAP Derneği Soruşturması ve dernekler Bağışlar ve finansal işlemler üzerinden yürütülen soruşturma süreci.
Eylül 2026 — 131 Fon / Fon Krizi
Yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren fonların tasfiye süreci.
Her biri birkaç gün veya birkaç hafta konuşuldu.
Sonra yeni bir gündem geldi ve önceki unutuldu.
Ama gündemden düşmek, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.
Ekonomide, finansal piyasalarda ve kurumlarda en değerli sermayelerden biri güvendir.
Güven yıllar içinde inşa edilir; çok kısa sürede kaybedilebilir, kaybedilen güvenin maliyeti, çoğu zaman görünen rakamlardan çok daha büyüktür.
Ekonomi böyleyken birde bunun siyasi idari sosyal tarafına bakan tarafı var.
Denetlemenin ve bürokrasinin zaafları insan fikriyatına inandığı ve ünsiyet kurduğu “dava” inancıyla örtüşmemesiyle sosyal kırılmaların başlamasına neden olacaktır. Hatta insanımızın siyasetten umut çözüm yolu bulamayacağı düşüncesine duygusuna itecektir. Halbuki siyaset toplumun tüm alandaki sorunlarını çözen eksik bırakmayan ve devamlı ileri tarihlere güncellenen bir çalışma takvimidir. Bunu birde inandığımız köklerden gelen inançla yaptığımızda “dava” elbisesi oturmuş sonuç almış oluruz.
Ayrıca toplumsal ahlaki çürümeye en baştaki vitrin isimlerden en aşağıdaki stk derneklere kadar en sert yaptırımlarla gelecek nesle ve kalan bürokrasideki insanımıza net mesaj verilmelidir. Toplum yozlaşmanın normalleşmemesi gerektiğini biliyor ancak adım atılmasını istemektedir. Balığı baştan kokutmamalıdır. !
Ayrıca hepimize emanet edilen dil, din, mahremiyet, aile ve istikbal göz göre göre eriyor. Susanlar bu vebalin ortağıdır.
Toplumlar bir günde yıkılmaz. Önce utanma ölür, sonra kötülüğün adı değişir, en sonunda kötülük alkışlanır. Biz bugün bu üç basamağın üçünü de aynı anda yaşıyor ve insanımızda duyarlık bitiyor. Bananeciliğin sonu toplumların iflası devletlerin sarsılmasına neden olacaktır.
Okullarımızda çocuklar çocukları öldürüyor. Sebep çoktur, ama en mühimi bellidir: Talim var, terbiye yok.
Sınav kazanmak insan olmanın önüne geçiriliyor. Boş bırakılan kalpleri ekranlar dolduruyor.
Gündüz kuşağı reyting uğruna aile kurumunu yok ediyor. Diziler sadakatsizliği ve fuhşiyatı teşvik ediyor, mafyayı kahraman, silahı itibar, zorbalığı erdem gibi sunuyor.
Bunların hepsi herkesin gözü önünde, izinle, ruhsatla ve reklam geliri bahanesiyle yapılıyor. Türk aile yapısına uygun bir RTÜK denetimi işlemiyor. Hala başka başka milletlerin standartlarıyla kendi milletimizi toplumunuzu standarta etmeye çalışıyoruz Fon krizi, çürümenin cüzdana da sıçradığını ilan etti.
Helali haramı ayırmadan “köşeyi dönmek” marifet oldu.
Uyuşturucu “yaşam tarzı”, sanal kumar “fırsat”diye pazarlanıyor. Evlerin ocağı sönüyor, aileler borç ve utanç içinde dağılıyor. Mahremiyet perdeleri tek
tek yırtılıyor, beden metaya çevriliyor, insan beğeni sayısı uğruna onurunu kaybediyor.
Bütün bunların ortak adı şudur: İnsan değersizleştiriliyor, kadim değerlerle bağı bilerek koparılıyor. Değerlerle bağı kalmayan insan orman kanununa tabi oluyor.
Ama düşüş orada da durmuyor.
Doymayan hırsı onu hayvanlardan daha aşağı bir hâle düşürüyor.
Biz, bunu kabullenmiyoruz.
Eğitim, sadece zihni değil kalbi, sadece beceriyi değil vicdanı da beslemelidir.
Değer eğitimi müfredatın kenar notu değil,omurgasıdır.
Ahlak eğitimi birkaç ders saatine ve ezberlenmiş öğütlere sığmaz. Ahlak insan sadrımdan tahsil edilecek kadim bir aktarımdır. Ailelerin an başta sonra tüm toplumun esası yaşam biçimi olması gerekmektedir. Ancak gerek sanal gerek tv ekranlarında ahlaki yozlaşma özendirilirken ahlaki temsildeki fiğürler eziklenmektedir.
Öğretmenin tutumunda, okulun yönetiminde,sınavın adaletinde ve güçlü karşısında zayıfın nasıl korunduğunda karşılığını bulur.
Denetim kurumlarının elindeki yetki süs değildir. Çocukların zihnine lağım akıtan, aileleri tarumar eden yapımlara göz yuman her sessizlik, o yayının ortaklığıdır.
Ceza kesip reklam gelirini yerinde bırakmak denetim değil ruhsattır.
Çürütücü ve saptırıcı içeriklerengellenmelidir. Reyting uğruna nesiller heba ediliyor. Bu ticaretin kârını hanesine yazanlar, bedelini millete ödetiyor.
Fon krizi bir kaza değil, denetimsizliğin, göz yummanın ve kayırmacılığın sonucudur. Suçlular ve sorumlular hesap vermeden kimse güvenden söz edemez.
Sanal kumar ve bağımlılık reklamları hâlâ serbestçe dolaşıyorsa,bu bir ihmal değil, tercihtir. Bu tercihin bedelini aileler ve nesiller ödüyor.
Sadece şikâyet eden, alternatif üretmeyen, güçlünün yanlışına susup sadece zayıfın hatasını dile getiren bir ahlak söylemi, inandırıcılığını
kaybetmeye mahkumdur.
Yolsuzluğa, torpile ve kul hakkına susan,ahlaktan bahsetme hakkını da kaybeder.
Türkiyemiz son çeyrek asırda pek çok alanda önemli mesafe katetti;bugün yakın coğrafyamızdan başlayarak tüm insanlığa ümit veren bir noktaya ulaştı. Bu kazanımların heba edilmesine, medeniyet köklerimizden güç alarak daha adil, daha huzurlu bir gelecek inşa etmeyi hedefleyen bu yürüyüşün sekteye uğratılmasına müsaade edemeyiz.
Hiç kimsenin şahsi hırsı, menfaati ve sorumsuzluğu, bu yürüyüşün mimarlarının ve fedakâr neferlerinin sırtlarına yük,
ayaklarına pranga olmamalıdır.
O yüzden;Çağrımızdır Çocukları, gençleri ve aileyi koruyan yayın denetimi derhal ve tavizsiz uygulanmalıdır.
Kumar ve bağımlılık reklamları tamamen yasaklanmalıdır.
Aile danışmanlığı ve bağımlılık tedavisi her ailenin ulaşabileceği hâle getirilmelidir.
Değerler eğitimi müfredatın omurgası yapılmalıdır.Fon krizinden imara, kamu kurumlarından belediyelere, siyasi hayattan tüm dernek ve stk lara ,iş dünyasından sivil topluma rüşvet ve yolsuzlukların suçluları ve sorumluları kim olursa olsun, hesap vermelidir.
Tarih, çürümeyi görüp susanları da çürüyenlerle aynı sayfaya yazar.
Çocuklarımızın neye alıştığı, yarın kim olacağımızı belirler.
Haysiyetin incindiği, mahremiyetin satıldığı, şiddetin alkışlandığı yerde susmayacağız.
Bu ihtarı duymayanlar, yarın çocuklarımızın sorusuna cevap veremeyecek. Gelecek gayesiz hedefsiz bir gençlikle tehlike altındadır.
İyiliği öğreteceğiz, yaşayacağız, yayacağız ve koruyacağız.
Geleceğimize hep birlikte sahip çıkmalıyız. Zira 15 /16 yaşındaki şehit dedelerimiz bizlere konfor alanında keyif sürmek adına şehit olmamıştır. Tarih bizlere coğrafyamızda abilik hamilik görevi tevdi etmiştir. Sahip çıktığımız bizimdir. İnsanlığımıza ahlaki yapımıza sahip çıkmaya davettir.
Alıntılı kaynak revize eden - Fevzi volkan Çankaya