Nazım İle Yaş Alıyorum

                                      NAZIM İLE YAŞ ALIYORUM

Şairim!

Tanıdım seni.

Okuyorum seni.

Yaşıyorum seni.

Çok yorgundun “bekleme beni kaptan” dedin. Seyir defterini başkasının yazmasını istedin. Kubbeli, çınarlı mavi limana da çıkmak istemedin. Polis tarafından arandığın günlerde Piraye ile buluşmak için gittin Gülhane Parkı’na. Dört taraf polis kaynadığı için ağaca tırmanıp yaprakların arasına gizlendin. Sen ceviz ağacının tepesindeyken, Piraye gelip ağacın altına beklemeye başladı seni. Polisler bir köşede, sen ağaçta, Piraye aşağıda...

Sen, bir ceviz ağacıydın Gülhane Parkı’nda. Başın köpük köpük bulut, için dışın denizdi. Yaprakların suda balık gibi kıvıl kıvıl, ipek mendil gibi tiril tirildi. Sen bir ceviz ağacıydın Gülhane Parkı’nda. Ne o,  ne de polis bunun farkındaydı.

 Ondan önce ölmek istedin. Ocağın üzerine cam kavanozun içerisine koyup, kendini yaktırmak istedin. Vazgeçtin toprak olmaktan. Çiçek olmaktan. Toz oluyordun sen...

Yüzyıldır alacakaranlıkta koşuyordun onun ardından. Seviyordun sen. İstanbul’da yumuşacık kararırken ortalık, içinde kımıldayan bir şeyler gibi.

Naif ruhluydun sen. Dünyayı vermek istedin çocuklara, hiç değilse bir günlüğüne...

Güzel günler göreceğiz çocuklar dedin. Motorları maviliklere sürecektin. Hani şimdi size bir peri masalı dinler gibi seyrederdiniz ışıklı caddelerde mağazaları, hani onlar 77 katlı yekpare camdan mağazalardı. Hani şimdi siz haykırırdınız. Cevap: açılır kara kaplı kitap: Zindan...

Gözlerin gözünde aşkı seçmiyordu, onlardan kalbine sevda geçmiyordu. Sen yormuştun ruhunu, biraz da o yoracaktı. Sence artık o; herkes gibiydi...

Yaşamak şakaya gelmez, dedin. Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile zeytin dikeceksin. Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, yaşamak ağır bastığından, dedin. Yine her zamanki gibi tiye aldın be mavi gözlü dev.

Ümit yetmedi sana. Sen, şarkı dinlemek istemedin. İnatla şarkı söylemek istedin. İki yüreğiniz, iki insandı zaman zaman. Sevmenin en büyük kudret olduğuna inandın. Tahir olmak da ayıp değildi, Zühre olmak da. Hatta sevda yüzünden ölmek de...

Çekilmez bir adam olmuştun yine. Uykusuz, aksi, lanet... Yine her seferki gibi haksızdın. Sebep yoktu, olması da imkânsız. Sen onu kıskanıyordun.

 Alt dudağında sigaran ile türkü söylerdin. Yağmur sesini, kendi sesinden daha çok severdin.

“Dörtnala gelip uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim.” Dedin. Alnının çizgilerindeydi memleketin. Memleketin, memleketin... 

**

Senin kalemini raks ettirip, yansıttığın bu özel cümlelerinden öğreniyorum seni. Satırlarından cımbız ile çekiyorum çektiğin çileleri, isyanları, aşkları...

Sen, kalemimin içindeki mürekkepte yüzen şair.

İsyanına ortak, hasretinin dumanına yoldaş olduğum.

Yeis içinde çıkan dizelerin, saiki oldu düşlerimin.

Hüzünlerin şahikasıdır kelimelerin, umutsuzluk zail oluyor şairim.

118. yaşın kutlu olsun.

Hande Balcan