banner175
"Bilindiği üzere Hz.Peygamber Ehl'i Beyti'ni ümmetine emanet etmiştir.Bu düsturla hareket eden müslümanlar da ,bu kutlu soyuna eşsiz bir şekilde saygı ve hürmet gösterdikleri gibi ,bu aileye mensup olanları tek tek kayıt altına almışlardır.
İslam devletlerinde Ehl'i beyt'in nesebini kayıt altına almak ve hukukunu muhafaza etmek maksadıyle nakiplik adında bir kurum kurulmuştur.
Zaman içersinde Ehl-i beyt'e gösterilen itibarı istismar etmek ve Ehl-i beyt'e tanınan bazı haklardan yararlanmak için kendi soylarını Hz.Peygamber'in soyuna nispet eden Mütesseyyidler( sahte seyyidler) türemiştir.Ancak nakiplerin elindeki sağlam nüfus kütükleri bu tür sahte girişimlerin önünün alınması sağlanmıştır.
Hz.Peygamber'in torunları olan, ve ilmiye sınıfından seçilerek; Padişah tarafından bu kurumun başkanlığına atanan Nakibü'l eşrâflar ? Suç işleyen seyyidlerle SAHTE SEYYİDLERİN cezalandırması hususunda da ,Onun memurları içinde 'Alemdârlardan başka,Nakibü'l-Eşraf çavuşları ve başçavuş da vardı.Nakibü'l-eşraf tevkifhanesi de Başçavuşun nezaretindeydi.
Bu hapishanede pişmanlığını gösterene kadar SAHTE SEYYİDLER cezalandırılırdı...."gerçekten bu uygulamalar İstanbulda ve Osmanlı devletinin bütün yerlerinde tatbik ediliyordu.
Bazı kayıtlara göre Nakibü'l -eşrâf bir polis müdürü,jandarma komutanı gibi, idi.Tabi onun emri altında,tevkifhanesine bakacak en az bir başçavuş bulunması gerekiyordu.
Bir seyyid de ceza göreceği zaman büyük ihtimalle ,hapishane mesuliyeti altında olan Başçavuş'un emriyle yeşil sarık seyyidin başından alınıp öpülür ve seyyide bedeni ceza tatbik edilirdi.
Nakibü'l-eşrâf Çavuşlarının en önemli vazifesi bir seyyidin seyyidliğinde şöphelendiği zaman veya siyadeti şikayet konusu olunca,teftiş ve kontrolde Nakibü'l-eşrâfa yardım etmektir.
İlk Osmanlı Nakibü'l-eşrâfı Seyyid Mahmud zamanında (H.900-941 ) H.925/M.1519 da verilen siyadet hüccetinde anladığıma göre,çineli Mustafa Çelebi adında birine siyadet hücceti verilmeden önce,seyyidliği teftiş edilmiştir.
Çinede yapılan bu teftişi,Nakibü'l-eşrâf tarafından Oraya gönderilen Nakibü'l-eşrâf Müfettişleri (çavuşları) nın yapması gerekmektedir.
Bir başka hadisede bu hükmü te'yid eder.İstanbul Nakibü'l' eşraflığı sınırları içinde mütala edilen Kırkkilise'de Nakibü'l-eşrâf Efendi canibinden siyadet teftişi için tayin olunan Seyyid Sinan,nefs-i Kırkkenise (kırkkılise) de sâkin olan seyyid Hüseyin b.seyyid Mahmud'u Kırkkenise'de olan seyyidlerin teftişi (kontrol) ini tekid etmesi bakımından da önemlidir.
Bu hadiseler gösterirki ,Nikabet teşkilatının ihdası ile birlikte Nakibü'l-eşrâf çavuşları (müfettişleri) adı altında bir memuriyet söz konusu olmuştur.Bunların başıda,İstanbul'un sorumlu olduğu bölgelerden gelenlerin cezalarını çektikleri hapishanenin sorumlusu olan Nakibü'l-eşrâf Başçavuşudur.
Önceleri,Divan-ı Hümayündan sadır olan ferman ve berâtların hülasa edilerek tarih sırası ile geçirildiği defterlere Mühimme defterleri denirken,osmanlı da bu usul değiştirilmiştir.Bunlardan başka verilen memuriyetlerin ve vakfa ait vazifelerin yazıldığı Ruüs defterleri vardı.Bunlar da yukarıda olduğu gibi,ferman ya da vazife beratlarının,hülasalarının tarih sırasıyla kaydedildiği defterlerdi.H.1059/M.1649 yılına ait Rusüm defterindeki bir kayıt şöyledir:Nakibü'l-eşraf çavuşları da seyyid olduklarını gösterir.4.Mehmet döneminde (H.1058-1099/M.1639-1648) Edirne sâdât-ı kirâm çavuşluğu tayinine ait Nakibü'l-eşrâf Esadzâde Mehmet Said (ölm.M.1697)Efendi tarafından Divan-ı Hümayuna verilen bir arz şöyledir:
"Der-i devlet-mekine,arz-ı da'i kemine budur ki mahmiye-i Edrenede sadât-ı kiram Çavuşu olan es -Seyyid Muhammed Çavuş fevt olup yeri hali kalmağın yerine iş bu ba'is-i rük'a zara'at es-Seyyid Mustafa bendeleri mahal ve müstehak olmağla çavuş tayin olunup,yedine berat-ı şerif-i âl-i şân (ferman) ihsan buyrulmak rica olunur.
Baki ferman der-i adalet ünvanıdır.Fi şehr-i saferi'l -hayr sene tis'in ve elf.El-abdu'd -dâ'i lillah ve lehu'l -aliyye Muhammed sa'id el Hüseyni en Nakib'alâ eşrâfi'l -memâliki'l-Osmaniye"Nakibü'l-eşrâfın bu isteği vezir-i azamın ikindi divanında ele alınıp,arz üzerine,"Mucebince nişan (Berat) buyruldu "denilerek,adı geçene bu vazifesi için,Divan-ı Hümayun tarafından berat verileceğine işaret olunmuştur.
Bu arzdan anladığımıza göre,Nakibü'l-eşrâf çavuşlarının tayini,Nakibü'l eşrâfların Divan'a arzları üzerine, tayin yapılacak kimseye berat verilmek suretiyle oluyordu.Bu vazife için belli bir müddet yoktu.Ölüm yahut başka sebeplerle münhal olan çavuşluk memuriyetine bir başkası tayin ediliyordu.

İstanbul Times / Dr.Seyyid Hüseyin Zerraki 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner186