banner175
 Birbiri üzerine binen o kadar çok sorunumuz var ki, çözüm üstüne çözüm üretmemiz gerekir. Cumhuriyettin kuruluşundan bu yana yığın haline gelmiş sorunlar dizisini, çözüme kavuşturma işi maalesef Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın omuzlarına yıkılmış durumda. Gerek uluslar arası konjonktür, gerekse Türkiye’nin geldiği nokta, bu sorunların bir an önce çözülmesi gerektiriyor. Türkiye’nin kapalı toplum olmaktan çıkmasının, mevcut durumun tecelli etmesinde büyük bir rolü var. Peki, Türkiye kendi kendine mi kapalı toplum olmaktan kurtuldu? Türkiye’yi kapalı toplum olmaktan kurtaran etkenler nelerdi? Diye sual ettiğinizi hissedebiliyorum.

İşte bu sualinize cevap vermeye gayret edeceğim. Türkiye’yi kapalı toplum olmaktan kurtaran en büyük olgu şüphesiz 3 Dönemdir iktidar da bulun Ak partidir. 3 dönemdir iktidarı elinde bulunduran ve zaferle çıkılmış 5 seçim kazanan, ayrıca 1 referandumu istediği sonucu elde eden başarının sahipleri gözler önünde. Durum böyle olmasına rağmen Ak parti 2 dönem iktidar olmasına rağmen büyük zorluklarla karşı karşıya kaldı. Darbe girişimleri, suikastlar, kaoslar zinciri birbirini takip etti.

DARBELER DÖNEMİ KAPANDI MI?


Nihayet kırılma noktası olacak 28 Nisan bildirgesi gündeme bomba gibi düştü. Bildirgeye hükümetin anında cevap vermesi ile darbelerle hesaplaşma dönemi başlamış oldu. Birçok sivil toplum kuruluşunun, yazarın, gazetenin, televizyonun darbe ile hesaplaşmada yadsınmaz rolü olduğunu inkâr etmemekle birlikte, bu hesaplaşmanın kahramanı/lideri/önderi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve komutasında ki Ak parti hükümetidir. Çünkü halkı ikna edip yanına çekmek başarının en büyüğüdür. Geçmişte yaşanan 28 Şubat döneminde darbelere karşı aynı cesareti sergileyemeyen Refah yol hükümeti 6 ay iktidar da kalabildi. Bunun altında ki en büyük etken ise dönemin sivil toplum kuruluşlarının sessiz kalması idi. Birçok cemiyet anında teslim olarak darbenin gerçekleşmesinde önemli rol oynadılar. Fakat Ak parti iktidarı akılcı politikaları ile darbeye zemin oluşturacak mayınları 28 Nisan bildirgesine kadar azami dereceye indirmesi ve toplumun büyük bir kesiminden destek bulması ve bu desteğin en büyük etkeni Türkiye’nin kapalı toplum olmaktan kurtulması idi.

Hali ile darbeler ile gerçek manada savaşan Ak parti ve halk olmuştur. Böylelikle, küçük cemiyetler, aşiretler, dernekler ve vakıflardan daha büyük olan, “halkın ve iktidarın” zaferi vuku bulmuştu. Dünya da 3 şeyin önünde hiçbir güç duramazdı. Bunlar; Halk, Hak ve su idi. İşte ak parti
halkı devreye sokarak darbeler dönemini açılmamak üzere kapatacaktı. Bunda da azami derece de başarılı oldu. Darbe dönemi uzun yılar açılmayacak şekilde kapandı. Buna rağmen tamamen bitmemiştir/bitmez! Ta ki; yeni anayasa çıkıncaya kadar...

LİDERE İTAAT ALLAH’IN EMRİ İSE?!...


Bu kadar büyük başarılar elde edilmişken küçük hesaplar peşinde koşan, cemaat, cemiyet ve gruplar beni şaşırtmaktadır. Oysa ki; bizim ortak hedefimiz en başından beri “Demokrasi” değil miydi? Eğer “Demokrasi” konusunda samimi isek, başbakanın ETÖ sanığı Ergun Saygun’un
ziyaretini ve diğer adımlarını dilimize pelesenk etmekte neyin nesi? 11 yıldır samimiyetinden kuşku duymadığımız başbakanın samimiyetini tartışmaya açmakta ne demek? Hz Muhammed (sas); “Sizden olan ulül-emre itaat ediniz!” hadisi şerifini nereye koyalım. Nisa Süresi 59; “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin” ayetini nereye

koyalım. Mümin kendisinden olana itaat etmeli değil mi? Bizim savunduğumuz dava İslam’ın ve İslam’ın peygamberinin sözünü yabana atmak, görmemezlikten gelmek doğrumu? Bizim başbakanın yaptıklarını, attığı adımları tartışmaktan daha önemli bir işimiz yok mu? Mesela bu önemli işimizin darbe tehlikesini ebediyen sonlandıracak ve birçok sorunumuzu kökten haledecek yeni anayasa değil mi? Bizim birinci görevimiz “Yeni Anyasanın” acilen yapılmasını sağlamak olmalı... Bundan daha önemli bir meselemiz görülmemekte. Yeni Anayasa ile beraber tüm illegal grupların temeli yıkılacak ve gençlerimizin canlarını yakan, yurttaşlarımızın ocaklarına ateş düşüren terör son bulacaktır. Bizim asıl önemli meselemiz budur diyor, sizi saygı ile selamlıyorum.

İSTANBULTİMES GECESİ:


Gecen yıldan bu yana tertiplediğimiz Kuruluş yıldönümlerinin ikincisini gerçekleştirdik. 6 Şubat Saat 6’da, önce güzel bir kokteyl ve branç ardından da birbirinden değerli konuklar ile müthiş bir açılış/toplantı ve plaket takdim töreni gerçekleştirdik. İstanbultimes ailesi olarak günlük gazete çıkaracağımız günlerin hayalini daha da net görmeye başladım. Buradan katılımcılara bir kez daha teşekkür ediyor. Gazetemizin bir parçası olarak tarafsız, objektif ve ilkeli yazılarla buluşmaya devam diyor, sayıgılar sunuyorum….
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
murat balıkçı 2013-02-15 20:20:07

divan edebiyatında şairler padişah yönetiminden yararlanmak için
yazdıkları her kitapta padişahım sen çok yaşa gibi padişaha övgüler
yağdırmaya başlıyorlşardı.o 200 yy önceydi biz 21.yy dayız

Avatar
Muhyettin Kaş 2013-02-16 17:02:29

Bu yazarın ülke de iktidardan faydalanıp-faydalanmadığını bilmem ama doğruluk payı yüksek yazarın!

banner186