Gün geçmiyor ki sevgili ülkemde bir skandal daha yaşanmasın…

Milli Eğitim Bakanlığı, ilköğretim ve lise öğrencilerine ücretsiz ders kitabı dağıtmaya başladığından bu yana öğrencilerin çok fazla bir şey öğrenmeden sınıflarını geçtikleri acı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır. Çünkü kitaplara bakıldığında bilgiden çok resimlere önem verildiği görülmektedir.

Eskiden, herhangi bir ders için farklı yazarlarca yazılmış bir çok kitap piyasada bulunurken ve öğretmenler araştırıp içeriğini en çok beğendiği kitapların listesini öğrencilere veriyorken, şimdi bu olay velilerin kitaplar yüzünden ekonomik durumlarını daha fazla zora sokmamak amacıyla yapılmış olarak lanse edilse de, gerçek öyle değil.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın tek amacı, dünya görüşü dar olan insanlar yetiştirmek ve çok fazla bilgiye sahip olmamalarını sağlamaktan başka bir şey değil, hazırlanan o kitaplara bakıldığında. Verilen eğitim bu kadar aşağıya çekilmek istenirken ve bu başarılırken, daha 11 yaşındaki çocuklara sınav zorunluluğu konuldu. İlköğretim 6, 7 ve 8. sınıflarında girilen sınavlar sonucunda öğrenciler iyi bir lisede eğitim almak için çalışıyorlar, daha doğrusu yarışıyorlar.

Peki, velilerin cebini düşünen bu sistem, verdiği bu yetersiz eğitimle birlikte öğrencilerden ne kadar büyüklükte bir başarı beklemektedir? Beklemediğini bu sınav sisteminin öğrencilerin dershanelere gitmelerini zorunlu hale getirmesinden anlayabiliyoruz. Sanırım düşünülen şu; biz ders kitaplarını ücretsiz dağıtalım ama velilerde görecekler ki; bu kitaplarla işlenen dersler sonucunda öğrenciler başarılı olamazlar ve dershaneye gitmek zorunda kalırlar. Ki kaldılar da… Dershaneler ticaret kafasıyla işleyen yerler haline geldiler. Yine olan öğrencilere ve ailelerine oldu…

2009–2010 Eğitim ve Öğretim yılının başlamasıyla birlikte İstanbul’daki okullara törenlerle dağıtılan ve İstanbul Milli Eğitim Müdürü Ata Özer tarafından hazırlanan eğitim CD’lerinde yer alan Türkiye haritasında yapılan inanılmaz bir hatayı gözler önüne serdi.

CD’lerde bulunan haritada Türkiye sınırlarının içerisine; Kerkük, Musul, Batum, Nahçivan katıldı, Kıbrıs’ın tamamı Türkiye’nin olarak gösterildi. Bunun sonucunda akıllara şu sorular geliyor: Bu CD’ler hazırlandıktan sonra kontrol edilmedi mi? Kontrol edenler (Milli Eğitim Bakanlığı’nda çalışan uzmanlar) bu hatanın yapılmasına nasıl göz yumabildi?

Zamanında Osmanlı İmparatorluğu sınırları içerisinde bulunan bu topraklar, şu ya da bu şekilde kaybedildi, geri almak için epey çaba sarf edildi; fakat alınamadı. Ülkesinin tarihini bilen ve ülkesini gerçekten seven insanların içinde bu toprakları kaybetmenin acısı hala dururken böyle bir yanlış nasıl yapılabildi?

Üstelik Milli Eğitim Bakanlığı, ders kitaplarında 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı Ulusal Bayramlarımız arasına katmazken, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı 29 Nisan olarak yazdı. Bunların hepsinin tesadüf olabilmesi gerçekten imkânsızdır ya da unutulmuş ufak tefek hatalar olma olasılığı asla yoktur.

Herhangi bir şekilde, Suriye kendi haritasında Hatay’ı sınırlarına dâhil etmiş olsa ya da Kürdistan diye bir devletin de var olduğu bir dünya haritasının yayınlandığında biz ne duruma düşeriz, hesaba katılmadı anlaşılan.

Devlet olmak, özellikle de demokratik bir devlet olmak, dünyadaki diğer ülkelere ve onların sınırlarına saygılı olmayı da gerektirir. Ama daha önce kendi değerlerimize sahip çıkıp, koruyup, saygı duymamız gerekmektedir.

Biz kendimize saygılı olursak, geçmişimize ve geleceğimize, işte o zaman diğer ülkelere de saygılı olabiliriz ve onlardan da aynı saygıyı görmeyi beklemeye hakkımız olur.

Ne acı ki; bizim şu anda bu yaptıklarımız neticesinde saygı duyulacak bir durumumuz kalmamış…