SİYONİZMİN DÜNYA SİNEMASINA SÜRDÜĞÜ “KATİL HİTLER” –I - BÖLÜM

ADOLF HITLER`İN, YAHUDİLERLE DERDİ NEYDİ?

Geçmişten bugüne ve bugünden geleceğe ekonomi ile her türlü dümeni kuranlar ideolojik olarak da meydanı boş bırakmamışlardır. İki sistemi de ortaya koyan fikir ve düşünce adamları yine bu göz açlıkları ve kibirleri sonucu “KAPİTALİZM VE KOMÜNİZM” olarak karşımıza çıkıyor. Sanki birbirlerinin karşıtıymış gibi görünseler de biri birey üzerinden sömürürken, diğeri ise toplum üzerinden emperyalist yayılmacı gücünü ve yıkımını meydana getiriyorlar. Bu iki sistemin ana çekirdeğini yine aynı topluluk hazırlıyor, dünya sahnesine koyarak bütün dünyayı kendi emelleri için bir kukla yapmaktan ileri gitmiyorlar mı acaba..?

Adolf HITLER`in bütün dünyaya savaş açması mı? Yoksa bütün dünyada oynanan oyuna karşı bir baş kaldırır mıydı? Bütün dünyanın göremeyip de Adolf HITLER`in gördüğü ne olabilirdi? Bütün dünyayı kasıp kavuran 2. Dünya Savaşı niçin yapıldı? Hep tek taraflı bir açıklama “NAZİLER YAHUDİ SOYKIRIMI YAPTILAR” ve bütün dünya bugüne kadar bunu duyduk ve hep beraber kabullenilmiş, hiç üzerine gidilmemiş. Hatta Almanya bile bu konuda konuşmayı tercih etmeyerek bütün suçlamaları kabul etmiştir.

Benim bu noktada tarafsız olarak karşı tarafında dinlenmesinden yanayım. Bu noktada Adolf HITLER`in “PROPAGANDA BAKANI DOKTOR JOSSEPH GOEBBLES”`in söylediklerinin bu konuda bizlere bilgi vereceğini ve savunmanın en iyi anlatanın olacağına inanıyorum. HITLER`in en büyük dayanağı 1. Dünya Savaşı`nda Almanya`nın yenilmesinde “BİR AVUÇ YAHUDİ ZENGİNLERİNİN” yanlış yönlendirme ve düşmana yardım ederek her iki tarafa destek vermiş olduğunu göstererek büyük güç ve paralar kazandığına İnanıyor. Alman ırkının çok büyük zorluklar çekmesinde “BİR AVUÇ YAHUDİ ZENGİNLER”`in parmağı olduğunu ve hatta ikinci Dünya Savaşı`na kadar geçen sürede ise dünyanın başına çorap örenlerin bu “BİR AVUÇ YAHUDİ ZENGİNLERİ”`nin oyunlarının hız kaybetmeden devam ettiğini söylüyor. Bunu daha ayrıntılı anlata bilmek için HITLERİN PROPAGANDA BAKANI DR. GOESBBLES`e kulak vermek gerektiğini düşünüyorum…

   Dr. Goebbels Doğudan yükselen Bolşevik tehdidini görmüş ve bütün Batı medeniyetini uyarmıştır. Ancak Batı, Almanya`nın farkında olduğu iç tehditlere göbekten bağlı olduğu için, harekete geçme konusunda Almanya kadar cesur ve kararlı olamamıştır.

Dr. Goebbels 7. Nasyonal Sosyalist parti Kongresinde 13 Eylül 1935`de Nürnberg`de yapılan konuşmasında;

“Artık söz konusu olan politik bir bilinmezlik, bir soru değildir. Bu şey politik kurallar ya da disiplinlerle değerlendirilip, yargılanamaz. Bu politik bir maskenin altında yatan kötülüktür. Dünya tarihi cetveline konulacak bir olay değil, aksine her bir ülkenin kendi hukuki sisteminde işlemesi gereken bir konudur.”

Uluslar arası komünizm, insanın doğasında bulunana bütün milli ve ırkı özellikleri ortadan kaldırırdı; çünkü malen dünya ticaretinin çöküşünün başlıca nedenini kapitalist sistem olarak görüyor. Buna istinaden, bireye ait değerleri bir kenara koyarak ve bireyi, yalnızca gerçek hayatın kötü bir taklidi olan boş bir kütle idolü için feda ederek, kapsamlı ve özenle tasarlanmış acımasız eylemler sistemi aracılığıyla bu durumu kötüye kullanmaktadır. Ayrıca kendi aptallıkları ve anlamsız materyalist ilkeleriyle insanlarını hiçe sayıp yok etmektedir.

Bolşevizm esas olarak ve tamamen, bir ilke olarak dini reddetmektedir. Dini yalnızca insanlar için afyon olarak görmektedir.

Bolşevik Yahudiler`in yönetimiyle, kültüre karşı enternasyonal yer altı dünyasıyla bir kampanya yürütmektedir. Bolşevizm yalnızca burjuvaziye karşı değildir; o, insan uygarlığının kendisine karşıdır.  Aslında bunu dayatan Yahudililiğin yaptığı, kökten yıkılmış ve başıboş enternasyonal bir komplo lehinde, Batı Avrupa`nın tüm ticari, sosyal, politik ve kültürel başarılarının yıkımını ortaya koymaktadır.

Medeni dünyayı devirmeye yönelik bu gösterişli teşebbüs, etkileri bakımından oldukça tehlikelidir; çünkü yanlış tanıtım sanatının üstadı olan Komünist Enternasyonal, öncülerini ve savunucularını, fiziki ve ruhi çöküntüleri Bolşevik Dünya Devriminin ilk sonucu olarak Avrupa`nın entelektüel çevrelerini seçmiştir. Aslında bu hareket şartlar gerektirdiğinde “KOYUN POSTUNA BÜRÜNMÜŞ BİR KURDA” dönüşmektedir. Tabi ki bu yapının altında dünya yıkımının şeytani güçleri yatmaktadır.

Teorilerini uygulama fırsatı bulduğu her yerde, korkunç bir aç insanlar çölü görüntüsü altında “KÖYLÜLER VE İŞÇİLERİN CENNETİ”`ni yaratmıştır. Doktrini konusuna değinecek olursak teorisi ve uygulaması arasında korkunç bir çelişkiyle karşılaşırız. Teorisi, parlak ve gösterişlidir. Fakat bu çekici ihtişamının içinde zehir taşımaktadır.

Öğretisi, hiçbir sınır tanımayan, devletin sömürüsüne karşı korunacak sınıfsız bir sosyal düzen içersinde “KÖYLÜLER VE İŞÇİLERİN VATANI”`nı vaat etmektedir ve gerçek ve küresel bir dünya barışı getirecek olan “HER ŞEİYN HERKESE AİT OLDUĞU” bir ekonomik ilke öğütlenmektedir.

Açlık sınırı maaşıyla geçinen milyonlarca işçi, kolektivizm denen felç edici ve aptal uygulamayla tamamen mahvedilmiş kentleri ellerinden alınan kaygı ve üzüntü içindeki milyonlar, milyonlarca kurbanı ve aslında tüm Avrupa`ya tahıl verimliliğini sağlayabilecek bir ülkeyi yıllarca tehdit eden kıtlık, Bolşeviklerin dünya devrimini gerçekleştirmeleri için kullanılacak bir ordunun şekillenmesi ve teçhizatlandırılması Batı Avrupa`da göz ardı edilmektedir.  Bir başka göz ardı edilen bu oluşumun arkasında çoğunlukla Yahudiler tarafından yürütülmesidir. Aslında Yahudilerin bütün nüfusa oranı % 1,8 yani % 2 bile değil iken, parti ve hükümette U.S.S.R.`nın en yüksek konseylerinde en yetkili pozisyonlarda 20`den fazla Yahudi ve yalnızca 17 Rus görüyoruz.

Amaçlarını gerçekleştirmek için Bolşevizm`in, yalnızca bu gibi şeylerde deneyimi olan ve ortalama vatandaşlar tarafından tamamıyla iyi niyetle kabul edilen kişilerce algılanabilir olan propaganda yöntemlerini kullanması bu “TERÖR ENTERNASYONAL”`ı diğer devlet ve insanlar için oldukça tehlikeli kılmaktadır.

Bu propaganda, sonucun anlamı kutsallaştırdığı, yalanların ve iftiraların, bireyler ve kitleler korkutularak, hırsızlık, yangınların ve grevlerin hatta ayaklanmanın, orduların casusluk ve sabotaj eylemlerinin kullanabileceği hatta daha da ileri sonuç olarak tüm dünyanın devrimi amacının doğrudan ve özellikle göz önünde tutulduğu ilkelerle başlamaktadır.

Kitleleri etkileyen bu olağanüstü kötü yöntem hiçbir şeyin ya da hiç kimsenin karşısında durmamaktadır. İçersindeki gizli güçleri görebilen, tek başına duran insanlar onunla baş edebilecek kadar yetkindir ve gerekli karşı önlemleri alabilirler.

Bu propaganda amacı için her bir aracı nasıl kullanacağını bilir. Entelektüel çevrelerde entelektüel bir biçime bürünür. Burjuvaziyle burjuva, proleterya (işçi) ile proleter olur. Yani zenginle zengin, işçi ile işçi olur. Olması gereken yerde uysal ve pasif, bastırılması gereken bir muhalefet karşısında kavgacıdır.

Bolşevizm enternasyonal propagandasını KOMÜNTERN aracılığıyla bütün dünyaya birkaç hafta önce, taktik yoluyla ve stratejik elementleriyle her şeyi ayarlamış ve uygulamaya konmuş, ulusları ve devletleri yok etme kampanyasını tüm Avrupa`ya açıkladı.

Bu uyarı çığlıkları yalnızca, ulusal ilkelerin yenilenmesi ile Bolşevizm`in alt edildiği devletlerden geldi. Ancak, tehdit altındaki burjuvazi dünyası bu uyarı çağrılarına güldü ve bu çağrıları, abartılmış uyarılar olarak görülüp göz ardı edildi.

 İçerdeki düşmanlar süpürülüp Nasyonal Sosyalist standardı altında birleşen Almanya kendini, dünyayı enternasyonal olarak Bolşevikleştirme teşebbüslerine karşı savaşan gurupların başına koymuştur.

Bu noktada, tüm sınırları aşan bir dünya görevine atıldığının farkındadır. Bu görevin başarısı kendi medeni ulusumuzun kaderine bağlıdır. Nasyonal Sosyalist olarak biz, Bolşevizm`i baştan aşağı gördük. Onu tüm maskeleri ve kamuflajlarına rağmen tanıdık.

Tuzaklarından arınmış, tüm aciz hileleriyle yalın ve çıplak bir şekilde karşımızda durmaktadır. Öğretilerinin ne olduğunu biliyoruz, ama aynı zamanda pratikte ne olduğunu da biliyoruz. Bu manzaraları gördükten sonra eğer dünyada ve açık düşünce fakültesinde ufacık bir mantık kırıntısı kaldıysa, o zaman devletler ve insanlar manzarayı gördüklerinde şok olmalı ve bu güçlü tehlikeye karşı savunmak adına bir araya gelmelidir.

Bu dünyanın neyle karşı karşıya kaldığını gösteren binlerce örnekleri anlatabilirim. İnsanların öldürülmesi, rehinelerin öldürülmesi ve toplu cinayetler, propagandasına muhalif her şeyden kurtulmaya çalışan BOLŞEVİZM`in favori yöntemidir.

Almanya`da üç yüz Nasyonal Sosyalist, Komünist terör eylemlerinin kurbanı olmuştur.

14 Ocak 1930 tarihinde Horst Wessel, evinin aralık kalan kapısından Ali lakaplı Komünist Albrecht Höhler ve Yahudi yandaşları Salli Eppstein ve Else Cohn tarafından vurulmuştur.

9 Ağustos 1931`de polis şefleri Anlauf veLenck, Berlin Bülowplatz`da vurulmuştur. Komünist liderler Heinz Neumann ve Kippenberger, cinayetin kışkırtıcıları olarak suçlanmıştır.

Kısaca bir süre sonra Heinz Neumann İsviçre`de, geçersiz pasaport sebebiyle tutuklandı ve Almanya`nın suçlusu iade talebi, “politik suç” bahanesiyle kabul edilmedi. Bunlar yalnızca hırsını insanlardan çıkaran komünist terörün birkaç örneğidir.

Kanıt niteliğinde olduklarından, daha fazla kana susamışlık ve zulüm örnekleri için, birkaç sene içinde meydana gelmiş rehine cinayetlerini inceleyebiliriz.

30 Nisan 1919`da, Münih`teki Luitpold Spor Salonu bahçesinde, bir ikadın on rehine arkalarından vurulmuş, bedenleri ise tanınamayacak halde bulunup alınıp götürülmüştür.

Bu olay, Komünist Terörist Eglhofer`in emri ve Yahudi Sovyet Komiserleri Levien, Levine – Nissen ve Axelrod`un sorumluluğunda gerçekleşmiştir. 1919`da gerçek adı ARON Cohn olan Yahudi Bela Kun`un Bolşevik rejimi zamanında Budapeşte`de yirmi rehine öldürülmüştür.

İspanya`daki Ekim Devrimi sırasında Oviedo`da sekiz mahkum, Turon`da on yedi mahkum öldürülmüştür. Pelano`daki kışlalarda ise, bir komünist saldırıyı korumak adına ayaklananların önüne otuz sekiz mahkum yerleştirilmiş ve bazıları vurulmuştur.

31 Temmuz 1935`te yapılan Komitern Kongresi`nde Komünist lider Carcio, bu devrimin “komünistlerin liderliği altında” yürütüldüğünü açıkça belirtmiştir.

Komünistler tarafından gerçekleştirilen inanılmaz sayıdaki kitle cinayetlerini de eklersek katliamların listesi oldukça korkunç hale gelmektedir.

Bunu klasik bir prototip olarak, KARL MARX tarafından coşku ile kutlanan ve bugün modern Sovyetler tarafından Bolşevik Dünya Devrimi olarak görülen 1871 Paris Komünü`nü gösterebiliriz. O korkunç 1871 senesinde kurban edilenlerin sayısı artık bilinemiyor. Yahudi Tschekist, Bela Kun, Crimea`da 60.000 – 70.000 civarı insanın öldürülmesini emrederek Paris Komünü`ne katliam konusunda rakip olmuştur.

Bu katliamların büyük çoğunluğunda makineli tüfek kullanılmıştır. Alupka`da Belediye Hastanesi`nde 272 hasta ve yaralı, sedyelerle hastane kapısını getirilip vurulmuştur. Bu olay, Cenevre Kızıl Haçı`na gönderilen raporda doğrulanmıştır.

Macaristan`daki 133 günlük Terör Hükmü süresince Yahudi Bela Kun, sayısızca insan öldürtmüştür.

Bunların 570`inin adı resmi dokümanlarda geçmektedir. 1934 yılında Kasım ayında Çinli Şef Tschiangkaischek, (Çankayşek) Kiangsi ilinde bir milyon insanın komünistler tarafından öldürüldüğünü ve altı milyonunun da soyulduğunu kamuya duyurmuştur.

Tüm bu kana bulanmış fazlasıyla korkunç olaylar, Sovyet Rusya boyunca işlenen kitle cinayetleri ile zirve noktasına ulaşmıştır.

Sovyetlerin kendisi tarafından yapılan dönüşler ve güvenilir kaynaklar dikkate alındığında, Sovyet yönetiminin ilk beş senesinde öldürülen insan sayısı yaklaşık olarak 1.860.000`dır.

Bunların 6.000`i öğretmen veprofesör, 8.800`ü tıp doktoru, 54.000`i ordu mensupları, 260.000`i asker, 105.000`i polis memuru, 49.000`i jandarma, 12.800`ü devlet memuru, 355.000`i üst tabakadan insanlar, 192.000`i işçi ve 815.000`i köylüdür.

Sovyet istatistikçi Oganowsky, 1921 -1922 yıllarında açlıktan ölen insan sayısı 5.200.000 olarak hesaplanmıştır.

Devrimler, tüm dünyada yürütülen propaganda kampanyaları için büyük bir maliyet gereklidir. 1907 yazında STALİN, Devlet Bankası`ndan yapılan para transferinin ardından Tiflis`teki o korkunç bomba saldırısını emretmiştir. Transferde çalınan 250.000 Ruble o zamanlar İsviçre`de olan LENİN`e gönderilmiştir. Devrim amacıyla hepsi onun idaresindeydi. 17 Ocak 1908 tarihinde, şimdilerde adı Litwinoff olarak geçen ve Milletler Cemiyeti`nin Konsey Başkanı olan Yahudi Wallack –Meer, Tiflis`teki bombalama ve soygun bağlantısı sebebiyle tutuklanmıştır.

Almanya`daki Komünist Parti orada, yağma seferlerini ve resmi depolarda yapılan patlayıcı soygununu organize etmiş ve gerçekleştirmiştir.

Bu gibi olayları içeren ve Reich Mahkemeleri`ne taşınan liste oldukça uzundur. Bu listede esas ve çok önemli olarak tabir edilen otuz suç bulunmaktadır. Bunlara, masum insanların hayatlarını hiçe sayan yangın ve bombalama olayları de eklenmelidir.

16 Nisan 1925`te Sofya Katedrali`nde Bolşevikler tarafından planlanmış ve gerçekleştirilmiş olan bir patlama meydana gelmiştir.

Temmuz 1927`de Komünistler Viyana`daki Adalet Sarayı`nı (Palais de Justice) yakmışlardır.

Lenin Şöleni`ni kutlamak amacıyla, 22 Ocak 1930`da, 14`ncü Yüzyılda dayanan Moskova`daki Simonoff Manastırı havaya uçurulmuştur. 1933 yılının 27 Şubatı 28 Şubata bağlayan gecede, silahlı komünist ayaklanmasının bir işareti olarak Berlin`deki Reichstag yakılmıştır.

Grevler, sokak savaşları ve silahlı isyanlar arasında Bolşevik devrimi hazırlık aşamasının yürütülmesi gerekiyordu. Kullanılan yöntemler her ülkede aynıydı.

Sokak savaşlarından silahlı isyanlara geçiş yalnızca bir adımlıktır. Bu zincirlemede şu isyanlar gerçekleşmiştir:

Ekim 1917, de Rusya`da, Ocak 1919`da Almanya`daki Spartaküs ayaklanması, 1920`de Voğtland`daki Max Hoelz isyanı ve Ruhr Bölgesi`ndeki Kızıl Ordu isyanı, 1921`de Almanya`nın merkezinde, Eylül 1923`te Hamburg`ta,Aralık 1924`te Reval`de, 23 Ekim 1926`da, 22 Şubat 1927`de ve 21 Mart 1927`de Şanghay`da, Aralık 1927`de Kanton`da, Ekim 1934`de İspanya`da, Nisan 1935`te Küba`dave Mayıs 1935`te Filipinler`de… isyan ve olayları sayabiliriz.

Bolşevik propagandası esas püskürtmesini öncelikle bir ülkenin ordu gücüne karşı gerçekleştirmektedir. Çünkü; Bolşevikler, halkın çoğunluğunun desteğini garantileyecek ilkelerle yürümek için uğraşırlarsa, kendi planlarını yürütemeyeceklerini bilirler. Yani, güç kullanmak onlar için tek çaredir. Fakat böyle bir durum iyi organize edilmiş bir devlette orduyla karşı karşıya kalır.

Bolşevikler buna bağlı olarak kendilerini, parçalama propagandalarını ordu mensuplarına aktarmaya mecbur hissettiler. Amaçları, orduyu içten çürütüp anarşiye karşı onları etkisiz kılmaktır. BU YÖNTEMİ BUGÜNLERDE “FETO VE ARKASINDAKİ SİYONİST GÜÇ” uygulamıyor mu? Bütün halk bunu bizde din adı altında hayata geçirmediler mi? Bu Siyonizm her kılığa giriyor farkında mısınız?

Biz devam edelim. Almanya`da gücü korumak adına NASYONAL SOSYALİZM`in gelişi öncesi, burada Sovyet casusları ve Komünist Birlikler arasında işbirliği olmuştur.

Sovyet Rusya`nın gizli polis teşkilatı olan O.G.P.U.`nun yabancı departmanlarından biri ülkemizde resmi olarak işlemektedir. Kendileri, Komünist casuslarının talimat merkezi ve özel temsilciliğidir. Bu casus birliğinin amacı yalnızca milli sırları haince ele geçirmek değildir, ayrıca polis ve ordu içerisinde bir sabotaj meydana getirmektir.

Programın bir kısmı Reichswehr`e isyankar bir ruh getirmek ve devrimci yönlendirme faaliyetlerini arttırmak, Alman savunma güçlerindeki askerler ve denizciler arasında bir ayaklanma başlatmaktı. Bunları bugün hep beraber Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşları olarak yaşamadık mı? Bu yaşananlar bizlere hiç yabancı gelmiyor değil mi?

Nerde kalmıştık? Haziran 1931`den Aralık 1932`ye Alman mahkemelerinde yüz on bir vatana ihanet davası görülmüştür. Bu davalar Komünist Parti aktivitelerinden kaynaklanmaktadır.

Dahası, endüstriyel fabrikalarda da ihanet içerikli casusluk olaylarında ciddi bir artış olmuştur.

Sovyet diplomatların bir başka ülkede yerel politik probleme yol açma amaçlarının en kaba örneğini, 6 Kasım 1918`de Alman ordusunu zayıflatıp devrimi mümkün kılacak sabotaj malzemesini diplomatik yolları kullanarak ülkeye sokmaya çalışırken yakalandığı için Berlin`den ayrılmak zorunda kalan YAHUDİ RUS KONSOLOSU, JOFFE gösterilmiştir. “DEVRİM FONLARI” olarak adlandırılan sermayelerin büyük bir kısmı Liebknecht tarafından Alman Komünistler için silah temininde ve orduda kullanılabilecek propaganda materyalinin üretiminde kullanılmıştır. 26 Aralık 1918`de Reichsatg`ın sosyalist üyelerinden YAHUDİ DR. OSKAR KOHN bir önceki ayın 5`nde Alman Devrimi amacında kullanılmak üzere JOFFE`den 4 milyon Ruble teslim aldığını ilan etmiştir.

Bütün bu aktivitelerin Alman Ordusu`nun zayıflatılması ile Nazi Almanya`sının düşüşünü sağlamak amacıyla yapıldığını şimdi tüm açıklığıyla görebiliyoruz.

Tüm bu terörist aktivitelerin, kitle katliamlarının, silahlı ayaklanmaların, isyanların, casusluklarının ve ordu sabotajlarının arasında “Komünist Dünya Propagandasının” ürkütücü devamlılığını görüyoruz. Gücünü güvenceye almak için bu derece adice ve kışkırtıcı araçlar kullanan bir felsefe ya da hareket kendini yalnızca aldatma, şike ve iftira ile ayakta tutabilir. Vaybeee neler oluyormuş da haberimiz yokmuş. Dün komünistlik üzerinden bir gölge gibi dünyayı kasıp kavuranlar bugün FETÖ VE DİNİ KULLANARAK evrilerek tersten bir gölge gibi Türkiye`nin üzerinde bir karabasanla karşı karşıyayız.

Bunlar Bolşevizm`in propagandasında kullandığı tipik metotlardır ve durumun uygunluğuna göre farklı şekillerde uygulanabilirler.

Dolayısıyla mesela, bize Sovyetlerde ekonomik sıkıntıyı ve işsizliği ortadan kaldıran bir sosyal yapılanmanın kuruluşuna devam ettiği söylenirken; Sovyetler Birliği dışındaki diğer ülkelerde yaşanan kriz ve felaketlerin Bolşevik Propaganda tarafından nasıl istismar edildiğini anlayabiliriz.

Asıl gerçek bütün ülkede ticari bir düzensizlik ve endüstriyel çöküşün hüküm sürdüğüdür. “İŞSİZLİĞİN OLMADIĞI TOPRAKLAR” büyük şehirlerin sokaklarını dolduran milyonlarca evsiz çocuk ve binlerce dilenci ile yine yüzlerce sınır dışına mahkum edilmiş veya zorla çalıştırılan insanla doludur.

Diğer bütün ülkelerde KAPİTALİST ve FAŞİST DİKTATÖRLÜKLER GÜCÜ ele geçirmişken; RUSYA BİR ÖZGÜRLLÜK VE DEMOKRASİ ÖENEĞİ SERGİLER. Bize böyle söylediler.

 Gerçekte bu topraklar kendine güç sağlamak için asla durmayacak, YAHUDİ – MARKSİST BİR GÜÇ REJİMİNİN EGEMENLİĞİ altındadır.

Sovyetler Birliği`ni oluşturan ulusların yapmacık özgürlük ve kendini irade gücü aslında yine bu ulusların kendi kendilerini köleleştirme ve köklerini kazıma faaliyetinden başka bir şey değildir.

Tam sömürge ve yarı sömürge halkın uluslar arası proleterya (işçi) aracılığıyla sözüm ona özgürleştirilmesi, doğru ışık altında bakıldığında, en kötü haliyle kana susamış ve acımasız bir Sovyet Emperyalizmi örneğidir. Tabi bunları yöneten ve yönlendiren aynı gölgedir. Fakat herkes kabuğuna baktığı için hep ulusları görür ve suçlarlar değil mi?

Bütün bunları söyleyen ADOLF HITLER`İN PROPAGANDA BAKANI DR. JOSEPTH GOEBBELS olmasına rağmen o zamanlarda hiç değer verilmediğini veya ortaya çıkartılamadığını hatta üstü örtülerek hiçbir şekilde bu savunmalar yok sayılmıştır.  Hani pozitif bilim her şeyi, inceledikten sonra bir karara varırdı? Hani aydın kesim tek taraflı bakmazdı?

Bugün bu AVRUPA “HITLER`İN PROPAGANDA BAKANININ DEDİKLERİ DOĞRUYSA” tamamen bu sistematik BİR Avuç YAHUDİ SİYONİSTLERİNİN kölesi olmuş ve “MÜSLÜMANLIĞIN ÜZERİNE AYNI KENDİ KİLİSELERİNE SALDIRDIĞI GİBİ YOK ETMEYE GÜDÜMLENMİŞSE” o zaman durum çok vahip ve “İNSANLIK ÖLMÜŞ, MADDİ ROBATLAŞMIŞ GOYİMLER” dünyayı yok etmeye bir adım daha atmış demektir.

Bu yazıları yazarken ben hiçbir zaman bir ırka karşı düşmanca bakmadığımı bir kez daha söylemekte yarar görüyorum. Fakat bütün bir dünya bir avuç YAHUDİ SİYONİSTLER tarafından kandırıldıysa ve “KATİL HİTLER” propagandası ve kendi ırkına zulüm ederek bütün dünyaya bir zalimce tezgâh kurduysalar işte o zaman katil suçluda onu azmettiren suçlu değil mi?

Sevgi ve saygılarımla… İNSAN OLMA SEVDASINDA BULUŞMAK DİLEĞİYLE…

Ata mirası ulus… murat akbaş…