<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İstanbul Times - Anında Haberin Merkezi</title>
    <link>https://www.istanbultimes.com.tr</link>
    <description>Anında Haberin Merkezi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.istanbultimes.com.tr/rss/silivri" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 22 Apr 2026 23:18:25 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/rss/silivri"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Dilek İmamoğlu İddianame Gözümüzün Önünde Çöktü]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/dr-dilek-imamoglu-iddianame-gozumuzun-onunde-coktu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/dr-dilek-imamoglu-iddianame-gozumuzun-onunde-coktu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 31. Buluşmasında konuşan Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, “Yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklara armağan ettiği bu bayrama bu yıl içimizde çok büyük bir acıyla giriyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DR. DİLEK KAYA İMAMOĞLU: BU ÜLKE, EVLATLARININ YASINI BİLE TUTAMADI; TEK BİR GÜN YAS İLAN EDİLMEDİ</strong></p>

<p>Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş'ta ve Şanlıurfa'da yaşanan saldırılar hepimizi derinden yaraladı. Okullarında, en güvende olmaları gereken yerde çocuklarımızı ve öğretmenimizi kaybettik. Yaralanan çocuklarımız oldu, bazıları hala tedavi altında. Hepimizin yüreğinde çok ağır bir acı var ama bu acıları anlatmaya kelimeler yetmiyor” dedi.</p>

<p><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner </strong></p>

<p><strong>“ÇOCUKLARI KORUMAK SADECE OKUL KAPISINA GÜVENLİK KOYMAKLA OLMAZ; ASIL MESELE ONLARA ADALETİN İŞLEDİĞİ BİR ÜLKE BIRAKMAKTIR!”</strong></p>

<p>İmamoğlu, “Her geçtiğimiz gün, yapılan savunmalarla birlikte, eşim Ekrem İmamoğlu ile yol arkadaşlarının ve bürokratların özgürlüğünü elinden alan bu iddianamenin gözümüzün önünde çöktüğüne şahit oluyoruz. Kendisini kurtarmak için iftira atanlar; "duymuştum", "söylenmişti", "öyle düşündüm" diyerek verdikleri asılsız ifadeler yüzünden sevdiklerimizin özgürlükleri ellerinden alındı. Şunu herkes bilsin ki; bu iddianameye dayanarak yapılan tüm tutuklamalar bu tip beyanlarla gerçekleştirildi.” İfadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“İDDİANAMENİN GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE ÇÖKTÜĞÜNE ŞAHİT OLUYORUZ"</strong></p>

<p>“Gelin burada yaşananları kendi gözlerinizle görün!” diyen Dilek Kaya İmamoğlu, “dün gece ve bugün Ataşehir’de yaşananlar, Onursal Adıgüzel Başkan'a, yol arkadaşlarına, ailelerine ve ona oy veren iradeye yapılan doğrudan bir saldırıdır.Bu sadece bir hukuk meselesi değildir artık. Bu, topluma yöneltilen sistematik bir psikolojik baskı ve yıldırma operasyonudur. Bunu defalarca söyledik, bir kez daha söylüyoruz: Bu ülkeye psikolojik işkence yapmaya çalışıyorsunuz. İnsanları korkutarak, yalnızlaştırarak, sindirerek bir düzen kuramazsınız. Kuramayacaksınız.” Şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“ATAŞEHİR’DE YAŞANANLAR, ONURSAL ADIGÜZEL BAŞKAN'A, YOL ARKADAŞLARINA, AİLELERİNE VE ONA OY VEREN İRADEYE YAPILAN DOĞRUDAN BİR SALDIRIDIR”</strong></p>

<p>19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı arifesinde Silivri’de bulunan Dayanışma Evi’nde bir araya geldi. 31’inci buluşmaya; CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, milletvekilleri, gazeteciler, sanatçılar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. Buluşmanın basın açıklamasını, bir yılı aşkın süredir hukuksuz bir şekilde Silivri’de tutulan seçilmiş İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, basın açıklamasını okudu.</p>

<p><strong>“YAŞASIN ADALET, YAŞASIN DEMOKRASİ, YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ!”</strong></p>

<p>23 Nisan Bayramı’na büyük bir acıyla girildiğini belirten Dr. İmamoğlu, “Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş'ta ve Şanlıurfa'da yaşanan saldırılar hepimizi derinden yaraladı. Okullarında çocuklarımızı ve öğretmenimizi kaybettik. Ancak daha da ağır olan şu ki; bu ülke çocuklarının yasını bile gerektiği gibi tutamadı. Tek bir gün bile yas ilan edilmedi. Sanki kaybettiğimiz çocuklar bu ülkenin evlatları değilmiş gibi davranıldı. Çocukları korumak sadece okul kapısına güvenlik koymakla olmaz. Onları korkudan, şiddetten, ihmalden ve güvensizlikten de korumak gerekir,” dedi. Tutukluluk süreçlerinin çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisini somut örneklerle anlatan Dr. İmamoğlu, “Küçük bir kız, babasını polislerin götürmesinden sonra kapısına 'Buraya polisler giremez' yazısı astı. Bir başka çocuk Silivri'yi yüksek güvenlikli bir iş yeri sandı; yanındaki inşaata bakıp babasının orada çalıştığını, inşaat bitince kavuşacaklarını düşünerek her gelişinde oraya umutla baktı.</p>

<p><strong>“ARTIK BU EMEK ÖRGÜTÜNÜ SERBEST BIRAKIN. HERKES GÖREVİNE DÖNSÜN"</strong></p>

<p>11 ayı aşan tutukluluklarına rağmen iddianamesi hala yazılamayan insanların çocukları var. Biz çocuklara şu sözü vermeliyiz: Sizi koruyacağız, sizi unutmayacağız, sizi adaletsizliğin gölgesinde bırakmayacağız, 23 Nisan sadece bir bayram değil, çocuklarımıza verilmiş bir sözün adıdır. Bu ülkenin geleceğini çocukların gözlerinde görebilmenin adıdır. Ve biz bugün o sözün ağırlığını daha derinden hissediyoruz. Geçtiğimiz hafta çocuklarımıza yönelik yaşanan ağır gündemin yanında, bir yılı aşkın süredir adaletsizlikle boğuştuğumuz Silivri gündemi de devam ediyor. Silivri’yi yazmak, anlatmak burada yaşananları tarif etmeye yetmiyor. Buraya gelmeden, bu havayı solumadan, bu adaletsizliğe şahit olmadan hiç kimse burada yaşananları tam olarak anlayamaz. ” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Dilek Kaya İmamoğlu, konuşmasına şu şekilde devam etti;</strong></p>

<p>“Burada, bu mahkemede bir dram yaşanıyor. Her geçtiğimiz gün, yapılan savunmalarla birlikte, eşim Ekrem İmamoğlu ile yol arkadaşlarının ve bürokratların özgürlüğünü elinden alan bu iddianamenin gözümüzün önünde çöktüğüne şahit oluyoruz. Kendisini kurtarmak için iftira atanlar; "duymuştum", "söylenmişti", "öyle düşündüm" diyerek verdikleri asılsız ifadeler yüzünden sevdiklerimizin özgürlükleri ellerinden alındı. Şunu herkes bilsin ki; bu iddianameye dayanarak yapılan tüm tutuklamalar bu tip beyanlarla gerçekleştirildi. Bu iddianameyi hazırlayan ve hazırlatanlar koltuklarında rahat otursunlar diye biz burada bu zulmü yaşıyoruz. Her günün sonunda sevdiklerimizi burada bırakarak elimiz kolumuz boş evlerimize dönüyoruz.”</p>

<p><strong>“GELİN BURADA YAŞANANLARI KENDİ GÖZLERİNİZLE GÖRÜN!”</strong></p>

<p>“Silivri’den herkese sesleniyorum: Gelin burada yaşananları kendi gözlerinizle görün! "Asrın yolsuzluğu" dediğiniz bu dava, eğer bu kadar büyük, bu kadar önemli bir dava ise buyurun izleyin. İftiralarla, dedikodularla haksız ve hukuksuzca devam eden, 13-14 aylık esarete bizzat şahit olun. Ama ne yazık ki duyan kulaklar duymuyor, gören gözler görmüyor. Neden bunları yaşıyoruz? Biz suçlu değiliz. Kaçma şüphesi bulunmayan, bu ülke için çalışan, işini yapan, sorumluluk taşıyan insanlar neden hala tutuklu yargılanıyor? Üstelik bu insanların ne kaçma ihtimali vardır ne de delil karartma ihtimali.”</p>

<p><strong>“BU ÜLKEYE PSİKOLOJİK İŞKENCE YAPMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ. İNSANLARI KORKUTARAK, YALNIZLAŞTIRARAK, SİNDİREREK BİR DÜZEN KURAMAZSINIZ. KURAMAYACAKSINIZ”</strong></p>

<p>“Bu sorular hala cevapsızken; dün gece ve bugün Ataşehir’de yaşananlar, Onursal Adıgüzel Başkan'a, yol arkadaşlarına, ailelerine ve ona oy veren iradeye yapılan doğrudan bir saldırıdır. Bu sadece bir hukuk meselesi değildir artık. Bu, topluma yöneltilen sistematik bir psikolojik baskı ve yıldırma operasyonudur. Bunu defalarca söyledik, bir kez daha söylüyoruz: Bu ülkeye psikolojik işkence yapmaya çalışıyorsunuz. İnsanları korkutarak, yalnızlaştırarak, sindirerek bir düzen kuramazsınız. Kuramayacaksınız.”</p>

<p><strong>“PEKİ ORTADA GERÇEKTEN BİR ÖRGÜT VAR MI? EVET, VAR; AMA BU, İDDİA EDİLENİN AKSİNE BİR FEDAKÂRLIK VE EMEK ÖRGÜTÜDÜR”</strong></p>

<p>“Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan, demokrasiye inanan her vatandaş sandığa gitti ve hür iradesiyle kendi belediye başkanını, kendi yöneticisini, liderini seçti. Bu irade, size rağmen var oldu, size rağmen var olmaya devam edecek. Bu iradeye rağmen 1,5 yıldır yaşatılanların tek bir açıklaması yapıldı mı? Hayır! Soruyorum size; bu yaşatılanlar nedir ?</p>

<p>Bu ülkenin insanlarından, bizden ne istiyorsunuz? Neden toplumu karanlığa sürüklüyorsunuz? Şunu bilin; para geçicidir, kontrol edilemez güç çöker, makamlar el değiştirir. Ama insanlık, vicdan ve adalet kalıcıdır. Bu karanlık herkese zarar verir; başta da ülkemize, bu millete. Tüm bu yapılanlara sessiz kalanlara sesleniyorum; sesinizi çıkarmak için daha ne olmasını bekliyorsunuz? Tam da bu yüzden, ortaya atılan iddialarla yaratılmak istenen algının gerçeği yansıtmadığını açıkça ifade etmek gerekiyor. Peki ortada gerçekten bir örgüt var mı? Evet, var; ama bu, iddia edilenin aksine bir fedakârlık ve emek örgütüdür.2014’ten beri bizzat şahit olduğum; insanlara fayda sunan, özveriyle çalışan, bu ülkenin dört bir yanında alın teriyle var olan insanlardan oluşan bir yapı…”</p>

<p><strong>“HEPİMİZİN İSTEĞİ AYNI: ADALET VE VİCDAN”</strong></p>

<p>“Artık bu emek örgütünü serbest bırakın. Herkes görevine dönsün, en iyi bildikleri işi yine yapmaya devam etsinler. Gelin vazgeçin bu zulümden. Çünkü yapılanların ne bu ülkeye ne bu millete ne de size hiçbir faydası yok. Türkiye bunu asla hak etmiyor. Gelin, 30 Ekim 2024 sabahına geri dönün. Gelin, 18 Mart 2025 sabahına geri dönelim.</p>

<p>Bir yılı aşkın süredir sevdiklerimizin masumiyetinin görülmesini bekliyoruz. Bu mücadeleyi yalnızca onlar için değil, bu ülkede adalet duygusunu kaybetmek istemeyen herkes için, 81 milyon için veriyoruz. Hepimizin isteği aynı: Adalet ve vicdan. Bu ülkenin istikbalinin, engellenen geleceğimizin vebali bütün siyasilerin sırtında ağır bir sorumluluktur! Bu böyle bilinsin. Evlatlarımız güvende olsun, acılarımız görmezden gelinmesin, adalet ve vicdan bu ülkede herkes için eşit işlesin!”</p>

<p><strong>“YAŞASIN ADALET, YAŞASIN DEMOKRASİ, YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ!”</strong></p>

<p>“Sözlerimi Ekrem İmamoğlu’nun mahkemede söylediği sözleriyle bitirmek istiyorum: Yaşasın adalet, yaşasın demokrasi, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti! 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun”</p>

<p>Dilek Kaya İmamoğlu’nun ardından söz alan Nehir Gül, 335 gündür tutukluğu devam eden Çeşme Belediyesi Başkan Yardımcısı Onur Gül’ün mesajını okuyarak şu ifadeleri kullandı;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“UNUTULDUK EY HALKIM! BİZLERİ CEZAEVLERİNDE UNUTTULAR”</strong></p>

<p>Koca koca adalet saraylarında adaletin kırıntılarını beklemeye devam ediyoruz; hem de neyi beklediğimizi bile bilmeden... Unutulduk ey halkım! Bizleri cezaevlerinde unuttular. Ne yargılıyorlar ne de sesimizi duyuyorlar. Bizleri hatırlatın ey halkım! Bizlere yardımcı olabilecek, sesimizi duyuracak, sessiz çığlıklarımızı Kaf Dağı'nın ardına taşıyacak olan sizlersiniz. Bu konuda sizlere olan güvenim sonsuzdur. Lütfen sesimiz olun. Tüm bu feryadımı ve serzenişimi; ülkesini seven bir bürokrat olmanın yanı sıra, Çeşme'de tek başına yaşam mücadelesi veren bir kadının eşi, sekiz ve on dört yaşlarında iki küçük kız çocuğunun babasının feryadı olarak kabul edin. Her açık görüş sonrası içime çektiğim kızlarımın kokusunu, bir ay boyunca unutmamak için çabalamaktan yoruldum artık. Lütfen sesimiz olun ve çığlığımızı sizler duyurun!"</p>

<p>“<strong>TEK BİR DİLEĞİM VAR: KIZIMA TEKRAR KAVUŞMAK, ONA SARILMAK VE KOKUSUNU HİSSETMEK...”</strong></p>

<p>Buluşmada son sözü de Tutuklu Yazılım Mühendisi Iraz Bayrak’ın babası, İbrahim Bayrak söz aldı. Bayrak da,, “İnşallah ayın otuzunda, tutukluluk sürecinin incelenmesiyle birlikte tek bir arzum, tek bir dileğim var: Kızıma tekrar kavuşmak, ona sarılmak ve kokusunu hissetmek... Tek gayem bu. Bu süreçte burada birçok insan tanıdık, ailelerle kaynaştık; ailemiz daha da büyüdü. Bu yüzden hislerimi paylaşmakta sakınca görmüyorum. Kızımdan şimdiye kadar sadece bir kez mektup aldım.</p>

<p>Daha fazla yazmamasını ben rica ettim, bir baba olarak okumakta çok güçlük çekiyorum, herkes beni anlayacaktır. O da bana kıyamadığından mıdır bilmem; bir hafta önce bir mektup daha gönderdi. O mektubun sadece üç dört satırını okuyabildim, geri kalanını cebimde saklıyorum. Çünkü otuzunda mektubu onunla birlikte okumak istiyorum. Sadece okuduğum o küçük kısmı sizinle paylaşayım:Pembe bir kâğıda yazmış... 'Babişko, öncelikle pembe kâğıda yazıyorum ki bil; bu bir aşk mektubudur. Çünkü kızların ilk aşkı hep babaları olur' diyor. Mektubun devamını onunla okumak için sabırsızlanıyorum” diye konuştu.<br />
 </p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/dr-dilek-imamoglu-iddianame-gozumuzun-onunde-coktu</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 17:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2026/04/face-ada-1.jpg" type="image/jpeg" length="52306"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Silivri Duruşmalarında Gazeteciden Kötü Yer İsyanı İçin Mahkemeye Dilekçe Verdi]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-silivri-durusmalarinda-gazeteciden-kotu-yer-isyani-icin-mahkemeye-dilekce-verdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-silivri-durusmalarinda-gazeteciden-kotu-yer-isyani-icin-mahkemeye-dilekce-verdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Times Gazetesi ve Tv’nin genel yayın yönetmeni Gazeteci Yazar Hüseyin Çetiner İBB davalarının görüldüğü İstanbul 40.Ağır ceza mahkemesine dilekçe vererek Marmara Cezaevi yerleşkesinde yapılan İBB duruşmalarında basın mensuplarına verilen kötü yerin daha iyi bir yer ile değiştirilmesini talep ettiği dilekçeyi mahkemenin kalemine sunarak talebini iletti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İŞTE MAHKEMEYE SUNULAN DİLEKÇEDE BÜTÜN BASIN MESUPLARININ GÖREVLERİNİ DAHA RAHAT BİR ORTAMDA YAPABİLMELERİ İÇİN TALEP EDİLENER… </strong></p>

<h2><strong>İSTANBUL 40.AĞIR CEZA MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞINA    /    <u>ÇAĞLAYAN – İSTANBUL</u></strong></h2>

<p><strong>DİLEKÇE SAHİBİ : GAZETECİ YAZAR - HÜSEYİN ÇETİNER T.C….</strong></p>

<p><strong>ADRES : </strong></p>

<p><strong>TEL : </strong></p>

<p><strong>KONU: Marmara Ceza İnfaz Kurumu Duruşma Salonunda Basın Mensuplarına Ayrılan Yerin Uygunsuz Olmaması Ve Yeni Uygun Yer Tahsisi Hakkında.</strong></p>

<p>35 Yıllık bir gazeteci yazar olarak meslek yaşantımda bugüne kadar çok sayıda kritik dava’ nın görüldüğü yargı safhalarını yakından takip ederek kamuoyunu bilgilendiren haberler, makaleler ve videolar üreterek okur/izleyici ve takipçilerimize en doğru şekilde aktarmaya gayret ettik.</p>

<p>Ancak 9 Mart 2026 tarihinde ilk duruşması başlayan İstanbul Büyükşehir Belediye <strong>Başkanımız</strong> ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Sayın <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>, diğer belediye başkanlarımız ve mesai arkadaşlarının Silivri Marmara Cezaevi Yerleşkesi Duruşma salonunda mahkemeniz tarafında yapılan duruşmaları imkanlarım elverdiği oranda 350 Km. Yol yaparak Silivri’deki duruşma salonuna geliyoruz.</p>

<p>Basın mensupları olarak bize ayırdığınız yer salonun en arkasında iki tarafı duvarlar ile kaplı bir tarafı izleyici ve yargılananların yakınlarına bakıyor sadece ön tarafında heyetiniz ve yargılananlara bakıyor.</p>

<p>Bize ayrılan yerde sayın mahkeme heyetini ve yargılananları görmek, sesini duymak ve yüzlerini görmek <strong>KESİNLİKLE</strong> imkan dahilinde değildir. Bu ayarlama ancak basın mensupları ile yargılananların birbirlerini görmemesi adına yapılan özel bir planlama ile olabilir.</p>

<p>Basın mensuplarını salonun en arkasında 2 tarafı duvarlar ile kaplı bir tarafı seyircilere ve tutuklu yakınlarına bakıyor.</p>

<p>Sayın Yargıç size ve yargılananlara bakan taraftan da hem çukurdayız hem de size çok uzak bir mesafedeyiz ne sesinizi duyabiliyoruz ne de Yargılananları göremiyoruz. <strong><em><u>NEDEN BÖYLE BİR TERCİH YAPILDI ANLAYABİLMİŞ DEĞİLİM ?</u></em></strong></p>

<p><strong>Sizi ve yargılananları göremiyorsak ve duyamıyorsak MAHKEME SAFAHATI BASINA AÇIKTIR DENİLEBİLİR Mİ ? </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İleri de basın mensupları bizden yerlerinin değiştirilmelerini talep etmedikleri için yeni yer tahsisi yapmadık dememeniz için duruşmanın 22.gününde yani 31 Mart 2026 tarihinde iş bu dilekçemi resmi prosedürü takip ederek mahkeme kaleminizde kayıt altına almayı uygun buldum.</p>

<p><strong>Bize ayrılan yerde Mahkeme heyeti ve yargılananları görmek ve sesini duymak mümkün değildir.</strong></p>

<p>9 Mart 31 Mart 2026 tarihleri arasında yapılan 22 günlük yargılamalar biz basın mensupları açısından sorunlu ve sıkıntılı geçmiştir.</p>

<p>Bari bundan sonraki süreçleri daha doğru ve uygun bir şekilde yapabilmeniz adına sizi bu şekilde mesleğini yapamayan bir gazeteci olarak bilgi sahibi yapmak istedim.</p>

<p><strong>Eğer Mahkeme safahatı açık ve şeffaf bir şekilde yapılmak isteniyorsa neden basın mensuplarının yargılama heyeti ve yargılananları görmemesi için salonun en arka ve kötü yeri bize tahsis edildi ? </strong></p>

<p>Sayın heyet başkanı basit bir keşif ile biz gazetecilere ayrılan yere gelip oturun sizin bulunduğunuz yeri görebiliyor musunuz ?</p>

<p>Eğer basın mensuplarına ayırdığınız yer sağlıklı bir yerdir ve burada bulunarak gazetecilik yapılabilir diyorsanız bu dilekçemde yazdığım bütün taleplerimden vaz geçeceğim.</p>

<p><strong>Ancak AKIL sahibi herkes Gazetecilere için ayrılan yerin mesleklerini yapmaya elverişli bir olmadığına karar vermeleri hiç zor değildir. </strong></p>

<p>Zaten bende 35 yıllık tecrübeli bir gazeteci olarak yerimizin mesleğimizi yapmaya elverişli olmadığını ifade edebilmek için bu dilekçeyi yazma gereği duydum.</p>

<p>Sayın Mahkeme heyetinden acilen Basın mensuplarının yerini heyeti ve yargılananları net bir şekilde görebilmek ve duyabilmek için yeni yer tahsisinin yapılmasını saygılarımla arz ve talep ediyorum.</p>

<p>Gazetecilik kamu adına yapılan <strong>ÖNEMLİ </strong>bir meslektir. Bu görevin ifası için en büyük mesuliyet siz mahkeme heyetine düşmektedir.</p>

<p>Bu şartlar altında kendi adıma sağlıklı olarak mesleğimi ifa edemediğim için yüzlerce km yol yaparak aşağılanmak demek olan bu kötü yerde gazetecilik faaliyeti icra edilmez.</p>

<p>İşimizi gerektiği gibi doğru yapabilmek için ilk şart bulunduğumuz yerde siz mahkeme heyetinin mimiklerini görmemiz, sesinizi duyabilmemiz halinde orada yaşanan süreçleri ancak okur ve izleyicilerimize daha doğru bir şekilde ulaştırabiliriz.</p>

<p>Mahkeme salonunda yaşananların halka doğru bir şekilde iletilmesinde kimsenin kaybı olamaz.</p>

<p>Aksine halkımızın yaşanan her şeyi ilk elden en doğru bir şekilde bilmeye hakkı vardır.</p>

<p>Dava’nın 9 Mart 2026 ilk günü çok yoğunluk ve gerginlik vardı o gün salonun bu arka kısmı makul görülebilir ancak şu an yoğunluk ve kargaşa yok her şey daha yerli yerinde devam ederken çok kolay ve rahat bir şekilde yerimiz daha doğru bir yere alınabilir diye düşünüyorum.</p>

<p>Taleplerim sadece benim için değil haberleri ile tarihe not düşecek olan bütün meslektaşlarımız içindir.</p>

<p><strong>Saygılarımla </strong></p>

<p><strong>ÇETİNER RADYO TELEVİZYON GAZETECİLİK YAYINCILIK SAN.TİC.AŞ.   /   (İstanbul Times Gazetesi ve Tv Genel Yayın Yönetmeni ) </strong></p>

<p><strong>Hüseyin ÇETİNER </strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-silivri-durusmalarinda-gazeteciden-kotu-yer-isyani-icin-mahkemeye-dilekce-verdi</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 15:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2026/03/yer-isyani-dilekce.jpg" type="image/jpeg" length="60355"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Tutuklu Yakınları Bir Zamanların Mağdurlarına Seslerini Duyurmaya Çalışıyorlar]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-bir-zamanlarin-magdurlarina-seslerini-duyurmaya-calisiyorlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-bir-zamanlarin-magdurlarina-seslerini-duyurmaya-calisiyorlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesinin mağdurları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 19. buluşması, 2025’in son gününde, operasyonların simge mekânı Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu önünde gerçekleştirildi. 19’uncu buluşmada, 284 gündür Silivri’de 12 metrekarelik bir hücrede tutulan seçilmiş İBB Başkanı, CHP’nin ve 25,1 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından ortak basın açıklaması okundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>2025’İ SİLİVRİ ÖNÜNDE GEÇİRDİLER</strong></h1>

<h2>Bir zamanların mağdurları bugünün mağrurları güç bizde edası ile siyasi rakiplerini yargı sopası ile hizaya sokmaya çalışıyorlar.</h2>

<h2>Ancak Ziya Paşa'nın da Dediği Gibi;</h2>

<h2>Zalim Yine bir zulme giriftar olur ahir</h2>

<h2>elbette ev yıkanın hanesi olur viran</h2>

<p><strong>DİLEK İMAMOĞLU: BU OPERASYONLARI YÜRÜTEN BİR AVUÇ KİŞİYE SORUYORUM: SİZ, BU YILIN MUHASEBESINI NASIL YAPIYORSUNUZ? VİCDANINIZ RAHAT MI? CANLARIMIZI, SEVDİKLERİMİZİ HAKSIZCA, HUKUKSUZCA TUTSAK EDENLER; MUTLU MUSUNUZ?</strong></p>

<p>“2025; Türkiye için adaletsizliğin, hak ihlallerinin, yargı eliyle yürütülen siyasi operasyonların yılı oldu, tarihe kara bir leke olarak geçti” diyen Dr. İmamoğlu, özetle şunları söyledi:</p>

<p>“Televizyonlarda her gün ‘kasadan paralar çıktı, bavullarla paralar taşındı, paraları gömmüşler’ gibi akıl almaz yalanlar döndü. Bu yalanları söyleyenler arasından, ‘biz de arada yalan söyledik’ diyenler oldu. Buna rağmen hiçbirine dava açılmadı. Yalanı söyleyenler dışarıda dolaşırken, üzerine iftira atılanlar, hücrelerde tutsak edilmeye devam etti. İftira, kılıçtan daha zalim bir silahtır. Çünkü iftiraların açtığı yaralar, hiçbir zaman kapanmaz. Artık bu zulme son verin.”</p>

<h2><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner </strong></h2>

<p>“Çıkan iddianame hukuken o kadar boş ki, tüm bu operasyonları savunanlar bile arkasında duramadı. Davanın TRT’den canlı yayınlanması talebimize başta olumlu yaklaşanlar, iddianameyi gördükten sonra seslerini çıkarmaz oldular. Çünkü bu bomboş iddiaları savunamayacaklarını anladılar. Şimdi bu operasyonları yürüten bir avuç kişiye soruyorum: Siz, bu yılın muhasebesini nasıl yapıyorsunuz? Vicdanınız rahat mı? Canlarımızı, sevdiklerimizi haksızca, hukuksuzca tutsak edenler; mutlu musunuz?”</p>

<p><strong>İFTİRA, KILIÇTAN DAHA ZALİM BİR SİLAHTIR, ARTIK BU ZULME SON VERİN SİZLER, SICAK EVLERİNİZDE AİLENİZLE BİRLİKTESİNİZ, EŞİNİZLE, ÇOCUKLARINIZLA BİRLİKTESİNİZ, İÇİNİZ, VİCDANINIZ RAHAT MI ?</strong></p>

<p>“Sizler, onların suçsuz olduklarını, birer siyasi rehin olduklarını çok iyi biliyorsunuz. Bizler, bu soğukta buradayız; sevdiklerimiz içeride… Sizler, sıcak evlerinizde ailenizle birliktesiniz. Eşinizle, çocuklarınızla birliktesiniz. İçiniz, vicdanınız rahat mı? Haksız ve hukuksuzca onlarca insanı özgürlüklerinden mahrum etmeyin, ailelerine zulmetmeyin. Yapmayın. Bu kötülüklerinizi, bu adaletsizliği 2026’ya taşımayın, vazgeçin. Bu kirli oyunun arkasından çekilin.”</p>

<p><strong><strong>BU KÖTÜLÜ</strong>KLERİNİZİ, BU ADALETSİZLİĞİ 2026’YA TAŞIMAYIN,VAZGEÇİN. BU KİRLİ OYUNUN ARKASINDAN ÇEKİLİN</strong></p>

<p>“Ülkemizi düşünüyorsanız sesimize kulak vermek zorundasınız. Bu haksızlığı, bu hukuksuzluğu ısrarla sürdürüyorsunuz. Hiçbir günahı olmayan gençleri, saygın bürokratları tutukluyor, ailelerin ahını alıyorsunuz. Yapmayın. Yaşattığınız adaletsizliğin unutulması için yaptığınız tüm girişimleri biliyoruz, her şeyin farkındayız. Çabalarınız; bizim için, milletimiz için yok hükmündedir. Biz ülkemize reva gördüğünüz bu adaletsizliği, demokrasi tarihimize bıraktığınız kara lekeyi, yargıyı düşürdüğünüz durumu unutmuyoruz, unutmayacağız, unutturmayacağız.”</p>

<p>19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 19. Buluşmasını, yılın son gününde ikinci kez Silivri’ye taşıdı. Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu önünde gerçekleştirilen buluşmaya;</p>

<p>CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu, Çatalca Belediye Başkanı Erhan Güzel, milletvekilleri, İmamoğlu’nun kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu ile kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. Oldukça soğuk bir havada gerçekleşen 19. buluşmanın basın açıklaması, iktidar kumpasıyla özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı, CHP’nin ve 25,1 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından okundu.</p>

<p>“2025 yılının son Aile Dayanışma Ağı buluşması için bugün Silivri’deyiz” diyen Dr. İmamoğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“19 haftadır aileler olarak bir araya geliyoruz. Haklı taleplerimizi, hukuk ve adalet beklentimizi dile getiriyoruz. 2025 yılını da artık geride bırakıyoruz. 2025; Türkiye için adaletsizliğin, hak ihlallerinin, yargı eliyle yürütülen siyasi operasyonların yılı oldu. 2025 yılı, tarihe kara bir leke olarak geçti. Yargı siyasallaştı. Masumiyet karinesi ayaklar altına alındı. Lekelenmeme hakkı ihlal edildi. Hukuken tutuksuz yargılama prensibi göz ardı edildi. 2025 yılı; aynı zamanda mücadelenin, dayanışmanın, hak, hukuk, adalet arayışının yılı olarak da tarihe geçti. Tüm bu yaşananlar karşısında millet iradesine sahip çıktı. Toplum vicdanı ikna olmadı. İnsanlar haksızlık karşısında susmadı.”</p>

<p><strong>19 MART’IN ÖZETİNİ ÇIKARDI</strong></p>

<p>“Yıl sona ererken, geriye dönüp yaşananları hatırlayalım ve bir muhasebe yapalım. 18 Mart günü, bir iftar vakti Ekrem İmamoğlu’nun 31 yıl önce hakkıyla kazandığı diploması, yetkisiz bir kurum tarafından usulsüz bir şekilde iptal edildi. 19 Mart’ta, şafak vakti, İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı’nın kapısına yüzlerce polis dayandı. Aynı saatlerde Ekrem İmamoğlu’nun yol arkadaşları, seçilmiş belediye başkanları, iş insanları, bürokratlardan oluşan yüzlerce insanın evinde de aynı durum yaşanıyordu. Çağrıldığında ifade vermeye gidebilecek insanlar, ailesinin ve çocuklarının gözleri önünde şafak baskınıyla gözaltına alındı.</p>

<p>Aynı gün medyada, hakkında gizlilik kararı olan soruşturmayla ilgili sözde bilgiler, iftiralar, yalanlar ortaya atılmaya başlandı. 4 günün sonunda Ekrem İmamoğlu ile birlikte onlarca kişi hakkında tutuklama kararı verildi. Aynı gün tarihte görülmemiş şekilde milyonlar, ‘adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum’ diyerek, cumhurbaşkanı adayını belirlemek için sandıklara koştu. Her geçen gün destek daha da arttı. 25,1 milyon vatandaşımızın imzasıyla, Ekrem İmamoğlu, cumhurbaşkanı adayı seçildi.”</p>

<p>“<strong>YALANI SÖYLEYENLER DIŞARIDA DOLAŞIRKEN, ÜZERİNE İFTİRA ATILANLAR, HÜCRELERDE TUTSAK EDİLMEYE DEVAM ETTİ”</strong></p>

<p>“Ama her geçen gün operasyonlar da dalga dalga devam etti. Gizli tanık ifadeleriyle, hiçbir somut delil olmadan özgürlüğünden mahrum bırakılan insanların sayısı, her operasyonla arttı. Bu sırada tutuklulara her türlü baskı uygulandı ve tutuklular iftiraya zorlandı. Ortada bir İBB borsası olduğu konuşulmaya başlandı. Gizli tanıklara, etkin pişman iftiracılar eklendi. Onların ifadeleriyle operasyonlar genişledi, daha fazla suçsuz insan haksız uygulamalara maruz kaldı. Ama ortaya hâlâ hiçbir somut delil koyulamadı.</p>

<p>Televizyonlarda her gün ‘kasadan paralar çıktı, bavullarla paralar taşındı, paraları gömmüşler’ gibi akıl almaz yalanlar döndü. Bu yalanları söyleyenler arasından, ‘biz de arada yalan söyledik’ diyenler oldu. Buna rağmen hiçbirine dava açılmadı. Yalanı söyleyenler dışarıda dolaşırken, üzerine iftira atılanlar, hücrelerde tutsak edilmeye devam etti. İftira, kılıçtan daha zalim bir silahtır. Çünkü iftiraların açtığı yaralar, hiçbir zaman kapanmaz. Artık bu zulme son verin.”</p>

<p><strong>“BİR DAHA ASLA GERİ GELMEYECEK ZAMANLAR BİZDEN ÇALINDI, ÇALINMAYA DEVAM EDİLİYOR”</strong></p>

<p>“Bu sırada bizler, yani mağdur edilen aileler, günlerimizi sevdiklerimizden ayrı geçirdik. Bir daha asla geri gelmeyecek zamanlar bizden çalındı, çalınmaya devam ediliyor. Her özel günümüzü burnumuzda bir sızı, yüreğimizde bir acı, soframızda bir eksikle yaşıyoruz. İlk günden itibaren ‘iddianameyi bir an önce hazırlayın’ dedik. Çünkü sevdiklerimizin suçsuz olduğunu, yargılanmadan peşinen cezalandırıldıklarını biliyorduk. Kamuoyunda yalanlarla yaratılmak istenen algının farkındaydık.</p>

<p>Tüm iddiaların, iftiraların dayanaksız olduğundan emindik. Aylar süren baskılardan, hak ihlallerinden sonra iddianame sonunda yayınlandı. Ne kadar haklı olduğumuzu herkes gördü. Büyük iftiralarla, gizli tanıklarla hazırlanan iddianamenin bomboş olduğu açığa çıktı. Ne kasalardan çıkan paralar ne para dolu bavullar vardı. Bunların hepsi yalandı, iddianamede de yer bulamadı. Ama bu yalanları söyleyen, itibar suikastı yapmaya çalışanlara hiçbir şey olmadı. Onlar ekranlardan yalan saçmaya devam ediyorlar.”</p>

<p><strong>“ÇIKAN İDDİANAME HUKUKEN O KADAR BOŞ Kİ, TÜM BU OPERASYONLARI SAVUNANLAR BİLE ARKASINDA DURAMADI”</strong></p>

<p>“Çıkan iddianame hukuken o kadar boş ki, tüm bu operasyonları savunanlar bile arkasında duramadı. Davanın TRT’den canlı yayınlanması talebimize başta olumlu yaklaşanlar, iddianameyi gördükten sonra seslerini çıkarmaz oldular. Çünkü bu bomboş iddiaları savunamayacaklarını anladılar. Ortada suç yok. İsnat edilen suça karşı delil yok. İnsanlar aylardır tutuklu ama iddianamede isimleri yok. Hatta ortada yargılama niteliği taşıyan bir iddianame bile yok. Ne var biliyor musunuz?</p>

<p>Usûlen hazırlanan bir iddianame ve yargı eliyle siyasete müdahale var. Aylardır evlatlarından ayrı kalmış anne-babalar var. Annesinden koparılmış çocukların cevaplanamayan soruları var. Annesini görebilmek için kilometrelerce yol giden gençler var. Evladını ziyaret etmek için her ay saatlerce bekleyen, elleri öpülesi büyüklerimiz var. İftiracı olması için zorlanan, günlerce yerlerde yatırılan bürokratlar var.”</p>

<p><strong>“BU OPERASYONLARI YÜRÜTEN BİR AVUÇ KİŞİYE SORUYORUM”</strong></p>

<p>“Şimdi bu operasyonları yürüten bir avuç kişiye soruyorum: Siz, bu yılın muhasebesini nasıl yapıyorsunuz? Vicdanınız rahat mı? Canlarımızı, sevdiklerimizi haksızca, hukuksuzca tutsak edenler; mutlu musunuz? Sizler, onların suçsuz olduklarını, birer siyasi rehin olduklarını çok iyi biliyorsunuz. Bizler, bu soğukta buradayız; sevdiklerimiz içeride… Sizler, sıcak evlerinizde ailenizle birliktesiniz. Eşinizle, çocuklarınızla birliktesiniz. İçiniz, vicdanınız rahat mı? 2025’in son gününde, tüm aileler adına sesleniyorum:</p>

<p><strong>“BU KÖTÜLÜKLERİNİZİ, BU ADALETSİZLİĞİ 2026’YA TAŞIMAYIN, VAZGEÇİN”</strong></p>

<p>Canlarımızı serbest bırakın ve sevdiklerimizi hukukun gereği olarak tutuksuz yargılayın. Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkına saygı duyun. Anayasal suç işliyorsunuz, insanlık suçu işliyorsunuz. Yapmayın. Aylardır içeride tutsak edilen, iddianamesi henüz yazılmamış olan belediye başkanlarımız, bürokratlarımız, yol arkadaşlarımız var. Bir an önce iddianamelerinin yazılmasını istiyoruz. Haksız ve hukuksuzca onlarca insanı özgürlüklerinden mahrum etmeyin, ailelerine zulmetmeyin. Yapmayın.</p>

<p>Bu kötülüklerinizi, bu adaletsizliği 2026’ya taşımayın, vazgeçin. Bu kirli oyunun arkasından çekilin. Bu uygulamaların ne ülkeye ne de ülkenin tek bir vatandaşına faydası var. Yapmayın. Haftalardır, aylardır sesimizi çıkarıyoruz. Gündüz vakti elimizde fenerle hukuk arıyoruz. Ülkemizi düşünüyorsanız sesimize kulak vermek zorundasınız. Bu haksızlığı, bu hukuksuzluğu ısrarla sürdürüyorsunuz. Hiçbir günahı olmayan gençleri, saygın bürokratları tutukluyor, ailelerin ahını alıyorsunuz. Yapmayın.”</p>

<p><strong>“YAŞATTIĞINIZ ADALETSİZLİĞİN UNUTULMASI İÇİN YAPTIĞINIZ TÜM GİRİŞİMLERİ BİLİYORUZ”</strong></p>

<p>“Şu anda bu ülkenin en önemli gündemlerinden biri; 25.1 milyon kişinin imzasıyla cumhurbaşkanı adayı seçilen Ekrem İmamoğlu’nun, çalışma arkadaşlarının, yüzlerce evladın, annenin, babanın, kardeşin hukuksuzca tutsak edilmesidir. Bu adaletsizliği gidermeden ne ekonomiyi düzeltebilirsiniz ne de ülkede barış ve huzuru sağlayabilirsiniz. Yaşattığınız adaletsizliğin unutulması için yaptığınız tüm girişimleri biliyoruz, her şeyin farkındayız.<br />
Çabalarınız; bizim için, milletimiz için yok hükmündedir. Biz ülkemize reva gördüğünüz bu adaletsizliği, demokrasi tarihimize bıraktığınız kara lekeyi, yargıyı düşürdüğünüz durumu unutmuyoruz, unutmayacağız, unutturmayacağız. 2026 vicdanın, adaletin, demokrasinin yılı olsun. Yaşanan haksızlıklar, hukuksuzluklar artık son bulsun. Tutsaklar ailelerine, çocuklar anne-babalarına kavuşsun. Tüm dileğimiz budur!”</p>

<p><strong>MUSTAFA AKIN’DAN ‘SİLİVRİ’ ŞİİRİ</strong></p>

<p>Şimdi içeriden bana ulaştırılan, <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>'nun yakın koruma müdürü Mustafa Akın'ın bir şiirini size okumak istiyorum:</p>

<p>İnsan ne için yaşar?<br />
Bilir misiniz?</p>

<p>Onur ve haysiyeti için<br />
Ve onu kaybetmemek için</p>

<p>Neden mi?</p>

<p>Onların inandıkları değerleri ve ilkeleri<br />
Bir de duruşları var ki; ondan</p>

<p>Özgürlükleri kısıtlanmış<br />
Bir de hastalıklarına aldırmayıp</p>

<p>Ellerine kelepçe vurdurmamak için<br />
Doktora bile gitmezler; ondan</p>

<p>Selam olsun onurlu duranlara<br />
Selam olsun haysiyetini koruyanlara</p>

<p>Selam olsun umudunu kaybetmeyenlere<br />
İnsanca yaşayanlara…<br />
<strong>Mustafa Akın / 25 Aralık 2025</strong></p>

<p><strong>AYKUT ERDOĞDU’NUN EŞİ TUBA TORUN AYDOĞDU: “BEKLETMEK, BİR CEHENNEMDİR”</strong></p>

<p>Dr. İmamoğlu’nun ardından bazı tutuklu aileleri, duygularını kameraların önünde paylaştı. İlk sözü alan eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu’nun eşi Tuba Torun Aydoğdu, göz yaşları içinde yaptığı konuşmasında duygularını şu sözlerle dile getirdi:</p>

<p>“Gerçekten çok üzgünüm. Bugün, eşimle akşam yemeğini birlikte yemek isterdim. Bu kadar basit bir şey yapamıyor olmak… Eminim hepimiz işte burada aynı duyguları yaşıyoruz. Bunu hiçbirimiz gerçekten hak etmiyoruz. Çocuklar hak etmiyor. Hukuken çok savundum, savunacağım. Ama vicdanen de… Vicdanlara sığdırılacak bir şey yaşamıyoruz gerçekten. Vicdan reddiyle karşı karşıyayız. Eşim Aykut Erdoğdu'nun yanından geldim. Sordum, dedim ki, ‘Bir mesajın var mı?’ Dedi ki, ‘Yeni yıl, umut demektir.</p>

<p>Bize düşen o umudu, en dirençli halimizde korumak ve yaşatmaktır, mücadele etmektir. 2026’da yapmamız gereken tek şey budur’ dedi. Umut üzerine konuştuk. Biz yeni yılı kutlamıyoruz tabii ama umudumuzu koruyoruz. Bizden öte, bizden ziyade bir umudumuz var. Bunun için çabalıyoruz. Ve bu noktada dayandığımız, sizlersiniz.</p>

<p>Yani birbirimiziz. Bir de içeriden tutsaklarımızdan biri bir cümle gönderdi. O da bende kalmasın okuyayım. Carl Jung’un bir cümlesini yazmış. ‘Düşünceleri çok güçlü olan amcam, bir gün beni sokakta durdurup sordu: Zebaninin cehennemdeki ruhlara nasıl işkence ettiğini biliyor musun? ‘Hayır’ dediğimde; ‘Onları bekletir’ diye yanıtladı.</p>

<p>Yani bekletmek, bir cehennemdir. Bize burada cehennemi yaşatmaya çalışıyorlar. Adaletin bir an evvel yeni yılda bize gelmesi için hem dua halindeyiz hem mücadele halindeyiz. Yeni yılda umut bizimle olsun. Bizim umudumuz, kötülerin korkusudur. Bizim umutsuzluğumuz, onların cesareti olur. O yüzden umudumuzu koruyarak devam etmek zorundayız.”</p>

<p><strong>ALİ FIRAT BAYCAN'IN ANNESİ TESLİM BAYCAN: “ÇOCUĞUMU İSTİYORUM; BIRAKSINLAR”</strong></p>

<p>Esenyurt Belediyesi personeli Ali Fırat Baycan'ın annesi Teslim Baycan ise, “Biz de yeni yıla herkes gibi burada, Silivri'de giriyoruz. Oğlumu ziyaret ettim. Yani bizim de bir yılımız, Silivri yollarında geçti. Onlar içeride, biz de dışarıda adalet istiyoruz. Ne diyeyim? Diyecek söz bulamıyorum yani. Suçsuz yere içeride tutuyorlar. Adaletli olmalarını diliyorum. Anneleri üzmesinler. Bu kadar üzüldüğümüz yetmez mi? Bir yılımız geçti. Suçsuz yere çocuğum içeride. Hiçbir suçlama yok. Niye içeride? Adalet istiyorum. Yeni yılda beraber olmak isterdim. Allah, kimseyi çocuğundan ayrı koymasın. Ne diyeyim? Diyecek söz bulamıyorum. Adalet istiyorum. Çocuğumu istiyorum. Bıraksınlar,” sözleriyle adalet istemini dile getirdi.</p>

<p><strong>GÜRKAN AKGÜN İLE CEZAEVİNDE EVLENEN SİNEM KELEŞ AKGÜN: “2026 YILINDA ADALETLİ, DURUŞMA SALONLARINDA ARAYACAĞIZ”</strong></p>

<p>İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün ile cezaevinde evlenen Sinem Keleş Akgün de duygularını, “Öncelikle desteğiniz ve dayanışmanız için çok teşekkür ederiz Aile Dayanışma Ağı olarak. Burada gördüğünüz bizler, İstanbul başta olmak üzere, bu ülkenin insanları daha adil, daha eşit, refah içinde yaşasın diye, gece gündüzüne kaçarak yaşayan insanların eşleri, kardeşleri, anneleri, babaları, çocuklarıyız. Bizler, 2025’i haksızlığın, hukuksuzluğun ve adaletsizliğin yılı olarak kapatıyoruz. 2025 yılında, adaleti meydan ve cezaevleri önlerinde aradık.</p>

<p>2026’yı hak, hukuk ve adalet umuduyla, gücümüzle, direngenliğimizle, sevdiklerimizden aldığımız güçle ve dirençle, burada, cezaevi önünde karşılıyoruz. 2026 yılında adaletli, duruşma salonlarında arayacağız. Bizler, öyle yargı paketleriyle, düzenlemelerle serbest bırakılmayı talep edenler değil, sadece kanunların ve Anayasa’nın uygulanmasını bekleyen aileleriz. Tek suçu bu ülkenin insanları daha adil, daha eşit yaşasın diye çalışmak olan sevdiklerimizin, haksız ve hukuksuz tutukluluklarının son bulmasını istiyoruz,” sözleriyle ifade etti.</p>

<p><strong>BUĞRA GÖKCE’NİN EŞİ FİLİZ KAHVECİ: “BURAYA UMUTLU GÜNLER KOYDUM”</strong></p>

<p>Cezaevinde nikah kıyan bir diğer isim İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Doç. Dr. Buğra Gökce’nin eşi Filiz Kahveci Gökce de buluşmada, “Arkadaşlarım, yol arkadaşlarım çok güzel ifade ettiler. Yürekten katılıyorum. Ben, yeni evlenen biri olarak, eşime bir mesaj göndermek istiyorum: Canım eşim, canım Buğra. Bu gece senin yalnızlığına, kendi yalnızlığımla eşlik edeceğim; biliyorsun. Ama sana, 2026 için, yeni yıl hediyesi, umut getirdim sevgili Birhan Keskin'in dizileriyle: ‘Buraya umutlu günler koydum / Şimdilik biraz uzak görünüyor; biliyorum / Ama kim bilir, belki birazdan uzanıp dokunursun’ demiş şair. Seni çok seviyoruz ve seni burada, geldiğin güne kadar bekliyoruz. Herkesin yeni yılını kutluyorum,” dedi.</p>

<p><strong>CEM ALPER AKYÜZ’ÜN ANNESİ SEHER AKYÜZ: “BİZ HAK, HUKUK, ADALET İSTİYORUZ”</strong></p>

<p>“Ben, Esenyurt Belediyesi'nde çalışan Cem Alper Akyüz’ün annesiyim” diyen tutuklu yakını da duygularını, “Bugün görüş günümüzdü. İki tane evladı var. Onları da görüşüne getirdik. Birisi beş yaşında, birisi sekiz yaşında. Evlatlarını kucağına aldı. Onları öpüp kokluyordu. Ben onları izlemekle meşgul oldum. O kadar duygulandım ki… Çünkü, bir yıldır babalarından uzaklar, evlatlarından uzak o da. Bizi çok yaraladı. Yani suçsuz yere bir şekilde içeride tutulması, bizleri aileler olarak yaralıyor. Çünkü hiçbir suçları yoktur. İddianameleri bomboş. Ama neden tutuluyor? Yani biz hak, hukuk, adalet istiyoruz. 2026’nın ülkemize özgürlük, eşitlik, barış getirmesini diliyorum. Ve suçsuz mahkumlarımızın bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını diliyorum,” sözleriyle dile getirdi.</p>

<p><strong>ENGİN ULUSOY’UN EŞİ FATMA ULUSOY: “HAYATTA, SABRETMEK VE UMUT ETMEK GEREKİYOR”</strong></p>

<p>Eski İBB Zabıta Daire Başkanı Engin Ulusoy’un eşi Fatma Ulusoy ise, gözyaşları içinde “Gelen, bize destek olan herkese çok teşekkür ediyorum. Benim eşim, bir bürokrat. Pazartesi günü açık görüşte gördüm. Ona Monte Cristo’nun ‘Kont’unu götürmüştüm. ‘Onu bitirdim’ dedi, 1500 sayfa. ‘Ve iki şey anladım dedi bu 1500 sayfa sonunda. Hayatta, sabretmek ve umut etmek gerekiyor. Ve ben de hala sabrediyorum ve umut ediyorum’ dedi. Ben, eşime o kadar çok güveniyorum ki, onun için dimdik ayakta duruyorum. Hiç vazgeçmiyorum mücadele etmekten. Ve özgürlüğüne kavuşmasını istiyorum,” cümlelerini kurdu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>FATİH KELEŞ’İN EŞİ, MUSTAFA KELEŞ’İN ANNESİ İLKNUR KELEŞ: “YETER. GERÇEKTEN YETER”</strong></p>

<p>İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in eşi, oğlu Mustafa Keleş’in annesi İlknur Keleş de “Ben Mustafa Keleş’in annesiyim. Ben de şimdi görüşten çıktım. Gerçekten bir anne olarak, bir eş olarak sesimiz duyulsun artık. Biz çok acılar çekiyoruz. Yeter. Gerçekten yeter. O, orada üşüyor. Ona bir son verilmeli. Hiçbirinin, hiçbir suçu yok. Lütfen artık sesimizi duyun,” sözleriyle yaşanılan sürece isyan etti.</p>

<p><strong>MEHMET MURAT ÇALIK’IN EŞİ ZEHRA ÇALIK: “BİR AĞACIN GÜCÜ, HER MEVSİME KARŞI GÖĞÜS GERMESİ, DİRENMESİDİR”</strong></p>

<p>Seçilmiş Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın eşi Zehra Çalık ise, “Lafı çok uzatmayacağım, ama burada, içerideki tutuklu ailelerinin bu güçlü duruşu, bizim bu haklı gururumuz, onurlu duruşumuzu ben çok kıymetli buluyorum. Ve biz, bu duruşu sergilemeye devam edeceğiz. Benim eşime bir cümlem vardı: Bir ağacın gücü, her mevsime karşı göğüs germesi, direnmesidir.’ Biz bu duruşu sergilemeye devam edeceğiz. Hak, hukuk, illaki bir şekilde ilahi adalet de tecelli edecek,” sözleriyle, kendileriyle dayanışma gösteren herkese teşekkür etti.</p>

<p><strong>UMUT AKDOĞAN: “TOLGA SAĞ İLE BİRLİKTE SİLİVRİ'DEN BAĞLAMALARIMIZLA ÖZGÜRLÜK TÜRKÜLERİ SÖYLEYECEĞİZ”</strong></p>

<p>Buluşmada son konuşmayı yapan CHP Ankara milletvekili Umut Akdoğan da şu duyuruyu yaptı:</p>

<p>“Bu akşam, bütün aileler adına, Aile Dayanışma Ağı’nın bütün fertleri adına, Ekrem Başkanımızın cumhurbaşkanı adayı olması için gelip sandık başında oy vermiş 15,5 milyon adına, Ekrem Başkanımızın ve yol arkadaşlarının, belediye başkanlarımızın, bürokratlarımızın, şoför arkadaşlarımızın, özel kalemlerin, kim varsa hepsinin özgürlüğü için imza vermiş 25,1 milyon yurttaşımız adına, seçmenlerimiz adına, gönlü bizimle olan herkes adına, ‘Ben oyumu Ekrem Başkan'a vermem. Ama onun sandıkta özgürce mücadele etmesini de isterim’ diyen bütün duyarlı insanlar adına, biz, ben ve Parti Meclisi üyemiz Tolga Sağ, İstanbul İl Başkanımızın ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekilimiz Sayın Nuri Aslan'ın misafiri olarak, bu geceyi Silivri'de ve burada geçireceğiz. Bunu sizlere ilan etmek istiyorum. Dolayısıyla, sizden ricamız şudur: Buraya bir kitlesel katılım çağrısı yapmıyoruz.</p>

<p>Çünkü burada gece hava daha da soğuyacak. Burada kar yağacak. Biz, parti otobüsümüzü aldık ve buraya geldik. Bizler hepiniz adına burada olacağız ve otobüsümüzün içinden, sosyal medya hesaplarımızdan yaptığımız yayınlarla sizlerle buluşacağız. Parti Meclisi üyemiz Tolga Sağ ile birlikte Silivri'den bağlamalarımızla özgürlük türküleri söyleyeceğiz.”</p>

<h2><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></h2>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-bir-zamanlarin-magdurlarina-seslerini-duyurmaya-calisiyorlar</guid>
      <pubDate>Wed, 31 Dec 2025 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/12/face-silo.jpg" type="image/jpeg" length="58229"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Tutuklu Yakınları Silivri' de Haykırdı: Tutuksuz Ve TRT'de Canlı Yayın İle Yargılama Yapın]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-silivri-de-haykirdi-tutuksuz-yargilama-yapin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-silivri-de-haykirdi-tutuksuz-yargilama-yapin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesinin mağdurları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 17. buluşması, operasyonların simge mekânı Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu önünde gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İNSANLIK VE VİCDAN İSTİYORUZ </strong></p>

<p>19 Mart’ın 9. ayında düzenlenen 17’nci buluşmada, 272 gündür Silivri’de 12 metrekarelik bir hücrede tutulan seçilmiş İBB Başkanı, CHP’nin ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından ortak basın açıklaması okundu.</p>

<p><strong>İstanbul Times Haber Merkezi – Hüseyin Çetiner </strong></p>

<p><strong>BU YALANLARI SÖYLEYENLER EŞLERİNİN,ÇOCUKLARININ YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYOR ? </strong></p>

<p>“İçi boş bir iddianame için 8 ay boyunca bekledik,” diyen Dr. İmamoğlu, “Şimdi ‘duymuştum, düşünüyorum’ diye ifade veren gizli tanıklar vazgeçiyor. ‘Kimsenin hakkına giremem deyip’ tanıklıklarını geri çekiyor. Peki, aylarca esir tutulanların çalınan özgürlüklerinin hesabı nasıl verilecek?</p>

<p><strong>EKREM İMAMOĞLU’NA VE ÇALIŞMA ARKADAŞLARINA YAŞATILANLAR ZULÜMDÜR </strong></p>

<p>Bu; insanların hayatlarının, çocukların çocukluklarının, ailelerin yıllarının geri dönüşü olmayacak şekilde çalınmasıdır. 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na ve çalışma arkadaşlarına yaşatılanlar, sadece bir hukuksuzluk değil, bir zulümdür. Bu zulüm, yalnızca tutuklulara değil; eşlerine, çocuklarına, ailelerine ve tüm milletimize yaşatılmaktadır. Toplumun vicdanında derin ve onarılması zor yaralar açılmaktadır,” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>DİLEK İMAMOĞLU SİLİVRİ’DEN TEPKİ GÖSTERDİ: AYLARCA ESİR TUTULANLARIN ÇALINAN ÖZGÜRLÜKLERİNİN HESABI NASIL VERİLECEK?</strong></p>

<p>“Biz aileler olarak, en başından beri aynı şeyi söylüyoruz,” diyen Dr. İmamoğlu, “Adalet, herkes için eşit işlemelidir. Birinci ve en temel talebimiz, tutuksuz yargılama. Çünkü tutuklu yargılama istisnadır. Hukukun esası, tutuksuz yargılamadır. İkinci olarak: masumiyet karinesine ve lekelenmeme hakkına saygı istiyoruz. 9 aydır tek bir suç dahi ispatlanamamışken, bazı televizyon kanallarında her gün iftiralar atılıyor.</p>

<p>Gizli tanık beyanları dışında hiçbir somut delil yokken, insanlar ‘suçlu’ ilan ediliyor. Bu bir algı operasyonudur. Bu bir itibar suikastıdır. Ve soruyorum: Bu yalanları söyleyenler, akşam evlerine gittiklerinde eşlerinin, çocuklarının yüzüne nasıl bakabiliyor? Biz diyoruz ki: Siyasette her yol mubah değildir. Biz, insanlık istiyoruz. Biz, vicdan istiyoruz. Biz, ailelere saygı istiyoruz,” ifadelerini kullandı.</p>

<p>19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 17. buluşmasını simge bir noktada gerçekleştirdi. Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu önünde gerçekleştirilen buluşmaya; CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP Ankara milletvekili Umut Akdoğan, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu, milletvekilleri, İmamoğlu’nun kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu ile kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. 17. buluşmanın basın açıklaması, iktidar kumpasıyla özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı, CHP’nin ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından okundu. Dr. İmamoğlu’nun açıklamasının ardından, sırasıyla; eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu’nun eşi Tuba Torun Erdoğdu ve İmamoğlu’nun makam şoförü Recep Cebeci’nin eşi Aslı Cebeci söz alarak, kendilerinin ve ailelerinin yaşadıkları hukuksuz süreci kamuoyu ile paylaştı.</p>

<p><strong>DR. İMAMOĞLU: “HUKUKUN, ADALETİN VE DEMOKRASİNİN NEFES ALAMADIĞI BİR ÜLKENİN GELECEĞİ İÇİN KONUŞUYORUM”</strong></p>

<p>“Bugün burada yalnızca tutuklu bulunan sevdiklerimiz için değil; hukukun, adaletin ve demokrasinin nefes alamadığı bir ülkenin geleceği için konuşuyorum,” diyen Dr. İmamoğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“Bugün 19 Aralık. 19 Mart’ta başlayan haksız hukuksuz sürecin, bugün 9. ayını doldurmuş bulunmaktayız. Tam 9 aydır, sevdiklerimizden haksızca ve hukuksuz bir şekilde ayrıyız. 11 Kasım 2025’te iddianame açıklandı. Tam bir ay sonra tensip zaptı düzenlendi. Duruşma günü 9 Mart 2026 olarak belirlendi. Ve bu süreçte, 106 kişinin tamamı için tek bir tahliye dahi yapılmadı. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu; masum insanların yalnızca savunma haklarını kullanabilmeleri için, bir yıl boyunca tutsak edilecekleri anlamına geliyor. Bu; yargılamadan önce cezalandırma demektir. Bu; düşman hukuku demektir. Bugün gelinen noktada şunu açıkça söylüyorum: Türkiye’de bir hukuk sorunu vardır. Türkiye’de bir adalet sorunu vardır. Türkiye’de bir demokrasi sorunu vardır. Ve en önemlisi, Türkiye’de çok ciddi bir yönetim sorunu vardır.”</p>

<p><strong>“BİZ ADALETLE Mİ ÖVÜNECEĞİZ, YOKSA BÜYÜYEN MAHKEME SALONLARIYLA MI?”</strong></p>

<p>“Sorun, yasaların olmaması değildir. Sorun, Anayasa’nın yetersizliği değildir. Cumhuriyetimizin kurucu değerleri, Anayasamız, hukuk devleti ilkesi, bu ülkedeki tüm sorunları çözmeye yeterlidir. Sorun şudur: Yasalar uygulanmıyor. Anayasa askıya alınmış durumda. Haklar, keyfi biçimde ihlal ediliyor. Bugün Silivri’de, Avrupa’nın en büyük duruşma salonunun yapılacağının konuşulduğunu duyuyoruz ve hatta yapılıyor arkada. Soruyorum: Biz adaletle mi övüneceğiz, yoksa büyüyen mahkeme salonlarıyla mı? Savunma hakkı yok sayılıyor. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ihlal ediliyor. Masumiyet karinesi göz göre göre çiğneniyor. Öyle bir hukuksal boşluktayız ki; insanlar tahliye edilecekleri vaadi verilerek dolandırılabiliyor. Hayatlarımız ve özgürlüklerimiz pazarlık konusu yapılıyor. Adalet sistemine güveni kalmamış insanlar, Çaresizliklerinden faydalanmak isteyen kötü niyetli kişilerin tuzaklarına itiliyor.”</p>

<p><strong>“ İÇİ BOŞ BİR İDDİANAME İÇİN 8 AY BOYUNCA BEKLEDİK”</strong></p>

<p>“İlk duruşma, gözaltı sürecinin başlamasından tam bir yıl sonrasına veriliyor. Bu davanın 12 yıl sürebileceği konuşuluyor. İçi boş bir iddianame için 8 ay boyunca bekledik. Şimdi ‘duymuştum, düşünüyorum’ diye ifade veren gizli tanıklar vazgeçiyor. ‘Kimsenin hakkına giremem deyip’ tanıklıklarını geri çekiyor. Peki, aylarca esir tutulanların çalınan özgürlüklerinin hesabı nasıl verilecek? Bu; insanların hayatlarının, çocukların çocukluklarının, ailelerin yıllarının geri dönüşü olmayacak şekilde çalınmasıdır. 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na ve çalışma arkadaşlarına yaşatılanlar, sadece bir hukuksuzluk değil, bir zulümdür. Bu zulüm, yalnızca tutuklulara değil; eşlerine, çocuklarına, ailelerine ve tüm milletimize yaşatılmaktadır. Toplumun vicdanında derin ve onarılması zor yaralar açılmaktadır.”</p>

<p></p>

<p>“SESİMİZİ DUYUYOR MUSUNUZ? BU KALABALIĞI GÖRÜYOR</p>

<p>MUSUNUZ? BU AİLELERİN ÇIĞLIĞINI DUYUYOR MUSUNUZ?”</p>

<p></p>

<p>“Biz aileler olarak, en başından beri aynı şeyi söylüyoruz: Adalet, herkes için eşit işlemelidir. Birinci ve en temel talebimiz, tutuksuz yargılama. Çünkü tutuklu yargılama istisnadır. Hukukun esası, tutuksuz yargılamadır. İkinci olarak: masumiyet karinesine ve lekelenmeme hakkına saygı istiyoruz. 9 aydır tek bir suç dahi ispatlanamamışken, bazı televizyon kanallarında her gün iftiralar atılıyor. Gizli tanık beyanları dışında hiçbir somut delil yokken, insanlar ‘suçlu’ ilan ediliyor. Bu bir algı operasyonudur. Bu bir itibar suikastıdır. Ve soruyorum: Bu yalanları söyleyenler, akşam evlerine gittiklerinde eşlerinin, çocuklarının yüzüne nasıl bakabiliyor? Biz diyoruz ki: Siyasette her yol mubah değildir. Biz, insanlık istiyoruz. Biz, vicdan istiyoruz. Biz, ailelere saygı istiyoruz. Sesimizi duyuyor musunuz? Bu kalabalığı görüyor musunuz? Bu ailelerin çığlığını duyuyor musunuz?”</p>

<p>“<strong>MADEM KENDİNİZE GÜVENİYORSUNUZ…”</strong></p>

<p>“Madem kendinize güveniyorsunuz, madem gerçeklerin ortaya çıkacağını söylüyorsunuz; o halde neden mahkemenin TRT’den canlı yayınlanmasına karşı çıkıyorsunuz? Gelin, her şey milletin gözü önünde olsun. 86 milyon gerçeği görsün. Bu ülke daha fazlasını hak ediyor. Bu ülke hukuku hak ediyor. Bu ülke adaleti hak ediyor. Bu ülke demokrasiyi hak ediyor. Artık bu hukuk garabeti son bulmalıdır. Anayasamızın 2. maddesinde yazdığı gibi; Türkiye, yeniden bir hukuk devleti olmalıdır. Bu sadece bizim nefes alma ihtiyacımız değildir; ülkenin nefes almaya ihtiyacı vardır. Bu kötülüğü ne bize ne de bu ülkeye daha fazla yapmayın. Adalet gecikmemeli. Adalet işlemeli. Ve Türkiye, hak ettiği demokratik, adil ve özgür yarınlara bir an önce kavuşmalıdır.”</p>

<p><strong>GÜLŞAH DURBAY’I ANDI</strong></p>

<p>“Sözlerime son vermeden önce, çok erken yaşta aramızdan ayrılan Şehzadeler Belediye Başkanımız Gülşah Durbay’a rahmet dilemek istiyorum. Ailesine, yakınlarına sabırlar diliyorum, hepimizin başı sağ olsun. Sevgili Gülşah hayattayken ve bir yaşam mücadelesi veriyorken, çok çirkin iftiralar atanlar oldu. Onları önce kendi vicdanlarıyla, sonra toplum vicdanıyla baş başa bırakıyorum. Genç ve başarılı tüm kadınları kötücül bir yaklaşımla karalamaya çalışan bu zihniyeti kınıyoruz, asla kabul etmiyoruz. Önümüzdeki hafta Saraçhane’de buluşmak üzere, hepinize sevgilerimi ve kıymetli eşim Ekrem’in en sıcak selamlarını sunuyorum.”</p>

<p><strong>TUBA TORUN ERDOĞDU: “12,5 YILLIK YARGILAMA SÜRESİ UÇUK VE AŞIRI BİR SÜREDİR”</strong></p>

<p>Dr. İmamoğlu’nun ardından söz alan eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu’nun eşi avukat Tuba Torun Erdoğdu; iddianamenin hazırlanış sürecini ve davayı kabul eden İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce hazırlanan tensip zaptı sonrasında tahliyelerin gerçekleşmemesini eleştirdi. “Böylece tutuklu yakınlarımızın ve onları seven, destekleyen milyonlarca insanın, halkımızın umutları bir kez daha yargı eliyle kırıldı,” diyen Erdoğdu, “Aylardır haksız şekilde ve en ağır koşullarda tutuklu bulunan yakınlarımızın, dosyanın mahkemeye intikaliyle yapılan ilk incelemede tahliyesi gerekirken, bir kişinin dahi tahliye edilmemesi, iyi niyetli görülemeyecek kadar hukuka aykırı bir tutum olmuştur. Hukuka aykırılıklarla dolu bir soruşturma sürecinden sonra, dosyanın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından ele alınması, hepimizin hukuka dair tek umudu iken, tensiple verilen bu karar, bu konuda hepimizi endişeye ve şüpheye sevk etmiştir. Diğer yandan mahkemece düzenlenen hedef süre formunda yargılama için 4600 gün öngörülmesi, ceza yargılamasında hedef süre uygulamasının hem amacına hem de uygulanma biçimine aykırı düşmüştür. 12,5 yıla tekabül eden bu süre, tartışmaya yer bırakmayacak derecede uçuk ve aşırı bir süredir. Kişilerin, makul sürede yargılanma hakları vardır. Tutukluluğun peşinden cezalandırma aracı olarak kullanıldığı mevcut durumda, yargılama için 12,5 yıl öngörmek, tamamen kasti bir suçluluk algısı yaratma çabasından ibarettir,” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>“DAVA, KOVUŞTURMA AŞAMASINA GEÇMEDEN ÇÖKMÜŞTÜR”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Duruşma gününün 9 Mart 2026 olarak belirlenmesinin hukuksuz olduğunun altını çizen avukat Erdoğdu, özetle şunları söyledi:</p>

<p></p>

<p>“Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez ikinci maddesinde belirtildiği üzere bir hukuk devletidir, yargı devleti değil. Belediye operasyonları çerçevesinde tutuklanan tüm belediye başkanlarımız, belediye çalışanlarımız, bürokratlarımız ve parti yöneticilerimiz, hiçbir kuvvetli suç şüphesi ve kaçma şüphesi olmaksızın, aylardır, neredeyse 1 yıl olacak, yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında, en ağır şartlarda, peşinen cezalandırılmaktalar. Bir kısmı geri çekilmiş ve hatta var olup olmadıkları dahi belirsiz olan gizli tanık beyanlarına dayanılarak başlatılan ve ‘kervan yolda dizilir’ misali tutuklamalar yapıldıktan sonra alınan, dolayısıyla en ufak bir güvenilirliği olmayan, sözüm ona etkin pişmanlık ifadelerinden başka, mali suçların gerektirdiği hiçbir kanıtın ortaya konulamadığı bu soruşturmalar, daha kovuşturma aşamasına geçmeden çökmüş durumdadır. Tutsaklarımıza fiilen yapılmakta olan bu uygulamanın tedbiren bir tutukluluk olmadığını, bir infaz olduğunu tekrar tekrar vurgulamak gerekir.”</p>

<p><strong>KONUŞMASINI NERUDA ŞİİRİYLE NOKTALADI: “KİN KAPILARINI KIRINCAYA KADAR…”</strong></p>

<p>“Bizler, tutuksuz yargılama talep ediyoruz. Hukuken olması gereken de budur. Hem tutsaklarımızın hem yakınlarının hem de onları seçen halkımızın daha fazla mağduriyet yaşamaması adına yargı makamlarını hukuki yükümlülüklerini yerine getirmeye davet ediyoruz. Bununla birlikte, yargılamanın TRT ekranlarından canlı olarak yayınlanmasını da talep ediyoruz. Tutsaklarımızın haklarındaki suçlamalara cevap verme olanağı yokken, aleyhlerinde yayılmaya çalışılan sayısız karalamaya, iftiraya, kötü algıya karşılık; hukukun temel ilkelerinden biri olan ‘silahların eşitliği’ ilkesi gereği, halkın gözü önünde kendilerini savunma imkânı tanınmasının hak olduğunu düşünüyoruz. Ben sözlerimi Şilili şair Pablo Neruda'nın bir şiiriyle bitirmek istiyorum. Sanıyorum umuda dair en güzel sözü yine şair söylemiş:</p>

<p></p>

<p>Bunca yere düşmüşlerden,</p>

<p>Yenilmez bir hayat doğar:</p>

<p>Bir tek beden olur,</p>

<p>Analar, bayraklar, çocuklar,</p>

<p>Hayat gibi canlı tek bir beden;</p>

<p>Bir yüz bekler karanlıkları,</p>

<p>Ölü gözleriyle,</p>

<p>Kılıcı dopdolu,</p>

<p>Dünya ümitlerinden.</p>

<p></p>

<p>Dursun,</p>

<p></p>

<p>Dursun yas esvaplarınız.</p>

<p>Yığın derleyin,</p>

<p>Gözyaşlarınızı;</p>

<p>Bir metal oluncaya kadar:</p>

<p>Bununla vuracağız,</p>

<p>Gündüz gece;</p>

<p>Bununla çiğneyeceğiz,</p>

<p>Gündüz gece;</p>

<p>Bununla tüküreceğiz</p>

<p>Gündüz gece</p>

<p>Kin kapılarını,</p>

<p>Kırıncaya kadar.”</p>

<p>ASLI CEBECİ: “MASUM OLAN EŞİM RECEP CEBECİ'NİN TUTUKLULUĞU SONA ERDİRİLMELİ, ADALET GECİKMEMELİ, HAK YERİNİ BULMALIDIR”</p>

<p></p>

<p>İmamoğlu’nun, kendisi gibi Silivri’de tutuklu bulunan, makam şoförü ve 18 yıllık çalışma arkadaşı Recep Cebeci’nin eşi Aslı Cebeci de 10 yaşındaki oğulları Ayaz ile birlikte kameraların karşısına çıktı. Aslı Cebeci, 19 Mart 2025’te yaşadıkları süreci şu sözlerle dile getirdi:</p>

<p>“Eşim yıllık izindeyken, annesini ziyaret etmek amacıyla, oğlumuzla birlikte 14 Ağustos tarihinde, İstanbul'dan Ordu'ya gitmek üzere yola çıktık. 15 Ağustos sabahı, 06.30 sıralarında bir jandarma kontrol noktasında durdurulduk. Kimlik kontrolü sırasında eşim Recep Cebeci, ‘Bizimle geliyorsun’ denilerek, sivil bir araca bindirildi. Aynı saatlerde, İstanbul'da ikamet ettiğimiz evimize polis ekipleri, çilingir yardımıyla girerek arama yapılmış. Eşim gözü yaşlı, ben ve oğlumuzun yanından alınarak, götürüldü. Bu arada evimizde ne aradıklarını bilmiyoruz. Ama evimizi talan etmişlerdi. Kendi aracımızla peşlerinden gittim. Önce Ordu'nun Ünye ilçesinde bir karakola götürüldü. Ardından buranın yetkili yer olmadığı söylenerek, başka karakola sevk edildi. Bu süreçte eşim, ‘Artık vedalaşalım. Sen git’ demek zorunda bırakıldı. O an gözlerimin önünde, ağlayan çocuğumla eşimin son kez sarılışına tanıklık ettim. Bizim için her şey o an değişti. Aradan 131 gün geçmesine rağmen, eşim Recep Cebeci’nin, hakkında iddianamede dahi yazılacak somut bir delil bulunmamasına rağmen, tutukluluğu devam etmektedir. Hiçbir delil olmamasına rağmen; bir eşin, bir babanın, bir çalışanın özgürlüğünden mahrum bırakılması, vicdanları yaralamaktadır. Masum olan eşim Recep Cebeci'nin tutukluluğu sona erdirilmeli, adalet gecikmemeli, hak yerini bulmalıdır.</p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-silivri-de-haykirdi-tutuksuz-yargilama-yapin</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Dec 2025 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/12/face-silivri-1.jpg" type="image/jpeg" length="61418"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu Bilirkişi Davasında Manifesto Gibi Bir Konuşma Yaptı]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-bilirkisi-davasinda-manifesto-gibi-bir-konusma-yapti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-bilirkisi-davasinda-manifesto-gibi-bir-konusma-yapti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Seçilmiş İBB Başkanı, CHP’nin ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, hakkındaki bütün soruşturmalara ve davalara bilirkişi olarak atanan kişiye yönelik “bilirkişi ve tanığı etkilemeye teşebbüs” ile “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” iddialarıyla ilgili açılan davanın üçüncü duruşmasına Silivri’den katıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN ‘SÜRÜLEN HÂKİMLER, ÖDÜLLENDİRİLEN SAVCILAR’ İSYANI: ALLAH HİÇ KİMSEYE, YASTIĞA BAŞINI KOYAMAYACAĞI BİR İŞİ YAPTIĞINDAN ÖTÜRÜ ATANMAYI YA DA YÜKSELMEYİ NASİP ETMESİN!</strong></p>

<p>Hakkında açılan davalara bakan hâkimlerin “iktidarın işine gelmeyen” kararlar vermeleri durumunda yerlerinden edildiğini, hakkındaki soruşturmalarda “iktidarın hoşuna giden” iddianameler hazırlayan savcıların ise terfi ettirildiğini örnekleriyle anlatan İmamoğlu, “Adalet dediğiniz şey böyle mi sağlanır Allah aşkına? Utanç verici! Utanç verici! Bu mu?</p>

<h2><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner </strong></h2>

<p><strong>BU DA YETMİYOR; 3 BİN KİŞİLİK ÖZEL DURUŞMA SALONU YAPTIRIYORSUNUZ! VAY ANAM VAY! BU ZİHNİYET, 64 YIL SONRA BU ÜLKEYE, İSTANBUL'DA, SİLİVRİ'DE, YASSIADA’YI KURUYOR! </strong></p>

<p>Yargılama bu mu? Bu mu yargılama? Ben, onun için burada yargılıyorum Sayın Hâkim. Ben burada yargılıyorum. Çatır çatır yargılayacağım. Ben savunma yapmıyor ve yapmayacağım. Yüce Allah huzurunda, ben 86 milyon insanımızın huzurunda, yüce Türk yargısı huzurunda çatır çatır yargılayacağım. Bir vatandaş olarak, yargılama hakkımı sonuna kadar kullanacağım,” dedi.</p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN ERDOĞAN’A ‘ZENGİNLEŞME’ GÖNDERMESİ:HATTA KAFAYI KOYMUŞUM: CUMHURBAŞKANI OLACAĞIM! NİYE? CUMHURBAŞKANI OLUNCA ÇOK ZENGİNLEŞECEKMİŞİM BEN! KİŞİ, KENDİNDEN BİLİR İŞİ MİSALİ BİR BENZETME YAPILMIŞ !</strong></p>

<p>Diploma ceza davasının iddianamesini yazan savcının Gaziosmanpaşa'ya başsavcı vekili yapılarak terfi ettirildiği bilgisini paylaşan İmamoğlu, “Bir diploma davasındaki sahte bir iddianame, sahte! Sahte bir iddianameyi yazan kişi, Gaziosmanpaşa'ya başsavcı vekili oldu. Bu davanın iddianamesini yazan savcı, Beykoz'a başsavcı vekili oldu! İBB iddianamesini yazan, hazırlayan savcılar,</p>

<p><strong>CEZAEVLERİNDE İŞKENCE GÖREN ARKADAŞLARIMIN HESABINI ÇATIR ÇATIR SORACAĞIM</strong></p>

<p>Çağlayan Adliyesi'nde başsavcı vekilliğine getirildi! Allah hiç kimseye, bu şekilde bir atama ya da yükselme nasip etmesin! Allah hiç kimseye, yastığa başını koyamayacağı bir işi yaptığından ötürü atanmayı ya da yükselmeyi nasip etmesin! Ailesinin yüzüne bakamaz, milletinin yüzüne bakamaz, meslektaşlarının yüzüne bakamaz! Utanç vericidir! Allah hiç kimseyi böyle bir duruma düşürmesin!” diye konuştu.</p>

<p><strong>ZALİMLİĞİN HER ANINI BANA YAŞATIYORLAR; VIZ GELİR TIRIS GİDER…</strong></p>

<p>“Adalette yargılamayı ben mi etkiliyorum?” diyen İmamoğlu, “Hıh! Ben mi etkiliyorum adalette yargılamayı? Ben! Adaleti ben mi bozuyorum? Basının önüne çıkıp, açıklama yapan bir belediye başkanı mı? Yoksa hoşuna gitmeyen hakimleri, savcıları sürerek, yerlerine talimatla karar verenleri yerleştiren zihniyet mi yargıyı etkiliyor?</p>

<p><strong>GÜN GELECEK; BU ZALİMLİĞİ, BU İŞKENCEYİ İNSANLARA YAPANLAR ÇATIR ÇATIR HESAP VERECEKLER</strong></p>

<p>Ben yargıyı etkiliyorum! Neymiş? Bitmiş, dosyaya konmuş ve aylar sonra, haftalar sonra tespit ettiğim bir yanlışı ifşa etmekten, ben burada yargılanıyorum. Peki bunlar? Bu yargıçları sağa sola… Hepinizin ailesi, hepinizin çoluğu çocuğu var, annesi babası var. Bu zalimliği yapan yargıyı etkilemeyecek, Ekrem İmamoğlu kendisine yapılan yanlışı, hatayı hem de derin hatayı, kötülüğü ifşa etti diye, yargıyı etkileyen kişi olarak burada yargılanacakmış! Hadi oradan! Hadi oradan!” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>BENİ ORADA TUTARAK ACİZ DURUMA DÜŞÜRECEĞİNİZİ Mİ ZANNEDİYORSUNUZ? BUNU YAPANLARA SÖYLÜYORUM. KİMSİNİZ SİZ?</strong></p>

<p>Cezaevlerinde işkence gören insanlar olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Ailesinden rehin alınan insanlar var hapiste. Çoluğu, çocuğu, ailesi, akrabası rehin alınan… Onların hesabını çatır çatır soracağım. Çatır çatır soracağım. Tek tek soracağım. Yargıymış! Hepsinin hesabını soracağım. Dava açıyorsunuz, yetmiyor. Yetmiyor. O davaya özel yargıç atıyorsunuz. O da yetmiyor, özel heyet kuruyorsunuz. Bu da yetmiyor; 3 bin kişilik özel duruşma salonu yaptırıyorsunuz! Vay anam vay! İnsanın aklına şu geliyor: Ekrem İmamoğlu'nu yargılamak ne zor işmiş? Zor. Çünkü Ekrem İmamoğlu, milletin gönlüne girdi. Yargılayamayacaksınız. Benim hesap veremeyeceğim hiçbir şey yok.</p>

<p><strong>BENİ BEŞ GÜN NEZARETTE TUTUP, AÇ SUSUZ BEKLETMEYİ KENDİNE MARİFET GÖREN VE BUNDAN ZEVK ALAN BİR AKILLA KARŞI KARŞIYAYIZ!</strong></p>

<p>Ben, Cumhuriyet tarihinde, 6,5 senede 1600 kez soruşturulmuş, denetlenmiş, teftiş görmüş, didik didik edilmiş, doğum belgemden bugüne kadar mikroskopla bakılmış bir kişiyim. Zalimliğin her şeyini yaşıyorum. Tarihte olmadığı kadar. Zalimliğin her anını bana yaşatıyorlar. Ailemle, çevremle, çalışma arkadaşlarımla, onların aileleriyle… Vız gelir tırıs gider. Vız gelir tırıs gider…” diye konuştu.</p>

<p><strong>EKREM İMAMOĞLU 12 METREKARE HÜCREDEYMİŞ! HAH! YÜZLERCE ODASI OLAN SARAYDA OLSAN NE YAZAR! BEN, 86 MİLYON İNSANIN GÖNLÜNDEKİ SARAYDAYIM.</strong></p>

<p><strong>Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nin Avrupa'nın en büyük adliyesi olarak lanse edildiğine dikkat çeken İmamoğlu, “Sığmıyoruz! Neden? Çünkü adaleti içinden söküp attılar. Büyük bir zulümle, sıkıntıyla karşı karşıyayız. Beni beş gün nezarette tutup, bir gün de oradaki nezarette aç susuz bekletmeyi kendine marifet gören akılla karşı karşıyayız. Uydurma casusluk meselesinde, 20 saat nezarette tutuluyorum. Ben, inançlı bir insanım. Yaradan var yukarıda. Allah görüyor yani. Ve bundan zevk alan bir akılla karşı karşıyayız! Vız gelir tırıs gider! Kimsiniz siz? Kimsiniz; beni orada tutarak aciz duruma düşüreceğinizi mi </strong>zannediyorsunuz? Bunu yapanlara söylüyorum. Kimsiniz siz? Gün gelecek; evet adil yargı huzurunda bunu yapan, bu zalimliği, bu işkenceyi insanlara yapanlar çatır çatır hesap verecekler.”</p>

<p><strong>İMAMOĞLU'NU YARGILAMAK NE ZOR İŞMİŞ? ZOR. ÇÜNKÜ EKREM İMAMOĞLU, MİLLETİN GÖNLÜNE GİRDİ;</strong> <strong>YARGILAYAMAYACAKSINIZ</strong></p>

<p>İktidarın, “Kişi, kendinden bilir işi” örneğindeki gibi hareket ettiğinin altını çizen İmamoğlu, “Neymiş efendim; ben Beylikdüzü'nde kafaya koymuşum: Büyükşehir Belediye Başkanı olacağım. Hatta kafayı koymuşum: Cumhurbaşkanı olacağım! Niye? Cumhurbaşkanı olunca çok zenginleşecekmişim ben! Kişi, işi kendinden bir misali bir benzetme yapılmış yani! Anlamış değilim! Allah akıl versin,” dedi. İktidarın, 27 Mayıs 1961 darbesinden sonra “ikinci Yassıada’yı Silivri’de kurduğunu aktaran İmamoğlu, “Ey iktidar, bugünün hükümeti, bugünün iktidarı… Evet, siz. 64 yıl sonra; aynı ayıbı, aynı utancı tekrar ediyorsunuz. Bu zihniyet, 64 yıl sonra bu ülkeye, İstanbul'da, Silivri'de, Yassıada’yı kuruyor! Hayırlı uğurlu olsun. Yassıada’yı kuruluyor! Utanç verici! Tarihe kara bir leke olarak geçtiniz, geçiyorsunuz… Ve bilin ki kurduğunuz karanlık düzen, sizi içine çekip boğacak,” diye konuştu.</p>

<p><strong>BEN Mİ ETKİLİYORUM ADALETTE YARGILAMAYI? YOKSA HOŞUNA GİTMEYEN HAKİMLERİ, SAVCILARI SÜREREK, YERLERİNE TALİMATLA KARAR VERENLERİ YERLEŞTİREN ZİHNİYET Mİ YARGIYI ETKİLİYOR?</strong></p>

<p>“Bugün, gücünüz var diye hesap veremeyeceğinizi zannediyorsunuz ama ikinci Yassıada’yı yapanlara sesleniyorum,” diyen İmamoğlu, “Bunun da hesabını vereceksiniz. Bilmediğiniz bir şey var: O dev salonlarda, -gün gelecek- adil yargıçların huzurunda, onların karşısına çıkacaksınız tek başınıza, 86 milyon yurttaşın karşısında tek tek hesap vereceksiniz…</p>

<p>Bana, “yüzyılın yolsuzluğu” diye ifadede bulunuyor, ardından “şehri yağmalayan” diyor! Yahu Türkiye'de “’şehri yağmalayan’ diye bir ifade kime yakışır” derseniz, “her şeyi bilen kişi zihniyetine yakışı” diye herkes söyler! “Kanal” dedikçe talanı büyüten, “imar” dedikçe kenti satan, parsel parsel İstanbul'u yok eden zihniyet… Bu millet, sizi sandıkta tarihten silecek. 86 milyon insan, “artık yeter” diyecek,” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>“Gerçeği susturursan, iktidarın ömrü üç gün uzar!” diyen İmamoğlu, “Üç gün uzar, beş gün uzar. Biter. Hayat fanidir. Geçecek. Bugünler geçecek. Hızlı geçecek hem de. Ekrem İmamoğlu 12 metrekare hücredeymiş! Hah! Yüzlerce odası olan sarayda olsan ne yazar! Ben, 86 milyon insanın gönlündeki saraydayım. O kadar büyük ki; tarif bile edemem. Adaleti susturursan, devlet çöküşe girer. Adaleti susturursan, gerçeği susturursan, devlet çöküşe girer. Biz bugün, devletin çöküş refleksiyle karşı karşıyayız,” ifadelerini kullandı.</p>

<p>19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan, yaklaşık 9 aydır Silivri’de, 12 metrekarelik bir hücrede tutulan seçilmiş İstanbul Büyükşehir (İBB) Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, hakkındaki bütün soruşturmalara ve davalara bilirkişi olarak atanan Satılmış B.’ye yönelik “bilirkişi ve tanığı etkilemeye teşebbüs” ile “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” iddialarıyla açılan davada ikinci kez ifade verdi. Duruşma, davaya bakan İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin bulunduğu Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi yerine, Silivri'deki salonda görüldü. Bu davaya bakan İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi, son yayınlanan HSK kararnamesi ile İstanbul 10. Asliye Ceza Mahkemesi’ne kaydırılmış, yerine ise İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi üye hâkimi getirilmişti. Bugünkü duruşmayı, dosyaya yeni atanan ve izindeyken görev yeri değişen hâkimin yerine, komisyon kararıyla, İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi yönetti. Duruşmayı; CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, CHP Genel Başkan Yardımcıları Gökhan Günaydın, Gül Çiftçi, Gökan Zeybek, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, oğlu Selim İmamoğlu, kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu, avukatlar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu izledi.</p>

<p><strong>“BU MESELENİN YÜCE TÜRK MİLLETİNİ İLGİLENDİRDİĞİNİN FARKINDAYIM”</strong></p>

<p>Davanın görüleceği salona alkışlar eşliğinde giren İmamoğlu’nun savunmasının tam metni şöyle oldu:</p>

<p>Müsaadenizle, bazı düşüncelerimi bugün de sizin huzurunuzda mahkemeyle paylaşmak istiyorum ve kayda geçmesini arzu ediyorum. Tabii ki durumun farkındayım. Ne yazık ki bu dosyada da hâkim değişikliğine uğradım. Siz, bu dosyada görevlendirilen hâkim değilsiniz; bunu da biliyorum. Bugün burada bulunmanızın farklı bir görevlendirmeyle olduğunu da biliyorum. Bu ay içerisinde bu mahkemenin hâkiminin göreve başlayacağını da biliyorum. Bu çerçevede, <strong>özellikle Türk milleti adına burada bulunan sizin huzurunuzda, mahkeme kaydına geçmek üzere düşüncelerimi ve tespitlerimi sizin huzurunuzda paylaşmak istiyorum.</strong><strong> </strong>Öncelikle şimdiden teşekkür ederim. Tabii, burada bizi izlemeye gelen insanların, yakınlarımın, kıymetli avukatlarımın ve onlara eşlik eden değerli meslektaşlarının huzurunda konuştuğumun farkındayım. Ama <strong>bir o kadar da bu meselenin yüce Türk milletini ilgilendirdiğinin de farkındayım.</strong></p>

<p>“<strong>SAVUNMA YAPMAYA DEĞİL, SUÇ İŞLEYENLERİ ORTAYA ÇIKARMAYA DEVAM EDİYORUM, DEVAM EDECEĞİM”</strong></p>

<p>Birçok mahkemeyle karşı karşıya, soruşturma süreçlerinin nasıl işlediği ortada. Ardından açılan mahkemeler ortada. Ve <strong>yürütülen bu sürecin daha iyi idrak edilmesinin, toplum tarafından millet tarafından bilinmesinin şart olduğunu</strong> bilen birisiyim. Bu vesileyle, bu cennet vatanın güzel ülkemizin, hafızası güçlü, vicdanı diri, umudu tükenmeyen, geleceğimizi demokrasiyle, adaletle refahla buluşturmaya ant içmiş; azimli, kararlı, güzel insanlarımızı yurttaşlarımı en içten sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum.</p>

<p><strong>BEN SAVUNMA YAPMAYACAĞIM. YÜCE ALLAH, 86 MİLYON İNSANIMIZ VE YÜCE TÜRK YARGISI HUZURUNDA ÇATIR ÇATIR YARGILAYACAĞIM</strong></p>

<p>Buradayım, Silivri'deyim. <strong>Haksızlığa, hukuksuzluğa, uydurma gerekçelerle açılmış davalara karşı mücadeleme; savunma yapmaya değil, suç işleyenleri ortaya çıkarmaya ve onlara karşı yargılama hakkımı sonuna kadar kullanmaya devam ediyorum, edeceğim.</strong> Kararlılığımı herkesin bilmesini isterim. Pazartesinden cumaya, yani bu hafta başından bugüne, gazeteciler, öğrenciler sözleri ve protesto haklarını kullandıkları için tutuklanmaya devam ediliyor. Yokluk, yoksulluk ve açlık içinde hayatını kaybedenler, yanarak ölenler, zehirlenenler içimizi yakıyor. Tacize uğrayanlar, karnını doyuramayanlar, okula aç gidenler, evladına harçlık veremeyen anneler, babalar isyan ediyorlar. Bunları da üzülerek takip ediyorum ve duyuyorum.</p>

<p><strong>“GÜNDEMİ BU ŞEKİLDE ALABORA ETMEYE ÇALIŞAN ZİHNİYET…”</strong></p>

<p><strong>Milletimizin bu temel sorunlarını çözemeyen ve çözmek gibi bir derdi olmayan zihniyet ise, adalet sistemini çürütmeye, anayasal düzene zarar vermeye bilinçli olarak devam ediyor.</strong> Adalet sistemindeki kaosu, toplumun vicdanını kanatan büyük adalet yaralarını, yargıyı kendi siyasi emelleri için araçsallaştırmanın yaşattığı hasarları, çok sıkı analiz etmek zorunda olduğumuzu, buradan yüce Türk milletine ilan ediyorum. <strong>Gündemi bu şekilde alabora etmeye çalışan zihniyet, aynı anda yeni icatlarla, rakibini, muhalefeti yok etmek için, oyun içinde oyun kurmaya, yargıda görülmemiş müdahaleleri yapmayı da ne yazık ki pervasızca sürdürüyor</strong>.</p>

<p>Uzun zamandır ülkemizde adaletin seyrini belirleyen bir sürecin içinden geçiyoruz. <strong>Bu süreç ne sadece bir siyasetçiye yöneltilmiş soruşturmalarla sınırlıdır, ne de birkaç iddianamenin kuru satırlarına sığabilecek kadar dar bir meseledir.</strong> <strong>Bu süreç; siyasetin yargıya gölge düşürdüğü, karar mekanizmalardan ve kurumların tarafsızlığını yitirdiği düzenlerden, kamu gücünün hakikate değil talimata yaslandığı bir iklimden doğan çok katmanlı bir geleceğin yansımasıdır. Bugün karşımıza çıkan manzara da işte böyle bir sürecin doğal sonucudur.</strong></p>

<p><strong>“NORMALDE AYLAR SÜRECEK İŞLEMLER, BİRKAÇ SAAT İÇİNDE TAMAMLANDI”</strong></p>

<p>İşte tam bu nedenle, <strong>bugün burada anlatacaklarım yalnızca üzerime atılı suçlamaları yanıtlamakla sınırlı olmayacak;</strong> <strong>ülkemizin adalet sisteminde yaşanan bu istikrarsızlığı, yön kaybını ve güç istismarını çıplak bir şekilde gözler önüne serecek.</strong> Bugün karşımızdaki tablo şudur: Yaşananlar kişisel değildir. Aksine, <strong>yerleşik bir uygulamanın, bilinçli bir tercihin ve sistematik bir yöntemin ürünüdür.</strong> <strong>Hakkımda açılan her davada, her soruşturmada, her fezlekede aynı şablon yeniden sahneye kondu. </strong></p>

<p><strong><strong>Yargı, doğal işleyişinde mümkün olmayan bir hızla devreye girdi.</strong></strong> <strong>Normalde aylar sürecek işlemler, birkaç saat içinde tamamlandı</strong>. Bu asla rastlantısal bir durum değildir. Tam tersine, hiçbir hukuki gerekçe olmadan aylarca hatta yıllarca askıda bırakılan dosyalarım da oldu. <strong>Bir başka deyişle, hangi dosyanın hızlandırılacağı, hangisinin dondurulacağı, hukuka göre değil, siyasi masalarda belirlenmiş takvime göre belirlenmektedir. </strong>Kimi zaman, idarenin kararını beklemesi gereken ceza soruşturmaları, idari süreç tamamlanmadan ilerletildi. Kimi zaman –ki dört gün önce yüne bu salonda-, ceza yargılaması sürerken idari dava bekletici mesele yapılarak süreç tamamen kilitlendi. <strong>Ortaya çıkan tablo açık ve nettir: Yöntem, ihtiyaç anına göre; bu ihtiyacı belirleyen kişi ve onun talimatlarına uyan bir grup muhterise göre değiştirildi. Kural değil, niyet belirleyici oldu.</strong></p>

<p><strong>“EN GARİP DAVALARDAN BİRİSİ”</strong></p>

<p>Hakkımda onlarca dava var. Fakat, <strong>gerçekten bu “kamu görevlisini etkilemeye teşebbüs” meselesi inanın en garip davalardan birisi.</strong> Her birisi trajikomik. Bu hem komik hem de çok şaşırtıcı. Yanlış iş yapan, siyasetçilerden aldığı emirle rapor yazan, ısmarlama raporlar hazırlayarak Türk hukukunu hafife alan ve istismar eden bir bilirkişiyi eleştirdiğim için bugün bu mahkemedeyiz. <strong>Kimdir bu bilirkişi? Kendisi İstanbul'da muhasebe alanında görev yapan 1891 kişiden sadece biri. Ama biz onu öyle bir 'bilirkişi' olarak tanıyoruz ki, Beylikdüzü'nde oluşturulan davada,</strong> <strong>ortada olmayan bir sözü raporuna ekleyecek kadar gözü kara, mahkemeyi yanıltacak kadar pervasız</strong> <strong>davranışlarıyla adeta ün kazandı</strong>.</p>

<p>B<strong>u cesaret tabii ki karşılıksız kalmadı! Ne hikmetse bu davadaki “maharetinden” sonra, kendisine peş peşe yeni görevler verildi. Ve tuhaf bir rastlantı olacak ki, <strong>bu görevlerin tamamı benimle ya da çevremdeki arkadaşlarımla ilgili dosyalardı.</strong></strong> İhtimale baktığınızda, hesap yapmaya çalıştığınızda matematiğin, istatistiğin kurallarına sığmayacak derecede olması mümkün olmayan bir ihtimalle, bu dosyalara tek tek bu bahsi geçen şahıs görevlendirildi. 2024'ün Şubat ayında İETT soruşturmasında çıktı karşımıza. Yedi ay sonra bu kez İSFALT soruşturmasında… Aynı bilirkişi, aynı hız, aynı yöntem devam etti. <strong>Sağ olsun, bu kişi yalnızca cesur değil, inanılmaz pratik. Aleyhe rapor yazma konusunda bir hız rekoru kırıyor. Ve bu hız rekorunu kırarken tamamen, ne hikmetse, tümüyle talimata göre hareket ediyor.</strong></p>

<p><strong>“ARKADAŞIN ÖNÜNE NEDENSE HEP CHP’Lİ BELEDİYELERİN DOSYALARI DÜŞÜYOR!”</strong></p>

<p><strong>Dahası var. Burası çok ilginç. 2018 yılında, yani görev aldığım dönemden önceki bir döneme ait İSFALT'ta bir ihale usulsüzlüğü tespit edip yargıya taşıdık. Mahkeme kimi bilirkişi atadı, diye şaşırabilirsiniz: Yine bu bahsi geçen bilirkişiyi atadı!</strong> <strong>Sonuç ne oldu? "Kusur yok" raporu oldu. Neden? Çünkü yıl 2019'dan önceye denk düşüyor. Yani bizim görev dönemimizden önce. Demek ki <strong>bahsi geçen şahsın hassasiyetleri yıl bazlı çalışıyor.</strong> 2019'dan önce gayet yumuşak ve oralarla ilgili bakış açısı çok farklı, ama 2019 sonrasında ise birdenbire 'kahramanlığa' soyunuyor!</strong> Yapamayacağı rapor yok! Usulsüz atamayacağı imza yok yazamayacağı rapor yok. Bunu birebir kendisi ispat etmiştir. Biz de haklı olarak, “kimdir bu?” diye merak ettik ve araştırmaya başladık. Bir araştırdık ki, ilginç bir rapor çıktı ortaya: <strong>Arkadaşın önüne nedense hep Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin dosyaları düşüyor.</strong> Aynı isim ne yazık ki Beşiktaş ve Esenyurt operasyonlarında da ön planda. Ve bu operasyonların başlatılmasına dayanak olan raporlar da bu kişiye ait.</p>

<p>“<strong>BU SABAH, EKONOMİDEN SORUMLU KİŞİYİ KISA </strong><strong>BİR KESİTLE TESADÜFEN HABERLERDE İZLEDİM…”</strong></p>

<p>Geldiğimiz durum budur. <strong>Hukuk, bir “yapboz tahtası”, “yaptım oldu makamı” veya “siyasetin kullanışlı aracı” değildir; olamaz.</strong> Asırlardır devletimizi taşıyan adalet mekanizması gerçekten çok yoruldu. Bu ikiyüzlülükten ve talimata göre hareket etmekten sadece sistem yorulmadı, ülkenin bütün değerlerini altüst etmeye başladı. <strong>Bu sabah, ekonomiden sorumlu kişiyi kısa bir kesitle tesadüfen haberlerde izledim. Marttan sonraki olağanüstü koşullarda Türkiye'nin uğradığı zararı anlatırken, enflasyonun niye düşürülemediğini anlatırken, sadece "marttan sonra" diye tarifte bulunuyor e<strong>konominin başındaki kişi. Ama mart itibariyle bu ülkede ne olduğunu anlatamayacak kadar aciz durumda. Bu zavallılık hali ülkemizin derinden sarsan, ülkemizin gerçek sorunlarının nereden kaynaklandığını anlatamayacak kadar cesur olmayan insanlar yüzünden gelişmiş bir atmosferin içindeyiz.</strong></strong> <strong>Yapılan hukuksuzluğun, adaletsizliğin nelere mal olduğunu, bu ülkeye neler yaşattığını hepimiz görüyoruz.</strong> Bu manada, asırlardır devletimizi taşıyan adalet mekanizması, gerçekten çok yorulmuştur. Bunu herkes biliyor, ben de biliyorum, millet de biliyor ve görüyor.</p>

<p>“<strong>BUGÜN BURADA</strong> <strong>BENİ DEĞİL, BU ÜLKEDE </strong><strong>HAKİKATİ SÖYLEME CESARETİNİ YARGILIYORSUNUZ”</strong></p>

<p>Bugün bütün bu karmaşanın ortasında, bize yöneltilen suçlama ise şu: <strong>"Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs!"</strong> Neyle etkilemişim ben adil yargılamayı? <strong>Adil yargılamayı ben mi etkilemişim, acaba bu ismi geçen şahıs mı etkilemiş? Kim adil yargılamaya gölge düşürmüş? Halka gerçeği anlatan bir belediye başkanı mı? Mağdur edilen olmayan bir rapordan, adaleti aldatan bir kişi mi? Yoksa gerçeği anlatan ve mağdur olan belediye başkanı mı? Yoksa, istemediği kararları veren</strong> <strong>hakimleri bir gecede uzaklaştıran; hukuku bir zırh değil, sopa gibi kullanan aklı evvel bir yönetim mi? </strong> <strong>Cevap herkesin gözünün önündedir.</strong> Yine de bu salonda kayda geçsin diye belirtiyorum:</p>

<p><strong>Benim açıklamalarım bir müdahale değil, milletimin doğru bilgilenmesi için üstlendiğim görevin doğal bir sonucudur ve hakkımdır. Hakkım olandır, hukukumu koruma adına yaptığım görevin sonucudur</strong><strong>. </strong> <strong>Ne yazık ki bugün burada</strong> <strong>beni değil, bu ülkede hakikati söyleme cesaretini yargılıyorsunuz.</strong> <strong>Beni yargıladığınız şey, bir cümlem, bir hedef göstermem, bir teşebbüsüm değil; <strong>çürümüş bir düzeni işaret etme irademdir.</strong></strong> Bu ülkede ne zamandır yanlışları söylemek, tespit ettiğiniz bu tür kötülükleri söylemek suç, doğruları söylemek tehlike, yargıyı eleştirmek ise ihanet sayılıyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“<strong>BENİM SUSTUĞUM GÜN, BU ÜLKE KONUŞAMAZ HALE GELİR”</strong></p>

<p><strong>Davanın adı “yargıyı etkilemeye teşebbüs.” Ama asıl teşebbüs, milleti etkisiz bırakmaya teşebbüstür. Eleştiriyi kriminalize etmeye teşebbüstür. Siyaseti kelepçelemeye teşebbüstür.</strong> <strong>Bana diyorsunuz ki, "Bu kişiyi eleştiremezsin, devleti sorgulayamazsın, yanlış yapanı anlatamazsın, yanlışı işaret edemezsin." <strong>Bunu bana kim söyleyebilir? Bunu hiçbir yurttaşa kimsenin söyleme hakkı yok.</strong> Bunu bir yurttaşa söyleme hakkını kendinde bulan biri varsa, orada artık otoriter bir rejim var demektir. Buna müsaade eder miyiz? </strong></p>

<p><strong>Asla. Eder miyim asla! Söyleyeceğim. <strong>Çünkü benim sustuğum gün bu ülke konuşamaz hale gelir.</strong></strong> <strong>Konuştuğum gün ise bu millet ayağa kalkar.</strong> Milleti ayağa kaldıracak şekilde herkesin, her yurttaşın, her bireyin, her konudaki tespit ettiği doğruları söyleme hakkı vardır ve söyleyecektir. O yüzden susmuyorum. <strong>Doğruları söylemeye, hak, hukuk ve adalet mücadelesini büyütmeye devam ediyorum, edeceğim. Bundan asla geri durmayacağım.</strong> Hiçbir fert geri durmasın. Hangi anne-baba, ebeveyn evindeki üç yaşındaki, beş yaşındaki evladını susturabilir ya da susturmak ister. Konuşunca bir evlat her anne-babanın hoşuna gitmez mi? Ne güzel konuşuyorsun helal olsun benim oğluma, kızıma demiyor musunuz evinizde? Konuşan bir çocuk olduğunda aslan oğlum, güzel kızım, cesur kızım demiyor musunuz? Fikri hür vicdanı hür nesiller nasıl olacak bu ülkede? Konuşma, sus! Olmaz…</p>

<p>“<strong>İDDİA MAKAMI SUÇ İŞLEMEKTEDİR”</strong></p>

<p><strong>Bu iddia makamı, benimle ilgili davaların tamamında yargılama yapan hakimlik makamını aldatmaktadır, kötü bir uygulamanın peşinde koşmaktadır. İddia makamı suç işlemektedir.</strong> Onun için asla susmayacağım. Susmayacağım ve milletimin susturulmaması için de sonsuz mücadeleme devam edeceğim. Bu ülkede bazı süreçler vardır ki, dosyaların sayfalarından, teknik ifadelerden, iddia ve savunma bölümlerinden daha derin bir hikâye anlatır. Benim bugün karşınıza çıkmamın hikâyesi tam da böyledir. Burada konuştuğumuz şey, yalnızca bir basın açıklamasından doğmuş bir olay değildir. Burada basın açıklamasını tekrar hatırlatalım. Basın açıklamasını yapıyorum. Yanlışları tespit ediyorum. 16 milyon İstanbulluya borçlu olan, ona hizmet etmekle sorumlu bir kişi olarak tespit ettiğim yanlışları ifade ediyorum. Kürsüden aşağı iniyorum. <strong>İşte iddia makamı o kadar kasıtlı, o kadar kötü bir sürecin başlangıcına imza atıyor ki, beş dakika sonra hakkımda soruşturma başlıyor. “Bu ne dedi? Hangi evrakta ne buldu? İçinde ne vardı?” Bunu araştırmaya bile gerek duymuyor. </strong></p>

<p><strong>Bazı süreçler öylesine hızlandırılmış yaşanıyor ki Sayın Hâkim; tarif edilemez.</strong> Yani, her kelimesinden, her cümlesinden bir suç isnadı oluşturma konusunda kararlı, talimatlı bir heyetin attığı adımlardır bütün bunlar. Onun için, bugün karşınıza çıktığım sürecin hikâyesi, yalnızca bir basın açıklaması değil, <strong>yıllardır adım adım kurulan bir siyasi mühendisliğin, bir tasfiye mekanizmasının, bir korku siyasetinin devamıdır.</strong> <strong>Kim, Ekrem İmamoğlu'ndan korkacak? Kim, bu milletten korkacak?</strong> <strong>Bu milletin İstiklal Marşı “Korkma!” diye başlıyor. “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” diye devam ediyor</strong><strong>.</strong><strong> O 'aklı evveller' aynaya bakıp korkacaklarsa, kendilerinden korksunlar, Baş başa oyun oynasınlar aynayla.</strong></p>

<p>“<strong>BUGÜN KARŞIMIZA ÇIKAN TABLO, ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜN RESMİ, TÜKENMİŞ BİR İKTİDARIN VİCDANİ İFLASIDIR”</strong></p>

<p>Kumpasın, pusunun, komplonun, akıl dışı senaryoların, delilsiz suçlamaların ve iftiraların pervasızca üretildiği, yüce Türk yargısının da bu kirli tertiplere istemeden de olsa alet edildiği bir dönemi yaşıyoruz Sayın Hâkim. İnanın bana, bu anlattıklarım sadece hukuki bir sorun değildir. <strong>Bu yaşananlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temel direği olan adalet sistemine yönelmiş en büyük tehdittir.</strong> <strong>Çünkü devlet, adalet üzerine yükselir. Adaletin çökertildiği bir ülke ise artık bir hukuk devleti değil, ne yazık ki bir köhne bir gölge devleti olur.</strong> <strong>Siz "Adalet mülkün temelidir" diye, bu yüce kavramın huzurunda ben konuşurken, sizler burada yüce Türk yargısını temsil ederken, <strong>birileri devletin temeli olan adaleti çökertmekle meşgul.</strong></strong> <strong>Ne için? Kişisel, siyasi ihtirasları için. Kendi bekası ve geleceği için. </strong>Toplum, millet, devlet hiç önemli değil. İşte bütün bu gerçekliği topluma aktarma mecburiyetimiz vardır. <strong>Bugün karşımıza çıkan tablo, çürümüşlüğün resmi, tükenmiş bir iktidarın vicdani iflasıdır.</strong></p>

<p>Ekonomiden eğitime, üretimden sanayiye, tarımdan adalete kadar her alanda çöküşün mimarı olan ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bizim önümüze koyduğu süreçlerin en önemli sayfasıdır. Bugün yaratılan düzenin nasıl işlediğine dair oluşturulan mekanizmanın sonucudur. Bu sistemin “çözüm” diye üretebileceği tek hamle kalmamıştır. Muhalefete saldırmak, rakibini susturmak, gerçekleri hapsetmek, korkuyu yönetmek... Her sabah kalkıyoruz, dış güçler… Dış güçler diye bizi yıllarca aldatan bir akıl, bir zihniyet. Oy vermeyenler, terörist, vatan haini… Suratı asık, kaşları çatık bir korku düzeni… Dili bu millete uygun olmayan, parmak sallayan… Devlet şefkattir, devlet merhamettir, devlet insanını seven bir mekanizmadır. Devlet insanını coşkulandıran; çocuğu, genci umutla baktıran bir makamdır. Devlet budur. Devlet moral verir. Devleti yöneten insanlar coşku yaratır. Devlet dediğiniz şey sadece şürekasına, ailesine, eş, dost, akrabasına moral vermez, devlet herkese moral verir.</p>

<p><strong>“ARTIK SİYASET ÜRETMEYEN BİR İKTİDAR, YARGININ CEBİR GÜCÜNE SARILARAK VAR OLMAYA ÇALIŞMAKTADIR”</strong></p>

<p>Kötü bir düzenle karşı karşıyayız. <strong>Artık siyaset üretmeyen bir iktidar, yargının cebir gücüne sarılarak var olmaya çalışmaktadır</strong>. Ve bu çok tehlikeli seviyeye ulaşmış saldırganlık, son bir yılda gerçekten hepimize acı ve ağır bir biçimde süreçler yaşatmaktadır. Bu ucube sistemin ürettiği en tehlikeli zafiyet –yeni bir tarif yapıyorum– <strong>"Her şeyi bilen kişi"...</strong> Her şeyi bilen kişi... Bugün konuştuğumuz bilirkişi mantığının aslında başladığı nokta. <strong>Her şeyi bilen kişi zihniyeti kadar tehlikeli bir şey yok.</strong> <strong>Bu zihniyet karşınıza ekonomist olarak çıkabilir. Veya adalet, hukuk uzmanı olarak çıkabilir. Her şeyi bilen kişi... Bu her şeyi bilen kişi zihniyeti, her konuda yaklaşımla yön verebilir, atama yapabilir, her konuya karar verebilir. Her atamayı bu zihniyet yapar, önünü iliklememesi gerekenler onun önünde önünü ilikler. Ve süreç, sistem darmadağın olur. </strong>İşte bu ucube sistemin yarattığı “her şeyi bilen kişi” durumunun, ülkemizi bugün getirdiği nokta ortadadır. Yani bugün dünyada savaşan ülkelerden bile daha kötü durumda bir ekonomisi varsa bu ülkenin, işte müsebbibi 'her şeyi bilen kişi' zihniyetidir.</p>

<p>“<strong>GERİDE BIRAKTIĞIMIZ ÜLKELERİN İSMİNİ BİLE SAYMAYA UTANIRIZ”</strong></p>

<p>Açlık sınırının altında yaşayan, yaşamını sürdürmeye çalışan on milyonlarca insan var. Açlık sınırının altında asgari ücret için dilenci durumuna düşmüş milyonlarca insanımız, ücretlinin neredeyse yüzde ellisi-altmışı durumuna gelmiş bir ülke. Avrupa ve dünyada birçok konuda açık ara kötü, en öndeki bir ülke<strong>. Dünyanın en yüksek enflasyonlarından birisini yaşayan ülke. En yüksek gıda enflasyonu... Bırakın gıda enflasyonunu, açın gıdaya ulaşamamayı konuşan, üretemeyen, toplumunu aç bırakmakla karşı karşıya kalmış bir ülke ve bir millet. Bütün ekonomik verilerde, dediğim gibi, savaşan ülkelerden bile geride, Avrupa'nın en gerisinde... İcra dairelerinde dosya sayısı 24 milyonu aşmış durumda. Türkiye, bugün burada bulunduğumuz meselenin ana verileri: Hukukun üstünlüğü endeksinde 142 ülke arasında 117. sırada. Dünya basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 159. sırada. Yani geride bıraktığımız ülkelerin ismini bile saymaya utanırız.</strong> Türkiye, küresel organize suç endeksinde 193 ülke arasında, suç endeksinde en ön sıralardayız. 14. sırada. Burada da bizim önümüzdeki ülkeleri sayarken utanırız o isimleri duymaktan.</p>

<p>“<strong>İKTİDARDA KALMAK İÇİN HUKUKSUZLUĞU GÖZE ALAN </strong><strong>‘BİLEN KİŞİ’, HUKUKU YOK ETMEYE KARAR VERMİŞTİR”</strong></p>

<p>İşte, Türkiye'de her şeyi bilen kişi zihniyeti, aynı şekilde her alanda olduğu gibi gerçekten büyük hasar vermekte ve adaletle ilgili süreçlerde de bu hasara devam etmektedir. <strong>İktidarda kalmak için hukuksuzluğu göze alan bu “bilen kişi”, hukuku yok etmeye karar vermiştir.</strong> Temel sorun; ama bizim dosyalardaki bilirkişi ama bu ülkede “her şeyi bilen kişi”nin niyetidir. Çünkü <strong>hukuku yok etmeden; devletin kurumlarını lağvedemez. Hukuku yok etmeden; muhalifleri tutuklatamaz. Hukuku yok etmeden; fakirin cebinden, zenginin cebine servet transferini gerçekleştiremez. Hukuku yok etmeden; basını susturamaz. Hukuku yok etmeden; yargı mensuplarının kararlarını esir alamaz.</strong> Çünkü herkesin bildiği gibi, bu ülkede gerçekten temel hedef iktidarını koruma hedefidir. Yaşadığımız her şeyin temel özeti de budur. Bugün, adalete olan güven yüzde 20'lerin altına düşmüş. Bu yaşanmış bir şey değil. Yani bu utanç verici bir şey. Bunu ben demiyorum, onlarca araştırma söylüyor bunu.</p>

<p><strong>Bu ülkede yargıya olan güven yüzde 20'lerin altına düşmüş.</strong><strong> </strong>Sayın Hâkim, kutsal bir görev yapıyorsunuz. Bu görevle insanların yaşamını, hayatını, en kritik konularına karar veriyorsunuz. Ve düşünün ki, bu kadar kutsal bir görevin toplumdaki algısı, <strong>“yüzde 80”in üzerinde yanlış yapıyorsunuz' algısı.</strong> Bu herkese acı vermeli. Önce bu sürecin içinde olan yargı mensuplarının canını yakmalı, acıtmalı. Hukukçuların canını yakmalı. On binlerce, yüz binlerce bu sürece hizmet eden kim varsa, meslek mensupları, onların canını acıtmalı.</p>

<p><strong>“B</strong><strong>ENİM BÜTÜN MAHKEMELERİMDE MAÇ ARASINDA HAKEM DEĞİŞTİRİLİYOR!”</strong></p>

<p><strong>Adalet olmadığı zaman, gerisi bitmiş demektir.</strong> <strong>Anayasa Mahkemesi kararlarının yerel mahkemelerde uygulanmadığı bir ülkede, yargı mensuplarının kararları esir alınmış demektir.</strong> <strong>Bir kişinin iki dudağı arasına bakarak; AYM kararları uygulansın, uygulanmasın… Siyasi iradenin hükmüne bakarak; AİHM kararları uygulansın, uygulanmasın… Böyle bir dünya olabilir mi? Böyle bir ülke olabilir mi? Ya da bir başka ülkenin başındaki insan, ‘Ne dersem onu yapıyor’ diye, başımızdaki zihniyetle ilgili ilişkisini tariflemesinden utanç duymayalım mı biz? Bundan mutlu mu olalım? Ne dersem yapıyor! Bu olacak şey değil!</strong> Onun için gerçekten ülkemizde yargı mensuplarının çok büyük bir reforma, çok büyük bir değişime ihtiyaçları vardır. Gerçekten <strong>yargı mensuplarının esir alındığı bir duruma doğru gidilmektedir. </strong></p>

<p><strong>Duruşma esnasında boğazımın kuruduğunu hissettiği için bana su veren ve insani bir davranış gösteren hâkim, geçtiğimiz haftalarda bir başka mahkemeye gönderildi, bir başka şehre gönderildi. Böyle bir şey olabilir mi? Benim bütün mahkemelerimde maç arasında hakem değiştiriliyor! Devre arasında hakem değiştiriliyor! Gidiyoruz VAR odasına şikâyet etmeye, VAR odası da değiştirildi! Aynı düzen orada da var! Nasıl olacak bu iş? Ne yapacağız biz?</strong> Ben baş ederim. Bu düzen değişecek. Bu millet ne yapacak? Bu çektiği acılar, bu ızdıraplara kim hesap verecek? <strong>Günü geldiğinde, bu yanlışı yapan herkes çatır çatır adil yargı önünde hesap verecek. Bunu buradan ilan ediyorum.</strong></p>

<p><strong>“YÜZLERCE ODASI OLAN SARAYDA OLSAN NE YAZAR!”</strong></p>

<p>Ben, bu ortamda rapor hazırlayan bir bilirkişiyi ve “herkesin bilirkişisini, her şeyin bilen kişisini” eleştirdiğim için buradayım. Bunu biliyorum ben. Ama şunu söyleyeyim: <strong>Gerçeği susturursan, iktidarın ömrü üç gün uzar! Üç gün uzar, beş gün uzar. Biter. Hayat fanidir. Geçecek. Bugünler geçecek. Hızlı geçecek hem de. Ekrem İmamoğlu 12 metrekare hücredeymiş! Hah! Yüzlerce odası olan sarayda olsan ne yazar! Ben, 86 milyon insanın gönlündeki saraydayım.</strong> <strong>O kadar büyük ki; tarif bile edemem.</strong> <strong>Adaleti susturursan, devlet çöküşe girer. Adaleti susturursan, gerçeği susturursan, devlet çöküşe girer. Biz bugün, devletin çöküş refleksiyle karşı karşıyayız</strong>. Bu cennet vatanın güzel insanları olarak ve vatanını, milletini seven, bayrağını seven yurttaşlar olarak, canını verme pahasına bu mücadelenin en önde koşan neferleri olmaya kararlıyız. Mesele, adalet meselesi. Adalet meselesi nedir biliyor musunuz? Yaşam meselesidir. Hava gibi, su gibi… Var olma meselesidir. Bu cennet vatanı bize emanet eden insanların kurduğu Cumhuriyetin, demokrasiyle taçlanma meselesidir. Daha özgür olma meselesidir. Daha güçlü olma meselesidir. Onun için bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Buradan söylüyorum. Ve her konuyu herkese anlatalım.</p>

<p><strong>“AVRUPA'NIN EN BÜYÜK ADLİYESİNE SIĞMIYORUZ! NEDEN?”</strong></p>

<p>Sayın Hâkim, sürgünde gibi bir mahkemedeyiz. Nereden geldiğinizi biliyorum. Ve Avrupa'nın en büyük adliyesinden buraya geldiniz. Niye buna ihtiyaç duyuluyor? Hangi çağdayız biz? Geriye mi gidiyoruz, ileriye gitmek niyetinde miyiz? Tam gaz geriye gidilir mi yahu? Arabalarda bile vites yapılır, gaz yapılır, gaza basılır ve ileriye gidilir. Biz, geriye gitmeye niyet edebilir miyiz? Böyle bir şey olabilir mi? <strong>Avrupa'nın en büyük adliyesine sığmıyoruz! Neden? Çünkü adaleti içinden söküp attılar. Büyük bir zulümle, sıkıntıyla karşı karşıyayız. Beni beş gün nezarette tutup, bir gün de oradaki nezarette aç susuz bekletmeyi kendine marifet gören akılla karşı karşıyayız. Uydurma casusluk meselesinde, 20 saat nezarette tutuluyorum. </strong></p>

<p><strong>Ben, inançlı bir insanım. Yaradan var yukarıda. Allah görüyor yani. Ve bunlar zevk alan bir akılla karşı karşıyayız! Vız gelir tırıs gider! Kimsiniz siz? Kimsiniz; beni orada tutarak aciz duruma düşüreceğinizi mi zannediyorsunuz? Bunu yapanlara söylüyorum. Kimsiniz siz? Gün gelecek; evet adil yargı huzurunda bunu yapan, bu zalimliği, bu işkenceyi insanlara yapanlar çatır çatır hesap verecekler.</strong> Daha yakın zamanda verdiler. Yine verecekler.</p>

<p><strong>“86 MİLYON YURTTAŞINDAN KOPAN BİR ZİHNİYET, SARAYLARA BİLE SIĞAMAZ”</strong></p>

<p>Biz, o bugün yapılan bu uygulamaların nereden geldiğini, hangi akıldan gelmediğini çok iyi biliyoruz. Ben, siyasete ilk adım attığım günlerde, haftalarca burada duruşma izledim. Hayatımın önemli bir okuluydu. O gün burada izlediğim duruşmaların şimdi bu muhatabı olmak, demek ki bu hak savunuculuğu bana düşmüş. Ya Rabbi şükür derim. Demek ki böyle kutsal bir görevim var. Sonuna kadar yapacağım. Allah şahit. 86 milyon, kendimi emanet ettiğim insanım da şahit olsun ki çatır çatır, sonuna kadar ben bu savunmayı yapacağım Bu savunmadan da asla vazgeçmeyeceğim. <strong>Avrupa’nın en büyük adliyesine sığmıyorsunuz. Dediğim gibi; adaleti içinden söküp attınız. Tıpkı bir zamanlar ‘adalet’ diye kurduğunuz partinin isminden de adaleti yıllar öncesinden söküp attığınız gibi! 86 milyon yurttaşından kopan bir zihniyet, saraylara bile sığamaz. </strong></p>

<p><strong>Orası bile dar gelir. Çünkü milletinden kopan, millete hesap vermekten kaçan bir iktidar, sonunda karanlık odalara, kapalı kapıların ardına hapsolur. Evet, bu işi yapanlar, organize edenlere sesleniyorum: Siz, tam da oradasınız şu anda. Duruşma salonlarına sığmıyorsunuz; çareyi dünyanın en büyük duruşma salonunu yapmakta arıyorsunuz. Vay be! Dünyada teknoloji gelişiyor, teknolojiler neler yaratıyor, neler düşünülüyor, uzay çağı, teknoloji çağı, bilgi çağı, bilim çağı… Bizdeki marifete bak! En büyük duruşma salonu! En büyük saray!</strong></p>

<p>“<strong>64 YIL SONRA; AYNI AYIBI, AYNI UTANCI TEKRAR EDİYORSUNUZ”</strong></p>

<p>90’lı yıllarda fırın açmıştım, bir ortağım vardı. Allah rahmet eylesin. Bir şey alırken ‘En büyüğü olsun, en pahalısı olsun’ derdi. Aynı akıl. En iyisi değil, en doğrusu değil; en büyüğü, en pahalısı! Görüyorum ki inşaatı başlamış. Buradan bu kara düzenin sahibi zihniyete söylüyorum: Boynunuza asacağınız o kara leke madalyonu hayırlı uğurlu olsun! Hayırlı uğurlu olsun…<strong> </strong>Herkese anlatalım. Bu çok önemli. Herkese anlatalım: <strong>Ey iktidar, bugünün hükümeti, bugünün iktidarı… Evet, siz. 64 yıl sonra; aynı ayıbı, aynı utancı tekrar ediyorsunuz. Bu zihniyet, 64 yıl sonra bu ülkeye, İstanbul'da, Silivri'de, Yassıada’yı kuruyor! Hayırlı uğurlu olsun. Yassıada’yı kuruluyor! Utanç verici! Tarihe kara bir leke olarak geçtiniz, geçiyorsunuz… Ve bilin ki kurduğunuz karanlık düzen, sizi içine çekip boğacak.</strong> <strong>TOKİ yapacakmış bu arada. TOKİ'nin kara lekeleri çok. ‘Kanal İstanbul en son kara lekesi olacak’ diye düşünüyordum. Buradan da bir kara leke madalyonunu boynuna astı. </strong></p>

<p><strong>Ona da hayırlı olsun. “Kurum”a yeni bir kara leke daha eklendi! Ve bugün, gücünüz var diye hesap veremeyeceğinizi zannediyorsunuz ama ikinci Yassıada’yı yapanlara sesleniyorum: Bunun da hesabını vereceksiniz. Bilmediğiniz bir şey var: O dev salonlarda, -gün gelecek- adil yargıçların huzurunda, onların karşısına çıkacaksınız tek başınıza, 86 milyon yurttaşın karşısında tek tek hesap vereceksiniz…</strong></p>

<p><strong>“TÜRKİYE'DE ‘ŞEHRİ YAĞMALAYAN’ DİYE BİR İFADE KİME YAKIŞIR”</strong><strong>DERSENİZ, ‘HER ŞEYİ BİLEN KİŞİ ZİHNİYETİNE YAKIŞIR’ DİYE HERKES SÖYLER!”</strong></p>

<p>İşte bahsettiğimiz, “o her şeyi bilen kişi zihniyeti” bütün bunların sebebi. “İstanbul'a ihanet ettin” diyen o zihniyet; rantla beslenir, talanla ayakta durur. Yeşil alanları, askeri alanları, sahilleri betona gömer. Kenti yağmalar. <strong>Bana, “yüzyılın yolsuzluğu” diye ifadede bulunuyor, ardından “şehri yağmalayan” diyor! Yahu Türkiye'de “’şehri yağmalayan’ diye bir ifade kime yakışır” derseniz, “her şeyi bilen kişi zihniyetine yakışı” diye herkes söyler!</strong> <strong>“Kanal” dedikçe talanı büyüten, “imar” dedikçe kenti satan, parsel parsel İstanbul'u yok eden zihniyet… Bu millet, sizi sandıkta tarihten silecek. 86 milyon insan, “artık yeter” diyecek.</strong></p>

<p>Ve o gün bu ülke, ilk kez yıllardır çalınan nefesini geri alacak. Derin bir nefes alacak. “Oh be” diyecek, “oh be” diyecek. Ben o “oh be”nin güzel nefes alış sesini, 2019’da hem 31 Mart'ta hem de 23 Haziran'da yaşadım. Sabah bir çıktım, bir nefes sesi var İstanbul'da. Böyle derin bir nefes sesi. Bir ferahlık. Bir huzur. Kimsenin işine karışmayan, kimsenin malına mülküne göz koymayan, kimsenin malı mülkü üzerinden hesap yapmayan, kimsenin işine gücüne ortak olmayan, seçilmiş insanları zengin etmeyen, insanların çoluğuna çocuğuna hizmet üreten, 0-4 yaş çocuğu olan milyonlarca anneye kart verip, ücretsiz ulaşım sağlayan… Yurtlar veren, kreşler veren, 500-600 bin insana üniversite bursu dağıtan; 5-6 kişiye değil… 100’er bin, 200’er bin Euro, 5-6 kişiye vermeden, 500-600 insana üniversite bursu veren… Derin nefes aldıran bir sürecin başlamasını, bu ülke, İstanbul'da yaşadı ve derin nefes aldı. Aynı nefes sesi, “artık yeter” diyecek ve o gün çok yakındır.</p>

<p><strong>“ADALETİN TERAZİSİNİ DEĞİL, SADAKATİN TERAZİSİNİ KULLANIYOR”</strong></p>

<p>Bakın; <strong>her şeyi bilen kişi zihniyeti, vasat uygulamalarına nasıl devam ediyor? Hukukun nasıl işleyeceğine, kimin cezalandırılacağına, kimin ödüllendirileceğine, hangi dosyanın hızla raftan indirileceğine, hangisinin sonsuza kadar tozlanacağına nasıl karar veriyor! O her şeyi bilen kişi, yasada yazanı değil, talimatı gönderiyor! Talimatı okuyan, vekalet alan her şeyi bilen kişinin vekili de dosyadaki delili değil, siyasetin nefesini takip ediyor! Milletin de değil, siyasetin nefesini! Emsal kararı değil, iktidarın ihtiyacını esas alıyor. Adaletin terazisini değil, sadakatin terazisini kullanıyor. </strong>İşte netice de ne? Toplumun yüzde 20’nin altına kadar düşen bir güveni kaldı! O da ne için güvendiğini bilmeyen, benim garip vatandaşım.</p>

<p><strong>“Her şeyin bilen kişisi”, son yıllarda öyle bir rapor hazırlamış ki raporun her satırı, bu ülkenin adalet tarihinde bir utanç belgesine dönüşüyor. Bu bilen kişinin emriyle, doğru karar veren hakimler sürüldü; hukuka bağlı karanlar cezalandırıldı. İktidarın istediği iddianameyi yazanlar ödüllendirildi; tarafsızlığına güvenilen heyetler dağıtıldı. Bağımsız yargı mensuplarının kaderi, bir gecede değiştirildi. Yazık değil mi? Bu insanların evi var, işi var, çoluğu var, çocuğu var. Yazık değil mi?</strong></p>

<p><strong>“BİRİ GİDER, ÇAAATTT ÇÖKER!”</strong></p>

<p>Benim kimseye karşı ön yargım yok. Hiç kimseye… Ne siz saygıdeğer hâkim, size, ne bir başka yargı mensubuna, kimseye… Her karar zaten onun peşinden gider. Benim işim değil o. Ama yazık değil mi bu insanlara? Yani görevini uygun yapmaya çalıştı diye ya da istenileni yapmadı diye, mahkemeden hâkimlerin sağa sola gönderilmesi… Yani “kör göze parmak sokma” tarifi bile yetersiz kalacak seviyede bunun yapılması ayıp değil mi? <strong>Yazık değil mi bu millete? Bu millet sırtını mahkemeye dayar, hâkime dayar, adalete dayar. </strong></p>

<p><strong>Millet, adliyeden korkar hale geldi. Adliyeye girerken ayağı, bacağı titrer hale geldi.</strong> İster şikayetçi olsun ister bir şeyi gidip oraya şikâyet etmeye kalksın. Böyle bir şey olamaz yani! <strong>Bundan hicap duyulması lazım. “Doğru kararı verirsen gidersin, talimatı uygularsan yükselirsin!” Bu, öylesine sadakate dayalı bir liyakat bakışıdır ki; bir günde çöker! Bir günde, bir anda… Biri gider, çaaattt çöker! Yerle bir olur. Allah kimseye böyle bir liyakat zincirinin halkalarından biri olmayı nasip etmesin. Yüce Yaradan, milletimin her evladına, hak ettiği liyakatle yükselmeyi nasip etsin.</strong> Hak ettiği… Hiç kimsenin hakkını, hukukunu yemeden…</p>

<p><strong>“O PIRLANTA ÇOCUKLARA, BİR AN ÖNCE KENDİMİZİ EMANET ETMEMİZ LAZIM”</strong></p>

<p>Bu hakkıyla liyakat meselesini en çok kimden duyuyorum biliyor musunuz? 11,5 yıllık siyaset yaşamımda bu güzel vatanın, bu cennet vatanın, o mini minnacık çocuklarından, gençlerinden duyuyorum. Pırlanta gibiler. Bu ülkenin, bu vatanın kurtuluşu, o “Z kuşağı” dediğimiz, milletin hafife aldığı, pırlanta gibi evlatlar. 15, 10, 13, 17, 18, 20… “Hakkım değilse istemem” diyen… Ben yaşadım, yaşadım… Yüzlercesini… “Hakkımsa bur istiyorum Başkanım.”, “Hakkımsa yurt olsun Başkanım.” Pırlanta gibi. Hakkari'den, Artvin'den, Sinop'tan, Muğla'dan, Hatay'dan, Kastamonu. Çankırı'dan, Sivas'tan… Pırlanta gibi. Bunları zehirlemesine o her şeyi bilen kişinin, asla ve asla fırsat vermeyeceğim. O pırlanta çocuklara, bir an önce kendimizi emanet etmemiz lazım. Onlara düzgün bir ortamı, hep beraber teslim etmemiz lazım.</p>

<p><strong>“BU MEMLEKETİN ÇOK AHLAKLI, NAMUSLU </strong><strong>İNSANLARINDAN BİZE AKAN BİLGİLER VAR”</strong></p>

<p>İşte “doğru kararı verirsen gidersin, talimatı uygularsan yükselirsin..!” Geçtiğimiz günlerde yayınlanan HSK kararnamesi, net olarak bunun delilidir Sayın Hâkim. Bu ülkenin adalet tarihine, kara bir leke olarak kazınmıştır. Şimdi bu çürümüş düzenin fotoğrafına bakmak lazım. Bir; İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nde, kamuoyunda “ahmak davası” olarak bilinen davada, hakkımdaki yargılama sürerken, hâkim görevden alındı. Hâkime, siyasi yasak vermesini sağlayacak şekilde, 2 yıldan fazla hapis cezası verilmesine yönelik baskı yapıldığı, ancak, Samsun'a gönderilen o hâkimin, çevresine, kendisinin bu baskıya uymayacağını açıkladığı, görevden almanın da bu nedenle gerçekleştiğini yaşadık. Öyle değil mi? Şahitlik ettik, değil mi? Evet. Benim çok yakın arkadaşlarım bile kulaklarıyla dinlendi. Ve bu insan, Samsun'a gönderildi. Yerini atanan hâkim ne yaptı? Çatır çatır, hemen, alelacele isteneni yaptı! Onun da niye yaptığını biliyorum bu arada. Biliyorum. Bilirim. Bana Yaradan yardım ediyor. Bir yerden geliyor kulağıma. Bu memleketin çok ahlaklı, namuslu insanlarından bize akan bilgiler var.</p>

<p><strong>DİPLOMA DAVASI: “YAZIK! UTANÇ VERİCİ!”</strong></p>

<p>İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği… İki; 19 Mart'ta, İBB operasyonunda tutuklama talebiyle önüne çıkarılan 8 kişiyi adli kontrolle serbest bırakmasının ardından görevden alınıyor. Bir hâkim, dosyada tutuklamayı gerektirecek somut delil görmediğini, adli kontrolün kamu yararını karşılayacağını, 23 Mart 2025 tarihli kararında açıkça ifade etti; hemen görevimden alındı! Düşünebiliyor musunuz? İBB soruşturmasında tutuklama talebiyle sevk edilenler arasında yalnızca bir hâkim, tek bir hâkim, “Burada tutuklamaya gerek yok” deme cesaretini gösterdiği için derhal görevden alındı! Üç; HSK, diplomamı iptal eden… Yurt dışından yüzlerce kurumdan mektup alıyoruz. “Bunu bize anlatın” diyorlar, “Diploma iptali ne demektir?” Kelimelere dökemiyoruz! Ne akademik olarak dökebiliyoruz ne hukuk olarak dökebiliyoruz.</p>

<p>Anlaşılacak bir şey değil! Yazık! Utanç verici! Pazartesi dava görüldü değil mi? Dava! Yahu sahte evrak yok ki! Sahtecilikle yargılanmıyorum! Şimdi de uzatıldı, gitti yıllara… Süreç çünkü bu. Dava değil, süreç.</p>

<p><strong>“BİR ÜYE HÂKİM, BERAAT YÖNÜNDE OY VERDİ. TAHMİN EDİN BAKALIM NE OLDU?”</strong></p>

<p>Diplomamı iptal eden İstanbul Üniversitesi'ne karşı açtığımız davaya bakan İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nin heyeti dağıtıldı. Neden dağıtıldı? 5. İdare Mahkemesi, dava dilekçesi üzerine verdiği ara kararında, İstanbul Üniversitesi'ne, “Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul Üniversitesi'ne yatay geçiş şartlarını taşımadığının nasıl tespit edildiğini, mevzuata aykırı olan hususun hangi açıdan yokluk ve açık hata hali oluşturduğunu” sorduğu için, heyet dağıtıldı! Yani mahkeme, işini yaptığı için, araştırdığı için, sorguladığı için o heyet dağıtıldı, başka heyet kuruldu.</p>

<p>İdari Mahkeme, yürütmeyi durdurma talebimizi reddetti. Anında, şipşak, bir gecede, bir haftada! Dört; İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, hakkımda yürütülen “terörle mücadele eden bir kamu görevlisini hedef gösterme, hakaret ve tehdit” suçlamalarıyla yargılandığım davada, -tahammülsüzlüğe bakın- 16 Temmuz 2025’te karar açıklandı. Mahkeme, oy çokluğuyla hakkımda mahkûmiyet hükmü kurarken, üye hâkim, bu karara muhalif kaldı. Bir üye hâkim, beraat yönünde oy verdi. Tahmin edin bakalım ne oldu? Bu muhalefet şerhinin hemen ardından hâkim, ağır ceza mahkemesi görevinden alındı, başka bir mahkemeye çat diye gönderildi!</p>

<p><strong>“BERAAT KARARI VEREN HÂKİM, MARAŞ'A GÖNDERİLDİ!”</strong></p>

<p>Beş; Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemimde oluşturulan, uydurulan, ihale nedeniyle Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki ceza davasında, 2 Ekim 2024’teki beşinci duruşmada, bilirkişiler ihalenin hukuka uygun olduğu raporunu vermelerine rağmen, yani bugün yargılandığım bilirkişinin sahte sahte raporuna karşı, iki tane Sayıştay denetçilerinin oluşturduğu olumlu rapora rağmen, o tarihten bugüne kadar geçen dört celsede, dosyaya bakan hâkim her seferinde, iddia makamından esas hakkında mütalaasını sunmasını istedi.</p>

<p>Savcı, her celse mazeret sundu. Hatta gelmediği celse bile oldu. Mütalaa sunmamakta direndi. Mütalaayı vermeyi reddetti. Nihayet onuncu celseye gelindiğinde, dosyayı karara bağlamaya çalışan hâkim görevden alındı, Diyarbakır'a gönderildi! Yerine gelen hâkim, 10 günde atanan hâkim, beraat kararı verdi. Beraat kararı veren hâkim, Maraş'a gönderildi! Yani bu karar da cezasız kalmadı! Ankara'da kurultay cezasına bakan hâkim, dosyanın kritik aşamalarında siyasi talimatlara uymadığı için, araştırdığı, sorguladığı için görevden alındı.</p>

<p><strong>“AİLESİNİN YÜZÜNE BAKAMAZ, MİLLETİNİN YÜZÜNE BAKAMAZ, MESLEKTAŞLARININ YÜZÜNE BAKAMAZ!”</strong></p>

<p>Sekiz; diploma davasının görüldüğü, yani bu pazartesi görülen davanın bir önceki davasındaki hâkim… 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nin hâkimi, Kahramanmaraş'a atandı. Niye? Dosyasına sahip çıktığı için, her hâkimin sorgulaması gerekenleri sorguladığı için, sorması gerekenleri sorduğu için, özenli davrandığı için Maraş'a gönderildi. Hukuka sahip çıktığı için… Çünkü kimsenin talimatıyla değil, gerçeklerle hareket ettiği için, hukuka sadakat gösteren bir yargıç daha Ekrem İmamoğlu'nun dosyalarında dosyasını tamamlayamadı! Bu, basit bir tesadüf değil. Bu kentrilyonda 1 ya da rakamla ifade edilemeyecek bir tesadüf dahi değil! Milletim bunu duysun. Peki başka neler oluyor bizim dosyalarda? Mesela <strong>diploma ceza davasının iddianamesini yazan, bir türlü nokta koyamayıp, virgül virgül sayfalarca yazan, ne olduğunu kendisinin bile bilmediği, en az 8-10 yerde yargı makamını aldattığını geçen duruşmada burada anlattığım şekliyle yazan savcı, Gaziosmanpaşa'ya başsavcı vekili oldu. Bir diploma davasındaki sahte bir iddianame, sahte! Sahte bir iddianameyi yazan kişi, Gaziosmanpaşa'ya başsavcı vekili oldu. </strong></p>

<p><strong>Bu davanın iddianamesini yazan savcı, Beykoz'a başsavcı vekili oldu! İBB iddianamesini yazan, hazırlayan savcılar, Çağlayan Adliyesi'nde başsavcı vekilliğine getirildi! Allah hiç kimseye, bu şekilde bir atama ya da yükselme nasip etmesin! Allah hiç kimseye, yastığa başını koyamayacağı bir işi yaptığından ötürü atanmayı ya da yükselmeyi nasip etmesin! Ailesinin yüzüne bakamaz, milletinin yüzüne bakamaz, meslektaşlarının yüzüne bakamaz! Utanç vericidir! Allah hiç kimseyi böyle bir duruma düşürmesin!</strong></p>

<p><strong>“YARGILAMA HAKKIMI SONUNA KADAR KULLANACAĞIM”</strong></p>

<p>İşte duruşmaları başlamamış davalarda daha yeni heyet oluşturuldu. İBB davasında. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, başkanı aynı kalarak, ikinci bir yeni heyet oluşturuldu. <strong>Ne hikmetse, İBB iddianamesi hazırlandıktan ve İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'ne dosya düştükten sonra HSK diyor ki, “Başkan iyi ama biz üyelere baktık. Üyeleri hakimleri tanımıyoruz. Buraya yeni bir heyet oluşturalım!” Acaba niye? Neticede yeni heyet atanıyor. Olmamış bir şey bu. Bu ne demek biliyor musunuz? “Bu dosya, bizim istediğimiz şekilde yürüsün. Gerekirse heyeti bile yeniden yazarız” demek. Adalet dediğiniz şey böyle mi sağlanır Allah aşkına? Utanç verici! Utanç verici! Bu mu? </strong></p>

<p><strong>Yargılama bu mu? Bu mu yargılama? Ben, onun için burada yargılıyorum Sayın Hâkim. Ben burada yargılıyorum.</strong> <strong>Çatır çatır yargılayacağım.</strong> <strong>Ben savunma yapmıyorum ve yapmayacağım. Yüce Allah huzurunda, ben 86 milyon insanımızın huzurunda, yüce Türk yargısı huzurunda çatır çatır yargılayacağım. Bir vatandaş olarak, yargılama hakkımı sonuna kadar kullanacağım.</strong> Bundan tam 4 gün önce, yine bu salonda, Sayın Hâkime aynen şöyle sordum: “Sayın Hâkim, bu davanın hâkimi sizsiniz. Ve siz de bu dosyaya yeni atandınız. Siz bu baskı altında, bu atmosferde, gerçekten bağımsız bir karar verebilecek misiniz?” diye soruyorum. Bu soruyu sormaya devam edeceğim.</p>

<p><strong>“EKREM İMAMOĞLU'NUN DAVALARININ KADERİNDE VARDIR; TALİMATI YAPAN YÜKSELİR, TALİMATI UYGULAMAYAN SÜRÜLÜR!”</strong></p>

<p>Ekrem İmamoğlu'nun davalarının kaderinde vardır; talimatı yapan yükselir, talimatı uygulamayan sürülür! Bu ülkede ödülün, cezanın ne olduğu, bu şekilde tariflenmeye çalışılıyor ama içi boş. Olmaz… Yürümez… Bir günde, bir anda çöker... Hangi şehre giderse gitsin. Mesela buraya atandığını ya da buraya geldiğini, niye geldiğini öğrenen herkes, onun hesabını verir. Ben buradan söyleyeyim. <strong>Adalette yargılamayı ben mi etkiliyorum? Hıh! Ben mi etkiliyorum adalette yargılamayı? Ben! Adaleti ben mi bozuyorum? Basının önüne çıkıp, açıklama yapan bir belediye başkanı mı? Yoksa hoşuna gitmeyen hakimleri, savcıları sürerek, yerlerine talimatla karar verenleri yerleştiren zihniyet mi yargıyı etkiliyor? </strong></p>

<p><strong>Ben yargıyı etkiliyorum! Neymiş?</strong> <strong>Bitmiş, dosyaya konmuş ve aylar sonra, haftalar sonra tespit ettiğim bir yanlışı ifşa etmekten, ben burada yargılanıyorum. Peki bunlar? Bu yargıçları sağa sola… Hepinizin ailesi, hepinizin çoluğu çocuğu var, annesi babası var. Bu zalimliği yapan yargıyı etkilemeyecek, Ekrem İmamoğlu kendisine yapılan yanlışı, hatayı hem de derin hatayı, kötülüğü ifşa etti diye, yargıyı etkileyen kişi olarak burada yargılanacakmış! Hadi oradan! Hadi oradan!</strong></p>

<p>“<strong>EKREM İMAMOĞLU, MİLLETİN GÖNLÜNE GİRDİ”</strong></p>

<p>Tabii bu düzen, Gezi davalarında; bu düzen Ergenekon'da, Balyoz'da… O kuyruğunu sıkıştırıp kaçan, sıçan gibi kaçan, o günün yargı mensuplarını hatırlayın. O gün yapılan şeyler, nasıl karşılık buldu; hatırlayın. Bu ülkenin genel kurmay başkanından birçok insanı “terörist” ilan edenler… Hayatını kaybetti insanlar onların yüzünden. <strong>Şu anda işkence gören insanlar var. Ailesinden rehin alınan insanlar var hapiste. Çoluğu, çocuğu, ailesi, akrabası rehin alınan… Onların hesabını çatır çatır soracağım. Çatır çatır soracağım. Tek tek soracağım. Yargıymış! Hepsinin hesabını soracağım.</strong> <strong>Dava açıyorsunuz, yetmiyor. Yetmiyor. O davaya özel yargıç atıyorsunuz. </strong></p>

<p><strong>O da yetmiyor, özel heyet kuruyorsunuz. Bu da yetmiyor; 3 bin kişilik özel duruşma salonu yaptırıyorsunuz! Vay anam vay! İnsanın aklına şu geliyor: Ekrem İmamoğlu'nu yargılamak ne zor işmiş? Zor. Çünkü Ekrem İmamoğlu, milletin gönlüne girdi. Yargılayamayacaksınız. Yargılayamayacaksınız. Benim hesap veremeyeceğim hiçbir şey yok. Ben, Cumhuriyet tarihinde, 6,5 senede 1600 kez soruşturulmuş, denetlenmiş, teftiş görmüş, didik didik edilmiş, doğum belgemden bugüne kadar mikroskopla bakılmış bir kişiyim. Zalimliğin her şeyini yaşıyorum. Tarihte olmadığı kadar. Zalimliğin her anını bana yaşatıyorlar. Ailemle, çevremle, çalışma arkadaşlarımla, onların aileleriyle… </strong></p>

<p><strong>Vız gelir tırıs gider. Vız gelir tırıs gider… </strong>“<strong>Kişi, kendinden bilir işi” misali… Neymiş efendim; ben Beylikdüzü'nde kafaya koymuşum: Büyükşehir Belediye Başkanı olacağım. Hatta kafayı koymuşum: Cumhurbaşkanı olacağım! Niye? Cumhurbaşkanı olunca çok zenginleşecekmişim ben! Kişi, işi kendinden bir misali bir benzetme yapılmış yani! Anlamış değilim! Allah akıl versin.</strong> Allah akıl versin. Gerçekten. En çok en çok birçok toplumda, “Allah akıl versin” duasını ediyorum. Yaradan’a sığınıyorum.</p>

<p><strong>HAKİM İLE ‘180 DERECE’ DİYALOGU</strong></p>

<p>- Hâkim: Savunmanızı makama yönelik yapın. Karşıdakiler de tepki gösteriyor. Duruşma düzenini bozuyorsunuz.</p>

<p>Ben savunmamı, tek makama yapmıyorum zaten. Makama karşı yapıyorum Sayın Hâkimim? Sayın Hâkim, burada insanlar var, müdafiler var, savcı var… Öyle bir şey diyemezsiniz bana.</p>

<p><strong>- Hâkim: Arkanızı dönüyorsunuz ama makamımıza.</strong></p>

<p>Hayır. (180 derece arkasını dönerek.) Göstereyim. Hiç şöyle yapmadım size. Tamam mı Sayın Hâkimim. Hiç öyle bir şey yapmadım size. Onun için lütfen bu yanlış uyarınıza karşı teessüf ediyorum. Çünkü yanlış buluyorum. <strong>Evet; Ekrem İmamoğlu'nu yargılamak zahmetli iş. Buradan Adalet Bakanlığı’na, Hakimler Savcılar Kurulu’na, Meclis’te hakkımda konuşan iktidar partisi yöneticilerine ve iktidarın tüm ortaklarına sesleniyorum: Adımın geçtiği her davada hâkim neden değiştirildi? Neden iddianameyi yazanlar ödüllendirildi? Neden özel yargıçlar atandı, özel heyetler kuruldu?</strong> Hepsini tek tek anlattım, tek tek ortaya koydum. Tesadüf değil. Bu, adımın geçtiği her davayı baştan sona dizayn etme çabasıdır. Az önce sıraladığım isimlere soruyorum: Bu atamaların, bu değişikliklerin, bu müdahalelerin gerekçesi nedir? Açıklamak zorundasınız. Ben, sizden kaçmıyorum. Siz de çıkın açıkça konuşun. Bunlar niçin yapılıyor? Öyle Meclis’in kürsüsünden, başka kürsülerden masumiyet karinesini yerle bir ederek, devletin en tepedeki kürsüsünden “yüzyılın yolsuzluğu” denir mi? İnsanların aileleri var, insanların yuvaları var, çoluğu var, çocuğu var… Yargıyı temsil eden bir kişi, böyle bir lafı kullanabilir mi? İddianameye böyle bir şey yazılabilir mi? Nerede görülmüş? Bu ne hukuka ne ahlaka ne vicdana sığmaz. Kimseye bu yapılamaz. Ön yargı dediğin şey, bu toplum içinde, insanlık içinde en büyük düşmandır. Bu düşmanlığı kalbinde, aklında, vicdanında saklayan akıl nasıl bir akıldır? Onun için bunun cevabını vermek zorundasınız. Kamuoyuna bunun cevabını verin.</p>

<p><strong>“ÇAĞRIMI YAPIYORUM”</strong></p>

<p>Çağrımı yapıyorum: Hâkimler Savcılar Kurulu’na, Adalet Bakanlığı’na, Meclis’te hakkımda konuşan iktidar partisinin yöneticilerine bu çağrımı yapıyorum. Bunun neden yapıldığını anlatın. Bunun cevabını verin. Ben buradayım. Bu atamalar neden? Hangi saikle yapılıyor? <strong>Tüm bu atmosferin içinde, bu baskılara rağmen, bu ülkede hâlâ hukuka uygun karar vermek için direnen, vicdanıyla hükmeden binlerce hâkim olduğuna yürekten inanıyorum. Onlar yargının onurudur. Bugün bu tabloyu değiştirecek olan da yine onların duruşudur. Bu millet, bu toplum adil yargılama uygulamalarını yapan hiçbir hâkimi unutmayacak. O bir avuç muhterisin izi takip edilecek. Günü geldiğinde adil yargı hesabını soracak; ama adil yargılama yapan insanlar da tek tek takip edilecek, o insanların o adil duruşlarının mükâfatını milletimizden, aynı zamanda çok yakında kurulacak olan bağımsız yargı düzeninden elbette alacaklardır. Onların o pırlanta gibi mesleki onurları onlarla hayat boyu devam edecektir. İyi ki varlar</strong>. Allah onları korusun. Allah onların sayısını arttırsın.</p>

<p><strong>“BARIŞ NEDİR BİLİYOR MUSUNUZ?”</strong></p>

<p>Bu tablo, bir ülkenin adalet mekanizmasının değil, bir tasfiye-ödüllendirme hattına dönüşmüş çürük bir düzenin resmidir. Bu ülkede savcı, yazdığı iddianamenin karşılığında terfi alıyorsa, o ülkede adalet idare tarafından yönlendirilir. <strong>19 Mart’tan beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin terör dosyası, “kent uzlaşısı” başlayamadı bile; biliyorsunuz değil mi? “Batıdaki illerde kazanamayacağını anlayan CHP, ‘Kürtlerle iş birliği yapmış, bazı Kürtleri listesine almış’ diye” hazırlanan o safsata, iddianame değildir. Hâlen iddianameye başlanamadı bile. Ve bu ülkede barışı konuşuyoruz. Barış nedir biliyor musunuz? Barış Türkiye’dir. Türkiye nedir? Türkiye benim için bir insan gibidir biliyor musunuz? Ruh ve beden gibidir. Ruhla bedenin birleşmesi gibidir. Barış budur. Ruh ve beden nedir biliyor musunuz? Türk-Kürt’tür, Alevi-Sünni’dir. Bir bedendir; uzuvlarıyla birlikte, her türlü unsuruyla, her inancıyla, her etnik kökeniyle… Âşık Veysel’in dediği gibi “insanlık meselesidir.”</strong> İkilikten ayrı kalmak, ayrı durmaktır. İkilik yaratanlardan Allah bu milleti korusun. Onun için hâlâ kent uzlaşından, terör dosyasından içeride tutulan insanlar var. Hâlâ tek bir satır yazılmadı.</p>

<p>“<strong>ÖYLE KUMPASLAR, ÖYLE ALÇAKÇA İŞLER YAPMIŞLAR Kİ…”</strong></p>

<p>Aynı durum alçakça tasarlanan casusluk soruşturması… Bir fotoğraf! Olacak iş değil. Otoriter rejimlerin aklını tamamlayacaklar ya. Dünyadan örneklerine bakmışlar herhalde; bir şey eksik: Yolsuzluk, terör, casusluk… <strong>Öyle kumpaslar, öyle alçakça işler yapmışlar ki, bunların her birini tek tek anlatacağım. Günü gelecek, tek tek anlatacağım. Uydurma “azmettirme” meselelerini tek tek anlatacağım. Günü geldiğinde bunları öyle güzel anlatacağım ki; bu millet neyle karşı karşıya olduğunu, masum insanların nasıl zulümle, zalimlikle hapiste tutulduğunu, ailelerine işkence çektirildiğini bilerek…</strong> <strong>“Beyanla içeride kimseyi tutmazlarmış, hemen bırakırlarmış…” Hadi oradan! Talimatın esiri sizlersiniz. İçerideki insanların yüzde sekseni, doksanı şu anda beyanla, hem de gizli tanık beyanıyla içeride</strong>.</p>

<p>“<strong>AVUKATIM MEHMET PEHLİVAN’I, İYİ AVUKATLIK YAPTIĞI İÇİN TUTUKLADILAR”</strong></p>

<p><strong>Avukatım Mehmet Pehlivan’ı, iyi avukatlık yaptığı için tutukladılar. Düşünün, bu ülkenin bütün avukatları adına tehdittir. Bütün avukatlar, bütün barolar… Buradan sesleniyorum size: Hepiniz için tehdittir. Bu salonun sesini duyun. Ağrı’dan Hakkâri’ye, Diyarbakır’dan Trabzon’a, Samsun’dan Hatay’a, Ankara’dan Edirne’ye, Tekirdağ’a bütün şehirlerimize… Mesleğinizi tehlike altına iten bir bakış açısıdır bu. Benim avukatımı hiçbir sebep olmadan en sert koşullarda cezaevinde tutmak için ellerinden geleni yaptılar. </strong>Bu durum sadece benim adıma değil, hukuk adına, avukatlık mesleği adına vahim bir durumdur. <strong>Bugün iyi savundu diye tutuklanan bir avukat varsa yarın bir başkasını, ertesi gün bir başkasını “fazla iyi savunduğu için” tutuklayabilirler. Bu, savunma hakkının kesinlikle köküne kibrit suyu dökmektir. Kınıyorum; benim avukatımı alarak, beni savunmamı eksiltme çabasında bulunan bir akılla karşı karşıyayız. Bu tabloda hâlâ çıkıp bana “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ettiniz” diyebiliyorlar. </strong>Çok gülünç. Oysa adil yargılamayı kim etkiliyor? Ben mi etkiliyorum? Ben bu soruyu size sormuyorum, tarihe soruyorum. Suçluyorum ve yargılıyorum.</p>

<p>“<strong>ÖNÜNÜZE KONAN DOSYA, İŞTE BÖYLE BİR DÖNEMİN UCUBE BİR İDDİANAMESİYLE DOLU BİR DOSYADIR”</strong></p>

<p>Sayın Hâkim, bütün bu anlattıklarımın özünde tek bir hakikat vardır: Bu ülkenin insanı yıllardır adalet arıyor. <strong>Adalet çöktüğünde sadece mahkemeler değil; siyaset, ekonomi, toplumun huzuru, insanların geleceğe güveni de çöküyor. Çocuklar, gençler yüzleri asık bir şekilde hayatlarını geçiriyorlar. Hatta bu ülkeden umutlarını kesip yurt dışına kaçmak için fırsat kolluyorlar. Bugün önünüze konan dosya, işte böyle bir dönemin ucube bir iddianamesiyle dolu bir dosyadır. Hiçbir şey ifade etmiyor.</strong> Hakkımda ardı ardına üretilen suçlamalar, masa başında yazılan iddianameler, kurgulanmış bilirkişi raporları, avukatımın tutuklanması, ifade özgürlüğümün hedef alınması, gençlerin susturulması ve tüm bunlarla aynı anda yaşanan ekonomik çöküş… İşte bütüncül baktığınızda temeli buraya dayanıyor. Bunlar tekil olaylar değildir. Bunlar ülkeyi korkuyla yönetmek isteyen zihniyetin parçalarıdır. “Her şeyi bilen kişi” zihniyeti… <strong>Allah bu memleketi de bütün kurumları da “her şeyi ben bilirim” diyenlerden korusun. </strong>Bu dava benimle sınırlı değil. Türkiye’nin nasıl bir geleceğe sürükleneceğiyle de ilgilidir. Ben bugün burada hep ifade ediyorum: Kendimi savunmak için değil, bu ülkenin hukukunun nasıl kuşatma altında olduğunu kayıtlara geçirmek için konuşuyorum. Onun için <strong>benim ifadelerim bir savunma değildir; bir yargılamadır. Bir gelecek tahayyülüne dönüp tehditleri sıralamak ve o tehditleri ortadan kaldırmak adına bir mücadele azmini ve kararlılığını ortaya koyma ifadeleridir.</strong></p>

<p><strong>“İBB İDDİANAMESİNDE DE GÖRDÜK”</strong></p>

<p>Türkiye yol ayrımındadır. Bir tarafta hukuk, demokrasi, liyakat; diğer tarafta talimat… Talimatla çalışan kurumlar. Siyasi sadakat ve siyasi sadakat üzerinden işleyen bir düzen. Korkuyla ayakta kalmaya çalışan bir iktidar; zamanı geçmiş, yaşı dolmuş, enerjisi bitmiş, yorgun, bitkin bir iktidarın tehdidiyle karşı karşıyayız. Bu anlayış, uydurdukları dosyalarla yol almaya çalışıyor. Bir yandan beni hedef alarak siyaset sahnesini temizlemeye, diğer yandan da ülkeye gözdağı vererek toplumu sindirmeye çalışıyor. <strong>İBB iddianamesinde de gördük: Hukuk yok, kötü niyet çok. Dosya mahkemeye geldi ama hâlâ tensip zaptı yok. Dosya kendi iddianamesini bile taşıyamıyor. Hukukta asıl olan tutuksuz yargılamadır. Dokuz ay bitti ve büyük çoğunlukla bu mahkemeler tutuksuz yargılama düzenini kurmadıkça adil yargılama hakkını topluma yaşattığını hissettiremez. Sizler görevinizi daha iyi yapabilmeniz için derhal, hızlı bir biçimde tutuksuz yargılama düzenine geçilmesi şarttır.</strong></p>

<p><strong>“YARGILAMALARI CANLI YAYINLAYIN, MİLLET İZLESİN”</strong></p>

<p>Tutuklu yargılama kasıtlı yapılan ve haddini aşan bir işlemdir. Yazıktır bu insanlara… Ailelerine, çoluğuna, çocuğuna… Yazıktır, günahtır. Kaçma şüphesi yok, delil karartma yok ve bu masum insanlar tutuklu. Çünkü mesele hukuk değil. Adalet hiç değil. Onun için lütfen bu hatadan acilen dönün. Bu millet için dönün. Tutuksuz yargılama şarttır. <strong>Yargılamaları canlı yayınlayın, millet izlesin. Millet kim haklı, kim hukuku eğip büküyor, neler yapılmış, hangi kumpaslar kurulmuş, hangi kan donduran işlemler yapılmış görsün. İşte ben bunları eleştirdiğim için, milletimizin ve devletimizin hakkını savunduğum için buradayım. Yüce Yaradan’ın emri olan adalete sahip çıktığım için buradayım. Vazifemi yaptığım için buradayım. İstanbul’u iyi yönettiğimiz için buradayım. Talana izin vermediğimiz için buradayım. İstanbul’u yağmalamalarının önünü kestiğim için buradayım</strong>. <strong>Bakın, bizi silkelemeye kalktılar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi… Ne oldu? Çatır çatır açılışlarımıza devam ediyoruz. Burslarımızı veriyoruz, milletimize hizmet etmeye devam ediyoruz</strong>. Devlet mekanizmaları bile doğru dürüst açılış yapamazken biz her hafta açılışlar yapıyoruz. Yurt açıyoruz, insanlarımıza kreş yapıyoruz, ulaşımla ilgili desteklerimizi sunuyoruz. Bunun yanı sıra bu yıl 65 milyar lira SGK ve vergi ödeyen bir kurum olmamıza rağmen, neredeyse sıfır borç seviyesine ulaşmamıza rağmen, bir de üstüne günü geldiğinde 650 milyon doları yurt dışına, merkezi idarenin ertelediği gibi değil; çatır çatır ödeyen bir kurumuz aynı zamanda.</p>

<p><strong>“ANADOLU İRFANINA, TARİHİN AĞIR TERAZİSİNE BAKARAK YÜRÜYORUM”</strong></p>

<p>Yani hem mali disiplini olan hem milletine hizmette eksiklik yapmayan hem icraatçı… Yani hem halkçı, hem inşaatçı olmaya devam ediyoruz. Niye biliyor musunuz? “Her şeyi bilen kişi” olmadığım için. Her işin başına işini bilen kişileri getirdiğimiz için, liyakatli insanlarla çalıştığımız için… Geçmişte de bugün de öyle. Onun için o liyakat zincirleri üzerinden her insanımız işini yapıyor. “Ekrem’in talimatıyla” eğip bükmüyor. Ortak akılla devletine, milletine kamu hizmeti sunuyor. Halk burada. Türkiye bu anlamda gerçekten büyük bir eşiktedir. Ben en çok vazifeme dair beklediğim mükâfatın milletimizin duası olduğunu her yerde söyledim. Hiç kimseyle oy hesabı yapmadık. Milletten oy isterken bile “duanızı istiyorum” diyerek hareket etmiş bir insanım ben. Bilinsin ki; 86 milyon değil, milletin 100 yıllık devlet aklına ve bu toprakların adalet geleneğine, Anadolu irfanına, tarihin ağır terazisine bakarak yürüyorum. En büyük güvencemiz budur.</p>

<p>“<strong>KUMPAS KURANLAR KAYBEDECEK, HAKLI OLANLAR KAZANACAK”</strong></p>

<p>Kişiler gelir geçer. Bu da geçecek, az kaldı. <strong>Onun için hiçbir kumpas gizlenemez, hiçbir pusu örtülemez, hiçbir yalan ayakta kalamaz. Günü geldiğinde bu topraklarda adalet yeniden filizlenecek. O gün geldiğinde kumpas kuranlar kaybedecek. Haklı olanlar kazanacak. Ama esas olan 86 milyon insanımız kazanacak. Ben buradayım, milletimiz burada.</strong> Mücadelemiz adalet mücadelesidir. Bunu kimse engelleyemeyecek. <strong>Bahsi geçen bu bilirkişi dosyası uydurmadır, safsatadır. Adaletin yerini bulmasını elbette istiyoruz. Derhâl bu işin bitmesi gereklidir. </strong>Hukukçu değilim. Ben gönlümden kopanı söylemekte mecburum. Şimdi beraat verilerek, böylesi davaların kötü niyetli insanlara bile zarar verdiğini, böylesi davaların Türkiye’yi yorduğunu ifade ediyorum. Önümüzde var; çirkin davası, şu davası, bu davası… Yazıktır, günahtır. Allah milletimizi korusun. Hukuksuzların ve hukuksuzluk yapanların gazabından korusun. <strong>Onların günü az kaldı. Gidiyorlar. Milletimizin aklı, ortak aklı geliyor.</strong></p>

<h2><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) 12.12.25</strong></h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-bilirkisi-davasinda-manifesto-gibi-bir-konusma-yapti</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Dec 2025 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/07/imamoglu-ucak.jpg" type="image/jpeg" length="88743"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu Diploma Davasının 3.Duruşmasında Gürledi]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-diploma-davasinin-2durusmasinda-gurledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-diploma-davasinin-2durusmasinda-gurledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[18 Mart’ta üniversite diploması iptal edilen, 19 Mart’ta da yargı görünümlü sivil darbeyle özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İBB Başkanı, CHP ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, “resmî belgede sahtecilik” suçlamasıyla yargılandığı davanın üçüncü duruşmasında hâkim karşısına çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİPLOMA DAVASI’ YENİ HÂKİMİYLE GÖRÜLDÜ</strong></p>

<p>İmamoğlu, ilk iki duruşmada yer alan, ancak dosyadan el çektirilerek Kahramanmaraş’a atanan hâkim yerine görevlendirilen yeni yargıçla elindeki tüm gerçek belgeleri paylaşarak, savcılığın iddialarını bir bir çürüttü.</p>

<p><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner -Silivri - İstanbul </strong></p>

<p><strong>SIKAR! BIRAKAMAZSINIZ BENİ DEVRE DIŞI. BENİM ARKAMDA 86 MİLYON İNSAN VAR</strong></p>

<p>Hakkında açılan birbirinden absürt davalarla cumhurbaşkanlığı adaylığı yolculuğunun engellenmeye çalışıldığına vurgu yapan İmamoğlu, yeni hâkime, <strong>“Bu davanın benim nezdindeki ismi; diplomada sahtecilik, evrak sahteciliği davası değil, ‘Ekrem İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığının engellenmesi’ davasıdır. </strong></p>

<p><strong>SAVCILIK DİYOR Kİ; ‘İŞİMİZ SENİNLE. TALİMAT ÖYLE. ÇÜNKÜ, SENİ CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞINDA DEVRE DIŞI BIRAKMAK İSTİYORUZ…’</strong></p>

<p>Savcılık diyor ki; ‘İşimiz seninle. Talimat öyle. Çünkü, seni cumhurbaşkanlığı adaylığında devre dışı bırakmak istiyoruz…’ Sıkar! Bırakamazsınız beni devre dışı. Benim arkamda 86 milyon insan var, 16 milyon İstanbullu var… Bu baskı altında, bu atmosferde gerçekten bağımsız bir karar verebilecek misiniz? Ben bu soruyu aldım, buraya koydum” sözleriyle seslendi.</p>

<p><strong>KİMİN DİPLOMASI SAHTE, KİMİN DİPLOMASI GERÇEK, KİMİN DİPLOMASI VAR, YOK; ORTAYA ÇIKSIN</strong></p>

<p>“Ama buradan haykırıyorum” diyen İmamoğlu, Cesaretiniz varsa, kendinize güveniyorsanız, en önemlisi milletin emanetine sahip çıkacak yüreğiniz varsa, samimiyseniz, kul hakkını gerçekten savunuyor ve kul hakkına gerçekten saygınız varsa -CHP, AK Parti fark etmez- Türkiye'nin bütün merkezi ve yerel idare yöneticileri, en üst düzey bürokratları, herkesin mal varlığı en geniş biçimde incelensin.</p>

<p><strong>KİM RÜŞVETLE, İRTİKAPLA, KAMU GÜCÜNÜ, NÜFUZUNU KULLANARAK, MAL MÜLK SAHİBİ OLMAYA YELTENDİYSE, MİLLETİN GÖZÜ ÖNÜNE GELSİN</strong></p>

<p>Kanun tasarıları, önerileri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, en tepeden en tırnağa, diploması da incelensin, siyaset öncesiyle siyaset sonrası edindikleri mal varlıkları da incelensin. Tepeden tırnağa. Ak koyun kara koyun ortaya çıksın. Kim rüşvetle, irtikapla, kamu gücünü, nüfuzunu kullanarak, mal mülk sahibi olmaya yeltendiyse, milletin gözü önüne gelsin. Kimin diploması sahte, kimin diploması gerçek, kimin diploması var, yok; ortaya çıksın,” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>CESARETİNİZ VARSA, KENDİNİZE GÜVENİYORSANIZ, HERKESİN MAL VARLIĞI EN GENİŞ BİÇİMDE İNCELENSİN</strong></p>

<p>“Bu temizliği, millete karşı bu görevi yapabilecek iradeniz varsa, bir günde Meclis’ten bunu çıkartın, samimiyetinizi bu millete gösterin,” diyen İmamoğlu, “Meclis kursun komisyonu, hep birlikte yargılayalım, yargılanalım. Bu kumpaslardan, milletin vicdanına dokunan bu musibetten bir hayır çıkartalım. Verin talimatı; MASAK, BDDK, tüm siyasetçileri, üçüncü derece akrabalarına kadar bakılsın. Röntgeni çekelim, hasta haline gelmiş bu siyaseti var mısınız hep beraber düzeltelim?</p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN ERDOĞAN’A ‘HODRİ MEYDAN’ ÇIKIŞI: ÖYLE KÜRSÜYE DAYANARAK, MİKROFONA KONUŞARAK, ‘İRTİKAP, SUÇ, BİLMEM NE’ YARGISIZ İNFAZ YAPARAK, BENİ LEKELEYEMEZSİNİZ</strong></p>

<p>Buradan hodri meydan diyorum. Milletin eleğinden geçip, milletin huzuruna çıkartalım. Öyle kürsüye dayanarak, mikrofona konuşarak, ‘irtikap, suç, bilmem ne’ yargısız infaz yaparak, beni lekeleyemezsiniz. O dediğiniz sözlere şöyle yaparım sadece, şöyle. (Eliyle ceketinin kollarını silkeledi.) Bu kadar. O ahlak dışı ve gerçekten kötü sözlerin her birisi sahibine aittir. Söyleyene aittir. Ne diploma davası ne diğer davalar, ilahi adalete ve milletin vicdanına sımsıkı sarılıyoruz,” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>YENİ HÂKİME BU SORUYU YÖNELTTİ: BU BASKI ALTINDA, BU ATMOSFERDE GERÇEKTEN BAĞIMSIZ BİR KARAR VEREBİLECEK MİSİNİZ?</strong></p>

<p>18 Mart’ta üniversite diploması iptal edilen, 19 Mart’ta da yargı görünümlü sivil darbeyle özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun, “resmî belgede sahtecilik” suçlamasıyla yargılandığı davanın üçüncü duruşması da davaya bakan İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nin bulunduğu Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi yerine Silivri'deki salonda görüldü.</p>

<p><strong>‘DİPLOMA İPTALİ’ DAVASININ İDDİALARINI BİR BİR ÇÜRÜTTÜ</strong></p>

<p>CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, oğulları Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu, avukatlar, gazeteciler, İmamoğlu’nun Kıbrıs ve İstanbul Üniversitesi’nden arkadaşları ve kalabalık bir vatandaş topluluğu, duruşmada İmamoğlu’na destek verdi. Duruşmayı, Kahramanmaraş’a atanan hâkim Ali Doğan’ın yerine, hâkim Sinan Erdemli yönetti. İmamoğlu duruşmaya, katılımcıların alkışları eşliğinde girdi.</p>

<p><strong>“BU BİR DİPLOMA DAVASI DEĞİLDİR, BİR CUMHURBAŞKANININ </strong><strong>CUMHURBAŞKANI ADAYINI DEVRE DIŞI BIRAKMA MÜCADELESİDİR”</strong></p>

<p>Hâkim Erdemli, duruşma başında alkış yapılmaması ve görüntü kaydı alınmaması konusunda uyarılarda bulundu. İmamoğlu, hâkimin uyarılarına, “Görüntü iyidir” yanıtını verdi. Hâkim de İmamoğlu’na “İyidir ama yasak yani. Duruşma salonda görüntü almak yasak. Yasaya uymak gerekiyor,” şeklinde karşılık vererek duruşmayı başlattı. İmamoğlu’nun tarihi savunmasının ve hâkim Erdemli ile karşılıklı diyaloglarının tam metni şöyle oldu:</p>

<p>“Sayın hâkim, öncelikle söylediğiniz gibi, bir sözüm ona şikâyet üzerine başlayan bir şikâyet soruşturması, benim cumhurbaşkanı adaylığımı açıkladığım gün itibariyle bir adli soruşturmaya dönüştürüldü. Hem de mesai bitimine bir dakika kala! Dolayısıyla, bu bir diploma davası değildir, bir Cumhurbaşkanının cumhurbaşkanı adayına karşı siyasi bir davaya dönüşmüş, adayını tabiri caizse devre dışı bırakma mücadelesidir. Dolayısıyla, bu davayı bu gözle dinlemek ve algılamak gerekir. Ben bugün, Yunus'un sözleriyle başlamak istiyorum: ‘Dil söyler, kulak dinler; kalp söyler, kâinat dinler.’ Dolayısıyla ben, kalben konuşacağım, kalbimden konuşacağım. Sizin de beni, Türk milleti adına, aynı şekilde kalpten dinlemenizi diliyor ve istiyorum.</p>

<p><strong>YENİ HÂKİME BU SORUYU YÖNELTTİ: BU BASKI ALTINDA, BU ATMOSFERDE GERÇEKTEN BAĞIMSIZ BİR KARAR VEREBİLECEK MİSİNİZ?</strong></p>

<p>Bu minvalde bugün burada buluşmamızın ve bulunmamızın sebebi nedir diye baktığınızda; aslında ne yazık ki yüce Türk yargısı bina beğenmiyor, salon beğenmiyor, hatta yargıç beğenmiyor. Şu anda o duruma gelmiş bir pozisyondayız. Umuyorum sizin ve sizin gibi, yüce Türk yargısını temsil eden hâkimlerin başına bu tür olaylar gelmez. Ama geliyor! Ve ne enteresandır ki, hangi katrilyonda bir ihtimalledir ki, bu benim şu anda son 8 aydır, bir tanesi de daha önceden olmak üzere, yaklaşık 10-12 ilgili duruşmalardaki değişikliklere baktığımızda da bu dönemde gerçekten enteresan bir biçimde, Türk yargısı tarihinde, Türk siyaset tarihinde olmayacak uygulamalarla karşı karşıya geliyoruz.”</p>

<p>“<strong>SESSİZLİĞİN ÇOĞALDIĞI YERDE, ZULÜM CESARET BULUR”</strong></p>

<p>“Ama şunu söyleyeyim: <strong>Sessizliğin çoğaldığı yerde, zulüm cesaret bulur. Gücü elinde tutanlar, bu durumdan cesaret alır. Sınır tanımaz zalimlikler, hukuksuzluklar, zirveye çıkar. Buna fırsat vermemek adına, ben, şu anda kendimi 86 milyon insan adına en sorumlu kişi kabul ediyorum. Bu, benim hukuk mücadelem gibi görünmesin. Aslında benim mücadelem, bu cennet vatanda Türk milleti adına zalimliğe karşı bir mücadeledir</strong>.<strong> Zalimliğe karşı bu mücadeledeki kararlılığımı da Yüce Yaradan huzurunda burada ifade ediyorum… Ve yüce Türk yargısı huzurunda ve sizin huzurunuzda ifade ediyorum ki; beni hiçbir güç yıldıramaz. Emin olunuz ki, dünden daha güçlüyüm bugün. Yarın, bundan daha bin misli güçlü olacağım. Bir sonraki gün daha bin misli güçlü olacağım. Gücümün nasıl arttığını tarif dahi edemem. Çünkü 86 milyon yurttaş arkamdadır. Onların gücüyle de yol yürüyorum. </strong>Biz çok iyi biliyoruz ki; devletin meşruiyeti, vatandaşının suskunluğunda değil, sözünü korkmadan söyleyebilmesinde anlam budur. Çünkü demokrasinin nefesi, eleştiridir. Cumhuriyetin kalbi ise vicdanıdır. Biz, bu derin vicdana güveniyoruz. 86 milyonun vicdanını, irfanını harekete geçirmek için de sonsuz mücadele ettim, etmeye devam edeceğim...”</p>

<p><strong>“CUMHURİYETİN DÜŞMANI DÜŞÜNCESİNİ BİR KİŞİYE TABİ KILAN VE BOYUN EĞENLERDİR”</strong></p>

<p>“Cumhuriyetimizin en büyük düşmanı, farklı düşünenler değil, düşünmekten vazgeçenlerdir. Düşüncesini bir kişiye tabi kılan ve boyun eğenlerdir düşmanı Cumhuriyetin. Çünkü, düşünmeyen bir toplum önce adaletini, sonra özgürlüğünü, en sonunda da hafızasını kaybeder. Ben, binlerce yıllık devlet geleneğine sahip bu topraklarda, hafıza kaybına asla müsaade etmeyecek insanlardan birisiyim. Bu durum; devletin, milletin varlığı ve geleceğinin olmamasıdır. Bu devletin, milletin birliği, beraberliği ve bekası için mücadelenin kutsallığına inanan birisiyim. Bu kutsallık çerçevesinde de yoluma devam edeceğim. Vazgeçilmez mücadelemiz,</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilelebet yaşaması, güçlü bir demokrasiyle taçlanması ve adaletle bütünleşmesidir. Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız bütün olaylar, dediğim gibi, benim için sadece ve sadece mücadele gücümü arttıran hamlelerdir. İşte geleceğimizin bu menzile ulaşmamızla çok güzel olacağına olan inancım her geçen gün daha da artmaktadır. Konuşanı, eleştireni, fikrini söyleyeni, sabahın karanlığında, gün doğmadan gözaltına alıp hapse atabilirler. Beni ve birçok arkadaşımı, bu anlamda hukuksuzca hapiste tutsak edebilirler. Tecrit altında onlarca soruşturma, masumiyet karinesi ihlaline tabi tutabilirler. Ama susmayacağımızı, sesimizin daha gür çıkacağını ve cesareti de hep birlikte büyüteceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Bu, böyle bilinsin.”</p>

<p>“<strong>VE BURADA SUÇLAMAYA GELDİM…”</strong></p>

<p>“<strong>Ve burada suçlamaya geldim. Suçluyorum. Adaletsizliği suçluyorum. Milleti aldatanları, yargıyı, siyasetin aracı haline getirenleri suçluyorum.</strong> Ki birazdan dosyayla ilgili de nasıl aldatma unsurlarını harekete geçirdiklerini tek tek ifade edeceğim. <strong>Siyasetin gücüne, adalet erkini tereddütsüz teslim edenleri suçluyorum. Bu suçu işleyenlerin de mutlaka hukukun önünde hesap vermesi gerektiğine yüzde yüz inanıyorum. Ve bu adaletsizliğe imza atan, adaletsiz uygulamalara imza atan kişilerin de bu salonlarda, adil yargının olduğu günlerde, çatır çatır hesap vereceği günlerin de çok yakın olduğunun altını çizmek istiyorum.</strong></p>

<p>Onun için susmamanın, kimsenin susturulmamasına müsaade etmemenin de bugün bir vatan hizmeti, bir millet hizmeti, bir gelecek hizmeti olduğunun da farkındayım. <strong>Bugün konuşmazsak, ülkemizi çok daha zor günler bekliyor; bunu bilesiniz. Milletimiz adına hakikati konuşmak, kesinlikle sonsuz kararlılığımdır ve vazifemdir. Bu ülkede hukuk, artık hukukun kendi akışıyla da işlemiyor. İktidarın ihtiyaç duyduğu sonuçlara göre şekillendiriliyor.</strong>”</p>

<p>“<strong>ADIMIN GEÇTİĞİ TÜM CEZA DAVALARINDA HAKİMLERİN YERİ DEĞİŞTİRİLDİ”</strong></p>

<p>“Bakın; son zamanlarda yaşanan tablo bile, tek başına gerçekten ibretliktir. Şimdilik kısaca değiniyorum. Ahmak davasında, 19 Mart sürecinde, diploma davasında, diplomanın iptali idari mahkeme sürecinde, adımın geçtiği her ceza davalarında… İnanın şaka değil, gerçek. Üstüne basa basa söylüyorum: <strong>Adımın geçtiği tüm ceza davalarında hakimlerin yeri değiştirildi. Bu çok enteresan. Gerçekten sizin mesleğinizi korumak için bunun altını çiziyorum Sayın Hâkim. Sizin mesleğinizi korumak… Adalet mülkün temelidir, yani adalet devletin hizmetindedir, devletin temelini oluşturur. Bu duygu için, bu kavram için mücadele ediyorum. Siyasete tabi değildir. Yani siyasete mi tabiisiniz? Millet adına karar vermek için mi buradasınızın aslında ispatını, hep beraber yapmak durumundayız, yapmak zorundayız.”</strong></p>

<p><strong>“BU, DOĞAL AKIŞINDA İLERLEYEN BİR SÜREÇ DEĞİLDİR”</strong></p>

<p>“O bakımdan, İBB soruşturmasına bakacak heyetin yeniden kurulması, açıkçası bütün bunlar, gerçekten adil yargılama hakkının ayrılmaz parçası olan, ‘doğal hâkim ilkesinin’ nerede kaldığının da işareti, sorulması gereken bir sorusu olarak ifade etmek isterim. <strong>Sayın Hâkim, bu davanın hâkimi sizsiniz ve siz de bu dosyaya yeni atandınız. Bu gerçek bile tek başına şunu göstermektedir: Gerçekten bu, doğal akışında ilerleyen bir süreç değildir. Sizin için de kolay bir durum olmayacak. Bunun da farkındayım. Ama buradan başka bir göreve gönderilen hâkim için hiç kolay bir durum değil. Zan altında bırakıldığı bir ortam yaratılmıştır. Ve açıkçası, benim de adil yargılanma hakkımın elimden alındığını ifade ediyorum. Bu dosyanın her kritik aşamasında, yeni bir el tarafından yönlendiriliyor olması, büyük bir tehdittir. Öyle bir dava olmaz. Yani maç arasında hakem değiştirilmez.”</strong></p>

<p><strong>“BU SORUMU BÜTÜN TÜRKİYE DUYACAKTIR”</strong></p>

<p>“Sayın Hâkim, ben size ve makamınıza, elbette en üst seviyede saygı duyuyorum. Hayatta en sevmediğim şey, ön yargılı olmaktır. Annem-babam burada. Doğduğum andan itibaren ben hiç kimseye ön yargılı gözlerle bakmadım. Hayatta kimseyle kavga etmedim. Kimseyle kavga etmediğim gibi… Çocukken diyorlar hiç kavga etmedin mi? Vallahi etmedim. Ne kimseye dayak attım ama kimseden de dayak yemedim. Arkadaşlarım da burada. Öyle bir derdim hiç olmadı yani. Benim derdim, suhuletle ortamı mümkün olduğu kadar güzel bir hale getirebilmek ve oradan doğru bir kararın çıkabilmesini sağlamaktır. <strong>Mikroskopla baktılar; doğduğum günden bugüne analiz ediyorlar. </strong></p>

<p><strong>Her şeyime baktılar ama bir kavgamı bulamadılar, bir husumetini bulamadılar. Sadece birtakım insanları zorlayarak iftiracı yaptılar ya da yalancı tanık yaptılar ya da görünmeyen tanık haline, gizli tanık haline getirdiler. Onun için ben kendime güveniyorum ve bu manada sizin kişiliğinizle de devletin makamıyla da benim hiçbir derdim yok. Bunu böyle bilmenizi istiyorum. Ama sorum nettir ve bu sorumu bütün Türkiye duyacaktır. Bütün evraklarımın, yaptığım bütün işlemlerin, sunduğum bütün belgelerin tek tek gerçek olduğunu, sahte olmadığını ispat edersem, bunu sağlarsam, siz, bu baskı altında, bu atmosferde gerçekten bağımsız bir karar verebilecek misiniz? Ben bu soruyu aldım, buraya koydum.”</strong></p>

<p><strong>“HÂKİM DEĞİŞTİREREK ADALET DEĞİŞMEZ;</strong><strong>SAVCI TERFİ ETTİRİLEREK GERÇEK ASLA GİZLENEMEZ”</strong></p>

<p>“Ben burada, sadece kendim için değil, Türkiye'de görevini doğru yapmaya çalışan tüm hakimler için bu soruyu soruyorum. Ve bilinsin ki; <strong>hâkim değiştirerek adalet değişmez. Savcı terfi ettirilerek gerçek asla gizlenemez. Bugün gizlersiniz, yarın açığa çıkar. Operasyonlarla milletin iradesi asla ve asla esir alınamaz.</strong> Bu memlekette… -Tehlikeli bir soru soracağım: Su içebilir miyim?- <strong>Tabii usulsüz yargılamayla hareket edenlere, yargı erkini bağımsız bir şekilde hareket edemez hale getirenlere buradan söylüyorum: Siz, beni adalet adına yargılamıyorsunuz. Hukuka aykırı hareket ediyorsunuz. Bunlar, bir avuç insan. </strong></p>

<p><strong>Ben bu insanları ‘bir avuç insan’ diye ifade ediyorum ve ‘bir avuç muhteris’ diye ifade ediyorum onları. Liyakat ile değil, bir kişiye sadakatle yargılamaya çalışıyorsunuz. Ama nafile. Ben sizi, bu hamleleri yapanları, yüce Türk milleti adına yargılıyorum. Buna alet olan herkes, günü geldiğinde, adil yargı huzurunda hesap ve-re-cek. Ben dik dururum, millet dik durur; hukuk da er ya da geç yerini bulur. İşte bugün, bunun için buradayım</strong>.”</p>

<p>“<strong>NEYMİŞ? EVRAKTA SAHTECİLİK YAPMIŞIM! TAM BİR İFTİRA, KUMPAS…”</strong></p>

<p>Bu savunma ve savunmalarım, milletimiz adınadır. Çocuklarımız, gençlerimiz ve geleceğimiz adınadır. <strong>Sayın Hâkim, üzülerek ifade ediyorum ki; bugün bir kez daha Türkiye'nin gelmiş geçmiş en absürt, en saçma, en uydurma davasındayız. Diplomam iptal edilerek yapılan hukuksuzluğa, bu sefil iptal kararına altlık oluşturmak için açılan davadayız. Neymiş? Evrakta sahtecilik yapmışım! Tam bir iftira, kumpas… İçi yalanlarla, çarpıtmalarla ve aldatmalarla dolu bir iddia.</strong></p>

<p><strong>Savcılığın akıl almaz, zorlayıcı, ‘diplomayı iptal edin’ yazısı ile bu işlemi hukuksuzca, yetkisiz bir şekilde yaparak, İstanbul Üniversitesi tarihine kara leke olarak geçen, rektörlük ve yönetim kurulunun başlattığı sürecin desteklenmesi için</strong>… Ayakta zor duran bir iş çünkü. Ona bir destek lazımdı. Desteklenmesi için <strong>uydurulan davada bir aradayız.</strong> <strong>Türkiye'nin bütün saygın hukukçularına, tecrübeli hâkimlerine, profesörlerine, benim diplomamı sorsanız size vereceği yanıt tektir: Evet, diplomam anamın ak sütü kadar helaldir, yasaldır, meşrudur.</strong>”</p>

<p>“<strong>BU SUÇLAMALARI KABUL ETMİYORUM, ŞİDDETLE REDDEDİYORUM”</strong></p>

<p>“<strong>Kimsenin hakkını yemedim. Hiçbir evrakta sahtecilik yapmadım. Devletin üniversitesinin açtığı kontenjana, verdiği gazete ilanına başvurup, hak kazandım. Bu sebeple, devleti ve kurumlarını inkara varan ve sadece 19 yaşındaki Ekrem'i yargılamaya kalkan… </strong>19 yaşında… Geri sardı. Dünyayı geri sardı 35 yıl öncesine. 19 dokuz yaşındaki Ekrem'i yargılamaya kalkan <strong>bu suçlamaları kabul etmiyorum, şiddetle reddediyorum. Hatta bu suçlamaları yapanlar ve diplomamı iptal etme girişimi içinde olanlara karşı, sonsuz mücadele ile hakkımı arayacağımı buradan ilan ediyorum.</strong></p>

<p><strong>Özellikle devlet geleneğimize, devletin devamlılığı esasına, kurumların saygınlığına sürülen bir kara lekenin, bütün aktörleriyle, bu dünyada adil yargı önünde, çatır çatır, konumum ne olursa olsun, nerede olursam olayım, hesap soracağımı, yarın da öbür dünyada yüce Allah'ın huzurunda hesaplaşacağımı buradan ilan ediyorum. </strong>Bütün Türkiye'nin de bildiği gibi, burada bulunmamızın yegâne sebebi, milletimizin bana verdiği cumhurbaşkanı adaylığı görevidir. Öylesine bir adaylık değildir. 2 milyon Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyesi ve milyonlarca halkımızın sandığa gelip oy kullanması… 15,5 milyon insanın oy kullanarak, sonrasında da 25 milyonu aşan insanın imzayla destek verdiği bir süreçle, dünya tarihinde olmayacak bir şekilde, cumhurbaşkanı adaylığı görevimdir bütün sebebi.”</p>

<p>“<strong>BU DAVANIN BENİM NEZDİNDEKİ İSMİ; DİPLOMADA SAHTECİLİK, EVRAK SAHTECİLİĞİ DAVASI DEĞİL, ‘EKREM İMAMOĞLU'NUN CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞININ ENGELLENMESİ’ DAVASIDIR”</strong></p>

<p>“Bu sebeple, <strong>bu davanın benim nezdindeki ismi; diplomada sahtecilik, evrak sahteciliği davası değil, ‘Ekrem İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığının engellenmesi’ davasıdır</strong>. Demokrasiye, seçme ve seçilme hakkına, milletin iradesine, Türkiye'nin geleceğine böyle zorlama bir kararla el konulmaya çalışılması ne beni ne de milletimizi şaşırtmıyor. Milletçe bu absürt günleri hep beraber aşacağız. Şaşırtmıyor; çünkü, her şeyi yaptılar. Kaybettikleri seçimi iptal ettiler. Kaybettikleri seçimi uydurarak, yalan konuşarak, iftira atarak, ‘hırsızlar’ diyerek, ‘sandıklarda teröristler var’ diyerek iptal ettiler. Bir kişiye soruşturma açılmadı, bir kişi yargılanmadı. Ama millet, 13.600 oyu 806 bin oya taşıyarak, tokat gibi… Bir yanağından değil, iki yanağından ‘şırak’ diye tokat gibi yüzüne vurdu. Onun için bu millet şaşmaz.</p>

<p><strong>Bu absürt günleri aşacağız. Her türlü zorluğu çıkardılar. Ben, binlerce denetleme geçirdim, binlerce… Her türlü zorluğu, her türlü engellemeyi yaşadım. Onun için kendimi dünyanın en korkusuz insanı görüyorum. Tarihteki en korkusuz insanı. Kime karşı? Kötüye karşı. Kime karşı? Zalime karşı. Kime karşı? Zalimliğe karşı. Kime karşı? Adaletsiz olan herkese karşı</strong>. Bugünü yaşayan, bu süreci takip eden, özellikle geleceğimiz sevgili çocuklarımız ve gençlerimiz, asla ve asla bu tezgâhın içinde olanları affetmeyecek. Herkes, evindeki çocuk ondan hesap soracak. Burada bulunan bulunmayan, bu kararın içinde olan olmayan herkes hesap soracak. Çünkü ben, onlar için mücadele ediyorum. <strong>Bu sürecin içinde olanlar, kendi evlatlarının dahi yüzüne bakamayacak.</strong> <strong>19 yaşındaki bir gence, 35 yıl sonra, bir kişi istedi diye… Bir kişi… Bir bedel ödetmeye kalkan bir avuç muhterise, bu milletin vicdanı ve adil yargı çatır çatır hesap soracak.</strong>”</p>

<p>“<strong>TÜM KURUMLARI DÖNÜYOR, DOLAŞIYOR AMA </strong><strong>BİR TANE SAHTE BİR BELGE, EVRAK BULAMIYOR”</strong></p>

<p>“Hep birlikte davaya, iddia makamının sahtecilikle ilgili absürt tarifine geri dönelim. İddianame dosyasının öyle bitiş paragrafları var ki; bir türlü noktayı koyamıyor. <strong>Ben hayatımda, bu kadar virgülle sayfalar aktarılan bir tarif görmedim. Nokta koyamıyor. Çünkü uyduruyor. Somut bir belgeye dayandıramıyor. Çünkü yok. Yazıktır. Tüm kurumları dönüyor, dolaşıyor ama bir tane sahte bir belge, evrak bulamıyor. İddianamedeki ifadeler ve onlarca paragrafla izah edilenler, şimdi Türkiye'nin gündeminde olan iddianame gibi -mışlarla, -muşlarla dolu. </strong></p>

<p><strong>Ve aynı zamanda ‘zannediyorum, görmüştüm, duymuştum’un ötesine geçemiyor. Hatta yazılanı, çizileni çarpıtarak, yalanla ifade etme gayretine düşüyorlar. Bu yüz karası iddianamenin düzenlenmesi, Türk yargısının itibarını zedelemektedir. Bu işi bir an önce kapatın, bir an önce bitirin. Size tavsiyemdir Sayın Hâkim. Yüce Türk yargısının namusunu kurtarın.</strong> İşte bütün bu söylediğim çerçevede, elinizdeki dosyada sahte bir evrak da yoktur, evrak sahteciliği de yoktur. Bu arada, bu absürt davada dört taraf var: 19 yaşındaki ben… Hala 25 yaşında gösteriyorum. Enerjim yüksek yani, onu söyleyeyim. Girne Amerikan Üniversitesi, -eski adıyla University College of Northern Cyprus (UCNC)- İstanbul Üniversitesi ve YÖK. Ama enteresan olan şu ki; suçlanan ve cezalandırılmak istenen ben! Hem de 19 yaşındaki ben. Hatta…”</p>

<p><strong>HÂKİMLE DİYALOGLAR: “SADECE BENİM DOSYAMI AYIRIYORLAR.</strong><strong>SİZCE NİYE? CUMHURBAŞKANI ADAYI OLDUĞUM İÇİN OLABİLİR Mİ ACABA?”</strong></p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Araya girerek bir şey sormak istiyorum size. Şimdi 19 yaşındaki Ekrem İmamoğlu'nun bir dilekçesi var. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne yazmış bu yatay geçişle ilgili. Yatay geçiş yapmak istiyorsunuz, ‘ekonomik durumum iyi olmadığından ve öncelikle İstanbul Üniversitesi’nde okumak istediğimden’ diye bir gerekçe yazmışsınız. Ekonomik durumunuz iyi değil miydi o dönemde?</p>

<p>“Kriz vardı. İş hayatının içindeydim Sayın Hâkim. O mu dikkatinizi çekti sadece bizim dosyamızda? Bütün dosyada o mu dikkatinizi çekti? 19 yaşımda emekçiydim. İş hayatımı da anlatırım isterseniz.”</p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Bir de şey dikkatimi çekti. Girne Amerikan Üniversitesi’ne, banka hesabınızla ilgili yazı almışsınız. Sadece bunu açıklamanızı istiyorum. Onun için sordum.</p>

<p>“O bence zurnanın zırt deliği! Oraya gelene kadar daha çok şey anlatacağım size. Çok kötü yerden başladınız ama. Yani keşke bundan başlamasaydınız. Ön yargı oluşturdunuz. Bende ön yargı oluşmaz da ön yargı oluşturdunuz, yazık oldu. Sorunuz dursun, cevap vereceğim ben size. Çok kötü yerden başladınız, zurna tam böyle ‘zırt’ dedi! Bu bile ‘zannediyorum’a girer bu arada. Yani bu dediğiniz ‘zannediyorum’a girer. Ne evraktır ne evrakta sahteciliktir. Gerçekten zurnanın zırt dediği bir yer yani. Ben anlatacağım gerçeği de sizin için ‘zannediyorum’a girer. Size tavsiyem; sorularınızı lütfen iyi düşünün Sayın Hâkim. <strong>27 arkadaşımın hakkında da benzer iddia düzenlenmişken, çok enteresan bir şekilde, sadece benim dosyamı ayırıyorlar. Diyorlar ki, ‘Bu arada onların hiçbiri yargılanmasın.’ Ayırıyorlar, telaşla benim dosyamı, davaya dönüştürüyorlar. Ben de soruyorum: Sizce niye? Cumhurbaşkanı adayı olduğum için olabilir mi acaba? Bu zor bir soru çünkü.</strong> Buna ‘Bilemiyorum’ demeniz haklı. Çünkü bir kişiyi ilgilendiriyor. Saray’da duruyor!</p>

<p><strong>“BEN 19 YAŞINDA DA MÜCADELE EDERİM KÖTÜLERLE”</strong></p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Soruşturmayı ben yapmıyorum.</p>

<p>“Tamam, ben de size hâkim olarak soruyorum. O zaman iddia makamına mı soralım acaba? İsterseniz oraya soralım. Usule aykırı bir şey yapmak istemem.”</p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Siz savunmanıza devam edin</p>

<p>“Peki. Savunmama devam edeyim. Siz de sorularınızı düşünerek sorun.<strong> Savcılık diyor ki; ‘İşimiz seninle. Talimat öyle. Çünkü, seni cumhurbaşkanlığı adaylığında devre dışı bırakmak istiyoruz…’ Sıkar! Bırakamazsınız beni devre dışı. Benim arkamda 86 milyon insan var, 16 milyon İstanbullu var…</strong> ‘<strong>İşimiz seninle’ diyorlar. ‘Talimat öyle. Çünkü seni cumhurbaşkanı adaylığının bize zararı var, kurduğumuz düzene, kara düzene zararı var!’</strong> <strong>Çok net bir siyasi davalar zincirinin en absürt parçası, en absürt dili, en absürt ortamı diploma davası; ahmak davası, çirkin davası ve diğerlerinden absürt bir şekilde açık ara öndedir. </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hukuku ayaklar altına alan bu iddianamenin özündeki bir başka çarpıcı durum da esasen savcıların dönüp, tam 35 yıl önce, 19 yaşında olan Ekrem'i cezalandırmanın peşine düşmüş olmalarıdır.</strong> <strong>19 yaşında! Ben 19 yaşında da mücadele ederim kötülerle onu söyleyeyim yani. O gün de kararlıydım, bugün de kararlıyım. Allah'ıma şükürler. Kötülerle çatır çatır mücadele ederim. Burada bulunan herkesin evlatları için konuşuyorum, onu da söyleyelim</strong>. Savcılığın, ilgili hiçbir kuruma da ‘işim yok’ demesi, ayrıca trajikomik durumdur.”</p>

<p><strong>“HİÇBİR EVRAK BİLE SAHTE DEĞİL, AYNEN BENİM GİBİ GERÇEK”</strong></p>

<p>“Bir kez daha hatırlatalım ve gelin içinde hangi evraklar var; tek tek bir sahte belge var mı; tek tek, kısa kısa… Sadece göstereceğim ve yere koyacağım. Hiçbir evrak bile sahte değil. Aynen benim gibi. Ben ne kadar gerçeksem, onlar da her şeyiyle, tek tek gerçek. Sahte, aldatan tek bir hayat kesitim yok çünkü. Onun için şimdi ben o evrakları buraya almak istiyorum. Çok ilginizi çeken dilekçe bu. Bakın burada, sadece imzam zaman içinde olgunlaşmış, onun dışında her şey gerçek. Buradaki delikanlı da gerçek. 19 yaşında. Yani ergenliğin verdiği hafif bir çirkinlik olur bu yaşlarda efendim. Onun dışında gayet yakışıklı yine. ’88-89 öğretim yılında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, Southeastern Üniversitesi Washington DC adlı üniversitenin akredite etmiş olduğu…’ Bakın hep detayını yazıyorum.</p>

<p>Savcının iddianamesi o kadar yalan uydurma ki, şunları bile çarpıtarak yazmış. Gerçeği burada var yahu. 19 yaşındaki adamın yazdığına bak, yeter. ‘…akredite etmiş olduğu UCNC üniversitesinin önce hazırlık bölümünü, daha sonra da İngilizce işletme bölümünü de ikinci sınıfa alttan ders bırakmadan bitirdim. Öğrenimimin geri kalan bölümünü, Yüksek Öğretim Kurumu’na bağlı İngilizce işletme bölümünde bitirmek istiyorum. Bunun için gereğini arz eder, saygılar sunarım.’ Dilekçem. Bu kadar basit yani. Bu gerçek.”</p>

<p><strong>“ESAS GERÇEK NE BİLİYOR MUSUNUZ?”</strong></p>

<p>“Bakın esas gerçek ne biliyor musunuz? Esas gerçek bu. Bunu ben vermedim. Koca İstanbul Üniversitesi ilan verdi. Burada ‘şunlar giremez, bunlar giremez, şunlar hariç’ bilmem ne yok! ‘Başvuru yap’ diyor. Ve ben bu dilekçeyle başvuru yapıyorum. Bu da gerçek. Bakın; Milliyet Gazetesi’nde. Tam sayfa. Koca İstanbul Üniversitesi. 1453 kuruluşu...</p>

<p>Ekrem İmamoğlu değil. Benden bir sene önce de onlarca insan geçiş yapmış bu arada. Ben de onlardan öğrendim geçiş olduğunu. Sonra da burada gördüm ve bu gazete ilanına, devletin yüzlerce yıllık kurumunun ilanına güvenerek, başvuruda bulundum. Gerçek… Sapına kadar gerçek. <strong>O kadar özenli bir dilekçe hazırlıyorum ki, ekine okulumun broşürlerini koyuyorum. Okul nedir? Hangi okuldur? Nereden, nasıl akredite olmuştur? Nasıl üniversite diploma verir, nasıl vermez? Hepsini koymuşum. Başka dosyada bulamazsınız. Allah'tan ben bunları sakladım. Allah'tan yani. 19 yaşındayım ve kendi evraklarımı sakladım yani. ‘Yarın namus düşmanı, ahlak düşmanı, adalet düşmanı biri çıkar’ diye düşünmüşüm herhalde. Sakladım. Helal olsun bana.</strong>”</p>

<p><strong>“21 DERSİ DE ÇATIR ÇATIR VERDİM”</strong></p>

<p>“Öğrenci belgelerim var benim. Öğrenci belgelerim çok konuşuluyor bu öğrenci belgeleri. Öğrenci kaydıyla ilgili… Onun için buraya koydum. Nedir bu öğrenci belgeleri? Burada yazıyor. Bakın, UNCN Üniversite yazıyor. İstanbul Üniversitesi’nin bana verdiği öğrenci belgeleri... Hem de bir tanesi kayıttan 6 ay sonra. Neymiş efendim? ‘Kütük defterine Doğu Akdeniz yazılmış!’ Bankonun öteki tarafına sanki geçtim de ben, Doğu Akdeniz yazdım 50 tane öğrenciye. Benim işim mi? Bana soruyor bunu. Yani o aklı evvel savcı, bana soruyor bunu. Gerçek.</p>

<p>Bakın burada kabul belgem. Gerçek. Kabul belgesi. Burada üç tane üniversite hocasının imzası var Sayın Hâkim. Hangi dersleri alacağım, hangi derslerden muaf olduğum yazıyor. İki dersi muaf tutmuşlar, geri kalan bütün dersleri birinci sınıftan vererek, beni kabul etmiş. Öyle takdir etmişler. Ben, 21 dersle okula başladım. O 21 dersi de çatır çatır verdim. Tek derste okul uzattım, bir sene sonra da onu verdim ve mezun oldum o okuldan. Arkadaşlarımın bir kısmı burada. Az önce de gösterdiğim öğrenci belgesi, daha büyük görünsün diye burada. Bakın ne yazıyor burada. KKTC UCNC Üniversitesi. ‘Doğu Akdeniz’ yazmıyor yani. İstanbul Üniversitesi'nin bana verdiği belge bu.”</p>

<p><strong>İMAMOĞLU: “SİZ DE İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NDEN MİSİNİZ?</strong></p>

<p><strong>HÂKİM: EVET</strong></p>

<p>“Bakın; bu İstanbul Üniversitesi'nin bana verdiği belgeyi koymamın sebebi, demek istediğim şu; kütük mütük beni ilgilendirmez. Bak burada yazmış, İstanbul Üniversitesi vermiş. Hem de 1991 yılının Şubat ayında vermiş bunu bana. Kayıttan 5 ay sonra. Bir başka kurum için yine öğrenci belgesi istemişim, aynı şekilde okul düzenlemiş vermiş. Bakın, Şubat 91. Yazıyor burada, yine yazıyor? ‘İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi. Adı geçen öğrenci, fakültemizee KKTC UNCN Üniversitesi'nden ikinci sıra nakil olarak gelmiştir’ diyor. 6 ay sonra. Ben nereden bileyim kütüğü? Hani o kütüğe takmış ya kafayı! Bir yerden yakalayacak aklı evvel savcılık! Bu benim diplomam. Sapasağlam. Diplomam bu benim. Gerçek, sahte değil. Sayın Hâkim, bu benim mezuniyet belgem. Bunu da üniversite verdi bana. Ben almadım yani, üniversite verdi. Gidip alamazsın zaten. Siz de okul mezunusunuz. Siz de bir okul bitirdiniz. Hangi hukuk bilmiyorum. Siz de İstanbul Üniversitesi’nden misiniz?”</p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> İstanbul Üniversitesi</p>

<p>“Tamam. Ne güzel. Ne güzel bak, sizin de hakkınız yeniyor yani. Bu da gerçek. Ama bu gerçeğe geçmeden şu yalanı da çürütelim. Neymiş efendim? ‘Ekrem İmamoğlu'yla ilgili kitapta Doğu Akdeniz yazmış!’ Ne yazıyor burada? ‘Kıbrıs'ta Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin sınavlarına girdi ve inşaat mühendisliğini kazandı. Ancak Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde geçirdiği birkaç yıl fikrini değiştirdi, amcasını ikna ederek, Girne Amerikan Üniversitesi İşletme Bölümü’ne yazıldı.’ Kitapta yazan bu. Yani kitapta şunu yazdı! Yazdıysa yazdı kitapta, bana ne?’ Ama onu yazmamış yani. Yalanın ikincisi… Bu da benim arkadaşımın diploması. Yani, Girne Amerikan Üniversitesi'nde okumuş, bitirmiş, Kaan diye bir arkadaşım. Kaan, daha sonra Southeastern Üniversitesi olarak diplomasını alıyor bu arkadaşım. 1991’de diplomasını alıyor bu arkadaşım, aynı zamanda 95 yılında… Bakın; o üniversitede okumuş, bitirmiş, 95’te de YÖK’ten denkliğini alıyor bu arkadaşım. Yani benim okuduğum okul denk değil, öyle, böyle, kıyamet..! Çok önemli değil geçişimde ama bu arkadaşım orada üniversiteyi bitirmiş, 95’te denkliğini almış.”</p>

<p><strong>“ÜNİVERSİTE DİPLOMASI SADECE CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞINDA LAZIM”</strong></p>

<p>“Benim her şeyim gerçek. Bir şey daha gerçek burada. Onu da söyleyeyim. O da şu: Bakar mısınız? Cumhuriyet Başsavcılığı yazı yazıyor! Bu rezaleti, bu yazıyı yazanın yüzüne vurmak lazım her gün! Diyor ki; İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanlığı tarafından tanınırlık, yatay geçiş kontenjanları, ilan süreleri ve yatay geçiş kabulüne dair idari işlemlerin Yüksek Öğretim Kurulu kararlarına aykırı olarak yapıldığı tespit edilmiş olup...’ Tespit ediyor savcı! Savcı tespit ediyor, ‘Aykırı yapıldı’ diyor. Savcılık makamı böyle bir şey yazabilir mi yahu? İddiayı ortaya koyabilirsin.</p>

<p>‘Tespit edilmiş olup!’ Ekrem kaçıyor elden! Cumhurbaşkanlığı adaylığını ilan etti! Devirin adamın birisini! Devrilecek zaten, günün geldi mi gidecek, emekli olacak gidecek yani. Şimdi, ‘Bu bahse konu diplomanın kullanılmaya…’ Bakın; ‘bahse konuk diplomanın kullanılmaya, parantez içinde Yüksek Seçim Kurulu, parantezi kapat, devam edildiği, bu kapsamda diplomanın dayanak gösterilerek, kurulacak iş ve işlemlerin hukuka aykırı olmaması adına gerekli işlemlerin bir an önce yapılması…’ diyor. <strong>Üniversite diploması Türkiye'de, kamuda, sadece cumhurbaşkanı adaylığında lazım. Ayıptır yahu. Ayıptır yahu. Bu nasıl bir rezillik yahu? Şunu yazan savcı, bir de terfi alıyor! Allah akıl versin; terfi ettirene de terfi edene de Allah akıl versin. ‘Acele et’ diyor, ‘Hemen bunu kullanabilir!’ Parantez içinde de YSK diyor. Bu nasıl bir rezillik? Bu nasıl bir korku yahu? Nasıl korkuyor? Böyle korkunç bir adam değilim yahu!</strong>”</p>

<p>“<strong>SENİ HİKAYECİ, MASALCI REKTÖR”</strong></p>

<p>“Şimdi bu absürt davanın, işte aynı şekilde utanç verici, savcılık eliyle aldatma girişimi olduğunun da altını çizeyim. Adil yargılama hakkını tümüyle ihlal eden bu kötücül girişim, aynı zamanda davanın açılabilmesi, hatta devam edebilmesi için konuları tümüyle çarpıtarak sunmasıyla, sadece toplumu değil, yüce Türk yargısını ve hakimlik makamını da aldatmaya, yani sizi aldatmaya yönelik bir girişimdir bu. Bu dava, sadece yargı organları üzerinden değil, maalesef bazı akademik kurumlar üzerinden de siyasallaştırılmaya çalışılıyor. Bu süreçte hukuk dışına çıkmayı göze alarak, aldatma girişimleri ve hukuksuz yöntemlere suç ortaklığı yapan, suç ortağıdır. <strong>İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne ve rektöre de değinmek istiyorum. Bu zavallı rektör, çıkmış yandaş medyaya açıklamalar yapıyor. </strong></p>

<p><strong>Zavallı. Benim geçiş aldığım, geçiş yaptığım yıllarda geçiş yapan, yaklaşık 230 kişiyi araştırdıklarını anlatıyor zavallı rektör. Zavallı. Seni hikayeci, masalcı rektör. Ben kendisini ziyaret ettiğimde, korkudan odasına fotoğrafçı alamayan rektör. Zavallı rektör. Masalcı, hikayeci rektör. İptal kararından birkaç gün önce aradığımda da kısık, o incecik zavallı sesiyle, zor durumda olduğunu bana söyleyen rektör. Geçiş yapan gençlerin tek birini ilgilendirecek suç isnadı yokken, sanki ben suçluymuşum gibi, iktidarın talimatı ile karar veren rektör; seni kınıyorum. Bana zor durumunu o cılız sesinle ifade etmeni ve bana telefonda neler dediğini de burada anlatmayacağım. Buradan, yandaş gazetelerde kendini aklamaya çalışan rektöre sesleniyorum: Bir üniversite, kendi öğrencilerini, kendi mezunlarını siyasi operasyonlara malzeme yapıyorsa, artık eğitim kurumu değil, iktidarın propaganda aparatıdır.”</strong></p>

<p></p>

<p><strong>“BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ'NİN REKTÖRLERİNİ </strong></p>

<p><strong>VE ÖĞRENCİLERİNİ DE BURADAN SELAMLIYORUM”</strong></p>

<p></p>

<p>“Rektörlük makamı korkuyla yönetilemez. Bilim insanı baskıyla konuşmaz. Bilim insanlığı başka bir ahlak, başka bir erdem gerektirir. Devlet üniversitesi talimatla hareket edemez. Bu tavrı, Türkiye'nin en kadim üniversitesinin bütün akademisyenlerine, o üniversitede okumuş siz ve sizin gibilere ve okuyan öğrencilere havale ediyorum. Türkiye'deki bütün üniversiteye hazırlanan gençlerimiz, üniversite öğrencilerimiz ve akademisyenlerimiz merak etmesinler. Milletin iktidarında üniversite kayyımlarla, emirle hareket edenlerle değil, seçilmiş rektörlerle yönetilecek. Akademi siyasi rezilliklerin değil, bilimin ve hür düşüncenin yuvası olacak. Çarpıtma ve uydurma işte bu işler, bu şekilde inşa ediliyor. Asil mücadelelerini, okulları bilimle, erdemli bir şekilde yönetilsin diye yıllardır ortaya koyan Boğaziçi Üniversitesi'nin rektörlerini ve öğrencilerini de buradan selamlıyorum.”</p>

<p>“<strong>İDDİA MAKAMI, HAKİMLİK MAKAMINI ALDATMAYA ÇALIŞMIŞTIR”</strong></p>

<p>“<strong>Çarpıtma, uydurma ve ispatsız, sadece aleyhte evrakları dosyaya koymayı marifet sayan iddia makamının aldatma girişimlerinden çok önemli örnekler vereceğim Sayın Hâkim.</strong> İddianamenin 18. sayfasının beşinci paragrafında, YÖK Başkanlığı’nın -bakın aldatmaya bakın çok net- YÖK Başkanlığı’nın 29 Haziran 1988… Az önce siz de dediniz ya ‘93’ten sonra kabul etmiş denkliği’ diye. Öyle bir şey yok. 93’ten önce de bir belge yok. Yani sadece 91’den sonra bir belge yazıyor. Ondan önce bir belge yok. Yani İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi, Girne UNCN’le ilgili bir belge yok. Ama <strong>şöyle bir çarpıtma yapıyor: ‘YÖK Başkanlığı'nın 29.06.1988 tarihli 1830 sayılı yazısına istinaden, KKTC'de faaliyet gösteren yüksek öğretim kurumlarından, sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin YÖK tarafından tanındığının anlaşıldığı… Bakın, lafa bakın! Yazı bu. İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü’ne YÖK yazıyor. Yazının niye yazıldığını da şurada söyleyeyim. Yazı şunun için yazılıyor. Sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi soruluyor çünkü. Cevaben şu yazılıyor: ‘Kuzey. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Doğu Akdeniz Üniversitesi, kurulumuz tarafından tanınmakta olan bir yükseköğretim kurumudur.’ Nokta. Başka bir şey yok burada. </strong></p>

<p><strong>Ne ‘sadece’ var. Ne başka bir eğitim kurumu var. Bakın bu yazıda ‘sadece’ yok! Bunu bir savcı nasıl yapar yahu? Bunu bir savcı nasıl yapar? Bunu nasıl aleyhte bir evraka dönüştürür? YÖK'e sorulan soru Doğu Akdeniz Üniversitesi, YÖK'ün de verdiği cevap, ‘Doğu Akdeniz Üniversitesi kurulumuz tarafından tanınmakta olan bir yüksek öğretim kurumudur. Nokta. Bilgilerinize rica ederiz.’ Bu kadar! Buradan savcı, talimat almış ya terfi edecek ya görevli ya ‘sadece’yi eklemiş oraya!</strong> <strong>Onun için gerçekten kötü bir şekilde aldatma girişiminde bulunuyor bu girişim. Yüce Türk yargısını, milletimizi ve hakimlik makamını aldatma girişimidir. İddia makamı, hakimlik makamını aldatmaya çalışmıştır.</strong>”</p>

<p><strong>“DÖRT NALA KOŞUYORLAR. EKREM'İ İPTAL EDECEKLER”</strong></p>

<p>“Yine Özalp Tozan… Bizim UNCN’nin o dönemdeki genel sekreteri. Bu da çok tesadüf! Diplomanın iptalinden bir gün önce, koşa koşa… Bakın; 18 Mart'ta diploma iptal ediliyor, 17 Mart'ta koşa koşa jandarma adamı evinden alıyor sabah ve Ankara'da ifadeye götürüyor. Bir gün önce. Adam da diyor ki ifadesinde, ‘Southeastern Üniversitesi, uluslararası bir üniversiteydi. Girne Amerikan Üniversitesi, Amerika'daki üniversitenin şemsiyesi altında afiliye olarak kuruldu. Benim görev aldığım dönemde Girne Amerikan Üniversitesi'nin bizzat kendi bastığı bir mezuniyet diploması söz konusu değildir…’ Zaten ben başvuru belgemde yazıyorum bunu. ‘İlk mezunlarımızın diploması, Amerika'dan gelen Southeastern Üniversitesi, Rektörlüğü'nün verdiği diplomadır.’ Az önce gösterdim size bir örneğini sonradan da denklik belgesi almış bir arkadaşımın.</p>

<p>‘Bizim denkliğimiz, Amerika'daki üniversitenin denkliğinden geliyor’ diye ifadesi var sizde. Çok enteresan. Bir gün önce koşuyorlar ya; dört nala koşuyorlar. Ekrem'i iptal edecekler. Çünkü bir kişi talimat verdi. Zaten tanıtım broşüründe bunları tek tek size gösterdim. Az önce de Kaan arkadaşımın diplomasını da burada size gösterdim. İşte Southeastern Üniversitesi’nden 91 yılında aldığı diploması. Yine bu diplomanın 95 yılında aldığı denklik belgesi. Ben zaten başka bir şey dememiş ki!”</p>

<p>“<strong>MASALCI, HİKAYECİ SAVCI”</strong></p>

<p>“Bu neyi gerektiriyor? Ha şunu gerektiriyor: Peki savcılık, bu konuda 19. Sayfasında, beşinci paragrafında ne yazıyor? Hâkim Bey, burayı dinleyin<strong>. ‘Şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun referans olarak gösterdiği Özalp Tozan’ın alınan ifadesinde, tam anlamıyla bir üniversite olmadığı…’ Savcıya bak, hikâye yazıyor! ‘Tam anlamıyla bir üniversite olmadığı, şirket vasfında olduğu…’ Hikâye devam ediyor. Masalcı, hikayeci savcı. ‘Türkiye'de denkliğinin olmadığı ve bunun bilindiği…’ Hikâyeye ve masala devam ediyor. </strong></p>

<p><strong>Değerlendirmeye bakar mısınız yahu? Böyle bir şey olabilir mi? Bakın, bunların hiçbirinin bu arada benim evrakta sahteciliğimle, şununla, bununla ilgisi de yok. Ben sadece, sahteciliği nasıl savcılık makamını yaptığını anlatıyorum. Ben savcılık makamının nasıl sahtecilik yaptığını, kumpas kurduğunu anlatıyorum. Benim evraklarımla hiçbir ilgisi yok bu söylediklerinin? </strong>Diplomaya ve denklik kavramına hiç değinmiyor. Southeastern Üniversitesi’ne hiç değinmiyor. Bunları anlatmıyor. Yahu bu okul, rahmetli Rauf Denktaş'ın desteğiyle, Bakanlar Kurulu kararıyla kurulmuş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilk üniversitelerinden biri. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti benim onurum, sizin değil mi Sayın Hâkimim. Sizin de onurunuz değil midir yavru vatan? Öyledir değil mi? Teşekkür ederim. Yahu bunlara hiç değinmez mi bir insan? <strong>Aldatma girişimine devam ediyor. Çatır çatır devam ediyor. Niye? Talimat almış çünkü.</strong>”</p>

<p><strong>“YAHU YALAN KONUŞUYOR!”</strong></p>

<p>“İddianamenin son 19. sayfasının birinci paragrafında yine çok kritik bir çarpıklık ve aldatma var. Savcılık, genel bir cümleyle, sanki benimle ilişkili bir sözmüş gibi şunu ifade ediyor: ‘Yine yönetmeliğe aykırı şekilde, bulunduğu üniversitede transkriptlerinde başarısız ve alınan kredilerin eksiklerin olduğu…’ Yani beni ima ediyor. Yuvarlak konuşuyor ama. ‘İngilizce işletme programında, yurt dışı yatay geçiş başvurularına kabul edilen öğrencilerin herhangi bir dil seviye tespit sınavı ya da yeterlilik sınavı yapılmadığı anlaşıldığı…’ Yahu yalan konuşuyor! Transkriptim. Okula verdiğim transkriptim. Maşallah derslerim gayet güzel. Gayet güzel yani. Dört üzerinden dört değil. Ne kaldığım ders var, ne başarısız olduğum ders var. Not ortalamam…</p>

<p><strong>“SAVCILIK MAKAMI, ÇARPITMA VE ALDATMAYA DEVAM EDİYOR”</strong></p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> 2.50’ymiş herhalde.</p>

<p>“Tamam. Yani yeterliliğin üzerinde. Savcının yazdığını, savcının aldatmasını anlatıyorum size. Anlıyorum; siz savcı arkadaşınızı koruyorsunuz belki, ama korumayın yani. Korunacak biri değil. İşte burada. Transkriptim burada. Çatır çatır. Sapasağlam. Daha ötesi, ‘Dil seviye sınavına girmemiştir’ diyor. Allah'tan evrakımızı saklamışız yani. ‘Sayın Ekrem İmamoğlu, fakültemizde yatay geçiş talebiniz, yatay geçiş komisyonu ile yönetim kurulumuzca olumlu karşılanmış, ancak İngilizce kayıt yaptırabilmeniz için, 27 Eylül 1990 tarihinde, saat 10.00’da yapılacak İngilizce seviye tespit sınavı ve mülakata katılmanız gerekmektedir.’ E gitmişiz, buna katılmışız yani. Onun için de İngilizce bölümünü alınmışız, kabul belgemi az önce size gösterdim. Ayıp yahu. Koca savcıya bakar mısınız yahu? Yani bizzat çağrıldım, katıldım, buna göre dekanlığın onay yazısıyla okula kabul edildim. Az önce gösterdim kabul belgesini size. <strong>Savcılık makamı, çarpıtma ve aldatmaya devam ediyor. Kasıtlı bir şekilde bir işlem yapıyor. İddia makamını suçluyorum. Hakkımı arayacağım. Transkript gerçek, notlarım başarılı, sınav giriş belgem ortada, okul geçiş onayım ortada. Ayıptır, yazıktır. Türk yargısına ihanettir. Böyle savcılık, böyle iddia makamı olmaz, olamaz, olmamalı. </strong></p>

<p><strong>Keşke kendisi olsa burada da ona bunları söylesem.</strong> Sayın Savcı alınmasın diye böyle ifade ediyorum. Bir başka aldatma girişimi de İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne kütükte ‘Doğu Akdeniz Üniversitesi’ yazılması. İşte az önce gösterdim; 30 yıl sonra benimle ilgili yazılmış kitapta böyle ifadede bulundu diye bir şey yapıyor. Az önce kitapta geçen bölümü size okudum. Yani gerçekten anılan kitapta böyle bir bahis söz konusu olmadığını ilk duruşmada da göstermiştim. Bu çarpıtma ve aldatma girişimi, çok vahimdir. Kütükte ne yazılmış? Bu benim işim değildir. Gitsin onu oradaki memura sorsun. Benle alakası yoktur. Yani burada işte sizin mahkemenize hizmet eden kıymetli memur arkadaşlarımız var. Yani şimdi ben oraya geçeceğim, memur arkadaşlar yerine orada burada konuştuklarımı ben yazacağım, konumuna sokuluyorum Sayın Hâkim.”</p>

<p>“<strong>SELEFİNİZ SAYIN HÂKİM ALİ DOĞAN, BÖYLE BİR YANLIŞ BİR </strong><strong>İŞE DOSYAYA, MÜDAHALE ETME CÜRETİNE KAYITSIZ KALMADI”</strong></p>

<p>“Son olarak; <strong>19.09.25’te, ‘doktor’ unvanlı, ismini vermeyeceğim bir akademisyenin olduğu bahisle, tartışmalı bir geçmişi olan kişi, Kıbrıs'taki okullu kötüleyen, aşağılayan yazıları yayınlıyor. Ve savcı da alıyor bunu apar topar apar topar 29 Eylül'de dosyaya koyuyor. </strong>Bir şey buldu ya hani kötü yazan birini buldu. Ve bunu koyuyor. Allah'ı var, giden Hâkim Bey buna suç duyurusunda bulunmuş bu arada. Teşekkür ederim. Gerçekten niye suç duyurusunda bulundunuz? Bence haklı. İfade edeyim. Bakın burayı lütfen dikkatle dinleyin Hâkim Bey. Diyor ki bu ‘doktor’ unvanlı kişi… Hakkında başka şeyler de tespit ettik de ben kişiyle uğraşmak benim işim değil.</p>

<p>Bunu ben söylesem başıma neler gelir? ‘Türkiye, 350 yıldır bilim ve teknoloji uykusunda olan, gelişmemiş, vahşi bir Orta Doğu ülkesidir.’ Böyle yazıyor aynı kişi. Ben bunu desem var ya şu anda herhalde 9 yıl hapisle yargılardınız beni. O savcıya düşsem yani. Çünkü öyle davalarım var. Bu da öyle bir dava. Burada da öyle bir davadan bulunuyorum yani. İşte bu şahıs; bilirkişi, uzman veya davaya taraf olmayan bir kişinin beyan sunmasının mümkün olmadığı bir usulde, savcılığın, çarpıtma ve aldatmaya yönelik ne kadar teşne olduğunun ispatıdır.</p>

<p>Yüce Türk yargısı adına gerçekten çok üzgünüm. Ama dediğim gibi, <strong>selefiniz Sayın Hâkim Ali Doğan, böyle bir yanlış bir işe dosyaya, müdahale etme cüretine kayıtsız kalmadı ve gönderilen dilekçenin ‘lüzumsuz evrak’ olduğunu tespit edip, evrakın sahibi hakkında da suç duyurusunda bulunmaya karar verdi. Kendisine gıyabında, dosyasını savunduğu ve size lekesiz bir dosya bıraktığı için teşekkür ediyorum. Allah onu korusun, yolu açık olsun. O kadar net ifade edeyim</strong>.”</p>

<p><strong>“BUNLAR BİR ŞEY İFADE ETSİN SİZİN İÇİN SAYIN HÂKİM”</strong></p>

<p>- Hâkim: İddianamede delillerden biri de İBB, bu internet sitesinde, sizin Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne yatay geçiş yaptığınızı yazmış…</p>

<p>“Yazmış bir aklı evvel. Savcı sorgusunda öğrendim. Savcı da yazmış. Ama bu 19 yaşındaki bir işin sahteciliği olmaz yani Hâkim Bey. Sizce olur mu? Çok net soruyorum. 25 sene sonra birisi yanlışlıkla internette bir şey yazmış… Bu kadar evrak sundum, bu değersiz, o değerli mi sizce mesela? Çok değerli bir evrak mı? Fakirliğim sizi ilgilendirdi bir; bir de bu internet sitesindeki konu ilgilendirdi sizi. O dönem sıkıntılarım vardı. 19 yaşındaydım. Sıkıntılarım vardı, İstanbul'a gelmek istiyordum.</p>

<p>Yeterli mi sizin? Teşekkür ederim. Biliyorsunuz; her konu, her soru, her karar herkesi takip eder yani. Sayın Hâkim, bugün burada konuştuğumuz mesele, sadece diploma değil. Türkiye'de bir siyasetçiyi bertaraf etmek için hangi yöntemlere başvurduğunun ibretlik bir tablosudur? Algılamanızı ve hissetmenizi isterim. Dilerim. Dua ederim. Yüce Türk yargısı adına. Sizin adınıza. Ülkenin bütün yargıçları adına dua ederim. Gözaltına alınmamdan bir gün önce, benim diplomam iptal edildi. Bir gün önce. 23’ünde ön seçim vardı. 4 gün önce, 5 gün önce. Bunlar bir şey ifade etsin sizin için Sayın Hâkim.”</p>

<p>“<strong>DÜPEDÜZ PLANLANMIŞ BİR OPERASYONDUR”</strong></p>

<p>“Bakın tekrar söylüyorum: Bir gün, bir nefes alıp vermek kadar kısa bir zaman aralığı, <strong>bu bir tesadüf değildir, bir hata değildir, bir yanılgı değildir. Düpedüz planlanmış bir operasyondur. Planlı bir operasyon. O yüzden soruyorum: Bu neyin aceleciliği? Bir gün önce diploma, bir gün sonra yüzlerce arabayla, yüzlerce polisle, bütün şehri kapat. Binlerce polis görevli. İstanbul'u zapt et, operasyon yap. Bu neyin hırsı? Bu neyin korkusu? Kimden korktunuz? Bu neyin motivasyonu? Bu ülkede hangi hukuki süreç böyle bir hız rekoru kırıyor? Öyle bir hız rekoru nerede görülmüş? Bunlar sizin için bir şey ifade etsin Sayın Hâkim.</strong></p>

<p><strong>Etmeli, düşünmelisiniz. Ancak öyle yastığa başınızı rahat koyabilirsiniz. Onu söyleyeyim. Kim için? Ne için? Hangi işlem? Kimin diplomasını iptal ederek, iki gün sonra gözaltı zemini hazırlanır? Bir gün sonra! Bunlar planlı işler. Planlı operasyon. Telefonun ucunda kim var? Hangi devlet ciddiyeti böyle bir komediye imza atar? </strong>Siz, Cumhurbaşkanı'na, ‘Efendim merak etmeyin, biz diplomayı da iptal ederiz mi’ dediniz? ‘Her işi yaparız mı’ dediniz? Ya da o kişiden böyle bir talimat mı aldınız? <strong>Bir insanın diplomasını önce iptal edip, bir gün sonra gözaltına alan irade, hukuk peşinde değildir. Bir gün önce bunu yapıp, bir gün sonra operasyon yapan irade, öç alma peşindedir. Korku peşindedir. Siyasi bir karakter suikastı peşindedir.</strong>”</p>

<p>“<strong>GECE YARISI İMZALADIĞINIZ KUMPASLAR, BENİM İÇİN VIZ GELİR TIRIS GİDER”</strong></p>

<p>“<strong>Bu zamanlamaya imza atan irade, hukuka değil, kendi hırslarına çalışmaktadırlar. Bu hız, bir davayı çözmek için değil, bir insanı, bir siyasi figürü, bir umudu, bir iradeyi çökertmek içindir. Ama bilsinler; bu yapılanlar benim önümü kesmez, beni sindirmez, beni korkutmaz. Aceleyle aldığınız kararlar, hırsla yazdığınız senaryolar, gece yarısı imzaladığınız kumpaslar, benim için vız gelir tırıs gider.</strong> Çünkü bu millet artık çok net görüyor Sayın Hâkim.</p>

<p><strong>Burada yürüyen şey, hukuk değildir. Yapılan bütün işlemler, yüz karasıdır. Hırsın kör ettiği bir siyasi talimat dizisidir. Onun için burada dimdik ayaktayım. Açıkçası, alelacele yazılan ve yapılan her adım, her karar ve her operasyon, kendi çöküşlerinin belgesidir. O yüzden sorumu soruyorum ve ısrarla soruyorum. </strong></p>

<p><strong>Neyin hırsı? Neyin korkusu? Neyin telaşı? Tabii bunun cevabını ben de biliyorum, millet de biliyor. Tarih de bunun cevabını yazacak. Söylüyorum: Bırakmak istemediğin, kalkmak istemediğin o koltuk senin değil, milletin koltuğu. Millet istediğini oraya koyar, istediği zaman istediği kişiyi oradan kaldırır. Bu çok net. Bunu bu tarih defalarca yazdı. Bu ülke defalarca yazdı.</strong>”</p>

<p><strong>“ÖYLESİNE GÖZÜ DÖNMÜŞ DURUMDALAR Kİ”</strong></p>

<p>“Şimdi bütün bu belgelerin doğruluğu ayan beyan ortadayken, bunca kişi ve kadim kurumların dahil olduğu bir sürecin, siyasi operasyonun faturası, 19 yaşındaki Trabzonlu bir delikanlıya, gence kesilmeye çalışılıyor. Hem de zamanda yolculuk yapılıyor, 35 yıl geriye sarıyor ve hani Ekrem İmamoğlu öyle bir şey ki; aynı anda İstanbul'da, aynı anda Girne'de, aynı anda YÖK'te, bütün kurumları ayarlamış, bütün iş ve işlemleri planlamış, tasarlamış bir durumda anlatılıyor. Talimatın şiddetine, siyasetin yargıya müdahalesine, millet iradesinin üstünlüğünü unutan kibre, koltuk hırsının getirdiği bir sonuçtur bu. Utanç vericidir. Öylesine gözü dönmüş durumdalar ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni bile tanımamayı göze alırlar. ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni nasıl iptal ederiz’ diye düşünürler. Ellerinden gelse, rahmetli kurucu Rauf Denktaş'a, o günkü Bakanlar Kurulu kararına da saygısızlık yapmakta geri durmazlar. Yazıklar olsun. Ben gene de bu vesileyle Kıbrıs'a selam ediyorum. Yeni seçilen Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman'a başarılar diliyorum. Kıbrıslı dostlarıma, orada geçirdiğim, o güzel cennet gibi yurt köşesinde geçirdiğim iki yıla, emeği geçen herkese minnet duygularımı iletiyorum. Onlara haklarını helal etsinler diye de buradan selam ediyorum.”</p>

<p>“<strong>HİÇBİR ŞEYİN GERÇEK OLMADIĞI, HER ŞEYİN MÜMKÜN OLDUĞU ZAMANLAR”</strong></p>

<p>“<strong>Güzel bir söz var: ‘Hiçbir şeyin gerçek olmadığı, her şeyin mümkün olduğu.’ Tam böyle bir şey yaşıyoruz aslında. Yani en otoriter devletlerde bile bunu anlatsak, gerçekten gülerler. ‘Nasıl böyle bir şey yapmışlar’ diye gülerler. Ülkenin başındaki zihniyetin ve rejimin bu ve benzeri davalardan, yargıya müdahalelerden zevk alıyor olması da çok ilginç bir durumdur. Ülkenin başındaki zihniyetin bu durumu, gerçekten politika sınırlarına sığmayacak izah edilmeyecek bir durumdur. </strong></p>

<p><strong>Psikolojik olarak ciddi değerlendirilmesi gereken, devletin kurumlarına zararının araştırılması gereken patolojik bir durumdur.</strong> Onun için mücadelenin çok büyük olduğunu, gerçekten tümüyle maruz kaldığımız masumiyet karinesinin ihlali, gizlilik ilkesinin ihlali, adil yargılanmanın ihlali, tutuksuz yargılama ve yasaların herkese eşit uygulanması gibi tüm prensipleri, hukuk kurallarının ihlalinin yaşandığı bir ortamı gerçekten buradan bütün ülkemize tekrar hatırlatıyorum.”</p>

<p>“<strong>BUGÜN BENİM DİPLOMAMA EL KOYAN AKIL, YARIN SİZİN DİPLOMANIZA, MALINIZA, MÜLKÜNÜZE, ŞİRKETİNİZE ÇÖKER”</strong></p>

<p>“Buradan uyarmaya devam ediyorum. Bu doymak bilmeyen mevcut sistemde hayatı normal akışında gören insanlara bir duyuru yapıyorum: ‘Bana bir şey olmaz’ kimse demesin. ‘<strong>Bana bir şey olmaz’ diyen insanları, tekrar uyarıyorum. Muhalifi ve farklı düşüneni, yakın olanı, yandaşı ayırt etmez. Bu, canavarlaşmış bir düzendir. Yutmayı aklına koymuş ve canavarlaşmış bir sistem akışında sadece sıranızı beklersiniz. Ve dişleri bedeninize geçtiğinde, uyanırsınız ama iş işten geçmiş olur. Her kesimden yurdum insanına sesleniyorum. </strong></p>

<p><strong>Her siyasi görüşten; iktidar partili veya ortağı fark etmez. İş insanıymış, kulüp başkanıymış, hakemmiş, oymuş, buymuş fark etmez. ‘Ya ben onunla çok iyi görüşürüm. Arada gider otururuz, içeriz kahveyi’ falan fark etmez. Tehlike altındasınız. Uyarıyorum. Kafanızı istediğiniz kadar kuma sokun, her şeyinizle açıktasınız. Güvende değilsiniz ve tehlike altındasınız. Uyarıyorum. Bugün benim diplomama el koyan akıl, yarın sizin diplomanıza, malınıza, mülkünüze, şirketinize çöker. Yapar bunu. Bunları yaşıyoruz şu anda. Yapılıyor zaten. 102 yıllık partinin binasına çökmeye çalışmanın da anlamı budur.</strong>”</p>

<p>“<strong>BUGÜN SADECE BİR DİPLOMA DAVASINI KONUŞTUĞUMUZU SANANLAR, YANILIYOR”</strong></p>

<p>“<strong>Cumhurbaşkanı, ‘Benim siyaset yaptığım arkadaşlarım bugün benimle olmasalar da onlar benim yol arkadaşımdır, kaderdaşımdır’ dedikten sadece iki gün sonra, en zor anlarında yanında olan Hüseyin Kocabıyık'ı hapse atmadı mı? Uydurma cümleler üzerinden şu anda hapiste değil mi? Yıllarla yargılanmıyor mu? Sınır tanımaz. Geldiği nokta budur. Bugün sadece bir diploma davasını konuştuğumuzu sananlar, yanılıyor. Türkiye'de adaletin nasıl adım adım yok edildiğini konuşuyoruz. Bu ülkede bugün yaşananlara bakınca, insanın insan ol olarak sorması gereken sorular vardır. Bu ülkeyi hala bir hukuk devleti mi zannediyorsunuz?</strong></p>

<p><strong>Yoksa kâğıt üzerinde hukuku olan ama fiiliyatta hukuku olmayan bir rejime mi döndük? Bu soruları sormak zorundayız.</strong> ‘Bu ülkede hukuka inanıyorum. Hukuk devletiyiz’ diyenler yüzde 20’nin altına düşmüştür. Acıdır bu, vahimdir. Ticaret olmaz, bereket olmaz, iş dünyası olmaz, yurt dışından sermaye gelip yatırım yapmaz. Yoksul daha fazla yoksullaşır. Asgari ücret yerlerde sürünür. İnsanlar geçinemez. Bu ülkede çalışanların yüzde 65-70’i asgari ücret alıyor. Sebebi budur. <strong>Türkiye'nin en yüksek yargı mercii olan Anayasa Mahkemesi, ‘Bu karar uygulanacaktır’ diyor, ancak karar uygulanmıyor. Dünyanın neresinde görülmüştür bir devlet kendi anayasasını uygulamaktan kaçsın? Nerede görülmüştür bu? Bu ülkede artık Anayasa var ama uygulanmıyor. Bu cümle, tek başına hukuk devletinin ölüm ilanıdır. Bunları düşünmeden bu davaya bakıyorsanız, yanılıyorsunuz.</strong>”</p>

<p><strong>“BİR ÜLKEDE HAKİMLER SUSARSA…”</strong></p>

<p>“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ‘Serbest bırakılmalıdır’ diyor. Ama hükümet, bir adım bile atmıyor. Yani Türkiye, tüm dünya önünde kendi imzasını inkâr ediyor. Yargı bağımsızdır! Mikrofon uzatılsa da ‘yargı bağımsızdır’, uzatılmasa da giderken böyle ‘yargı bağımsızdır’ diyen yetkililerle karşı karşıyayız. Utanç verici. Utanç verici. Tüm Türkiye, bu ortamda bu soruları sordu. ‘Bu nasıl bir devlet yönetimidir?’ sorusunu sordu. Bir devlet kendi imzasını yok sayarsa, bu devletin, bu ülkenin yurttaşı, hukuka nasıl güvensin? Yüzde 80’in üstündeki insan diyor ki, ‘Ben hukuka güvenmiyorum.’ Bundan daha vahim ne olabilir? Oymuş, siyasetmiş, iktidarmış, hükümetmiş; geçin bu işleri.</p>

<p>Bu ülkede bugün masum insanların yıllarca cezaevinde tutsak edildiği bir dönemin içindeyiz. Kumpas davalarında yüzlerce insan tutsak edildi. Siyasi davalarda binlerce insan, yıllarca özgürlüğünden oldu. Gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler, öğretmenler, gençler her biri yıllarca içeride tutuldu. Hepimiz şahitlik ettik. ‘Delil’ diye dava dosyasında konan şeyler, vicdanı olan her insanın yüzünü kızartacak düzeydeydi. <strong>Eğer Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı bir ülkede hakimler susarsa, eğer AİHM kararlarının yok sayıldığı bir ülkede mahkemeler ses çıkarmazsa, eğer masum insanlar cezaevinde yıpranırken yargı başını çevirirse ne olur? Bu sadece hukukun çöküşü olmaz. Bu, adalet mülkün temelidir, adalet devletin temelidir sözünün gereği, bir devletin çöküşü anlamına gelir.</strong>”</p>

<p>“<strong>FENERBAHÇELİLER, GALATASARAYLILAR, BEŞİKTAŞLILAR, TRABZONLULAR; SİZİ UYARIYORUM. KULÜPLERİNİZ DE ELDEN GİDER”</strong></p>

<p>“Tekrar ediyorum: Yalnızca bu davada değil, adımı taşıyan her davada sistematik bir tabloyla karşılaştık. Bugün burada sadece kendimi değil, o tabloyu ve o tabloyu yaratmak isteyen zihniyeti de ortaya koymak zorundayım. Çünkü millet bunu bilmeli. Tarih bunu yazmalı. Biraz önce açıkladım: <strong>Ahmak davasında, 19 Mart sürecinde ve diğer davalarda, yakın zamanda adımın geçtiği bütün ceza davalarında, şaka değil gerçek, heyetler değişti, hakimler değişti; değişmeye devam ediyor… Kısacası, devre arası hakem değiştiriyorlar. Bir tek VAR odası kaldı. Zaten orası da onların elinde. Fenerliler, Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar, Trabzonlular; sizi uyarıyorum. </strong></p>

<p><strong>Kulüpleriniz de elden gider. Yıllardır futbolcu transferine karıştınız. Ben 30 yaşında kulüp yöneticiliği yaptım. Malzemeciyi oraya gönderirken bile karıştınız. Teknik direktöre siz karar verdiniz. Kulüp başkanlarına siz karar verdiniz. Futbol Federasyonu başkanlarına da siz karar verdiniz. Neymiş? Bahis çetesini çökertiyorlarmış! Yahu her gün binlerce çete örgütü üyesi tutuklanıyor, operasyonlar yapılıyor. Zannedersin ki düne kadar CHP iktidardı da birileri iktidar oldu, temizlik yapıyorlar. Bu pisliği kim yaptı? Her gün alt yazıda bunları görmekten utanç duyuyoruz. Onun için en baştaki sözü tekrar ediyorum: Hiçbir şeyin gerçek olmadığı, her şeyin mümkün olduğu bir hale getirdiler ülkemizi</strong>.”</p>

<p><strong>“MEMLEKETİN ARACININ DİREKSİYONUNDAKİ SÜRÜCÜ, ARTIK YORGUN”</strong></p>

<p>“Bakın; 86 milyon insanımıza sesleniyorum. Lütfen beni kulağınızla değil, Yunus'un dediği gibi, güzel kalbinizle dinleyin. <strong>Memleketin aracının direksiyonundaki sürücü, artık yorgun. Uzun süredir araç kullanıyor. Uykusuz, yorgun ve dikkatini yitirmiş. Aynı zamanda, gergin ve öfkeli. ‘Dinlen’ diyorsun, direksiyonu bırakmıyor. ‘Uyu’ diyorsun, ‘Araba benim, bırakmam’ diyor. Bu iktidar ve sistem, artık kimseyi dinlemiyor. ‘Kötü kullanıyorsun, araba artık dökülüyor. Bir durup nefes alalım. Herkes rahatlasın’ diyoruz, ‘Kimse bu arabana inemez’ diyor, gaza bastıkça basıyor. Artık her virajda iki tekerlek, uçuruma doğru yoldan çıkıyor. </strong></p>

<p><strong>Anlayacağınız; şoförün gerçeklikle bağı kopmuş. Onun için ‘gerçek’ diye bir şey yok. O yüzden her şey mümkün. Şimdi bu aracın yolcularına görev düşüyor. Aramızdaki farklılıkları, ön yargıları ya da umursamazlığı bir kenara bırakma vakti geldi de geçiyor. Milletçe, eksiksiz ayağa kalkma zamanıdır. Bu absürt davayı açabilenlerden her şeyi bekleyin. Ya bekleyip sıranın size gelmemesi için dua edeceksiniz ya da bu yapıya hep birlikte, korkmadan karşı çıkacağız. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz. Bunun başka bir yolu yok.”</strong></p>

<p><strong>“ADALET VE GÜVEN ORTAMI, BARIŞ VE HUZUR İSTİYOR BU MİLLET”</strong></p>

<p>“Milletimiz artık yoksulluğu değil, geleceği ve çocukları için başını öne eğdirmeyecek bir yaşamı istiyor. Adalete güvenmek istiyor. Mahkeme kapısından çekilmek istemiyor. Sabahın karanlığında polisin, jandarmanın kapılarını çalmasını istemiyor. Evinde eşiyle, mahallede arkadaşıyla siyaseti konuşurken kelimelerini seçmek zorunda kalmak istemiyor. Gençlerimiz artık kaliteli, parasız eğitim istiyor. Çocuklar, gençler telefonda bile konuşurken ‘dinleniyorum’ diye korkmak istemiyor. Kadınlar güven içinde olmak istiyor. Huzur içinde yaşamak istiyor. İş insanından girişimcisine, çiftçisinden esnafına, hukukun üstün olduğu, güven ortamının iş hacmini, üretimi yükselttiği, adil paylaşımın olduğu bir ülke istiyor. Liste uzar gider… Adalet ve güven ortamı, barış ve huzur istiyor bu millet. Bu şekilde oluşan bir ortamda, barışı tesis edemezsiniz. Bu milletin geleceğini güven altına alamazsınız.”</p>

<p>“<strong>BURADAN AYNI ZAMANDA HAYKIRIYORUM”</strong></p>

<p>“Ekrem'in diplomasını alalım, istediğimizi hapse atalım… Düşünenlere, talimat verenlere, açıkçası yapanlara Allah akıl versin. Herkes biliyor ki; benim diplomam, cumhurbaşkanlığı adaylığım için gereklidir ve diplomamın elimden alınmasının sebebi budur. Nokta. Diplomanın alınmasının, bütün tutuklu ailelerin uğradığı zulmün ve tüm Türkiye'ye söylemeye çalıştıkları yalanların hiçbir önemi yok. Bırakın Ekrem İmamoğlu'nu mercek altına almayı, doğduğum günden bugüne, ceddimin mezar taşlarına kadar mikroskopla incelediler. Tarih böyle bir şey görmedi. Mikroskopla. İncelenmeye ve saygısızca didik didik edilmeye de devam ediliyorum. Ama olsun, sorun yok.</p>

<p><strong>Ama buradan aynı zamanda haykırıyorum: Cesaretiniz varsa, kendinize güveniyorsanız, en önemlisi milletin emanetine sahip çıkacak yüreğiniz varsa, samimiyseniz, kul hakkını gerçekten savunuyor ve kul hakkına gerçekten saygınız varsa -CHP, AK Parti fark etmez- Türkiye'nin bütün merkezi ve yerel idare yöneticileri, en üst düzey bürokratları, herkesin mal varlığı en geniş biçimde incelensin. Kanun tasarıları, önerileri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, en tepeden en tırnağa, diploması da incelensin, siyaset öncesiyle siyaset sonrası edindikleri mal varlıkları da incelensin. Tepeden tırnağa. Ak koyun kara koyun ortaya çıksın. Kim rüşvetle, irtikapla, kamu gücünü, nüfuzunu kullanarak, mal mülk sahibi olmaya yeltendiyse, milletin gözü önüne gelsin. Kimin diploması sahte, kimin diploması gerçek, kimin diploması var, yok; ortaya çıksın</strong>.”</p>

<p>“<strong>BURADAN HODRİ MEYDAN DİYORUM”</strong></p>

<p>“<strong>Bu temizliği, millete karşı bu görevi yapabilecek iradeniz varsa, bir günde Meclis’ten bunu çıkartın, samimiyetinizi bu millete gösterin. Meclis kursun komisyonu, hep birlikte yargılayalım, yargılanalım. Bu kumpaslardan, milletin vicdanına dokunan bu musibetten bir hayır çıkartalım. Verin talimatı; MASAK, BDDK, tüm siyasetçileri, üçüncü derece akrabalarına kadar bakılsın. Röntgeni çekelim, hasta haline gelmiş bu siyaseti var mısınız hep beraber düzeltelim? Buradan hodri meydan diyorum. Milletin eleğinden geçip, milletin huzuruna çıkartalım. Öyle kürsüye dayanarak, mikrofona konuşarak, ‘irtikap, suç, bilmem ne’ yargısız infaz yaparak, beni lekeleyemezsiniz. O dediğiniz sözlere şöyle yaparım sadece, şöyle. (Eliyle ceketinin kollarını silkeledi.) Bu kadar. O ahlak dışı ve gerçekten kötü sözlerin her birisi sahibine aittir. Söyleyene aittir. Ne diploma davası ne diğer davalar, ilahi adalete ve milletin vicdanına sımsıkı sarılıyoruz.</strong> Evet, kızgınım. Evet, hakkımı savunmaktan geri durmayacağım. Ama yüce Türk yargısına yapılanlara da üzülüyorum. Siz, Sayın Hâkim, daha önce bu iddianameye karşı beyanlarımı sunmuş olsam da yüz yüzelik ilkesi gereği burada size son dönemde tespit ettiklerimle ve tekrar hatırlatmam gereken unsurları sunmak zorunluluğum vardı. Buna en üst seviyede hassasiyet ve imkân tanıdığınız için size teşekkür ediyorum.”</p>

<p><strong>“SAVCI ORAYA DA GİRSİN, ASKERLİĞİMİ DE İPTAL ETSİN?”</strong></p>

<p>(Duruşma hâkimi, tekrar İmamoğlu’nun hayat hikayesinin anlatıldığı kitaba ve İBB sitesinde yer alan özgeçmiş yazısına ithaf yapınca tekrar söz aldı.)</p>

<p>“Bu tamamen bir uydurma yani. Az önce dediğim gibi, aldatma girişimi savcının. Niyet okumak, ‘zannediyordum’ demek gibi bir şey. Bu nasıl olabilir Sayın Hâkim? ‘Bildiği’ diyor bakın. Diyorum ki ben de size, burada bir tane evrak var, koca İstanbul Üniversitesi'nin ilanı. Ben de ilana gidip başvurmuşum. Nasıl biliyorum ben mesela? Benden önceki sene, onlarca insan geçiş yapmış. Yani 19 yaşındaki insana bu savcıyı soran akla ne diyebilirsiniz yani? ‘Aldığı evrak’ dediği diploma. Yüksek Seçim Kurulu'na kullanmadım ben.</p>

<p>Yüksek Seçim Kurulu'na sadece verirsiniz, iş olsun diye. Çünkü ben, ilçe belediye başkanı ve büyükşehir belediye başkanı oldum. Orada da yüksek öğrenim diploması gerekmiyor Sayın Hâkim. Askerlik şubesine de verdim belgemi. Lise diplomam yoksa ne vereceksiniz Sayın Hâkim. Onu da iptal edin. Yani askerliğimi de iptal edin benim. Savcı oraya da girsin, askerliğimi de iptal etsin. Doğum belgemi de bulamazlar. Belki onu da iptal edebilirler. Allah'tan annem babam burada. Bir ara babama da çocukken diyordum ki, ‘Düğününüzü hatırlıyorum.’ O da diyordu, ‘Düğünümüzü hatırlayamazsın oğlum.’ Niye dediğini anlamamıştım o zaman.”</p>

<p>“<strong>MESELA HAKİMİN NİYE SÜRÜLDÜĞÜNE BU KADAR İLGİ DUYMADIĞINIZI DA ÜZÜLEREK TAKİP EDİYORUM”</strong></p>

<p>(Hâkim, ‘fakirlik’ konusuna da tekrar girerek, ilgili yazının İmamoğlu’nun kendisine ait olup olmadığını sordu.)</p>

<p>“Tabii benim yazın. Fakir olmamı sevmiyor musunuz? Yani zengindim de arada bir fakirlik dönemim hoşunuza mı gitti, anlamadım? Sahtecilikle ne ilgisi var, onu anlamaya çalışıyorum Hâkim Bey. Evrakta sahtecilikle ne ilgisi var? Onu açıklayın, ben cevap vereceğim size. Ya şimdi şöyle sahtecilikle ilgisi nedir? Söyleyin cevap vereceğim. Ayan beyan bir soru soruyorum: Fakir olmamla zengin olmamın sahtecilikle ilgisi nedir? Ondan sonra cevap vereceğim size.</p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Yani zengin miydiniz o zaman peki?</p>

<p>“Allah'a şükür, iyiydi de para, nakit sorunu çekiyorduk o zaman. Mal satamıyorduk. Körfez krizi vardı, ekonomik kriz vardı. Babam İstanbul’daydı. Geçmek istiyordum. Ne kadar merak ettiniz fakirliğimi yahu? Geçiş olmadığını biliyorduk. Ama bizden bir sene önce insanlar geçince, öğrendik, geçiş oluyormuş.</p>

<p>Fakirliği çözemedim ama yani. Siz fakir misiniz mesela? Subjektif bir soru da onun için soruyorum. Şimdi insan vardır milyarları vardır, zengin değildir; insan vardır, bin lirası vardır, zengindir yani. Benim de gönlüm çok zengin. Yani bu yoksulluk meselesine bu kadar eğiliminizi gerçekten merak ettim yani. Bunun sahteciliğe katkısı ne onu anlamaya çalışıyorum. Evrakı sormuyorsunuz. Evrakın içindeki ekonomik durumumun iyi olmadığına takıldınız. Ekonomik durumun buraya geçişle alakalı hiçbir artı ya da eksi katkısı yok. Doldururken aklıma o gelmiş ve yazmışım yani. Ama kayda geçsin yani. <strong>Sizin hâkim olarak merak ettim bu fakirlik ve yoksulluk, zenginlik kavramına bu kadar ilginizi… Mesela hakimin niye sürüldüğüne bu kadar ilgi duymadığınızı da üzülerek takip ediyorum yani. Keşke ona da bir laf etseydiniz, bir çift laf etseydiniz. Allah sizi de korusun bu görevinizde bu arada. Allah sizi de bu makamda korusun.</strong> Hepimizi tabii ki korusun.”</p>

<p><strong>“SİYASİ BİR DAVADA BURADA MAĞDUR ROLÜNDEYİM”</strong></p>

<p>(Hâkim, YÖK kararına gönderme yapınca…)</p>

<p>“Benim geçiş yaptığım dönemden önce yok dedim. O 91’de. Benim geçiş yaptığımdan önce yok. Sonra olunca geçerli midir Hâkim Bey? Sorayım yasal olarak. Öğrenmek istiyorum yani. 91’de olunca, 90’ı bağlar mı hukuken? 91’deki bir kararın 90’ı bağlama şansı var mıdır hukukta? Ben hukukçu değilim. Gerçekten merak ediyorum. Buna da cevap verin. Yani şunun gibi bir şey: ‘Bu beyaz mı Sayın Hâkim’ gibi bir şey söylüyorum ben size. 91’de alınan bir karar, 90’daki kararı bağlar mı bağlamaz mı?”</p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Şimdi siz sanık rolünde olduğunuz için…</p>

<p>“Sanık rolünde değilim ben. Sanık da değilim. Öyle kabul etmiyorum ben kendimi. Ben şu anda, siyasi bir davada burada mağdur rolündeyim ben, yani rolse ismi.”</p>

<p><strong>“SİZ DE ‘ROL’ DEĞİL, HAKİMLİK MAKAMINDASINIZ”</strong></p>

<p>- <strong>Hâkim: </strong>Şimdi biz de hakimlik rolünde olduğumuz için…</p>

<p>“Siz de ‘rol’ değil, hakimlik makamındasınız.”</p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Hakimlik rolünde olduğumuz için, soruları biz soruyoruz, siz de cevap veriyorsunuz. Biz de vicdani karar olarak bir karar vereceğiz.</p>

<p>“Ben de arzu ederim ki yara almayın. Sorduğunuz sorularda beni itham altında bıraktığınız bazı konularda, hukukun eylem olarak net tariflediği hususlardaki keşke net cevap verseniz. Mesela; 91’deki bir karar… Ya da şöyle bakalım mesela. Bugün bir karar aldık. 5 sene önceki bir şeyi etkiler mi? Anayasa bir karar aldırıyor, 5 sene önceki bir konuyu etkiler mi mesela?”</p>

<p>“<strong>BENİM BİR SÜRÜ LÜZUMSUZ DAVAM VAR”</strong></p>

<p>Avukat savunmalarının ardından yeniden söz alan İmamoğlu, şunları söyledi:</p>

<p>"Bu davanın burada sürdürülmesi kadar vahim bir durum yoktur. Burada karar vermelisiniz ve bu kararın çok net talebi şudur: 'Türkiye, hukuku siyasete teslim etti' veya 'Türkiye'de hakimler hukuku savunmaya cesaret etti.' Çok net. Bu bağlamda, burada bir karar verilmesi gerçekten sizi de yüce Türk yargısını da yükten kurtarır. Bakın,<strong> benim bir sürü lüzumsuz davam var: Ocak ayında 'çirkin' davası var; Yargıtay'da 'ahmak' davası var. Efendime söyleyeyim, İBB'nin yargılanacak olduğumuz 'yolsuzluk ve terör' davası var. 'Casus' davası var. Bakın, hepsi absürt ama bu açık ara en absürt olanı. Bunun yarattığı leke; iddia makamına söylüyorum, el birliğiyle yarattıkları leke, bunları da lekeli hale getiriyor, daha fazla lekeli hale getiriyor. Açık ve net söyleyeyim. Burada beraat kararı verilmesi gerekir. Bir an önce bu davanın bitmesi gerekir. Yüce Türk yargısının rahatlaması gerekir; ayıptır, yazıktır, günahtır</strong>."</p>

<h2><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-diploma-davasinin-2durusmasinda-gurledi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 19:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/07/imamoglu-ucak.jpg" type="image/jpeg" length="47730"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu'ndan Demokles' in Kılıcına İsyan]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglundan-demokles-in-kilicina-isyan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglundan-demokles-in-kilicina-isyan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi, “ihaleye fesat” iddiasıyla yargılanan seçilmiş İBB Başkanı, CHP ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun, “Savunmamı SEGBİS ile değil, fiziken, yüz yüze yapmak istiyorum” talebini, geçtiğimiz 11 Temmuz’da görülen duruşmada kabul etti. Ancak mahkeme, duruşmada verdiği kararından rücu ederek, İmamoğlu’nun 24 Ekim’de görülecek duruşmaya, SEGBİS ile katılım sağlaması yönünde karara vardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İMAMOĞLU’NUN ‘İHALEYE FESAT’ DAVASINDAKİ ‘TUHAFLIKLAR’ BİTMİYOR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemenin yeni kararına itiraz eden İmamoğlu, avukatları aracılığıyla itiraz dilekçesi sundu. Avukatlarının itiraz dilekçesiyle yetinmeyen İmamoğlu, kendi el yazısıyla mahkemeye talep notu iletti.</p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NUN ‘SEGBİS’LE DEĞİL, YÜZ YÜZE YARGILANMAK İSTİYORUM’ TALEBİNİ DURUŞMADA KABUL EDEN MAHKEME KARARINDAN CAYDI</strong></p>

<p>İmamoğlu, yazısında, “Devam etmekte olan dava sürecinde, dosya tamamlanmış ve mahkemenin tayin ettiği iki ayrı bilirkişi heyet raporuyla da ihaleye fesat suçunun oluşmadığı ve bir kamu zararı bulunmadığı ortaya konmuş olmasına rağmen, bir karar vermeyi bırakın, savcılık tarafından esas hakkındaki mütalaanın dahi 20 Kasım 2024 tarihinden bu yana verilmemiş olması nedeniyle, maalesef sürekli ertelenen bir dava süreci ile karşı karşıyayım. Karşı karşıya kaldığım bu ‘yargılanamama’ nedeniyle, sayın mahkeme huzurunda bizzat hazır bulunarak kendimi ifade etmek, mahkeme huzurunda savunmalarımı yüz yüze yapmak istiyorum,” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><img alt="" height="967" src="https://istanbultimescomtr.teimg.com/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/10/imam-el-yazisi.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="700" /></p>

<p><strong>İMAMOĞLU MAHKEMEYE YAZI YAZDI: SÜREKLİ ERTELENEN BİR DAVA SÜRECİ İLE KARŞI KARŞIYAYIM</strong><br />
<br />
İçişleri Bakanlığı, 2022 yılında Büyükçekmece Cumhuriyet Savcılığı’na şikâyet dilekçesi vererek, 19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde, 2015 yılında düzenlenen bir ihale için suç duyurusunda bulundu.</p>

<p><strong>KARŞI KARŞIYA KALDIĞIM BU ‘YARGILANAMAMA’ NEDENİYLE SAVUNMALARIMI HUZURUNUZDA YÜZ YÜZE YAPMAK İSTİYORUM</strong><br />
<br />
Soruşturma sonunda, İmamoğlu hakkında, Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde “ihaleye fesat” davası açıldı. Mahkeme, İmamoğlu’na 3 yıldan 7 yıla kadar hapis ve siyasi yasak istenen davanın 409 gün içerisinde karara bağlanmasını önüne hedef olarak koydu. Ancak davanın açılmasının üzerinden geçen yaklaşık 3 yıl ve görülen 11 duruşmaya rağmen bir karar çıkmadı.</p>

<p><strong>5 CELSEDİR MÜTALAA BEKLEYEN HÂKİM DİYARBAKIR’A TAYİN EDİLDİ</strong></p>

<p>Savcılık makamı, 2 bilirkişi raporundan sonra ara karar verilmesine rağmen, yargılama heyetine 5 celsedir mütalaa sunamadı. Davanın mütalaa bekleyen hâkimi, geçtiğimiz 20 Haziran'da yayımlanan son HSK kararnamesiyle Diyarbakır'a tayin edildi. Yeni görevlendirmelerin henüz yapılmaması sebebiyle, geçtiğimiz 11 Temmuz’da görülen duruşmada, geçici hâkim ve savcı yer aldı.</p>

<p></p>

<p>İmamoğlu, avukatları aracılığıyla, geçici heyetten bir sonraki celseye SEGBİS yoluyla değil, fiziken katılmak istediğini beyan ederek, bu yönde ara karar verilmesini talep etti. İmamoğlu’nun talebini kabul eden geçici heyet, seçilmiş İBB Başkanı’nın 24 Ekim 2025 gününe ertelediği duruşmada hazır edilmesi için Marmara Ceza İnfaz Kurumu’na müzekkere yazılmasına hükmederek duruşmayı erteledi.<br />
<br />
<strong>GEÇİCİ HEYET, DURUŞMADA KABUL ETTİĞİ “FİZİKİ KATILIM” TALEBİNİ, CELSE DIŞI ARA KARARLA REDDETTİ</strong><br />
<br />
İmamoğlu, 14 Ekim’de avukatları Kemal Polat ve Nusret Yılmaz aracılığıyla davaya bakan mahkemeye dilekçeyle başvurarak, Büyükçekmece Adliyesi’ndeki duruşma salonunun yetersizliği nedeniyle yaşanılması muhtemel yoğunluk vb. sorunlar nedeniyle, savunma hakkının uygun koşullarda kullanılabilmesini temin amacıyla duruşmanın Silivri Ceza İnfaz Kurumu 1 No’lu Duruşma Salonu’na alınmasının yönünde talepte bulundu.</p>

<p>Mahkemeye sunulan dilekçede, “Ancak sayın mahkemenizce bu talebimiz reddedilmiş ve daha önce verilmiş bulunan ara kararından rücu edilerek, Marmara Ceza İnfaz Kurumu’na yazılan müzekkerenin işlemsiz iadesi istenmiştir. Tarafımızca duruşmada müvekkilin hazır bulunacağı beyan edilmiş olmasına rağmen, talebimizin aksine önceki ara kararından rücu edilmiş olması, müvekkil yönünden yeni bir hak ihlali oluşturacağı gibi, duruşmanın daha uygun fiziki koşullarda yapılması talebi adeta cezalandırılmıştır,” denildi.<br />
<br />
<strong>İMAMOĞLU’NUN AVUKATLARI: MÜVEKKİLİMİZ SEGBİS İLE DEĞİL FİZİKEN HAZIR BULUNMAK İSTİYOR</strong><br />
<br />
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi ile Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarına atıf yapılan dilekçede, “Müvekkil Ekrem İmamoğlu, önceki dilekçelerimizde de açıkladığımız gibi, 24.10.2025 günlü 11. duruşmada, sayın mahkeme huzurunda SEGBİS ile bağlanarak değil, bizzat fiziken hazır bulunarak beyanlarını sunmak, savunmasını yapmak, hukuki dinlenilme hakkını kullanmak istemektedir ve bu isteğini tarafımıza yazılı olarak da iletmiş olup, müvekkilimizin yazılı talebini de sayın mahkemeye dilekçemiz ekinde sunuyoruz,” ifadelerine yer verildi.<br />
<br />
<strong>İMAMOĞLU’NDAN EL YAZILI TALEP: “İHALEYE FESAT SUÇUNUN OLUŞMADIĞI ORTAYA KONMUŞ OLMASINA RAĞMEN…”</strong><br />
<br />
İmamoğlu, kendi el yazısıyla kaleme aldığı ve dilekçe ekiyle mahkemeye sunulan talebinde şu ifadelere yer verdi:<br />
<br />
“Hakkımda 2023 yılının başında açılmış olan Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi'nde devam etmekte olan dava sürecinde, dosya tamamlanmış ve mahkemenin tayin ettiği iki ayrı bilirkişi heyet raporuyla da ihaleye fesat suçunun oluşmadığı ve bir kamu zararı bulunmadığı ortaya konmuş olmasına rağmen, bir karar vermeyi bırakın, savcılık tarafından esas hakkındaki mütalaanın dahi 20 Kasım 2024 tarihinden bu yana verilmemiş olması nedeniyle, maalesef sürekli ertelenen bir dava süreci ile karşı karşıyayım.<br />
<br />
Karşı karşıya kaldığım bu ‘yargılanamama’ nedeniyle, sayın mahkeme huzurunda bizzat hazır bulunarak kendimi ifade etmek, mahkeme huzurunda savunmalarımı yüz yüze yapmak istiyorum. Bu nedenle 24.10.2024 tarihli duruşmada, Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde bizzat hazır bulundurulmam yönündeki talebimi el yazımla da dile getirdiğim haliyle, sayın mahkemeye yeniden verecek olduğunuzu bildiğim dilekçeniz ekinde ivedilikle sunmanızı rica ederim.”</p>

<h2><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)</strong></h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglundan-demokles-in-kilicina-isyan</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Oct 2025 17:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/10/eko-yatay.jpg" type="image/jpeg" length="47196"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu Sadece Bir Savunma Değil Aynı Zamanda Hukuksuzluklara Ciddi Bir İsyandır]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/bu-sadece-bir-savunma-degil-ayni-zamanda-hukuksuzluklara-ciddi-bir-isyandir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/bu-sadece-bir-savunma-degil-ayni-zamanda-hukuksuzluklara-ciddi-bir-isyandir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, "Resmî belgede sahtecilik" suçlamasıyla yargılandığını davanın duruşması, Silivri'deki salonda gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İMAMOĞLU: “BU İDDİANAMEYİ BİR SONRAKİ SEÇİMDE KENDİSİNİ YENECEĞİNİ BİLDİĞİ KİŞİ YAZDIRDI”</strong></p>

<p><strong>İmamoğlu özetle şunları söyledi:</strong></p>

<p><strong>“Bu iddianamenin okunduğu zaman, karşınızda 35 yıl önce 18 yaşında bir delikanlının bütün bu işleri nasıl yaptığını, bu hayal dünyasını bir savcının nasıl kurabildiğini, bu saçmalığı ve bu gerçekten ahlak dışı bir metni nasıl yazabildiğini, ben tasavvur edemiyorum. Ama şunu ediyorum: Bu iddianameyi, o yazmadı. Bu iddianameyi bir sonraki seçimde kendisini yeneceğini bildiği kişi yazdırdı. İddianamenin özü ve neti budur. Başka bir anlamı da yoktur. Bunu başta söyleyeyim. Bu bağlamda, davanın gerçekten varlığı bile yüz karası bir durumdur.”</strong></p>

<p><strong>İstanbul Times Haber Merkezi  -Hüseyin Çetiner - Silivri - İstanbul </strong></p>

<p><strong>TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNDE GELEN FIRSATLARI KAÇIRIYORUZ</strong></p>

<p><strong>“Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 Şubat'ta İstanbul Üniversitesi'ne yazı yazıyor. Sadece bir cümlesini okuyacağım. 24 Şubat’da diyor ki, ‘Acele et, hemen karar ver, hemen karar ver!’ Çünkü diyor, ‘İstanbul Üniversitesi Dekanlığı tarafından tanınırlık, yatay geçiş kontenjanları vesaire vesaire dair idari işlemlerin, Yüksek Öğretim Kurulu kararlarına aykırı olarak yapıldığı tespit edilmiş olup, bahse konu diplomanın kullanılmaya, parantez içinde, YSK ve bunun gibi, devam edildiği..’. Telaş ediyor, Ekrem İmamoğlu gider, Yüksek Seçim Kurulu'na Cumhurbaşkanı adayı olarak başvurur diye, başsavcı telaş ediyor. Yazan savcı telaş ediyor. Kendini ele veriyor. Bu evrak, aslında işin özeti. Çünkü YSK’ya, üniversite diploması, Sayın Hakim'im, bir tek cumhurbaşkanı adaylığı için veriliyor. Başka hiçbir makam için verilmiyor. Sadece cumhurbaşkanı adaylığı için. Bu tam bir rezalettir.”</strong></p>

<p><strong>“BİZİ ZANNEDİYORLAR Kİ ZİNDANLARDA SUSTURABİLECEKLER. SUSMAYIZ, SUSMAYIZ. SUSMAYACAĞIZ”</strong></p>

<p><strong>“Kendisinde olmayan bir evrakın üzerinden, memleketi bu kadar zora sokmanın bir anlamı yok. Gerçekten bu ülkenin artık bir umut seferberliğe ihtiyacı var. Şu saçma sapan işlerden acilen kurtulmaya ihtiyacı var. Milletin parası cebinde eridi. Türk yargısı yerle bir edildi. Yerle bir. Yargılama yapılmıyor. İnfaz yapılıyor, yargısız infaz. Umut seferberliğine ihtiyacımız var, umut seferberliğine. Biz, işte bu umut seferberliğine talibiz. Milletimize korkuyu değil, umudu yaşatmak için de asla vazgeçmeyeceğiz. Bizi zannediyorlar ki zindanlarda susturabilecekler. Susmayız, susmayız. Susmayacağız.”</strong></p>

<p><strong>“BİZ ÖNÜNÜZDE CEKETİMİZİ İLİKLERİZ, AMA SİZİN ÖNÜNÜZÜ İLİKLEYECEĞİNİZ KİMSE YOK BU TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NDE”</strong></p>

<p><strong>“Siz bu ülkenin sandığını ve geleceğini koruyacaksınız, siz. Adalet. Önemli bir göreve talipsiniz, hepimizden daha önemli göreve. Biz önünüzde ceketimizi ilikleriz, ama sizin önünüzü ilikleyeceğiniz kimse yok bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde.”</strong></p>

<p><strong>“Toplumun yüzde 70’i, ‘Evet terörsüz bir Türkiye, insanların eşit olduğu, insanların hak ve hukukunun korunduğu, bu toplumun 86 milyon insanımızın eşit hissedar şeklinde yaşamın gerçeklerinin en iyi bir biçimde, her insanın, her haneye en pozitif şekilde dağıldığı bir Türkiye arzusunu dile getiriyor ve bu çerçevede de bunu istiyor. Yüzde 75 civarında böyle bir çözüm sürecinin olmasını. Ama gelin görün ki, bugün iktidarın bunu başarabilme ihtimaline yüzde 25 bile güvenen yok. Böyle bir vahim durumdayız. Gelen fırsatları kaçırıyoruz.”</strong></p>

<p><strong>CUMHURBAŞKANI ADAYI OLARAK BAŞVURUR DİYE BAŞSAVCI TELAŞ EDİYOR</strong></p>

<p>18 Mart’ta üniversite diploması iptal edilen, 19 Mart’ta da yargı görünümlü sivil darbeyle özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun, “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması, davaya bakan 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nin bulunduğu Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi yerine Silivri'deki salonda görüldü.</p>

<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partinin tüm kurmay kadrosu, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, oğulları Selim ve Semih İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu, avukatlar, gazeteciler, İmamoğlu’nun Kıbrıs ve İstanbul Üniversitesi’nden arkadaşları ve kalabalık bir vatandaş topluluğu, duruşmada İmamoğlu’na destek verdi. Duruşmanın görüleceği salona dakikalarca süren alkışlar eşliğinde giren İmamoğlu, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” ve “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganlarıyla karşılandı. Savunması sırasında sıcak havanın etkisiyle ceketini çıkaran İmamoğlu, gömleğinin kollarını katlayarak ifadesini vermeye devam etti.</p>

<p><strong>“KENDİNDE O BELGE OLMAYAN KİŞİ, İNŞALLAH DİNLİYORDUR”</strong></p>

<p>İmamoğlu, Mahkeme Başkanı’nın eğitim durumu sorusuna verdiği, “Yüksek lisans” ve “Sabıkanız var mı?” sorusuna verdiği "Allah'a şükür yok" yanıtları da salonda bulunanlarca alkışlarla karşılandı. İmamoğlu, hakimin iddianameden bölümler okuması ve bu bölümün uzaması üzerine, araya girerek, “Anlattığınız hiçbir şeyin benimle ilgisi yok hala,” ifadelerini kullandı. İmamoğlu, duruşma salonunda üniversite arkadaşlarını göstererek, "Ben üniversite arkadaşlarımla çift kale maç yapabilirim.</p>

<p>Bazılarının tavla oynayacak arkadaşı yok," dedi. İmamoğlu, okuma işleminin devam etmesi üzerine ikinci kez araya girerek, “Sayın Hakimim, araya giriyorum ama hala hiçbirinin benimle ilgisi yok farkında mısınız? Okumanız hoşuma gidiyor. Gayet memnunum, teşekkür ederim. Savcıyı biliyorum, kimin yazdığını. Benimle ilgili acelesi var çünkü. 18 yaşındayım bu arada. Ben şu an 18 yaşındayım bütün bu anlattıklarınız sırasında aklınızda olsun da. Okumayacağım dediniz ama tamamını okuyorsunuz.</p>

<p>Ben anlamadım şu an anda amacınızı. Ama dinlemek beni rahatsız etmiyor, onu söyleyeyim. Umarım O da dinliyordur. İnşallah O da dinliyordur. Kendinde o belge olmayan kişi, inşallah dinliyordur. Ben 18 yaşındayım ve sizi dikkatlice dinliyorum şu anda sayın Hakimim. Bütün bunları nasıl yapmışım, merak ediyorum. Haydi bakalım. Ben de iddianamenin rezaletinin altını çiziyorum” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“BU İDDİANAMEYİ BİR SONRAKİ SEÇİMDE KENDİSİNİ YENECEĞİNİ BİLDİĞİ KİŞİ YAZDIRDI”</strong></p>

<p>İmamoğlu’nun iddianamenin kısmen okunmasından sonra yaptığı savunmanın tam metni şöyle oldu:</p>

<p>“Sizi daha iyi görebilmemi sağlarsanız, gerçekten onur duyarım. Yani sadece saçınızı görüyorum. Bence bu düzen de biraz saçma bir düzen yani. Hakimin beni görmesi, benim onu görmem gerekiyor. Buradaki fiziksel kurgunun yanlış olduğunu söylemeye çalışıyorum. Çünkü tam arkanızda, ‘Adalet mülkün temelidir’, yani devletin temelidir diyor ve sizin onu temsil ettiğinizi bilerek, yüksek bir saygıyla sizinle bugün burada savunmamı yapacağım. Ama siz iddianameyi uzun uzun okudunuz.</p>

<p>Bu iddianamenin okunduğu zaman, karşınızda 35 yıl önce 18 yaşında bir delikanlının bütün bu işleri nasıl yaptığını, bu hayal dünyasını bir savcının nasıl kurabildiğini, bu saçmalığı ve bu gerçekten ahlak dışı bir metni nasıl yazabildiğini, ben tasavvur edemiyorum. Ama şunu ediyorum: Bu iddianameyi, o yazmadı. <strong>Bu iddianameyi bir sonraki seçimde kendisini yeneceğini bildiği kişi yazdırdı.</strong> <strong>İddianamenin özü ve neti budur. Başka bir anlamı da yoktur. Bunu başta söyleyeyim. Bu bağlamda, davanın gerçekten varlığı bile yüz karası bir durumdur.”</strong></p>

<p><strong>“DARBEYİ DESTEKLEYENLERİ ONA APARAT OLANLARI BURADAN EN YÜKSEK SEVİYEDE KINIYORUM”</strong></p>

<p>“Bugün 12 Eylül. 12 Eylül, bu anlamda Türk toplumunun hafızasında net olarak darbeyi hatırlatır. Bu bağlamda da açıkçası ama askeri olsun ama sivil olsun ama siyasi olsun ama iktidar eliyle olsun ama iktidar eliyle beslenen bir cemaat tarafından yapılmış olsun… Tüm darbeleri darbeyi yapanları, darbeyi alkışlayanları, darbeyi pohpohlayanları, darbeyi destekleyenleri ona aparat olanları buradan en yüksek seviyede kınıyorum. Ve açıkçası ülkemizin, bu tür darbelerle yüz yüze kalmamasını da diliyorum.</p>

<p>Ama ne yazık ki şu anda da bir darbe sürecinin içerisinde olduğumuzun da yine altını çizmek isterim. Bu manada, karar verenlerin ve bu sürece alet olanların ne kadar büyük bir bedel ödettiğini de topluma, millete, milletin geleceğine, yine altını net olarak çizmek istiyorum. 1 yıldır böyle bir kurgunun başladığı ve 18 Mart'ta diplomamın iptaliyle fitilinin çekildiği, 19 Mart'ta da yapılan operasyonlarla sürecin başladığı, gerçekten çok acı bir dönemi hep beraber yaşıyoruz. Bu ara çok sıcak oldu. Kusura bakmazsanız… (Ceketini çıkarıp, gömleğinin kollarını katladı.)”</p>

<p><strong>“BİZE YENİKAPI YETMEZ, BİZE MALTEPE DE YETMEZ”</strong></p>

<p>“En başta, mahkemenizin esasen Çağlayan'da olduğunu ve sürecin niye ertelendiğini anlattınız. Bunu da hassasiyetle anlattınız. Çünkü, gerçekten mahkeme yerinde olursa anlamlıdır. Ve o yerindeki kutsallığının ayrı bir değeri ve önemi vardır. Açıkçası mekansal büyüklüğü tarifliyorsanız, bize Yenikapı yetmez, bize Maltepe de yetmez. Bize hiçbir yer yetmez.</p>

<p>Gerçekten bu anlamda bu toplumu yerinden yaralayan ve sarsan bu olayı, şu anda on milyonların izlediğini ve on milyonların yüreğinin yandığını ve bu işin ne anlama geldiğini en küçük çocuktan en yaş almış büyüğümüze kadar herkesi derinden sarsan bir konunun içinde olduğumuzun da altını çizmek isterim. Çünkü herkesin emeği ne varsa, ne elde etmişse onun elinden alınma riskiyle karşı karşıya olan bir kurgunun içindeyiz. O manada bu davanın varlığı bile bir yüz karasıdır, diyerek altını çiziyorum.”</p>

<p><strong>“YÜCE TÜRK YARGISI'NIN GETİRİLMİŞ OLDUĞU DURUM, GERÇEKTEN BİZİ ÜZÜNTÜYE BOĞMAKTADIR. HİCAP DUYUYORUM”</strong></p>

<p>“Tabii siyasi tarihimiz, üzülerek ifade ediyorum ki; demokrasiyi, milletimizin özgür olma iradesini ve umuda hapsetmeye çalışan nice davalarla doludur. Türkiye'de değişim isteyenler, hak hukuk arayanlar, bunun mücadelesini verenler, ne yazık ki bu tür davalarla tarih boyunca muhatap olmuşlardır. Fakat bugün öyle bir sebepten buradayız ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve Yüce Türk Yargısı'nın getirilmiş olduğu durum, gerçekten bizi üzüntüye boğmaktadır. Hicap duyuyorum. Sizin bugün bu işe mesai ayırmanızı bile hicap duyarak, üzülerek takip ediyorum ve içinde oluyorum.</p>

<p>Ona karşı dört seçim kazandığımı ve beşinciyi de kazanacağımı bildiği için ve gördüğü için, net olarak bu duruşmanın tasarruf edildiği ve hazırlandığının da milletimiz tarafından, o kadar ayar beyan bilindiğinin farkındayım ki; bunu bilmeyen yok toplum içerisinde. Tariflenmesi güç olan bu duruşma, ilginç konusuyla şimdiden tarihe geçmiştir. Otokratların rakibini elemek için yeni bir icadının da Türkiye'de bulunmuş olmasının da çok kötü, talihsiz bir tarihe not düşme olduğu da bellidir.”</p>

<p><strong>“NASIL SAVUNACAKSIN KENDİNİ?”</strong></p>

<p>“Tabii bu salondaki herkes, siyasi tarihimize geçecek bu duruşmada, anlaşılması düz mantıkla izah edilemeyecek bir konuyla karşı karşıya olduğunun farkında. Ve gerçekten beyin yakan bir iş yani. Az önce okuduğunuz bütün metnin tamamının, notun 2,5 olması ve transkriptle broşürleri vermem dışında, benimle hiçbir ilgisi yok. Yani hiçbir ilgisi yok; uzaktan yakından. 18 yaşında birisi karşınızda. Bunların hiçbirisinde, benim bir elimin değdiği husus yok. Ve ben, sahtecilikle yargılanıyorum.</p>

<p>Hem de hapis cezasıyla, siyasi yasakla yargılanıyorum. 9 yılla yargılanıyorum. Düşününüz. Bu manada isim bulmakta bu davaya, ben çok zorlanıyorum. İnsan bu davaya isim bulmakta zorlanırken, gerçekten kendini savunmakta da zorlanıyor yani. Nasıl savunacaksın kendini?”</p>

<p><strong>“VATANDAŞIN TAVLA OYNAYACAK ÜNİVERSİTE ARKADAŞI YOK”</strong></p>

<p>“Benim arkadaşlarımın bir kısmı geldi üniversiteden. Sağ olsunlar. 11-11 iki takım çıkar, maç yaparız. Vatandaşın tavla oynayacak arkadaşı yok. Tavla oynayacak üniversite arkadaşı yok. Ve bu işlerle uğraşıyor.</p>

<p>Memleketin daha büyük işleri varken, bu işle uğraşıyor. Acı bir durumdur yani. Tabii kendi savunmamı yapmak kısmı gerçekten zor. Çünkü tümüyle saçmalıktan ibaret bir konusu vardır. Tamamıyla saçmalıktır. Evet bu davanın konusu, bir saçmalıktır. Yani İstanbul Üniversitesi yetkisi olmayan bir diploma iptal ederken bile saçmalık yapılmıştır. Aynı zamanda, kurul oluşurken içinde hukuk fakültesinde kimsenin olmadığı bir heyetle iptali yapması da bir saçmalıktır.</p>

<p>O da ayrı bir şey. Tabii davanın konusu; -bana göre senaryosu- ‘Şüphelinin resmi belgede…’ Hangi resmi belgede yapmışız? ‘Sahtecilik suçuna iştirak ettiği…’ İştirak ettim yani! Ben nasıl iştirak etmişim? Hileli bir şekilde evrakı almışım, yani diplomayı, gitmişim yüksek lisansa başvurmuşum, yüksek lisans amacıyla İstanbul Üniversitesi yüksek lisansını almışım. Askerlik şubesine sunarak, bunu kullanmışım. Yüksek Seçim Kurulu’nda kullandığı kısmı, zurnanın ‘zırt’ dediği yer.”</p>

<p><strong>“EKREM İMAMOĞLU GİDER, YÜKSEK SEÇİM KURULU'NA CUMHURBAŞKANI ADAYI OLARAK BAŞVURUR DİYE, BAŞSAVCI TELAŞ EDİYOR”</strong></p>

<p>“YSK’da ben onu kullanmadım. Çünkü benim ihtiyacım yok YSK’da bugüne kadar. Ne Beylikdüzü belediye başkanlığına talip olurken ihtiyacı var ne de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na talip olurken buna ihtiyacım var. Yok. Lise diplomasıyla da olabiliyor yani. Buna ihtiyacım yok. Yani iddianameyi yazan, baştan kendini ele vermiş. ‘Yüksek Seçim Kurulu’na başvurmuş!’ Ben panolar hazırlattım, panolarla size yardımcı olmak istiyorum. Bu, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın… 24 Şubat'ta İstanbul Üniversitesi'ne yazı yazıyor.</p>

<p>Sadece bir cümlesini okuyacağım. 24 Şubat’da diyor ki, ‘Acele et, hemen karar ver, hemen karar ver!’ Çünkü diyor, ‘İstanbul Üniversitesi Dekanlığı tarafından tanınırlık, yatay geçiş kontenjanları vesaire vesaire dair idari işlemlerin, Yüksek Öğretim Kurulu kararlarına aykırı olarak yapıldığı tespit edilmiş olup, bahse konu diplomanın kullanılmaya, parantez içinde, YSK ve bunun gibi, devam edildiği..’.</p>

<p>Telaş ediyor, Ekrem İmamoğlu gider, Yüksek Seçim Kurulu'na Cumhurbaşkanı adayı olarak başvurur diye, başsavcı telaş ediyor. Yazan savcı telaş ediyor. Kendini ele veriyor. Bu evrak, aslında işin özeti. Çünkü YSK’ya, üniversite diploması, Sayın Hakim'im, bir tek cumhurbaşkanı adaylığı için veriliyor. Başka hiçbir makam için verilmiyor. Sadece cumhurbaşkanı adaylığı için. Bu tam bir rezalettir. Bakın altını çiziyorum; rezalettir. Burada bunu, böyle neon ışıklarla bütün Türkiye'ye duyurmak istiyorum.”</p>

<p><strong>“TARİHE UTANÇ BELGESİ OLARAK GEÇMİŞTİR BU YAZIYI YAZAN KİŞİNİN ZİHNİYETİ VE AKLI”</strong></p>

<p>“Tabii bu arada tarihe utanç belgesi olarak geçmiştir bu yazıyı yazan kişinin zihniyeti ve aklı. İddianamenin az önce okuduğunuz bütün bölümlerinde, özellikle o son 10 maddede, hiç birisinin Ekrem İmamoğlu'yla ilişkisi yok.</p>

<p>Yani ne yetkisi var ne o belgenin hazırlanmasında ne bir sürecin başlatılmasında… Yahu yetkisi yok. İmzası yok. Olamaz. Ekrem İmamoğlu bir öğrenci. Öğrenci! 18 yaşında! Kardeşiniz vardır, yeğeniniz vardır, evladınız olabilir. 18 yaşında bir çocuğun, bir gencin düşürüldüğü duruma bakar mısınız?</p>

<p>Yazıklar olsun. Ve işte tümüyle bir saçmalık metni oluşmuş. Bunu yapan, yazdıran aklın, gerçekten sahiciliğe, gerçekliğe hakaret edercesine, neyin izini sürdüğü, nasıl bir kötülük peşinde koştuğunu, ben, elbette çok iyi biliyorum. Tabii bu tip beyin yakan davaların, tarihten bugüne değin yaratıcıları, iktidar gücünü elinde bulundurmuş kişiler olduğunu da biliyoruz.</p>

<p>Hakikatin önemsizleştiği, seçkin elitlerin hileli akıl yürütmelerle toplumu manipüle ettiği bir çağdayız. O yüzden, birazdan adını koyacağım bu tuhaf rejimin, böyle bir davayı da üretmesi, açıkçası hiç şaşırtıcı değil. Çünkü tuhaf bir rejimin içindeyiz biz. Tuhaf!”</p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN HAKİME ‘SU’ TEŞEKKÜRÜ: “BİZİ ŞIMARTIYORSUNUZ”</strong></p>

<p>“Tabii ne kadar akıl ve mantık dışı olursa olsun, bu eylemlerin başarıya ulaşması, yani ikna yoluyla kabulü; o eylem liyakatli bireylerle yapılırsa mümkün olur. Bakın burası çok önemli. Burayı iyi dinleyin. Burası çok önemli. Liyakatli bireylerle yapılırsa mümkün olur. Ancak, ‘liyakat’ kelimesinin vücudunda kızarık kırmızı noktalar çıkardığı insanlar ise ehilleri bulamazlar. Onların liyakatle işi yoktur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Onlar, işi kaba kuvvetle, kanunun verdiği yetkinin istismarı ile yapacakları bulurlar. Aparat kullanacağı insanları bulurlar. Ve onlarla hareket ederler. Çok nettir bu. Var olan irrasyonel suçlamanın, saçmalığın aksine, benim çok da rasyonel bir anlatımım olacak bu konuda. Ben, bu davanın iki kere mağduruyum.</p>

<p>Birincisi; güzel anacığımın ak sütü kadar helal, kazancım, yani alın teriyle aldığım diplomam, yok sayılıp, iptal edildi. Gençliğimin en anlamlı beş yılını, beş yıllık emeğimi, çabamı, gayretimi bir çırpıda yok ettiler. <strong><em>(İfadenin burasında Mahkeme Başkanı, görevliler aracılığıyla İmamoğlu’na içmesi için su yolladı.)</em></strong> Bir senedir alışık değiliz Sayın Hakimim. Bizi şımartıyorsunuz yani. Çok teşekkür ederim. Onur duydum. Gerçekten onur duydum yani. Adil kararlarınızla da bu memleketi de inşallah su gibi ferahlatırsınız. Öyle söyleyelim.”</p>

<p><strong>“ŞEBEKEYE BAK! KOCAMAN BİR ŞEBEKE!”</strong></p>

<p>“Bunu tekrardan hatırlatıyorum. Anacığımın ak sütü kadar helal olan diplomamı iptal ettiler. 17 yaşında Kıbrıs'a gittim. 23 yaşında İstanbul Üniversitesinden mezuniyet diplomamı aldım. Kul hakkı yemek adına, çekinmeden imza atan bir şebekeyle karşı karşıyayız. Buradan tekrar hatırlatıyorum milletimize. Bunu yapan akıl; tapunuzu, evinizi, paranızı, işinizi, şirketinizi, her şeyinizi, her şeyinizi, geçmişinizi bile elinizden alır. Alır yani, tereddüt etmez. Alıyorlar da zaten. Tereddüt etmez. İkincisi…</p>

<p>Burası çok ironik. Dedim ya çok rasyonel iki anlatımım olacak. Burası birincisiydi, şimdi ikincisi. Burası ironik ama! Burada bir komploya gittim ben. Açık söyleyeyim. Nasıl bir komplo? Dedim ya; 17 yaşında Kıbrıs'a gittim, 19 yaşında İstanbul Üniversitesi'ne geçiş yaptım.</p>

<p>Ta o yıllarda, 30-35 yıl önce, benim cumhurbaşkanı olacağımı o günden anlamışlar! O günden anlamışlar! Eski adı ‘University College of Northern Cyprus' (UCNC) olan, şimdiki adı Girne Amerikan Üniversitesi'ni kurmuşlar, hazırlamışlar. Orada bir şebekeyi kurmuşlar. Ondan sonra, orada bir heyet hazırlamışlar. Yetinmemişler; İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde bir heyet kurmuşlar! Profesörler, hocalar, kurullar… Hatta YÖK'te kurmuşlar! Çünkü YÖK kabul etmiş bunu. Şebekeye bak! Kocaman bir şebeke!”</p>

<p><strong>“İDDİANAMEDEN DAHA GERÇEKÇİ BİR SENARYOYU SİZE ANLATTIM”</strong></p>

<p>“Bu şebeke çalışmış. Hatta önceden çalışmış. 2 yıl önceden, şu ilan gibi, ‘İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nden’ diyerek, Milliyet gazetesinde çıkan ilandan, gazete ilan vermeye başlamışlar. 2 yıl önceden. Bu 1987’de, 88’de verilen ilan. İlan vermişler bunlar. Şebekeye bak! 2 yıl önceden çalışmaya başlamış! ‘19’ dedim, 17 yaşında anlamışlar Ekrem İmamoğlu'ndan cumhurbaşkanı olacak! Sonra bunlar, geçişimi hazırlamışlar, her şeyi, belgeleri yapmışlar, ‘İşi nerede kotarırız’ demişler. Toparlayamıyorlar bir türlü.</p>

<p>Buna rağmen toparlayamıyorlar. Bir de gitmişler kütüğe, UCNC yerine, Doğu Akdeniz yazmışlar. Kim yazmış? Bilmiyoruz. Bir gizli el değmiş! Hangi ülkenin ajanları acaba! Şu anlattığım senaryo bile, iddianameden daha rasyonel bir senaryo. O kadar irrasyonel, o kadar saçmalık…</p>

<p>Onun için gerçekten şunu düşünmeden edemiyorum: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti'ni lağvetmeye bile göze alırlar yani. Hani bu diplomayı iptal etmek için, aslında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diye bir devlet yoktur! Türki Cumhuriyetleri’nin, Rum kesimine büyükelçilik aşılmasına ses çıkarmayanlar bunu yapar! Yapabilir yani. Bu arada, bu anlattığım ne kadar size irrasyonel gelebilir, kurgu gelebilir, trajik gelebilir, trajikomik gelebilir. Ama az önce saygıdeğer Hakim’in ifade ettiği iddianameden daha gerçekçi bir senaryoyu size anlattım.”</p>

<p><strong>“KÖTÜ BİR EMLAKÇIYA DÖNÜŞEREK BU MEMLEKETİ YÖNETMİYORUM.</strong> <strong>SATMIYORUM, ÇALMIYORUM, ÇIRPMIYORUM”</strong></p>

<p></p>

<p>“Sayın Hakim’im, bu arada benim hayatım çok sahici, onu söyleyeyim. Gerçek. Her şeyiyle gerçek. Vallahi gerçek. Çocukken düşmem de gerçek, kalkmam da gerçek. Başarılarım da gerçek, başarısızlıklarım da gerçek. Hayatımda her şeyim gerçek. O kadar şahidim var ki Allah'ıma şükürler olsun.</p>

<p>40 haneli, masal gibi bir köyde doğdum. Ve o 40 haneli köy, masal gibi. Bir tarafından ırmak akıyor, öbür tarafından ırmak akıyor. Yemyeşil, doğa güzeli. Ağaçlar, ormanlar, fındık bahçeleri… Pırlanta gibi. Cevizli Köyü’nde doğdum. 5 yaşında, ailemin girişimciliği ve yapacağı yatırımlarla ilgili başka bir köye göç etmeyi tasavvur etmişler. Trabzon'la Akçaabat'ın tam ortasında Yıldızlı Köyü'ne yerleşiyoruz.</p>

<p>Karadeniz'in böyle en güzel sahillerinden birisinde, 5 yaşından liseyi bitirene kadar da o köyde yaşıyorum. Köy çocuğuyum ben, köy çocuğu. Doğayı seviyorum, hayvanları seviyorum. Doğaya zarar vermiyorum. Bir şehrin içinden ‘kanal açalım’ diye kendimi paralamıyorum. Kötü bir emlakçıya dönüşerek bu memleketi yönetmiyorum. Satmıyorum, çalmıyorum, çırpmıyorum. Bütün bunların kaynağı, o iki pırlanta gibi köyden gelir. O köydeki yetişmemden gelir.”</p>

<p><strong>“KİMSENİN ONURUNU KIRMAYACAKSIN”</strong></p>

<p>“Çok çalışkan kadınların arasında büyüdüm. Anacığım, anneannem, babaannem, teyzelerim, yengelerim… Her birisi rençber, her birisi çiftçi. Her türlü ürün üretirler. İlk doğduğum köyde fındık, diğer köyümde tütün yetiştirirler. O bahçelerde ben rençberliği öğrendim, çiftçiliği öğrendim. Girişimci, çok çalışkan evin erkekleri var. Babam, amcaların, dedem, büyük amcalarım…</p>

<p>Büyük aile, bir arada yaşıyoruz. Kereste atölyemiz var, benzin istasyonumuz var, inşaat malzemesi dükkanımız var. Ama köyde yaşamayı tercih eden bir ailemiz var. Çok gerçek bir hayat yaşadın ben. İlkokulu okudum; Kanuni Süleyman İlkokulu. Çocuk Esirgeme Kurumu çocuklarıyla birlikte okudum. Çünkü kapılarımız, okulumun kapısıyla Çocuk Esirgeme Kurumu'nun kapısı, karşı karşıyaydı.</p>

<p>Aynı sınıfta annesiz, babasız, Çocuk Esirgeme Kurumu’nun çocuklarıyla okumanın bana verdiği erdemle yaşıyorum ben şu anda. Her çocuğu, her insanı anlamanın özelliği, bana o sınıftan gelir. Bir anne gibi davranan, Songül Aytekin rahmetli ilkokul öğretmeninden gelir. Öğretmenime, öğretmenler gününde kolonya aldığımda, sınıfta baktım ki benden başka hediye alan yok. Ben bir daha, bir ortamda birine gözüne soka soka hediye vermemeyi bile adamlık olarak zihnime koydum ve öyle yaşadım. Öyle yaşıyorum. Çünkü kimsenin onurunu kırmayacaksın.”</p>

<p></p>

<p><strong>KKTC GÜNLERİNİ ANLATTI</strong></p>

<p>“Ben, oradan başka bir okula gittim. Atatürk Köşkü'nün yanında Köşk Ortaokulu’na. Çok nitelikli, çok güzel dostluklarım da oldu. 12 kişilik sınıfta, çok güzel 3 yılım geçti. Oradan 59 kişilik Trabzon Lisesi'ne geçtim. Trabzon Lisesi'nin 100’ncü dönem mezunuyum. 140 yaşında o okul şu anda. Nice cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, vesaire yetiştirdi. O okulda okumayı çok istedim. Ama hata mıdır, doğru mudur, bilmiyorum ama lise son sınıfta futbola düşkünlüğüm başladı. Futbolcu olmaya karar verdim bir anda. İyi öğrenciydim.</p>

<p>Açık söyleyeyim. Not ortalamam 10 üzerinden 8 civarında, iyi bir öğrenciydim. Ama son sınıfta futbolcu olmaya karar verdim. 50 günün üzerinde okula gidemedim. Şehir dışı maçlarım, şehir içi maçlarım, falan filan… Üniversite sınavına girdim. Ailem, illa ‘Ailenin ilk inşaat mühendisi olacaksın’ dedi.</p>

<p>Olmadı. Çünkü hazır değildim. Onların ısrarıyla başaramadık. Bu ısrardan sonra Kıbrıs'a gitti. Çünkü babam ayarlamışlar, planlamışlar, görüşmüşler, bulmuşlar. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği Bölümü’ne yazılmak üzere, rahmetli amcamla beraber Kıbrıs'a gittik. Belgelerimiz hazır. Doğu Akdeniz'e gideceğiz. Her şeyimiz, kabulümüz hazır. Sadece seviye sınavına girip, inşaat mühendisliğine başlayacağız. Bunu hep böyle anlattım.”</p>

<p><strong>“HER YERDE ANLATIYORUM”</strong></p>

<p>“Sonra gittiğimizde, Girne'de bir otelde kaldık. Sabah kalktık Mağusa’ya geçtik. Mağusa’yı görünce, ben biraz ürktüm ne yalan söyleyeyim. Burada Kıbrıs'tan dostlarım var. Alınmasınlar. Mağusalılar olabilir aralarında. Mağusa’ya gittiğimde, gerçekten yeşillik yok, çok kıraç bir yer. Ben de yemyeşil bir yerden gelmişim; ürktüm yani orada.</p>

<p>Sonra gündüz gözüyle Girne'ye geldik. Girne'ye de aşık oldum. Tesadüf tanıştığımız iki aile… İkisi de burada. Onlarla tanıştık, konuştuk. Onlar, Girne Amerikan'a yazılmışlar. İşletme. Allah'tan -benim de amcam, rahmetli nur içinde yatsın, kolay ikna olur- ikna ettim amcamı. Allah'tan cep telefonu yok. Telefonla arasanız Kıbrıs’ı, beş günde bağlanamıyorsunuz o zaman.</p>

<p>4 gün, 5 gün sürüyor. Arasa babamın, kıyameti koparacak, beni tekrar inşaata yazdıracaklar. İkna ettim. Ben zaten işletme okumak istiyorum, inşaat okumak istemiyorum. İkna ettik ve gittik, Girne Amerikan Üniversitesi'ne kaydolduk. Girne Amerikan Üniversitesi'nde seviye sınavına girdim. İki kur atladım, üçüncü kurdan okuluma başladım dil hazırlık bölümüne ve kaydoldum. Ben bunu, 35 senedir her yerde anlatıyorum. YouTube'da anlatıyorum, kanallarda anlatıyorum, İstanbul Üniversitesi'nde anlatıyorum. Her yerde anlatıyorum.</p>

<p><strong>“BİR WEB SİTESİNDEN SAHTECİLİK ÜRETMEYE KALKAN KİŞİNİN, KENDİ SAHTEDİR”</strong></p>

<p>“Oturup web sitesini ben yazmıyorum, bilmem neyi ben yazmıyorum. Bakın; avukatlarım bütün hukuki gerekçeleriyle süreçleri anlatacaktır. Neyin yanlış olduğunu, yalan olduğunu… Ekrem İmamoğlu’nun Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde okuduğunu yazdı yazar.</p>

<p>Yok öyle bir şey. Yalan. Yani örnek veriyorum. Dolayısıyla web sitesine bunu, bu anlatımı birisi yazmış. Ben, savcılığa ifade verirken öğrendim bunu. Savcılığa ifade verirken, savcı dedi ki böyle böyle… Döndüm kendi avukatıma, ‘Nereden çıktı bu’ dedim. ‘Evet’ dedi, ‘Biz de böyle gördük’ dedi. Sorguluyoruz bunu. Ben mi yazıyorum web sitesini?</p>

<p>O dönemde Doğu Akdeniz'in ÖSYM ile de bir ilişkisi yok. Oraya da ÖSYM'yle girmiyorsunuz. Nasıl Girne Amerikan'da kayıt oluyorsanız, aynı şekilde de Doğu Akdeniz'e kaydoluyorsunuz. Direkt evraklarım var, gideceğim seviye sınavına gireceğim ve Doğu Akdeniz'e yazılacağım. Bunun bir mahareti yok, bir kıymeti yok. Niye kıymeti yok? Bir web sitesinden sahtecilik üretmeye kalkan kişinin, kendi sahtedir.”</p>

<p><strong>“İŞTE BENİM YAŞAMIM, BU KADAR SAHİCİDİR”</strong></p>

<p>“Bu şekilde kaydımızı yaptırdık. Sonra, biz oradan geldik… İşte bir arkadaşımın benden bir yıl önce İstanbul Üniversitesi'ne geçtiğini öğrendim. Evet, şaşırdım. Çünkü ben, ‘geçiş’ diye bir şey bilmiyorum yani. Doğu Akdeniz de olsa bilmiyorum, Girne Amerikan da olsa bilmiyorum yani. Şaşırdım.</p>

<p>‘Aaa nasıl oldu?’, ‘E geçiş ilanı çıktı, geçtim’, ‘Öyle mi?’, Öyle’, ‘İyi, hayırlı olsun.’ Üzüldüm de. Ev arkadaşım. Kendisi de burada. Üzüldüm de gittiğini. Ağladım yani adam yanımızda olmadığı için. Bir sene alışmışız birbirimize. Ağladım yani. Bir sene sonra takip ettim. İşte az önce gösterdiğim şu ilanı gördüm. Ve başvurdum. İşin hikayesi bu. Sonra, 90 yılında İstanbul Üniversitesi'ne geçiş yaptım.</p>

<p>Benden 2 sene önce babam, İstanbul'a iş hayatını getirmişti. Beraber ticaret, koşturduk, gece-gündüz çalışan bir iş adamı oldum bu gencecik yaşta. Yetinmedim; onun dışında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi öğrencisi oldum. Yetinmedim; İstanbul Üniversitesi'nin futbol takımının kalecisi oldu. Kazandığımız bütün maçları heba etti savcı! İlk defa tarihinde Türkiye finallerine gittik Kocaeli'de.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi'nin kalecisiydim o zaman. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nin kalecisi oldum. Bunları yaşadım. Dolu senelerle biz o üniversiteyi bitirdik ve anamın ak sütü gibi helal diplomamı aldım. İşte benim yaşamım, bu kadar sahicidir.”</p>

<p>“<strong>O MAKAMDAN KOPMAMAK ADINA, BU ÜLKEYE GÜNDEM YARATMAK ADINA, SAHTECİLİĞİN DİK ALASINI YAPAN BİR DÖNEMLE KARŞI KARŞIYAYIZ”</strong></p>

<p></p>

<p>“Hayatın gerçeklerini konuşmak lazım. Bizi hayatın gerçeklerinden uzaklaştırarak, makama saplanarak, o makamdan kopmamak adına, bu ülkeye gündem yaratmak adına, sahteciliğin dik alasını yapan bir dönemle karşı karşıyayız.</p>

<p>Bugünün gerçekleri çok yakıcı. O bakımdan bu durumun, açıkçası net sebebi olan, az önce ifade ettiğim gibi, önümüzdeki ilk seçimlerde milletten ve milletin iradesinden korkan akıl, iktidar, cumhurbaşkanı adayı olmamam için, üniversite diplomamı gasp ederek, yaptığı ve yaptırılan bu işlemden dolayı bugün buradayız. Bu çok net. Bu, şu anda bu milletin her ferdinin zihninde, aklında yerleşmiş bir kanaattir. Çok net. Ayıptır, yazıktır, utanç vericidir.</p>

<p>Pespaye bir durumdur. Sanki kendine ait bir koltukta oturuyor. Millete ait yahu. 86 milyon insana ait. Gelirsin ve gidersin. Gelirsin ve gidersin. O bakımdan kaybettiğini, kaybedeceğini anladığı için, rekabetten kaçtığı için, demokrasiye inanmadığı için ve hiç inanmadığı için, bugün işte aylardır bu ülke sıkıntı çekiyor, zulüm çekiyor, parasını kaybediyor.”</p>

<p><strong>“DÜŞMAN HUKUKU, YARGI TACİZİ, AHLAK DIŞI İŞKENCE, SÜRGÜN… NE VARSA YAŞATTILAR. YAŞATIYORLAR…”</strong></p>

<p>“Partimizin 23 Mart'ta, Genel Başkanımızın -kendisini saygıyla selamlıyorum- ortaya koyduğu ‘ön seçimle adayımızı tercih edeceğiz’ fikriyle beraber, yapılan ön seçim tarihine, sırf o ön seçime bile ulaşmamak adına, diplomamı telaşla, alelacele gasp etmenin ve beni cezaevine göndermenin bütün gereçlerini ortaya koydular. Ellerinden geleni yaptılar. Düşman hukuku, yargı tacizi, ahlak dışı işkence, sürgün…</p>

<p>Ne varsa yaşattılar. Yaşatıyorlar. 250 milyar dolar desek bu ülkenin kaybını, yanılmayız. Yazık. Burada yargıyı, en yüce makamı temsil eden Hakim Bey’den savcısına, buradaki güvenlik görevlilerinden, güvenlik güçlerinden herkesin cebinden milyonlar aktı gitti. Sırf kendi ikbali ve kendi koltuğu için! Yazıktır. Bugün yapılan bu ahlak dışı ve hukuk dışı uygulamalar, gerçekten o açıdan devletimize, millettimize karşı yapılmış uygulamalardır. Çocukların geleceğini çalmaktır. Gençlerin geleceğini çalmaktır. Umutsuzlaştırmaktır. Ve bugünün iletişim çağrında çağında, tarihi geçmiş, pespaye hamlelerdir.”</p>

<p><strong>“TÜRKİYE'DE MİLLETİMİZİN YÜZDE 80’İ YÜCE TÜRK YARGISI’NA İNANMIYOR”</strong></p>

<p>“Ve açıkçası bugün başka gerçekler var: Diploma sahteciliği var. İntihal ve akademide iltimasla meslek sahtecilikleri var. Unvan sahtecilikleri var. Yani adalet önündeyiz. Sahtecilikle avukat olan, oldurulan sistemler kurulmuş bu ülkede. Bunlar görmediğimiz işler. Geçmişte hiç görmediğimiz, bilmediğimiz işler. Sayın Hakim, Türkiye'de milletimizin yüzde 80’i Yüce Türk Yargısı’na inanmıyor. Yüzde 80’i! Bu çok acı bir orandır. Bunu düşünmeniz gerekir, düşünmemiz gerekir. Yüzde 80’i inanmıyor. Ben demiyorum bunu, onlarca anket söylüyor. Güvenmiyor, inanmıyor, siyasete alet edildiğini düşünüyor.</p>

<p>Farklı farklı soruların, farklı farklı cevaplarını alabilirsiniz. Yazık değil mi? ‘Adalet mülkün temelidir.’ Toplumun yüzde 75’i TUİK'e güvenmiyor. Bilgiye güvenmiyor. Devletin bilgi kaynağına güvenmiyor. Milletin 3’te 2’sinden fazlası, yöneten hükümete güvenmiyor. Bütün kavramları, bütün kurumlarını içine alarak söylüyoruz. Yahu inancımızı temsil eden Diyanet'e güvenmiyor millet, Diyanet’e. Diyanet'e güvenmiyor, doğru yolu göstereceğine inanmıyor. Ortak yaşam irademizi azaltıyor bu tür hamleler, yapılan bu işler.”</p>

<p><strong>“UMUDU İFLAS ETTİRİYORLAR UMUDU. AMA ETTİRMEYECEĞİM. UMUT BURADA, UMUT”</strong></p>

<p>“Milletimiz hoşgörüyü değil nefreti; birleşmeyi değil, kutuplaşmayı yaşıyor sabahından akşamına her gün. Çetecilik, cinayet, dolandırıcılık, organize suç, uyuşturucu, kadın cinayetleri… Halkımıza adım adım ‘karanlığa mahkumuz’ hissini veren bir dönemle karşı karşıyayız. Yahu bu acı bir durum. Bunu çözmemiz lazım. Kaşları çatık bakan bir yönetici anlayışı. Kızgın. Konuşurken kafası öne eğik. Böyle öfkeli bakan…</p>

<p>Devlet şefkattir. Devlet şefkattir. Devlet, çocuğu bakışıyla ısıtacak, ısıtacak. Devlet, anneye güven verecek. Babayı, gururla ailesine hizmet eden bir fert haline getirecek. Her mesleği kendi konumunda hakkını veren, hakkını temsil eden bir pozisyona oturacak. Devlet kızgın olur mu yahu? Devlet öfkeli olur mu? Devlet öc alır mı? Devlet yalan söyler mi? Devlet kafa göz yarar mı?</p>

<p>Devlet şiddet yapar mı? Devlet eziyet çektirir mi? Bizim devlet anlayışımızda bunların hiçbirisi yok. Binlerce yıldır bizim devlet anlayışımızın kıyısından geçmez bu anlayış. Nereden çıktı bu? Umudu iflas ettiriyorlar umudu. Ama ettirmeyeceğim. Umut burada, umut. Herkes aynaya baksın, ‘Umut burada’ desin. 86 milyon umut var bu ülkede. 86 milyon, bir kişiyi ezer geçer yani.”</p>

<p><strong>“BİR KONUŞAYIM. BU ÜLKEDE İNANAN KALMAYACAK. BİR KİŞİ KALABİLİR BELKİ! ONU DA HERKES BİLİYOR KİM OLDUĞUNU”</strong></p>

<p>“Ülkenin yüzde 70’e yakını, ‘Geleceğe dair umudum yok’ diyor Sayın Hakim. Artık iyiyi aramıyor insanlarımız, kötülükten kaçmaya çalışıyor biliyor musunuz? Bu diploma davasına inanmayanların oranı yüzde 75. <strong>Benim diplomam iptal edildikten sonra ben hapisteyim. İlk defa konuşuyorum. Beni çıkarsınlar, konuşayım. Kameralarda yayınlansın. Her şey yayınlansın. Bir konuşayım. Bu ülkede inanan kalmayacak. Bir kişi kalabilir belki! Onu da herkes biliyor kim olduğunu. </strong>İşte bunu yaratan hükümet, bu umutsuzluğu, kendi ikbali ve koltuğu için, ona yapışarak yol yürüme anlayışına sahip olduğu için, bunu yaratan o akıldır. Devletin şefkatli eli olmanın ne olduğunu ben biliyorum. Güler yüzlü olmanın ne olduğunu ben biliyorum. 2019’da gülerek anlatıyorum, sevgiyi anlatıyorum, sarılmayı, kucaklaşmayı anlatıyorum; ‘sevgi pıtırcığı’ diye benle dalga geçiyorlar. Evet sevgi pıtırcığıyım yahu. Hala sevgi pıtırcığıyım. Ben her insanımı sevmezsem, nasıl bir insana hizmet edebilirim? Mümkün mü bu? Doğayı sevmezsen…”</p>

<p><strong>“12 METREKAREDE ÖYLE ÖZGÜRÜM Kİ; O, SARAYINDA ÇATLASIN!</strong></p>

<p>“Bu memleketin, bu milletin geçmişinde, genetiğinden gelen ‘İnsanını yaşat ki devlet yaşasın’ var. İnsanını yere eğdir, çömelt, gözüne biber gazı sık, başını öne eğdir. Böyle bir anlayış yok ki bizim anlayışımızda. Kim çocuğuna bunu yapabilir? Hangi anne? Hangi baba? Çocuğuna yapamazsın. 5 yaşındaki çocuğuna yap.</p>

<p>3 yaşındaki çocuklarınızın, 2 yaşındaki çocuklarınızın evde nasıl başı dik durduğunu, nasıl baş kaldırdığını görürsünüz. O nedir biliyor musunuz? Genetiğinde var o. İşte o hangi çılgın bana zincir vuracakmış; şaşarım... Yani <strong>bu milletin genetiğinde hürriyet vardır, özgürlük vardır. Öyle geçiş dönemleri fasa fiso. 12 metrekarede öyle özgürüm ki; O, sarayında çatlasın! Ben, 12 metrekarede özgürüm. </strong><em>(Mahkeme Başkan’ı teknik bir sorun için araya girip, ‘Sizi dinliyorum’ dedikten sonra.) </em>Çağırın, bir daha gelir anlatırım mahkemeye, sorun yok. Günlerce anlatırım yani.”</p>

<p><strong>“YENİ BİR DÖNEME İHTİYAÇ VAR”</strong></p>

<p>“Üniversiteden bahsediyoruz, diplomadan bahsediyoruz. Bu ülkede, eğitime güven duymayanların oranı yüzde 70. Özel eğitime mahkum olmuş bir ülkedeyiz. Ben, devlet okulunda okudum. İlkokulda okudum.</p>

<p>Az önce söyledim, Çocuk Esirgeme Kurumu'nun çocuklarıyla okudum. Yani bu ülkenin eşitliğini yaşadım. Biz, bu ülkeye tekrar çocuklarını güvenle devlet okulunda okutacakları bir dönemi var ettiğimizde, bu ülkenin asla başı öne eğilmez. Bu kadar net. Ama bizim bu ülkede, çocuklarımızı ve şu anda hiç kimse maaşıyla mümkün değil ki bir çocuğun özel okuduğu okutabilsin.</p>

<p>Mümkün değil yani. Üniversite mezunlarının üçte biri işsiz. Avrupa'daki işsizden daha fazla işsiz ülkemizde var. Yüzde 30’larda gerçek işsizlik. Ben, infaz memurlarına soruyorum, sohbet ediyorum, yürürken, ayakta, burada kardeşlerimiz, gençlerimiz var farklı meslek dallarında. Birçoğunun hak ettiği mesleği yapmadığını ben biliyorum. Onun için yeni bir döneme ihtiyaç var. Bütün sorunların kaynağı bu. Bütün yapılan iş ve işlemler, bu yapılan darbe süreçleri, yaşatılanlar, işte devleti de sistemi de bu anlamda çürütmüş, vatandaşın inanmadığı bir süreç haline gelmiştir.”</p>

<p><strong>“BU DEMOKRASİYE SAPLANAN ÇOK AÇIK, SERT VE KESKİN BİR BIÇAKTIR”</strong></p>

<p>“Demokrasinin en önemli özelliği, topluma ve yurttaşına sağladığı süreklilik duygusudur Sayın Hakimim. Yani sandıktır. Seçimin varlığıdır. Vatandaşın seçme ve seçilme hakkıdır. Bu özellik, bir devletin, bir liderden daha uzun ömürlü olmasını sağlar. Daha iyisini seçme, daha iyisini yakalama sürecini sağlar. Demokrasiden bahsediyoruz.</p>

<p>Bunun başka bir ismi de var; ‘Halefiyet’ diye de anılır. Bu sistem, ayrıca siyasete rekabet getirir. Toplumun gözüne girme gayretini sağlar. Türkiye, 200 yıllık demokrasi ve sandık mücadelesine rağmen, ne yazık ki hızla bir demokratik sistem ihlaline doğru gitmektedir.</p>

<p>İktidar gücünü elinde bulunduranlar, bu gibi çok sayıda dava marifetiyle, kendilerinden sonra geleceklerin önünü kesmektedirler. Bu demokrasiye saplanan çok açık, sert ve keskin bir bıçaktır. Yarası derindir, ağırdır, tahribatı büyük olur. Biz bunu iyileştirmezsek, önümüze bakamayız. İnsanlar, yanlış bir tercih yapabilir ama demokrasi onu düzeltir. Demokrasi onu revize eder. Restore eder. İyileştirir.”</p>

<p></p>

<p><strong>“DÜNYANIN DEMOKRASİYİ YOK SAYAN, ÇILGINCA İŞLER YAPAN ÜLKELERİNİN PEŞİNDEN BİZ GİDEMEYİZ”</strong></p>

<p>“İnsanların oyuyla oyuna girenler, yine insanların oyuyla çıkmayı sindirecek, sindirecek. Öyle ‘ailemden birini arayayım, o gelsin, bu gitsin!’ Böyle bir şey yok. Pırlanta gibi 86 milyon insanımız ve onların evlatları var. Bu ülkede eşitlik ilkesi var. Özgürlük var. Demokrasiyi ve seçim sandığını, seçimi, sandığı korumak gerçekten hepimizin görevi ama Sayın Hakimim, sizin daha önemli göreviniz. Gerçekten adalet, mülkün de devletin de temelidir. Hakimlerin, savcıların, mahkemelerin en önemli görevidir…</p>

<p>Demokrasiyi, Cumhuriyeti, adaleti bütünüyle korumak en önemli görevinizdir. Ve bu ülkede, Makyavelizm peşinde koşanlar, ‘gaye vasıtayı meşru kılar’ diyen aklı, hiçbir omzun kaldıramayacağı ağır bir yüktür. Dünyanın demokrasiyi yok sayan, çılgınca işler yapan ülkelerinin peşinden biz gidemeyiz. Bakın; başka bazı ülkelerin farklı zenginlikleri olabilir. Bizim zenginliğimiz, insan kaynağımızdır. Sizsiniz, biziz, hepimiziz. Burada olmayan evlatlarımız, insan kaynağımız, en büyük zenginliğimiz. İnsan kaynağımızı yeteneğiyle var eden ise özgürlüktür, demokrasidir, Cumhuriyettir. Onun erdemidir, onun verdiği fırsatlardır, onun verdiği, bize yakalattığı imkanlardır. Bu değerlerimize sıkı sıkı tutunmak zorundayız. Çocuğunuzu, evladınızı, yeğeninizi, evli olmayanlar yarın kuracakları yuvaların varlığını düşünüyorsa, bunu unutmamak zorundayız.”</p>

<p><strong>“‘İKTİDARI KORUMAK İÇİN, YANLIŞ İŞLER YAPABİLİRSİNİZ’ DİYEN DİN ADAMLARI VAR!”</strong></p>

<p>“Bakın; bugünün iktidarına, sözüm ona ‘din adamı’ denen insanlar, fetva veriyor. Ne diyor biliyor musunuz? ‘İktidarı korumak için, yanlış işler yapabilirsiniz’ diyen din adamları var! Bunları, devletin kapısına yaklaştırmayacağız.</p>

<p>Böyle bir şey olur mu? Benim güzel inancımı, benim o yani Anadolu'yu aydınlatan, geçmişiyle bütün dünyaya ışık olan benim güzel inancımı yerle bir eden o anlayışı kapımızın önüne getirmeyeceğiz. Devletin kapısına bile yanaştırmayacağız. Bu nasıl bir söz? Bu sözü söyleyen insanlar var.</p>

<p>Sayın Hakimim, adalet, devletin en temel görevidir. Adalet olmazsa, devlet olmaz. Türk devlet geleneğinde 2000 yıllık kuralı hatırlatırım: İl gider, töre kalır. Yani devletin başına ne gelirse gelsin, eğer töreniz yaşıyorsa, siz de yaşarsınız. 16 devlet yıkılmış, 17. olan Türkiye Cumhuriyeti kurulmuşsa, sebebi, asla yıkılmayan töremizdir.</p>

<p>Nazım Hikmet'in şiirindeki gibi: ‘Dört nala gelip uzak Asya'dan / Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim’ diyebilmemizin sebebi de bizi ayakta tutan da işte o törenizdir. Her şeyi yoluna koyan töre, yani yasadır. Siz töreyi, yani yasayı, yani adaleti yerle bir ettiğinizde, devleti derin bir uçurumun kenarına yönlendirirsiniz.</p>

<p>Oraya getirirsiniz. Türk milletini ve devlet geleneğini asırlardır var eden adalet fikri ve bu fikrin somut hali olan yasa düzenidir. Devletimizin tümüyle, adil ve tarafsız bir otorite olma hüviyetini kaybettiği an, esasen devlet olma özelliğini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. Çünkü hukukun olmadığı yerde, devlet olmaz.”</p>

<p>“<strong>ÖNEMLİSİ TÖREMİZE YAPILAN BU SALDIRIYA KARŞI MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”</strong></p>

<p>“35 yıllık emeğim gitmiş. Yani 35 yıl önceki emeğim gitmiş. Bunun anlamı ne biliyor musunuz? Her şeyiniz gidebilir bu ülkede, her şeyiniz. Onun için temeli, töredir. Nitekim tarihimizde ne zaman adalet zayıflasa, devletimiz de zafiyete düşmüştür.</p>

<p>Osmanlı'da, adaletin zayıfladığı o son yüz yıl; iltimasla göreve gelen kadılar, adaletsiz kararlar, çıkarları için devleti istismar eden paşalar ve sahipsiz bırakılan bir reaya yüz yılıdır. Üzülerek söylüyorum ki; bugün bunun bir benzeri yaşatılıyor ülkemize.</p>

<p>Kendi siyasi menfaatini gözeten ve adeta bir düşman hukuku uygularken kibirle bakan milletimize ve bu kötü süreci yaşatan bir akıl, devleti ve milleti böyle bir zafiyete sokmuştur. <strong>Hukuku adil, tarafsızca uygulayacak bir yargıya erki olmazsa, geriye çıkar amacıyla suç işlenen bir eşkıya çeteleri süreci kalır.</strong></p>

<p><strong>Yargı, iktidarın elinde siyasi rekabeti belirleyen bir sopa durumuna düşerse, Allah korusun devasa bir beka sorununa döner.</strong> <strong>Mustafa Kemal Atatürk'ün devlet ve adaletle ilgili çok önemli bir sözü vardır: ‘Adalet gücü bağımsız olmayan milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz. İşte biz son nefesimize kadar milletimize, devletimize ve en önemlisi töremize yapılan bu saldırıya karşı mücadeleye devam edeceğiz. </strong></p>

<p>Milletçe, büyük mücadeleyle bu saldırıları aşmak için, bir seferberlik halindeyiz. Ve asla vazgeçmeyeceğiz. ‘Herkes için her yerde adalet ve hürriyet’ mesajımızı her zaman söylüyoruz. Bu yönde hep birlikte de bunu tesis etmek için de çalışmak zorundayız.”</p>

<p><strong>“TÜRKİYE'Yİ SARSAN BU DERİN KÖTÜLÜKLERE, ŞEYTANİ STRATEJİLERE, EN VAHŞİ OPERASYON VE HAMLELERE KARŞI…”</strong></p>

<p>“Tabii Türkiye'yi sarsan bu derin kötülüklere, şeytani stratejilere, en vahşi operasyon ve hamlelere karşı, en üst seviyede gayretimizi ortaya koyarken, burada elbette hukuki gerekçelerimizin, ortaya konan bu ‘saçmalık’ diye tariflediğim iddianameye dönük de 18-19 yaşındaki Ekrem'in yaşadıklarıyla alakalı birkaç hatırlatmayı ben yapacağım. Elbette en geniş manada hem bugün hem daha sonraki aşamalarda müdafilerim gerekli izahları, gerekli belgeleri sizlere sunacaktır.</p>

<p>Az önce gösterdim; bir üniversitenin ortaya koyduğu bir davetle, Milliyet gazetesindeki bir ilanla, sürecin nasıl başladığını gösterdim. Siz orada, sözüm ona savcıda ifade veren, geldiğim okulun genel sekreterinin ifade ettiği söylenen…</p>

<p>Ben şüpheli buluyorum… Ne yazık ki bazı savcılık ifadelerini de şüpheli şüpheli buluyorum artık. O durumdayım. Bir insan, kendi kurduğu okulu aşağılayamaz çünkü. ‘Hani öylesine, sıradan kuruldu’ falan demez yani. Genel sekreteri. Başka bir okula geçiş yaparken, benim okulumun genel sekreterini, işte ‘sizi kime sorabiliriz’ diye yazmam kadar doğal bir şey olamaz.</p>

<p>Doğru, tanımam kendisini, ama okulun genel sekreteri, açın ona sorun. O kadar kendime güveniyorum yani. Dolayısıyla o kişi, bu ifadede öyle bir cümle kuruyor ki, ‘Okulu kuran iş adamı, işte Rauf Denktaş’ın desteğiyle okulu kurdu!’ Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne hakaret.”</p>

<p><strong>“İDDİANAMEDE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ DEVLETİ'NE HAKARET VAR”</strong></p>

<p>“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kasım 1983’te kurulan bizim göz bebeğimiz, kardeş ülkemiz, kardeş toplumumuz. Türk toplumu var orada, Türk toplumu. Ben, nice mücahitle dostluk yaptım orada. Kıbrıs Barış Harekatı'nı bilmeyen yok. Rahmetle anıyorum Ecevit'i. Rahmetle anıyorum Başbakan Yardımcısı Erbakan’ı. Kıbrıs’a hakaret ediyorsunuz yani. Şu iddianamede Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti'ne hakaret var. Ve o ülkede, bir üniversite kurulmuş.</p>

<p>Bunu alkışlayacağına… Üniversite kurmuş. Üniversiteler dönemi başlatılmış. 86 yılında kurulmuş. Zaten aynı yıllarda Doğu Akdeniz'de kuruluyor. Sonra da başka üniversiteler kuruluyor. Ve şu anda üniversiteler devleti oldu yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Diploma iptal edilsin diye, neredeyse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığını inkar edecekler yahu. Şaka gibi. Onun için, UNCN dediğimiz önemli bir adımdır o ülkede.</p>

<p>Önemli bir üniversitesidir. Şu anda adı, Girne Amerikan Üniversitesi olarak eğitim hayatına devam etmektedir. Üniversite eğitiminin önünü açmıştır. Bu bağlamda o süreci karşılayan, yapan, kuran, önünü açan herkesi tebrik ediyorum. Rahmetli Rauf Denktaş adına, Beylikdüzü'nde 500 metrekare anıt yaptırdık biz. Kıbrıs anıtı. Kuzey Kıbrıs'ı anlatan. 500 metrekare. Görmenizi tavsiye ederim. Nasıl bir mücadele verilmiş? Anlatıyor her köşesinde. Belgeleriyle.”</p>

<p><strong>ARKADAŞI KAAN’DAN ÖRNEK VERDİ</strong></p>

<p>“Kıbrıs aşığıyım bu arada. Onu da söyleyeyim yani. Türkiye benim vatanım. Kıbrıs gerçekten benim yavru vatanım. Türk Ocağı Kulübü'nde de futbol oynadım. Türk Ocağı da Limasol'da Türklerin kurduğu bir kulüptür. 1950’li yıllarda. Sonra ülke paylaşılınca, Girne'ye gelen Limasollular'ın Girne'de devam ettiği bir kulüptür Türk Ocağı. Kaleciliğini yaptım 17-18 yaşında. O okul işlem yapmış, başlamış. 1986’yla 91 yılı arasında da okumuş bir kardeşim var burada. Kartal'dın değil mi sen? Beşiktaşlıydın, evet. Kaan kardeşimiz, 1986-91’de okumuş. Ben de orada okusaydım, Southeastern Üniversitesi’nden alacaktım. Okumuş. 86-91. O dönemde, yani 86-91’de okumuş bu kardeşim, bu arkadaşım… Tabii o dönem, usulen Girne Amerikan Üniversitesi diye de bir diploma vermişler daha sonrasında. Ama esası Southeastern.”</p>

<p>“<strong>ADAM İSTEMEMİŞ; ŞU ANDA UĞRAŞIYORUZ ONUNLA”</strong></p>

<p>“<em>(<strong>Hakim konuyla ilgili detayı anlamak için araya girince.)</strong></em><strong> Bir önemi yok bunların. Bu bir şey ispat etmiyor yani. Sadece kendini tatmin ediyorum şu anda. Bir şey ispat etmiyor. Bu konunun esası tek yani. Adam istememiş; şu anda uğraşıyoruz onunla.</strong> Kaan kardeşim, YÖK’e başvuruyor 95 yılında. Lazım oluyor ona. Kaan 91 yılında okumuş o okulda. YÖK diyor ki, ‘Senin diploman geçerlidir kardeşim.’ 95 yılında. 86-91’de Sayın Hakimim. Diyorsunuz ya ’90 öncesi yok o okulun!’ İddianame diyor. İddianamede yazan gibi değil, YÖK demiş ki, ‘Senin diploman geçerli kardeşim. Git nerede kullanıyorsan kullan.’ (Arkadaşı Kaan’a.) Yani cumhurbaşkanı adayı olabilirsin. Şimdi iddianamede diyor ki, ‘YÖK, sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi demiş.’ 90’dan önce böyle bir yazı yok. Tek bir yazı var. Birisi münferit sormuş Doğu Akdeniz Üniversitesi'ne.</p>

<p>Ve orada, ‘sadece’ diye bir kelime yok 90 öncesinde. Avukatlarım bunu size sunacaktır, anlatacaktır. Detayına girmiyorum. Böyle bir belge yok. Yani bir iddianamede, evrakta sahtecilik yapar mı savcı yahu! 90 öncesi böyle bir yazı yok. Kasıtlı bir hamle yani. Kasıtlı bir savcılık hamlesi.”</p>

<p>“<strong>İDDİANAMEDE BEN YOKUM Kİ ZATEN. İDDİANAMENİN SAHİBİ DE SAVCI DEĞİL ZATEN”</strong></p>

<p>“Diyor ki iddianamede, ‘Doğu Akdeniz Üniversitesi, sahte bir şekilde kütüğe…’ Kütükle benim ne alakam var? Benim kütükle ne alakam var? Üniversitenin kütüğüne ben mi oturdum kalemle yazdım yani? Bununla bir ilişkisi olabilir mi?</p>

<p>Ama şunu söyleyeyim: Bakın bu benim dilekçem. Pırlanta gibi. Yani o kadar güzel yazmışım ki, vallahi bir tek imzam biraz olgunlaşmamış. Genç, ergen bir delikanlıyız işte. Yazmışım burada: ‘1988-89 öğretim yılında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Southeastern Üniversitesi Washington DC adlı üniversitenin akredite etmiş olduğu, UCNC Üniversitesi’nin önce hazırlık bölümünü, daha sonra da İngilizce İşletme Bölümü’nü, ikinci sınıf alttan ders bırakmadan bitirdim.</p>

<p>Öğrenimimin geri kalan bölümünü Yüksek Öğretim Kurumu'nuza bağlı İngilizce işletme bölümünde bitirmek istiyorum. Bunun için gereğini arz ederim. Saygılar sunarım. Ekrem İmamoğlu.’ Bu kadar. Beni kütükteki yazıdan suçluyor. Yahu benim burada yazım var. Yok efendim web sitesinden suçluyor. Böyle bir kurgu olabilir mi? <strong>İddianamede ben yokum ki zaten. İddianamenin sahibi de savcı değil zaten.</strong>”</p>

<p><strong>“NE OLACAKTI BAŞKA? BOY FOTOĞRAFI MI KOYACAKTIM?”</strong></p>

<p>“O kadar titiz davranmışım ki, geldiğim üniversitenin belgelerini, broşürlerini koymuşum, gizlememişim ki UNSC'den geldiğimi. Var yani orada. Bakın orada yazıyor: ‘Sadece dilekçesi var, transkripti var, geldiği üniversitenin broşürleri var.’ Aşağılayarak yazıyor yani! Ne olacaktı başka? Boy fotoğrafı mı koyacaktım? Başka ne koyacaktım yani) Ne belgesi istiyorsa, onu koydum. Mesela broşür istemiyordu ki ben koydum. Titiz davranmışım yani. Aile fotoğrafı mı koyacaktım? İlanda var.</p>

<p>Üniversiteye gidiyorsun, üniversite diyor ki, ‘şunları getireceksin’ diyor. Onu alıp gidiyorsun, hazırlıyorsun evraklarını getiriyorsun. Bir sene önce benim okulumdan geçiş yapan oldu diyorum size. Bir sene önce almış zaten, orada öğrenci var. Başka bir ispata gerek var mı? İsnat diye bir şey yok. Yalan var, iftira var. Yine okul araştırma yapmış. Üç tane hocayı görevlendirmiş. Çok değerli hocalar var burada. Biri rahmetli olmuş. Göksel Yücel. O zaman Doçent, Mahmut Paksoy, doçent, Serdar Küçükefsun. Araştırmışlar. Burada yazıyor; ‘KKTC UCNC Üniversitesi öğrencisi Ekrem İmamoğlu'nun şu şekilde, şu dersleri alması kaydıyla geçişi doğrudur’ demiş ve bunlar karar vermiş.”</p>

<p><strong>“SAVUNACAK BİR DURUM DEĞİL BU”</strong></p>

<p>“Diyorlar ya ‘kütükte NCNC yazmıyor.’ Bakın; ben öğrenci belgesi aldım okuldan. 20 Şubat 91. Bir başka öğrenci belgesi de burada. Yine 91 yılında almışım. Yani bu İstanbul Üniversitesi öğrenci belgesi bu arada. Yazıyor burada bakın. ‘Evvelce yükseltmekte bulunup bulunmadığı. KKTC NCNC Üniversitesi.’ Bakın burada yazıyor. Ben kütükten anlamam. Ben nereden bileceğim kütük! Öğrenci belgesi.</p>

<p>Bakın burada bir öğrenci belgesi daha veriyorum. Burada diyor ki, okul yazmış oraya, ‘Adı geçen öğrenci, fakültemize KKTC NCNC Üniversitesi'nden ikinci sınıfta nakil olarak gelmiştir. 91 yılı. Tutturdular ‘kütüğe kim’ yazdı? Kim yazdı bana ne? Az önce dedim ya; birisi bir şebeke kurmuş. Ekrem 18 yaşında, anlamışlar cumhurbaşkanı adayı olacak diye! Sayın Hakim, bunlar komik şeyler bakın. Utanç duyuyorum. Diyorum ya ben kendimi nasıl savunacağımı şaşırdım yani. Savunacak bir durum değil bu.”</p>

<p><strong>İÜ REKTÖRÜNÜ “ANDI”: “TELEFONDAKİ ACZ İÇİNDEKİ SESİNİ BEN DUYDUM BU KULAKLARIMLA”</strong></p>

<p>“Orada bir devlet var. Gurur duyduğumuz Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti Devleti var. Orada bir üniversite kurulmuş.</p>

<p>Gidiyorum Türkiye Büyükelçiliği’ne Lefkoşa'da, belge alıyorum. Ne belgesi? Yani öğrencidir, burada üniversitede okuyor. Ve o belgeyle beraber oturma izni almıyorum. 2 sene orada kalıyorum, oturma izni alıyorum. Yine öğrenci olduğuma dair belgemi onaylatıyorum. Türkiye'den lisansım Kıbrıs'a gelip, Türk Ocağı'nda futbol oynamamı sağlıyor. Öyle olmadı mı Selçuk?</p>

<p>Sen de öyle aldın değil mi? O da Fenerbahçe'den gelmişti. Trabzon-Fenerbahçe. Şimdi bütün <strong>bu işlemleri yaparken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de muhatap Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti de muhatap ya. Bir savcının çıkardığı işe bak yahu. Şurada tartıştığımız konuya bak yahu. Kıbrıs'ı tartışıyoruz. Kıbrıs'ın okullarını tartışıyoruz yahu. İstanbul Üniversitesi'ni tartışıyoruz. Ben, İstanbul Üniversitesi Rektörü’nü iptalden önce aradığımda, ‘Bakın bu bir namustur. Yanlış bir işlem yapmayın’ diye telefonda aradığımda, telefondaki acz içindeki sesini ben duydum bu kulaklarımla. Acz içindeki sesini. Baskı altındaki sesini, kulaklarımla, o tiz sesini duydum. Yazıktır. Üç tane adamı atamışsınız; sanat yönetmeni, doktor, iktisat fakültesi, mimar! Hukukçu yok! Niye? Her şeyi göze alabilsin diye. Siyasi sicillerini çıkartabilirim size tek tek. Ayıptır. Yazıktır. Ekrem'in diplomasının peşine düşmek! Ayıptır yahu.”</strong></p>

<p><strong>“YARGILAMA YAPILMIYOR. İNFAZ YAPILIYOR, YARGISIZ İNFAZ. UMUT SEFERBERLİĞİNE İHTİYACIMIZ VAR”</strong></p>

<p>“Tam da sırası geldi. Okul tatil oluyor. Yani bu işin savcısı belli ya, ona gönderiyorum yani. Okul tatil oluyor, annesi soruyor oğluna, ‘Oğlum karnen nerede’ diye. O da cevap veriyor: ‘Babasını korkutmak için arkadaşıma verdim’ diyor.</p>

<p>Yani <strong>kendisinde olmayan bir evrakın üzerinden, memleketi bu kadar zora sokmanın bir anlamı yok. Gerçekten bu ülkenin artık bir umut seferberliğe ihtiyacı var. Şu saçma sapan işlerden acilen kurtulmaya ihtiyacı var. Milletin parası cebinde eridi. Türk yargısı yerle bir edildi. Yerle bir. Yargılama yapılmıyor. İnfaz yapılıyor, yargısız infaz. Umut seferberliğine ihtiyacımız var, umut seferberliğine. Biz, işte bu umut seferberliğine talibiz. Milletimize korkuyu değil, umudu yaşatmak için de asla vazgeçmeyeceğiz. Bizi zannediyorlar ki zindanlarda susturabilecekler. Susmayız, susmayız. Susmayacağız.</strong></p>

<p>Ben neler yaşadım? Bu millet neler yaşardı? Yerel seçimleri kazandık, yerel seçimi iptal ettiler yahu. Bir zarfa atılan dört oydan birini iptal ettiler. Yani şu diploma işi ondan bile acı. Zarfın içinde dört oy var. Diyorlar ki ‘biri iptal, ama diğerleri geçerli!’ Gerekçe ne? Sandıkta teröristler varmış! Yani sandık görevlileri teröristmiş’ Kim atadı onu? Seçim Kurulu. Ben değil. Bunu gerekçe gösterdiler. Seçimi iptal ettiler. Zarfın içinden bir tanesini iptal ettiler. Bunları unutuyoruz. Bunlar önemli meseleler.”</p>

<p>“<strong>BİZ ÖNÜNÜZDE CEKETİMİZİ İLİKLERİZ, AMA SİZİN ÖNÜNÜZÜ İLİKLEYECEĞİNİZ KİMSE YOK BU TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NDE”</strong></p>

<p>“Bakın ne diyorum? <strong>Siz bu ülkenin sandığını ve geleceğini koruyacaksınız, siz. Adalet. Önemli bir göreve talipsiniz, hepimizden daha önemli göreve. Biz önünüzde ceketimizi ilikleriz, ama sizin önünüzü ilikleyeceğiniz kimse yok bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde.</strong> Seçimimizi iptal ediyorsunuz. Ne oldu? Bir daha kazandık. 13 bin oydu. Kaç oldu? 806 bin oy oldu. İBB'ye iş yaptırmamaya çalıştılar. 6 senede 1.500’ün üzerinde soruşturma, teftiş, denetim… Yaşamadığımız kalmadı, yaşamadığımız. Her şeyi yaşattılar bize 6 senede. Hapsi bile bize yaşattılar. Ama millet gereğini yapıyor. Nasıl 2019’da ikinci seçimde demokrasi şamarını attıysa, 2024’te de 1 milyon 100 bine yakın oy farkıyla kazanmamızı sağladı.</p>

<p>Millet doğruyu gösteriyor, terazi var elinde. Ben ona o kadar güveniyorum ki. Ben, gelen notlardan kendime karalama yapıyorum. (Ses ve görüntü kaydı alındığı için mikrofondan uzaklaşmaması ricasında bulunan hakime…) Beni hassasiyetinizle hayran bıraktınız kendinize, onu söyleyeyim.</p>

<p>Eridim karşınızda açıkça. Kalben söylüyorum yani bunları. Çok teşekkür ediyorum. Örnek olsun. Neyse, bu sözlerimden dolayı siz de bir ceza görmezsiniz umarım. Tabii ki olması gereken ama, ben biliyorum.”</p>

<p>“<strong>BENİ SAVCININ YAZDIĞI SAÇMALIK HİÇ İLGİLENDİRMİYOR; VIZ GELİR TIRIS GİDER…”</strong></p>

<p>“Bakın o kadar tesadüf ki buraya not aldım. <strong>Son anda birkaç hatırlatma aldım kendime, son anda. Daha doğrusu 12 Eylül'ü fark ettim. Farkında değilim yani. Nasılsa her gün ihtilal yaşıyoruz, yapacak bir şey yok! 12 Eylül'ü yazmak için son anda çektim aldım karalamak için en üste. Çok hoş. Şu fotoğrafın güzelliğine bakar mısınız? Bir kadıncağız ağlıyor Kadıköy'de. Demişim ki, ‘Kendimi önce Allah'a sonra milletime emanet ediyorum’ demişim ya. Hiç yanılmadım. </strong></p>

<p><strong>Milletime kendimi teslim etmekten hiç yanılmadım Allah'ıma şükür. İşte benim cezalandırılmamın sebebi, şu fotoğraf biliyor musunuz? Şu fotoğraf nedir biliyor musunuz? Genel Başkanım, bu fotoğraf… 39 ilçenin 32’sinde Ekrem İmamoğlu birinci çıktı. Son 2024 seçimleri. 39’un 32’sinde. Bunun sadece dört tanesinde, bir puan civarında ve altında oy oranıyla ikinci olduk. Bu benim için öyle büyük bir onur ki. </strong></p>

<p><strong>Beni savcının yazdığı saçmalık hiç ilgilendirmiyor. Açık söyleyeyim; vız gelir tırıs gider…” Ama yargının kararı beni ilgilendiriyor. Yargı, benim tek sığınağım. Yargı benim tek sığınağım.</strong> Bu bakımdan ben, bu ülkenin insanlarına çok güveniyorum.”</p>

<p><strong>“İSTANBUL'DA İLÇE İLÇE GEZEN BEYEFENDİ, MİTİNGDE DEDİ Kİ…”</strong></p>

<p>“Oy verenleri, vermeyenleri birbirinden ayırmadan görev yaptığımız için biz bu durumdayız. Kreşleri açtığımız için biz buradayız. Kreşleri kapatmaya çalışıyorlar. Yahu normal bir devlette ödül vermeleri lazım, teşvik etmeleri lazım. Tesadüf burada çalışanlar bile, ‘Çocuğumuz öyle bir değişti ki, Allah razı olsun’ deyip, gelip bana teşekkürlerini iletiyorlar. 150 tane kreş açtık. Sıfırdı. 12 bin, 13 bin öğrencimiz var. 15 bin olacak yakında.</p>

<p>Yurtlarımız var. 6000 öğrencimiz var. 5 bin liraya kalıyor. 4 bin 800 küsur liraya kalıyor. Sabah, öğle, akşam yemeğini yiyor. Pırlanta gibi yurtlarımız var. Kime yapıyoruz biz bunu? Milletin parasını millete veriyoruz. 0-4 yaş arası annelerin, çocuklarıyla beraber İstanbul'u bedava dolaşmalarını sağlıyorum. Çünkü evden çıkmadıklarını ben biliyorum, aralarından ayrılmadım. Ve ‘O çocuklara ben bunu vereceğim’ dediğim zaman, İstanbul'da ilçe ilçe gezen beyefendi, mitingde dedi ki, ‘Sen kimin parasını kime veriyorsun?’ Ben de dedim ki, ‘Milletin parasını millete veriyorum, bir avuç insana değil.’”</p>

<p><strong>KRAVATINI ÖZGÜR ÇELİK’E HEDİYE ETTİ</strong></p>

<p>İfadenin bu noktasında Mahkeme Başkanı, duruşmaya 10 dakika ara verdi. Duruşma salonundan ayrılmayan İmamoğlu, bu boşlukta CHP Genel Başkanı Özel, ailesi, üniversite ve mesai arkadaşlarıyla, gazetecilerle sohbet etme olanağı buldu. İmamoğlu, duruşmada taktığı kravatını da CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’e hediye etti.</p>

<p>Jandarma eşliğinde salonun ortasına kadar ilerleyen İmamoğlu, kendisine desteğe gelen ilçe belediye başkanları ve vatandaşları selamlayıp, kısa sohbetler gerçekleştirdi. İmamoğlu, aranın ardından savunmasına kaldığı yerden devam etti:</p>

<p>“<strong>EN BÜYÜK HASARI YARGI ALDI”</strong></p>

<p>“<strong>Az önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki hizmetlerimizin karşılığında, toplumun ve vatandaşımızın bize teveccühünü haritada göstermiştim ve bununla onur duyduğumu, gurur duyduğumu ifade etmiştim. Ve bu hizmetlerimizin devam etmesi de beni elbette gururlandırıyor. Kesintisiz bir şekilde vadettiğimiz her şeyi, arkadaşlarımız yürütüyor. Çünkü, liyakati öne koyduk ve kişiye bağlı bir düzen, kişiye bağlı bir sistem arayışında değil, kurumsal bir arayışın peşinde olduk. </strong></p>

<p><strong>Bu manada, gerçekten çok gururluyum. Ama tabii bu başarımızın örselenmesi, başarımızın engellenmesi, başarımızın tabiri caizse çiğnenmek istenmesi, iktidarın kendi siyaset yöntemine dönüşmüş durumda ülkede. Bu çok yanlış. Halbuki Türkiye'de ama yerelde ama genelde iktidar-muhalefet arasındaki düzenin bir yarışa dönmesi lazım. Hizmet yarışına dönmesi lazım. Vatandaşa kendini beğendirme yarışına dönmesi lazımken, ne yazık ki çirkin bir şekle dönüştürülmüştür. Devletin her kurumu çok büyük hasar alıyor ama en büyük hasarı, son dönemde yargının aldığının da altını çizmek isterim</strong>.”</p>

<p><strong>“DİPLOMA MESELESİ BU İŞİN ZİRVESİ!”</strong></p>

<p>“Bu yönüyle İstanbul'da oluşturduğumuz ‘İstanbul Modeli’, İstanbul İttifakı’nın; ‘Türkiye Modeli’ne ve ‘Türkiye İttifakı’na dönmesi, bu tür usulsüzlüklerin sona ermesi bizim mücadelemizin en önemli prensibidir. Allah'a şükürler olsun ki, ben, bize yaşatılan bu kara dönemin, kara düzenin sonucunda Silivri'deyim.</p>

<p>Yani ben size, bir nevi ‘hoş geldin’ diyorum. Çünkü siz buraya geldiniz ve normalde yargılama yapmanız gereken yerden başka bir yerde yargılama yapılıyor. Bu düzen her ne olursa olsun, -fiziksel ihtiyaçları siz tariflediniz ama- her ne olursa olsun, yargı, kendi ortamında yargıyı yürütmelidir. Yargıyı milletten kaçıramazsınız. Yani bir binanın etrafına bariyerler dizerek, toplumun oraya ilgisinden orayı uzaklaştıramazsınız. Bu anlamda çok kötü bir sınav verdiğimiz nettir.</p>

<p>Umarım bunlar düzelir. Düzelmesi için de çok büyük bir mücadele veriyoruz. Bizi kendisinin, hani ‘başımıza bela oldu’ diye yorumlayan bir anlayışla hamleler ve stratejiler ortaya konuyor. Diploma meselesi, yani bunun gerçekten zirvesi. Zirvesi çünkü, çok anlatılamayacak bir şey. Yurt dışından ziyaretçilerimiz geldiğinde bize geçmiş olsun ziyaretine ve bunu doğru bulmuyoruz ziyaretine geldiklerinde, 7-8 heyetin ilk konusu, ‘Bu nedir, anlatın’ diyor. Anlatamıyoruz yani. Buna kelime yetmiyor.”</p>

<p><strong>“MİLLETİMİZİN VİCDANINA, GÖNLÜNDEKİ ADALET TERAZİSİNE HEP GÜVENDİM VE GÜVENİYORUM”</strong></p>

<p>“Bu manada bizim derdimiz kaldı ki kimsenin başına bela olmak değil yani. Tam aksine kadim devletimizi, milletimizi, getirdikleri uçurumdan, belalardan kurtarmak için yol yürüyoruz. Bunun için çalışmak, hiç durmadan çalışmak, bıkmadan, yorulmadan, çok yoğun emekle çalışmak tek yolumuzdur. Ve 86 milyon insanımızın ‘oh be’ dediği bir sabaha uyanmasını istiyoruz.</p>

<p>‘Rahatladık, nefes alıyoruz, çektiğimiz nefes böyle ciğerimize, bütün vücudumuza iyi geliyor, milleti iyileştiriyor’ dediği güne uyandırmak, özgür, mutlu, huzurlu, barış içinde bir ortama kavuşmasını sağlamak istiyoruz.</p>

<p>Ben milletimizin vicdanına, gönlündeki adalet terazisine hep güvendim ve güveniyorum. Gerçekten seçimden seçime hatırlanan bir vatandaş siyaseti değil, her gün vatandaşına hizmet eden ve kendilerine pastayı ayırırken, vatandaşına kırıntıyı bıraktıkları, umutlarını, hayallerini tanımadıkları milletimiz, kendilerine yaşatılan her şeye karşı, eminim ki sandık günü geldiğinde gerekeni yapacaklardır.”</p>

<p>“<strong>MİLLETİMİZİN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME İRADESİ,HER KİŞİDEN, BÜTÜN İKTİDARLARDAN ÇOK DAHA BÜYÜKTÜR”</strong></p>

<p>“<strong>Kaybetmeyi kabullenememe diye bir tutumu da asla doğru bulmuyorum. Yani bu şekilde korkuyla, milletimize gerçekten bu ortamı yaşatmalarını yanlış buluyorum. Biz, sonuçta sorumlu insanlarız. Kaldı ki dünya tarihinde olmayacak bir biçimde, 15,5 milyon insanın oy kullandığı ve ön seçimde ‘cumhurbaşkanı adayı’ tarifini yaptığı bir insan olarak söylüyorum ki; ben, kendimi her yönüyle sorumlu ve görevli kabul etmiş bir pozisyondayım. </strong></p>

<p><strong>Bizi bir diplomayla engellemeye çalışanlar, asla başarılı olamayacaklar. Hiçbir plan, kurgu, senaryo, uydurma saçmalıklar bizim önümüze engel olarak dikilemeyecek. Gerçekten Cumhuriyetin temel değerleri, temel duruşu, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait oluşu, bütün bu prensipler, milletimizin kendi kaderini tayin etme iradesi, azmi, kararlılığı, herkesten, her kişiden, bütün iktidarlardan çok daha büyüktür.</strong>”</p>

<p><strong>CHP İSTANBUL’A SALDIRILARA SERT TEPKİ GÖSTERDİ</strong></p>

<p>“Türkiye, çok acı zamanları ifade ettiğim gibi yaşadı ve yaşıyor. Özellikle gelinen noktada, son 1 haftadır, 10 gündür, yargının siyasete tümüyle hukuksuz, belgesiz iftiralarla güvenlik güçlerini, valilik, bakanlık gibi tümüyle millete hizmet etmesi gereken makamların da ne yazık ki siyasetin bir şekilde aparatı haline gelerek, endişe verici ortamları ülkemize yaşatmaları, kaygılı bir ortama toplumu sürüklemektedir ve her gün milyarlarca dolar insanların cebinden uçup gitmektedir. Yani yoksullaşan, olan biten her şey insanımıza değiyor.</p>

<p>Yazıktır, günahtır. Bir partinin varlığına, mekanına bağımsız bir biçimde faaliyetlerini sürdürmesine, emsalsiz bir biçimde demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ayaklar altına alarak işgal, şiddet şekliyle davranarak, hiçbir dayanağı olmadan kurumlarımızı ve özellikle de canımız, ciğerimiz, yani gururumuz Türk polisinin itibarını ezerek iş tutmaları tarihe kara bir leke olarak girmiştir.</p>

<p>Ben, bu işin içindeki yöneticilerin talimat biçiminin gelişiyle nasıl lal olduklarını bilirim. Yaşadım ben bunu. Ama bunu kabullenmiyorum. Bu çok yanlış bir şey. Gencecik evlatlarımızı, güvenlik güçlerimizi buna alet etmelerini kınıyorum.”</p>

<p><strong>“AVUKATIM YAHU! MEHMET PEHLİVAN. HAPİSTE ŞU ANDA!”</strong></p>

<p>“Bu saldırılara karşı elbette en büyük güvencemiz; milletimizin irfanı, adalet duygusu, vicdanı ve kendi iradesine müdahale edenlere bugüne kadar vurduğu demokrasi şamarlarıdır, verdiği demokrasi dersleridir. Eninde sonunda Yüce Türk Yargısı’nın namuslu, ahlaklı, erdemli hakim ve savcıları doğru kararları alıyor, alacaktır. Biz, sonuçta sırtımızı yargıya, bu ülkenin adaletine yaslamak zorundayız.</p>

<p>Ne olursa olsun mücadeleyi yargı salonlarında, adalet makamlarında, mahkemelerde kazanmak zorundayız. Neyle? Adaletle. Hukukun herkese eşit uygulandığı bir ülke var etmeliyiz. Başka türlüsü bunun düşünülemez. Yaşananlar, uzun yıllardır var olan kayyımlar, siyasi tutuklular, siyasi partilerin genel başkanlarının hapse atılmaları, muhaliflerin tümüne uygulanan orantısız güç, engellemeler, şiddet uygulamaları, AİHM'in kararlarının uygulanmaması, Anayasa Mahkemesi kararlarının yok sayılması, gözaltılar, hapse tutsak olarak konan insanlar, yani çocukların esir alınması, evlatların esir alınması… Avukatım yahu! Mehmet Pehlivan. Hapiste şu anda yahu. Hiçbir dayanağı yok. Benim avukatım, beni savunacak insan.”</p>

<p><strong>“KURALA, YASAYA, HUKUKA UYGUN OLMAYAN BİR TALİMATI, HİÇBİR DEVLET GÖREVLİSİ YERİNE GETİRMEZ, GETİREMEZ”</strong></p>

<p>“Bir partinin varlığına, mekanına, bağımsız bir biçimde faaliyetlerini sürdürmesine emsalsiz bir biçimde demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü yerle bir eden, işgal ve şiddet şekliyle, hiçbir dayanağı olmadan kurumlarımızı özellikle ifade etmiştim yine Türk polisinin itibarını ezerek iş tutmaları, gerçekten tarihe kara bir leke olarak geçmiştir. Bu konuda özellikle yöneticilerin ‘talimat aldım ve yapıyorum’ anlayışının dışında hareket etmesinin, bu ülkenin kurallarında yeri nettir. Yani kurala, yasaya, hukuka uygun olmayan bir talimatı, hiçbir devlet görevlisi yerine getirmez, getiremez.</p>

<p>Bu yönüyle evrak, belge göstermeden, bu yapılan müdahalelerin, bu yönüyle de yarınlarda çok sorgulanacağını net olarak biliyorum. Bu çerçevede az önce ifade ettim yine, özellikle toplumun her kesimini baskı altına alan ve insanları o baskıyla hapse atan, gözaltına alan, tutuklama ve yargılama biçimleriyle de yargımıza çok büyük bir zarar verdiğini tekrar ifade edeyim. Halbuki toplumun bizden beklentileri çok yüksek.”</p>

<p><strong>TERÖRSÜZ TÜRKİYE: “GELEN FIRSATLARI KAÇIRIYORUZ”</strong></p>

<p>“Bakınız; bugün Türkiye’de çok önemli bir gündemi tartışırken, terörün sona erdiğini ve o terörün sona erdiği ortamda insanlarımızın huzur içerisinde, barış içerisinde, mutlu bir şekilde yaşadığı, refah içinde olduğu ve aynı zamanda geleceğin daha iyi bir biçimde hazırlandığı, gerçek anlamda milletin zenginleştiği, sadece bir bölüm insanın değil, bir kısım insanın değil, milletin adil bir paylaşım çerçevesinde herkesin zenginleştiği bir dönemi yaşama umudu için hareket ediliyor. İşte Meclis’te bir komisyon kurulmuş, çalışma yapacak ve bu tür adımları, milletin evinde beraber düzenleyecek diyoruz.</p>

<p>Ama öbür tarafta, bu tür yasaya uygun olmayan, hukuka uygun olmayan tutum ve tavırların son derece toplumu moralsiz ve umutsuz hale düşürdüğü de bir gerçek. Bakınız; anketler çok acı sonuçlar veriyor. Toplumun yüzde 70’i, ‘Evet terörsüz bir Türkiye, insanların eşit olduğu, insanların hak ve hukukunun korunduğu, bu toplumun 86 milyon insanımızın eşit hissedar şeklinde yaşamın gerçeklerinin en iyi bir biçimde, her insanın, her haneye en pozitif şekilde dağıldığı bir Türkiye arzusunu dile getiriyor ve bu çerçevede de bunu istiyor. Yüzde 75 civarında böyle bir çözüm sürecinin olmasını. Ama gelin görün ki, bugün iktidarın bunu başarabilme ihtimaline yüzde 25 bile güvenen yok. Böyle bir vahim durumdayız. Gelen fırsatları kaçırıyoruz.”</p>

<p><strong>“BU MİLLETİN BECERİDE, BU MİLLETİN KABİLİYETTE BİR SORUNU YOK”</strong></p>

<p>“Dünyanın en stratejik, en önemli konumlarından birisindeyiz. Ama böyle bir konumda, böyle bir ortamda gereğini yerine getiremiyoruz. Gerekli itibarlı konumda olamıyoruz. Müttefikleriyle aramız iyi değil. Sadece göstermelik birtakım ilişki arayışları içerisindeyiz. Titrini ‘dostum’ diye tariflediğimiz ülke ilişkisini tarifleyen bir biçimde hareket ediyoruz. Gerçekten bütün bu meselelerin özetidir bugünkü duruşmanın varlığı.</p>

<p>Toplumun liyakatte bir sorunu yok. Bu milletin beceride, bu milletin kabiliyette bir sorunu yok. Sadece liyakatli bir biçimde bu işin yönetilme şeklinde sorunları var. Kurumsallaşma sorunları var. Ama en önemli konu da yine tekrar adaletle ilgili sorunumuzun olduğunu da net olarak ifade etmek isterim. Bütün bu yaşanan zor koşullar… “</p>

<p><strong>TUTUKLU AVUKAT MEHMET PEHLİVAN SEGBİS İLE BAĞLANDI:“AVUKATIMIN NASIL TUTSAK EDİLDİĞİNİ DE BÜTÜN TÜRK KAMUOYU YAŞADI”</strong></p>

<p>“(Bu sırada avukat Mehmet Pehlivan SEGBİS ile duruşma salonuna, alkışlar ve ‘Savunma susmadı, susmayacak’ sloganıyla karşılandı.) Ben de avukatım, sevgili kardeşim Mehmet'i selamlıyorum. Ve inşallah bir an önce özgür bir şekilde, doğru konumda burada aramızda beni savunmaya ve görevini yapmaya devam etmesini diliyorum. Bir avukatımın nasıl tutsak edildiğini de bütün Türk kamuoyu yaşadı.</p>

<p>Çağrıyla gittiği ve ifadesinin alındığı bir yerde, ne yazık ki sebepsiz yere tutuklanmıştır ve bugün yine tutsak olarak Çorlu'da bu ortama eee eşlik etmektedir. Çok üzücüdür Türk yargısı açısından. Tekrar ifade edeyim. Aramıza katılmasından da duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum. Bir an önce bu ayıbın giderilmesi ve özgürlüğüne kavuşmasını tekrar diliyorum.”</p>

<p><strong>“ÇOK ÖZLÜYORUM ÇOCUKLARI”</strong></p>

<p></p>

<p>“Sonuna geldim. Toparlıyorum. Gerçekten hayatımın kamuya hizmet dönemi, benim en gururlandığım zaman dilimi. Bir ibadet, büyük bir ibadet. Çünkü insana hizmet ediyorsunuz ve her anını insanlarla geçiriyorsunuz. Çocuklarla… Çok özlüyorum çocukları özellikle. Gençlerle, kızlarımızla, oğullarımızla… Ve her zaman hak yememeyi ve hakkını yedirmemeyi kendimize ilke edindik. Kesinlikle milletimizin hakkını yedirmemek için de var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.</p>

<p>Bu kararlılıktan asla vazgeçmeyeceğiz. Milletin iradesini çiğnetmeyeceğiz. Hukukun herkese eşit uygulandığı, bu cennet vatanımızı herkesin çok güzel bir yaşam geçirdiği bir ülke haline getirmek en büyük idealimizdir. 102 yıl önce kapanan tebaa döneminin perdesini asla bu ülkede açtırtmayacağız. Her insanımızın fikri hür, vicdanı hür bir şekilde yetişmesi için sonsuz gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.</p>

<p>Barışı, huzuru, demokrasiyi var etmek en büyük hedefimizdir. Yurtta barış, dünyada barışın güvencesi olacağız. Egemenlik kayıt şartsız milletindir prensibinin, kesinlikle yılmaz bekçileri olacağız. Ve milletin kazanacağı bir ortamda, biliyoruz ki Türkiye kazanacaktır. Bir avuç insanın kaybettiği ama milletin kazandığı bir dönemi de çok yakın zamanda ülkemize yine biz kazandıracağız.”</p>

<p><strong>AHMED ARİF’İN DİZELELRİYLE SESLENDİ: “UMUT MİLLETTE, UMUT MİLLETTE, UMUT MİLLETTE”</strong></p>

<p>“Tabii diploma iptaliyle uğraşan bu anlayıştan, milletin diplomalarına kıymet veren ve onları liyakatli bir şekilde milletin evlatlarına hak ettiği konulara taşıyan bir düzenin oluşmasını sağlayacağız. Eş, dost, akraba, damat, gelin vesaire değil, tam aksine memleketin ve milletin evlatlarına hak ettiği makamların verildiği, kimsenin kayrılmadığı ya da özellikli konuma taşınmadığı bir yurt var edeceğiz.</p>

<p>Bu, bizi yoksulluktan kurtaracak. Bu, bizi yurt dışına kaçan gençlerimizin geleceğini tekrar bu ülkede aramalarını sağlayacak. Ve o insanlar, ülkesini zenginleştirecek. Ben özellikle gençlerimize çok güveniyorum. Bugün bütün topluma bir şiir hazırlamıştım. Kendim yazmadım elbette ama bunu okuyacağım ve öyle bitireceğim. Diyeceğim ki;</p>

<p>Öyle yıkma kendini,</p>

<p>Öyle mahzun, öyle garip...</p>

<p>Nerede olursan ol, İçerde, dışarda, derste, sırada,</p>

<p>Yürü üstüne - üstüne,</p>

<p>Tükür yüzüne cellâdın,</p>

<p>Fırsatçının, fesatçının, hayının...</p>

<p>Dayan kitap ile</p>

<p>Dayan iş ile.</p>

<p>Tırnak ile, diş ile,</p>

<p>Umut ile, sevda ile, düş ile..</p>

<p>Dayan rüsva etme beni.</p>

<p></p>

<p>Gör, nasıl yeniden yaratılırım,</p>

<p>Namuslu, genç ellerinle.</p>

<p>Kızlarım,</p>

<p>Oğullarım var gelecekte,</p>

<p>Her biri vazgeçilmez cihan parçası.</p>

<p>Kaç bin yıllık hasretimin koncası,</p>

<p>Gözlerinden,</p>

<p>Gözlerinden öperim,</p>

<p>Güzel Mehmet kardeşim</p>

<p>Bir umudum sende,</p>

<p>Anlıyor musun?</p>

<p>Bütün milletime sesleniyorum. Umut millette, umut millette, umut millette. Türkiye kazanacak ve inşallah her şey çok güzel olacak. Hepinizi verdiğiniz destek için, sevgiyle selamlıyorum. Sayın Hakimim bu dava, gerçekten görülmemesi gereken bir davadır. Bu dava, milletimizin nezdinde de benim anlayışımda da yok hükmündedir. Umarım bu davanın net olarak bittiği günü ve görülmemiş gibi bir sonuçla buluştuğumuz günü de iple çekiyorum.”</p>

<p><strong>AVUKAT PEHLİVAN: “CÜBBESİZ VE YÜZ YÜZE OLMADAN SAVUNMA VERMİYORUM”</strong></p>

<p>Mahkeme Başkanı, İmamoğlu’na, tutuklu avukatı Pehlivan’ın kendisine müdafi olarak katılması talebinin olup olmadığını sordu. Bu talebi kabul eden İmamoğlu, “Mehmet benim avukatım, canım, ciğerim. 4-5 senedir avukatım. İsterim tabii” yanıtını verdi. Mahkeme Başkanı, savunma avukatlarının da aynı yönde talepte bulunması üzerine, ara kararını açıkladı. Ara karar uyarınca Avukat Pehlivan, tutuklu bulunduğu Çorlu Karatepe Cezaevi’nden SEGBİS aracılığıyla duruşma salonuna canlı bağlandı ve şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Biz avukatlar, müdafaa görevi esnasında özgürlüğümüzden olabiliriz. Hakeza ben karşınızda müdafaa görevini yapmaktayken, tutsak edilmiş bir avukat olarak bir, müdafi olarak bulunuyorum. Bunun kayıtlarınıza düşmesinin, Türk hukuk tarihi açısından önemli olduğunu da görüyorum. Bu sebeple, yargı son zamanlarda birçok ilke imza atsa da bugün bambaşka bir ilke imza attı. O ilk de bir müdafi olarak, tutuklu bulunduğum bir cezaevinde, SEGBİS odasından bağlanmam.</p>

<p>Burada müvekkilim ve benim yönümden ihlal edilmiş pek çok adil yargılanma hakkı ilanı söz konusudur. Bunu nedenle savunma, müvekkilimle yüzyüzelik ilkesi gereğince hukuki yardımda bulunma, dinlenme hakkı bulunma kapsamında birçok eksiklik olması sebebiyle, savunma vermeyi bu aşamada reddediyorum. Bir sonraki celse yüzyüzelik ilkesi gereği duruşmaya getirilmeyi talep ediyorum.” <strong>12.09.25</strong></p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/bu-sadece-bir-savunma-degil-ayni-zamanda-hukuksuzluklara-ciddi-bir-isyandir</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Sep 2025 13:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/09/ekrem-1-silivri.webp" type="image/jpeg" length="32334"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu’nun Cezaevinden Yaptığı EUROFİGHTER Çağrısı Almanya’nın Kararını Etkiledi]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglunun-cezaevinden-yaptigi-eurofighter-cagrisi-almanyanin-kararini-etkiledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglunun-cezaevinden-yaptigi-eurofighter-cagrisi-almanyanin-kararini-etkiledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya Hükümet Sözcüsü Stefan Kornelius, Berlin’in Türkiye’ye Eurofighter savaş uçağı satışına onay vermesinde, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun cezaevinden yaptığı çağrının etkili olduğunu açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Almanya Federal Hükümeti’nin 23 Temmuz 2025’te düzenlediği basın toplantısında konuşan Hükümet Sözcüsü Stefan Kornelius, Türkiye’ye Eurofighter satışı konusundaki gelişmelere ilişkin soruları yanıtladı.</p>

<p>Toplantıda bir gazetecinin, “Önceki federal hükümet, yani SPD ve Yeşiller’den oluşan geçici hükümet, özellikle Sayın İmamoğlu’nun Türkiye’de tutuklanmasının ardından Eurofighter uçaklarına ilişkin bir kararı ertelemişti. Sizce, Türkiye’deki insan hakları durumu ya da İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla ilgili olarak ne değişti de şimdi, sizin de dediğiniz gibi, bir ön karar alındı veya bu satış için yol açıldı?” sorusuna Kornelius şu yanıtı verdi:</p>

<p>“Ayrıntılara girmeden şunu belirtmek isterim ki, Sayın İmamoğlu bizzat cezaevinden bu uçakların satışı lehine görüş bildirmiştir.”</p>

<p>Bir önceki hükümet döneminde dondurulan Eurofighter satışı, böylece yeniden gündeme gelirken, İmamoğlu’nun bu yöndeki tutumunun Almanya üzerindeki etkisi dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglunun-cezaevinden-yaptigi-eurofighter-cagrisi-almanyanin-kararini-etkiledi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Jul 2025 11:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/07/imamoglu-ucak.jpg" type="image/jpeg" length="84254"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[CHP' Nin Miting Yeri Değişiyor Ama İmamoğlu'nun Halk 'a Seslendiği Yer Hiç Değişmiyor Silivri]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/chp-nin-miting-yeri-degisiyor-ama-imamoglunun-halk-a-seslendigi-yer-hic-degismiyor-silivri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/chp-nin-miting-yeri-degisiyor-ama-imamoglunun-halk-a-seslendigi-yer-hic-degismiyor-silivri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İBB ve TBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Tekirdağ Cumhuriyet Meydanı’nı hınca hınç dolduran on binlere, Silivri’deki hücresinden seslendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SİLİVRİ’DEN TEKİRDAĞ’A SESLENDİ:  İNADIMIZI, CESARETİMİZİ, UMUDUMUZU ELİMİZDEN ALMALARINA İZİN VERMEYECEĞİZ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’nin bir dönüm noktasında olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Ya yönümüzü demokrasiye, hukuka, fırsat eşitliğine dönüp yarınlara umutla bakacağız ya da her yeni güne, her geçen gün zulmünü büyüten bu anlayışın oluşturduğu güvensizliğin içinde savrulmaya devam edeceğiz.</p>

<h2><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner </strong></h2>

<p><strong>KORKULARINA DA OYUNLARINA DA BOYUN EĞMEYİZ</strong></p>

<p>Bugün Türkiye’de en çok örselenen şey, adalet duygusu. Hak aramak suç, hakkını savunmak tehdit gibi gösteriliyor. İnsanlar, mahkemelerin önlerindeki yazılı kurallara, kaidelere göre değil, kişiye göre muamele yaptığını görüyor. Bu şahsileştirilmiş sözde hukuk düzeninde de iktidara doğrudan eklemlenmemiş kimse kendini güvende hissedemiyor,” dedi.</p>

<p><strong>İMAMOĞLU: YA YÖNÜMÜZÜ DEMOKRASİYE DÖNECEĞİZYA DA ZULMÜN GÜVENSİZLİĞİNDE SAVRULMAYA DEVAM EDECEĞİZ</strong></p>

<p>“Biz, bu yürüyüşe, milletimiz hak ettiği onurlu bir yaşamı, refahı, adaleti kazansın diye çıktık” diyen İmamoğlu, “Yine milletimizi yanımıza alarak çıktık. Fakat bu yürüyüşü engellemek için, 19 Mart darbesinden beri türlü kumpaslar kuruyorlar. Sözde yargı eliyle, sadece ben ve kıymetli görev arkadaşlarım değil, tüm Türkiye rehin alınmaya çalışılıyor.</p>

<p><strong>NE BİZİ NE DE MİLLETİMİZİ YILDIRABİLİRLER</strong></p>

<p>Bilin ki ne bizi ne de milletimizi yıldırabilirler. Korkularına da oyunlarına da boyun eğmeyiz. Bunun için yeni bir yönetim anlayışına, milletimizle el ele yürüyen bir siyasete ve güçlü bir dayanışma ruhuna ihtiyacımız var,” ifadelerini kullandı.</p>

<p>19 Mart darbesinden beri toplumun farklı katmanlarının kumpaslara direndiğinin altını çizen İmamoğlu, “Hep beraber bu kumpasa karşı direniyoruz. Yarın bu cendereden çıkıp demokrasiyi yeniden inşa ettiğimizde de her kararı beraber alacak, her taşı beraber kaldıracağız. Ve bu beraberliğimiz, bizi umutlu yarınlara, koşar adım götürecek. Bu koşuda geride kalana, tökezleyene el uzatacak kimseyi arkada bırakmayacağız. İnadımızı, cesaretimizi, umudumuzu elimizden almalarına izin vermeyeceğiz. Her şey çok güzel olana kadar; o güne dek, mücadeleye devam,” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>TÜM TÜRKİYE REHİN ALINMAYA ÇALIŞILIYOR</strong></p>

<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in, önümüzdeki ilk genel seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olarak ilan ettiği seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının yargı görünümlü iktidar kumpasıyla tutuklanmasının ardından başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” buluşmalarının Türkiye ayağının bu haftaki durağı Tekirdağ oldu. Tekirdağ Süleymanpaşa Cumhuriyet Meydanı’nı hınca hınç dolduran vatandaşlar, İmamoğlu ve arkadaşları için özgürlük talep etti.</p>

<p><strong>ŞAHSİLEŞTİRİLMİŞ SÖZDE HUKUK DÜZENİNDEKİMSE KENDİNİ GÜVENDE HİSSEDEMİYOR</strong></p>

<p>Buluşma alanına hakim noktalara, geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ferdi Zeyrek ve Silivri zindanında tutulan İmamoğlu’nun posterleri asıldı. Tekirdağ buluşmasında ilk sözü, ekonomik krizle boğuşan Trakyalı çiftçi, Malkara Muhtarlar Derneği Başkanı Ender Çeşme aldı. Yaşadıkları sıkıntıları örnekleriyle dile getiren Çeşme, iklim değişikliği ve çevresel etkilerle mücadele konusunda da devlet desteğine ihtiyaçları olduğunu vurguladı. Çeşme, “Çiftçiye sahip çıkmak, bağımsızlığımıza sahip çıkmaktır. Yaşasın Türk çiftçisi” dedi. Buluşmada, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Candan Yüceer de bir konuşma yaptı.</p>

<p><strong>“TÜRKİYE, BİR DÖNÜM NOKTASINDA”</strong></p>

<p>İmamoğlu’nun Silivri’den Tekirdağ’a yolladığı mektubu CHP Tekirdağ İl Başkanı Levent Gündoğdu okudu. İmamoğlu, önemli mesajlar verdiği mektubunda şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Merhaba Tekirdağ. Kadınlara, gençlere, işçiye, emekliye, çiftçiye, esnafa, Tekirdağ’ın bereketli topraklarına, alın teriyle büyüyen sanayisine, bu güzel memleketin geleceğine inanan herkese selam olsun. Bugün Türkiye, bir dönüm noktasında. Ya yönümüzü demokrasiye, hukuka, fırsat eşitliğine dönüp yarınlara umutla bakacağız ya da her yeni güne, her geçen gün zulmünü büyüten bu anlayışın oluşturduğu güvensizliğin içinde savrulmaya devam edeceğiz. Bugün Türkiye’de en çok örselenen şey, adalet duygusu. Hak aramak suç, hakkını savunmak tehdit gibi gösteriliyor. İnsanlar, mahkemelerin önlerindeki yazılı kurallara, kaidelere göre değil, kişiye göre muamele yaptığını görüyor. Bu şahsileştirilmiş sözde hukuk düzeninde de iktidara doğrudan eklemlenmemiş kimse kendini güvende hissedemiyor.”</p>

<p><strong>“19 MART DARBESİNDEN BERİ TÜRLÜ KUMPASLAR KURUYORLAR”</strong></p>

<p>“Oysa bir ülke, ancak hukukla, güvenle, vicdanla ayakta kalır. Ve adalet, sadece mahkemelerde değil; fabrikada, limanda, okulda, OSB’lerde, köyde, mahallede; yani hayatın tam ortasında gereklidir. İşte biz, bu yürüyüşe, milletimiz hak ettiği onurlu bir yaşamı, refahı, adaleti kazansın diye çıktık. Yine milletimizi yanımıza alarak çıktık. Fakat bu yürüyüşü engellemek için, 19 Mart darbesinden beri türlü kumpaslar kuruyorlar. Sözde yargı eliyle, sadece ben ve kıymetli görev arkadaşlarım değil, tüm Türkiye rehin alınmaya çalışılıyor. Bilin ki ne bizi ne de milletimizi yıldırabilirler. Korkularına da oyunlarına da boyun eğmeyiz.”</p>

<p>“TEKİRDAĞ, YALNIZCA BİR KENT DEĞİL…”</p>

<p>“Bu mücadelede, memleketimizin her köşesi gibi, Tekirdağ’ın da çok büyük önemi var. Çünkü Tekirdağ, yalnızca bir kent değil; sanayisiyle, tarımıyla, limanları ve demiryollarıyla, Avrupa’ya açılan kapımız; üretimin, emeğin, çalışkanlığın şehri. Ama bunca potansiyele rağmen, bu zenginlik, Tekirdağlıya refah olarak dönmüyor. Çorlu’da, Çerkezköy’de binlerce insan, üç vardiya üretirken, geçim derdinde. Süleymanpaşa’da emekliler ay sonunu getiremiyor. Hayrabolu’da, Malkara’da köyler yaşlanıyor, gençler göç ediyor. Kadınlar yüksek eğitimli ama işsiz. Üniversiteye giden genç sayısı ise Türkiye ortalamasının altında.”</p>

<p><strong>“BU TABLO BİR KADER DEĞİL”</strong></p>

<p>“Bu tablo bir kader değil; Türkiye’nin değil, kendilerinin bekasını düşünen bir avuç muhterisin yıllardır izlediği yanlış politikaların, adaletsiz yönetimlerinin sonucudur. Biz, bu gidişatı tersine çevirmeye kararlıyız. Tekirdağ’a da Trakya’nın tüm ilçelerine de bütüncül bir kalkınma vizyonuyla bakıyoruz. OSB’lerden kırsal mahallelere, üniversiteden limanlara kadar her noktayı kapsayan bir dönüşüm hedefliyoruz. Gençlerin iş bulabildiği, kadınların hayatın her alanında eşitçe var olduğu, köylünün de kentlinin de kendini dışlanmış hissetmediği bir Tekirdağ kuracağız.”</p>

<p><strong>“19 MART DARBESİNDEN BERİ HEP BERABER BU KUMPASA KARŞI DİRENİYORUZ”</strong></p>

<p>“Bunun için yeni bir yönetim anlayışına, milletimizle el ele yürüyen bir siyasete ve güçlü bir dayanışma ruhuna ihtiyacımız var. Nasıl ki 19 Mart darbesinden beri hep beraber bu kumpasa karşı direniyoruz, yarın bu cendereden çıkıp demokrasiyi yeniden inşa ettiğimizde de her kararı beraber alacak, her taşı beraber kaldıracağız. Ve bu beraberliğimiz, bizi umutlu yarınlara, koşar adım götürecek. Bu koşuda geride kalana, tökezleyene el uzatacak kimseyi arkada bırakmayacağız. İnadımızı, cesaretimizi, umudumuzu elimizden almalarına izin vermeyeceğiz. Her şey çok güzel olana kadar; o güne dek, mücadeleye devam. Ekrem İmamoğlu.”</p>

<h2>Tekirdağ buluşması, CHP Genel Başkanı Özgü<strong>r Özel’in konuşmasıyla devam etti.</strong></h2>

<p>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (THA)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/chp-nin-miting-yeri-degisiyor-ama-imamoglunun-halk-a-seslendigi-yer-hic-degismiyor-silivri</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/06/tekirdag.jpg" type="image/jpeg" length="56419"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Başkan İmamoğlu : Biz Yargılanmıyoruz , Direkt Cezalandırılıyoruz]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/baskan-imamoglu-biz-yargilanmiyoruz-direkt-cezalandiriliyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/baskan-imamoglu-biz-yargilanmiyoruz-direkt-cezalandiriliyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İBB ve TBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i tehdit ettiği iddiasıyla hakkında açılan davada ikinci kez ifade verdi. İmamoğlu, tarihi savunmasına, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ferdi Zeyrek’i anarak başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>YARGI TACİZİNE MARUZ KALAN, PSİKOLOJİK İŞKENCE GÖREN, 100 KİLOMETRELERCE ÖTELERE KADINIYLA, ERKEĞİYLE SAVRULARAK ZULÜM EDİLEN, ZALİMLİK YAPILAN BİR SÜRECİN İÇERİSİNDE, NE YAZIK Kİ DİREKT CEZALANDIRILIYORUZ</strong></p>

<p>İmamoğlu, “Ben ve arkadaşlarım, bizler, neden Silivri'deyiz, neden tutsağız ve zindandayız” sorularının altını, “Çünkü, ‘İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır’ diyen bu zihniyete karşı, tam üç kez seçimi kazandığım için buradayım ve tutsağım. İstanbul'un muhafızı olduğumuz için buradayız. İstanbul'u koruduğumuz için, İstanbul'u, yıllardır kendi deyimleriyle ‘ihanet ettik’ dedikleri dönemden kurtarmak için muhafızlık yaptığım için buradayım.</p>

<p><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner  </strong></p>

<p><strong>BU ÜLKEYİ UÇURUMUN KENARINA GETİRMEKTEN VAZGEÇİN</strong></p>

<p>Kanala, ranta ve talana karşı durduğum için buradayım. Ön seçimde, Türkiye ve dünya tarihinde ilk kez, 15,5 milyon insanın oyunu aldığım, milletimizin teveccühünü kazandığım için buradayım. Cumhurbaşkanı adayı olduğum için buradayım. Buradan milletimize tekrar haykırarak soruyorum: Biz yargılanmıyor muyuz? Hayır. Biz yargılanmıyoruz.</p>

<p><strong>GELELİM EN VAHİM MESELEYE; ‘TURPUN BÜYÜĞÜNE’, ‘DANANIN KUYRUĞUNA’, ‘AHTAPOTUN KOLLARINA…</strong></p>

<p>Bizim yargılandığımız falan yok. Biz, 90 gündür, hatta bazılarımız 250 gündür, Ekim ayının başından beri tutsak, yargı tacizine maruz kalan, psikolojik işkence gören, 100 kilometrelerce ötelere kadınıyla, erkeğiyle savrularak zulüm edilen, zalimlik yapılan bir sürecin içerisinde, ne yazık ki direkt cezalandırılıyoruz,” sözleriyle doldurdu. </p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN “GAZİOSMANPAŞA” TEPKİSİ: SEVİNÇ NARALARI ATILAN, KOLTUK HIRSININ TAVAN YAPTIĞI BİR ORTAMIN KUTLAMASINI YAPAN BİR ORTAMDAYIZ CESARETİM BİR MİLİM AŞAĞI EĞİLMEYECEK</strong></p>

<p>“Kumpaslar, iftiralar, algı operasyonları, gizli tanık yalanları, geçmişi suç dolu insanların iftiralarıyla esir tutuluyoruz. Bu bir yargılama değildir, doğrudan cezalandırmadır,” diyen İmamoğlu, “Türkiye tarihinde, yargı tarihinde görülmemiş işler yaşanıyor. Şafak vakti, şafağı geçtik, karanlıkta, sahur vaktinde yüzlerce polis ev basıyor. Bir ağızdan çıkan talimatla, yüzlerce polis ev basıyor.</p>

<p><strong>KARİZMA, ELİNDEKİ YETKİYİ MASUM İNSANLARA KARŞI EZEREK KULLANDIĞI ANDA YERLE BİR OLUR</strong></p>

<p>Çağırdığınızda gelecek, bu ülkenin onurlu insanları, yöneticileri, siyasetçileri gelip ifade verecek, hesap verecek durumdayken, ev basarak, algı operasyonları yaparak, 5 gün nezarette tutarak, aç, susuz, pislik içerisinde, mikropların içerisinde, uyuşturucu kokularının içerisinde insanlar tutularak, aç, susuz bırakıldılar… Aynı senaryo defalarca uygulandı. Biz yargılanmıyoruz, direkt cezalandırılıyoruz.</p>

<p><strong>BİR MİLLET İÇİN EN BÜYÜK TEHDİT, ADALETSİZLİKTİR</strong></p>

<p>Tutsak arkadaşlarımız, yargı mensupları tarafından tehdit ediliyor. Aileleriyle, işleriyle, yaşamlarıyla tehdit ediliyor. ‘Şöyle konuşursan serbest kalırsın, şöyle konuşmazsan şu olur, bu olur’ diye tehdit ediliyor. Aileleriyle insanlar tehdit edilir mi? Çocuklarıyla insanlar tehdit edilir mi? 70 yıllık, 80 yıllık, 50 yıllık birikimleriyle insanlar tehdit edilir mi? Böyle bir şey yaşatılır mı insanlara? Bu mu yani? Burada yargılanmıyoruz, cezalandırılıyoruz,” ifadelerini kullandı. </p>

<p><strong>RESMİM YASAK, GÖRÜNTÜM YASAK, SOSYAL MEDYAM YASAK! SİZ BENİ, BU MİLLETİN GÖNLÜNDEN Sİ-LE-ME-YE-CEK-Sİ-NİZ!</strong></p>

<p>Seçilmiş Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin yerine ilçe meclisince vekaleten seçilen kişinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tebrik edilme anlarını ve görüntülerini eleştiren İmamoğlu, “Gasp edilmiş bir belediye başkanının yerine, mecliste seçilen bir başka kişi adına, sevinç naraları atılan, koltuk hırsının tavan yaptığı bir ortamın kutlamasını yapan bir ortamdayız, durumdayız. Ve etrafımız ateş topu içerisindeyken bu mu adalet, bu mu emek, bu mu gelecek tahayyülü, bu mu gelecekteki hukuk devleti tahayyülümüz. Bir ülkeyi ayakta tutan ne silah gücüdür ne servet birikimidir. O ülkeyi ayakta tutan tek şey adalettir, haktır ve hukuktur. Ve adaletin olmadığı bir memlekette, bilmeliyiz ki ne yatırım olur ne huzur olur ne gelecek olur ne refah olur ne bereket olur ne de zenginlik olur,” şeklinde konuştu. </p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN “GAZİOSMANPAŞA” TEPKİSİ: SEVİNÇ NARALARI ATILAN, KOLTUK HIRSININ TAVAN YAPTIĞI BİR ORTAMIN KUTLAMASINI YAPAN BİR ORTAMDAYIZ CESARETİM BİR MİLİM AŞAĞI EĞİLMEYECEK</strong></p>

<p>Verdiği mücadelede yalnız olmadığını vurgulayan İmamoğlu, “Bu mücadelede, milletimizin on milyonlarca sesi arkamda, on milyonlarca güveni ve bakışı benim arkamda. Ben onu hissediyorum. Ben, duygusal bir insanım. Duygularımla aklımı birleştirerek hayata bakan bir insanım. Onun için cesaretimi de ikisinin birleşiminden alıyorum. Ne o cesaretim bir milim aşağı eğilecek ne duygularımda ne de aklımda yanılacağım bir anı yaşayacağım; yaşamayacağım. Biliyorum çünkü. Beni besleyen on milyonlarca halkım var.</p>

<p><strong>KUMPASLAR, İFTİRALAR, ALGI OPERASYONLARI, GİZLİ TANIK YALANLARI, GEÇMİŞİ SUÇ DOLU İNSANLARIN İFTİRALARIYLA ESİR TUTULUYORUZ CUMHURBAŞKANI ADAYI OLDUĞUM İÇİN BURADAYIM</strong></p>

<p>O yüzden bu mücadelede yalnız benim değil, bu ülkenin tüm çocuklarının, torunlarımızın, gelecekte bu mahkeme salonlarını ‘adaletin evi’ olarak görmek isteyen herkesin mücadelesini temsil ediyorum. Onun için ben, herkesin evladı için güzel bir gelecek ve adalet sistemi vaat ediyorum. Orada duruyorum. Onun bir neferi olacağımı, onun mücadelecisi olacağımı ve bunun her daim arkasında duracağımı da net ifade ediyorum. İşte bu inançla, bu umutla, bu ideal uğruna direniyorum, direnmeye kararlılıkla devam edeceğim,” dedi. </p>

<p>“Gelelim en vahim meseleye; ‘turpun büyüğüne’, ‘dananın kuyruğuna’, ‘ahtapotun kollarına…’” diyen İmamoğlu, özetle şunları söyledi: </p>

<p>“Benim anamın ak sütü kadar helal, 31 yıllık diplomam iptal ediliyor. Hangi vicdana sığar? Hangi akıl ve mantığa sığar! Nasıl iptal ettiriliyor? Israrlı takiple. Bir savcılığın sorumluluğu altında olmamasına rağmen, defalarca rektörlüğe yazı yazarak… Parantez içinde ‘Acil kullanılma ihtimali var. Derhal işlem yapın!’ Parantez içinde; (YSK ve bunun gibi!’ Allah Allah! Üniversite diploması ne tesadüftür ki YSK’da bir tek Cumhurbaşkanlığı adaylığında işe yarıyor. Bu nasıl bir şey? Bu, kör göze parmak sokmak… Tarif edemeyeceğim kadar sefillik… ‘Dananın kuyruğu’, ‘turpun büyüğü’, ‘ahtapotu kolları...’ Bu nasıl bir şey? Bu mu yargılama? Ekrem İmamoğlu yargılanmıyor. Ekrem İmamoğlu cezalandırılıyor.”</p>

<p>“Aklını peynir ekmekle yemiş bir avuç muhterisin uygulamaları, bu ülkeyi perişan etmektedir. Rezil etmektedir. Resmim yasak, görüntüm yasak, sosyal medyam yasak! Buradan söylüyorum; siz beni, bu milletin gönlünden si-le-me-ye-cek-si-niz! Çünkü, bu milletin gönlü çok geniş! Bu kararları alan insanlara sesleniyorum: Beni bu milletin gönlünden silemeyeceksiniz. Bu sevgi büyür, büyür, büyür, büyür... Ülkeyi yönettiğini zanneden insanların şımarıklığı, güç zehirlenmesi, güç gösterisi… Güç gösterisi, zayıflığın alametidir! Bitişin göstergesidir. Sona gelmişliğin göstergesidir. Bu iktidarın en zayıf halidir, en zayıf hali. Bitti bitiyor, bitti gidiyor halidir. Muhaliflerini tutuklandığı an, bir iktidarın en zayıf anıdır. Muhaliflerinin baskılamaya, sindirmeye hapse attığı, zindana attığı an; iktidarın son sayfayı çevirdiği andır. Meşru bir iktidar böyle bir zulme tenezzül eder mi? Meşruiyeti olan bir iktidar, böyle bir zulmü kendine bir çare olarak görür mü? Görmez. Göremez! </p>

<p>“Karizma, elindeki yetkiyi masum insanlara karşı ezerek kullandığı anda yerle bir oluyor. Orada karizma kalmaz. Bir ülke yanlış yolda niye ısrar eder? Bir ülke yanlış yolda ısrar edebilir mi? Yapacak başka bir şey yoksa, ısrar eder. Ama etmemeli, etmez. Eğer ederse, bu bir kibirdir! Kibrin tavan yaptığı bir andır. Bunun adı, yanlışta ısrarın adı ‘patika bağımlılığı’dır. Hukuksuzluktan vazgeçin. Düşman hukuku uygulamalarından vazgeçin. Bütün bunları yapanlara sesleniyorum. Bu ülkeyi uçurumun kenarına getirmekten vazgeçin. Beni ve arkadaşlarımın tutuksuz yargılandığı adaletli bir ortamı tesis edin.”</p>

<p>“Etrafımızda hemen hemen doğumuz, güneyimiz, kuzeyimiz ateş çemberinde. Ağır bir jeopolitik kırılma yaşanıyor. Türkiye, ağır soruların üstüne kırılmaların yarattığı siyasi iktisadi risklerle boğuşuyor. Yoksulluğun, fakirliğin, borçluluğun en derin günlerini yaşıyoruz. Paramız pul oldu. Birileri de bağırıyor, ama o kadar sessiz bağırıyor ki; duyan yok. ‘Birisiyle bir fotoğraf versek’ diye deli oluyoruz. Kurtuluş bu mu? Değil. Kurtuluş millettir. Millet, fotoğraf derdinde değil. Çare millet. Milletle kurtuluş olur.  Onun için bu ağır iktisadi koşulların ortamından, bugün bu ülkeyi yöneten aklın tarifiyle söyleyeyim, ‘İç cepheyi güçlendirmenin’ dışında bir yol yoktur. Bunun da yolu, bu ülkenin adalet çizgisine oturmasıdır. Adaletli bir ülke, adil bir ortam… Bu yol, bizi doğruya götürür.  Aksi takdirde bu ağır resmi değiştiremezsek, biz, geleceğimizi kaybederiz. Bir millet için en büyük tehdit, adaletsizliktir. “</p>

<p></p>

<p>Yargı görünümlü iktidar kumpasıyla gerçekleştirilen 19 Mart darbesinin ardından tutuklanan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) ve Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i tehdit ettiği iddiasıyla yargılandığı davada ikinci kez ifade verdi. Duruşmayı; CHP Genel Başkanı Özgür Özel, parti kurmayları, İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, oğulları Selim ve Semih İmamoğlu ile çok sayıda vatandaş izledi. Salonu dolduran vatandaşlar, jandarmalar arasında salona giren İmamoğlu’nu alkışlar ve “Türkiye seninle gurur duyuyor”, “Her şey çok güzel olacak”,  “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu”, “Hak hukuk adalet” sloganlarıyla karşıladı. Silivri Açık Ceza Yerleşkesi 2 No’lu duruşma salonunda görülen duruşma salonuna giremeyen çok sayıda vatandaş da mahkeme dışında İmamoğlu lehine sevgi gösterilerinde bulundu. İmamoğlu, saat 10.10’da başlayan duruşmada, bir önceki celsede olduğu gibi tarihi bir savunma yaptı. </p>

<p><strong>FERDİ ZEYREK’İ ANDI: “YANINDA OLAMADIM, DUA ETTİM”</strong></p>

<p>İfadesinin başında Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ferdi Zeyrek’i anan İmamoğlu’nun savunmasının tam metni şöyle oldu: </p>

<p>“Bugün yine Silivri’de, mahkemede, daha önce birinci celsesini burada yaptığımız ve yargılamanın başladığı bu dosyada, bu davada, ikinci celsede buradayız. Burada olmak ve Silivri'de yargılanmak, elbette ifade edeyim ki, benim kabul etmediğim, doğru bulmadığım bir durumdur. Önce bazı değerlendirmelerimi yapmak istiyorum. Sadece 10 gün önce, dünya hayatının fani olduğunu bir kez daha derinden hissettik.</p>

<p></p>

<p>Zaten muhtemeldir ki dünyada yaşayan insanların, dünyanın fani olduğu noktasından değil de başka bir evreden baktığında, dünyada çok kötü şeyler olabiliyor. Bu dünyadan göçerken, insanlara güzel duygular bırakmayı başaran, ebediyete bu zarafetle yürüye en özel insanlardan birini, Ferdi Zeyrek kardeşimizi kaybetmenin bir üzüntüsünü yaşadık. Değerli Başkanıma, kardeşime, Allah'tan rahmet diliyorum. Yanında olamadım, dua ettim. Mekanı cennet olsun.” </p>

<p><strong>“YÜZ BİNLERCE İNSANIN BİR YÖNETİCİYİ UĞURLAMASI TÜRKİYE'YE BÜYÜK BİR DERS NİTELİĞİNDEDİR”</strong></p>

<p>“Fakat bir ders bırakarak gitti. Yüz binlerce insan yas tuttu, cenazesine eşlik etti. Yüz binlerce insanın bir yöneticiyi uğurlaması, yas tutarak uğurlaması, bu dünyaya ve şu an yaşadığımız Türkiye'ye büyük bir ders niteliğindedir. Ebediyete bu zarafetle yürüyen Başkanımızın, sadece 14 aylık bir hizmetle bu gönül bağını kurmasının arkasında, gerçekten sıra dışı bir psikolojiyi milletimizin adil, güler yüzlü, kucaklayan, halkla iç içe olan, ayrım yapmayan, ‘sendensin, bendensin’ demeyen, insanları sınıflandırmayan, kategorize etmeyen; ‘benden olmayan bertaraf olsun’ demeyen bir yöneticiye duyduğu derin özlemi ve bu hasretin Manisa'da bir nebze giderilmiş olmasının yansımasıdır insanların sel gibi akıp sokaklara, caddelere, meydanlara yığılarak bu insanı uğurlaması… İşte bu ifade, bu milletin gerçekten bir düşünüp kendine gelmesi ve duyguları insanların nasıl bir biçimde hissettiğini, talep ettiğini anlaması gerekir. Bu yaşanan duygu seli; birleştirici olmanın, kapsayıcılığın, insanı insan olduğu için kucaklamanın açık bir delili değilse başka ne olabilir. Allah'tan rahmet diliyorum kardeşimize. Mekanı cennet olsun. Yaradan, herkese böyle göçmeyi nasip etsin.” </p>

<p><strong>“YARGININ BU ŞEKİLDE MEŞGUL EDİLMESİ, BU ÜLKEYE YAKIŞMAYAN BİR POZİSYONDUR”</strong></p>

<p>“Yanı başımızda, ülkemiz ve yakın coğrafyamız için de çok kritik günler geçiriyoruz. Savaş ortamının tam ortasındayız. Şu anda burada, bir yargılamanın içindeyiz. Ama eminim ki şu anda gerçekten Türkiye'nin daha önemli meseleleri olduğunun da altını çizmek gerekir. Yargının bu şekilde muamele görmesi, yargının bu şekilde meşgul edilmesi, bu ülkeye yakışmayan bir pozisyondur ve bir durumdur. Burada bulunan bütün yargı heyeti de buna dahildir. Benim duygularımın bu şekilde olduğunun, gerçekten yargının, adaletin, böylesi bir dönemde, ülkemizi böylesi zor bir döneminde, gerçekten ülkemizin adalet duygusunu yükseltecek daha önemli işleri olduğunu düşünüyorum.”</p>

<p><strong>“GAZZE'DE YAŞANANLARA KINAMANIN ÖTESİNDE BİR POZİSYON ALAMAMANIN DA ÜZÜNTÜSÜNÜ YAŞAMAKTAYIZ”</strong></p>

<p>“Ve ne yazık ki İsrail'in yıllardır Filistin'e yönelik saldırıları, özellikle de Gazze'de yaşanan büyük insanlık dramı, ne yazık ki dünyanın sadece izlemekle kaldığı, sadece kınamayı, uzaktan seyretmeyi ve muhalefet olarak ya da karşıtlık olarak gösteren siyasi anlayışlarla dolu bir dönemin dünyaya yaşattığı bir gerçektir. Ve müdahalede bulunmayan, tarihin en korkunç trajedilerinden, katliamlarından birisini de biliyoruz ki İsrail Gazze'de masum insanlara yaşattı, yaşatmaya devam ediyor.</p>

<p>Bugün fütursuzca İran saldırısı da hep birlikte kınadığımız bir olaydır. Ancak ülke olarak, kınamanın ötesinde bir pozisyon alamamanın da üzüntüsünü yaşamaktayız. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kadim devlet anlayışının, mutlak böylesi dönemlerde daha etkin rol alması gerektiği de bir gerçektir.”</p>

<p><strong>“KURUMLAR ÖRSELENDİĞİNDE BUNUN DOĞAL SONUCU SAVAŞTIR”</strong></p>

<p>“Tarih boyunca bazı savaşlar vardır. Toprak için değil, aynı zamanda zihniyetlerin, rejimlerin, yönetim biçimlerinin çatışması olarak yaşanmıştır. Mecbur kalmadıkça savaşın bir cinayet olduğunu 100 yıl önce anlatan Mustafa Kemal Atatürk'ün sözlerinin aksine, bu çatışmalar ne yazık ki tam da böyle bir anlayışla yakın coğrafyada sürdürülmekte ve insanlar katledilmelidir. Ülkelerde demokratik denetim ortadan kalktığında, halkı temsil etmek yerine, sadece iktidarını ayakta tutma arzusu hakim olduğunda koltuk ihtirası ve hırsına sahip yöneticiler ve devlet sistemi ve bilhassa kurumlar örselendiğinde, bunun doğal sonucu savaştır, insanlık dramıdır ve katliam girişimleridir. Bu nedenle medeniyetin beşiği olan cennet vatanımızda, milletimiz adına güçlü bir gelecek inşa etmek için demokrasinin, adaletin en güçlü şekilde temsil edildiği bir ülke yaratma zorunluluğunuz vardır.”</p>

<p><strong>“ÇAĞLAYAN” YERİNE “SİLİVRİ” TEPKİSİ: “YÜCE TÜRK YARGISI İÇİN BURADA OLMAYI VE BU ŞEKİLDE YARGILANMAYI ASLA KABUL ETMİYORUM VE İÇİME SİNDİREMİYORUM”</strong></p>

<p>“Bu ülkeye bu misyon, sadece bu dönem için değil, tarihi her döneminde bu topraklarda, bu kadim topraklarda, medeniyetin beşiği bu topraklarda her zaman bu sorumluluk yüklenmiştir ve bu sorumluluğa yakışan davranışlar yapıldığında, bu ülke ve bu millet, büyük bir devlet ve büyük bir millet duygusunu beslemiştir. Bu yönüyle biz de gerçekten ülkemizin gelecek inşası noktasında, milletimiz adına güçlü bir gelecek inşa  etmek için demokrasinin, adaletin en güçlü şekilde temsil edildiği bir ülke yaratma zorunluluğu içerisinde ve sorumluluğu içerisinde olan insanlarız. Kurumları güçlü, iktidarı şeffaf, siyasetçilere hesap veren adil bir düzene ihtiyacımız vardır ve şarttır. Bugün Silivri'deyiz. Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun içindeki mahkeme salonundayız. Hakkımda açılan davanın ikinci celsesi için yargı önündeyim. Oysa Çağlayan'da olmamız gerekirdi. Sizin bağlı olduğunuz ağır ceza mahkemesinin olduğu yerde ve olduğu ortamda yargılanmam gerekirdi. Ama orada değiliz. Yüce Türk yargısı için burada olmayı ve bu şekilde yargılanmayı, tekrar ifade ediyorum ki, asla kabul etmiyorum ve içime sindiremiyorum.”</p>

<p><strong>“BURAYA, SİLİVRİ'DE BULUNDUĞUM ZİNDANDAN GELİYORUM”</strong></p>

<p>“Tabii bugün burada yargılandığımız ve ikinci celsesinde olduğumuz sayın savcının ortaya mütalaasının sunduğu bir ortamdayız. Ama daha önemli bir konu var. Ve bu davanın dışında bir konu var. O da ben buraya nereden geldim? Ben buraya nasıl ve hangi koşullarda geldim ve hangi koşullarda yargılanıyor muyum, yoksa başka bir pozisyonda mıyım?</p>

<p>Ben buraya, yaklaşık 90 gündür haksız ve hukuksuz bir biçimde, tarihte görülmemiş bir pozisyonda tutuklandığım bir şekilde, tutsak olduğum, yine burada, bu kampüste, Silivri'de Marmara Ceza İnfaz Kurumu'nda bulunduğum zindandan geliyorum. Çünkü, Türkiye'ye ağır bedeller ödeten ve ödetilen, içi ihtiras, koltuk hırsı ve ne yazık ki büyük maddi ve manevi, aynı zamanda uluslararası itibar kaybına uğradığımız bir operasyon sonucu burada tutsak tutuluyorum.”</p>

<p><strong>“BEN VE ARKADAŞLARIM NEDEN SİLİVRİ'DEYİZ ? NEDEN TUTSAĞIZ? NEDEN ZİNDANDAYIZ ?”</strong></p>

<p>“Şimdi, cevabı olmayan soruyu buradan soruyorum. Ben ve arkadaşlarım, bizler, neden Silivri'deyiz, buradayız? Neden tutsağız ve zindandayız? Manevi bedeli ağır, moral bedeli ağır, ekonomik bedeli ağır, ‘Ben ekonomistim’ dediği için değil, gerçekten ekonomist olan insanların yaptığı hesaba göre, bu operasyonun bedelinin, yaklaşık 150 milyar doları bulan, bu kadar sorunların, bu kadar krizlerin içerisinde boğulurken bu cennet vatan ve 86 milyon insanımız, bu bedel, bu millete ve bu ülkeye neden ödetiliyor? Burada amaç nedir? Ben neden Silivri'deyim? Neden tutsağım? Neden zindandayım? Bu sorunun adaletle, hukukla, yargılanmayla ilgisi olmayan cevabını vermiştim. Yine veriyorum ve yine her zaman da bunu milletime haykıracağım. Bu işin içinde olan herkesin kulakları çınlayacak ve haykırmaya devam edeceğim.”</p>

<p><strong>“BU ZİHNİYETE KARŞI, TAM ÜÇ KEZ SEÇİMİ KAZANDIĞIM İÇİN BURADAYIM VE TUTSAĞIM”</strong></p>

<p>“Buradaydım; evet. Çünkü, ‘İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır’ diyen bu zihniyete karşı, tam üç kez seçimi kazandığım için buradayım ve tutsağım. Onun için zindandayım. Çünkü, 16 milyon insanımıza eşit hizmet eden, hiç kimseye ‘senin siyaset görüşün ne, senin etnik kökenin ne, hangi görüştesin, hangi yaşam biçimindesin’ demeden insanlara hizmet etmeyi, insanımıza hizmetin kutsallığını bilen bir çerçeveden bakan, yoksullardan gençlere, çocuklardan kadınlara, bebeklere, kreşteki çocuklarımıza, burs verdiğimiz gençlerimize, herkesin derdine ortak olan, dertlerine çözüm üreten, halkçı bir belediyecilik yaptığımız için, milletimizin teveccühünü kazandığımız için buradayım. Tüm engellemelere rağmen; milletin zarar gördüğü aşikar iken, işlerin yapılmaması için elinden gelen bir akla karşı, metroda, altyapıda, kentsel dönüşümde, çevre projelerinde, sadece 6 yılda resmen İstanbul'da bir yatırım devrimi yapan bir anlayışa sahip olduğunuz için, icraatçı bir belediyecilik yaptığım için buradayım.”</p>

<p><strong>“CUMHURBAŞKANI ADAYI OLDUĞUM İÇİN BURADAYIM”</strong></p>

<p>“İstanbul'un muhafızı olduğumuz için buradayız. İstanbul'u koruduğumuz için, İstanbul'u, yıllardır kendi deyimleriyle ‘ihanet ettik’ dedikleri dönemden kurtarmak için muhafızlık yaptığım için buradayım. Kanala, ranta ve talana karşı durduğum için buradayım. Ön seçimde, Türkiye ve dünya tarihinde ilk kez, 15,5 milyon insanın oyunu aldığım, milletimizin teveccühünü kazandığım için buradayım. Cumhurbaşkanı adayı olduğum için buradayım. Bu çok net. Buradan milletimize tekrar haykırarak soruyorum: Biz yargılanmıyor muyuz? Hayır. Biz yargılanmıyoruz. Bizim yargılandığımız falan yok. Biz, 90 gündür, hatta bazılarımız 250 gündür, Ekim ayının başından beri tutsak, yargı tacizine maruz kalan, psikolojik işkence gören, 100 kilometrelerce ötelere kadınıyla, erkeğiyle savrularak zulüm edilen, zalimlik yapılan bir sürecin içerisinde, ne yazık ki direkt cezalandırılıyoruz.”</p>

<p><strong>“BİZ YARGILANMIYORUZ, DİREKT CEZALANDIRILIYORUZ”</strong></p>

<p>“Kumpaslar, iftiralar, algı operasyonları, gizli tanık yalanları, geçmişi suç dolu insanların iftiralarıyla esir tutuluyoruz. Bu bir yargılama değildir, doğrudan cezalandırmadır. Yargılanmıyoruz, biz… Ey milletim; bunu haykırarak söylüyorum: Direkt cezalandırılıyoruz. Sadece cezalandırılmakla kalmıyoruz. Aynı zamanda, milletimizin iradesinin cezalandırıldığını da buradan haykırıyorum. Türkiye tarihinde, yargı tarihinde görülmemiş işler yaşanıyor. Şafak vakti, şafağı geçtik, karanlıkta, sahur vaktinde yüzlerce polis ev basıyor. Bir ağızdan çıkan talimatla, yüzlerce polis ev basıyor.</p>

<p>Çağırdığınızda gelecek, bu ülkenin onurlu insanları, yöneticileri, siyasetçileri gelip ifade verecek, hesap verecek durumdayken, ev basarak, algı operasyonları yaparak, 5 gün nezarette tutarak, aç, susuz, pislik içerisinde, mikropların içerisinde, uyuşturucu kokularının içerisinde insanlar tutularak, aç, susuz bırakıldılar… 5 gün boyunca. Aynı senaryo defalarca uygulandı. Biz yargılanmıyoruz, direkt cezalandırılıyoruz. Tutsak arkadaşlarımız, yargı mensupları tarafından tehdit ediliyor. Aileleriyle, işleriyle, yaşamlarıyla tehdit ediliyor. ‘Şöyle konuşursan serbest kalırsın, şöyle konuşmazsan şu olur, bu olur’ diye tehdit ediliyor. Bu çok net, avukatları tarafından tespit edilmiş. Aileleri…</p>

<p>Aileleriyle insanlar tehdit edilir mi? Çocuklarıyla insanlar tehdit edilir mi? 70 yıllık, 80 yıllık, 50 yıllık birikimleriyle insanlar tehdit edilir mi? Böyle bir şey yaşatılır mı insanlara? Bu mu yani? Burada yargılanmıyoruz, cezalandırılıyoruz.”</p>

<p><strong>“KADINLARA İŞKENCE” TEPKİSİ: “BU NASIL BİR ZALİMLİKTİR ?”</strong></p>

<p>“600 kilometre öteye, saatlerce, bu sıcak havada, kelepçeli kadını götürüyorsunuz. Ve orada zindana atıyorsunuz. Yerde yatıyor kadın 2 gün boyunca. Bu nasıl bir zalimliktir? Biz hangi çağdayız? Yüce Türk yargısı buna nasıl müsaade edebilir? Nasıl seyirci kalınabilir? Bu mümkün mü? Adalet, mümkün temelidir. Yaşamın garantisidir, teminatıdır. Burada Sayın Hakim, Yüce Divan, Heyet; bizim yaşamımızın teminatısınız. Çocuklarınızın, çocuklarımızın, geleceğimizin teminatısınız. Bu nasıl yapılır bir kadın? 1000 kilometre ötede bir hapishaneye nakledilen, buradan gönderilen bürokrat var. Onlarca. Bu nasıl bir zalimdir? Ne yapılmak isteniyor? Evine hader yollasanız, bu insanlar gelir, size ifade verir. İki kez yapılıyor. Üç kez yapılan insanlar var. Al, 5 gün tut, bırak! Sonra al, 5 gün tut, hapset! Oradan oraya, oradan oraya naklet! Bunu kim anlatacaksınız? Bunu kime anlatabiliriz?”</p>

<p><strong>AVUKATLARA DESTEK VERDİ VE GENÇLERE SAHİP ÇIKTI</strong></p>

<p>“Avukatların savunma hakları ellerinden alınıyor. Avukatlara ilk defa adliyede yasak alanlar inşa ediliyor ya da tarifleniyor. ‘Girilmez’ yazıyor oraya? Avukatlara suçlu muamelesi yapılıyor. Niye? Birisini savunduğu için. Sayın hakim, değerli heyet; sizlerin de geçtiğiniz tedrisattan gelen insanlar… Burada hakimlik makamı var, savcılık makamı var, avukatlık makamı var. Benden 1000 katı daha iyi biliyorsunuz bu süreçleri. Bunların nasıl korunması gerektiği, nasıl itibarlı bir şekilde mesleklerini, görevlerini yapmasının gerekliliğini siz benden çok daha iyi biliyorsunuz. Bu yapılır mı? Bir insanın avukatı, savunma yapıyor diye, gözaltına alıp, ifadeye tabi tutulur mu? Savunma yapıyor diye! Gençler, protesto hakkını kullandılar diye… Her gün göz göze geldik avukatlarımızla görüşürken… Pırıl pırıl gençler. Gözü yaşlı gençler. 19-20 yaşında, 21 yaşında… Aylarca hapiste tutuldu. Niye_ İhtiras için, hırs için. Ne oldu? Hiçbir şey yok; bırakıldı. Yazık değil mi 90 gününe, 80 gününe? Hanginiz evladınızın bunu yaşamasını ister? Hanginiz bir evladın, bir gencin, bir çocuğun buna maruz kalmasına ‘evet’ diyebilir? Bu nasıl bir vicdan? Evet, ben haykırıyorum. Ben yargılanmıyorum. Arkadaşlarım yargılanmıyor. Direkt cezalandırılıyor. Çok net.”</p>

<p><strong>“MAFYA KILIFI TİPLERİN GÖZÜNÜ, KAŞINI YARDIĞI BENİM YOL ARKADAŞIM HAPİSTE, ONLAR DIŞARIDA”</strong></p>

<p>“Ne yazık ki, milyonlarca insanı temsil eden belediye başkanları, yol arkadaşlarım, siyasi dostlarım, arkadaşlarımız, kıymetli bürokratlarımız… Kaçak yapıları yıkarken, benim canım güvenlik görevlilerim de oraya dizildi. Yıkımın yapılmaması için, yine mülki idarecilerin yüzlerce polisi yığdığı yerde, mücadele ederek… Yahu polis yıkıma karşı durur mu? Mücadele ederken, oradaki mafya kılıfı tiplerin gözünü, kaşını yardığı benim yol arkadaşım hapiste, onlar dışarıda. Boğaz’ın kıyısındaki bir virüs gibi, caminin etrafını saran gecekonduları yıkmak için mücadele veren onurlu, haysiyetli, şerefli bürokratlarım hapiste, ama orayı saran virüsün sahipleri dışarıda. Adalet kimi koruyacak? Adalet kime sahip çıkacak? Adalet, mülkün temelidir… Onun sahibi bu millet değil mi? Millete sahip çıkacak, bir avuç muhterise değil. Benim arkadaşlarım, bürokratlarım, haksız ve hukuksuz bir şekilde hapiste cezalandırılıyor, milletimiz açlık ve sefalet içindeyken bu zulüm, bu zalimlik, koltuk hırslarıyla yapılıyor. Birbirine yaranmak duygusu ve zincirin halkaları üzerinden yürütülen bir operasyonla karşı karşıya geliyoruz. Yargılanmıyoruz, direkt cezalandırılıyoruz. Bu bir yargılama değil.”</p>

<p><strong>“GAZİOSMANPAŞA TEBRİĞİ”NE TEPKİ: “KOLTUK HIRSININ TAVAN YAPTIĞI BİR ORTAMIN KUTLAMASINI YAPAN BİR ORTAMDAYIZ”</strong></p>

<p>“Bu süreçte, benim ülkem adına ne idealim olabilir? Benim milletim adına ne idealim olabilir? Benim, ülkem ve milletimin adına, bir hukuk devleti olma idealim olabilir. Hukuk devleti tahayyülüm olabilir? Nasıl adil bir ülke, nasıl adil bir ortam yaratırız ki, bu cennet vatanda herkesin evladı, özgür ve hür düşüncesiyle hayata ve geleceğe bakabilsin, üretebilsin, yaratıcı olabilsin. İyi sporcu olsun, iyi bilim insanı olsun. Yaratıcı sektörlerin, teknolojinin en önüne koşan insanları olsun. Biz neyle uğraşıyoruz? Gasp edilmiş bir belediye başkanının yerine, mecliste seçilen bir başka kişi adına, sevinç naraları atılan, koltuk hırsının tavan yaptığı bir ortamın kutlamasını yapan bir ortamdayız, durumdayız. Ve etrafımız ateş topu içerisindeyken bu mu adalet, bu mu emek, bu mu gelecek tahayyülü, bu mu gelecekteki hukuk devleti tahayyülümüz?”</p>

<p><strong>“ZİNDANDAYMIŞ EKREM!”</strong></p>

<p>“Bu ülkenin şairleri, ‘Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım’ derken, beni tarif ediyor. Eminim ki burada bulunan herkes tarif ediyor. Evet; hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım. Ne enginlere sığarım ne dağlara sığarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım. Zindandaymış Ekrem! Bu millet, gerçek zindanı bu ülkeye yaşatan insanlara, hukuk önünde, günü geldiğinde hesap sorar. O bakımdan, evet, ben, hukuk devleti istiyorum. Öyle bir hukuk devleti ki; yalnızca metinlerde değil, uygulamada da adaleti esas alan ve onun üzerinde adaleti tesis eden, inşa eden bir dönemi hayal ediyorum. Hakimin önündeki dosyada isim değil, delil; düşünce değil, eylem; aidiyet değil, hukuk konuşulsun. Savunma, yargının asli unsuru olarak saygı görsün. Hiçbir yurttaş, hak ararken korkmasın. Bir insan, fikrini beyan ettiğinde değil, susmak zorunda bırakıldığında tehdit altında olduğunu hissettiği bir ülke olalım.”</p>

<p><strong>“NE DEMEK ‘BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN!’”</strong></p>

<p>“Bu ülkeye ‘atasözü’ diye yutturulan bir söz var: Bana dokunmayan yılan bin yaşasın! Böyle bir atasözü yok. Olamaz. Benim hiçbir milletimin ferdine yakışmaz. Ne demek yani; bana dokunmayan yılan bin yaşasın! Yılanı canlı olarak tasvir etmiyorum burada. Yılanın ne anlama geldiğini biliyoruz buradaki sözde. Ne demek yani? ‘Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır.’ Doğru atasözü budur. Doğru tarif budur. Haksızlığa karşı susan, dilsiz şeytandır. Şeytanın tam tersi. Onun için, ben, gerçekten bir insan fikrine beyan ettiğinde değil, susmak zorunda bırakıldığında, tehdit altında olduğunda hissedildiği, özgür bir ortam hayal ediyorum. Kararı veren yargı mensupları, yani adaleti sağlamakla mükellef şerefli insanlar, verdikleri kararlardan dolayı herhangi bir korku veya endişe yaşamadan, bağımsız ve tarafsız olarak düşünsün, karar versin. Arzumuz bu. Benim tahayyül ettiğim hukuk devleti, iktidarların değil, iktidarı yönetenlerin değil, adaletin hüküm sürdüğü bir düzendir. Benim hukuk devleti tahayyülüm bu. Siyasi iktidarların gücünü sınırlayan, yurttaşın hakkını koruyan, adaleti yalnızca güçlülerin değil, güçsüzlerin de umudu yapan bir sistemdir benim tahayyülüm.”</p>

<p><strong>“HİÇ KİMSE, ADALETSİZ BİR ORTAMI GİDİP EVİNDEKİ ÇOCUĞUNA ANLATAMAZ, BAŞI ÖNE EĞİLİR”</strong></p>

<p>“Bugün burada yargılanan, onun için ben değilim. Bugün burada, iktidarın hoşuna gitmeyen her muhalif görüş, her demokratik kazanım, daha da önemlisi on milyonlarca milletin iradesi yargılanmaktadır. Ama bilinmelidir ki; bu ülkeyi ayakta tutan ne silah gücüdür ne servet birikimidir. O ülkeyi, -bir ülke ancak o zaman güçlü olur- o ülkeyi ayakta tutan tek şey adalettir, haktır ve hukuktur. Ve adaletin olmadığı bir memlekette, bilmeliyiz ki ne yatırım olur ne huzur olur ne de gelecek. Ne refah olur ne bereket olur ne de zenginlik olur. Olmaz; mutluluk olmaz. Hiç kimse evine gidip, burada bulunan herkes, adaletsizliğin olduğu yerde sayın hakimden burada bulunan avukatlara, burada bulunan her vatandaşımızdan Sayın Genel Başkan’ımıza kadar hiç kimse, adaletsiz bir ortamı gidip evindeki çocuğuna anlatamaz, ifade edemez. Başı öne eğilir. O yüzden bu mücadelede yalnız değilim. O yüzden bu mücadelede, milletimizin on milyonlarca sesi arkamda, on milyonlarca güveni ve bakışı benim arkamda. Ben onu hissediyorum.” </p>

<p>“CESARETİMİ, DUYGULARIM VE AKLIMIN BİRLEŞİMİNDEN ALIYORUM”</p>

<p>“Ben, duygusal bir insanım. Duygularımla aklımı birleştirerek hayata bakan bir insanım. Onun için cesaretimi de ikisinin birleşiminden alıyorum. Ne o cesaretim bir milim aşağı eğilecek ne duygularımda ne de aklımda yanılacağım bir anı yaşayacağım; yaşamayacağım. Biliyorum çünkü. Beni besleyen on milyonlarca halkım var. O yüzden bu mücadelede yalnız benim değil, bu ülkenin tüm çocuklarının, torunlarımızın, gelecekte bu mahkeme salonlarını ‘adaletin evi’ olarak görmek isteyen herkesin mücadelesini temsil ediyorum. Onun için ben, herkesin evladı için güzel bir gelecek ve adalet sistemi vaat ediyorum. Orada duruyorum. Onun bir neferi olacağımı, onun mücadelecisi olacağımı ve bunun her daim arkasında duracağımı da net ifade ediyorum. Burada bulunan herkes, bulunmayan 86 milyon, bu memleketin eşit hissedar olan yurttaşımıza seslenerek bunu söylüyorum. Başka türlü ‘yurtta barış, dünyada barış’ olmaz. İçeride sağlayacağımız huzur ve barış yolculuğu ile dünyaya örnek bir teminat alanı yaratabiliriz. Bu coğrafyada başka türlüsü bunun olmaz. Kimse kendini kandırmasın.”</p>

<p><strong>“AZİZ İHSAN AKTAŞ” TEPKİSİ: “BUNUN ADI ‘HUKUK DEVLETİ’ OLMAZ, ‘ÜSTÜNLERİN HUKUKU’ OLUR, ‘İŞİNE GELDİĞİ GİBİ HUKUK’ OLUR”</strong></p>

<p>“Ben, işte bu inançla, bu umutla, bu ideal uğruna direniyorum, direnmeye kararlılıkla devam edeceğim. Yoksa her gün, ‘yargı bağımsızdır’ demeci verince yargı bağımsız olmuyor. Sosyal medyada ‘yargı bağımsızdır’ demekle yargı bağımsız olmuyor. Yargı bağımsızlığı için irade gerekir, doğru bir uygulama gerekir. Aksi halde, 100 kuruma iş yapan birine, önce ‘çete’ dersiniz, ‘çetenin başı’ dersiniz, sonra sadece içinden 5 Cumhuriyet Halk Partiliyi hedef alırsınız… 95’inin kurumuna bakarsınız; size yakın! Partisine bakarsınız; sizin partili belediye başkanınız…</p>

<p>Onları ayırırsınız. Onlara dokunmazsınız. Sonra o ‘çete’ dediğiniz kişiyi serbest bırakırsınız… Bunun adı ‘hukuk devleti’ olmaz. Onun adı ‘üstünlerin hukuku’ olur. ‘İşine geldiği gibi hukuk’ olur. Bu, hukukun üstünlüğü veya hukuk devleti olmaz; olamaz. Bunu hiç kimsenin, hiç kimsenin vicdanına, aklına anlatamazsınız. 95’i kendi partinden, kendi atadığı insanlar diye, orayı hiç görme! 5 tane Cumhuriyet Halk Partili belediyeyi al, hapse at, tutukla, uydurma ifadeleri üzerinden… Bir de o ‘çete reisi’ dediğin adam dışarıya al, serbest bırak! İşleri de gürül gürül işlesin! Hem de yine devletin izin verdiği, makamların, kurumların izin verdiği ruhsatlarıyla binaları yükselsin, tesisleri yapılsın! Bunu kimse kabullenmez, kabullenemez.”</p>

<p><strong>“BENİM ARZU ETTİĞİM HUKUK DEVLETİNDE HİÇ KİMSEYE PERVASIZCA İFTİRA ATILMAYACAK”</strong></p>

<p>“İşte hayalini kurduğum bu hukuk sistemi, bu binadaki herkesin; hakiminden avukatına, güvenlik görevlisi kardeşlerimden Genel Başkanımıza kadar evlatlarına, torunlarına eşit şekilde muamele edilmesini sağlar. Benim arzu ettiğim hukuk devleti o. Benim arzu ettiğim hukuk devletinde kimsenin başı önüne eğilmeyecek. Hiçbir çocuğumuz, sabah baskınıyla evinden alınmayacak. Hiçbir yurttaşımız, düşüncesi nedeniyle düşmanlaştırılmayacak. Hiç kimseye pervasızca iftira atılmayacak. İnsanlara, durup duruken terörist muamelesi yapılmayacak, yapılamayacak. Ben, bu ülkenin her insanını seven bir yönetici olarak, her insanını gerçekten seven bir yönetici olarak, Allah şahit, kullar da şahit ki, hiçbir insanı birbirinden ayırmayan bir yüreğe sahibim. Hiçbir zaman da ayırmadım. Hiçbir zaman da ayırmayacağım.”</p>

<p><strong>“KURBAN OLURUM O YÜZ BİNLERCE ÇOCUĞUN KALEMİNE”</strong></p>

<p>“Çocuklara ayrı bir sevgiyle bakıyorum. Çocuklara, gelecek gözüyle baktım. Onun için 15,5 milyon insan benim için -Allah razı olsun- ön seçimde oy kullandı. Yüz binlerce çocuk da çocuk da mektuplarıyla, çizgileriyle, resimleriyle bana mesaj yolladı. Bununla hangi makam boy ölçüşebilir ki? Hangi makam iftirası bunun önünde durabilir ki? Duramaz. Allah şahit, kul da görüyor. Bugünler gelir geçer. Bunun yükünün altında yanlış yapan, hukukun önünde, onun ağırlığı altında ezilir, büzülür. Bu kadar net. Kurban olurum o yüz binlerce çocuğun kalemine, ruhuna, içinden geçen o güzel duygulara. Onların adalet duygusuna kurban olurum. Her evdeki çocukların o naif, tertemiz adalet duygusu, bugün bu ülkede bize yaşatılanların katmer katmer, misler misli fazlasıyla adaleti daha üst seviyede temsil eden ruha sahip olduklarını düşünüyorum.</p>

<p>Bizim idealimiz, işte o çocukların bu ülkede üretken, düşünen, tahayyül eden, yaratıcı ruhunun önünde hiçbir şeyin durmadığı, dünyaya saygılı, kindarlıktan uzak, insanı insan olduğu için seven, dünyayla rekabet eden bir nesil yaratmaktır. ‘Benden olmayan bertaraf olsun’ demeyen, aynı zamanda milletin tüm evlatlarını mutlu olduğu bir Türkiye hedefidir. 86 milyon insanımızın çocuklarına, evlatlarına, torunlarına bizim baktığımız pencere budur. ‘Kindar nesil’ değil, iyi eğitimli, üreten, düşünen icat yapan, mucit olan, dünya ile en ön safta, en ön seviyede yarışabilen bir nesil yetiştirmektir bu ülkeye. İdealimiz budur. Onun için kararlılıkla mücadeleme devam ediyorum. Bu sadece, benim ve yol arkadaşlarımın mücadelesi değil, 86 milyon yurttaşımız adına verilen büyük bir mücadeledir.”</p>

<p><strong>“BU NASIL BİR HAİNLİKTİR?”</strong></p>

<p>“Sayın hakim, değerli heyet; bütün bu mücadeleyi verirken neler yaşamadık ki? Ve bunların ne yazık ki tamamı, bu salonda olması gereken ve bu salonda sonuna kadar savunmamız gereken bütün prensiplere aykırı hususlardır. Seçim iptali… Çünkü hikaye oradan başlıyor. 6 Mayıs 2019.  Seçim iptali! Bir seçim niye iptal edilir? Niye iptal edildi? Çünkü, bir kişi çıktı dedi ki, ‘Sen 13 bin oyla İstanbul'da seçimi kazanacağını mı zannediyorsun’ dedi. Bu salonda bilmeyen var mı? Bir oyla bile seçim kazanılır. ‘13 bin oyla seçimi kazanacağını mı zannediyorsun’ dediler.</p>

<p>Eklediler; ‘Çaldılar’ dediler. ‘Sandıkta terörle iltisaklı insanlar tepsit edildi’ dediler. Bu nasıl bir hainliktir? ‘Bir şey olmasa da, kesinlikle bir şeyler oldu’ dediler.  Bütün bu baskı ve dayatmayla seçim iptal edildi. Peki yargılanan bir kişi var mı? Yok. Suçlanan bir kişi var mı? Yok. Kimse hesap sordu mu? Yok. Hiç kimse bir hesap sordu mu bu sözlere. Yok. Ama evet sordu. Kim biliyor musunuz?  Millet sordu. 13 bin oyu, 806 bin oya katladı. Türkiye, yetinmedi bir sonraki seçimde 1 milyon 100 bin oy farkı attı.  Onun için bu milletin hafızası, günü geldiğinde yapılan adaletsizliğin hesabını sorar. Bu mille,t kadim bir millettir!”</p>

<p><strong>“AHMAK DAVASI’NIN ULUSAL VE ULUSLARARASI BİR ANLATIM BİÇİMİ YOK”</strong></p>

<p>“Ahmak davası… Ben ne ulusal ne de uluslararası hiçbir mecraya anlatamadım. Tarifi yok! <br />
‘Ahmak’ diyene sözünü iade ettiğim için siyasi yasaklı olmanın, hapis cezası almanın ve o kararı vermediği için sürülen bir hakimin yerine atanan başka bir hakimin bu kararı nasıl verdiğinin altı çizildiği bir yerde 2,5 senedir istinafta bekletilen böyle bir karar sürecinin dünyada örneği var mıdır ya? Allah aşkına soruyorum. Ahmak davası… Ve bunun ne ulusal ne de uluslararası anlatım biçimi yok. İki buçuk yıldır istinafta bekletiliyor, neden?</p>

<p>Büyükçekmece'de bir dava var. Büyükçekmece’de yeniden diriltilen, yüksek yargıda beş yüksek yargı mensubunun birlikte karar verdiği, “burada bir suç yoktur” dediği bir davada tekrar bir bakanın ihtirasları üzerinden uyduruk bir tabloyla, uydurma bir şablonla ortaya dökülen bir mahkemenin sürdürüldüğü hal. Tam 1000 gündür! Tam 1000 gündür sürdürülen bu dosyada, bu davada ortada savcı yok, ortada mütalaa yok! Karar verilemiyor. Kime anlatacaksınız bunu? Savcılık makamı devletin değil mi? Kime anlatacaksınız bun? Ben, yargılanıyorum öyle mi? Ekrem İmamoğlu yargılanmıyor. Ben yargılanmıyorum, direkt cezalandırılıyorum.”</p>

<p><strong>“24 DOSYADA AYNI ANDA GÖRÜLEN BİR BİLİRKİŞİ! BU NASIL BİR TESADÜF!”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bilirkişi davası… Bilirkişi davası, Ekrem İmamoğlu'yla alakalı 24 dosyada, aynı anda gözüken bir bilirkişi! 1800’ün üzerinde bilirkişinin olduğu bir yerde, bu kadar tesadüfün olasıklık hesabında 1’in yanına virgül koyun, 80 tane 0 koyun… O rakamın ismin ben bilmiyorum. O bile yetmiyor bunu hesaplamaya. Bu nasıl bir tesadüf! Bir bilirkişi, Ekrem İmamoğlu'yla ilgili aynı dosyada var ve hep Ekrem İmamoğlu aleyhine rapor veriyor. Ve bu raporların uydurma olduğu, bu raporların gerçeği temsil etmediği de ispatlı. Biz şikayetimizi yapıyoruz, suç duyurumuzu yapıyoruz. Geri dönüş yok. Ama Ekrem İmamoğlu hakkında resen soruşturma var.  Avukatlarım elinden geleni yapmasına rağmen hiçbir ses yok.  Bu mu? Ekrem İmamoğlu yargılanmıyor. Ekrem İmamoğlu yargılanmıyor, direkt cezalandırılıyor!”</p>

<p><strong>“GELELİM EN VAHİM MESELEYE…”</strong></p>

<p>“Gelelim en vahim meseleye… ‘turpun büyüğüne’, ‘dananın kuyruğuna’, ‘ahtapotun kollarına…’ En vahim mesele. Benim anamın ak sütü kadar helal, 31 yıllık diplomam iptal ediliyor. Hangi vicdana sığar? Hangi akıl ve mantığa sığar! Nasıl iptal ettiriliyor? Israrlı takiple. Bir savcılığın sorumluluğu altında olmamasına rağmen, defalarca rektörlüğe yazı yazarak… Parantez içinde ‘Acil kullanılma ihtimali var. Derhal işlem yapın!’ Parantez içinde; (YSK ve bunun gibi!’ Allah Allah! Üniversite diploması ne tesadüftür ki YSK’da bir tek Cumhurbaşkanlığı adaylığında işe yarıyor. Bu nasıl bir şey? Bu, kör göze parmak sokmak… Tarif edemeyeceğim kadar sefillik… ‘Dananın kuyruğu’, ‘turpun büyüğü’, ‘ahtapotu kolları...’ Bu nasıl bir şey? Bu mu yargılama? Ekrem İmamoğlu yargılanmıyor. Ekrem İmamoğlu cezalandırılıyor.”</p>

<p><strong>“SİZ BENİ, BU MİLLETİN GÖNLÜNDEN Sİ-LE-ME-YE-CEK-Sİ-NİZ”</strong></p>

<p>“Tarih yazıyoruz. Yani şu bu yaşadıklarım, bu yaşananlar; görünenler. Yani vitrinde duranlar, vizyonda olanlar. Ama yaşanan birçok şey var. Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul'u fethettiği yıldönümünde türbeye gittim. Dediler ki; ‘Diğer erkan gecikecek’ Türbeye girdim. Dua ettim.  Tekrar dışarı çıktım. Karşıdaki hazireye yürüdüm. Aklımdan geçen de daha yeni defnettiğimiz Kadir Topbaş'ın mezarına gideyim, dua edeyim, geri geleyim... Karadenizliyim, Trabzonluyum. Böyle yürüdüm, oradan içeri girdim. Gittim, duamı okudum ve geldim. Bu görüntüden dolayı ben soruşturma yedim. Türbeye saygısızlık yapmışım yani... Aklını peynir ekmekle yemiş bir avuç muhterisin uygulamaları, bu ülkeyi perişan etmektedir. Rezil etmektedir. Umutsuzlaştırmaktadır, mutsuzlaştırmaktadır, geleceğini perişan etmektedir. Ülke yanıyor.</p>

<p>Ekonomi çökmüş. Millet umutsuz. Çocuklar ağlıyor. Ama siz hala ‘Ekrem İmamoğlu'na başka ne yapabiliriz’in derdindesiniz! Resmim yasak, görüntüm yasak, sosyal medyam yasak! Buradan söylüyorum; siz beni, bu milletin gönlünden si-le-me-ye-cek-si-niz! Çünkü, bu milletin gönlü çok geniş! Bu kararları alan insanlara sesleniyorum: Beni bu milletin gönlünden silemeyeceksiniz. Bu sevgi büyür, büyür, büyür, büyür...”</p>

<p><strong>“GÜÇ GÖSTERİSİ ZAYIFLIĞIN, BİTİŞİN, SONA GELMİŞLİĞİN GÖSTERGESİDİR”</strong></p>

<p>“Onun tersi hareket eden kim varsa ezilir, büzülür, üzülür, kaybolur. İktidarın şımarıklığı, bu ülkeyi yönettiğini zanneden insanların şımarıklığı, güç zehirlenmesi, güç gösterisi… Güç gösterisi, zayıflığın alametidir! Bitişin göstergesidir. Sona gelmişliğin göstergesidir. Bu iktidarın en zayıf halidir, en zayıf hali. Bitti bitiyor, bitti gidiyor halidir. Muhaliflerini tutuklandığı an, bir iktidarın en zayıf anıdır. Muhaliflerinin baskılamaya, sindirmeye hapse attığı, zindana attığı an; iktidarın son sayfayı çevirdiği andır. Meşru bir iktidar böyle bir zulme tenezzül eder mi? Meşruiyeti olan bir iktidar, böyle bir zulmü kendine bir çare olarak görür mü? Görmez. Göremez! Karizma, elindeki yetkiyi masum insanlara karşı ezerek kullandığı anda yerle bir oluyor. Orada karizma kalmaz. Bir ülke yanlış yolda niye ısrar eder? Bir ülke yanlış yolda ısrar edebilir mi? Yapacak başka bir şey yoksa, ısrar eder. Ama etmemeli, etmez. Eğer ederse, bu bir kibirdir! Kibirin tavan yaptığı bir andır. Bunun adı, yanlışta ısrarın adı ‘patika bağımlılığı’dır!”</p>

<p><strong>“BÜTÜN BUNLARI YAPANLARA SESLENİYORUM: BU ÜLKEYİ UÇURUMUN KENARINA GETİRMEKTEN VAZGEÇİN”</strong></p>

<p>“Türkiye ve milletimiz, 86 milyon insanımız başka bir yol gösteriyor. Dünya, bizi başka bir yöne, başka bir yola çağırıyor. Başka bir şekilde büyümenin, başka bir şekilde güçlü olmanın, demokrasi ve adaletin tesis edildiği bir ülkede, güçlü bir geleceğin yolunu gösteriyor. Bu dönemi ıskalarsak, gerçekten gençlerimize ve çocuklarımıza yazık ederiz. Geleceğimizi perişan ederiz. Buna, bu millet müsaade etmeyecek. Hepimiz dimdik ayakta olacağız. Bizim derdimiz budur! Bizim derdimiz, ‘devletin dini adalettir’ demektir. Bizim derdimiz ‘insanı yaşat ki, devlet yaşasın’.  Bizim başka bir derdimiz yok. Bu ilkelerle yürümek zorundayız. Bu ilkelerin dışına sapan kim varsa, Allah bizi onun peşinden götürmesin. Ve bu millet, onun peşinden gitmez.</p>

<p>Bu millet onun çizdiği yola bakmamıştır bile. Onun için buradan sesleniyorum: Vazgeçin. Hukuksuzluktan vazgeçin. Düşman hukuku uygulamalarından vazgeçin. Bütün bunları yapanlara sesleniyorum. Bu ülkeyi uçurumun kenarına getirmekten vazgeçin. Beni ve arkadaşlarımın tutuksuz yargılandığı adaletli bir ortamı tesis edin. Çağırın, gelelim. Bütün arkadaşlarımız ifade verirler. Saygıda kusur etmez bu insanlar. Tabii ki bize saygı bekleriz. Her vatandaşın beklediği gibi biz de saygı bekleriz.”</p>

<p><strong>“BİR MİLLET İÇİN, EN BÜYÜK TEHDİT ADALETSİZLİKTİR”</strong></p>

<p>“Etrafımızda hemen hemen doğumuz, güneyimiz, kuzeyimiz ateş çemberinde. Ağır bir jeopolitik kırılma yaşanıyor. Türkiye, ağır soruların üstüne kırılmaların yarattığı siyasi iktisadi risklerle boğuşuyor. Yoksulluğun, fakirliğin, borçluluğun en derin günlerini yaşıyoruz. Paramız pul oldu. Birileri de bağırıyor, ama o kadar sessiz bağırıyor ki; duyan yok. ‘Birisiyle bir fotoğraf versek’ diye deli oluyoruz. Kurtuluş bu mu? Değil. Kurtuluş millettir. Millet, fotoğraf derdinde değil. Çare millet. Milletle kurtuluş olur.  Onun için bu ağır iktisadi koşulların ortamından, bugün bu ülkeyi yöneten aklın tarifiyle söyleyeyim, ‘İç cepheyi güçlendirmenin’ dışında bir yol yoktur. Bunun da yolu, bu ülkenin adalet çizgisine oturmasıdır. Adaletli bir ülke, adil bir ortam… Bu yol, bizi doğruya götürür.  Aksi takdirde bu ağır resmi değiştiremezsek, biz, geleceğimizi kaybederiz. Bir millet için en büyük tehdit, adaletsizliktir. “</p>

<p><strong>“MİLLET BÜYÜKTÜR</strong>”</p>

<p>“Her zaman ifade ediyorum: Millet büyüktür. Bu cennet vatanın, bu toprakların, bu bayrağın, bu ülkedeki bütün makamların sahibi milletimizdir. Egemenlik, kayıtsız şartsız milletimizindir. Ben bu duygularla mücadelemi veriyorum, vermeye devam edeceğim. Ve açık ifade edeyim.: Ben burada yargılanmıyorum. Ben, bu süreç içerisindeki muhtelif konularda yargılanmıyorum. Ben, ne yazık ki direkt cezalandırılıyorum. Ben, cezalandırılmış bir biçimde, mağdur bir biçimde, haklarının elinden teslim alınmış haliyle, yakın çalışma arkadaşlarıma yapılan zalimlikler üzerinden, sonsuz bir kararlılık ve mücadeleyle, insanüstü bir mücadeleyle, bütün kısıtlılıklara rağmen, hukukun önünde hesap vermeye gayret ediyorum. Ben yargılanmıyorum; direkt cezalandırılıyorum.”</p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></p>

<p></p>

<p> </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/baskan-imamoglu-biz-yargilanmiyoruz-direkt-cezalandiriliyoruz</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Jun 2025 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/06/manifesto-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="52896"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu Hapiste Ama Hizmetleri Aynen Dışarıda Devam Ediyor]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-hapiste-ama-hizmetleri-aynen-disarida-devam-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-hapiste-ama-hizmetleri-aynen-disarida-devam-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İktidar destekli yargı kumpasıyla Silivri’de tutulan seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, 2020 yılında başlattığı ‘İstanbullu çiftçilere ücretsiz destek atılımı’, eklenen yeni ürünlerle devam ediyor. İBB, bu yıl ilk kez hibe edilecek nohut ve kuru fasulye desteğiyle çeşitlendirdiği yazlık fide dağıtımını, Silivri Değirmenköy’de düzenlenen törenle başlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>TEMELİNİ EKREM İMAMOĞLU ATMIŞTI…</strong></p>

<p>Törende konuşan İBB Başkanvekili Nuri Aslan, İmamoğlu’nun çiftçiye bakış vizyonuyla yol yürümeye devam ettiklerinin altını çizdi. İmamoğlu’nun, törenin yapıldığı alana çok yakın Silivri zindanlarında tutulduğunu kaydeden Aslan, “Türkiye Cumhuriyeti'ne hizmet etmek için hazır ve nazır olarak, tam şurada, yaklaşık 3-5 kilometre mesafede, gece-gündüz İstanbul için, Türkiye için çalışmaya devam ediyor.<strong> </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SİLİVRİ’DEKİ TÖRENDE KONUŞAN İBB BAŞKANVEKİLİ ASLAN: BAŞKANIMIZ, YAKLAŞIK 3-5 KİLOMETRE MESAFEDE, İSTANBUL İÇİN, TÜRKİYE İÇİN GECE-GÜNDÜZ ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYOR</strong></p>

<p>Ekrem Başkan’ımız gece-gündüz üretiyor. Ben, bu vizyonu İstanbulluya, İstanbul'a, Silivri'ye Çatalca'ya ve Şile'ye verdiği için, değerli Büyükşehir Belediye Başkanım, İstanbul'un helal oylarıyla seçilmiş, halihazırda seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu'na, siz çiftçilerimiz adına, Silivrili hemşehrilerimiz adına ve İstanbullu hemşehrilerimiz adına sevgi ve saygılarımı buradan iletmek istiyorum,” dedi.</p>

<p><br />
<strong>İBB’NİN İSTANBULLU ÇİFTÇİLERE VERDİĞİ KARŞILIKSIZ DESTEK ARTARAK DEVAM EDİYOR</strong></p>

<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun öncülüğünde 2020 yılında başlattığı tarımsal destek programını, bu yıl da güçlendirerek sürdürüyor. Kentteki çiftçilerin üretim maliyetlerini düşürmek, tarımdan kopan üreticileri yeniden tarlaya döndürmek ve tarım alanlarının betonlaşmasını önlemek amacıyla yürütülen destekler, her geçen yıl daha da kapsamlı hale geliyor.</p>

<p>Yazlık sebze üreticilerine domates, biber, hıyar, patlıcan ve karpuz fideleriyle verilen desteklere, bu yıl ilk kez kabak fidesi de eklendi. 2025 yılında ise, tarımsal üretimde ürün çeşitliliğini artırmak, çiftçilerin daha kazançlı alternatif ürünlere yönelmesini sağlamak, tarımda münavebeyi (bir tarlaya aynı ürünlerin arka arkaya ekilmemesi, farklı bitkilerin bir düzen içinde birbirinin peşi sıra ekilmesini ifade eden tarım yöntemi) çeşitlendirerek, toprak verimliliğini arttırmak için bu yıl ilk defa çiftçilere kuru fasulye ve nohut tohumu desteği de verilecek. Bu yıl 3.315 çiftçiye, toplam 6 milyon 785 bin adet yazlık sebze fidesi, 1.791 çiftçiye ise 8 milyon 73 bin adet kışlık sebze fidesi dağıtılacak.</p>

<p><strong>DAĞITIM SİLİVRİ’DEN BAŞLATILDI</strong></p>

<p>İBB, yazlık fide dağıtımını, Silivri Değirmenköy’de düzenlenen törenle başlattı. Törende; İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu, Silivri Ziraat Odası Başkanı Sabri Özel, İsmetpaşa Mahallesi Muhtarı Erkan Varol ile çiftçiler İsmet Asan ve Hande Nur Başaran birer konuşma yaptı. Geçtiğimiz çarşamba günü Silivri’de, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in katılımıyla “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” buluşması gerçekleştirildiğini hatırlatan Aslan, “Silivri Cezaevi'nde hukuksuzca tutuklu bulunan Ekrem Başkan’ımıza özgürlük istedik.</p>

<p>Kiminle? Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kardeşleriyle, akrabalarıyla ve tüm İstanbullularla beraber özgürlük istedik. Ekrem Başkan’ımıza özgürlük istedik. Beylikdüzü Belediye Başkanı’mız, benim de kardeşim Mehmet Murat Çalık'a özgürlük istedik. Esenyurt Belediye Başkanı’mız Ahmet Özer'e özgürlük istedik. Şişli Belediye Başkanı’mız Emrah Şahan'a özgürlük istedik. Beşiktaş Belediye Başkanı’mız Rıza Akpolat'a özgürlük istedik. Beykoz Belediye Başkanı’mız Alaattin Köseler'e özgürlük istedik,” dedi.</p>

<p><strong>ASLAN: “EKREM İMAMOĞLU’NUN ÇİFTÇİYE BAKIŞ VİZYONUYLA YOL YÜRÜMEYE DEVAM EDİYORUZ”</strong></p>

<p>Ekrem İmamoğlu’nun çiftçiye bakış vizyonuyla yol yürümeye devam ettiklerinin altını çizen Aslan, “Bundan sonra da aynı şekilde o vizyonu sürdüreceğiz. Çünkü, bizler biliriz ki bir memleket, ancak üreticisiyle güçlüdür. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Memleketimiz, çiftçilerimizin memleketidir demişti. Öyleydik. Her şeyin en güzelini bizim çiftçilerimiz yetiştirirdi, üretirdi.</p>

<p>Dünyanın tarım ülkesiydik. Buğday ambarıydık. Toprağımız bereketli, çiftçilerimiz çok çalışkandı. Fakat ne yazık ki, yanlış ekonomik politikalar nedeniyle, uzun süredir çiftçilerimiz zor durumda. Ülkemiz zor durumda. Yüksek maliyetler, üretimi zorluyor,” tespitlerinde bulundu.</p>

<p>Bir köylü çocuğu olarak çiftçiliğin zorluklarını bildiğini aktaran Aslan, İBB Başkanı İmamoğlu’nun da en önem verdiği konuların başında tarıma verilecek desteğin geldiğine dikkat çekti. İmamoğlu’nun tarımsal alanların betonlaşmasını önleme gayretiyle mücadele ettiğini vurgulayan Aslan, İBB’nin 2020’den 2025’e kadar olan sürede İstanbullu çiftçilere, hayvancılık, balıkçılık ve arıcılıkla uğraşan üreticilere verdiği desteklerin kısa bir özetini kamuoyu ile paylaştı.</p>

<p><strong>“EKREM BAŞKAN’IMIZ GECE-GÜNDÜZ İSTANBUL İÇİN, TÜRKİYE İÇİN ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYOR”</strong></p>

<p>İmamoğlu’nun, törenin yapıldığı alana çok yakın Silivri zindanlarında tutulduğunu kaydeden Aslan, “Türkiye Cumhuriyeti'ne hizmet etmek için hazır ve nazır olarak, tam şurada, yaklaşık 3-5 kilometre mesafede, gece-gündüz İstanbul için, Türkiye için çalışmaya devam ediyor. Ekrem Başkan’ımız gece-gündüz üretiyor. Ben, bu vizyonu İstanbulluya, İstanbul'a, Silivri'ye Çatalca'ya ve Şile'ye verdiği için, değerli Büyükşehir Belediye Başkanım, İstanbul'un helal oylarıyla seçilmiş, halihazırda seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu'na, siz çiftçilerimiz adına, Silivrili hemşehrilerimiz adına ve İstanbullu hemşehrilerimiz adına sevgi ve saygılarımı buradan iletmek istiyorum. Her birinizin emeğine sağlık diyorum.</p>

<p>Tam 3 gün sonra 19 Mayıs 1919’un yıldönümünü anacağız. Sizlerin akrabası, hemşehrisi, bir vatan evladı Gazi Mustafa Kemal Atatürk nasıl tüm zorluklara rağmen Anadolu'ya gitmiş ve yola çıkmış ise, bugün Silivri zindanlarında esir tutulan Belediye Başkanı’mız da aynı şekilde, aynı misyonla ve vizyonla 86 milyona hizmet edecek. Tüm yol arkadaşlarımızla beraber Sayın Başkan’ımızla beraberiz. Sizlerin adına tekrar ona ‘geçmiş olsun’ diyor, en kısa sürede Ekrem Başkan’ımızı yanımızda istiyoruz,” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>İBB DESTEĞİ SAYESİNDE, İSTANBUL’DA TARIM YAPILAN ALANLAR 51.500 DEKAR ARTTI</strong></p>

<p>2020 yılında destek verilen çiftçi sayısı 693 iken bu sayı tekil bazda bitkisel üretimde 5.945 hayvansal üretimde 2003, arıcılıkta 417 ve balıkçılıkta 1.478 olmak üzere toplam 9.843 kişiye ulaştı. İBB ,2020 yılından bugüne kadar domates, biber, patlıcan, salatalık ve karpuz çeşitlerinden oluşan yazlık fide desteklerine ve ayrıca brokoli, karnabahar, kırmızı lahana, beyaz lahana, kara lahana, kıvırcık marul ve kerevizden oluşan kışlık fide desteğinde de bulundu. Bugüne kadar ki fide desteği sayısı, 55 milyon adet olarak gerçekleşti.</p>

<p>Destek kapsamında verilen yazlık sebze fideleri, İstanbul genelinde toplam 9.735 dekar alana dikilecek. Bu alanlardan yaklaşık 80 bin ton ürün elde edilmesi bekleniyor. İBB’nin aralıksız desteği sayesinde, İstanbul’da tarım yapılan alanlar 51.500 dekar arttı. Tüm destekler, çiftçi katkısı alınmadan, yüzde 100 hibe şeklinde devam ediyor.  </p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)</strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-hapiste-ama-hizmetleri-aynen-disarida-devam-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 16 May 2025 18:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/05/silivri-fide-kaak.jpg" type="image/jpeg" length="75871"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu Erdoğan'a Zor Sorular Sordu]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-erdogana-zor-sorular-sordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-erdogana-zor-sorular-sordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İBB ve TBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Silivri Atatürk Meydanı’nı hınca hınç dolduran on binlere, alana yalnızca 11 kilometre uzaklıktaki hücresinden seslendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>11 KİLOMETRE ÖTEDEKİ HÜCRESİNDEN SİLİVRİ MEYDANI’NI DOLDURAN VATANDAŞLARA SESLENDİ</strong></h2>

<h2><strong>MİLLETİN SEVGİSİYLE ISINAN SİLİVRİ DEĞİL, MİLLETİN AHIYLA BUZ TUTMUŞ SARAYLAR SOĞUKTUR</strong></h2>

<p><strong>TUTUKSUZ YARGILANMAMDAN NİÇİN KORKUYORSUN? </strong></p>

<p>“Gerçeği dile getiren, hakkını arayan, özgürlük ve adalet isteyen herkes için ülkeyi zindan etmeye çalışıyorlar” diyen İmamoğlu, “Sadece, kendi çizdikleri sınırın dışına çıkmayan ve asla seçim kazanamayacak bir muhalefete tahammülleri var. Kendinden başkasına özgürlük tanımayan, adalet duygusunu yitirmiş bu iktidar Türkiye’ye huzur ve barış getiremez.</p>

<p><strong>‘TUTUKLAMA KARARINI BEN VERMİYORUM, HAKİM VERİYOR’ DİYEREK KİMSEYİ KANDIRAMAZSIN</strong></p>

<p>Refah ve mutluluk getiremez,” ifadelerini kullandı. Her türlü bedeli ödemeye hazır olarak bu yola çıktığının altını çizen İmamoğlu, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, “Yıllardır ne kumpaslar ne iftiralarla mücadele ediyorum. Soruşturulmaktan, yargılanmaktan korkmam, yılmam. Ama biri var ki, benim tutuksuz yargılanmamdan bile ödü patlıyor.</p>

<p><strong>ADALETİNİ YİTİRMİŞ BİR İKTİDAR, TEMELSİZ BİR BİNAYA BENZER, MUHAKKAK YIKILIR</strong></p>

<p>Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a soruyorum: İBB Başkanı’yken bugün bana yöneltilen türde iddialarla yargılandın ama bir tek gün bile tutuklanmadın. Hapis cezası aldığın davada, yine tutuksuz yargılandın. Sen yargılanırken geçerli olan kurallar, ben yargılanırken niçin geçerli olmuyor?</p>

<p><strong>SİLİVRİ’DEKİ DAVALARIN ASIL SAVCISI OLDUĞUNU, BU MİLLET ÇOK İYİ BİLİYOR</strong></p>

<p>Tutuksuz yargılanırsam, sokakta, meydanda olurum, milletimin gözünün içine bakarak gerçekleri anlatırım diye mi çekiniyorsun? Tutuksuz yargılanmamdan niçin korkuyorsun? ‘Tutuklama kararını ben vermiyorum, hakim veriyor’ diyerek kimseyi kandıramazsın. Yargıya nasıl hükmetmeye çalıştığını, mahkemeler üzerinde uyguladığın baskıyı bu millet çok iyi biliyor. Silivri’deki davaların asıl savcısı olduğunu, bu millet çok iyi biliyor,” şeklinde konuştu. </p>

<p><strong>TUTUKSUZ YARGILANIRSAM, SOKAKTA, MEYDANDA OLURUM, MİLLETİMİN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKARAK GERÇEKLERİ ANLATIRIM DİYE Mİ ÇEKİNİYORSUN?</strong></p>

<p>“Adaletini yitirmiş bir iktidar, temelsiz bir binaya benzer, muhakkak yıkılır” diyen İmamoğlu, “Bir kişinin bile haksız yere hapiste olmadığı, en ağır suçları işlemiş olanların bile adil yargılandığı, hiçbir suçlunun cezasız kalmadığı, adaletli bir Türkiye’yi mutlaka kuracağız. Özgür ve adil bir ülkede yaşamanın huzuruyla birbirimize daha çok bağlanacak, birlikte çok daha güçlü bir ülke olacağız. Kendinize güvenin. Sizler, bu ülkenin sahibisiniz. İktidarlar gelir gider, millet kalır. Millet büyüktür. Milletin sevgisiyle ısınan Silivri değil, milletin ahıyla buz tutmuş saraylar soğuktur,” ifadelerini kullandı. </p>

<p><strong>SEN YARGILANIRKEN GEÇERLİ OLAN KURALLAR, BEN YARGILANIRKEN NİÇİN GEÇERLİ OLMUYOR?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in, önümüzdeki ilk genel seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olarak ilan ettiği seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının yargı görünümlü iktidar kumpasıyla tutuklanmasının ardından başlattığı eylemsellik sürecinin İstanbul ayağının bu haftaki durağı Silivri oldu.</p>

<p><strong>“BİRİ VAR Kİ, BENİM TUTUKSUZ YARGILANMAMDAN BİLE ÖDÜ PATLIYOR”</strong></p>

<p>Silivri Atatürk Meydanı’nı hınca hınç dolduran vatandaşlar, alana yalnızca 11 kilometre uzaklıktaki cezaevinde tutulan İmamoğlu’na sevgi gösterilerinde bulundu. Silivri’de tutulan Yiğitcan isimli üniversite öğrencisinin anne ve babasının görüşlerini paylaştığı buluşmada, yine Silivri’de yatan Gezi davası tutuklusu Hatay milletvekili Can Atalay’ın mesajını Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi Ilgaz Özer okudu. İmamoğlu’nun mesajı ise CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik aracılığıyla kamuoyu ile buluşturuldu. </p>

<p><strong>“KENDİNDEN BAŞKASINA ÖZGÜRLÜK TANIMAYAN BU İKTİDAR, TÜRKİYE’YE HUZUR VE BARIŞ GETİREMEZ”</strong></p>

<p>Mesajına, “Güzel Silivri’nin temiz kalpli, yiğit insanları, sevgili hemşerilerim, kıymetli komşularım; biliyorsunuz, 6 yılda Silivri için çok şey yaptık” sözleriyle başlayan İmamoğlu, şunları söyledi: </p>

<p>“Dar gelirli hemşehrilerimizin, çiftçilerimizin yanında olduk. Büyük yatırımlarla, yepyeni hizmetlerle Silivri’de hayatın her alanını iyileştirdik, güzelleştirdik. Biz, Silivri’nin doğal ve tarihi değerlerini korumaya, tarım ve turizm imkanlarını geliştirmeye odaklanmışken, iktidar da Silivri zindanını doldurmakla meşguldü. Ekonomide, icraatta, vatandaşın refahını artırmada başarı gösteremeyen tek adamcı iktidarlar hep böyle yaparlar; vatandaşı baskı altına almaya, siyasi rakiplerini saf dışı bırakmaya uğraşırlar.</p>

<p>Güzelim Silivri’nin bir zindanla anılmasına sebep olanlar, milletin iradesini yok sayıp, siyaseti yargı eliyle düzenlemek isteyenlerdir. Gerçeği dile getiren, hakkını arayan, özgürlük ve adalet isteyen herkes için ülkeyi zindan etmeye çalışıyorlar. Sadece, kendi çizdikleri sınırın dışına çıkmayan ve asla seçim kazanamayacak bir muhalefete tahammülleri var. Kendinden başkasına özgürlük tanımayan, adalet duygusunu yitirmiş bu iktidar, Türkiye’ye huzur ve barış getiremez. Refah ve mutluluk getiremez.”</p>

<p><strong>“HER TÜRLÜ BEDELİ ÖDEMEYE HAZIR OLARAK BU YOLA ÇIKTIM”</strong></p>

<p>“Biz, herkesin kendini özgür hissettiği ama kimsenin özgürlüğünün başkasına zarar vermediği, adaletli bir Türkiye için yola koyulduk. Yolumuz, ‘Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Özgürlüğün, eşitliğin, adaletin dayanak noktası milli egemenliktir’ diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. Bu, çok onurlu ve meşakkatli bir yoldur. Ben, her türlü bedeli ödemeye hazır olarak bu yola çıktım. Yıllardır ne kumpaslar ne iftiralarla mücadele ediyorum. Soruşturulmaktan, yargılanmaktan korkmam, yılmam.</p>

<p>Ama biri var ki, benim tutuksuz yargılanmamdan bile ödü patlıyor. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a soruyorum: İBB Başkanı’yken bugün bana yöneltilen türde iddialarla yargılandın ama bir tek gün bile tutuklanmadın. Hapis cezası aldığın davada, yine tutuksuz yargılandın. Sen yargılanırken geçerli olan kurallar, ben yargılanırken niçin geçerli olmuyor? Tutuksuz yargılanırsam, sokakta, meydanda olurum, milletimin gözünün içine bakarak gerçekleri anlatırım diye mi çekiniyorsun? Tutuksuz yargılanmamdan niçin korkuyorsun? ‘Tutuklama kararını ben vermiyorum, hakim veriyor’ diyerek kimseyi kandıramazsın. Yargıya nasıl hükmetmeye çalıştığını, mahkemeler üzerinde uyguladığın baskıyı bu millet çok iyi biliyor. Silivri’deki davaların asıl savcısı olduğunu, bu millet çok iyi biliyor.”</p>

<p><strong>“İKTİDARLAR GELİR GİDER, MİLLET KALIR”</strong></p>

<p>“Sevgili dostlarım, kardeşlerim; adaletini yitirmiş bir iktidar, temelsiz bir binaya benzer, muhakkak yıkılır. Bir kişinin bile haksız yere hapiste olmadığı, en ağır suçları işlemiş olanların bile adil yargılandığı, hiçbir suçlunun cezasız kalmadığı, adaletli bir Türkiye’yi mutlaka kuracağız. Yalnız adliyelerde değil, sokakta, pazarda, işyerinde, okulda, hastanede, herkes için her yerde adaleti hakim kılacağız. Gelirde, vergide, imkan ve fırsatlarda adaleti hakim kılacağız. Özgür ve adil bir ülkede yaşamanın huzuruyla birbirimize daha çok bağlanacak, birlikte çok daha güçlü bir ülke olacağız. Kendinize güvenin. Sizler, bu ülkenin sahibisiniz. İktidarlar gelir gider, millet kalır. Millet büyüktür. Milletin sevgisiyle ısınan Silivri değil, milletin ahıyla buz tutmuş saraylar soğuktur. Kalın sağlıcakla. Ekrem İmamoğlu.”</p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-erdogana-zor-sorular-sordu</guid>
      <pubDate>Thu, 15 May 2025 09:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/05/eko-can.jpg" type="image/jpeg" length="41718"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu PKK'nın Kendisini Fes Etmesinden Sonra Ne Dedi ?]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-pkknin-kendisini-fes-etmesinden-sonra-ne-dedi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-pkknin-kendisini-fes-etmesinden-sonra-ne-dedi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü PKK’nın kendisini feshedip, silah bırakma kararı almış olduğunu öğrendim. Geride kalan kırk sene boyunca gençlerimizin, Türk ve Kürt on binlerce vatandaşımızın hayatına mal olan, kaynaklarımızı kurutan bir dönemin nihayet kapanıyor olmasına ülkem adına çok sevindim.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>İBB BAŞKANI VE CUMHURBAŞKANI ADAYI EKREM İMAMOĞLU’NUN PKK’NIN FESİH KARARIYLA İLGİLİ DEĞERLENDİRMESİNİ İLGİNİZE SUNARIZ</strong></h2>

<h2><strong>Aziz Milletim,</strong></h2>

<p>Artık konuşmanın, diyalogun, siyasetin, işe koyulmanın vaktidir. O kötü günlere bir daha geri dönmemek için hem içeride hem dışarıda yapmamız gerekenler vardır.</p>

<p>Fesih ve silah bırakma sürecinin sorunsuz tamamlanmasından, vatandaşlarımızın Türkiye Cumhuriyeti’nin eşit mensupları olmaktan kaynaklanan haklarının tanınmasını sağlamaya kadar uzanan geniş bir alanda yasal düzenlemeler yapmamız, sosyal ve psikolojik alanlarda adımlar atmamız, kapsamlı siyasi ve hukuki reformlar gerçekleştirmemiz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde büyük bir kalkınma hamlesine girişmemiz gerekmektedir.</p>

<p>Böylesine büyük ve önemli bir süreç, iktidarın yapmaya çalıştığı gibi az sayıdaki siyasetçinin kapalı kapılar ardında yapacağı görüşmelerle, toplumun desteği ve onayı alınmadan, uzmanlar dahil edilmeden, ifade ve örgütlenme özgürlüğü gibi asgari demokratik şartlar olmadan yürütülemez. Yine, böylesine büyük ve önemli bir süreç; günü kurtarmayı ve seçim kazanmayı esas alan, kısa vadeli ve meselenin bölgesel boyutunu ihmal eden bir perspektifle başarıya ulaştırılamaz.</p>

<p>Aksine, bu büyük ve önemli sürecin gereğini bihakkın yerine getirebilmek için; şeffaflığa, Meclis zemininin güçlendirilmesine, kapsayıcılığa, özgürlük ve demokrasi iklimine, uzun vadeli ve bölgesel bir perspektife ihtiyacımız vardır.</p>

<p>Kırk senedir kahrını çektiğimiz meselenin nüksetmemesi için, başta şehit ve gazi ailelerimiz olmak üzere acıların yaşandığı tüm ailelerin hassasiyetle dinlenmesi, sürece dair aydınlatılmaları ve helalliklerinin alınması büyük bir önem arz etmektedir. Ulusal güvenliği ilgilendiren hassas kısımları hariç olmak üzere, sürecin bütün boyutlarının kamuoyunca bilinir ve şeffaf olması, milletin sürece ortak edilmesi, farklı kanaatlere, sivil toplumun ve ilgili uzmanların önerilerine kulak verilmesi, herkesin sözünü söylemesine izin verecek bir siyasi atmosferin ve hukuk düzeninin oluşması elzemdir.</p>

<p>Bu çerçevede, süreci salimen tamamına erdirebilmek üzere, TBMM’de bir genel görüşme açılması, ardından da Mecliste temsil olunan bütün partilerin katıldığı bir komisyon oluşturularak konunun ele alınması gerekmektedir.</p>

<h2><strong>Sevgili Vatandaşlarım,</strong></h2>

<p>Ülkemize ve milletimize büyük sıkıntılar yaşatan bir dönemin sona eriyor olmasına ne kadar sevinsek az. Öte yandan, şunun da idrakinde olmamız lazım: Kırk senedir büyük acılara yol açan bu meselenin bir geçmişi ve bir kısmı devletimizin yanlış uygulamalarından kaynaklanan köklü sebepleri var.</p>

<p>Kürt vatandaşlarımızın kendilerini Cumhuriyetimizin eşit vatandaşları olarak hissetmelerini sağlayamamış, sınırlarımızın haricindeki Kürtlere güvenlik perspektifiyle bakmış olmamız bu sebeplerin başta gelenleri.</p>

<p>Ülkemizin bu en köklü meselesini bir daha nüksetmeyecek biçimde çözebilmemiz için Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün fertlerini eşit hak sahibi vatandaşlar, Cumhuriyetimizin eşit hissedarları, vatandaşımız olmayan Kürtleri de kardeşlerimiz kılmamız gerekiyor. Kürt vatandaşlarımızı herkesle eşit hissettirebilir, vatandaşımız olmayan Kürtleri kardeşlerimiz kılabilirsek, sorunumuzu çözmekle kalmaz, ülkemizi gerçek manasıyla bölgenin büyük gücü, Ortadoğu’nun kutup yıldızı haline getirebiliriz.</p>

<p>Cumhuriyet’in eşit yurttaşları ve vatanımızın eşit hissedarları olarak kendimizi güvende ve hak sahibi hissetmemiz, sadece adaletin gereği değil, Cumhuriyetimizin sürdürülebilirliği ve demokrasimizin derinleşmesi açısından da tarihsel bir zorunluluktur. Bu prensipler bizi birlikte millet yapan; ortak vatan, ortak kader, ortak gelecek idealinde birleştiren en güçlü temel olacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’min güzel insanları,Ülkemizin hiçbir sorunu çözümsüz değildir. Sağduyu, feraset, müzakere, akıl, bilim ve en önemlisi cumhuriyet, demokrasi ve vatan sevgisiyle her meseleye çözüm bulabiliriz.</p>

<p>Yeter ki milletimizi ayrıştırmayalım.<br />
Yeter ki siyasi rakiplerimizi düşmanlaştırmayalım.<br />
Yeter ki hukukun üstünlüğünden ve adaletten sapmayalım.<br />
Yeter ki tüm gücü bir avuç ayrıcalıklı kişinin elinden alıp millete geri verelim.<br />
Ve yeter ki ortak geleceğimiz olan Cumhuriyetimizin kazanımlarına ve millet egemenliğine sahip çıkalım.<br />
Ay yıldızlı bayrağımız hepimizi altında toplayacak kadar yüce; cennet vatanımız ise tüm yurttaşlarımıza yetecek kadar büyük ve kucaklayıcıdır.<br />
Kürt meselesi de dahil ülkemizin bütün köklü meselelerini ferasetle, müzakereyle, bilimle, akılla çözmek için çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Allah’ın izniyle ilk seçimde iktidara gelecek ve bütün köklü meselelerimizi tek tek ele alacağız.</p>

<p>Doğusu, Batısı, Kuzeyi, Güneyiyle bütün vatandaşlara refahı, huzuru, adaleti getireceğiz. Her kimlik ve inançtan insanımızın makbul, muteber ve eşit hissettiği bir ülke olacağız.</p>

<p>Milletimizi içine düşürüldüğü yoksulluk girdabından çıkaracak; çalışan, üreten, kazanan ve adil bir biçimde paylaşan bir sistemi el birliğiyle inşa edeceğiz.</p>

<p>Türk Kürt kardeşçe, barış ve refah içinde yaşayacağımız günler uzak değil.</p>

<h2><strong>Kaynak :İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></h2>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-pkknin-kendisini-fes-etmesinden-sonra-ne-dedi</guid>
      <pubDate>Tue, 13 May 2025 16:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/05/eko-can.jpg" type="image/jpeg" length="73928"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Başkanı İmamoğlu Zindan 'dan Halka Seslendi]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-baskani-imamoglu-zindan-dan-halka-seslendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-baskani-imamoglu-zindan-dan-halka-seslendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart 2025’de Şafak operasyonu ile İBB’ ye ait konutunda gözaltına alınan İBB ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu 23 Mart 2025’de de tutuklanarak Silivri Marmara cezaevine konuldu. O gün bugündür özgürlüğü elinden alınan İmamoğlu mücadeleci tavrını cezaevinde de sürdürüyor. İşte Kapalı kapılar ardında umudunu sağlam tutan Ekrem Başkanın İstanbul Halkına mesajı:]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İBB BAŞKANI VE CUMHURBAŞKANI ADAYI EKREM İMAMOĞLU’NUN MESAJINI İLGİNİZE S</strong>UNARIZ.</p>

<p>“Biz, sizin sinsi hesaplarınızı çok iyi biliyoruz. Bu millet buna izin vermeyecek siz de bunu bilin.&nbsp;</p>

<p>Sizin derdiniz İstanbul’un rantı. İstanbul’un kaynakları bir avuç insana değil tüm İstanbullulara kullanılmaya başlayınca rahatınız bozuldu.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şimdi İBB yöneticilerini gözaltına alarak, tutuklayarak İstanbul’dan intikam almak istiyorsunuz.&nbsp;</p>

<p>İstiyorsunuz ki; metro şantiyeleri dursun, yeni metrolar yapılmasın, İSKİ sel baskınlarını artık önleyemesin, her yağmurda meydanlar taşsın, yazın su kesintileri yaşansın, müsilaj hortlasın istiyorsunuz.</p>

<p>Sahici bir depreme hazırlık çalışması yapılmasın sadece deprem bahanesiyle rant projeleri yapılsın istiyorsunuz; fakir fukara evini yenilemesin ama İstanbul’un kıymetli yerlerinde devlet eliyle lüks konut yapılsın istiyorsunuz. İmar ve tapu sorunları çözülmesin yüz binlerce vatandaşın yaşadığı yerlerdeki sorunlar öylece kalsın istiyorsunuz.</p>

<p>Yeni kreşler, yurtlar yapılmasın, burslar kesilsin, kent lokantaları kapansın istiyorsunuz; kaçak yapılarla mücadele edilmesin, dere yatakları betona boğulsun, yaşam vadileri, kent ormanları birilerine peşkeş çekilsin istiyorsunuz.&nbsp;</p>

<p>İBB’de maaşlar ödenmesin, yeni otobüsler, metrobüsler alınmasın, İstanbullu rahat ulaşım yapmasın istiyorsunuz; Halk Süt dağıtılmasın, Anne Kartlar iptal olsun istiyorsunuz, çiftçilere destek kesilsin, tarım bitsin istiyorsunuz.&nbsp;</p>

<p>Kimseye istihdam ofisleriyle iş bulunmasın, Askıda Fatura ile ihtiyaç sahiplerinin faturaları ödenmesin istiyorsunuz, Haliç yine kirlensin Kurbağalıdere yine bataklığa dönüşsün istiyorsunuz, İstanbul Otogarı yine mezbeleliğine dönsün istiyorsunuz.&nbsp;</p>

<p>Halk Ekmek dar gelirliye ekmek üretemez hale gelsin istiyorsunuz. Emeklilere verilen destekler sona ersin, çocuklara verilen beslenme desteği kesilsin, öksüz ve yetim çocuklara, şehit ve gazilerimizin evlatlarına verilen eğitim destekleri son bulsun istiyorsunuz.</p>

<p>Ecdat yadigarı eserler çürüsün, yok edilsin sonra da birilerine peşkeş çekilsin istiyorsunuz. Şehrin en güzel yerlerinde kültür, sanat ve etkinlik alanları yapılmasın, milletimiz ücretsiz faydalanmasın istiyorsunuz.</p>

<p>İşe alımlar eskisi gibi torpille olsun, sadece belli insanlar alınsın, İBB’de liyakat bitsin, kadın istihdamı artmasın, Enstitü İstanbul İSMEK’ler, teknoloji atölyeleri kapansın, yeni spor tesisleri yapılmasın istiyorsunuz.&nbsp;</p>

<p>Kısacası İBB’yi felç etmek, çalışmaz hale getirmek, İstanbulludan intikam almak istiyorsunuz. Kendinizce uyanık bir plan yaptınız.&nbsp;</p>

<p>Şunu unuttunuz sayın kötüler, İstanbullular en zor zamanda bir arada ve güçlü şekilde durur ve sizin bu sinsi planlarınızı altüst eder. Kendinizi çok akıllı sanıyorsunuz ama şunu unuttunuz; biz milyonlarız siz ise bir avuçsunuz.</p>

<p>Biz dayanışmayla sizden milyon kere daha güçlüyüz. Attığınız her adımı teşhir edecek, her kirli planınızı milletimizle paylaşacağız.&nbsp;</p>

<p><strong>Millet Büyüktür!”</strong></p>

<h2><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)&nbsp;</strong></h2>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-baskani-imamoglu-zindan-dan-halka-seslendi</guid>
      <pubDate>Tue, 06 May 2025 17:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2024/08/imamoglu-yeter-artik-dedi.jpg" type="image/jpeg" length="32535"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Morkoç İnşaat A.Ş. La' Vie Vilaları Satışa Hazır (VİDEOLU)]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/morkoc-insaat-as-la-vie-vilalari-satisa-hazir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/morkoc-insaat-as-la-vie-vilalari-satisa-hazir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kısa Bir süre Önce Yaşanan İstanbul  Depreminden sonra sürekli gözü avizelerdeki sallantıda olan bir çok insan' a rahat nefes aldıracak olan Morkoç İnşaat A.Ş.'nin muhteşem bir projesi olan 14 villadan oluşan "La Vie" Villalarını mutlaka görmelisiniz...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>GÜVEN,HUZUR VE MODERN YAŞAMIN YENİ ADRESİ&nbsp; MORKOÇ İNŞAAT A.Ş. "LA VİE VİLLALARI"NI MUTLAKA GÖRÜN ...</strong></h2>

<h2><strong><img alt="" height="450" src="https://istanbultimescomtr.teimg.com/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/05/morkoc-video-kapagi.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="800" /></strong></h2>

<h4>Kısa Bir Süre Önce Yaşadığımız 6.2 Şiddetindeki İstanbul&nbsp; Depreminden sonra Sonra Yüksek Katlı Binalarda Yaşamak İstemeyen Bir Kişi Kısa Katlı Ve Deprem Yönetmeliğine Göre yapılan yapılara yöneldi.</h4>

<h4>Morkoç İnşaat A.Ş. tarafından geçen sene temeli atılan Morkoç İnşaat A.Ş.La Vie Villaları Silivri Sancaktepe Mahallesinde yaşam alanları içinde Satışa Hazır Halde Olan projeye yoğun bir ilgi olduğunu söyleyen&nbsp; Morkoç İnşaat A.Ş. yönetim Kurlu başkanı iş insanı Zeynel Abidin Morkoç Medya Grubunuzun Genel Yayın Yönetmeni Gazeteci Yazar <strong>Hüseyin Çetiner'</strong>e şunları söyledi <strong>"Öncelikle Projemize ilgi duyup bizimle söyleşi yapma isteğiniz için teşekkür ederiz. Biz Grup olarak bir çok alanda faaliyet gösteren bir şirketler Grubuyuz. Silivri Sancaktape Mahallesinde yer alan 14 Villadan oluşan La Vie Villa Projemiz her birisi 350 m2 arsa üzerinde kurulu bulunan 14 adet modern ve yaşanabilir villadan meydana geliyor. </strong></h4>

<h4><strong>Kısa bir süre önce villa satışlarımıza başladık. İlgi çok yüksek.&nbsp; Kısa bir süre içinde satışlarımızı tamamlayacağımızı Planlıyoruz. Deprem korkusundan dolayı uykusu kaşan&nbsp; 14 ailemiz artık rahat ve huzurlu bir yaşama merhaba diyecek. </strong></h4>

<h4><strong>Projemize ilgi duyanlar iletişim bilgilerimiz üzerinde satış ekibimiz ile hemen iletişime geçmelerini&nbsp; tavsiye ederim şeklinde konuşan Zeynel Abidin Morkoç herkese sağlık ve huzurlu bir yaşam diledi".&nbsp;</strong></h4>

<h2><strong>Hemen Aramak İçin : 0533-145 58 99</strong></h2>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı&nbsp; (İTHA)&nbsp;&nbsp;</strong>.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/morkoc-insaat-as-la-vie-vilalari-satisa-hazir</guid>
      <pubDate>Thu, 01 May 2025 13:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/05/haber-morkc-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="68150"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Naciz Bedeni Silivri Zindanında Ruhu Yozgat Cumhuriyet Meydanında]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/naciz-bedeni-silivri-zindaninda-ruhu-yozgat-cumhuriyet-meydaninda</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/naciz-bedeni-silivri-zindaninda-ruhu-yozgat-cumhuriyet-meydaninda" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İBB ve TBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Silivri’deki hücresinden, traktörlü eylemleriyle Türkiye gündemini sallayan Yozgatlılara seslendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İMAMOĞLU: İKTİDAR; 19 MART’TA,&nbsp;BİRKAÇ SAAT İÇİNDE, DEVLETE VE&nbsp;HUKUKA GÜVENİ YERLE BİR ETTİ</strong></p>

<p>“Yozgat’ın traktörleri yıllardır dert ekiyor, borç biçiyordu ama iktidar hiç umursamadı” diyen İmamoğlu, özetle şunları söyledi:&nbsp;</p>

<p>“Milletimiz, yaşadığı onca sıkıntıya rağmen sabırla, sandığın önüne gelmesini bekliyordu. Ama iktidar; 19 Mart’ta, birkaç saat içinde, devlete ve hukuka güveni yerle bir etti. İktidar, birkaç saat içinde, demokrasiye, milletin iradesine büyük bir darbe vurdu. Akşam, benim 30 yıllık diplomamı yetkisiz bir kurula iptal ettirdiler; sabah da beni ve arkadaşlarımı gözaltına alıp, tutukladılar.</p>

<p><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner&nbsp;</strong></p>

<p><strong>MİLLETİN HAKEMLİĞİ, HER DERDİN DEVASIDIR</strong></p>

<p>Milletin önünde benimle mertçe yarışmaya cesaret edemeyenler, yargının arkasına sığınıp yalancı pehlivanlık yapmaya kalktılar. Çeyrek asırlık iktidarlarının sonunda artık millete değer vermez, saygı duymaz hale geldikleri için, ‘kimse sesini çıkarmaz’ diye hesapladılar. Ama millet ayağa kalktı ve onların bütün hesaplarını bozdu.”</p>

<p><strong>MİLLET AYAĞA KALKTI VE ONLARIN BÜTÜN HESAPLARINI BOZDU</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Böyle bir iktidarla Türkiye, dünyada güçlü ve etkili bir ülke olamaz, haklarını savunamaz. Böyle devam ederse, bundan sonra her güne daha büyük dertlerle, daha büyük belalarla uyanırız. Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar çok zordur, çok kritiktir ama çözümü de bir o kadar basittir. Milletin hakemliği, her derdin devasıdır.</p>

<p><strong>MİLLETİN ÖNÜNDE BENİMLE MERTÇE&nbsp;YARIŞMAYA CESARET EDEMEYENLER, YARGININ&nbsp;ARKASINA SIĞINIP YALANCI PEHLİVANLIK YAPMAYA KALKTI</strong></p>

<p>Sandık gelir, milletin dediği olur, herkes boyunun ölçüsünü alır ve milletçe yepyeni, temiz bir sayfa açarız. İktidar, bugün erken seçim kararı alsa, yarın ekonomide kötüye gidiş durmaya başlar, toplumsal huzursuzluk azalır.</p>

<p><strong>MİLLET BÜYÜKTÜR VE SON KARARI O VERİR</strong></p>

<p>Serbest ve adil bir seçim sonucunda, milletin iradesiyle iş başına gelen her iktidar, Türkiye için büyük bir kazançtır. Milletin hakemliğinden kaçan her iktidar ise Türkiye için büyük bir zarar ve yıkım demektir.”“AK Partiye ve MHP’ye oy vermiş tüm vatandaşlarımızı da erken seçim talebine destek olmaya davet ediyorum. Millet büyüktür ve son kararı o verir. Biz, milletten aldığımız güçle, demokrasi ve adalet mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden yürümekten asla vazgeçmeyeceğiz.&nbsp;</p>

<p><strong>MİLLETİN HAKEMLİĞİNDEN KAÇAN HER İKTİDAR,&nbsp;TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK BİR ZARAR VE YIKIM DEMEKTİR</strong></p>

<p>Tarih boyunca, en zor şartlarda nasıl birlik olup başardıysak, yine başaracağız. Hep birlikte başaracağız. 86 milyonun gücüyle, 86 milyonun kardeşliğiyle başaracağız. Hep birlikte adaletin iktidarını kuracağız. Üretimde, tüketimde adaleti sağlayacağız. Gelirde, vergide adaleti sağlayacağız. Eğitimde, sağlıkta adaleti sağlayacağız. Sokakta, mahkemede adaleti sağlayacağız. Çünkü adalet, en büyük nimettir, en büyük fazilettir. Adalet en büyük güç, en büyük zenginliktir. Adalet gelecek, her şey çok güzel olacak. Yolumuz açık olsun.”</p>

<p><strong>MİLLETİN ÖNÜNDE BENİMLE MERTÇE&nbsp;YARIŞMAYA CESARET EDEMEYENLER, YARGININ&nbsp;ARKASINA SIĞINIP YALANCI PEHLİVANLIK YAPMAYA KALKTI</strong></p>

<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in, önümüzdeki ilk genel seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olarak ilan ettiği, seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının yargı görünümlü iktidar kumpasıyla tutuklanmasının ardından başlattığı eylemsellik süreci, traktörlü eylemleriyle Türkiye gündemini sallayan Yozgat’a taşındı.&nbsp;</p>

<p><strong>ADALET GELECEK, HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK</strong></p>

<p>CHP Genel Başkan Özgür Özel’in katılımıyla Yozgat Cumhuriyet Meydanı’nda, “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” mitingi düzenlendi. CHP Genel Başkanı Özel, kent girişinde çiftçiler tarafından karşılandı. 200’e yakın traktör konvoyuyla karşılanan Özel, kent girişinde öncülük ettiği traktör konvoyuyla birlikte Yozgat Cumhuriyet Meydanı’ndaki miting alanına hareket etti.</p>

<p><strong>CHP GENEL BAŞKANI ÖZEL’E TRAKTÖRLÜ KARŞILAMA</strong></p>

<p>Çiftçi traktörleriyle alana giriş yapan Özel alkış ve tezahüratlarla karşılandı. “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” buluşmasında CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasını protesto etmek amacıyla düzenlenen eyleme traktörüyle destek verdiği için 993’er TL ceza alan çiftçilerden Abdullah Ceylan da Özel’in konuşma yaptığı otobüste yerini aldı. İmamoğlu’nun mesajı CHP Yozgat İl Başkanı Abdullah Yaşar tarafından Yozgat Cumhuriyet Meydanı’nı dolduran on binlere okundu.</p>

<p><strong>“YOZGAT’IN TRAKTÖRLERİ YILLARDIR DERT EKİYOR,&nbsp;BORÇ BİÇİYORDU AMA İKTİDAR HİÇ UMURSAMADI”</strong></p>

<p>Mektubuna, “Bozok diyarı Yozgat’ın yiğit evlatları; sizleri sevgiyle, saygıyla, dostlukla selamlıyorum” sözleriyle başlayan İmamoğlu, şu mesajları iletti:&nbsp;</p>

<p>“Bir aydır, hep birlikte bir büyük mücadelenin içindeyiz. Anadolu’nun dört bir yanında, milyonlarca vatandaşımız iktidarı uyarıyor, doğru yola davet ediyor. Zengini de yoksulu da sağcısı, solcusu, orta yolcusu da iktidardan aynı şeyi istiyor: ‘Milleti dinle, millete saygı göster. &nbsp;Demokrasi dışına çıkma, devlete ve hukuka güveni zedeleme.’ Milletin talebi budur ve artık tahammülü kalmamıştır. Millet, bu noktaya bir günde gelmedi. İktidarın yanlış ve kötü niyetli ekonomi politikaları nedeniyle, dar gelirlilerin hali yıllardır perişandı ama iktidar hiç umursamadı. Yozgat’ın traktörleri yıllardır dert ekiyor, borç biçiyordu ama iktidar hiç umursamadı.”</p>

<p><strong>“İKTİDAR; 19 MART’TA, BİRKAÇ SAAT İÇİNDE,&nbsp;DEVLETE VE HUKUKA GÜVENİ YERLE BİR ETTİ”</strong></p>

<p>“Milletimiz, yaşadığı onca sıkıntıya rağmen sabırla, sandığın önüne gelmesini bekliyordu. Ama iktidar; 19 Mart’ta, birkaç saat içinde, devlete ve hukuka güveni yerle bir etti. İktidar, birkaç saat içinde, demokrasiye, milletin iradesine büyük bir darbe vurdu. Akşam, benim 30 yıllık diplomamı yetkisiz bir kurula iptal ettirdiler; sabah da beni ve arkadaşlarımı gözaltına alıp, tutukladılar. İspatsız, delilsiz, gizli tanıkların yalan yanlış beyanlarıyla hazırlanmış, tamamen siyasi maksatlı bir davayla beni zindana atıp, önümüzdeki seçimi garantiye alacaklarını zannettiler. Milletin önünde benimle mertçe yarışmaya cesaret edemeyenler, yargının arkasına sığınıp yalancı pehlivanlık yapmaya kalktılar. Çeyrek asırlık iktidarlarının sonunda artık millete değer vermez, saygı duymaz hale geldikleri için, ‘kimse sesini çıkarmaz’ diye hesapladılar. Ama millet ayağa kalktı ve onların bütün hesaplarını bozdu. Milletimiz, demokrasi ve adalete sahip çıkmanın partiler üstü, milli bir mesele olduğunu gösterdi.”</p>

<p><strong>“HİÇ KİMSE YOZGAT’I KENDİ KALESİ GİBİ GÖRMESİN”</strong></p>

<p>“Bunu hala görmeyenler, anlamayanlar, Yozgat’a iyi baksınlar. Hiç kimse Yozgat’ı kendi kalesi gibi görmesin. Yozgat, şu ya da bu partinin, şu ya da bu şahsın değil, Cumhuriyetin kalesidir, demokrasinin kalesidir, milli egemenliğin kalesidir. Demokrasiden, adaletten yana tavır alan tüm Yozgatlılara çok teşekkür ediyorum. Eylemleriyle, demokrasi ve adalet mücadelesinin simgelerinden biri haline gelen Yozgat’ımızın değerli çiftçilerine çok teşekkür ediyorum. Onlar, traktörleri artık dert ekip borç biçmesin, demokrasi ekip adalet biçsin diye yola koyuldular.</p>

<p>Sağ olsunlar, var olsunlar. İcraatlarıyla, hizmetleriyle milletin gönlüne giremeyen, gelecek için umut vermeyen bu iktidarın ömrü tükenmiştir. Demokrasiyi, hukuku hiçe sayan bu iktidarın meşruiyeti kalmamıştır. Türkiye, bu halde yoluna devam edemez. Zora, baskıya başvurarak, rakibini hukuk dışı yollarla saf dışı bırakarak koltuğunu korumaya çalışan bu iktidarla ekonomi yönetilemez. Milletin huzuru, refahı sağlanamaz. Böyle bir iktidarla Türkiye, dünyada güçlü ve etkili bir ülke olamaz, haklarını savunamaz.”&nbsp;</p>

<p><strong>“ÜLKEMİZİN İÇİNDE BULUNDUĞU ŞARTLAR ÇOK ZORDUR,&nbsp;ÇOK KRİTİKTİR AMA ÇÖZÜMÜ DE BİR O KADAR BASİTTİR”</strong></p>

<p>“Böyle devam ederse, bundan sonra her güne daha büyük dertlerle, daha büyük belalarla uyanırız. Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar çok zordur, çok kritiktir ama çözümü de bir o kadar basittir. Milletin hakemliği, her derdin devasıdır. Sandık gelir, milletin dediği olur, herkes boyunun ölçüsünü alır ve milletçe yepyeni, temiz bir sayfa açarız.</p>

<p>İktidar, bugün erken seçim kararı alsa, yarın ekonomide kötüye gidiş durmaya başlar, toplumsal huzursuzluk azalır. Serbest ve adil bir seçim sonucunda, milletin iradesiyle iş başına gelen her iktidar, Türkiye için büyük bir kazançtır. Milletin hakemliğinden kaçan her iktidar ise Türkiye için büyük bir zarar ve yıkım demektir. Onun için, AK Partiye ve Milliyetçi Hareket Partisi’ne oy vermiş tüm vatandaşlarımızı da erken seçim talebine destek olmaya davet ediyorum. Millet büyüktür ve son kararı o verir.”</p>

<p>“<strong>ADALET GELECEK, HER ŞEY ÇOK GÜZEL OLACAK”</strong></p>

<p>“Biz, milletten aldığımız güçle, demokrasi ve adalet mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden yürümekten asla vazgeçmeyeceğiz. Tarih boyunca, en zor şartlarda nasıl birlik olup başardıysak, yine başaracağız. Hep birlikte başaracağız. 86 milyonun gücüyle, 86 milyonun kardeşliğiyle başaracağız.</p>

<p>Hep birlikte adaletin iktidarını kuracağız. Üretimde, tüketimde adaleti sağlayacağız. Gelirde, vergide adaleti sağlayacağız. Eğitimde, sağlıkta adaleti sağlayacağız. Sokakta, mahkemede adaleti sağlayacağız. Çünkü adalet, en büyük nimettir, en büyük fazilettir. Adalet en büyük güç, en büyük zenginliktir. Adalet gelecek, her şey çok güzel olacak. Yolumuz açık olsun. Kalın sağlıcakla. Ekrem İmamoğlu. Silivri Cezaevi.”</p>

<h2><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)&nbsp;</strong></h2>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/naciz-bedeni-silivri-zindaninda-ruhu-yozgat-cumhuriyet-meydaninda</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Apr 2025 15:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/04/yozgat.webp" type="image/jpeg" length="64506"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu Zindan' da Ama Hizmetleri Hep Halkın İçinde]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-zindan-da-ama-hizmetleri-hep-halkin-icinde</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-zindan-da-ama-hizmetleri-hep-halkin-icinde" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, İBB’nin seçilmiş Başkanı Ekrem İmamoğlu “içerideyken” de hizmetlerine devam ediyor. İstanbullu çiftçilere, balıkçılara ve arıcılara 2020 yılından bu yana yüzde 100 hibe desteği sunan İBB, portföyüne bu sene de kuru fasulye ve nohut tohumunu ekledi]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İMAMOĞLU’NUN HÜCRESİNE 13 KİLOMETRE MESAFEDE TÖREN DÜZENLENDİ</strong></p>

<p>İBB, İmamoğlu’nun tutulduğu cezaevinin 13 kilometre yakınında ‘Yağlık ayçiçeği, kuru fasulye ve nohut tohumu dağıtım töreni” düzenledi. Törende konuşan İBB Başkanvekili Nuri Aslan, “Şu an Silivri zindanında esir tutulan, İstanbul halkının oylarıyla 3 kez seçilen Ekrem Başkanımız, İstanbul’da tarımsal üretimin yeniden canlanmasına büyük önem veriyor ve İstanbul’u sizin desteklerinizle kazandığı ilk günden beri İstanbul’da tarımsal üretimin gelişimine destek veriyor.</p>

<h2><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner&nbsp; -&nbsp; &nbsp;Silivri -İstanbul&nbsp;</strong></h2>

<p><strong>İBB, İSTANBULLU ÇİFTÇİLERE KURU FASULYE VE NOHUT TOHUMU DAĞITIMINI BAŞLATTI</strong></p>

<p>Ekrem Başkanımız ise ne yazık ki biz burada bu desteği çiftçilerimize verirken, az ileride Silivri Cezaevi’nde tutsak edilmiş durumda. Kalbimiz Ekrem Başkanımızla. Dün Ekrem İmamoğlu'nun kurduğu düzen, bugün aynen devam edecek İstanbul'da, yarın tüm Türkiye'de. Halkın olanı halka vermeye devam edeceğiz” dedi.&nbsp;</p>

<p><strong>İBB BAŞKANVEKİLİ ASLAN: EKREM İMAMOĞLU'NUN&nbsp;KURDUĞU DÜZEN, AYNEN DEVAM EDECEK</strong></p>

<p>CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun İstanbullu çiftçilere desteği, artarak sürüyor. Tarımsal destekler kapsamında bugüne kadar domates, biber, patlıcan fidesinden büyükbaş yeme, arıcılık ve balıkçılık ekipmanına kadar birçok destek sağlayan İBB, listeye kuru fasulye ve nohut tohumu hibesini de ekledi. Dağıtım için, Silivri’de “Yağlık ayçiçeği, kuru fasulye ve nohut tohumu dağıtım töreni” düzenlendi.</p>

<p><strong>HALKIN OLANI HALKA VERMEYE DEVAM EDECEĞİZ&nbsp;KALBİMİZ EKREM BAŞKANIMIZLA</strong></p>

<p>Tören, özgürlüğü haksız ve hukuksuz bir biçimde elinden alınan ve etkinliğin yapıldığı alana yaklaşık 13 kilometre uzaklıktaki Silivri Marmara Kapalı Cezaevi’nde tutulan İmamoğlu’nun yokluğunda gerçekleştirildi. Silivri Müjdat Gürsu Spor Tesisi’nde düzenlenen törende, sırasıyla; çiftçiler Hüseyin Çıra, Fatmagül Öztürk, Silivri Ziraat Odası Başkanı Sabri Özel, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu ve İBB Başkanvekili Nuri Aslan birer konuşma yaptı.&nbsp;</p>

<p><strong>ASLAN: “KALBİMİZ EKREM BAŞKANIMIZLA”</strong></p>

<p>“İBB olarak, bu zor ekonomik koşullarda çiftçilerimizin ve üreticilerimizin yanında olmaktan mutluluk duyuyoruz” diyen Aslan, “Silivri, bugün çok soğuk. Ama Silivri, birkaç haftadır çok soğuk. Zindanlar çok soğuk, ama aydınlık ve güneş yakın.</p>

<p>Dolayısıyla emekten ve emekçiden yana olan kardeşlerimiz, yine sizin kardeşiniz olan, bu toprakların çocuğu, kıymetli kardeşimiz Ekrem İmamoğlu da Silivri zindanlarında. Sizlere Başkan’ımızın selamlarını getirdim. Şu an Silivri zindanında esir tutulan, İstanbul halkının oylarıyla 3 kez seçilen Ekrem Başkanımız, İstanbul’da tarımsal üretimin yeniden canlanmasına büyük önem veriyor. Ve İstanbul’u sizin desteklerinizle kazandığı ilk günden beri İstanbul’da tarımsal üretimin gelişimine destek veriyor.</p>

<p><strong>İMAMOĞLU ‘İÇERİDE’, HİZMETLERİ ‘DIŞARIDA’</strong></p>

<p>Ekrem Başkanımızın bu vizyonuyla, İstanbul’da çiftçilikle, hayvancılıkla, balıkçılıkla, arıcılıkla uğraşan, üreten kardeşlerimize destek olmaya devam ediyoruz. Çiftçimiz yeniden üretiyor, ekilmeyen tarlalar yeniden ürün veriyor. İstanbul yeniden tarımsal üretime başlıyor, tüm Türkiye’ye örnek oluyor. Ekrem Başkanımız ise ne yazık ki biz burada bu desteği çiftçilerimize verirken, az ileride Silivri Cezaevi’nde tutsak edilmiş durumda. Kalbimiz Ekrem Başkanımızla” ifadelerini kullandı.&nbsp;</p>

<p><strong>“TÜM DESTEKLERİMİZ YÜZDE 100 HİBE ŞEKLİNDE GERÇEKLEŞİYOR”</strong></p>

<p>İmamoğlu’na tören alanından selam gönderen Aslan, “Selam olsun her zaman halkın yanında olan Ekrem Başkanımıza; selam olsun her zaman üreticinin yanında olan Ekrem Başkanımıza. Sizlere, Ekrem Başkanımızın ve İBB’nin neler yaptığını anlatmak isterim” diyerek şu bilgileri paylaştı:&nbsp;</p>

<p>“İlk defa 2020 yılında İstanbullu çiftçilerin girdi maliyetlerini azaltmak, tarımsal üretimden çekilen çiftçilerimizi tekrar tarıma teşvik etmek ve böylelikle tarımsal alanların betonlaşmasını önlemek amacıyla yazlık sebze üreten çiftçilerimize domates, biber, salatalık, patlıcan ve karpuz fidesi desteği verdik. 2021 yılında bu desteklere kışlık sebze fidesi desteği, silajlık mısır tohumu desteği, biyolojik mücadele amacıyla sarı tuzak desteği, küçük ölçekli balıkçılarımız için tekne bakım malzemesi desteği ve küçükbaş hayvancılık yapan çiftçilerimize kuzu besi yemi desteğini ekledik. 2022 yılında ise yağlık ayçiçeği tohumu, ekmeklik buğday tohumu, damla sulama hortumu ve gübre desteği, mazot desteği, çilek fidesi desteği, büyükbaş hayvan yemi desteği ve arı yemi desteğini ilave ettik.</p>

<p>2023 yılında tarımsal üretimde su sarfiyatını azaltan, yabancı otlarla mücadeleyi en aza indiren ve dolayısıyla tarımda ilaç kullanımını da azaltan malç naylonu desteğini, yine hububat üretimi yapan çiftçilerimize yemlik arpa ve yulaf tohumu desteğini tüm bunlara ekledik. Ayrıca İstanbul Büyükşehir Belediyemize ait 15 sulama göleti ile çiftçilerimize ücretsiz sulama suyu desteği sağlıyoruz. Tüm desteklerimiz, çiftçi katkısı alınmadan, yüzde 100 hibe şeklinde gerçekleşiyor.”</p>

<p><strong>DESTEKLERE, NOHUT VE KURU FASULYE DE EKLENDİ</strong></p>

<p>“İlimizde faaliyet gösteren kooperatif, birlik ve Ziraat Odaları ile ilimiz tarımının ihtiyaçlarını belirlemeye yönelik toplantılar yapıyoruz. Bu toplantılar sonucunda belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda kendilerine tarım makinesi ve ekipman desteği veriyoruz. 2020 yılında destek verdiğimiz çiftçi sayısı 693’tü. Bu sayı tekil bazda bitkisel üretimde 5.945 hayvansal üretimde 2003, arıcılıkta 417 ve balıkçılıkta 1.478 olmak üzere toplam 9.843’e ulaştı.</p>

<p>Bugün dağıtımını başlatacağımız yağlık ayçiçeği tohumu desteğinden, 8 ilçe 96 mahallede, 2026 çiftçimiz faydalanacak ve toplam 3.433 torba yağlık ayçiçeği tohumu desteği yapılacak. Bu tohumlar yaklaşık 92.000 dekar alana ekilecek. Bunun sonucunda 16.500 ton yağlık ayçiçeği elde edilmesi, elde edilen yağlardan ise ortalama 7 milyon litre ayçiçeği yağı üretilmesi bekleniyor.</p>

<p>Bu yıl ilk defa dağıtımını yapacağımız kuru fasulye ve nohut tohumu desteğinden, 7 ilçe 70 mahalleden, toplam 256 çiftçimiz faydalanacak. 13.200 kg kuru fasulye ve 12.050 kg nohut tohumu olmak üzere, toplam 25.250 kg bakliyat tohumu desteği sağlamış olacağız. Bu tohumlar yaklaşık 2.000 dekar alana ekilecek ve ortalama 360 ton ürün elde edilecek.”</p>

<p><strong>“EKREM İMAMOĞLU'NUN KURDUĞU&nbsp;DÜZEN, AYNEN DEVAM EDECEK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bizler, aslında sizin olanı size veriyoruz” diyen Aslan, “Dün Ekrem İmamoğlu'nun kurduğu düzen, bugün aynen devam edecek İstanbul'da, yarın tüm Türkiye'de. Halkın olanı halka vermeye devam edeceğiz. Ekrem Başkanımızın her zaman dediği gibi, İstanbul’un kaynakları hepimizin; çocukların, gençlerin, annelerin, işçilerin, çiftçilerin… Biz bu kaynakları hiç kimseyi ayırmadan, adil şekilde dağıtıyoruz.</p>

<p>Dağıtmaya da devam edeceğiz. Hep birlikte üreteceğiz, hep birlikte ayağa kalkacağız. Halkın hakkını halka dağıtmamız gerektiğini şiar edinen Başkanımız Ekrem İmamoğlu’na, tüm çalışma arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum. Ekrem Başkanımıza bir kez daha en sıcak selamlarımı gönderiyorum. Hepinize bol hasatlar diliyorum” diye konuştu.&nbsp;</p>

<p><strong>BALCIOĞLU: “EKREM BAŞKANIM KEŞKE BURADA OLSAYDI DA&nbsp;BURADAKİ ÇİFTÇİLERİN GÖZÜNDEKİ O UMUDU GÖRSEYDİ”</strong></p>

<p>Sözlerine, “Evet, bir yanımız buruk. Moralimiz bozuk. Canımız sıkılıyor ama hiçbir zaman umudumuzu asla kaybetmiyoruz” şeklinde başlayan Balcıoğlu da özetle “Ekrem Başkanım keşke burada olsaydı da buradaki çiftçilerin ve üreticilerin gözündeki o umudu görseydi. Ama görüyor, hiç kuşkunuz olmasın. Ekrem Başkanım, sizin buradaki bu desteğinizi, gözlerinizdeki umudu görüyor. Biz, bu topraklarımıza sahip çıkacağız. Toprağımıza sahip çıkmak, tabii ki bizler yerel yöneticiler olarak görevimiz. Sonuna kadar sahip çıkacağız. Ama en önemlisi, sizlerin toprağı korumanız. Siz yeter ki ekin, siz yeter ki üretin; bizler her zaman yanınızda olmaya devam edeceğiz.</p>

<p>Biz bugün burada ayçiçek tohumu, kuru fasulye ya da nohut tohumunun yanında, bir umudu yeşertiyoruz. Bu topraklara üretimi ekiyoruz, umudu ekiyoruz. Bu birlik ve beraberliği ekiyoruz aynı zamanda. Toprağımıza sahip çıkacağız. Bu toprağı koruyacağız. Gençlerimize, çocuklarımıza, evlatlarımıza güzel bir gelecek bırakmak zorundayız. Yanı başımızda İstanbul. 20 milyon İstanbul. Biz, evet İstanbul'a bağlıyız, ama hepimiz giderken ‘İstanbul'a gidiyoruz’ diyoruz. 20 milyon İstanbul'un gıda kapısı olma gibi bir hedefimiz var bizim. Ve bu hedef, sizlerle birlikte büyüyor, sizlerle birlikte daha güçlü hale geliyor” ifadelerini kullandı.&nbsp;</p>

<p><strong>ÇİFTÇİLERDEN İMAMOĞLU’NA: “BAŞKANIMIZA YAPILMIŞ OLAN&nbsp;YANLIŞ MUAMELENİN SONA ERİP, ARAMIZA KATILMASINI DİLİYORUZ”</strong></p>

<p>Kadın üretici Fatmagül Öztürk ise duygularını, “Başkanımıza katkılarından dolayı çok teşekkür ediyorum. Her zaman çiftçinin, köylünün, herkesin yanında olduğu için teşekkür ediyoruz. Başarılarının devamını bekliyoruz. En kısa zamanda yanımızda olacağını ümit ediyoruz” sözleriyle dile getirdi. Çiftçi Hüseyin Çıda da “Başkanlarımızın bize vermiş olduğu desteklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum. Bu verilen, bir nimettir çiftçi için</p>

<p>Hayvancıya yemini verdi, çiftçinin tohumunu verdi. Gübresini veriyor, mazotunu veriyor. Bunun için ne desek azdır. Başkanımıza yapılmış olan yanlış muamelenin sona erip, aramıza katılmasını diliyorum. Bizim aramıza dönüp çiftçinin, köylünün desteğinin devamını diliyorum. Çok çok teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.&nbsp;Törenin ardından, tüm İstanbul’da üretim yapan çiftçiler için dağıtım yapılmasına başlandı. İlk sembolik dağıtımları da Aslan ve Balcıoğlu gerçekleştirdi. İBB’nin yaptığı destekler sonucunda İstanbul’un tarım yapılan alanları 51.000 dekar arttı.&nbsp;</p>

<h2><br />
<strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)&nbsp;</strong><br />
</h2>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-zindan-da-ama-hizmetleri-hep-halkin-icinde</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Apr 2025 16:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/04/tohum-kapak-1.jpg" type="image/jpeg" length="83378"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu Naciz Vücudumuz Zindan 'da Aklımız Halkımızda Dedi]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-naciz-vudumuz-zindan-da-aklimiz-halkimizda-dedi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-naciz-vudumuz-zindan-da-aklimiz-halkimizda-dedi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Benim çok kıymetli vatandaşlarım, anneler, babalar, teyzelerim, amcalarım, sevgili gençler, pırlantam çocuklarımız; her birinizi sevgiyle, saygıyla sıcacık kucaklıyorum.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>TBB VE İBB BAŞKANI, CUMHURBAŞKANI ADAYI EKREM İMAMOĞLU:&nbsp;&nbsp;Herkese merhaba, Ramazan ayınız mübarek olsun,&nbsp;</strong></h2>

<p>Yaşanan ve yaşatılan bütün sefillikler, yargıda hepimizin başını öne eğdiren itibarsız kararlar, ekonomimizin düştüğü durum ve uluslararası itibarımızın yerle bir olmasına rağmen demokrasi devrimi gerçekleşti ve 23 Mart’ta CHP’li yol arkadaşlarım ile tüm vatandaşlarımızın oylarıyla Cumhurbaşkanı adayı halk tarafından seçildi.</p>

<h2><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner&nbsp;</strong></h2>

<p>Bu muhteşem bir durumdur. Umut çok büyüktür. Bir avuç kötü insanı perişan etmiştir. Korkuları artmıştır. Korkacaklar, korksunlar. Çünkü biz milletimizle birlikte; Türkiye ittifakını temsil ediyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’nin asil değerlerini, demokrasiyi temsil ediyoruz. Geleceği, adaleti, hukukun üstünlüğünü, eşitliği, birliği, beraberliği temsil ediyoruz. Cennet vatanın değerlerini, gelişmeyi, iyi eğitimi, aklı, bilimi, sanatı, sporu, kaliteli yaşamı temsil ediyoruz. Bugün çok korkan bir avuç insanın bile ailelerinin gelecekteki mutlu yaşamlarının, huzurunun teminatıyız.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çok çalışıyorum. Daha çok çalışacağım. Benim nerede olduğumun gerçekten bir önemi yok. Benim pırlanta gençlerim; masanızda çalışırken beni yan sandalyenizde hissedin. Emekçilerin atölyesinde, çiftçilerin tarlasında, ninelerin dizinin dibindeyim. Çocukların oyun halkasındayım. Birlikte başaracağız. Akşam 20.30’da sizi Saraçhane’de ve tüm meydanlarda izlemeye devam edeceğim.</p>

<h2><strong>Sevgili Gençler;</strong></h2>

<p>Çatışmalardan uzak durun. Benim çok sevdiğim güvenlik güçlerimiz, polislerimiz, halkımıza iyi davranın. Bu akşam hepinizi güler yüzle göreyim. Millet büyüktür.&nbsp;</p>

<h2>HATAYLILAR EKREM İMAMOĞLU’NA SAHİP ÇIKTI:&nbsp;</h2>

<p><strong>“DEPREMDE SEN BİZE SAHİP ÇIKTIN, ŞİMDİ SIRA BİZDE”</strong></p>

<p>Depremin en zor günlerinde yanlarında olan Ekrem İmamoğlu’na, Hataylılar şimdi vefa ile karşılık veriyor. Hataylı çocuklar da İmamoğlu’na yazdıkları mektupları göndermeye devam ediyor.&nbsp;</p>

<p>Hatay Ekrem İmamoğlu’nu unutmadı. 6 Şubat depreminin yaralarını sarmaya çalışan Hataylılar, İstanbul’daki son gelişmelerin ardından Ekrem İmamoğlu’na destek vermeye devam ediyor. “Depremde sen bize sahip çıktın, şimdi sıra bizde” diyen bölge halkı, dayanışmanın ve vefanın en anlamlı örneklerinden birini sergiliyor.</p>

<p>Hataylı çocuklar da, Ekrem İmamoğlu’na mektup yazarak duygularını dile getiriyor. Bu mektuplardan biri de Samandağlı 12 yaşındaki Beren Bulut’tan geldi. İşte küçük yaşına rağmen duyarlılığı ile dikkat çeken Beren’in Ekrem Amca’sına hitaben yazdığı mektup:</p>

<h2><strong>“Sevgili Ekrem Amca</strong></h2>

<p>Ben Hatay’ın Samandağ ilçesinden Beren Bulut. 12 yaşındayım, biliyorum ki depremin ilk gününden bu yana bizleri ve memleketimiz Samandağ’ı hiç yalnız bırakmadınız.</p>

<p>Biz de Samandağ'ı halkı çocukları, gençleri, yaşlı amcaları, teyzeleri 7’den 77’ye herkes senin hakkını ve milli iradeyi savunmak, korumak ve sahip çıkmak için sokaklardayız. Ekrem Amca hakkını savunmanın ve geleceğimize çıkmanın tek yolu Mustafa Kemal Atatürk’ün yolundan şaşmayan bir nesil olmamızdır. Seni çok seviyoruz, senin dediğin gibi Her Şey Çok Güzel Olacak.”</p>

<h2><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı&nbsp; (İTHA)&nbsp;</strong></h2>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-naciz-vudumuz-zindan-da-aklimiz-halkimizda-dedi</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Mar 2025 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/03/vakar-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="46484"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu'na Yargı Baskısı Halk Desteğini Her Geçen Gün Arttırıyor]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamogluna-yargi-baskisi-halk-destegini-her-gecen-gun-arttiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamogluna-yargi-baskisi-halk-destegini-her-gecen-gun-arttiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TBB ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Kent Lokantalarının 17’cisini Silivri’de açtı. Kent lokantalarının emeklinin, öğrencinin, işsizin onuru olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Bugün bu canım coğrafyada, dünyada zenginliğin konuşulması gereken bu güzel Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde yoksulluğa mahkum edilen on milyonlarca yurttaşın hakkını almaya geldiği yerdir kent lokantası. Onun için çok değerli” dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>KENT LOKANTASI AÇILIŞI MİNİ MİTİNGE DÖNÜŞTÜ</strong></p>

<p>“Ama bu arkadaş, bu dönemin yöneticileri meseleye şöyle bakıyor” diyerek iktidar yöneticilerini hedef alan İmamoğlu, “Ekrem İmamoğlu o partiden; ona bakma. Bu, bu partiden; her şeyi ver. Hem de usulsüz ver. Yargı mı? Buna usulsüz uygula, siyaset yasağı ver! Bundan sonra ben diyorum ki, bu yolculukta ‘Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar!’ Böyle bir atasözü yok; yalan.</p>

<p><strong>İMAMOĞLU: KENT LOKANTASI EMEKLİNİN, ÖĞRENCİNİN, İŞSİZİN ONURUDUR</strong></p>

<p>Değiştirdim: Bu ülkede, bu canım topraklarda, bu cennet vatanda, Mustafa Kemal Atatürk'ün emaneti Türkiye Cumhuriyeti'nin içinde bulunan 86 milyon insanımızın yaşadığı bu topraklarda net bir atasözü var: Bu ülkede yalan söyleyeni dokuz köyden kovarlar, yalan söyleyeni.</p>

<p><strong>YOKSULLUĞA MAHKUM EDİLEN ON MİLYONLARCA&nbsp;YURTTAŞIN HAKKINI ALMAYA GELDİĞİ YERDİR KENT LOKANTASI</strong></p>

<p>Onun için bize yalan söylemeyin kardeşim. Ne yapıyorsanız mertçe yapın, mertçe mücadele edin.” Mertçe mücadelenin yerine neresi biliyor musun? Aha burası, aha bu meydan, Silivri. Mertçe mücadelenin şekli ne biliyor musun? Kent Lokantası açmak. Biz onu yapıyoruz. Sen de bizimle mertçe mücadele et. Onun da yeri sandıktır. Biz seni sandığa her gün davet edeceğiz, her gün. Niye biliyor musun? Millet hakkını senden de alacak, millet yaşadığı bu zorlukların hesabını senden de soracak. Nerede? Demokrasinin kutsal hazinesi o sandıkta, sandıkta” ifadelerini kullandı.&nbsp;</p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN ERDOĞAN’A: MERTÇE MÜCADELENİN&nbsp;ŞEKLİ NE BİLİYOR MUSUN? KENT LOKANTASI AÇMAK</strong></p>

<p>“Bu güzel ülkede, çok güzel anlar yaşayabiliriz” diyen İmamoğlu, “Ama ne yazık ki her gün, her saat onur kırıcı, insanlarımızın umudunu yerle bir eden, hakkın-hukukun çiğnendiği, insanların itibarlarının zedelendiği, adaletin yok sayıldığı, yargının ne yazık ki birilerinin silahı gibi kullanılması yönünde çalışmaların yapıldığı her gün, İstanbul'da birisinin, bir kişinin bir gündemi var. O da ne biliyor musunuz? Ekrem İmamoğlu. O kişiyi biliyorsunuz değil mi? Ben de diyorum ki, ‘Yahu Allah aşkına; bu memleketin onlarca derdi var, onlarca sıkıntısı var.</p>

<p><strong>MİLLET YAŞADIĞI BU ZORLUKLARIN HESABINI SENDEN SORACAK.NEREDE? DEMOKRASİNİN KUTSAL HAZİNESİ O SANDIKTA</strong></p>

<p>Sen bunlarla ilgilenmiyorsun, bu sorunları çözmek için… Ekonomi, adalet, işsizlik, işsizlik, istihdam, mülakatı kaldırmak, sağlık, eğitim, çevre… Yani o kadar konu var ki… Deprem bölgesinde verdiğiniz ama yerine getiremediğiniz sözler, birçok konu... Bunlarla ilgilenmeyip, muhtemelen gece yatıyor rüyasında Ekrem İmamoğlu, sabah kalkıyor Ekrem İmamoğlu. Güne başlarken ilk talimatlarını Ekrem İmamoğlu üzerinden veriyor. Böyle yapıyor. Bunu görüyorum, hissediyorum, yaşıyorum” şeklinde konuştu.&nbsp;</p>

<p><strong>İSTANBUL'DA BİRİSİNİN, BİR KİŞİNİN BİR GÜNDEMİ&nbsp;VAR. O DA NE BİLİYOR MUSUNUZ? EKREM İMAMOĞLU</strong></p>

<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 17’nci Kent Lokantası’nı Silivri Alibey Mahallesi’nde açtı. Kent Lokantası açılışı, vatandaşların yoğun ilgisi nedeniyle mini mitinge dönüştü. Açılış öncesinde Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Sivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu, vatandaşlara hitap etti. “Kent lokantalarımız, 17 noktada bugüne kadar 5 milyon insanımızı misafir etti” diyen İmamoğlu, vatandaşların “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” tezahüratları eşliğinde şu konuşmayı yaptı:&nbsp;</p>

<p><strong>“KENT LOKANTASI NİYE MEGA PROJEDİR?”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Kent lokantası kavramı, bugün ülkemizin, insanlarımızın yaşadığı sorunların çözümüne ışık tutmak, çözümüne merkez olmak, hissedilmesini sağlamak ve sorunun çözümü için yetkili olan, sorumlu olan insanların daha fazla kendilerini işine adaması adına bir mega projedir. Kent Lokantası niye mega projedir? Bugün toplumumuzun her yönüyle yaşadığı sıkıntılar net.</p>

<p>Emeklinin, öğrencinin, dar gelirlinin, işsizin, iş arayanın, üniversitesini bitirmiş ama işe girememiş milyonların, bütün bu insanlarımız için onurlu yaşam adına, millete ait olanın millete verildiği bir mekanizmanın net, somut göstergesidir kent lokantası. Onun için çok değerli, onun için mega proje. Bugün 17’cisini burada açarken, bakın kent lokantasında neleri yapıyoruz? Kent lokantalarımızda kadınlar çalışıyor. Sadece kadınlar çalışıyor. Dolayısıyla kadın istihdamına muazzam bir gösterge, muazzam bir merkez haline gelen bir simgesel yönü var.”</p>

<p><strong>“YOKSULLUĞA MAHKUM EDİLEN ON&nbsp;MİLYARLARCA YURTTAŞIN HAKKINI&nbsp;&nbsp;ALMAYA GELDİĞİ YERDİR KENT LOKANTASI”</strong></p>

<p>“Bu kapıdan içeri girdiğinizde, orada rant yok. Burada bir rant yok. Rantçılık yok. Partizanlık hiç yok. Bu kapıdan giren her insan, şöyle giriyor, diyor ki; ‘Bana ait olanı almaya geldim. Benim bugün bu ülkede hakkım yeniyor.’ İyi yönetilemeyen bir ekonomi, iyi yönetilemeyen bir gelir dağılımı, şeffaf olunmayan bir süreç ve bunun altında ezilen toplumun büyük bir kısmı bu kapıdan içeri girerken diyor ki; ‘İstanbul Büyükşehir Belediyesi vesile oldu. Ben, hakkımı almaya geldim kardeşim. Bugün ülkeyi yönetenler hakkımı yiyor.</p>

<p>Ama bu kapıdan içeri giriyorum, İstanbul Büyükşehir Belediyesi bana hakkımı veriyor. Hem de paramı vererek hakkımı alıyorum onurlu bir biçimde.’ O bakımdan kent lokantası, emeklinin onurudur. Kent lokantası, öğrencinin onurudur. Kent lokantası, işsizin onurudur. Bugün bu canım coğrafyada, dünyada zenginliğin konuşulması gereken bu güzel Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde yoksulluğa mahkum edilen on milyonlarca yurttaşın hakkını almaya geldiği yerdir kent lokantası. Onun için çok değerli.”</p>

<p><strong>“İSTANBUL'DA BİR KİŞİNİN BİR GÜNDEMİ VAR. O DA NE BİLİYOR&nbsp;MUSUNUZ? EKREM İMAMOĞLU. O KİŞİYİ BİLİYORSUNUZ DEĞİL Mİ ?</strong></p>

<p>“Hakkınızı almaya geldiğiniz burada, biz de size hakkınızı bir nebze sunabiliyorsak, ‘Bize ne mutlu’ dediğimiz anları yaşıyoruz. Bu güzel ülkede, çok güzel anlar yaşayabiliriz. Ama ne yazık ki her gün, her saat onur kırıcı, insanlarımızın umudunu yerle bir eden, hakkın-hukukun çiğnendiği, insanların itibarlarının zedelendiği, adaletin yok sayıldığı, yargının ne yazık ki birilerinin silahı gibi kullanılması yönünde çalışmaların yapıldığı her gün, İstanbul'da birisinin, bir kişinin bir gündemi var.</p>

<p>O da ne biliyor musunuz? Ekrem İmamoğlu. O kişiyi biliyorsunuz değil mi? Ben de diyorum ki, ‘Yahu Allah aşkına; bu memleketin onlarca derdi var, onlarca sıkıntısı var. Sen bunlarla ilgilenmiyorsun, bu sorunları çözmek için… Ekonomi, adalet, işsizlik, işsizlik, istihdam, mülakatı kaldırmak, sağlık, eğitim, çevre… Yani o kadar konu var ki… Deprem bölgesinde verdiğiniz ama yerine getiremediğiniz sözler, birçok konu... Bunlarla ilgilenmeyip, muhtemelen gece yatıyor rüyasında Ekrem İmamoğlu, sabah kalkıyor Ekrem İmamoğlu. Güne başlarken ilk talimatlarını Ekrem İmamoğlu üzerinden veriyor. Böyle yapıyor. Bunu görüyorum, hissediyorum, yaşıyorum.”</p>

<p><strong>“EKREM İMAMOĞLU, ADALETLİ BİR TÜRKİYE VAAT EDİYOR”</strong></p>

<p>“Size bir şey söyleyeyim mi sevgili hemşehrilerim? Ekrem İmamoğlu çok sevdiği, hayran kaldığı güzel Silivri'den şunu söylüyor. Bu ülkeye şunu vaat ediyor. Bu ülkeye, bu güzel insanlara şunu vadediyoruz: Biz bu memlekette öyle adil, insanların birbirini sevdiği, o denli güzel bir huzur ortamını, öyle büyük bir zenginlik vadediyoruz ki, bu ülkenin her insanının hak ettiği, kent lokantasına sadece keyif kahvesi içmeye geleceği günleri bu insanlara vadediyor. Adaletli bir Türkiye vaat ediyor.</p>

<p>O adaletli Türkiye'de herkesin yargı önünde, hukuka uygun bir şekilde hesap vereceği bir ortamı da vadediyor. Kimsenin hakkının yenmediği bir ortamı vadediyor. Kimsenin hukukunun çiğnenmediği bir ortam vadediyor. Vaat ettiğimiz o gün ve o ortam, sizi bile koruyacak, sizin bile geleceğinizi koruyacak. Onun için Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bekası ve geleceği için ben diyorum ki; artık yönetemiyorsun. Bu milletin nasıl ki burada coşkuyla bir kent lokantasında hakkını almaya geldiğini görüyorsun ya; bu millet heyecanla hakkını alacağı sandığı da bekliyor sandığı da.”</p>

<p><strong>“BU ARKADAŞ, BU DÖNEMİN YÖNETİCİLERİ MESELEYE ŞÖYLE BAKIYOR”</strong></p>

<p>“O bakımdan hizmetlerimize devam ediyoruz. İstanbul'umuza, belki de on yıllarca yaşamadığı bir 6 yılı yaşattık, yaşatmaya devam ediyoruz. Silivri, daha düne kadar başka bir siyasi partinin yönetimindeydi beş yıl boyunca. Hiç ayırt etmedi bu kardeşiniz, hiç. Şimdi sevgili kardeşim Bora Başkanımız, burada çok güzel işler yapıyor sizlerin desteğiyle, ona teşekkür ediyorum. Ama yine ayırt etmiyoruz. Biz niçin ayırt etmiyoruz biliyor musunuz? Biz, makamda sevgili Bora Başkan’ın ya da başka bir partilinin, belediye başkanının kim olmasına bakmayız.</p>

<p>Biz o koltuğa baktığımızda kimi görüyoruz biliyor musun? Silivrileri görüyoruz. A partisi, B partisi demeyiz. Nasıl o gün hizmetimizi yaptıysak, bugün de yapmaya devam ediyoruz. Ama bu arkadaş, bu dönemin yöneticileri meseleye şöyle bakıyor: Ekrem İmamoğlu o partiden; ona bakma. Bu, bu partiden; her şeyi ver. Hem de usulsüz ver. Yargı mı? Buna usulsüz uygula, siyaset yasağı ver!”&nbsp;</p>

<p><strong>“5 DAVA, 5’İ BİR YERDE OLDU. BU ADALETSİZLİĞİ VE VİCDANSIZLIĞI, BEN&nbsp;ÖNCE CUMHURBAŞKANINA OY VERENLERİN VİCDANINA EMANET EDİYORUM”</strong></p>

<p>“Yahu beş tane dava, beşinden… Hani beşi bir yerde oldu. Beşinden bir dava değil, davanın A'sı çıkmaz. Uydurma. Gülecekler bu davalara 5 yıl, 6 yıl sonra herkes. Size bir şey söyleyeyim; bugün o partiye oy vermiş, cumhurbaşkanını seçmiş o insanlar bile bu davaları gördükçe gülüyorlar. Ben buradan diyorum ki; bu davaları izleyen, seyreden, bakan, bugün cumhurbaşkanına oy vermiş ve seçmiş AK Parti'de görev yapan insanlar, böyle bir olay, böyle bir sorgulama, böyle bir yargılama, böyle bir dava, usulsüz, yok adı ahmak davasıymış…</p>

<p>Düşünsenize; tesadüfe bak, 20’nin üstünde, benimle ilgili ve ilişkili davalara bilirkişi atanan… Böyle adrese teslim olmaz. Usulsüzlüklerini tespit eden ben, oradan yargılanıyorum. Onun hakkında suç duyurusunda bulunan ben, ama onunla ilgili hiçbir işlem yapılmıyor. Bu ve buna benzer usulsüzlükler üzerinden bana dava açarken, o söylediğim bu partide, iktidarın partisinde yöneticilik yapan insanlar, cumhurbaşkanına oy veren insanlar, bu söylediğim olaylar kendi başına geldiğinde çoluğunun, çocuğunun, kardeşinin, babasının, abisinin başına geldiğinde, aynı şeyi benim gibi hissederler mi hissetmezler mi? Bunu düşünsünler, bunu düşünsünler… Bu adaletsizliği ve vicdansızlığı, ben önce cumhurbaşkanına oy verenlerin vicdanına emanet ediyorum, onların vicdanına.”</p>

<p><strong>“BU ÜLKEDE YALAN SÖYLEYENİ DOKUZ KÖYDEN KOVARLAR”</strong></p>

<p>“Bu yurdum insanının vicdan ve adalet duygusuna ben aşığım. O demokrasi aşkına, ben aşığım. Çünkü ben, o insanların demokrasiye, adalete olan inancıyla bugün görevimi yapıyorum. Elimden seçimin alınmasına rağmen, İstanbullulara hizmet etmemin net sebebi, siz kıymetli yurttaşlarımızın adalet duygusudur, adalet. Vicdanıdır. Bütün İstanbulluların ve bütün milletimin adalet duygusuna ve vicdanına aşığım. Bundan sonra ben diyorum ki, bu yolculukta -dün söyledim- efendim hani neymiş? ‘Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar!’ Bunu söyleyeyim, böyle bir atasözü yok; yalan.</p>

<p>Değiştirdim: Bu ülkede, bu canım topraklarda, bu cennet vatanda, Mustafa Kemal Atatürk'ün emaneti Türkiye Cumhuriyeti'nin içinde bulunan 86 milyon insanımızın yaşadığı bu topraklarda net bir atasözü var: Bu ülkede yalan söyleyeni dokuz köyden kovarlar, yalan söyleyeni. Anneler burada, güzel anneler burada; benim annemin bana doğduğum günden itibaren ilk duyduğum sözü: Oğlum yalan söyleme. Her anne öyle demez mi oğluna? ‘Evladım yalan söyleme’ demez mi? Onun için bize yalan söylemeyin kardeşim. Ne yapıyorsanız mertçe yapın, mertçe mücadele edin.”</p>

<p><strong>“MERTÇE MÜCADELENİN YERİNE NERESİ BİLİYOR MUSUN?”</strong></p>

<p>“Mertçe mücadelenin yerine neresi biliyor musun? Aha burası, aha bu meydan, Silivri. Mertçe mücadelenin şekli ne biliyor musun? Kent Lokantası açmak. Biz onu yapıyoruz. Sen de bizimle mertçe mücadele et. Onun da yeri sandıktır. Biz seni sandığa her gün davet edeceğiz, her gün. Her gün davet edeceğiz. Niye biliyor musun? Millet hakkını senden de alacak, millet yaşadığı bu zorlukların hesabını senden de soracak.</p>

<p>Nerede? Demokrasinin kutsal hazinesi o sandıkta, sandıkta. Vatandaşla sandığın arasına kimse girmez. Pırlanta gibi kalbi ve zihniyle eliyle gider, oyunu atar. Onun için o sandıkta hesap sorulacak. Milletimiz hesap sormaya hazır mı? Vallahi biz de bir milim geri adım atmadan, ‘tam yol ileri’ deyip, sizin bu gücünüzle yola çıkacağız. Yolumuz açık olsun. Kent lokantamız hayırlı olsun. Sizlerin parasının sizlere verildiği bu güzel mekanlar, sizinle daha güzel günler olsun.”</p>

<p><strong>ÖNCE SORU-CEVAP, SONRA İLK YEMEK DAĞITIMI</strong></p>

<p>Konuşmaların ardından, yoğun altında Kent Lokantası’nı açan İmamoğlu ve Balcıoğlu ilk tabldotları elleriyle servis etti. İmamoğlu, yemek dağıtımı öncesinde de gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. İmamoğlu, dün akşam CHP İl Başkanlığı’nca düzenlenen toplantıda nelerin konuşulduğu sorusuna şu yanıtı verdi:&nbsp;</p>

<p><strong>“TBMM GRUBU’NUN DESTEĞİNİ ALAN KİŞİ YA DA KİŞİLER,&nbsp;CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞI SÜRECİNDE SANDIĞA GİDECEK”</strong></p>

<p>“Dün akşam, CHP İstanbul İl Başkanımız, CHP il örgütünün bütün yöneticilerini, yani içinde il yöneticileri var, il disiplin kurulu var, kadın kolları, gençlik kolları, başkanları, yöneticileri var. İlçe başkanlarımız var. Aynı zamanda belediye başkanlarımız var. Aslında partimizin çizmiş olduğu ve benim onu ‘demokrasi devrimi’ diye tanımladığım ön seçim sürecine dair, kendi içlerinde grup grup, öbe göbek yaptıkları toplantılar vardı. Örneğin ilçe başkanlarıyla ayrı bir toplantı yapıldı, belediye başkanlarıyla ayrı bir toplantı yapıldı ve bu toplantılar sonrasında oluşan bir kanaat vardı, karar vardı veya olgunlaşan fikirler vardı. Bunları bizimle paylaştılar. Beni tabii eden, mutlu eden paylaşımlardı. Güç aldım her birisinden.</p>

<p>Tabii değerlendiriyoruz onları kıymetli görüşlerini. Aynı zamanda Türkiye'mizin her yerinden il başkanları, yöneticileri ve özellikle partimizin üst yönetimi, milletvekilleri, parti meclisi üyeleri yine aynı şekilde bu demokrasi devriminin sürecini takip edip, duygularını benimle paylaşıyorlar. Bu hafta önemli bir hafta partimizin bu değerlendirmesi açısından. Malum dün itibariyle süreç başladı ve cuma gününe kadar ön seçime katılmayı uygun gören ve şartlarına uygunluğu oluşan ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu’nun da desteğini alan kişi ya da kişiler, cumhurbaşkanı adaylığı sürecinde sandığa gidecek.”</p>

<p><strong>“MİLLET, BİR KİŞİDEN BÜYÜKTÜR”</strong></p>

<p>“Türkiye'de ilk. Yüz binlerce CHP’li sandığa gidecek ve Cumhuriyet Halk Partisi, yine tarihte çok ilk bir dönemi daha, şeffaf içinde açıyor. Diyor ki; Türkiye’mizin güzel gençleri, sevgili gençleri, özellikle kadınlar, Türkiye bütün coğrafyasındaki insanlar; gelin, 28 Şubat'a kadar üye olun. 28 Şubat'a kadar üye olan sizler de bu dönemin Cumhurbaşkanı adayını… Ki biz inanıyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi'nin cumhurbaşkanı adayı, muhalefeti bütünleştirecek ve önümüzdeki seçimlerde ülkemizin cumhurbaşkanı olacak.</p>

<p>Biz, buna inanıyoruz. Onun için CHP’nin kuracağı sandıkta gelin, oy kullanın. Ben bu çağrıyı yineliyorum. Özellikle sevgili gençler, önümüzdeki süreçte cumhurbaşkanı adayını belirleyecek olan CHP’nin ön seçiminde oy kullanmak üzere ve bu sürecin bir neferi, bir parçası olmak üzere sizleri CHP’ye üye olmaya ben de davet ediyorum.</p>

<p>Bu tarihi süreçte, böyle kapsayıcı bir modelle ve süreçle, sistemle karar oluşturacağız. Biz de süreli titizlikle izliyoruz. Zaten önümüzde 2-3 gün kaldı. Hayırlısı olacak, iyi olacak. Bu demokrasi devrimini bize, önümüze koyan, -değişim sürecinin manifestosunda da vardı- başta Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’e ve bütün CHP’nin karar mekanizmalarına, Parti Meclisi’ne, MYK’ya da buradan içten teşekkürlerimi iletiyorum.</p>

<p>Bu bir devrimdir. Bu başarılı olacak ve her siyasi parti, kararlarını üyelerle almaya başlayacak. Onun için ben diyorum ki; milletin dediği olur. Bu millet büyüktür. Millet, bir kişiden de büyüktür. Bu milletin büyüklüğünün CHP’deki tezahürü de parti içi demokrasidir. O sandıkta buluşmak üzere. İnşallah eksiksiz her üyemiz oy kullanacak.”&nbsp;</p>

<p><strong>“CUMA GÜNÜ KİMLERİN ADAY OLDUĞU NETLEŞECEK”</strong></p>

<p>İmamoğlu, “Türkiye kamuoyu CHP’nin adayını ne zaman öğrenecek” sorusuna ise, “Cuma günü kimlerin aday olduğu netleşecek. Ondan sonra 23 Mart’ta oy kullanılacak. O da belli. 23 Mart’tan sonra aday açıklanacak. Ben bu işlerde, parti içi süreçlerde olgunlaşmadan hiçbir şeyi böyle çat çat söylemeyi sevmem. Şu anda bu işin dinamik yapıları var. Milletvekillerimizin imza süreçleri var. Parti örgütümüzün, il başkanlarımızın, diğer yöneticilerin şu anda süreci muhakeme ettiği bir zaman diliminin içerisindeyiz. Onların takdirleri benim için çok kıymetli. Oradan aldığım enerjiyle, oradan aldığım duygu bütünlüğüyle ben de tabii ki duygularımı sizinle birkaç gün içinde paylaşıyor olacağım” şeklinde yanıtladı.&nbsp;</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamogluna-yargi-baskisi-halk-destegini-her-gecen-gun-arttiriyor</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Feb 2025 15:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/02/face-silivri.jpg" type="image/jpeg" length="19705"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
