<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>İstanbul Times - Anında Haberin Merkezi</title>
    <link>https://www.istanbultimes.com.tr</link>
    <description>Anında Haberin Merkezi</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.istanbultimes.com.tr/rss/silivri" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2024. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 26 Jul 2026 11:38:02 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/rss/silivri"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Murat Ongun İddianamenin İçinden Geçti]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/murat-ongun-iddianamenin-icinden-gecti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/murat-ongun-iddianamenin-icinden-gecti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İBB Medya A.Ş. Yönetim kurulu başkanı Murat Ongun 19 Mart 2025 tarihinde bir şafak operasyonu ile hiç hak etmediği bir şekilde sanki azılı bir suçluymuş imajı vermek için onlarca polis ile evi basılarak göz atlına alındı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>4 Gün Vatan Emniyette göz altında kaldıktan sonra ifadesi alınıp mahkemeye sevk edildi.</p>

<p>Mahkeme de 23 Mart 2025’de tutuklama kararı verip Silivri zindanına sevk etti.3 Hafta orada kaldıktan sonra Ekrem başkan ile haberleşiyorlar gerekçesi ile Yüksek Güvenlikle Çorlu Karatepe Cezaevine sevk edildi.</p>

<p>İstanbul Halkı yüksek bir bilgi birikimine sahip olan <strong>Murat Ongun</strong> gibi değerli bir kamu yöneticisinin ne yazık ki bilgi birikiminden yararlanamıyor.</p>

<p><strong>EKREM İMAMOĞLU VE ONLARCA MESAİ ARKADAŞI HAKLARINDA KESİNLEŞMİŞ HANGİ SUÇTAN DOLAYTI 16 AYDIR ZİNDANDALAR ? </strong></p>

<p>Kırk yıldır İstanbul’da yaşayan bir basın mensubu olarak <strong>Ekrem İmamoğlu’na</strong> oy verirken <strong>ZİNDAN</strong> ‘a atasınız diye vermedik.</p>

<p>Hemen suç işlesinler diye de oy verdiniz diyenlerin olduğunu duyar gibiyim.</p>

<p>Her ne kadar yargıya güvenin % 20’ye düştüğü ülkemizde <strong>Ekrem İmamoğlu, Murat Ongun, Fatih Keleş, Kağan Sürmegöz, Sırrı Küçük, Aykut Erdoğdu</strong> ve İBB davasında görevinden alınıp tutuklu yargılanan 107 kişi içinde ve tutuksuz yargılanan diğer sanıklar hakkında kesinleşmiş her hangi bir yargı kararı var mı ? YOK YOK YOK.</p>

<p>Peki 16 aydır Dünyanın en önemli şehri olan İstanbul’un Şehremini olan Sayın <strong>Ekrem İmamoğlu’nu</strong> hangi kesinleşmiş dava sonucu tutuklandı o da YOK,YOK, YOK.</p>

<p>Eski İçişleri Bakanı <strong>Ali Yerlikaya</strong> İstanbul Valisi iken CHP’nin ve diğer muhalefet partilerinin de rakibi olan Ak Parti genel başkanı ki aynı zamanda cumhurbaşkanı olan sayın <strong>R.Tayyip Erdoğan’ın</strong> iki dudağı arasında çıkan seni içişleri bakanı yaptım demesi ile bakan olan birisinin rakip partinin en büyük ilin belediye başkanını <strong>KESİNLEŞMİŞ</strong> hiçbir yargı kararı olmadan ŞAFAK OPERASYONU ile tutuklanıp zindan attık oldu diyorsunuz AMA OLMADI BEYLER OLMADI.</p>

<p>Ondan sonra çıkıp neden dünya sefalet endeksinde Veneuzuela ve Sudand ’dan sonra Türkiye neden 3. sırda diyorsunuz ?</p>

<p>Veya Türkiye’nin enflasyonu neden UGANDA’nın 10 misli daha yüksek diyerek ah vah çekiyorsunuz Çekmeyen.</p>

<p>Başka makam mevki tarafından denetlenmeyen bir Cumhurbaşkanının aynı zamanda iktidar partisinin genel başkanı olursa ADALET’ e güven % 20 ‘ye düşer ekonomi dikiş tutmaz.</p>

<p>Kimse boşuna ekonomiyi değil diye Mehmet Şimşek’i şuçlamasın.</p>

<p>İmamoğlu’nun içerde olmasını sadece rakip parti genel başkanının atadığı içişleri ve Adalet bakanlarının siyasi düşünüp görevden alıp zindana atmaları doğrudur diyenin demokrasi ve adaletten nasibi yoktur.</p>

<p><strong>TAM TERSİNİ DÜŞÜNÜN CHP İKTİDAR OSAYDI İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANI AK PARTİLİ OLSAYDI VE CHP’Lİ İKİ BAKAN BUNU GÖREVDEN ALIP ZİNDANA ATSAYDI AK PARTİLİ SEÇMENLER İYİ OLDU DERMİYDİ ? </strong></p>

<p>Hakkında iddialar vardı ne yapsınlar der dediğiniz duyar gibiyim. Adı üstünde iddia.</p>

<p>Hiç kamu görevlisi iddialar üzerine zindana atılmaz. Dava açarsınız yağılarsınız suçlu bulunursa ondan sonra tutuklayıp hapse atsanız kimse size bir şey demez.</p>

<p>Ancak bu şekilde bir tutuklama olursa ne adalet ayakta kalır nede ekonomi zaten bu iki önemli iki konu Ak Partililerin kinleri aklının önüne geçtiği için böylr oluyor.</p>

<p>İnsanın olduğu yerde elbette sorun ve sıkıntı olabilir. Peygamberler tarihin okuduğunuz zaman İlk insan ilk peygamber olan Hazreti Adem’in oğlu yaklaşık dünya nüfusu 15-20 kişi iken abisi Kabil kardeşi Habili kıskançlık yüzünden öldürüp katil olduğu bir dünyada cennet gibi olmasını beklemeyin.</p>

<p>İmamoğlu’nu ve onlarca makam sahibini tutuklayan otorite hangi kesinleşmiş suçu için görevden alınıp zindan’ a attı?</p>

<p>Görevi kötüye kullanma var ise hemen müfettiş istersiniz bir taraftan da dava açarsınız adil bir yargılama sonucu hapis kararı çıkarsa zindan’a atarsınız.</p>

<p><strong>ESKİ BAKAN SÜLEYMAN SOYLU’NUN TERÖR’E DESTEK VERİYORLAR DİYEREK SADECE DEM PARTİLİ BAŞKANLARI KEYFİ OLARAK GÖREVDEN ALIP ZİNDAN’A ATMAK İÇİN 2016’ DA ÇIKARDIKLARI BİR DÜZENLEMEYE DAYANARAK ALDIKLARI ANTİDEMOKRATİK BİR KARAR İLE BUGÜN ÜLKENİN EN BÜYÜK ŞEHRİ OLAN İSTANBUL’UN BÜYÜKŞEHİR BELEDİYE BAŞKANINI VE MESAİ ARKADŞLARI HANGİ KSİMLEŞMİŞ SUÇLARI İÇİN 16 AYDIR ZİNDAN ‘DA TUTUYORSUNUZ ?</strong></p>

<p><strong>İŞTE İBB MEDYA A.Ş.YÖNETİM KURULU BAŞKANI MURAT ONGUN’UN SAVUNMASININ AYNEN TAM METNİ </strong></p>

<p><strong>1.BÖLÜM: GİRİŞ VE İDDİANAME ANALİZİ</strong></p>

<p></p>

<p>9 Mart. Asrın Davası başladı. Usul- esas tartışmaları, içtihat olmuş kararlara atıflar… Tenis maçı izler gibi, başımız bir savunma sıralarına dönüyor, sonra sizlere…</p>

<p></p>

<p>Kendi kendime hukuk acayip bir şeymiş, diyorum.</p>

<p></p>

<p>Aynı metin, farklı ağızlarda, başka yorumlanıyor.</p>

<p></p>

<p>TCK’lar, CMK’lar, TTK’lar, Yargıtay ve AYM kararları havada uçuşuyor. Hukuku hissetmekten çok mutluyum.</p>

<p></p>

<p>Ne de olsa hukuksuzluğun dibinden geliyorum.</p>

<p></p>

<p>Avukatlar sayesinde bir cümle dilimize pelesenk oluyor. ‘’CMK 100 çok açık…’’</p>

<p>Avukatlar öyle sesleniyor heyete. Size bakıyorum. Belli ki o kadar da açık değil.</p>

<p>Hukuk diyorum, ne acayip bir şeymiş!</p>

<p></p>

<p>Sonra anlıyorum ki savcı ve hakimlerin, her tartışmayı aniden sonlandıran sihirli bir cümlesi var. İki kelimelik bir cümle.</p>

<p></p>

<p>‘’İtiraz edersiniz.’’ Bu sihirli cümleyi ilk savcılık sorgumda tanıdım. Müthiş etkili.</p>

<p></p>

<p>‘’İtiraz edersiniz’’ cümlesi beraberinde hep bir sessizlik getiriyor. Bitirici etkisi var.</p>

<p>Sayın Başkan, sizler kolayca söyleseniz de; bizim memlekette itiraz etmek kolay değil.</p>

<p></p>

<p>Arkamda Avrupa’nın en büyük kentinin belediye başkanı, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı, Türkiye’nin 1. partisinin cumhurbaşkanı adayı oturuyor. O da birine itiraz etmiş. Sonuç; malum. Bu coğrafyada itiraz popüler değildir. Pek tasvip edilmez. Onun yerine itaat tercih edilir. Sözü bile var: ‘<i>’itaat et, rahat et</i>.’’</p>

<p></p>

<p>Konforlu bir alan yani. Rahat ettiriyor. Bizim gibi umutsuz rahatsızlara ise ne gam! Devamlı itiraz ediyoruz. Neye? Haksızlığa. Neye? Adaletsizliğe. Neye? Adam kayırmaya, ikili hukuka, partizanlığa, gerçek yolsuzluğa!</p>

<p></p>

<p>İtirazın sonu, huzurunuzdayız Sayın Başkan!</p>

<p></p>

<p>Ben duruşmanın ilk günlerinde boşa şaşırmadım! Neye?</p>

<p></p>

<p>Hukukun enteresanlığına, itirazın anlamsızlığına. Mesela; AYM bir karar alıyor ve bir mahkeme kararını yanlış buluyor, düzelt diyor. Bu net bir itirazdır. Peki ne oluyor? AYM’ye, egzejere ederek söylüyorum, Çemişgezek Asliye Ceza, dudak büküyor.</p>

<p></p>

<p>Veya burada beraber yaşadık. Özel vasfa haiz üye diye bir kavram ceza kanununda yokmuş. Yürürlükten kalkan eski TCK’da varmış. Avukatlar itiraz ediyor. Ama her yanlış yerli yerinde duruyor.</p>

<p></p>

<p>Şaşırıyorum. Sonra devamlı şaşırdığıma şaşırıyorum. Ama bitmiyor ki! Bize burada delil diye HTS – Baz kaydı soruyorsunuz. Haklısınız, savcılarımız delil listesine koymuş. Sonra aklıma Gaziantep Şehitkamil Belediyesi soruşturması geliyor. Geçen Eylül’de savcı bey soruşturmayı kapattı orada. Hts- baz delil mi olur dedi. Ama gördük ki o da bir süre şaşırmış. Şehitkamil belediye başkanı</p>

<p></p>

<p>CHP’deyken delil olabilir diye. HTS- baz ile yola çıkarken, başkan bey AKP’ye transfer olunca ‘<i>’Ne delili, hangi delil?’’</i> demiş. Olabilir, o da şaşırmıştır. CHP’ye delil olan Ak Parti’ye olmayabilir. Olmadı, itiraz edersiniz.</p>

<p></p>

<p>Ben yine hukuk ne acayip bir şey diye düşünürken, anladım ki Türkiye’de hukuk BİR ŞEY, imiş. O kadar. BİR ŞEY! Evrensel formunu yitirip, sadece bir şeye dönmüş. Bizde, hukuk açıklanamayan Bir Şey olmuş. Tıpkı, bu iddianamede olduğu gibi.</p>

<p></p>

<p>Resmi adı iddianame olan bu kurgu esere çeşitli isimler verildi. İftiraname dendi. Doğru bir tanım. Ekrem Başkan; terfiname dedi. Haklı. Üstelik delilli. Sırası gelince ben de kendi tanımlamamı yapacağım.</p>

<p>Madem bu çorbayı pişirdiler, kötü de olsa içecekler.</p>

<p></p>

<p><strong>Sayın Heyet;</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Benim savunmamın adı: ŞÜPHE SAVUNMASI!</strong></p>

<p></p>

<p>Şüphe; sadece savcıların mesleki çıpası değil. Asıl, gazetecilerin mesleki çıpasıdır. Yani öz mesleğimin. Burada CV’mi anlatmayacağım. Çünkü Ekrem Başkan’dan sonra tüm yaşamı en çok bilinen, en şeffaf olan, her daim medya radarında bulunan, yaptığı her işe fener tutulup incelenen ikinci kişi benim.</p>

<p></p>

<p>27 Mart 1996’da stajyer muhabir olarak başladığım mesleğimde adına merkez medya dediğimiz en büyük kurumlarda görev aldım. O zaman bir NTV vardı. O da her yerde çekmezdi. Muhabirlikten yöneticiliğe kadar. O yüzden çevrem çok geniştir.</p>

<p></p>

<p>Bugün 2 ayrı mahalle gibi bölünen medyada her 2 mahalleden de çok tanıdığım gazeteci vardır. Hepsi, kendini kabul ettirmiş isimler. Benden çok daha genç ve başarılı gazeteci kardeşlerimle de, İBB‘deki görevim sırasında tanıştım.</p>

<p></p>

<p>Diyebilirim ki eski ve yeni dostluklarım mevcuttur.</p>

<p></p>

<p>İddianamede Eylem 19 var, benim taa Ankara’dan tanıdığım gazeteci abilerim yargılanıyor. Güya benim talimatımla halkı yanıltıcı yayınlar yapmışlar.</p>

<p></p>

<p>Üstelik benden para alarak! Bizim mesleği bilmiyor tabi, iddianameyi yazanlar. Belli ki, havuz medyasındaki balıkları gazeteci sanıyor.</p>

<p></p>

<p><strong>Bilseler; benim meslek büyüğüm olan Soner Yalçın’a, Ruşen Çakır‘a, Şaban Sevinç’e Yavuz Oğhan‘a talimat veremeyeceğimi öğrenirlerdi</strong>.</p>

<p></p>

<p>Ancak, onların benim kulağımı çekme bana fırça atma hatta bana talimat verme hakları olduğunu da bilirlerdi. Hele ki onlara para karşılığı haber yaptırmayı teklif etsem önce sinkaflı bir küfrederler, ardından beni def ederler, hırsları geçmez inadına İmamoğlu aleyhine konuşurlar.</p>

<p></p>

<p>Haklı da olurlar. Mesleki kıdem, gazeteci abilerim olması onlara bu hakkı tanır. Bizde, mesleki konumun farklılaşması kıdem ilişkisini değiştirmez. Ezcümle iddianamede yazdığı gibi benim Yavuz Oğhan ile Barbaros Bulvarı’nda 11 farklı elektrik direğinin altında gizemli buluşmalar yapmama gerek yok. Adam arkadaşım. Ocakbaşı seviyor o. İstanbul ocak başı dolu. 2 gazeteci buluşacaksak oturup iki kadeh rakı eşliğinde her şeyi konuşuruz. Daha önce yaptık, yine yapacağız!</p>

<p>Şüphe gibi, bize hakikati ulaştıracak bir diğer kavram doğru sorulardır. Doğru soru, yanıttan daha önemlidir. Bu iddianamede güya bazı yanıtlar var. Onların yanıt değil, iftira ya da saptırma olduğunu ancak doğru soruyu sorarak anlıyoruz.</p>

<p>Şüphe + Doğru Sorular ekseninde iddianameyi okudum. Sonuç: iddianame tepeden tırnağa SAKAT. Dahası ve rahatsız edici olan şu: iddianame Türkiye’de ikili hukuk olduğunu ispat ediyor. İddianame ülkemizde seçkin ve özel insanların, biz fanilerle kanun önünde eşit olmadığını kanıtlıyor. İddianame bağıra bağıra ‘<i>’siyaset yapıyorum’’</i> diyor.</p>

<p></p>

<p>Ben bu son paragrafı yazdığımda, yazar ekibinin lideri olan Sayın Başsavcı henüz Bakan olarak atanmamıştı. O atanınca <i>‘’bu dava siyasidir’’</i> söylemini terk etsem mi, diye düşündüm.</p>

<p></p>

<p>Çünkü İmamoğlu Davası’nın göbekten siyasi dava olduğunu gösterecek, daha kuvvetli bir delilim yoktu. Zaten, bakanlık performansında, Sayın Gürlek ne içten bir Ak partili olduğunu ortaya serdi. Şimdi ne yapmalıyım? Ne düşünmeliyim? Sayın Bakan Şubat ayına kadar; bağımsız, siyasete mesafeli, önyargısız bir hukukçuydu, savına inanmalı mıyım? Bir günde Ak Parti’yi bu kadar içselleştirdi diye mi düşüneceğim? Hayatın olağan akışına pek pek uymuyor.</p>

<p></p>

<p>Değerli Başkan; iddianameye ‘<i>’Sakat’’</i> derken şunu kastediyorum: Ruhu arızalı. İçine konan beyan ya da sözde delilleri de iddianamenin uzuvları olarak görürsek, onlar da sakat. 19 Mart sabahı İBB‘nin en küçük bütçeli şirketi Medya A.Ş. odağında başlayan bu soruşturma girdiği sudan çıktığında, içinde casusluk iddialarını barındıracak kadar absürtleşmiştir.</p>

<p></p>

<p>Davalar değil, ancak siyasi mühendislikler içinde absürtlükler barındırır. Çünkü bir dayanağı vardır. Kitleler en kötüsüne, tuhafına inanmaya hazırdır. Ertesi gün kanıtlarıyla yalan ortaya çıksa dahi, yalana inananlar kendini kandırılmış hissetmez. Bu yalanı siyasi liderin taktik zekası olarak görür. Casusluk palavrasının sırrı budur.</p>

<p></p>

<p><strong>Değerli Heyet;</strong></p>

<p></p>

<p>Propagandada; bir kural vardır. Olmayan şeyler olanlardan daha güçlüdür. Buna gizemin gücü denir. Örnek; on milyonlarca insan açlık sınırında kazanç edinirken, sanayi dahil sektörler tarihinin en kötü günlerini yaşarken, vatandan umudu kesen yetişmiş insan gücü batı ülkelerine göç ederken ne diyoruz:</p>

<p></p>

<p><strong>TÜRKİYE YÜZYILI ! </strong></p>

<p></p>

<p>Olmayan şey olandan daha güçlü göründüğü için, diyorlar. Ne diyorlar? Yüzyılın Soruşturması - Asrın İddianamesi. İşte bu iddialı tanımlamanın nedeni de bu: olmayanı satıyor. Olmayan daha güçlüdür, diye.</p>

<p></p>

<p>Örneğe geleyim. İddianamenin 72. Sayfasına. Bu iddianamenin özeti niteliğinde ana fikrin anlatıldığı bölüm içinde yazarların, Necati Özkan anlatımı var.</p>

<p></p>

<p>Okuyorum: ‘’<i>Kültür ve Medya A.Ş. yapılanmasında Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü belediye başkanlığından beri irtibat halinde olduğu çok güvendiği aynı zamanda siyasal danışmanlığını yapan örgüt üyesi Necati Özkan, örgütün akıl hocası konumundadır. </i></p>

<p></p>

<p><i>Suç örgütünün illegal faaliyetlerinde çıkan ihtilaflara çözüm bulmuş, örgüt üyeleri ve yöneticileriyle Akmerkez’de bulunan ofisinde gizli toplantılar yapmış, yasadışı işlerin kime verileceğini organize etmiştir.</i> ‘’</p>

<p></p>

<p>İddia makamı tespitinde doğruysa, haklıysa bu betimlemeden doğal olarak şu sonuçlar çıkar: 1-) Necati Özkan örgütün Kültür- Medya A.Ş. yapılanmasında yer alır. Peki öyle mi? Hayır. Yazar iddiasını yalanlamış. 2-) Necati Özkan örgütün akıl hocasıdır. Peki öyle mi? Hayır. Ne idüğü belirsiz birinin elemanı olarak gösterilmiş. Yazar, kendini yine yalanlamış.</p>

<p></p>

<p>3-) ‘<i>’Necati Özkan sadece Kültür Medya A.Ş. ekseninde değil örgütün tüm ihtilaflarına, anlaşmazlıklara çözüm bulan biridir.’’</i> Yani yazar burada Necati Özkan’a, örgüt ombudsmanı diyor. Bu durumda kendisinin de ifadesinde söylediği gibi, en azından yönetici pozisyonunda olması gerekmez miydi? Yazar, iddiasını yine bizzat yalanlamış. Açıkçası bize Real Madrid’i anlatıp sahaya Siirt Köy Hizmetleri Spor’u çıkarmışlar. Bu sakatlık, bu derin çelişki ne sizin sayın başkan, ne de savcı beyin ilgisine hiç mazhar olamadı. Sormaya değer görmediniz.</p>

<p></p>

<p>Necati Bey’e satın aldığı 1 + 1 evi soruyorsunuz da, bunları sormuyorsunuz. Öyle olunca bu tuhaflık bende şüphe uyandırıyor. Necati bey, Casusluk soruşturmasında 24 Ekim 2025’te ifade verdi. İddianame bundan 18 gün sonra 11 Kasım’da çıktı. Acaba dedim, bu iddianame farklı farklı ellerde, kalem oynatarak mı yazıldı? İçinde harmoni taşımayan bu metne, başka bilmediğimiz birileri mi katkı verdi diye düşünmedim değil. Çünkü, savcılarımız ortaklaşa kaleme almış olsa harmoni olurdu oysa kakafoniden ibaret. İnanmayan Eylem 53’ü okusun.</p>

<p></p>

<p>Şüphe işte. Sorduruyor insana. Sayın Heyet; casusluk davası ayrı bir dava değildir.</p>

<p></p>

<p>Bizim davamızla göbekten bağlıdır. Çünkü Hüseyin Gün, bana atfedilen isnat gibi, örgüt yöneticisi pozisyonunda gösterilmiştir. Soğuk Savaş döneminin meşhur ajan grubu Cambridge Beşlisi gibi, burada da sözde İstanbul dörtlüsü vardır! Ne var ki bu devedişi gibi iddia, ne sizi ne savcı beyi cezbetmedi. Hal böyle olunca Akla 2 olasılık geliyor.</p>

<p></p>

<p>1-) Mahkeme heyeti ve Savcı Bey, iddiaların uydurma olduğuna inanmış o yüzden deve dişi gibi olsa dahi bu iddiaları hiç merak etmiyor. Ya da</p>

<p></p>

<p>2-) Necati Bey’in hükmü verilmiş sayın başkan önündeki deftere gerekçeli kararına yazacağı notları alıyor.</p>

<p></p>

<p>İşin aslı çok net! Necati Özkan’a suç affedecek bahane bile bulamayanlar, retorik tariflerle kendisini cezaevinde tutamayacaklarını bildikleri için, yeni bir suç icat etmişler, onu salmamak için. İddianamenin girişindeki Necati Özkan ile çıkışındaki bir başka Necati Özkan’ın sebebi bu.</p>

<p></p>

<p>Çünkü kurgu eserler hayali bir tema üzerine inşa edilir. Romanım var benim, kurgu eser yazmayı biliyorum. Hayali tema dediğimiz şey; uydurma bir hikayedir. Yani yalan. Yalan, sinsi olduğu için kendini çabuk unutturur. Bu kurgu eserin yazarları da yargılandığımız hikayede çok sayıda hayal mahsülü tema yaratmıştır. Necati Özkan o temalardan biridir. Yalan da sinsi olduğu için, girişteki Necati ile çıkıştaki Necati bambaşkadır.</p>

<p></p>

<p>Sayın Başkan; bu iddianameyi son sayfadaki 6 savcımız ortaklaşa yazdıysa diyebileceğim tek şey; herhalde birbirleri ile hiç iletişim kurmamışlar. Çünkü tek gariplik Necati Özkan da değil.</p>

<p></p>

<p>Yiğit Oğuz Duman’ı da, iddianame özel vasfa haiz örgüt üyeleri listesine almış, velhasıl adamcağızı orada unutmuşlar. Hakkında hiçbir suçlama olmayan biri bu iddianameye nasıl oldu da özel üye statüsü ile atandı, anlamakta zorlanıyorum. Bu tuhaflığı siz de fark ettiniz ki 10 Mart günü burada iddianame özeti okunurken tüm özel üyeler ismen okunurken Yiğit’in adını okutmadınız. ,</p>

<p></p>

<p>Halbuki kabul ettiğiniz iddianamede adı yazıyor. O yüzden diyorum ki yüzyılın soruşturmasında son okuyucu kimse işini hiç iyi yapmamış. Kolay değil bunca kurguyu düzene koymak o da haklı!</p>

<p></p>

<p>Sayın Başkan; kurgu – hikaye deyince aklıma geldi.</p>

<p>Yaklaşık 200 yıldır tüm dünyanın bildiği bir hikaye var. Bu hikâyede kibrinin esiri olmuş biri, kendisini Yaradan’la kıyaslayacak kadar cüretkarlaşmıştır.</p>

<p></p>

<p>Bir gün sadece Tanrı’ya mahsus bir şey yapmaya kalkar. Bir yaşam formu yaratmaya karar verir. İşinde çok başarılı biri olsa da, etik ve ahlak sınırlarını çok aştığı için yaratmak istediği canlı, bir yaratık, bir ucube olarak ortaya çıkar. Bu ucube toplumdan dışlanır, taşlanır. Bu dışlanmışlık yaratığı acımasızlığa ve saldırganlığa sürükler. Yarattığı ucubeden tiksinen kişi ise onu terk eder.</p>

<p></p>

<p>Anlattığım hikaye Mary Shelley’nin yazdığı Dr. Frankenstein isimli korku hikayesidir. Evet, Dr. Frankenstein etiği ve ahlakın özünü unutup çıktığı yolda, kibriyle bir ucube yaratmıştır. Bu ucubenin saldırganlaşmasına sebep olmuş ve doktor yarattığı ucubeden, onu terk ederek kaçmıştır.</p>

<p></p>

<p>Sayın Başkan; bu iddianame Dr. Frankenstein’ın, eseri gibidir. Onun gibi saldırgan ve acımasızdır. Üstelik onu ortaya çıkaran kişi de eserinden tiksindiği için olsa gerek, onu terk etmiştir. Ankara’ya gitmiştir.</p>

<p></p>

<p>Ankara’ya giderken de bu yaratığı sizin kollarınıza terk etmiştir. Sizden beklenen, adını iddianame diye okuduğumuz bu şeyi üzerimize salmanız ve bize zarar vermesini sağlamanızdır.</p>

<p>Sizde şimdi kollarınıza atılan bu canavarla ne yapacağınıza karar vereceksiniz. Ya üstümüze salacak, ya da etiğin, ahlakın ama daha yücesi hakkaniyetin gereğini yapıp bu ucubeyi yok edeceksiniz. Bizim için, tüm bu zaman zarfı ise şunu sorarak geçti: <i>‘’Asıl canavar kim?’’</i></p>

<p></p>

<p>İddianameyi okurken aklıma hep bu eser geldi. İddianamenin içinde barındırdığı kinin, nefretin, öfkenin kaynağını merak ettim. Bu iddianameyi yaratanların duygu dünyasına akmaya çok çalıştım. Onları anlamak için. Anlayayım ki, savunmamı o hissi bilerek yapayım diye. Beceremedim. O duygu neyin mertebesi ise ben o kata çıkamadım. Sonra bir kitapta, bir şey okudum. ‘<i>’İşte bu’’</i> dedim.</p>

<p></p>

<p>(GÖRSEL- STALİN SÖZÜ)</p>

<p></p>

<p>O sözü ekrandan beraber okuyalım: ‘<i>’Hayatta hiçbir şey bir kurban seçmenin, özenle bir intikam tasarlamanın, onu gerçekleştirmenin, sonra da gidip yatmanın verdiği zevkin yerini tutamaz.’’</i></p>

<p></p>

<p>İşte bu, bana hissettirdikleri bu. Ve daha da şaşırdım. Çünkü bu duygu Anadolu’nun, yani ortak evimizin duygusu değildi. Bu kin ve öfke başka coğrafyaların duygusu olabilirdi ama Anadolu’dan bu kaynak çıkamazdı, çıkmamalıydı. Ne yüce insanlar sayabiliriz ama ben sadece 2 özel isimle</p>

<p></p>

<p>Anadolu’yu özetleyeyim. Sizin de memleketiniz Nevşehir’den ilki. Hacı Bektaş-ı Veli. Sözleri hala doğru, hala gerçek Öğretisi aradan geçen yaklaşık 1000 yıla rağmen, hala el üstünde tutuluyor. Her yıl yerli - yabancı binlerce insan anmalara koşuyor.</p>

<p></p>

<p>Çağdaşı ikinci isim Nevşehir‘den bir kol uzaklıkta Konya’dan. Hazreti Mevlânâ. Hoşgörü öğretisi, insan sevgisi dünyayı sarmış. Anadolu’nun tam ortasında yetişen aşkın meyvesi Mesnevi, bugün 50 dilde okunuyor, yazılıyor. Her aralıkta Vuslat diyerek binlerce insan, yerlisi yabancısı hoşgörünün merkezi Anadolu’ya akın ediyor.</p>

<p>O yüzden çok şaşkınım. Anadolu’dan çıkmaz dediğim az evvelki sözün sahibi, bir yabancı. İnsanlık katili Stalin. Orada bu duygu yeşerebilir ama bizde olmamalıydı. Ne yazık ki bu zehirli sarmaşık beslenmiş ve büyütülmüş bu ülkede.</p>

<p>Örnekleyeyim;</p>

<p>Bir gece A Haber’i izliyorum Cemil Barlas diye bir zat şöyle dedi, ağzının kenarından haz suları akarak<i>: ‘’Ekrem İmamoğlu hapiste çürüyecek.’’</i></p>

<p>Aklıma Stalin’in sözü geldi onu dinleyince. Bir insanın, tanımadığı bir insandan bu denli nefret etmesini anlamış değilim. Bir insanın mahvolmasının, başka bir insana zevk vermesi sadece şeytanidir.</p>

<p>Hayatta daha kötüsü var dedim sonra! İyi ki kötülüğün cephesinde değilim, dedim. Böyle bir canlı olacağıma, insan olarak bir hücrede kalmak daha iyi hissettirdi. Hücredeydim belki, ama yanımda, insanlık onuruyla. İnsandım. Sıradan belki ama insan!</p>

<p>Sayın Başkan; insanların yaşam öykülerine yaklaşırsanız, politik düşüncelerinin mantık çerçevesinde belirleneceği görüşünün çöktüğünü görürsünüz. Her konuda çocukluk travmaları, çocukluk psikolojisi ciddi belirleyicidir. Biraz evvel şeytani haz cümlesini gösterdiğim Stalin için Rus kaynaklar; çocukken babasının onu sık sık dövdüğünü, çocukluğunda maruz kaldığı şiddetin, daha sonra başkalarına uyguladığı şiddeti açıkladığını belirtirler. Bize yönelik ağır saldırıların müsebbiplerini merak ediyorum. Nerenin suyunu içtiler de, nasıl bu kadar acımasızlaştılar diye!</p>

<p>Kaldığım yerden devam edeyim.</p>

<p></p>

<p>Sayın Başkan;</p>

<p>Sizin halis çabalarınız bu iddianamedeki sakatlıkları, zaman sıçramalarını, ikili hukukun nezih örneklerini, kayırmacılığı ve absürtükleri gizlemeye yetmez, yetmeyecek de. Bu metnin sahipleri, sizden bize ceza yağmuru yağdırmanızı istiyor. Buna rağmen, size tutunacak tek dal vermediklerinin de bence farkındasınız. Çünkü belli ki gayet zeki- dikkatli insanlarsınız. Öyle ki, hangi avukat bir gün önce vardı, bugün yok ya da tam tersi. Bu detay bile gözünüzden kaçmadı. Yaşadık, birlikte.</p>

<p></p>

<p>Siyasal iktidar, kendi beka meselesi gördüğü bu önemli davayı sıradan yargıçlara emanet edecek değildi kuşkusuz. Heyetinizin kıdem bakımından bu dava için uygun olmadığı söylendi, burada. Bir hakimin tecrübesi, hayatın olağan akışına uygunluğuna karar vermede önemlidir, dendi. Genç yargıçlara atıfla. Belki de bu bilinçli bir tercihti. Aşikar ki üyeleriniz de gayet parlak insanlar. Biz de fena değiliz efendim.</p>

<p>3 aydır sizler bize, biz sizlere bakıyoruz. İster istemez intibalar oluşuyor. Sosyal zekanız da hayli yüksek. Hatta, Ekrem Başkan kadar olmasa da, iyi bir hazırcevap üstadısınız. Bunu da ince ve zeki esprilerle sunuyorsunuz. Böylece zirve yapan tansiyon, bir cümlenizle sönümleniyor. Ya da tam tersi oluyor. Siyasetçiler için hazırcevaplık, büyük bir artıdır. Birkaç basamak yükseltir insanı, siyasette. Yargıda da işe yarıyormuş, yaşayarak öğrendik.</p>

<p>Dava siyasi olunca laf bir şekilde siyasete geliyor işte.</p>

<p>Değerli Heyet;</p>

<p>Burada karşınızda Avrupa kıtasının en büyük kentinin belediye başkanı, üst yönetimin neredeyse tamamı, çalışanları ve bu dev belediye ile iş yapan bazı iş insanları bulunuyor. Belediye kavramının tarihsel kökenine bakarsak, bu davanın boyutunu daha iyi analiz ederiz. İlk belediye; ‘<i>’6. Daire yani Beyoğlu’’ </i>da bizimle yargılanıyor. Ne talih! Belediyeler, Avrupa’da özünde aristokrasiye, saraylara alternatif olarak doğmuştur. Tarihsel olarak sarayla -yani merkezi yönetimle- belediyeler -yani yerel yönetim- rekabettedir. Belediye dediğiniz kurumlar, mahalli öz-yönetimlerden doğmuştur. Fransız devrimi kurumsal yapısını oluşturmuştur.</p>

<p>Dediğim gibi sadece bugün değil, tarihte de sarayla ayrışmıştır. Avrupa’da yerel yönetimlerden, önemli isimler merkezi yönetimi de seçimle kazanmıştır. İngiltere başbakanı seçilen Boris Johnson, Londra belediye başkanıydı. Bükreş belediye başkanı Romanya cumhurbaşkanı oldu. 2 önemli örnek daha vereyim. Biri malum ülkemizden. Şimdiki Sayın Cumhurbaşkanı, İBB‘den geldi.</p>

<p>Diğeri ondan bile kıdemli bir lider. Rusya devlet başkanı Sayın Putin. 2000’den beri Rusya’nın başında. Türkiye’de daha çok KGB ajanlığı ile anılır ya da selefi Boris Yeltsin‘in özel kalem müdürü oluşu anlatılır. Oysa Putin St. Petersburg belediye başkan yardımcısıydı. St. Petersburg kentinde açılacak tüm işletmelere verilecek ruhsattan Putin sorumluydu.</p>

<p>Bir yanda Sayın Erdoğan, öte yanda Sayın Putin. Gördüğünüz gibi Avrupa’da en uzun süreli devlet başkanlığı yapan iki kişi yerel yönetimlerden gelen isimler.</p>

<p>Bu Avrupa’da da Türkiye’de devam edecek Sayın Başkan. Öyle de olsa böyle öyle de böyle de olsa edecek. Tam yeri gelmişken Sayın Başkan; bu davanın adı İBB davası değildir. İmamoğlu Davasıdır.</p>

<p>Bu dava A’dan Z’ye siyasi davadır. O yüzden ben burada bir prosedürü tamamlamak için ifade verdiğimin bilincinde olan biriyim. Tıpkı neden tutuklandığımı bildiğim gibi. Bu davada benim gibi bir kısım sanıklar ve avukatları şapkalarından bir değil, on tavşan çıkarsa da nafiledir. Şimdilik.</p>

<p>Siz kanaatimce azımıza çokça ceza deklare edeceksiniz. Ve umarım ki; iddianame sahipleri gibi nicelik sanrısı ile sayfalarca uzayan gerekçeli karar görmeyiz. Çünkü, sizin ceza kararınızın ikna edeceği bir halk yok. Kararı millet adına alacaksınız ama millet karara karşı çıkacak. Çünkü kararını verdi. Millete rağmen bizi hücreden çıkarmayacaklar! Vazife olarak Atatürk’ün bir sözünü hatırlatayım<i>: ‘’ Milli egemenlik öyle bir nurdur ki; onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yok olur.”</i> Tarih 30 Ağustos 1924. 600 yıllık padişahlık sonrası Cumhuriyet daha 10 aylık iken bunu görmüş.</p>

<p>İmamoğlu davası ile Ekrem İmamoğlu‘nun, tırnak içerisinde söylüyorum sözün sahibi belli; TELEF olacağını düşünenler için bu dava Ahmak Ateşi’nden başka bir şey değildir. Ahmak Ateşi; aldatıcı umut demektir. Ahmak ifadesi bizim tarafta kullanılınca, negatif yargı dinamiği işlediği için, açıklamasını mecburen yaptım.</p>

<p>Sayın başkan bir yalan bataklığına bırakılmış bizler, ister istemez kendimize steril bir alan arıyoruz. Mahkemeye dair yorumumu dile getirsem de bu bataklıkta steril olmasını doğal olarak beklediğimiz tek bir yer var, yine de. Sizler! Sizden beklentilerimiz var. Aslında, beklentimi 300 yıl önce Thomas Hobbes Leviathan eserinde anlatmış. Kişiyi iyi bir yargıç yapan ilk unsur hakkaniyettir, diyor. İkincisi zenginliklere - imtiyaza değer vermeme. Üçüncüsü yargılarında duygularından kopabilmesi ve dördüncüsü dinleme sabrı, dinlerken özen gösterme ve anlatılanı sindiren bellek, diyor. Siz bunları zaten çok iyi biliyorsunuz. Benden daha fazlasını da, biliyorsunuz. Ben beklentimi söylemekle mükellefim.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>2. BÖLÜM – DURUM TESPİTİ </strong></p>

<p>Sayın Başkan; bu bölümde ilk olarak Durum Tespiti yapacağım. Çünkü 450 günlük bu periyodun, durum tespitini doğru yapamazsak, yani doğru teşhisi koyamazsak, iddianamenin bizi çekmek istediği kör kuyuya kuzu kuzu gideriz. Ne kuzu ne de kurt olmak isterim.</p>

<p>Durum Tespitinin 1. Bölümü’nün adı BAŞLANGIÇ.</p>

<p>Daha geçmişi de var ama önce sadece 18 Mart – 23 Mart arasındaki 5 günün anlamını tespit etmek lazım. Çünkü tüm sır bu 5 günde gizli.</p>

<p>-18 Mart 2025 saat 18:00 – İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Yönetim Kurulu, görev ve yetkisinde olmadığı halde Ekrem İmamoğlu’nun üniversite diplomasını iptal etti. O gece uyuduk ve 12 saat sonra 19 Mart sabah 06:00’da İmamoğlu Operasyonu yapıldı.</p>

<p>Operasyon öncesinde Başsavcılık 2 ayrı tehditvari yazıyla üniversiteden ısrarla diploma iptalini istedi. Yakın tarihte bir cumhurbaşkanlığı seçimi yoktu. Diploma, her nedense savcılık yazısında belirtildiği gibi ancak o zaman lazımdı. Bu durumda, başsavcılık polis operasyonu öncesi neden ısrarla diploma iptali talep etti? Evet 23 Mart’ta bir önseçim vardı ama bu CHP’nin iç konusuydu. YSK’nın değil.</p>

<p>Peki neden illa diploma iptali beklendi? Öyle ya zaten Ekrem başkan tutuklanacaksa 2 ay - 3 ay - 5 ay sonra da, o içeride iken diploması iptal edilebilirdi. Oysa ısrarla iptal beklendi ve kararın sabahı operasyon yapıldı. Her şeyin sırrı burada. Bu iptal, yorumlandığı gibi cumhurbaşkanı adaylığı iptalini garantiye almak için yapılmadı. Diploma iptali ile operasyonun ilgisi; Anayasal suç kavramında saklı. Üniversite diploması varken İmamoğlu tutuklansa, CHP’nin resmi cumhurbaşkanı adayı tutuklanmış olacaktı. Bu demokratik sisteme bir darbe sayılacaktı. Halefiyet ilkesi ihlal edilmiş, seçimlere müdahale edilmiş olacaktı.</p>

<p>Haksız, hukuksuz operasyonu yapanlar böyle bir riski bertaraf etmek için diploma iptalini bekledi. Yarın işler değişip bu dava sorgulandığında savunma argümanların şu olacaktı:<i> ‘’Biz seçimlere yani demokratik sisteme darbe yapmadık. Operasyon yapılmadan önce Ekrem İmamoğlu‘nun üniversite diploması iptal edilmişti. Bu iptali savcılık değil üniversite yaptı. Biz lise mezunu, yani cumhurbaşkanı adayı olamayacak birine operasyon yaptık. Yani bir belediye başkanına sıradan bir yolsuzluk operasyonudur bu.’’</i></p>

<p>İşte bunu diyeceklerdi savunma argümanı olarak. Zavallı rektör, düştüğü tuzağın farkında değil. Kabak onun başına patlayacaktı. Ve fakat bu kurnaz plan öngörüsü boşa çıktı. Atatürk’ün dediği gibi:’’<i>Milli egemenlik öyle bir nurdu ki; karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yok olur.”</i>du. Öyle de oldu.</p>

<p>23 Mart 2025 günü, biz sandığa 500 bin CHP üyesi getirmeyi hedeflerken 15.5 milyon insan İmamoğlu‘nu seçti bile. Kurnaz plan o gün çöktü! O argüman tarih oldu. Size anlattığım bu sarih gerçek bize tek bir şeyi gösteriyor: ‘’KORKUYU’’</p>

<p>Diploma, işte bu korkuyla, endişeyle iptal edildi. Haksız olan korkar! Başka bir şey daha diyeyim. O mutlak butlan kararı, o gözükaralık bile buradan kaynaklı.</p>

<p><strong><i>(GÖRSEL – BARKOVİZYON)</i></strong></p>

<p>Barkovizyona o görseli verir misiniz? Size 14 yıl öncesinden, Ekrem İmamoğlu‘nun bir paylaşımını sunuyorum. (Metni oku Murat) Kader mi tesadüf mü? Arkadaşlardan tweetin tarihini göstermek için, büyütmelerini rica ediyorum. Evet o da 19 Marttı!</p>

<p>Gelelim bizim 19 Mart’a. Başsavcılık açıklamasından okuyorum: <i>‘’Bu kapsamda suç örgütü lideri şüpheli Ekrem İmamoğlu ile örgüt yöneticisi konumunda bulunan şüpheliler Murat Ongun, Tuncay Yılmaz, Fatih Keleş, Ertan Yıldız ve bu şahıslarla bağlantılı (95) şüpheli olmak üzere toplamda (100) şüpheli hakkında suç örgütü yöneticisi olmak, suç örgütüne üye olmak, irtikap, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirme, ihaleye fesat karıştırmak suçlarından 19.03.2025 tarihi 06:15 itibarile eşzamanlı yakalama, gözaltı, arama ve el koyma işlemleri icrası amacıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’ne talimat verilmiştir.</i>’’ Bu, 2.adım.</p>

<p>Bu da hem büyük yalanın inşası, ama asıl korku duygusunun 2. kanıtıdır. Cezası ağır ve net olan örgüt suçlaması, gayya kuyusu kadar da belirsiz, bir boşluk. Kimileri bunun, İçişleri Bakanlığı ve Danıştay engelini kaldırmak için yapıldığını söyledi. Değil! Bu da korkunun yansıması! Örgüt saçmalığının burada kullanılmasının amacı netti. Ellerinde tek bir delil dahi yoktu. Bakın bir delil dahi yoktu. Beyan da yoktu. Böyle dev bir işe, delilsiz kalktıklarını bildikleri için çok tedirgindiler ve yol haritalarına itirafçı yaratabilmek için örgüt isnadını eklediler. Ne de olsa insan; baskıyla, zorlamayla, tehditle çözülürdü.</p>

<p>Tek delil yok dedim, anlatayım. 22 Mart akşamı: polise ifade verme sırası bende. Peki ne soruyorlar bana? 1 ay önce bizim teslim ettiğimiz birkaç ihale dosyasını. Onlar resmi evrak zaten. Yasa dışı evrak bulmuş gibi soruyorlar. Bunları biz verdik zaten. Yasal dosyaların, yasal evrakları. Yani bir suç delili değil! Başka? Gizli tanık ifadeleri. Çınar – Meşe- Doğan. İddianameye bakarsanız zaten gizli tanıklardan yararlanılmadığı ortada. 3 gizli tanık spesifik 7 olay anlatmıştı. Yalan olduğu için hiçbiri iddianamede yok. Bunun dışında anlamsız genel cümleler. Mesela; ‘’İhaleleri Murat Ongun organize ederdi.’’ Yani? Ne demek bu? Suç delili mi? HAYIR!</p>

<p>Başka? İş arkadaşlarımızı telefonla aramak. Aynı işyerinde olmaktan mütevellit baz vermek. Başka? Adını ilk kez duyduğum birkaç açık hava reklamcısının serzenişi. Ne diyorlar <i>‘’Kültür ve Medya A.Ş. bize haksız fatura kesip paramızı alıyor.’’ </i>Parayı alan belediye iştiraki, parayı veren özel sektör. Tersi olsa yolsuzluğu anlayacağım da bunu anlamadım. Yine de burada bir yanlış dahi olsa bu savcıların – polisin değil, hatta bakanlık müfettişinin bile vazifesi değil. Bu olayı incelemesi gereken İBB müfettişleri, yani iç denetim.</p>

<p>Var mı başka delil Sayın başkanım? 22 Mart’ta? Var. Var! Bizi tutuklatan delili açıklıyorum. İddia makamının, şoför tutkusunun kaynağı. Kültür A.Ş. eski genel müdürü Serdal Taşkın’ın şoförü Orhan Cevahiroğlu’nun ifadesi. Daha polis sorgusunda, yalan olduğunu ispatladığımız bir beyan. Yalan ifşa olunca, ifademi alan polis de şaşırdı. Çıktı odadan telefon etti, birkaç dakika sonra döndü <i>‘’Neyse, devam edelim’’ </i>dedi. ‘<i>’Beyanınızı yazdım’’</i> dedi. Ve daha o gün emniyette yalan olduğunu ispat ettiğimiz beyanla, iftiracı Orhan Cevahiroğlu’nun beyanıyla: Türkiye’nin cumhurbaşkanı adayı, Türkiye ve Avrupa’nın en büyük kentinin belediye başkanı tutuklandı. Fatih Keleş, ben, Necati Özkan, Hüseyin Köksal ve Serdal Taşkın da öyle.</p>

<p>Ben örgüt yöneticisi olmak ve rüşvet almaktan tutuklandım. Örgüt işinin gerekçesini arz ettim. Rüşvet de bu yalan beyan işte. Evet, biz delilsiz tutuklandık! Sayın Başkan; Allah var, örgüt projesi tuttu iddia makamının. Cezaevine girmemek ya da çıkmak, ya da malını kurtarmak için bir sürü itirafçı türetildi. Bakın 60-70 itirafçının 40 veya fazlası benim suçlandığım konularla ilgili. Hep beraber bakalım. Burada başkan sizsiniz yetki de sorumluluk da sizde.</p>

<p>En zor anda, ağzına aklına gelen tüm yalanları sıralamaktan imtina etmeyen 40 itirafçının beyanlarına bakalım. Bunca beyandan bir tanesi bile Murat Ongun’a şu tarihte, şu sebeple, şurada, şu kadar rüşvet verdim, diyor mu? Buyurun okuyun böyle beyan varsa, 1100 değil 2500 yıl ceza verin sonra bana. Rüşvet almaktan tutukladı ya beni hâkim hanım. Varsa çıkarın, o da iyi hissetsin. Ah o sulh cezalar, yok mu!!! Ah o sulh cezalar!</p>

<p>Yok, yani 40 itirafçı 1 Orhan etmemiş. 1 Orhan, koca İstanbul’u tutuklatmış. Akıl tutulması. 4 bin değil 40 bin sayfa yazsalar, bunlara kimse işte bu yüzden inanmıyor. Beni rüşvetle suçlayanı da, tutuklayan hakim hanımı da Allah’a havale ediyorum. Şimdilik! Manşetlerde yalanlar, yalanlar… Cezaevine girdim, yağmur gibi Türkiye’nin dört bir yanındaki cezaevlerinde kalan mahkumlardan mektup geliyor.</p>

<p>Kiramı öde diyen mi dersin, borç isteyen mi? Adımızı, dolandırıcıya – rüşvetçiye çıkarınca bunlar normal. Mahkum ne yapsın. Kim verecek bu itibar suikastinin hesabını? Ve 23 Mart oldu: Yallah Silivri’ye!</p>

<p>Sayın Başkan, yaptığım durum tespiti objektif ve nettir. Bize yapılan bu kurgu; 2. bir ‘<i>’Hiçbir şey olmasa bile mutlaka bir şeyler oldu’’</i> Kurgusudur. O zaman da çaldılar dendi, mundar dendi, sandık görevlileri fetöcü dendi. Hepsi yalan çıktı. Bugün de yalanın, şiddetli 2. perdesi sergileniyor. Seçim iptaliyle oyunu değiştirmeyen zihniyet, oyuncu değiştiriyor. Kazanan yine biz olacağız. Tıpkı 2019’da olduğu gibi.</p>

<p>18-23 Mart tarihleri arasının yani işin başlangıcının ve örtülü gerçeklerin fotoğrafını çektim. Gelelim soruşturmanın 2. Perdesine.</p>

<p><strong>2.BÖLÜM! ‘’ZORBALAMA DÖNEMİ’’ </strong></p>

<p>Bu soruşturmada insan hakları ihlalleri yapıldı. Murat Kapki etkin pişmanlık ifadesi verirken, yan odada eşi ile tehdit edildiğini söyledi. Eşi olmasa da benzer bir uygulama itirafçı Yakup Öner için de yaşanmış. Ailelerin içine bu kadar çekildiği başka bir soruşturma var mı bilmiyorum.</p>

<p>Ekrem Başkan – babası – oğlu – kayınbiraderi ile</p>

<p>Fatih Keleş – oğlu – abisi – yeğeni ile</p>

<p>Ben – eşim ve bacanağım ile</p>

<p>Tuncay Yılmaz eşi ile, Alper Aydın oğlu ile, Murat Kapki kardeşi ve çalışanları ile itirafçı Eyüp Subaşı eşi ve oğlu ile, iftiracı fabrikatörü Muhittin Palazoğlu kardeşi ama kardeşinden çok sevdiği serveti ile, iş insanı Murat İlbak kardeşleriyle ve servetiyle bu soruşturmaya dahil edildiler. Bu hamleleri masum ve soruşturmanın doğal işleyişi olarak göremeyiz. Zaten sonuçları itibariyle iddia makamının hayal ettiği, beyanlar geldi. İtirafçı yaratma sistematiği kuruldu.</p>

<p>Tıkır tıkır da işledi. Ayrıntısını anlatacağım. Kimi malı, kimi parası, kimi oğlu, kimi eşi, daha fazlası da özgürlükleri ile sınandı. Bunlara tekrar sahip olmak istiyorsan, bana istediğimi ver dendi. Zaten örgüt isnadının sebebi dediğim gibi buydu.</p>

<p><strong><i>(GÖRSEL-BARKOVİZYON)</i></strong></p>

<p>Hukuk ve siyaset tarihi okuyan hemen herkes bu tip siyasi davalarda, tasfiyelerde ailelerin, yakınların ve yakın arkadaşların hedef alınmasına aşinadır. Onlardan itirafçı üretilmesi de bilindik taktiklerdir. Felsefeci Hannah Arendt, 52 yıl önce 1973’te kaleme aldığı Totalitarizmin Kaynakları eserinde diyor ki ‘<strong><i>Tasfiyeler </i></strong><strong><i>tüm toplumsal ve ailevi bağları yıkmak için bu operasyonlar tanıdıklardan, en yakın arkadaş ve akrabalara kadar sanığın olağan ilişkilerinin, sanık ile aynı kaderi paylaşacağı korkusunun salınması ile yürütülür. Basit ve ustaca kurulmuş suç ortaklığı tekniğinin sonucu şudur: Biri suçlanır suçlanmaz, paçayı kurtarmak isteyen eski arkadaşları bilgi vermeye can atarak ona karşı OLMAYAN kanıtları teyit ederek, en acımasız düşman haline gelir. Bunu yapmak açıkça kendini kurtarmanın biricik yoludur.</i></strong></p>

<p>Tabi o bunu totaliter rejimleri anlatırken söylemiş. Türkiye’de ileri demokrasi var. Öyle diyorlar. Yine de, ne kadar tanıdık geliyor kulağa değil mi? Onlarca itirafçısı cezaevinden kurtulan bir dava, daha güzel analiz edilemezdi. Bu süreçte cezaevinden çıkmak için de, girmemek için de profesyonelce yollar tarif edildi.</p>

<p>Zanlıların çoğu bizi tanımıyordu ama hakkımızda ne anlatmaları gerektiğini öğrendiler. Daha doğrusu öğretildi. Gizli tanıkların ifadelerle açtığı patika, medyanın belirlenmiş isimleri hedefleştirmesi ve soslu hikâyeler ile asfalt yol oldu. İçeri düşen herkes, o asfalt yoldan ne diyerek dışarı çıkacağını öğrendi. Öğretildi! Formül basitti<strong>: Ekrem İmamoğlu-Fatih Keleş-Murat Ongun ile ilgili bir şey söyle, onların yakın çevresinden birini de kat hikâyene, hadi eyvallah</strong>. <strong>Özgürsün!</strong></p>

<p>Süreç de aynen böyle işledi.</p>

<p>1 aylık medya yönlendirmesinin ardından Nisan ayı sonundan başlayarak, Mayıs ve Haziran’da pik yapacak şekilde, basmakalıp itirafçı ifadeleri okumaya başladık. Art arda benzer cümleler kuranlar, art arda tahliye olmaya başladı. Her çıkan, geride yeni bir yalancı tanığın daha doğmasına yol açıyordu<strong>. </strong>Hayatımda adını ilk kez duyduğum itirafçılar, daha doğrusu iftiracılar kendimin dahi bilmediği yönlerimi anlatıyor, ben de bu huylarımı gazetelerden okuyarak öğreniyordum.</p>

<p>İsmim bilmediğim ağızlarda çeşitli tariflerde dolaşıyordu. Bu furya öyle bir hale geldi ki, bir yalan hikâye uydurup tahliye olan şüphelinin avukatı da bir anda gözde avukat oluyor ve yeni müşteriler ediniyordu. Yoksa bu dosyada 5 itirafçı sanığın, sonradan aynı avukata sahip olmasını, tesadüf olarak niteleyemeyiz.</p>

<p>Sayın Başkan; madem planlı bir eylem sistematiği anlatıyorum, biraz ete kemiğe büründürelim. Medya dedim. Avukat dedim. Bir de savcılık var. Ülkedeki herkesi, Sayın Cumhurbaşkanı hariç herkesi, korkudan tir tir titreten Başsavcılık, bazı avukatların yarattığı borsayı izlemekle yetindi. Mehmet Yıldırım dendi, Selcen Akar dendi. Mücahit Birinci dendi.</p>

<p>Bunlar gerçek ki bazıları dava konusu bile oldu. Ben bu sistematiğe bir ekleme yapacağım. Malum soruşturmalar basit şüphe ile başlıyor ya benimki de basit bir şüphe. İçinde medya var, avukat var, itirafçılar var. İster istemez böylece iddia makamı da dahil oluyor.</p>

<p>Şimdi size çarpıcı bir tabloyu sunup, içeriğini anlatacağım.</p>

<p><strong>(GÖRSEL-BARKOVİZYON)</strong></p>

<p>Bir avukat var. Adı İsmail Mirsad Albayrak. Açık kaynaklardan görüyoruz ki; avukat bey Rasim Oğlan Kütahyalı ve Hilal Kaplan isimli medya mensuplarının avukatı. Hatta avukat bey sayesinde, öğreniyoruz ki üç harfli kısaltma seven şahsın 8 yıldır resmi polis koruması varmış. Türkiye Cumhuriyeti yasal -yasa dışı hiçbir kurumun, kirlenmemek için elini sürmeyeceği birini 8 yıldır bizim vergilerimizle koruyormuş.</p>

<p>Hilal Hanım da koruma kalkanında. Şimdi avukatımızın, müvekkilleri İmamoğlu Soruşturması sürerken neler yazmışlar, söylemişler bakalım:</p>

<p><strong>(GÖRSEL – BARKOVİZYON)</strong></p>

<p>Yüzlerce iftira ve yalanla, soruşturmanın gizliliğini ihlal etti. Diğer medya mensubu Hilal abla da; yolsuzluk dedi, eylem 13 için karanlık ayna dedi, o da soruşturma sürerken İmamoğlu ve bizler için üç harfli gibi, sistematik karalama kampanyası yaptı.</p>

<p>Medya- avukat ilişkisini gördük. Sırada avukat- itirafçı ilişkisinin haritası var. Ekrana verirsek, herkes tanık olur bu tuhaf haritaya. Dokuz maddeyle sırayla okuyalım.</p>

<p><strong>(GÖRSEL – BARKO İTİRAFÇI ŞEMASI GİRER)</strong><strong> </strong></p>

<p>1-) Dosyada 5’i itirafçı 6 sanığa avukatlık yaptı. 6 sanık da birden fazla ifade verdi.</p>

<p>2-) 22 Mart günü 6 kişiden sadece Hasan Özsoy isimli şüphelinin avukatıydı. Diğer 5 itirafçının avukatları farklıydı.</p>

<p>3-) Hasan Özsoy 30.04.2025’te itirafçı oldu. Eyüp Subaşı‘yı suçladı. 9 Mayıs 2025’te tahliye oldu.</p>

<p>4-) Tahliyeden 4 iş günü sonra 15 Mayıs 2025’te Eyüp Subaşı itirafçı oldu. Eşi tahliye edildi. Ekrem İmamoğlu - Fatih Keleş - Serdal Taşkın - Murat Ongun ve Ertan Yıldız‘ı suçladı. Aziz İhsan Aktaş‘tan sonra <i>‘’SİSTEM’’</i> diyen ilk itirafçı oldu.</p>

<p>5-) Hasan Özsoy’un tutuklu sahte faturacı arkadaşı Kabil Taşçı 27.05.2025’te itirafçı oldu. 29.05.2025’te tahliye oldu. 19.06.2025’te bir kez daha ifade verdi. Tahliye ifadesindeki avukatı İsmail Mirsad Albayrak idi. İlk avukatı başka biriydi. Vedat Şahin’i suçladı.</p>

<p>6-) Vedat Şahin, Kabil Taşçı’nın suçlamasından 11 gün sonra itirafçı oldu. 30 Haziran’daki ifadesinde avukatı İsmail Mirsad Albayrak idi. İlk avukatı farklıydı. Tutuklu bulunmaktadır.</p>

<p>7-) Rauf Cem Istranca, Kabil Taşçı ile aynı tarihlerde 29 Mayıs ve 19 Haziran’da ifade verdi. 7 Temmuz’da tahliye edildi. Etkin pişmanlık ifadesinde de avukatı İsmail Mirsad Albayrak idi. İlk avukatı başka biriydi. Serkan Öztürk ve Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney’i suçladı.</p>

<p>8-) Serkan Öztürk, Rauf Cem Istranca’nın tahliyesinden 22 gün sonra ifade verdi. 8 Ağustos’ta ikinci kez ifade verdi. 2 ifade de avukat olmadan alındı. 11.08.2025’te de İsmail Mirsad Albayrak’a vekalet çıkardı. Onun da ilk avukatı başka biriydi. 11.09.2025’te de 3. Kez İsmail Mirsad Albayrak ile ifade verdi. Tutuklu bulunmaktadır.</p>

<p>9-) Duygu Fikirli. İlk avukatı farklıydı. 3 Eylül’de İsmail Mirsad Albayrak’a vekalet verdi. 5 Eylül’de itirafçı oldu. 24 Eylül tahliye oldu.</p>

<p></p>

<p>Durum Tespiti’nde son bölümü anlatmadan, bir şey söylemek isterim.</p>

<p>Nisan ayının 2. haftasının başıydı. Eylem 13’ten yargılanan Emrah Yüksel kürsüye geldi. Ve siz ona dediniz ki: <i>‘’Şu 13 nolu eylemi şöyle güzel güzel anlat da Emrah; en zorlandığımız eylem. Sıralamayı ona göre belirledik zaten.</i><i>’’</i></p>

<p>Bu cümle beni hayal kırıklığına sürüklerken, büyük bir şüpheye de gark etti. Sadece bu eylemi anlamakta zorlanan heyet, demek ki Şişli’nin dev imar ihtilafını, KİPTAŞ’ın işlerini, Raylı Sistem İhalesine dair suçlamayı, Asfalt ve Kışla mücadele konusunu, daha anlayanını görmediğim hafriyat konusunu, reklam ihaleleri ile ilgili suçlamaları, 5 farklı dairenin etkinlik ihaleleri ile ilgili iddiaları ve hatta Capacity’nin depreme dayanıklı olup olmadığına dair meseleyi anlamıştı. Orada belki konunuz rüşvet iddiasıydı ama bu iddianın temeli de binanın temeliyle ilgilidir. Sağlamsa başka, değilse başka. O top da size kaldı. Bugünden demiş olayım.</p>

<p>Eğer tüm bunları gerçekten tam manasıyla kavradıysanız, ki siz bunu daha Nisan ayı başında ilan ettiniz, içimden dedim ki; <i>‘’Şu an İBB’yi yönetecek en iyi isim mahkeme başkanımız. Geçmiş 2’si ve mevcut genel sekreter elinize su dökemez.’’</i> Sayın Başkanım.<i> </i>Anlayamazsınız!</p>

<p>Nisan’da da anlayamazdınız, bugün de anlayamazsınız. Çünkü kaynağınız yanlış. Sizin kaynağınız bu iddianame. Bu kaynakla İBB sırrını çözemezsiniz. Çünkü gerçekler, bu kurgu eserde yazmıyor. Sadece gizlenen gerçekler var, onları da ben sırayla size arz edeceğim. İddianamenin gerçek yüzünü o zaman görecek ve her şeyin doğrusunu herkes anlayacak.</p>

<p>Buna geleceğiz, ben şimdi size sizi ilgilendiren 3. Bölüm’ü anlatayım.</p>

<p></p>

<p>Ne demiştim? Bu Bölümün Adı: Var Mısın, Yok Musun?</p>

<p>Ekrana da verebilirsek.</p>

<p>Size bu süreçte verilen mesajları Var Mısın Yok Musun subliminal mesajıyla verdiler. Ben subliminal diyorum ama nezaketen. Yoksa gayet açık-seçik bir durum.</p>

<p><strong>(BARKOVİZYON – GÖRSEL- VAR MISIN?)</strong></p>

<p>Elimdeki tablo İmamoğlu Soruşturmasına Katkı Veren Yargı Mensuplarının Terfi Durumu. Yani daha iyi bir yaşam vaadinin vücut bulmuş hali!</p>

<p>(Liste – Okurum) Bu listenin adı Var Mısın? Size diyor.</p>

<p>Bu da diğer subliminal mesaj. Adı: Yok Musun? Onu da size diyor!</p>

<p><strong>(BARKOVİZYON – GÖRSEL- YOK MUSUN?)</strong></p>

<p>Bu tabloda Ekrem İmamoğlu lehine karar veren yargı mensuplarının durumu. Gezelim Görelim Anadolu tadında. Tenzili rütbe kıvamında.</p>

<p>Şimdi 2 tabloda ortada. Bunların tamamı mahkememiz başlamadan yaşandı. Düşünsenize bakan bey duruşmaya tam 1 ay kala atandı.</p>

<p>Bu gösterinin adı nedir acaba? Bu mesajın anlamı belli, adresi belli. Bu yaşananların bir mesaj olduğunu düşünmem hatalı mı? Bu bir tehdit veya ödül vaadi değil de nedir? Birilerinin size; Var Mısın yoksa Yok Musun dendiğini gayet net görüyoruz.</p>

<p>Değerli Heyet; 20 Ekim 2025 günü, hem Sayın Yargıtay başkanımız hem de Sayın AYM başkanımız, Diyarbakır’da bir etkinlikte konuşmacılardı. Yargıtay Başkanımız Sayın Kerkez, orada yaptığı konuşmada şöyle dedi:</p>

<p><i>’’Her bir iddianamemiz yalnızca suç isnadı değil aynı zamanda adalet yolunda yakılan ışık olmalıdır.’’ </i></p>

<p>Önümüzdeki iddianame değil ışık, dibini aydınlatan bir mum bile değil. Konsepti de, Türkçesi de, mantık kurgusu da, delil durumu da perişan! Bunu ben 1 biliyorsam siz 10 biliyorsunuz. Yine de sınıfta kalan yazarlarına, sınıf atlattırdılar. Çünkü Türkiye’yi hiçbir şeyin gerçek olmadığı, her şeyin mümkün olduğu bir ülkeye çevirdiler. Liyakat; Türkiye’de artık kuralsız ve sınırsız adanmışlığın adı oldu.</p>

<p>1 yıldır tutukluyum. 1 yıl ilk başta kulağa insan ömrü içinde çok uzun bir zaman dilimi gibi gelmiyor. Oysa mesele sadece hücreye tıkılmak da değil. 1 yıldır kaynağının neresi olduğu belli olan haberlerle medya linçimiz de devam ediyor. Hayatınızda ilk kez girdiğiniz ve uyum sağlamaya çalıştığınız hapishaneden, bir gece yarısı hastaneye götürülüp, sabahın ilk ışıklarıyla bilmediğiniz bir başka cezaevine sevk edilmek de var bizim hikâyemizde. Ailemize yönelik hamleler, 3 kez basılan yuvamız, tutuklanan ya da adli kontrole alınan yakınlarımız da var bizim hikâyemizde.</p>

<p>Evinizi basmaları yetmiyor. Kızınızın kulağındaki küpeleri, oğlunuzun başucundaki harçlığı da soruşturmaya dâhil ediliyor. Sonra bunlar, medyada yazılınca, o dönemin Dezenformasyon Başkanlığı bu haberleri yalanlıyor. Oğlumun harçlığının kasadan çıktığını belirtiyor. Zeka küpleri. Kasaya oğlanın harçlığını koyup, üzerine <i>‘’Koray’ın Harçlığı’’</i> mı yazdık? Nereden anladın? Birazcık zekâ kullanın bari. Ama Allah büyük. Benim evlatlarıma <strong>yapılanları hafife alıp yalanlayan o birimin başkanının adı her türlü rezilliğe karıştı ve görevden alındı. Tabii ki tutuklanmadı</strong>. Hatta yeni iş buldu. Çocuklar üzerinden algı yaratmaya çalışan bu zatın, kendisini en son Akın bakanımızın devir teslim töreninde alçak koltuğunu kaldırmaya çalışırken gördük. Kaldıramadı da. Kaldırmayı beceremeyince şahsı ortadan kaldırdılar. Perde arkasından çalışıyor şimdi. Aklı sıra gizli.</p>

<p>Sayın Heyet;</p>

<p>Mahkeme salonlarında Dreyfus davasına çok atıf yapılır da o dönemin medyasından pek bahsedilmez. Dreyfus’u elde hiçbir delil olmadığı halde vatan haini ilan edenlerinde medyası vardı. Onun, aleyhinde şiddetli kampanyalar yapan Fransız Libre Parole gazetesi gibi. O günlerin Fransız Parolası, bugünlerin Sabah’ı oldu, Yeni Şafak’ı Oldu, TRT’si oldu, A Haberi oldu.</p>

<p>Tarih tekerrürden ibarettir derler ya, doğru! Bizim Zola’mızda CHP Genel Başkanı Özgür Özel oldu. Her gün hissettiğimiz CHP milletvekilleri oldu. Zola’nın, <strong><i>İtham Ediyorum</i></strong> yazılarına yer veren o küçük Fransız gazetesi, bugün bize biraz nefes aldıran Halk Tv, Sözcü grubu Cumhuriyet, Birgün oldu. Cesur, bağımsız gazeteciler oldu.</p>

<p>Allah bireysel destek olan herkesten de razı olsun.</p>

<p>Demem o ki efendim, ne ilk kez siz, ne ilk kez biz siyasi bir dava ile huzurdayız. Tarihte de çok olmuş, bugün de oluyor, yarın da olacak. Taktik değişmiyor! Önce siyasi hedefe uygun strateji belirlenir ve ardından o doğrultuda kanıtlar, ya da bugünkü gibi beyanlar yaratılır. Seçilen kurbanlar yargılanır.</p>

<p>Böylece koltukta gözü olan ‘<strong><i>küstah’ </i></strong>elenir.</p>

<p><strong>DEDİĞİM GİBİ ŞÜPHEYİ </strong>odağıma alıp okudum iddianameyi. İlk şüphem soruşturmayı ve operasyonu önceden haber aldığımız açıklaması ile doğdu. Bildiğiniz gibi medyada, polis teşkilatımız ima edilerek polis içinden köstebeğimiz olduğuna dair iddialı haberler, yorumlar yapıldı. Emniyet mensuplarımız zan altında bırakıldı. Akabinde yeni dalgalarda Jandarma’nın kolluk olarak kullanılması bu iddiaları daha da kuvvetlendirdi. Zaman böyle akıp giderken, 2 Eylül’de, 2025-2026 Adli yılı açılış töreni oldu. Orada bulunan gazetecilerin yazdıklarından öğrendiğimize göre dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı bugünün Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek ‘<strong><i>Soruşturmadan ilk Murat Kapki haberdar oldu. Mülklerini Ocak ayında başkasına devretti’</i></strong> demiş. Okuduk. O yüzden operasyon hızlanmış.</p>

<p>Bu açıklama beni şaşırttı. İddianameyi dikkatli okuyanları da şaşırtmıştır. Çünkü Murat Kapki, 24 Haziran 2025 tarihli etkin pişmanlık ifadesinde soruşturmayı ne zaman, hatta kimden öğrendiğini bile anlatmış. Kendi beyanı var. Üstelik Ocak ayında da değil! Daha geçmişte taa başlangıçta öğrenmiş. Bakın ifadesinde ne diyor:</p>

<p>“<i>Gözaltına alınmadan önce 2024 senesinin Ekim ayında Ahmet Çiçek beni soyadını hatırlamadığım Çetin adında bir şahısla Ferko’daki ofisime gelerek tanıştırdı. Bu şahıs bana hakkımda bir soruşturma yürütüldüğünü, soruşturmanın gizli olduğunu, yardım edebileceğini söyledi.2025 senesinin ocak ayında Çetin isimli şahsı çağırarak tekrar görüştüm. Bu görüşmede benden 100 bin dolar vermem karşılığında bana listede kimlerin olduğunu ve olayın ne olduğunu bana bulabileceğini ve listede olmam halinde belirleyeceği bedel karşılığında da listeden adımı sildirebileceğini söyledi. Ben bu teklifi kabul ettim fakat parayı peşin istedi. Ben de bana gerekli bilgileri getirmeden parayı vermeyeceğimi söyledim. Çetin de o zaman <strong>BİZ DE</strong> seninle çalışmıyoruz diyerek şirketimden ayrıldı.’’</i></p>

<p>Sayın Başkan, Çetin ben de seninle çalışmıyorum demiyor. Çoğul söylüyor: ‘<i>’biz de seninle çalışmıyoruz’’</i> diyor. Tek değil yani. Bir ekip kastediyor! Başından sonuna bizim dosyada hep para konuşulması pek tesadüf gibi durmuyor.</p>

<p>Murat Kapki gözaltına alınınca gizemli Çetin eşini aramış ve parayla çıkarırız, demiş. Şimdi böyle okuyunca insan merak ediyor. Yüzyılın gizli soruşturmasını daha bismillah başladığı Ekim ayında bilen ve sızdıran bu Çetin kim diye... Öyle ya 10 gün gizli kalmamış 100 yılın dosyası.</p>

<p>Çünkü adam gerçekten biliyormuş ki,19 Mart operasyonu oldu. Ben de merak ettim ve iddianameyi taradım. Mutlaka gizemli Çetin’in ifadesi alınmıştır diye umdum. Aradım taradım yok. Ne ilginç, sadece ben merak etmişim, iddia makamı hiç ilgilenmemiş. Üstelik Gizemli Çetin’i, Murat Kapki’ye getiren, Ahmet Çiçek isimli şüpheliymiş.</p>

<p>Ahmet Çiçek de bu dosyada itirafçı. Sanık şu an.</p>

<p>İfadesi alınmış ve inanır mısınız, bu iddianameyi yazanlar ‘<strong><i>bizim gizli soruşturmamız 18 Ekim’de başladı. Yüzyılın Soruşturması adını verdiğimiz bu gizli dosyayı daha açılır açılmaz, Murat Kapki’ye bildiren Çetin kim? Onu sen getirmişsin’</i></strong> diye sormamış bile.</p>

<p>Çetin hala aramızda özgürce geziyor. Belki yeni soruşturma dosyalarından haberdar oluyor ve muhataplarına para karşılığı onları soruşturmadan çıkartma vaadi veriyor. Etrafta böyle dolaşan biri var ama hiç merak edilmiyor.</p>

<p>Üstelik Çağlayan Adliyesi’ni kullanarak iş gördüğü halde kimliği merak edilmiyor. Savcılar merak etmeyince, ben merak ettim. Adamı buldum, üstelik hücremden. Adı Çetin Ayaz. İşyerini söylüyorum; Kartal İSTMarina AVM yanındaki S1 blok. S2 de olabilir. Hücreden anca bu kadar. Çetin o dev gibi, altın sarısı çirkin gökdelende işini görüyor. Belki ilgilerini çeker. Bir de şahıs daha önce herhangi bir adliyede görev almış mı acaba? Bazı iddialar duydum.</p>

<p>Peki dosyayı bilen sadece Çetin miydi? İtiraf ediyorum Çetin gibi ben de bu soruşturmadan haberdar oldum. Çetin’den daha geç tabii ki Kasım 2024 ortalarında. 18 Kasım 2024 tarihinde ailemle yurtdışındaydım. Kızımın üniversite ve yurt kaydı ilgileniyordum. Ben İtalya’da iken Whatsapp’tan beni bu dosyada tutuksuz sanık olarak bulunan itirafçı Cüneyt Yakut isimli şahıs aradı. Dedi ki; ‘<strong><i>Savcı Aykut Çelik sizi, İBB soruşturması için ifadeye çağırmış. Tebligat yollamış ama evde kimse bulunamayınca tebliğ yapılamamış</i></strong>’ dedi.</p>

<p>Gerçekten de ailemle evde değildim. Ertesi gün bir arkadaşımı bağlı bulunduğumuz muhtara gönderdim oraya bırakılmıştır diye, orada da tebligat yoktu. Yetinmedim o zamanki avukatım Serkan Günel’i aradım. Savcı beyin adını verdim ve ziyaret etmesini, eğer gerçekten beni ifadeye çağırdıysa hemen döneceğimi söyledim. O da şimdi, terfi edip başsavcı yardımcısı olan Aykut Beyi makamında ziyaret etti. Aykut Bey böyle bir tebligat olmadığını söylemiş ama benim kimden duyduğumu merak etmiş. Avukat Serkan Bey de bilmediği için kendisine söyleyememiş.</p>

<p>Avukatım, beni arayıp bir tebligat olmadığını söyleyince ben de dönüp Cüneyt Yakut’u aradım. Ailemle yurtdışında iken böyle asparagas bir bilgiyi, doğruymuş gibi iddialı bir şekilde aktardığı için, kendisine sitem ettim. ‘’Ben sitem edince Cüneyt Yakut verdiği bilginin doğru olduğu konusunda ısrar etti. Çünkü bilgiyi, yeğeni olduğunu söylediği <strong>Cumhuriyet Savcısı Kerim Ali Yakut’un verdiğini belirtti. </strong>Soy isimleri aynıydı. Yine de böyle bir savcı var mı, doğru mu konuşuyor diye merak ettim. Araştırdım. Gerçekten de Çağlayan Adliyesi’nde böyle bir savcı vardı. Zaten Türkiye’ye döndüğümde yanıma gelen Cüneyt Yakut bizzat cep telefonundan bazı şeyler gösterdi. Kendisi, soruşturma kapsamında tüm bilgileri, Savcı Kerim Ali Yakut’tan aldığını ve bize bildirdiğini, bundan da savcının haberi olduğunu söyledi. Yeğenim dediği savcıyı böyle anlatınca ben de kendisine inandım. Bir soruşturma olduğuna kani oldum. Bu 2 şahıs arasında gerçekten akrabalık bağı var mı, varsa bile aralarında bir iletişim trafiği mevcut mu, -HTS- Baz gibi - onu kıymetli mahkemeniz arzu ederse tespit ettirebilir. Ben sadece Cüneyt Yakut’un anlatımlarını dile getiriyorum. Bir de, İstanbul Emniyeti’nin haksız yere hedef yapıldığını ortaya koyuyorum.</p>

<p>Sayın Başkan; mahkeme huzurunda bir bilgiyi de paylaşmak isterim. 26 Nisan 2025 Cumartesi sabahı yapılan 2.Dalga İBB operasyonunda eşim de gözaltına alındı. Büyük bir şok ve üzüntü yaşıyordum. Ertesi gün, yani 27 Nisan 2025 Pazar günü saat 14:15’te bana bir avukat ziyareti oldu. İlk ve son kez ziyaretime gelen bu avukatın adı Beliz Özkan’dı. 15 aydır sadece 27 Nisan günü bana geldiğini cezaevi kayıtlarından görebilirsiniz. Avukatım iletir. Görüşme kabinine girer girmez bana <i>“Beni hem sizin hem benim ortak şişman arkadaşımız gönderdi.’’</i> dedi. Cüneyt kiloludur biraz. Ben de kendisine şifreli konuşacak durum olmadığını, Cüneyt Yakut’u mu kastettiğini sordum, <i>‘’evet’’</i> dedi. Sonra, Cüneyt Yakut’un kendisine söylediklerini bana aktarmaya başladı. Şöyle dedi; <i>“Biliyorsunuz, size anlatmış Başsavcılıkta yakın tanıdıkları var. Kendisi de benzer şekilde tahliye edilmişti. Ortak arkadaşımız diyor ki 1.000.000,00 $ verirse, eşinin tutuklanmamasını sağlarım.”</i> Avukat gayet açık sözlüydü, işi halledecek ismi bile veriyordu ama ben dile getiremeyeceğim. Cezaevinde avukat kabininde benden 1 milyon dolar talep edilince şok oldum. Avukat sözünü bitirdi ama ben dona kaldım. Benden yanıt gelmeyince Avukat Beliz Hanım, pazarlık yapıyorum zannetti sanırım ve şöyle dedi: <i>“Kendisi ben de 300.000,00-400.000,00 $ var, 600.000,00-700.000,00 $ dolar verse bile hallederiz.” </i>dedi. Avukata “<i>Benim eşim suçsuz ayrıca böyle bir param da yok.’’ </i>diyerek görüşmeyi bitirdim. Avukat Beliz Özkan hakkında 7 Ocak 2026 tarihinde 2975 numaralı dilekçe ile İstanbul Barosuna şikâyette bulundum.</p>

<p><strong>(EK Avukat Beliz Özkan Hakkındaki ŞİKâYET Dilekçesi)</strong><strong> </strong></p>

<p>Bazen düşünüyorum. Daha gözaltına alınırken ev hapsi verileceği beliydi de, birileri bunu ticarete mi çevirmek istedi, diye. ŞÜPHE İŞTE.</p>

<p>1 Milyon dolar talebinden sadece 1 gün sonra Cüneyt Yakut’un erkek kardeşi Ali Yakut gözaltına alındı. Emniyet ifadesinden, saatler sonra tekrar gözaltına alındı. Bu kez savcı Cahit Cihad Sarı’ya ifade verdi. İlk beyanının aksi yönünde konuşan Ali Yakut, eşim aleyhine ifade verdi. 24 saat dolmadan 2 zıt ifadeydi bu. Takdir sizlerin; içinde çok sıfat, çok isim ve para olan tuhaflıklar zincirini anlattım.</p>

<p>Velhasıl Sayın Başkan, <strong>soruşturma bilgisine haiz olmama rağmen benim yaşamımda bir değişiklik olmadı. İşlerimi yine her zamanki gibi yaptım. Para kaçırmadım ya da mal devretmedim. İş hayatımı, özel hayatımı, nasıl yaşıyorsam öyle yaşamaya devam ettim. </strong>Çünkü yaptığımız yanlış ya da usulsüz bir şey yoktu.</p>

<p>2 Eylül 2025 günkü adli yıl açılışında basınla yaptığı sohbette, Sayın bakan beyin demeciyle Murat Kapki’nin, 2025 yılı Ocak ayında mallarını devrettiğini öğrenmiştik. İddianame, Masak Raporları, kolluk tutanakları ortaya çıkınca Murat Kapki’nin malları kime devrettiğini de öğrenmiş olduk. Ayrıntısını ifadesinde anlattığı gibi, Murat Kapki 1 günde, Acarkent Sitesi’ndeki 7 ayrı mülkünü birden aynı anda yine kısa süre sonra Acarkent’te 4 katlı bir villasını da İsmail Kaan diye birine devretmişti. Bununla da kalmamış aynı zamanda, aralarında radyo ve youtube kanalının da olduğu 3 firmasını da yine aynı gün İsmail Kaan isimli şahsa devretmişti. Açıkçası Kapki, neredeyse tüm birikimini İsmail Kaan’a güvenip devretmiş.</p>

<p>Yani sayın eski başsavcının <i>“malları kaçırdığı aklamaya çalıştığı”</i> dediği olayın 2 ana kahramanı var. Biri tutuklu sanık Murat Kapki diğeri özgür insan İsmail Kaan. <strong>MASAK Raporu’nda 14 Ocak 2025 tarihli bu devirlerin aynı günde yapıldığını görebilirsiniz. Ayrıca MASAK uzmanları hazırladıkları bu rapora kocaman bir şekilde bu işlemler için ŞÜPHELİ İŞLEM uyarısı koymuş.</strong> <strong>(EK 2- MASAK RAPORU)</strong></p>

<p><strong>(A4 KARTONET -GÖRSEL – ŞÜPHELİ İŞLEMLER İBARESİ BÜYÜTÜLSÜN)</strong></p>

<p>Özetle, Acarkent’te 8 mesken ile 3 firma devri olmuş. Kime İsmail Kaan’a. Bunu elde tutalım. Çünkü bir devir daha var. Aynı tarihlerde. Bu kez Murat Kapki, Merdivenköy’de 1 dükkân 1 mesken, Silivri’de de 2 mesken olmak üzere 4 mülkünü aynı tarihte avukatı Zeynep Tezcan’a devretmiş. Doğal olarak işlem de şüpheli bulunmuş. Zeynep hanımın ifadesi alınmış ve şu an bu dosyada ‘<strong><i>TCK 37 delaleti ile TCK 220/7, 53/1-2-63 ve CMK 325/1</i></strong> maddeleri <i>ve TCK m.37 delaleti ile 282/1-4-5, 53/1-2, 63, 54, CMK 325/1 maddeleri</i> uyarınca cezalandırılması isteniyor. Burada, Silivri’de 2 mesken Merdivenköy’de 1 dükkân 1 mesken devri için.</p>

<p>Oysa Acarkent’te kocaman villalar dahil 8 mesken ve 3 şirket devri yapılan İsmail Kaan, tıpkı soruşturmayı sızdıran Çetin gibi, hiç merak edilmemiş. Emniyete davet dahi edilmemiş. Bir kere olsun ifadeye çağrılmamış. Murat Kapki tutuklu Zeynep Hanım tutuksuz sanık olurken, İsmail Bey 2 kere de yırtmış. İsmail beye helal olan, Zeynep hanıma neden yasak? İsmail, Zeynep’ten daha şüpheli iken nerede bu şahıs? Mal devreden hücrede, devralan evinde.</p>

<p>Türkiye bir hukuk devleti ve adalet önünde herkes eşit sonuçta.</p>

<p>Öyle deniyor, resmi beyanlarda. Daha önemlisi Anayasa’da! 10. Maddede, öyle diyor.</p>

<p>MASAK Raporu’na göre, Acarkent’teki evler- villalar ve şirketler için İsmail Kaan sadece 995 bin dolarlık ödeme göndermiş görünüyor. Hak verirsiniz ki Acarkent’te 995 bin dolara değil 8 ev, Murat Kapki’nin villasının 1 katının yarısını dahi satın alamaz. Zaten, Kapki’nin beyanında tek ev satışının 5 milyon 750 bin dolara yapıldığı belirtiliyor.</p>

<p>MASAK uzmanı, o yüzden şüpheli işlem diyor, bu devirlere!</p>

<p>Peki, efendim avukat Zeynep Tezcan’ı bu dosyada sanık yapan şey, İsmail Kaan’a neden hiç uğramıyor? İddia makamı malvarlığı aklama şüphelisi olan bu zat-ı muhteremi neden ifadeye bile davet etmiyor? Murat Bey’e, Zeynep Hanım’a uygulanan muamele ona neden uygulanmıyor?</p>

<p>Hakikate ulaşmak için sorduğum bu sorular haksız mı? Buradaki çok farklı 2 uygulamadan şüphelenmem anormal mi? Yüzyılın Soruşturması, operasyonu hızlandıran eylemin 2 tarafından birini hiç merak etmeyince, benim merak etmem tuhaf mı?</p>

<p>İsmail KAAN kimdir?</p>

<p>İsmail KAAN, TÜRGEV Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı yapmıştır. Babası Osman KAAN İlim Yayma Cemiyeti’nin yönetiminde yer almış, yurt yaptırıp cemiyete vermiş, AK Parti’nin kuruluşunda yer almış ve kurucusu olduğu Kaanlar Vakfı Cumhurbaşkanlığı kararı ile vergiden muaf bile tutulmuştur. Kardeşi Ahmet KAAN, AKP İstanbul İl Yönetim Kurulu’nda başkan yardımcısı olarak görev yapmıştır. Vakfın, bugün yargı dünyasının ünlü simalarına hukuk öğrencisi iken burs verdiğini de iddia edenler olmuştur.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Bir başka sakatlığa geçeyim. Sakat iddianamede gizlenen olguya!</p>

<p>Operasyonun ilk gününden bu zamana kadar adı çok sık anılan biri var. Fezlekede varlar, tevdi raporlarında varlar, soruşturmayı başlatan dilekçe sahibi Sedat Kapıdağ da onları anlatıyor. İfadeleri 50’den fazla eylemde kullanılan en gözde tanıklardan Selman Narman, Hakan Karaköse dahil herkes onları anlatıyor. Her yerde adları geçti.19 Mart’ta gözaltına alındılar ardından tutuklandılar. Milyarlarca liralık vurgunu beraber yapmakla suçlandık. Kimden bahsediyorum? İLBAK ailesinden. 4 erkek kardeş de şüpheliydi. En büyükleri Mustafa Bey yurt dışında olduğu için gözaltına alınamadı ama Murat-Yusuf ve Ali İlbak gözaltına alındı ve tutuklandı. Murat İlbak’la 23 Mart’ta aynı mahkemeye düştük. Bana bağlı örgüt üyesi olmak ve rüşvet vermekten tutuklandı.</p>

<p>İyi tanışırız kendisiyle. <strong>Birlikte Silivri’ye gönderildik, aynı araçla. 3 hafta sonra aynı gün de ben Çorlu’ya, o Bandırma’ya sevk edildi Silivri’den.</strong></p>

<p>Diğer 2 kardeşi <i>de</i> Silivri’de tutukluydu.</p>

<p>Yaklaşık 40-45 gün sonra Mayıs sonu gibi Murat İlbak’ın tahliye olduğu haberi geldi. <i>“Bu da itirafçı olup bir şeyler uydurdu herhalde”</i> diye düşündüm. Murat beyin tahliyesinden birkaç gün sonra Haziran ayı tutukluluk incelemem vardı. Çorlu’daki cezaevimden SEGBİS yöntemiyle duruşmaya katıldım. Kendim katıldım çünkü bizim avukatlarımızdan duruşmanın yapılacağı mahkeme duruşma saati bile gizleniyordu.</p>

<p>Evet gizleniyordu. Duruşmaya bağlandım mahkeme salonunda sadece bir kadın avukat gördüm. İçimden ‘<i>becerikli avukatmış bak bulmuş hangi mahkeme olduğunu</i>’ dedim. Kısa süre sonra avukat hanımın benimle beraber tutukluluğu incelenen Yusuf ve Ali İlbak beylerin avukatı olduğunu öğrendim. Onlar SEGBİS’e bağlanmadı. Duruşma bitti. Aralarında benim de olduğum <strong>100’den fazla kişi için yapılan tutukluluk incelemesinin sadece 2 şanslısı vardı: İlbak kardeşler. Yusuf ve Ali İlbak tahliye oldu. 100’den fazla kişi tekrar tıpış tıpış hücre ve koğuşlarımıza döndük.</strong></p>

<p>İnanın bu tahliyelere çok sevindim. Benim için cezaevinden çıkan herkes mutluluk kaynağı. Sadece, Murat İlbak’ı tanıdığım için merak ediyordum, itirafçı olup da mı çıktı diye. Yakıştıramıyordum ona. Düzgün, iyi eğitimli kaliteli bir iş insanıdır.</p>

<p>Meraktaydım, çünkü itirafçı olan herkesin beyanı 1 gün sonra Sabah, daha ayrıntılı hali de 2 gün sonra Yeni Şafak gazetesinde yayınlanıyor, ben de soruşturmamı bu 2 gazeteden detaylarıyla izliyordum. Lakin Murat beyin ifadesi hiç yayınlanmadı. 2 hafta 3 hafta geçti, yine çıkmadı. İyice meraklandım, çünkü bu ilk kez oluyordu. Ticari hayatını merak ettim. Onun da malvarlığına el konmuş, şirketlerine kayyum atanmıştı.</p>

<p>Acaba kayyum sürüyor muydu? Öğrendim ki kalkmış. Şirketleri geri almış. Çok sevindim. Bu kez başka bir şeyi merak ettim.</p>

<p>Ev hapsiyle mi çıkmıştı, yoksa imza atma şartıyla mı? Öyle ya hem bunca suçlama, hem sürpriz, tahliye, bunların üzerine bir de yurt dışına çıkış serbestisi gelecek değil herhalde…</p>

<p>Efendim inanır mısınız o da gelmiş.</p>

<p>Hem de cezaevinden şahit oldum buna.</p>

<p>Gözlerimle… Anlatayım. Geçen yaz başı Avrupa Basketbol Şampiyonası var. Turnuvayı izliyorum, 12 dev adam tarih yazıyor ve Almanya ile son şampiyonluk maçına kaldılar. Maç inanılmaz çekişmeli ben de 10 metrekarelik hücremde 24 inçlik küçük televizyonumda heyecanla izliyorum. Maçın son 2 dakikası, az farkla öndeyiz. Almanya mola aldı ve TRT 1 reklama gitti. Hemen çayımı koydum. Reklam bitti TRT maça döndü ve koca tribünde sadece 1 Türk taraftara zoom yaptı kameraman, Yakın plan göğüs çekim, 1 Türk taraftar, TV’deydi.</p>

<p><strong>Hala gözümün önünde, bizim Türk telefonuna bakıyor. Çayımı püskürttüm, çünkü Murat İlbak’ın yurtdışı yasağının kalktığına, Litvanya’nın Riga kentindeki maçta olduğuna, bizzat TRT1 ekranlarında canlı yayında şahit oluyordum. İstemsiz bir <i>‘’vay anasını yaa’’</i> dedim bağırarak. </strong></p>

<p>İlbak ailesinin yanlış bir intibaya kapılmasını istemem. Gerçekten Murat Bey de abisi Mustafa Bey de tanıdığım kadarıyla nazik, güngörmüş beyefendi insanlar. Hem böyle değerli insanların, değil sadece tahliyesi, normal hayatlarına kısa sürede geri kavuşmaları beni çok umutlandırdı. Hele hele adlarının 1087 kez zikredildiği bu iddianamede, sanık olmamaları sevincimi doruğa taşıdı. Öyle ya İstanbul’un en büyük reklamcısı artık sanık bile değil. Doğal olarak iddianamede Eylem 61 ile başlayıp Eylem 76 arasında yer alan 16 reklam ihalesi dosyası da böylece çöp oluyordu. Çünkü iddianameye temel olan tevdi raporu ve fezlekenin işaret ettiği en önemli şüpheli, suçsuz bulunmuştu. Tartışmalı olsa da bilirkişi raporlarına göre diğer ihaleler onunkinden çok daha masumdu. E sözde azılılar suçsuz bulunmuşsa, Murat Kapkiler, Hüseyin Köksallar, Alper Aydınlar, Nihat Sütlaşlar da suçsuz demektir. Doğal olarak, bizlerin de reklam ihalelerinde suçu olduğu iddiası çökmüş oldu. Raporlar ve rakamlarla. Ayrıntısına reklam ihalelerine dair suçlamalarda gireceğim. Beraber göreceğiz.</p>

<p>Öyle ya İlbak’a helal olan, diğerlerine neden haram ve yasak olacak ki? Türkiye bir hukuk devleti ve adalet önünde herkes eşit sonuçta. Öyle deniyor, resmi beyanlarda. Ve Anayasa’nın 10.maddesinde.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>(ANAYASA MADDE 10 – A4 KARTONET)</strong></p>

<p>Sayın Başkan; Anayasa’nın 10. Maddesi şöyle diyor:</p>

<p><strong>Madde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. </strong></p>

<p>Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. <strong>(Ek cümle: 7/5/2010-5982/1 md.) </strong>Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz.</p>

<p>Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz.</p>

<p><strong>Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.</strong></p>

<p>Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (…)<a name="_ftnref9"><sup>[9]</sup></a> kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.</p>

<p></p>

<p><strong>Değerli Heyet;</strong> yüzyılın soruşturmasına göre bir de pırlantalar var. Pırlanta derken pırlanta gibi insanlar ve pırlantavari şirketlerden bahsediyorum. Biz edepsiz faniler, her türlü hataya ve yanlışa düşerken, bu pırlantalar hep dürüst ve ahlaklı işlere imza atıyor. Bizim gibi <i>“sistematik yolsuzluk bağımlısı” </i>olanlar dahi, onlarla masaya oturduğunda edepli ve ahlaklı fanilere dönüşüyor. Her ne kadar iddianameden buharlaşmış olsalar da İlbak ailesi dâhil, İstanbul’da ne kadar açık hava reklamcısı varsa hepsi bu dosyada kendine yer buldu. Çoğu sanık, azı tanık. Ama istisnasız hemen hepsinin adı dosyada var. İBB Reklam Yönetim Müdürlüğü bürokratları-Kültür A.Ş. ve Medya AŞ’de reklam alanıyla ilgili ne kadar personel varsa da, ben de dâhil hepimiz de sanığız. Yani bizler de bir sorun var. İddianameye göre, biz ve reklamcılar bir araya gelince mutlak bir yolsuzluk usulsüzlük yapıyoruz. İhaleye fesat karıştırmadan duramıyoruz.</p>

<p>Ve fakat bu döngü öyle bir an geliyor ki tersine dönüyor. Bizler yasalara uygun ihale yapmaya başlıyoruz. <strong>Filmlerde kurt adam, bir an gelir normal insan halini alır ya, işte onun gibi</strong>.</p>

<p>Sadece ne zaman edepli oluyoruz biliyor musunuz?</p>

<p>PANOUT firması ile masaya oturunca. 1,5 yıl önce kurulan şirketle, 20 yıllığına İETT durakları reklam ihalesi kazananlar onlar. Pırlantalar yani.</p>

<p>Onlar o kadar pırlanta gibi insanlar ki, ‘<strong>’yolsuzluk bağımlısı’’</strong> bizler bile onlarla sözleşme yaparken, içimizde yükselen manevi duyguların dalgalarında kaybolup, huşu içinde en halis sözleşmelere imza atıyoruz. <strong>Çünkü bizim dönemimizde yapılan sözleşmelerden suça konu yapılmayan tek ihale, Sayın Halil İbrahim Bacacı isimli kıymetli iş insanımızın şirketi, Panout firmasıyla yapılan revize sözleşme</strong>.</p>

<p>İlk sözleşme, Ak Parti yönetimi görevdeyken yapılmış. 20 yılı oradan olmış. Bizim dönemimizde ise, bana göre daha avantajlı bir hale getirilerek sözleşme revize edilmiş. Şu revize sözleşme başkasıyla yapılsa, üzerinde kıyamet koparırdı iddia makamı. En az 10 tutuklusu olurdu. Bunu ise görmezden gelmiş. <strong>Üstelik Kültür AŞ adına bu sözleşmeye imza atan yetkili, bu iddianamede sadece 1,5 yıllık her faaliyeti suç olarak iddia edilen Serdal Taşkın arkadaşımız </strong>. Sevgili Serdal belki anlatır hangi duygulara gark oldu da, bir tek PANOUT ile alengirli iş çevirmedi. Oysa Murat Kapki burada anlattı. <i>‘’Metrekaresine 8 bin lira verdiğim yer, elimden alınıp H. İbrahim Bacacı’ya 2 bin liraya verildi.’’ </i>dedi. Bu sözler, bu iddialar; duyan kulaklar için önemli olmalıydı.</p>

<p><strong>Sözde yüzyılın soruşturması, sahibinin terk ettiği bu iddianame benim bunlara inanmamı, bu sapmaları, bu çarpıklıkları kabul etmemi mi bekliyor</strong>? Bana 10 asır hapis cezası isteyerek bunları sineye çekeceğimi mi düşünüyor? Ben sanık olabilirim ama sanık da mahkemeden hakkını ister. İstiyorum Sayın Başkan. Biri anlatsın lütfen!</p>

<p><strong>Zeynep’e var İsmail’e yok. İlbak iyi Köksal kötü. Herkes günahkâr PANOUT masum öyle mi?</strong> Daha çok örnek sunacağım size. Bu daha başlangıç! Bu iddianamenin içinden çıkamayacaklar!</p>

<p>Değerli Heyet, Sayın Mahkeme Başkanım; <strong>NASAFET </strong>kelimesi insaf kökeninden türemiştir. Hakkaniyet hak ve adaletin gerektirdiği durum demektir. Yüceltilmiş adalet kavramıyla uyumlu olma halidir. Bu celselerin ve dava bütününün bu anlayışla, mantığa ve akla uygun sonuçlar vermesi gerekir.</p>

<p>Benim kimseden <strong>vicdani bir beklentim yok.</strong> <strong>Hele hele şunca masum aylarca boş yere hapis yatmışken, birileri hala vicdanım rahat diyebiliyorsa, hiç yok!</strong></p>

<p><strong>‘Elinizi vicdanınıza koyun’ şeklinde bir ifadeyi kullanmayacağım, Bu duruşmada kanıtını, belgesini, delilini ortaya koyamayan iddia makamına, delillerle, kanıtlarla belgelerle karşılık vereceğim, veriyorum. </strong></p>

<p><strong>Ben buraya, tuhaf ama suçsuzluğumu ispatlamaya geldim. Bunun hakkını vereceğim. Siz benim hakkımı koruyun yeter. Bana adil davranın, başka ihsan istemez.</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Sözde Yüzyılın Soruşturması;<strong> </strong>sözde örgüt iddiası üzerine inşa edilmiş. Ben de ilk olarak, örgüt bölümündeki suçlamalarla ilgili değerlendirmemi yapıp yanıtlarımı vereceğim.</p>

<p></p>

<p><strong>3. BÖLÜM: ÖRGÜT SUÇLAMASI DEĞERLENDİRMESİ</strong></p>

<p>Sayın Başkan; Kıymetli Heyet; 51 yaşındayım. İlk kez sanık olarak bir mahkeme huzurundayım. Benim için istenen 10 asırdan fazla cezaya bakınca, sanıklığa kafadan zirvede başladım. 50 yıl, adli sicil kaydı dahi bulunmayan biri, iddia makamına göre bir anda suç makinasına dönmüş. İddianameye göre Murat Ongun, Sayın İmamoğlu’nun basın danışmanı değil aslında. O bir kamuflaj. Yıllardır tüm Türkiye’nin bildiği bu açık gerçeği görmezden gelen savcıların tarifine göre benim profilim şöyle: İBB’nin farklı alanlardaki onlarca ihalesine müdahale ediyorum. Yani ihaleye fesat karıştırıyorum. Sonra o ihaleleri de, taşere ederken 70-80 şirketi ve 100’e yakın sahibini organize ediyorum. Yan tekliflere kadar her şeyi ayarlıyorum. Kamuyu zarara uğratıp, haksız kazanç sağlıyorum. Bu suçlardan elde ettiğim geliri aklıyorum. Arta kalan zamanımda, imar – iskan işlerine dalıp rüşvet alıyorum. Daha da arta kalan vaktimde de vatandaşların kişisel verilerini yasadışı yollarla ele geçirip satıyorum. Yani dolandırıcılık yapıyorum. Fırsat bulunca medya mensuplarını fonluyor ve onlara parayla yalan haber yaptırıyorum. Halkı yanıltıyorum. Tüm bunları yaparken suç örgütü yönetiyorum. Öğrendim ki kısa süre önce; tüm bu işleri yapan haylaz suç makinası ben, daha fantastik suçlara da imza atıyormuşum. Fantastik fantastik hikayeler. Savcılarımıza göre gerçek Murat Ongun bu. Bir bedene sığdırdıkları bunlar.</p>

<p>Diğeri kamuflaj, yok öyle biri aslında.</p>

<p>İşte bu hayal dünyası da bizi, kurgu eserimizin tuhaf başlığı: Örgüt Suçlamasına getiriyor. İfademin başında bu örgüt palavrasının, nedenselliğini izah etmiştim. Şimdi bu kurgu eserin zorlama örgüt iddiasının getirdiği, aşırı tuhaflıkları gözler önüne sereceğim. Gerçi Adem Soytekin tarihi ‘<strong><i>’ŞABLON’</i></strong>’ beyanıyla yalanı ifşa etti ama ben mantıkla izah edeyim.</p>

<p>Öncelikle<strong>, AMAÇ</strong> kısmıyla başlamak istiyorum. Öyle ya madem ortada bir örgüt var bu örgüt bir amaca matuf kurulmuş olmalıdır. İddianame de öyle başlıyor zaten. Savcılık bizi hem ekonomik, hem de anlayamadığım şekilde politik bir suç örgütü olarak itham ediyor. İddiaya göre, sözde örgütün yapısını analiz edersek; <strong>Eko-politik bir suç örgütü olarak anlatılmışız</strong>.</p>

<p>İddianameye göre sözde örgüt kadrolarının yani bizlerin Birinci amacı kişisel zenginleşme. İkinci amaç, üyesi olduğumuz siyasi partiyi yani CHP’yi ele geçirmek. Üçüncü amaç sözde örgüt liderimizi partimizin Cumhurbaşkanı adayı yapmak olarak gösteriliyor. <strong>Yani aslında iddianameye göre biz, hırsızlık yapmak için seçimle işbaşına gelmeyi hedeflemiş enteresan bir kafası olan insanlarız.</strong> Yolsuzluk yapmak için olabilecek en meşakkatli ve çok denklemli bir metodoloji tercih etmişiz. İddianame örgütün ana amacını, aslında sonraki sayfada berraklaştırmış. Birkaç sayfa sonra, 4. ve bence ana amaç anlatılmış. Bakla çıkmış ağızdan!</p>

<p><strong>(GÖRSEL – BARKOVİZYON)</strong></p>

<p>İddianame de diyor ki ‘’<i>Şüphelinin Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde tohumlarını attığı ve hem kurup hem de yönetmiş olduğu "sistem” olarak tabir edilen çıkar amaçlı suç örgütünden elde edilen maddi kazancın olası Cumhurbaşkanlığı makamı ile çok daha fazlasına ulaşılabilmesi, yani rüşvet, usulsüzlük ve yolsuzluk çarkının daha öncesinde yönettiği belediyelerden ötesine geçilerek ülke geneline yayılmasının hedeflendiği anlaşılmıştır.’’</i></p>

<p>Evet, böyle diyor savcılarımız.</p>

<p>2015’de Beylikdüzü’nde kurulan bu örgütün liderinin ilçe belediye başkanı iken, ileride cumhurbaşkanı olmayı hedefleyip yolsuzluğu nihai hedef olarak ilçe sınırından, Türkiye sathi mahalline taşıma amacında olduğunu iddia ediyor. Aynen bunu diyor. Değerli Heyet; Göbeklitepe’de keşfedilen kalıntılar insan medeniyetine dair ilk bulgular olarak anlatılır. Tarihsel olarak en az 12.500 yıl öncesine dayanıyor<strong>. Belirtmek isterim ki 12.500 yıllık insanlık tarihinde, hırsızlık yapmak için bir devletin başına geçme gayesiyle yola çıkan herhangi bir Homo Sapiens görülmemiştir</strong>. Tarihin hiçbir evresinde hırsızlık yapmak için, devleti ele geçirme hedefi koyan, bizim gibi bir şebeke de olmamıştır. Irk kökenli idealler, dini hedefler, devrimci amaçlar, ideolojik gerekçelerle devleti ele geçirme amacıyla harekete geçenler olmuştur. Ayrıca bu amaç uğruna darbe yapan, ayaklanma çıkaranlar da olmuştur. Rejim değişiklikleri meydana gelmiştir. Bunların hepsi insanlık tarihinde yaşanmıştır. <strong>Lakin 12.500 yıldır, hırsızlık yapmak için siyasete girip, ülke yönetimini ele geçirmeye çalışan birine henüz denk gelinmemiştir.</strong></p>

<p>İddianame, Ekrem İmamoğlu’na 12.500 yıldır olmayan bir şeyi oldurmuş.</p>

<p>Bakın, bu gerçek olsa böyle bir kafa ile yola çıkan birinin sahip olabileceği şey, çok sayıda aklı başında insandan oluşan bir örgütten ziyade, sadece <strong>kafasına takacağı bir huni olabilir.</strong> Adını Yüzyılın Soruşturması koyanlar iddianamelerine neyi yazdıklarının farkında mı? <strong>Hz. Âdem aleyhi selamdan bu yana kimsenin aklına getirmediği gerçeküstü bir vakaya Yüzyılın Soruşturması demek</strong>, böylesine bir iddia karşısında çok mütevazı kalmış.</p>

<p>Altını çiziyorum böyle bir amaç iddiası, hukuka konu olamaz. Siyaset dahi bunu konu yapamaz. <strong>Bu ancak mizah konusu olabilir</strong>. Bakın bir kral, imparator, diktatör, başkan, cumhurbaşkanı her ne sıfatla anılıyorsa, yolsuzluk yapabilir. Hırsızlık yapabilir. Milletinin parasını kendi hesabına çalabilir. <strong>Tarihte de örnekleri var bugün de var.</strong> Fakat bunu, ancak o makama oturup o yetkiye sahip olunca, yapabilir. Hiçbir ekonomik suç örgütü ‘<strong><i>dur hele ülkeyi ele geçireyim daha büyük vurgun yaparız’</i></strong><i> </i>mottosuyla yola çıkmaz. 12.500 yıldır çıkmamış da.</p>

<p>Ayrıca cumhurbaşkanlığı makamının nasıl olup ta bu iddianameyi yazanlara hırsızlık linki verdiği konusu da izaha muhtaçtır. Hırsızlık yolsuzluk deyince akla Cumhurbaşkanlığı makamı gelir mi hiç? 2 bin yıllık devlet geleneğimizin en hassas, en saygın ve Türk milletince en dokunulmaz makamı ile böyle bir bağ kurmak kanaatimce iddianame yazarları adına talihsizlik olmuştur. Bunu sorgulaması gerekenler, bizler değiliz.</p>

<p>Değerli Heyet; eskilerin mugalata dediği bugün adına safsata dediğimiz bir kelime var. Safsatanın özü bizde Sofizm’den gelir. Sofizm bilgeciliktir. Yani bilgeymiş gibi yapmak. İşte safsata buradan türüyor. Safsata, kişiyi sözle ya da bu iddianamede olduğu gibi yazıyla, kuşkuya düşürmek demektir. Safsatalar, doğru gibi görünen ancak doğru olmayan öncüllerden kurulur. <strong>Özü: Bozuk Bir Akıl Yürütmedir.</strong></p>

<p>Ne yazık ki çok iddialı bir ad konan bu iddianame, bozuk akıl yürütmelerden örülü <strong>safsatalar bütünüdür</strong>. Madde madde bunu ortaya koyacağımı da şimdiden ilan ediyorum. Sözde örgütün birinci amacının, kişisel zenginleşme olduğunu söyleyen bu iddianame, kişisel malvarlığımı bile iddianameye yanlış yazmıştır. Uyarılarımıza rağmen de düzeltilmemiştir. Olmayan, arsalar, tarlalar, fındık bahçeleri hem de 2014-2019 arası ve 2019 sonrası diye bölümlere ayrılarak gerçek bilgiymiş gibi yazılmıştır. <strong>Ekonomik suçlarla itham edilen birine bu kadar iddialı ve bir o kadar da yanlış mal beyanı yazmak aynı zamanda iddianamenin, özenine dair eksikliği ve kurgusunun sınırsızlığını sergilemektedir.</strong> Heyetinizin, orada benim için yazılan malvarlığının bana ait olmadığını bildiğini düşünmek isterim. Sırası gelince malvarlığı beyanlarımı, yani resmi belgeyi arz edeceğim.</p>

<p>Peki, bende yok da hanımda, çocukta, anamda, ablamda 1. 2. Derece yakınlarımda bir tuhaflık, bu yıllara dair sıra dışı zenginleşme olmuş mu? Savcılık makamı haklı olarak bu sorunun peşine düşmüş 20 Mart 2025 tarihinde yani gözaltına alındıktan 1 gün sonra mahkemeden talepte bulunmuş.</p>

<p><strong>(A-4 KARTONET)</strong></p>

<p>İsmimin yer aldığı, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın nöbetçi sulh ceza hakimliğine gönderdiği EL KOYMA KARARININ ONAYLANMASI talep yazısında diyor: ‘ <i>suçtan elde ettikleri paraları kendi hesapları, 1. Ve 2. Derece yakınlarının hesaplarında bulundurdukları, bu hesaplarda bulunan paralar ile döviz, altın, gayrimenkul ve araç aldıkları, ayrıca yakınlarının banka hesaplarına bağlı banka kasalarında muhafaza ettikleri yönünde <strong><u>TESPİTLERLE</u></strong><u>, </u></i><i>şüphelilerin suçtan elde ettikleri malvarlıklarını devir veya satmak, banka hesapları veya bankadaki kişisel kasalardaki altın para ve değerli eşyaların kaçırılmasını önlemek amacıyla şüphelilerin suçtan elde ettikleri</i></p>

<p><i>düşünülen tüm malvarlıklarına ve banka hesaplarına Cumhuriyet Başsavcılımızca resen el koyulmuştur.</i></p>

<p>Bu da şablon bir yazı. Çünkü sonuçları itibariyle böyle bir tespit olmadığını iddianameyle görüyoruz.<strong> </strong></p>

<p>Tabi ki İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği 2025/3701 D. İş sayılı kararı ile onayı veriyor, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki ilgili tüm finans kuruluşlarına ve makamlara bu yazı gidiyor. Hatta 21 Mart’ta bankadaki kasam polis nezaretinde açılıyor. Her yerden bilgiler toplanıyor ve sonuç; kaçak göçek, gizli açık üzerine bunca cümle yazılacak bir malvarlığım çıkmıyor.</p>

<p><strong>Efendim tabi bulamayınca pes etmiyor, aramaya devam ediyorlar. Bu kez 20 Haziran 2025 tarihinde yine savcılığımız benzer bir yazı yazıyor. Malvarlığına el koyma kararı uzatılıyor. Bu arada eşimin yeni bir banka kasasını bulduklarını düşünüyorlar. Bankanın Kadıköy ilçesindeki şubesine koşuyor polisler, ama nafile. Bankamız ‘o kasa kapatılalı yıllar oldu’ diyor.</strong> <strong>(EK TUTANAK) </strong><strong>→</strong><strong> (A-4 KARTONET)</strong></p>

<p>Yani benden, ailemden ve yakınlarımdan şüpheli bir şey çıkmıyor.</p>

<p>Örgütün <strong>birinci amacının ‘kişisel zenginleşme’</strong> olduğu iddiasından yola çıkarak şunu söylemek isterim. Değerli mahkeme heyetimiz; ben dünya nimetlerinden elini eteğini çekmiş, bir hırka bir çorba diyen derviş değilim. Gayet dünyevi heveslerim, arzularım ve tutkularım var. Böyle bir faniyim, bir derviş değilim. Hal böyleyken ve bu sözde suç örgütünün en çok üyeye sahip alt kolunun yöneticisi isem, bu kişisel zenginleşme faaliyetlerinden kendimi neden vareste tutmuş olayım?</p>

<p>50’den fazla ihalede usulsüzlükle suçlanıyorum, fakat sözde örgüt yöneticisi olarak örgütün birincil amacına uygun davranmamışım. Bu durum hayatın olağan akışına aykırı. Çok aykırı. Ya da halk diliyle konuşacak olsam şöyle sormam lazım: <i>Ben örgüt avanağı mıyım?</i> Avanak adamı örgüt yöneticisi mi yapmışlar? Kendinde kişisel zenginleşme yok, 1.-2. Derece yakınlarda yok. İlerleyen kısımda göreceğiz kasası denen insanda da yok. Nerede bu para? Sarı çizmeli Mehmet Ağa’da mı? İddia makamı bana yönelttiği milyarlarca liralık yolsuzluk iddiasını, hiçbir şekilde izah edememiş, somutlaştıramamış, tek bir kanıt bulamamış. Onun yerine tarafıma ait olmayan bir malvarlığı yazılıp iddianameye konmuştur. İddianame, yazarın hayal dünyasını aksettirdiği bir roman değildir.</p>

<p>Değerli Heyet; sözde örgütün amacına yönelik yazılan bir gerekçe daha, mantıkla izah edilemediği gibi, yine sözde örgütün amacıyla da çelişki içindedir. İddia makamı sözde örgütün deşifre olmasının kanıtı olarak CHP İstanbul il binasının alımı sırasında yapılan satın almadan kaynaklı kamera görüntülerinin 2024’te ortaya çıkmasını gösteriyor. <strong>Yani mal sahibinin avukatı gizlice kaydettiği görüntüleri servis etmese gizemli örgüt deşifre olmayacakmış. Savcılık bu bölüme Soruşturmanın Başlangıcı demiş. </strong>Ne yazık ki iddianamede de bu bölüm, Hasan Hüseyin Şenyurt isimli kriminal bir suç makinesinin ifadeleriyle desteklenmiş. Onun beyanına atıfla tarif ediliyor. Elimdeki evrak şahsın suç kayıtları.</p>

<p>(<strong>GÖRSEL BARKOVİZYON)</strong></p>

<p>Aralarında cinsel saldırının da dâhil olduğu 2 ayrı cinsel suç dâhil, hırsızlık, zorla el koyma, kamu görevlisine hakaret suçlarından mahkemede ceza almış bir suç makinesinin ifadesi neredeyse 1 tam sayfa bu sava, delil diye yazılmış. Bu dahi, tek başına üzerinde çok düşünülmesi gereken bir durumdur. Soruşturmanın başlangıcı bölümünü, bu profildeki insanın beyanlarıyla kurgulamak, bu iddianameye sakat – ucube demek için, tek başına dahi yeterli bir nedendir.</p>

<p>Peki, yine iddia makamına göre Ekrem İmamoğlu il binasının alımına neden dahil olmuş? <strong>Partiyi ele geçirmek amacıyla</strong>. İşte mantıkla izahı olmayan diğer çelişki burada. Eğer iddia olunduğu üzere il binası, rüşvet paraları ve iş adamlarına yapılan baskılar sonucu elde edilen gelirle alındıysa, bu alım örgütün ilk amacı olan kişisel zenginleşmeyle çelişiyor. Öyle ya, bina CHP’nin kurumsal malı olacak. İmamoğlu’nun kişisel malı değil. Kişisel zenginleşmeyle çelişti, bu durum.</p>

<p>Bu işlem, sözde örgüte bir gelir kaynağı değil, bilakis gider kalemi oluyor. Peki, bu satın alma 2. amaca yani partiyi ele geçirme amacına uygun mu? Tabiki hayır. O amaçla da çelişiyor. Parti delegesi, 81 il sathındadır, İstanbul’da il binası alınması, diğer il delegelerine bir menfaat sağlamaz. Çok fantastik düşünelim ve yine de bina alındı diye, tüm İstanbul delegelerinin Ekrem İmamoğlu tarafına geçtiğini varsayalım<strong>. Bu durum da başka mahkemelerde görülen CHP İstanbul il kongresi ve CHP 38. Olağan Kurultayı’na karşı açtığı davalar ile çelişiyor. O davalarda, delegelerin maddi menfaat ile, yakınlarına iş vaadi ile ikna edilerek oy verme eğilimlerinin değiştirildiği iddia ediliyor, bina satın alınarak değil. Delege para ile mi, yakınına iş ile mi, yoksa il binası alımı ile mi ikna edildi, kafalar karışık. İddialar birbirine dolanmış. Hal Böyleyken, Ankara 36. Bölge Adliye Mahkemesi, mutlak butlan kararı verebilmiştir. </strong></p>

<p>Odağımıza dönersek, Ekrem İmamoğlu il binası alımında devreye girerek sözde örgütünün birinci mottosu olan <strong>kişisel zenginleşme karşıtı</strong> bir tavır göstermiştir. Ayrıca dendiği gibi, iddia edildiği üzere delegeye para verip partiyi daha hızlı ele geçirme imkânı varken, iddiaya göre çok daha fazla parayı şahsına ait olmayan bir binaya harcatmış. Örgüt geliri amacının aksine harcanmış. Yani, ya Ekrem başkan bu işi bilmiyor ya da iddianameler çelişiyor. Yanıt çok açık: İmamoğlu iddianamesiyle, CHP’ye açılan davaların iddianameleri alenen çelişki içerisindedir. Hangi iddianamenin hangi iddiası doğru sorusu, yanıtı olmayan muallaklıktadır.</p>

<p><strong>İşte nasafete uygun</strong> bir anlayışla baktığımızda akla ve mantığa uygun olmayan iddia diye ben buna derim. Bakınız il binasının satın alınma tarihi 2019 yılı. Yani İmamoğlu daha yeni İBB başkanı olmuş. Herkes iyi bilir ki o dönemin genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İmamoğlu’nun arasından su sızmıyordu. Baba-oğul ilişkisi diye tarif edilen dönem. 2019 yılındaki il binası alımını, 2024 yılı siyasi zemininin psikolojisine göre analiz edemezsiniz. <strong> İddianame bunu yapmıştır. </strong>Zaman sıçraması dediğim budur. Böyle olursa iddianame ile zaman yolculuğuna çıkmış oluruz.</p>

<p>Değerli heyet, zaman yolculuğuna çıksa dahi bu iddianame o kadar özensiz hazırlanmıştır ki, bu iddiası kolayca maddi gerçeklerle yalanlanabilecektir. Bakınız, 2019’daki satın almadan sonra CHP’nin genel başkan seçimi de dâhil seçimli 37. Kurultayı vardı.</p>

<p>2020 yılında yapıldı bu kurultay. Eğer İmamoğlu 2019 sonlarında partiyi ele geçirme amacına matuf il binası satın aldırmış olsa 2020 kurultayında ya aday olur ya da başka bir adayı desteklerdi. 2023 yılını bekleyecek hali yok. Çok mantıksız.</p>

<p>Son olarak, açık kaynaklardan çok kolayca görebilirsiniz ki il binası alımı konusu 2019 yılının konusu değildir. İşte size medyada çıkan bir haberden kesit okuyayım. <strong>Tarih 21 Ekim 2016. Bakırköy Wow Otel’de CHP İstanbul örgütüne yeni bir il binası almak için dayanışma yemeği düzenlenmiş.</strong> 2016 yılı il başkanı Cemal Canpolat liderliğinde. Haberde o zamanın parasıyla tanesi 10 bin liradan 2 bin adet bilet bastırıldığı belirtilmiş. Yine açık kaynaklardan o dönem <strong>Mecidiyeköy’deki bir binanın alınması için yapılan gecede 20 milyon lira gelir elde edilmeye çalışılmış kalan 4 milyon lirayı da genel merkez verecekmiş</strong>. <strong>(EK GAZETE HABERİ) </strong>→ (<strong>A-4 KARTONET GÖRSEL)</strong><strong> </strong></p>

<p>Yani 2016’da 24 milyon liraya bir il binası alımı için prensipte anlaşılmış bile. Onlar becerip alamamış, konu daha sonraki il başkanı Canan Hanım ve İBB başkanı seçilen Ekrem Bey’e devrolmuş. Onlar becermiş yeni bina alımını. Konu bu kadar basit. Sadece bina alımı. Parti ele geçirme gibi sinsi hesaplarla ilgisi yok konunun.</p>

<p>Değerli heyet; genel olarak <strong>AMAÇ</strong> bölümündeki yaklaşımın doğru olmayan ve birbiriyle çelişen unsurlar barındırdığını çok net bir şekilde kanıtladığımı düşünüyorum.</p>

<p>Benzer bir durumu da, iddia makamının örgütte <strong>SÜREKLİLİK</strong> bölümü için anlatacağım. İddianame diyor ki, <i>suç işleme amacında kesinti olmadıkça suçun icrası devam eder. </i>Aynı şekilde suçun kesintisiz olarak 2015’den beri devam ettiğini belirtiyor. <strong>O zaman, burada iddia makamının suç olarak değerlendirdiği şey SEÇİM KAZANMAK</strong>. Çünkü iddia konusu eylemler ancak seçim kazanılınca edinilecek yetkilerle yapılabilir. Bu durumda İstanbul’un tüm seçmeni de 3 defa sözde suçların kesintisiz işlenmesine yardımcı olmuştur. Yani 10 milyon İstanbullu seçmen, sözde örgüte yardımcı olmuş. Milleti zanlı statüsüne sokan bir metindir bu. Böyle cümle olmaz.</p>

<p>Kabul edilemez. Milyonlarca İstanbulluyu sanık yaparsınız. Ayrıca, milletin özgür iradesine, seçme ve seçilme hakkına karşı, iddia makamının saygı duymadığı sonucu çıkar. Soruşturmanın lideri bugün Adalet Bakanı olarak tercih edilmiş ise, yurttaşların en temel demokratik hakkı olan seçme hakkına, AK Parti’nin de iddia makamı ile paralel baktığını gösterir. Bu kritik bir saptamadır. AKP tarafından dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Süreklilik bölümünde hayatın doğal akışına ve pek tabi yine akla ve mantığa uymayan bir iddia daha var. İddianamede diyor ki; <i>örgüt mensuplarının (yani bizlerin) süreklilik kavramı gösteren görüşmeler yaptığı, iletişim tespit tutanakları, telefon inceleme tutanakları, baz çakışmaları ve kamera görüntüleri ile sabittir. Bu da suçun bir kereye mahsus işlenmediği sürekli bir şekilde suç işlediklerini gösterir.</i>’</p>

<p>Efendim, aynı işte birlikte çalışan insanların telefonla görüşmeleriNİ ve bir araya gelmelerini suç sayan bir iddia olabilir mi? Biz telepati ile iletişim kuramayacağımıza göre elbet bir araya geleceğiz. İster otelde buluşuruz, ister Beyaz Köşk’te, ister Saraçhane’de. Kimse kusura bakmasın o da bizim paşa gönlümüzün keyfine bakar.</p>

<p>Böyle bir suçlama olabilir mi?</p>

<p>Sizler burada bir mahkeme heyetisiniz. Değerlendirme yapmanız, karar vermek için toplanmanız gerekince doğal olarak bir araya gelmeniz ne kadar normal ise, aynı belediyede görevli çalışanların bir araya gelmesi de o kadar doğaldır.</p>

<p>Keza yine üzerinde gerçekten düşünülmesi gereken bir başka örgütsel itham GİZLİLİK kavramı üzerinden yapılmış. İddianamede bu bölümde şöyle bir değerlendirme yapılmış: ‘<i>’Örgütün deşifre edilmesini ve örgüt içindeki şüphelilerin yakalanmasının önüne geçilmesi amacıyla şüphelilerin gizliliğe riayetle görüşmelerini gerçekleştirdikleri tespit edilmiştir. Örgüt üyelerinin sıklıkla bir arada bulunma ve buluşmaları, bu buluşmaların kamu binaları dışındaki özel yerlerde gerektiğinde kamera kaydını engelleyerek gizlilik prensibi ile hareket ettikleri anlaşılmıştır.’</i> Bu cümle kendi içinde çelişik. <strong>Gizlilik prensibi ile hareket eden örgüt üyeleri, güvenlik kameralarının olduğu binada toplanır mı hiç</strong>? Gizli görüşme yapacak yer kalmadı da halka açık, yüzlerce güvenlik kamerası olan otelde mi gizli görüşme planlamış bu tuhaf örgüt. Kamera bantlarken, güvenlik arkadaşlar otelde başka kameralar olmadığını mı zannetmiş. Daha neler?</p>

<p>Efendim kamerayı bantlayan o an kayıtta olduğunu bilir zaten. Kozmik değil, komik bir suçlama bu. Bir başka gizli toplanma merkezini de AK Merkez’de Necati Özkan’ın Ofisi olarak göstermişler. Bu AVM’ye kameralara gülümseyerek giriyorsunuz, kayıt deskine kimlik veriyorsunuz, deftere isminizi ziyaretin gün ve saatini yazıyorlar. Yine asansördeki kameralar eşliğinde ofise çıkıyorsunuz. Necati beyin ofisinde de kameralar var. Burada öğrendik ki, kamerası ses kaydı da yapıyormuş. Bunu bize söylememişti.</p>

<p>Sonuçta burası da gizli buluşma yeriymiş. <strong>O kadar gizli ki AK Merkez’in kayıt defteri ek dosyalarda var. İsimlerimiz ayna gibi sayfalarda parlıyor.</strong></p>

<p>Sarı Köşk var bilir misiniz? Ya Fethi Paşa Korusu’nu? Kemerburgaz Kent Ormanı veya Maslak Hacı Osman Korusu’ndaki İBB ofislerini? Kartal’daki İBB binasını? İBB’nin gözlerden ırak kimsenin bilmediği onlarca güvenli ve konforlu mekânı varken gizli toplantıları halka açık bir otelde ve AK Merkez’de kayıt altında olduğunu bilmeden yapanlara örgüt değil, <strong>Avanaklar Takımı denir. </strong></p>

<p><strong>Ayrıca gizli toplantı ne demektir? Yasalarımızda bir toplantının gizli olmasını belirten unsurlar var mı? Aranan ya da kaçak-suçlu biri ile gizlice görüşülmüyorsa bu gizli toplantı olur mu? Gizli Toplantı ne demek? Bunu bize anlatsınlar. </strong></p>

<p><strong>Somut delil yazmakla, somut delil sunulmadığı gibi gizli toplantı yazmakla da toplantıya gizli denemez. Birbirini tanıyan insanların bir araya gelmesine buluşma ya da görüşme denir. </strong></p>

<p>Gizlilik kavramında, iddia makamının çizdiği sözde örgüt şemasında bir şahıs yer alıyor. Hem de ismi örgüt yöneticisi olarak yazılmış. Hüseyin Gün. Kimdir nedir bilmem de tanımam da. Sakat iddianamede, başta Necati Özkan’ı anlatmıştım. Kendisine ‘örgütün akıl hocası’ diyen savcılarımız, akıl hocamız koca Necati Bey’i son dakika bu şahsın elemanı yapmıştı.</p>

<p>Sözde örgütün akıl hocasının, amiri olan şahıs, iddianamenin 12. ve 13. Sayfalarına baktığımızda güya bize talimatlar vermiş. Gizlilik prensibine uygun olarak verildiği söylenen talimatlara bakalım:</p>

<p><i>Öncelikle yakın akraba ilişkisi olmayan, güvenilir bir kişi üzerinden kimsenin bilmediği yeni bir ofis hazırlayın</i>. Peki, örgüt yöneticisinin bu talimatı karşısında sözde örgüt ne yapmış? <strong>Halka açık yüzlerce güvenlik kamerası olan bir otelde toplantılar tertiplemiş</strong>. Sözde yönetici ‘ <i>yeni hat alın. Akıllı telefon kullanmayın’</i> demiş. Bu öneriyi de örgütte ciddiye alan bir kişi dahi olmamış. Herkesin telefonu son derece akıllı, telefonlar emniyette bakılırsa görülür.</p>

<p><i>‘’Hiç internete bağlanmamış yeni bilgisayar temin edilerek önemli ve özellikli bilgiler bu bilgisayarda bulundurulmalı’’</i> demiş. Bunca operasyon oldu. 9-10 dalga. Bunca dijital materyale el kondu. Bu SIR bilgisayar nerede? İddianamede böyle bir delil YOK!</p>

<p>Efendim en az Hüseyin Gün tuhaflığı kadar iddianamenin gizlilik bölümünde tanık olarak beyanından yararlanılan isimlerin tuhaflığını da takdirinize sunarım. Başlangıç bölümünü, cinsel taciz suçlusuna anlattıranlar, burada da tuhaf profiller bulmuşlar. Örgütün gizliliğini güya ifşa edenleri sayıyorum: <strong>2 alt taşeron firma sahibi, 1 alt taşeronun alt taşeronu firma sahibi, bir de alt taşeron firmanın ortağının şoförü</strong>. Başkan danışmanı, pişmanlar kralı Ertan Yıldız’ın dahi gizlilikle ilgili ifadesi yok ama alt taşeronun ortağının şoförü Servet Yıldırım’ın bilgisi var. Buna gülelim mi ağlayalım mı? Gizliliği anlatacak kişi bu mu? Ya da reklamcı Eyüp Subaşı mı?</p>

<p><strong>İtirafçı İBB bürokratları oldu dosyada. Hiçbirinin gizliliğe dair </strong>beyanı yok. Çok enteresan. Komedi filmlerine taş çıkartan durumlar da mevcut, anlatımlarda. Hayatımızda ilk kez görüp tanıdığımız insanlara, pat diye örgütü deşifre ettiğimiz anlatılıyor. Yani yine avanak diyor bize iddianame.</p>

<p>Örnek; Umut Şenol.</p>

<p>Bu itirafçı, daha doğrusu açık iftiracı arkadaş 2019’da Şişli’den Meclis üyesi seçilmiş. İBB öncesinde ne ben tanırım ne Serdal Taşkın. Adam kendi sıkıntısıyla ilgili bir konuda şikâyete geliyor. Hem bana, hem Serdal Taşkın’a. Tarih daha 2019. Yeni gelmişiz İBB’ye. Tanımıyoruz sahsı henüz. O anlatıyor durumunu, biz de ilk kez tanıştığımız şahsa örgütü şöyle deşifre ediyoruz:</p>

<p>Serdal diyor ki: ‘<i>Başkan biliyor. Beylikdüzü’nden beri işleyen bir sistem var ve SİSTEM böyle bir karar aldı.</i></p>

<p>Ben de diyorum ki<i>: Serdal doğru söylemiş. Bu sistemin kararıdır. Sen de buna uyacaksın</i>’ …</p>

<p>Umut Şenol, Kurtlar Vadisi dizisindeki repliklerden fırlar şekilde, <strong>dizideki Konsey</strong> anlatısı yerine, <strong>Sistem </strong>demiş ve şu deli saçması ifadeyle cezaevinden tahliye olmuş. Gazetede, SİSTEM’i okudu ya uyanık.</p>

<p>Tv dizisi bile, daha gerçekçi repliklerle örülüydü. Yani iddianameye göre örgütüz, 2015’den beri sinsi sinsi suç işliyoruz, gizlilik prensiplerine riayet ediyoruz ve daha ilk kez tanıdığımız birine örgütümüzün gizli yapılanması olan SİSTEM’i derhal ifşa ediyoruz. Bakla ıslanmıyor ağzımızda.</p>

<p>Değerli Heyet;</p>

<p>Sözde örgüt yapılanmasının anlatıldığı bölümde, özel vasfa haiz diye bir sıfat verilen örgüt üyelerinden bahsediliyor. Yürürlükteki kanunda olmadığı belirtilse de, iddia makamı bu bölümde, şüphelilerin kamu kurumu içinde kendi öz yapılanmalarını kurduğunu iddia edip, paralel bir iç örgütlenme kurulduğu iddiasında. Şöyle yazmış: ‘<i>Bunun en somut örneği olarak da, kamuda görevli olmayan örgüt mensuplarının İBB ya da bağlı iştiraklerdeki personellere emir ve talimat vermesidir’</i></p>

<p>Bana bağlı olduğu iddia edilen, 2 özel vasfa haiz diye adlandırılan üye var. Ve iddia makamı kendi yazdığı iddianamenin hiçbir bölümünde, bu 2 kişinin İBB ya da iştirak personellerine talimat verdiğine dair bir delil ortaya koyamamış. Ne bir mail, ne bir mesaj ne de ses kaydı yok. <strong>Somut kelimesini kaleme almakla, somut diye yazmakla somut bir örnek verilmiş olmuyor</strong>. O örnek her neyse sunulmalıydı ama böyle bir evrak dosyada bulunmamakta. Bu suçlamayı reddediyorum.</p>

<p></p>

<p>Ayrıca belirtmek isterim ki, birazcık soruşturma alanlarına ilgi gösterseler, böyle bir yapılanma kurmaya da gerek olmadığını görürlerdi. Yönetim Kurulu Başkanı olduğum Medya AŞ’ye, genel müdür pozisyonu dâhil, istediğimiz personeli işe alma yetkimiz var. Çünkü iştirak şirketleri hem yasalarda yazdığı gibi hem de yakın tarihli, 4 Temmuz 2024’te Danıştay 8. Daire’nin kararında da görüleceği üzere <strong>özel hukuk tüzel kişileridir</strong>. <strong>Dolayısıyla kamu kurumu ya da kuruluşu olarak nitelendirilemez. Şöyle somutlaştırayım, genel müdür alımında bile memuriyet aranmaz. </strong>Benim dışardan bir yapı kurup gizlice kimseyle çalışma zorunluluğum yok ki. Farklı bir yapılanma kurulup içeridekilere talimatlar versin. Talimat verecek adama ihtiyaç varsa, o kadroya alınır, genel müdür bile yapılabilir, olur biter. Bu çok yalın ve apaçık bir gerçek. Paralel yapı kurma iddiası sadece safsatadır. İstediğim kişiyi Medya A.Ş.’de işe alabilirdim. İstediğim kişiyi, istediğim göreve getirebilirdim. Bu yetkim hep oldu.</p>

<p><strong>(TEVDİ RAPORU TESPİT- SAYIŞTAY-DANIŞTAY- CEZA MAH. KARARLARI GÖRSEL – BARKOVİZYON TEK EKRANDA)</strong></p>

<p>Danıştay 8. Dairesi’nin 2024 tarihli kararını okuyorum: <i>‘’Belediye şirketleri Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi sermaye şirketleri olup, belediyenin tüzel kişiliğinden ayrı ve bağımsız özel hukuk tüzel kişileridir. Belediyelerin kurdukları ya da ortak oldukları ticari şirketlerine kamu tüzel kişiliği kazandıran herhangi bir kanun hükmü bulunmadığı gibi kamusal yetki ve ayrıcalıklar da tanınmamıştır. Dolayısıyla bunları kamu tüzel kişisi - kamu kurum ve kuruluşu olarak nitelendirmek mümkün değildir.’’</i></p>

<p>Devam edeyim Sayıştay‘ın ilgili dairesinin 26 Nisan 2022 tarihli kararı: <i>‘’6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ‘’Tüzel Kişilik ve Ehliyet’’ başlıklı 125. maddesinde yer alan ‘’Ticaret şirketleri tüzel kişiliğe haizdir.’’ hükmü gereği belediye şirketleri ayrı ve bağımsız özel hukuk tüzel kişiliğine sahiptir.’’</i></p>

<p>Danıştay ve Sayıştay sonrası son anlatımı da bizi suçlayan tevdi raporunun sahibi İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişi Sayın Mehmet Demiral yapsın. 1. Tevdi Raporunda bakın ne diyor kendisi: ‘<i>’Kamu zararı 5018 sayılı kanun hükümleri ile düzenlendiğinden ve belediye şirketleri genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri arasında yer almadığından bu şirketlere yapılan denetimlerde kamu zararına yol açan bir husus tespit edilmiş olsa dahi, teknik anlamda kamu zararı söz konusu olamayacağı değerlendirilmektedir.’’</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sayın Başkan; Bir de sözde örgüt şemasında biz 6 yönetici yazılmışız, bu 6 kişiden ben ve Ertan dahil hiç kimse kamu görevlisi değil. İddianame yapıyı böyle kurmuş, bizi yönetici ilan etmiş. Sonra da <i>‘’kamuda görevi olmayanlar İBB çalışanlarına talimat verdi.’’</i> demiş.</p>

<p></p>

<p>Gelelim örgütün Hiyerarşik Yapı Hususuna… Değerli heyet örgüt <strong>demek, sadece ast üst ilişkisi, fikir ve eylem birliği olan insanları anlatmaya yetmez</strong>. Örgüt kavramında ayrıca irade teslimiyeti vardır. Sorgusuz sualsiz talimatların yerine getirilmesi vardır. Mesela örgütte istifa yoktur. Elini kolunu sallayan da örgüte girip çıkamaz.</p>

<p>Sizler bunları benden çok daha iyi bilen insanlarsınız. Kim bilir kaç örgüt davasına baktınız. Şimdi, Sayın İmamoğlu’na olan sevgimi saygımı ve birlikteliğimin gücünü başta kendisi olmak üzere herkes bilir. <strong>Lakin bu, irademi ona teslim ettiğim anlamına gelmez. Değil Ekrem İmamoğlu, önderim, yolumun ışığı, can feda Mustafa Kemal Atatürk dahi gelse sorgusuz sualsiz irademi teslim etmem</strong>. Bu irade teslimi iddiasını şiddetle reddediyorum. Aklıma ve vicdanıma uymayan hiçbir şeyi bana kimse yaptıramaz.</p>

<p>Ayrıca, iddianamenin 717. Sayfasında “<i>tartışılmaz ve karşı konulmaz tek söz sahibi Ekrem İmamoğlu liderliğinde”</i> deniyor. Vallahi de billahi de Ekrem İmamoğlu’nun böyle biri olmasını ben çok isterdim. Ne yazık ki tam tersi. Buradaki tüm İBB yöneticileri şahittir ki bizim kendisinden en çok duyduğumuz cümle şu: <i>‘’Masa kurun.’’</i> Masa kurun demek şu; diyelim ki Spor A.Ş. etkinlik yapacak, mesela yarı maraton. Normalde İBB’den 3 yetkili, Spor A.Ş.’den 2 yetkili toplanır ve etkinliği planlar. Bizde öyle olmuyor. Masa kuruyoruz. İBB geliyor, Spor A.Ş. geliyor, ilgili federasyona davet yapılıyor, İl Spor Müdürlüğü yetkilisi davet ediliyor, akademi de olsun diyor, üniversite daveti yapıyoruz, yetmiyor bu alanda kanaat önderi olan yazar ya da gazeteci de gelsin deniyor, o da yetmiyor ilgili spor branşından eski ve takdir gören bir veteran da toplantıya davet ediliyor. 15 -20 kişi her toplantı. Sayın Başkan biz mağduruz. Yıllardır aşırı demokrasi ve katılımcılığa maruz kaldık. Vallahi bezdik. Ne tek söz sahibi, ne karşı konulmaz lideri. Demokratlıktan yorulduk biz.</p>

<p>Diyorlar ki; İmamoğlu Saraçhane‘ye gelmiyor hep sokakta. Mecburen! Kendi odası dahil her yerde toplantı yapıyoruz. Nasıl gelsin? Kaç kere tesadüfen odasına girdi, diyor ki <i>‘’Haa siz mi buradaydınız?’’</i> Siz mi dediği 20 kişiyiz. Gelmişken ben de katılayım diyor toplantıya + 2 saat daha. Böylesine iddialı bir soruşturma yapanlar, havalı iddianame yazanlar, soruşturdukları odak kişiyi hiç ama hiç tanımıyor. Çok tuhaf. İmamoğlu ‘nu hiç tanımıyorlar. Oysa, savcıların onu kendilerinden bile iyi tanıması gerekirdi. Zaten tanısalar severlerdi.</p>

<p>Değerli heyet; bir şey daha var Ekrem İmamoğlu’na yaklaşık 5 milyon kişi oy verip belediye başkanı seçti. Eğer örgüt olduğu iddia edilen bu yapıda lider İmamoğlu değil de ne bileyim Ali Kurt, ben, Necati Özkan, olsa gerçekten burada şüpheli bir durum olabilirdi.</p>

<p>Lakin milyonlarca insanın oyuyla belediye başkanı seçilen ve yetkisi milletçe verilen birine örgüt lideri demek, aynı zamanda İstanbullulara da hakarete girer. <strong>Onun atadığı yöneticilere örgüt yöneticisi, onların işe aldığı insanlara örgüt üyesi demek İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni suç örgütü görmek demektir</strong>. Adalet Bakanımız, Bir TV yayınında Ekrem Başkan’ın Beylikdüzü’nde çalıştığı arkadaşlarını İBB’de de görevlendirmesini örgütsel faaliyet gibi anlattı. <strong>Bu ifadeler gerçekten yakın siyasi tarihi hiç bilmemekle sarf edilmiş talihsiz ifadelerdir</strong>. Sayın Cumhurbaşkanımız da İBB kadrolarıyla partisini kurdu. İBB’den getirdiği arkadaşlarını bakan, başbakan TBMM Başkanı yaptı. Binali Yıldırım büfelerden sorumlu daire başkanıydı 1994 yılında. İgdaş’ın yönetim kurulu başkanı başbakanlık müsteşarı oldu.</p>

<p>Bu örnekleri çoğaltmak da çok kolay. Hal böyleyken, yol arkadaşlığını örgütsel faaliyet gibi yorumlarsanız, aynı suçu isnat edenler işlemiş olur. Anlattım. Sayın Gürlek bakan olarak atanınca, Çağlayan adliyesinde birlikte çalıştığı savcı beyleri, kâh yardımcısı kâh özel kalemi, kâh personel müdürü yaptı. Allah aşkına Ekrem Başkan Beylikdüzü’nde çalıştığı arkadaşlarıyla İBB’de birlikte olunca suç olan şey, Çağlayan’da birlikte çalıştıklarınızı Ankara’ya taşıdığınızda olan şeyle aynı değil mi? Lütfen akıl ve mantık çerçevesini terk etmeyelim. Adalet akla uygun olmalıdır. Bu iddianame, suç ve delil bulamayınca tuhaf çıkarımlar yapmıştır. İlahi adaletin sonucu, suç diye nitelenen tarifleri iddianameye YÜZYILIN soruşturması adını verenler de uygulanmıştır. Yine yeniden kendini inkar etti iddianame yazarları.</p>

<p>Yine iddianamenin içinden bir somut örnekle herhangi bir örgütsel durum olmadığını ortaya sereyim. 2020 yılı Aralık ayında Kültür AŞ genel müdürü olarak Murat Abbas atandı. İddianame, onu <strong>taahhütle işe</strong><strong> aldığımı</strong> iddia ediyor. Tam elemanım yani. Taahhüt ne? Reklam ve organizasyon işlerine karışmaması.</p>

<p>Kendisi çok pişman oldu sanırım ve daha tutukluğunun 20. Gününde pişman ifadesi verdi. Şöyle diyor ifadesinde: <i>Genel müdür olarak başladığım ilk 5 ay içinde Murat Ongun’un bana bazı reklam mecralarının bazı firmalara verilmesiyle alakalı söylemleri ve talimatları oldu. Ben bu talimatların birçoğunu yerine getirmedim’</i></p>

<p>Şahıs sözde örgüt yöneticisi olduğum halde talimatlarımı yerine getirmiyor ve gözaltına alındığı ana kadar, yani tam 50 aydır görevinin başındaydı. <strong>Ne demokratik bir örgütüz!</strong></p>

<p><strong>(GÖRSEL – BARKOVİZYON : HİYERARŞİK YAPI TANIMI)</strong><strong> </strong></p>

<p>Sözde üyem benim. Talimatlarıma daha işe girdiği ilk günden uymadığını söylüyor. Peki, iddia makamı hiyerarşik ilişki bölümünde ne diyor:<i> Örgüt yöneticileri üyelere, roller ve iş faaliyetleri planlar örgüt üyelerine emir ve talimat verme yetkisine sahiptirler ve organizasyonda kaldıkça üyeler verilen talimatları yerine getirmekle yükümlü olduklarını kabul ederler’</i> diyor. Güzel ama iddiaya göre Murat Abbas’ı işe ben almışım, talimatlar vermişim ve adam yerine getirmemiş. Üstelik bu talimatlarıma karşı direniş eylemlerini işe başladığı ilk 5 ayda yapmış ve kovulmamış. Murat Abbas’ın beyanları ikna edici yani doğru bulunmuş ki kendisi cezaevinden çıkarılan İLK kişi oldu.</p>

<p>O zaman bu nasıl örgüt diye sormamız gerekmez mi? Çok gerekir bunu ben değil iddianame söylüyor. Bismillah daha 1. sayfasında örgütle ilgili bir Yargıtay kararına atıf yapıyor ve hemen sonra 3. sayfada savcılar örgüt sayılmanın kilit taşını şu cümleyle koyuyor<i>: ‘’hiyerarşik ilişki, örgüt üyelerinin organizasyonda kaldıkları müddetçe bu konuda verilen talimatları yerine getirmekle yükümlü olduklarını kabul etmişlerdir.’’</i></p>

<p>Sayın hayat bunu savcılık diyor. E, benim üyem taahhütle işe aldığım adam, talimatlarına uymadım, diyor. 50 ay da işte kalıyor. Bakın iddia makamının en çok itibar ettiği, etkin pişman beyanlarından bir özet getireyim:</p>

<p><strong>(GÖRSEL – BARKOVİZYON-ÖRGÜT ÜYELERİ DEMEÇLERİ)</strong></p>

<p>1- <strong>Eyüp Subaşı 28 Mayıs 2025 ifadesi</strong>: <i>‘’Murat Ongun’un zorlamasıyla aldığım işi 1,5 yıl sonra devrederek mağdur oldum. Belediyeye 46 milyon liralık borcuma mahsuben devir gerçekleşti. Bu süreçte Murat Ongun ile birkaç kez tartıştık, iletişimimiz bir müddet koptu.’’</i></p>

<p>2- <strong>Vedat Şahin 30 Haziran 2025 ifadesi: <i>‘’</i></strong><i>Murat Ongun’un sekreteri beni aradı, görüşmeye davet etti. Serdal Taşkın ile aram iyi olduğu için, artık kültür A.Ş.’den iş vermeyeceklerini söyledi. İzah ettiğim gibi Murat Ongun tarafından ihalelere girmem yasaklanmıştır. Sadece Murat Ongun‘a olan kızgınlığımdan dolayı 4 ihaleyi alabilmek için teklif verdim.’’</i></p>

<p>3- <strong><i>Murat Abbas 16 Nisan 2025 ifadesi:</i></strong><strong> “</strong><i>Genel Müdür olarak göreve başladığımdan itibaren ilk 5 ay içerisinde bizzat Murat Ongun tarafından tarafıma bazı reklam mecralarıyla alakalı işlerin belirli firmalara verilmesi ile alakalı söylemleri ve talimatları oldu. Ben bu talimatların birçoğunu yerine getirmedim.’’</i></p>

<p>4- <strong>Murat Kapki 24 Haziran 2025 ifadesi:</strong> <i>‘’benim Murat Ongun isimli şahısla hiçbir bağım, muhabbetim, maddi - manevi hiçbir ilişkim bulunmamaktadır.’’</i></p>

<p>Bu; ortada herhangi bir örgüt olmadığının kanıtı değil mi? Olmayan bir şeyin asla olmadığını kanıtlamaya çalışmanın tuhaflığını yaşıyorum.</p>

<p>İddia makamının ‘<strong>ahtapotun kolları gibi’</strong> benzetmesiyle iddianamede iştirak şirketleri ile İBB ilişkisini anlatması, daha baştan bizlere hangi zaviyeden baktığının deşifresidir<strong>. Alenen bu metinde suçüstü yakalanma durumu vardır</strong>. Siyaseten! 4 bin sayfada bir kere dahi demokratik seçim kazanılmasından bahsedilmemekte, sanki var olan iştirak şirketleri yasadışı yollarla, zorla ele geçirilmiş gibi anlatılmaktadır. Milletten yetki almadan bu şirketlere yönetici atanamaz. Millet yetkiyi vermiştir, yetkiyi verdiği de atamıştır. Birinin hoşuna gitmiyor diye gerçekler değişmez, eğilip bükülemez.</p>

<p>İddia edildiği gibi bir örgüt yoktur, hiç olmamıştır.</p>

<p>Biz zaten İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin yasa ile belirlenmiş yönetim şeması çerçevesinde, yasalarda yer aldığı şekliyle ataması yapılmış kişileriz. Hepimizin sosyo-ekonomik yaşamı ortada. Burada hiçkimse, iradesini bir kişinin eline teslim edecek kadar çaresizlik, zavallılık ve ya da psikolojik rahatsızlık içinde değildir.</p>

<p>Bu bölümde son olarak belirtmek isterim ki, iddianame genelinde olduğu gibi yine hiçbir veri incelenmeden iddia makamı, hem Medya AŞ hem de Kültür AŞ kasalarının tarafımızca boşaltıldığını iddia etmiştir. 2020 pandemi yılı hariç 2021-2022-2023-2024 yılları bilançoları incelenirse, Medya AŞ’nin, toplam da 50 milyon liraya yakın karı olduğu görülür. Bilançosunu bilmesem de Kültür AŞ’nin de kar ettiğine eminim. Keza bu 2 şirketin iç içe geçtiği yazılmış. SUÇ GİBİ. İyi de Medya A.Ş.’nin %20 ortağı Kültür A.Ş. Tabi ki ilişkisi olacak.</p>

<p>Bu iddianamede odak yapılan bu 2 şirketle ilgili son bir bilgi vermek isterim. İBB’nin iştirakleri ile birlikte yıllık bütçesi 10 milyar dolar civarındadır. Medya AŞ kurumun en küçük bütçeli firmasıdır. Medya AŞ’nin 2024 satış bütçesi yaklaşık 800 milyon liraydı. Yani 18 milyon dolar civarında. Kültür aş de de bunun 2-3 katıdır diye tahmin ediyorum. Bu 2 şirketin yıllık bütçesini toplasanız, karşınıza İBB ve iştiraklerinin toplam bütçesinin sadece yüzde 1’i bile çıkmaz. <strong>Yüzyılın İddianamesi her nedense, İBB okyanusundaki yüzde 1’lik bölümü hedefe koymuş buradan sonuca gitmeye çalışmış ama başarılı olamamıştır.</strong></p>

<p>Evet usulsüzlüğün, yolsuzluğun 1’i de 1000’i de birdir.</p>

<p>Lakin çok iddialı bir ismi olan ‘Yüzyılın Soruşturması’ İBB Okyanusunun sadece %1’lik bir alanına odaklanmışsa, adı <strong>yüzyılın değil ancak yılın soruşturması olabilir. Ya da özel hedef seçilmem söz konusudur. Ki bu gerçektir!</strong></p>

<p><strong><i>(</i></strong><strong><i>Buraya kimseye örgüte dair soru sormamalarını ekleyeceğim.)</i></strong></p>

<p></p>

<p><strong>4. BÖLÜM: ÖZEL HEDEF: MURAT ONGUN</strong></p>

<p>Sayın Başkan; Kıymetli Heyet; sanık olma durumunu 50 yaşında ilk kez yaşadığımı belirtmiştim. Bu vesileyle huzurunuza çıkmadan önce yanlışım olmaması adına, duruşma düzeninden, sanığın hak ve yükümlülüklerine, hâkimin duruşmayı yönetme yetkisinden yine hâkimlerin tarafsızlık, bağımsızlık ve etik sorumluluğuna kadar bazı okumalar yaptım. Bu okumalar esnasında Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 160. Maddesi kapsamında, Cumhuriyet savcılarının soruşturma evresindeki görev ve sorumluluklarını da öğrenmiş oldum. Mesela sizlerin çok daha iyi bildiği gibi CMK 162/2: Cumhuriyet savcısının adil yargılama için şüpheli LEHİNE ve aleyhine olan delilleri toplayarak, şüphelinin hakkını koruma vazifesi gibi.</p>

<p>Bu kanun adil ve dürüst yargılanma hakkı için konmuş. Lekelenmeme hakkının gözetilmesi için getirilmiş. <strong>Soyut düşünceye dayalı değil, somut delillere dayalı değerlendirmeler yapılsın diye konmuş</strong>. Bununla da kalmamış yasalarımız. Tıpkı CMK 162 gibi CMK 170’de de, şüphelinin adil ve dürüst yargılanma hakkı korunsun diye ‘<i>İddianamenin sonuç kısmında, sadece şüphelinin aleyhine olan hususlar değil, lehine olan hususlar da, ileri sürülü</i>r’ denmiş. Hukuk 101 yani!</p>

<p>Dünya âlem ve mahkemeniz de şahit ki; bana ve tutuklu herkese bu hakların hiç biri uygulanmadı. Kâğıtlarda, metinlerde hatta yasalarda şart koşulan unsurların, gerçek hayatta bir karşılığının olmadığını bu iddianame ile bir kez daha gördük. Neredeyse 2 bin civarında sayfa ile suçlandığım iddianamede sadece 1 eylemde, o da alakasız birkaç cümle konmuş.</p>

<p>Lekelenmeme hakkımız korundu mu? Hayır! Lehe delil toplandı mı? Hayır! Doğal olarak soruşturma adil değilse, adil yargılanmamız mümkün mü? Kaynağınız iddianame olunca adaletin terazisinin kefeleri eşit olamıyor. O yüzden kaynak yanlış diyorum.</p>

<p>Bizler boy boy fotoğraflarımızla, iftira bültenleriyle, medyada itibar suikastlarına uğradık. Lehimize toplanmış tek 1 delil gösteremezsiniz. Onları dikkatsizlikleri sayesinde eklerde biz bulduk. Bugün sizlere; <strong>savcılığın aleyhime yaptığı, ifadeye eklemeleri burada ispat edeceğim</strong>. Bu iş başlangıcından finaline kadar bir soruşturma sürecinden ziyade, bir algı ve hedefi yok etme şiarıyla yürüdü.</p>

<p>Hafızayı beşer nisyan ile maluldür. Yani insan unutabilir.</p>

<p>Hatırlatmak adına vurgulayayım ki; gizli olduğu iddia edilen Asrın Soruşturmasının daha gözaltı operasyonu yapılmadan, tutuklanacak kişilerin isimleri sosyal medyada yayınlanıyordu.</p>

<p>19 Mart operasyonundan günler önce TV’deki canlı yayında cep telefonuna gelen mesajı okuyan ulak gazeteci <strong><i>‘’Şu an gelen bir bilgi. İmamoğlu 23 Mart’taki önseçimi fiziken göremeyebilir’</i></strong> diyordu. Ardından başka ulaklar da tweet atıyordu aynı konuda.</p>

<p>Benimle uğraşmayı seven bir kardeş, bana dava açtığını celp yazısını hücreme asacağımı iddia eden tweet attı.</p>

<p>Allah var adam haklı çıktı. Hücreye atıldım. Onu bile bildi.</p>

<p>4 günlük gözaltı süremin sonunda Çağlayan Adliyesi’ne ifadeye götürüldüm. Saatlerce bekleyişin ardından savcı beyin yanına çıkarıldım. İfademde savcı bey EYLEM 13’de göreceğimiz ses kaydını sordu bana. ‘<i>Ses kaydını dinlemediğim için, kendi sesimi tespit edemem’</i> dedim. <i>Dur dinleteyim sosyal medyaya düştü</i> diyerek, cep telefonundan sosyal medyaya girdi. Bir hesaptan bana sesleri dinletti. Yalnız dikkat ettim, ses kaydını yayınlayan hesabı Şak diye buldu. Açar açmaz, saniyesinde. Gizli soruşturmada yer alan bir ses kaydı, sanki doğa olayıymış gibi sosyal medyaya düşmez efendim. <strong>Ses kaydı, zaten kaydı verenin ifadesinde belirttiği gibi savcıya verilmiş. Başkasında yok. Sosyal medyaya nereden ulaştırıldığı gayet aleni yani.</strong></p>

<p><strong>Aslında Ortada ne gizlilik vardı, ne de ciddi bir soruşturma. Sadece ALGI üretildi. </strong></p>

<p>Lehime delil toplamakla mükellef olan savcılar, bırakın lehe delil toplamayı dalga dalga yaptıkları İBB operasyonlarında gözaltına aldıkları onlarca ismi bana bağlı örgüt üyesi olmakla suçluyordu. İBB’nin 2 numarası genel sekreter gözaltına alınıyor, TV’ler savcılık açıklamasına dayanarak, <i>Murat Ongun’a bağlı yapılanmanın içinde</i> diye duyuru yapıyordu. İSKİ Genel Müdürü de, İmar Daire Başkanı da, İSKİ Daire Başkanı da savcılık açıklamasına göre, bana bağlı ve emir talimatlarımla hareket ediyordu.</p>

<p>Savcılarımız İBB’nin tüm teknik birimleri gibi Zabıtamızdan, Yazı İşleri Daire Başkanımıza kadar herkesi ama herkesi, benim emir ve talimatımla hareket eden örgüt üyesi ilan edip gözaltına aldı. Bir tanesi de eski Emlak Daire Başkanı Ali Ayçiçek idi. Sözde bana bağlı bu adamın ben tutuklanınca duyduğu mutluluğu paylaştığı mesajı size sunarım. (Kolluk tutanağındaki bana küfrü) Burada okunacak şey değil!</p>

<p><strong>(A-4 KARTONET)</strong></p>

<p>İnsan cezaevindeki hücresinde bunları izlerken, kötülükte kendisinin adeta Mefisto ile yarıştığını hissediyor.</p>

<p>Sonra bir şey oldu, dedim ki ‘’sanırım Mefisto’yu da geçtim.’’</p>

<p>Çünkü ilk kez bir belediye başkanı; Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney de benim talimatımla hareket eden örgüt üyesi olarak gözaltına alınıp tutuklandı. Ben bile kendimden şüphelenir hale gelmiştim. Tarikat lideri olsam ancak bu kadar örgütlenebilirdim ama değildim ve olmadığım çok belliydi. Ben şeytanlaştırılırken, cezaevlerinden de ard arda aleyhime ifade veren tutuklu sanıklar tahliye oluyordu.</p>

<p><strong>‘SİSTEM’ tıkır tıkır işliyordu. </strong></p>

<p>Kurulan sistemin işlediğinin kanıtı şu: Benim talimatımla hareket ettiği iddia edilen, pek çoğu üst düzey İBB Bürokratlarından hiç biri bana bağlı sözde örgüt üyesi yapılmadı iddianamede. <strong>64 kişi bana bağlı örgüt üyesi olmakla gözaltına alındı ve bazıları tutuklandı oysa bugün iddianamede benimle bağları kurulmamış. 64 kişi diyorum, şaka değil</strong>. Bu kadar hata payı aşırı olmamış mı?<strong> </strong>Lakin amaç hâsıl olmuş, iddia makamı Murat Ongun’u şeytanlaştırırken, fırsat bu fırsat diyenler, pişmanmış gibi yapıp hakkımda iftira atmaya koşmuştu. Atan da mahpustan kurtulmuştu.</p>

<p><strong>Yani asıl SİSTEM tıkır tıkır çalışmıştı.</strong></p>

<p>Sayın Mahkeme Başkanım; bu soruşturmada sanık lehine olabilecek her şeye sırt çevrilmiş. Tersine aleyhe delil üretmek ya da beyan almak için özel çaba harcanmıştır. <strong>Malvarlığım yanlış yazılmıştır. Hakkımda söylenmediği halde bazı suç cümleleri, söylenmiş gibi iddianameye eklenmiştir</strong>. Aleyhime delil bulma arayışında sınırlar ziyadesiyle aşılmıştır. Delilini sunacağım. Ama şimdi en ilginci (Kırmızılı Kadın Anlat)</p>

<p>(<strong>Sabah Gzt. Gerçek gazete sayfasından bu haberi bulalım. Basından Özgür Altuncu bulur.)</strong></p>

<p>Bana rüşvet iftirasını attıktan sonra bir dolandırıcı olduğu ortaya çıkan Celal Çakmak isimli biri, fezlekede hem müşteki hem şüpheli ve <strong>gizli tanık</strong> olmuştur. Şahsın ifadesi kelimesi kelimesine gizli tanık Kayın beyanına kopyalanmıştır. Neden? Herhalde Gerekirse gizli tanık olarak aleyhime bu ifadenin kullanılması için. Başka mantıklı izahı yok! Bir kişinin aynı anda müşteki, gizli tanık ve şüpheli sıfatına haiz olmasını ne yazık ki bu iddianameyi kaleme alanlar başarmıştır. KIRMIZILI KADIN ANLATIMI</p>

<p><strong>(</strong><strong>GÖRSEL- BARKOVİZYON</strong><strong>) </strong>→<strong> CELAL ÇAKMAK VE GİZLİ TANIK KAYIN İFADELERİ</strong><strong>)</strong></p>

<p><strong>Celal Çakmak’ın ifadesinden; </strong></p>

<p>1.Buğra GOKÇE'nin yönlendirmesiyle otoparka inen ve danışmanı olarak kendisini tanıtan şahsa elden 10.000 dolar para verdim. Ancak bu paranın alınmasına rağmen vaadedilen şeyler gerçekleştirilmedi. Sonrasında Ekrem İMAMOĞLU'nun danışmanı sıfatıyla Murat ONGUN isimli şahsın 0532 401 47 95 ve 0549 364 22 48 numaralı hatlarını 0533 317 35 86 numaralı hattın ile arayarak görüşmek istediğimi ilettim ve 2023 yılının eylül ekim ayları arasında görüşmek üzere Saraçhane de belediyenin karşısında bulunan camiinin arka tarafındaki otoparkların bulunduğu alanda yer alan küçük bir ofis tarzındaki yerde buluştuk.</p>

<p>2. Bu görüşmede Murat ONGUN "Vatan otoparkın sözleşmesini uzatmanızı istiyorsanız eğer yapmanız gereken bağışı ve işlemleri Emrah BAGDATLI ile tarafınıza ileticem" diyerek bu ofisten ayrıldı. Yarım saat sonra Emrah BAĞDATLI ve Şamil YILDIRIM yanıma gelerek 2.400.000, 2.400.000 toplamda 4.800.000 TL parayı bir gün arayla karşıdaki otoparka getirmemi ve Şamil YILDIRIM'a teslim etmem gerektiğini söylediler. Bu görüşmeden üç gün sonra 2.400.000 TL'yi, bundan bir gün sonra da 2.400.000 TL'yi toplamda 4.800.000 TL'yi Şamil YILDIRIM isimli şahsa Saraçhane'nin avlusunun hemen altındaki otoparkta teslim ettim.</p>

<p>Bu görüşme esnasında Şamil YILDIRIM'in MIT personeli olduğuna ilişkin kimliğini gördüm. Para teslim edildikten sonra verilen sözlerin tutulmaması üzerine Şamil YILDIRIM Facetime üzerinden beni'i arayarak 20.000.000 TL getirirsen bu işin çözüleceğini söyledi.</p>

<p>3. Bu paralar haricinde Kaan SÜRMEGÖZ'e ve Nail isimli şahsa da bağış adı altında birçok kez elden para verildi.</p>

<p><strong>Gizli Tanık Kayın’ın ifadesinden; </strong></p>

<p>1. Buğra GÖKÇE’nin yönlendirmesiyle otoparka inen ve danışmanı olarak kendisini tanıtan şahsa elden 10.000 dolar para vermiş. Ancak bu paranın alınmasına rağmen vaadedilen şeyler gerçekleştirilmemiş. Sonrasında Celal ÇAKMAK Ekrem İMAMOĞLU’nun danışmanı sıfatıyla Murat ONGUN isimli şahsa 0532 401 47 95 ve 0549 364 22 48 numaralı hatlarını 0533 317 35 86 numaralı hattı ile arayarak görüşmek istediğini iletmiş ve 2023 yılının eylül ekim ayları arasında görüşmek üzere Saraçhane’de belediyenin karşısında bulunan camiinin arka tarafındaki otoparkların bulunduğu alanda yer alan küçük bir ofis tarzındaki yerde buluşmuş</p>

<p>2. Bu görüşmede Murat ONGUN “Vatan otoparkın sözleşmesini uzatmanızı istiyorsanız eğer yapmanız gereken bağışı ve işlemleri Emrah BAĞDATLI ile tarafınıza ileticem” diyerek bu ofisten ayrılmış. Yarım saat sonra Emrah BAĞDATLI ve Şamil YILDIRIM yanına gelerek 2.400.000, 2.400.000 toplamda 4.800.000 TL parayı bir gün araçla karşıdaki otoparka getirmesi ve Şamil YİLDIRIM’a teslim etmesi gerektiğini söylemişler. Bu görüşmeden üç gün sonra Celal 2.400.000 TL’yi, bundan bir gün sonra da 2.400.000 Tl "m toplamda 4.800.000 TL’yi Şamil YILDIRIM isimli şahsa Saraçhane’nin avlusunun hemen altındaki otoparkta teslim etmiş. Bu görüşme esnasında Şamil YILDIRIM’ın MİT personeli olduğuna ilişkin kimliği de görmüş. Para teslim edildikten sonra verilen sözlerin tutulmaması üzerine Şamil YILDIRIM facetime üzerinden Celal’i arayarak 20.000.000 TL getirirsen bu işin çözüleceğini söylemiş</p>

<p></p>

<p>3. Bu paralar haricinde Kaan SÜRMEGÖZ’e ve Nail isimli şahsa da bağış adı altında bir çok kez elden para verildiğini de biliyorum.</p>

<p></p>

<p>Bu <strong>endemik konu</strong> mutlaka dünya hukuk tarihine geçecektir. Ayrıca belirteyim kendisini TSK gazisi olarak tanıtan bu dolandırıcı için, Genelkurmay’a yazı yazdım. Hemen yanıt geldi. Gazi değilmiş. Kusursuz dolandırıcı ama serbest.</p>

<p>Açıkça iddia makamı şahsımı özel olarak hedef almıştır. Bunu defalarca ama defalarca göreceğiz. Böylesine tarafgir bir şekilde hedeflenmem hiç anlayamadığım ama savunmamın başında anlattığım bir nefret, öfke ve kinin yansımasından başka bir şey olamaz. Bunun sebebini ise bilmiyorum. Kimi bu kadar kızdırdım acaba? Dünya tarihinde bir basın danışmanı için bu kadar çok ceza istenen bir dava olmamış. Dünya birincisiyim.</p>

<p>Değerli heyet bu iddianamenin çok önemli bir eksik parçası daha var. Çok önemli! Malumunuz iddianameye göre sözde örgüt 10 yıldır faal. Sadece bu iddianameye göre 143 suç iddiası var. 10 yıl boyunca bu kadar suçu da her daim devletimizin gözetimi ve sıkı denetimi altında işlemeyi başarmışız.</p>

<p>İBB, eski İçişleri Bakanı Sayın Soylu’nun zaten özel ilgi alanıydı. <strong>Mesela bana 3 yılda 3 ayrı konuda mülkiye müfettişleri gönderdi. İfadeler alındı, incelemeler yapıldı ve sonrasında aklanmam ile sonuçlandı.</strong> 2022 yılında, memur olmadığım için zorunlu olmadığı halde malvarlığı beyanı verdim. Size de arz edeyim. İddianamedeki yanlışı tam görelim. Üstelik Şubat 2022 tarihli. Sözde daha yeni örgüt yöneticisiyim. Bugünle kıyas için harika belge. Size sunuyorum.</p>

<p><strong>(ŞUBAT 2022 MAlVARLIĞI Beyanım)</strong><strong> + 2021 sonunu burada anlat. → A-4 KARTONET. BAŞKANA İLETİN DİYECEĞİM.)</strong></p>

<p>Devletimizde duruyor. İçişleri Bakanlığı’nda. Lütfen incelensin. Kişisel zenginleşme var mı yok mu net kanıtı.</p>

<p>Ayrıca İstanbul 38. Asliye Ceza Mahkemesi de; her suçlama gibi, masumluğumuza karar verdiği bir kararında, kamu görevlisi olmadığımı da hükme bağlamıştır.</p>

<p>Bahse konu dönemde müfettiş üstüne müfettiş teftişe geliyordu. Rutin Sayıştay denetçileri de bizdeydi, Ticaret Bakanlığı müfettişleri de. Hiç biri bizim için suç bulgusu tespit etmemiş. Herhalde suçlanan bürokratlarımız genel sekreterlik, mevcut İBB yönetimi bu verileri mahkemenize sunacaktır. Keza polisimiz, jandarmamız, istihbarat kurumlarımız da 10 yılda yüzlerce suç işlerken bizi izlemiş. Sözde Casusluk yapıp, yurtdışına veri sızdırırken bile onları atlatmışız, ne çarpıcı. Adeta Türkiye Cumhuriyeti’nin en değerli kurumları uyumuş! Ne var ki Ekim 2024’deki Başsavcılık atamasıyla bu uyku hali sona ermiş. Devletimiz gözünü açmış ve biz ‘’azılı suçluları’’ kıskıvrak enselemiş. Buna mı inanalım?</p>

<p>İddianamemiz böyle diyor. Buna inanın diyor.</p>

<p>Bu mümkün mü efendim? Bizzat aylarca belediyede inceleme yapan kıdemli mülkiye müfettişleri, uzman Sayıştay denetçileri sorun bulmayacak. Teknolojinin son imkânlarından yararlanan başarılı ve kahraman kolluk güçlerimiz, istihbarat birimlerimiz tespit yapmayacak, <strong>tüm bulgulara ve tespitlere Çağlayan Adliyesi’ndeki makam odalarında oturarak ulaşacaklar öyle mi? </strong></p>

<p>Bu iddianamede bir tane, bakın bir tane teknik kolluk tespiti dahi yok. Önemli bir bilgi aktarmak isterim. Prof. Dr. Murat Altıntaş ve Sebahattin Asal; güvenlik ve istihbarat alanlarında çok değerli eserler üreten kitaplar yazan uzman isimlerdir. Kitaplarını okurum. Bu hocalarımızın ‘<strong>Özel Askeri Şirketler ve İstihbaratın Özelleştirilmesi’</strong> isimli bir kitabı var. Kitapların tamamı gibi bu da güvenlik odaklı bir eser.</p>

<p><strong>(GÖRSEL-BARKOVİZYON)</strong></p>

<p>Bu kitabın 45. Sayfası adeta iddianamedeki hayati eksikliği ortaya koyar nitelikte. Şöyle yazıyor: ‘<i><u>İhalelere fesat karıştırma, bireylerin kendi nüfuzlarını kullanarak devletin çatısı altındaki kurum ve kuruluşları zarara uğratması, yolsuzluk, her türlü kaçakçılık konusu <strong>İÇ İSTİHBARAT KONUSUNA GİRER</strong>. İç güvenlik, istihbaratla sağlanır ve temelde tüm ülke vatandaşlarını korur’ </u></i></p>

<p>Anlatı tam da suçlanma konularımızla ilgili. Bunlar iç istihbarat konusuna girer diyor. İç istihbaratı polis, jandarma ve Mit sağlıyor.</p>

<p>Dönüp iddianameye baktığımızda <strong>değil istihbarattan, mahalle karakolundan bile alınmış bir delil mahiyetli evrak yok</strong>. O zaman bunca ağır suçlamaya, 10 yıla yayılan suç takvimine rağmen bir tane kolluk verisi bulunmuyorsa; ya polis-jandarma-istihbarat görevini ihmal etmiştir veya ortada bir suç yoktur.</p>

<p>Kolluk güçlerinin, tırnak içinde söylüyorum görmezden gelmesi bir yana İBB’ye ve bize en titiz takibin yapıldığı yıllar 2019-2025 arasındadır. Sayın Soylu’nun Ekrem İmamoğlu ya da İBB’ye jest yapması mümkün mü?</p>

<p>Polis – Jandarma ona bağlıydı. <strong>Savcılığın elinde kolluk güçlerine dair tek veri yoksa, bu durumu nasıl an</strong><strong>aliz etmemiz gerektiğini takdirinize sunarım</strong>. Lakin iddianamedeki bu hayati eksiklik, hayatın olağan akışı içinde gerçekten üzerine titizlikle düşünülmesi gereken bir durumdur.</p>

<p>Bunca medya palavrasına, çılgın yayınlara, bunca siyasi söyleme konu olduğu halde, iddianameye ve suçlamalara dair toplumun büyük kesiminde bir inanç oluşmadıysa emin olun, <strong>güvenlik güçlerinin bu iddianamede tek bir evrakı, tek bir tespiti olmamasından kaynaklıdır.</strong></p>

<p>Peki, iddia edildiği gibi bunca suç işlendiyse kolluk böyle bir tespitte bulunmakta zorlanır mıydı? Yani İBB yapısı, homojen bir üst yönetim ve dünyaya aynı pencereden bakan insanlardan mı örülü? Bu kişiler arasında kuvvetli bir fikri bağ ve yakınlık var da; sözde örgüt, 10 yıl boyunca bu yüzden mi deşifre olmadı?</p>

<p>Ortak bir payda söz konusu mu ben anlatayım efendim. Kadromuzun genel analizi ile birlikte bakalım.</p>

<p>Bürokraside 1 numara genel sekreterdir. <strong>Can Akın Çağlar</strong>: Geçmiş yıllarında önemli kamu kuruluşlarında İBB’de olduğu gibi en üst düzeyde makamlarda bulunmuş.8 yıl Ziraat Bankası genel müdürlüğü yapmış.</p>

<p>Bürokratlık dönemi yükselişleri de üst düzey atamaları da hep AK Parti hükümetleri zamanında olmuş. Kendi ifadesinde de belirttiği gibi, genel sekreter arayan İBB’ye insan kaynakları alanında, kelle avcısı bir şirketin tavsiyesi ile önerilmiş ve işe alınmış. 4 yıl boyunca tanıdığım kadarıyla Can Bey Muhafazakar Demokrat dünya görüşlerine sahip bir kişidir.</p>

<p>Can beyden önceki genel sekreterimiz <strong>Sayın Yavuz Erkut</strong> da Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşu TÜPRAŞ’ın başından İBB’ye genel sekreter olarak gelmişti. Emekliliği ile de ayrıldı. Yavuz bey de Sosyal Demokrat dünya görüşüne sahip biridir. Tanıdığım için söylüyorum.</p>

<p>Gördüğünüz gibi ilk genel sekreter sosyal demokrat, ardından gelen muhafazakâr dünya görüşüne sahip biri. Siyasi fikir birliği yok. Genel Sekreter Yardımcısı Murat Yazıcı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda dönemin bakanı Süleyman Soylu ile çalıştı. Onun bürokratıydı. Ekrem Bey ona genel sekreter yardımcılığı teklif etti, daha etkin ve yetkili bir makam sunulduğu için Ankara’dan geldi.</p>

<p>Bir başka genel sekreter yardımcımız Pelin Hanım. İTÜ’de akademisyen. Doçentti. Metrolardan sorumlu olarak atandı. Kimse tanımazdı. Burada yargılanan Kağan Sürmegöz. 2006 yılından beri İBB’deydi. Uzun yıllar AK Parti yönetimi ile çalışmıştı ve kimse tanımazdı.</p>

<p>Ağaç AŞ Genel Müdürü Ali Sukas. <strong>Eski İstanbul ülkü ocakları genel başkanıdır kendisi. Biz CHP’liyiz hatırlatayım</strong>. Gezi Hayaletinin hortlatılmasıyla, bizden 3 yıl önce tutuklanmasa, emin olun Deprem Daire Başkanı Tayfun Kahraman da burada Ali Sukas ile yan yana yargılanacaktı. Ali Kurt; iktidarın gözdesi TOKİ’den geldi. Medya AŞ Genel Müdürü Pınar Türker. Dünya devi özel bir bankanın kurumsal iletişim müdürlüğünden ayrılıp Medya AŞ Genel Müdürü oldu. <strong>Hiçbirimiz öncesinden tanımıyorduk. </strong></p>

<p>Tıpkı, İddianamede, hayret verici yalanla benim özel olarak Medya AŞ’ye yerleştirdiğim iddia edilen Fatoş Ayık gibi. Sicil numarası 3.3 no’lu çalışan yani. 2011’deki kuruluşundan beri Medya AŞ personeli. Benim işe yerleştirmem mümkün değil. Yine de savcılarımız benden 8 yıl önce işe girmiş kişi için benim özel olarak yerleştirdiğimi yazmış. Takmışlar bana çok belli.</p>

<p>Bu güzel mozaiği onlarca önekle daha da uzatabilirim.</p>

<p>Bizler her düşünceden, farklı hayat tarzlarından, bambaşka siyasi görüşlerden bir araya gelmiş ve liyakat paydasında İstanbul’a hizmet için görev verilmiş insanlarız. İddia makamının burada yazdığı gibi bir yapılanma değiliz. Bu detayları aslında yine güvenlik perspektifinden anlattım. 5 benzemez misali bir araya gelmiş ve çoğu birbiriyle yeni tanışan bireylerden oluşan böyle bir yapıdan, istihbarat birimleri çok kolayca insan devşirebilirdi. Bu dosyada, iddia edilen yolsuzluk ve örgüt suçlamalarını ortaya çıkaracak çok sayıda teknik veriyi, belgesiyle sunabilirdi. İstihbaratımız bunu yapmadı. Daha doğrusu yapamadı. <strong>Beceriksiz olduğundan değil tabi, İBB’de ve diğer iştiraklerinde işlerin gayet düzgün yapıldığı ve ortada herhangi bir örgüt olmadığı için yapamadı. </strong></p>

<p>İşte bu yüzden bu dosyada herhangi bir kolluk verisi bulunmuyor.</p>

<p>Çünkü örgüt diye bir şey yok. İhaleye fesat yok. Rüşvet yok. Kamu zararı yok.</p>

<p>Dosyada ne var? 30-40 yıllık alın teriyle kurulmuş şirketlere kayyum atanması var. Yılların birikimi mallara sanki suçtan kazanılmış gibi el koyma var. Cezaevine atılan insanlar var. Bu zorlamalarla, itirafçı olanların beyanları var. İşkence, sadece fiziksel şiddet değildir.</p>

<p>Eşi-ailesi suçlamayla tehdit edilenler var. Bu durumu kaldıramayıp boynunu büküp yalan söylemek zorunda bırakılanlar var. Bu da bence işkencedir.</p>

<p>Kısacası, hiç koltuktan kalkmadan sadece makam odasından gücünü kullanan bir iddia makamı var. Cezaevinde bile olsan apar topar çıkarılıp makam odasında huzura gelirsin. Yalan da olsa, doğru cümleleri bir araya getirirsen işin kolaylaşır, aksi halde hayat zorlaşır.</p>

<p></p>

<p></p></p>]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/murat-ongun-iddianamenin-icinden-gecti</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 19:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2026/06/murat-ongun-sozcu-gazetesine-konustu-beraat-edecegim-nokta-qlou.webp" type="image/jpeg" length="54543"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Tutuklu Yakınları Yağmur Güneş Dinlemiyor 37.Basın Açıklamasını Silivri'de yaptı]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-yagmur-gunes-dinlemiyor-37-basin-aciklamasini-silivride-yapti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-yagmur-gunes-dinlemiyor-37-basin-aciklamasini-silivride-yapti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 37. Buluşmasında konuşan Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, “Adalet duygusunun, hukuk güvenliğinin ve toplumsal vicdanın meselesidir. Bugün yaşananları artık herkes görüyor, herkes biliyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİLEK KAYA İMAMOĞLU; “YAKLAŞIK 15 AYDIR AİLELER ÇOK AĞIR BİR YÜK TAŞIYOR”</strong></p>

<p>Burada yaşanan acıların, kaybedilen zamanın, yıpratılan hayatların ve yok sayılan itibarların sorumluluğu görmezden gelinemez. Türkiye Cumhuriyeti’nin karşı karşıya olduğu tehlike görmezden gelinemez.</p>

<p><strong>RIZA CAN ÖZDEMİR: “BUGÜNÜN KARANLIĞI, YARININ AYDINLIĞINA MUTLAKA YENİLECEKTİR!”</strong></p>

<p>Tüm siyasetçiler ve ülke adına sorumluluk taşıyan herkes bu yaşananlara karşı harekete geçmelidir. Bizler 15 aydır sevdiklerimizin hakkını, hukuku ve adaleti savunuyoruz. 15 koca ay. Söylemesi kolay ama o 15 ayın içinde kaç doğum günü, kaç bayram eksik geçti, kaç çocuğun annesinden, babasından ayrı kaldığı günler gözyaşı dinmedi.</p>

<p><strong>“TALEPLERİMİZ NET: TUTUKSUZ VE ADİL YARGILAMAYLA BU MAĞDURİYETLER SONA ERDİRİLSİN”</strong></p>

<p>Bunları bilen de yaşayan da biziz. Tüm bunlara rağmen omuzlarımız düşmedi yıkılmadık; ama artık yeter! Taleplerimiz net: Tutuksuz ve adil yargılamayla bu mağduriyetler sona erdirilsin. Erteleme yok, Bahane yok, Gerekçe yok. Adalet için artık kaybedilecek bir saatimiz bile yok. Biz buradayız, burada olmaya devam edeceğiz. O günler gelene kadar herkes için adalet istemeye, herkes için hukuk demeye devam edeceğiz” dedi.</p>

<p><strong>“OPERASYONLAR SÜRDÜRÜLEREK YENİ MAĞDURİYETLER YARATILIYOR”</strong></p>

<p>Rıza Can Özdemir de konuşmasında, “Tutuksuz yargılama esas olmalıdır; Son olarak; aile dayanışmamızın bir araya gelmesine katkı sunan başta Sayın Dilek Kaya İmamoğlu olmak üzere, bu yolda yan yana duran, birbirinin derdini kendi derdi bilen tüm ailelerimize yürekten teşekkür ediyorum. Hiç merak etmeyin; bugünün karanlığı, yarının aydınlığına mutlaka yenilecektir!” diye konuştu.</p>

<p><strong>“ÇOCUKLARIN KARNE SEVİNCİNİ BİLE EKSİK BIRAKAN BİR ZİHNİYETLE MÜCADELE İÇİNDEYİZ”</strong></p>

<p>19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), Silivri Duruşma Salonu’nun yan tarafında bulunan otopark alanındabir araya geldi. 37’nci buluşmaya; CHP’nin seçilmiş Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, Almanya İstanbul Başkonsolosu Dr. Regine Grienberger ve heyeti, CHP’nin seçilmiş milletvekilleri, gazeteciler, sanatçılar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. Bir yılı aşkın süredir hukuksuz bir şekilde Silivri’de tutulan seçilmiş İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:</p>

<p><strong>İMAMOĞLU; “HANGİ MAĞDURİYETİ ANLATSAK BİR DİĞERİ EKSİK KALIYOR”</strong></p>

<p><br />
“Aile Dayanışma Ağı buluşmamızda burada olduğunuz; hak, hukuk ve adalet arayışımıza destek verdiğiniz için yürekten teşekkür ediyorum. Sizlerin varlığı büyük mağduriyetler yaşayan sevdiklerimiz ve biz aileler için gerçekten çok anlamlı. İyi ki varsınız. Geçtiğimiz hafta Pazar günü Babalar Günü’ydü. Birçok baba evladından ayrı, birçok çocuk baba özlemiyle geçirdi bugünü. Özel günlerde hissettiğimiz hüzün ve ayrılık acısı çok daha yoğun oluyor. Haksızlık ve hukuksuzluğun yükü çok daha ağırlaşıyor. Bir yılı aşkın süredir, en mutlu olmamız gereken özel günlerimizi bir yanımız eksik yaşıyoruz. Evlatlarından ayrı bırakılan tüm tutsak babaların, hiçbir suçu olmayan evlatlarının yolunu gözleyen dirayetli babaların, baba özlemini en derinde yaşayan tüm çocukların geçmiş Babalar Günü’nü kutluyorum.</p>

<p>“ÇOCUKLARIN KARNE SEVİNCİNİ BİLE EKSİK BIRAKAN BİR ZİHNİYETLE MÜCADELE İÇİNDEYİZ”</p>

<p>“Yarın ise karne günü. Yine birçok anne-baba çocuklarının yanında olamayacak. Yine karne alan çocukların gözleri anne-babalarını arayacak. Karne sevincini anne-babasıyla paylaşamayacak minik kalplerin ağırlığıyla buradayız. Çocukların karne sevincini bile eksik bırakan bir zihniyetle mücadele içindeyiz. Bir çocuğun en mutlu günlerini hüzün ve özlem içinde geçirmesi, bir annenin-bir babanın evlatlarının en özel anlarında yanlarında olamaması üzerine herkesin düşünmesi gerekiyor. Biz burada siyasallaşmış hukuk düzeniyle ailelerin hayatlarının nasıl paramparça edilişini konuşuyoruz. Siyaset, toplumun temel taşı olan ailelere bunları yaşatıyorsa; bir yerlerde büyük yanlışlar yapılıyor. Çünkü; siyaset tam tersine insanların hayatına iyilikler, güzellikler katmak için yapılır. Siyasetin en temel motivasyonu adaleti sağlamak, haksızlıklara son vermek olmalıdır. Biliyorsunuz yaklaşık 15 aydır aileler çok ağır bir yük taşıyor. “</p>

<p>“HANGİ MAĞDURİYETİ ANLATSAK BİR DİĞERİ EKSİK KALIYOR”</p>

<p>“Her görüş gününü bekleyen, her telefon sesine umut bağlayan aileler var. Yaşlı ve hasta anne babalar var. Maaşları kesilen, bakıma muhtaç çocukları olan, geçim sıkıntısı yaşayan, hayatlarını yeniden kurmaya çalışan aileler var. Sevdiklerine destek olabilmek için kilometrelerce yol gelip giden insanlar var. Hangi mağduriyeti anlatsak bir diğeri eksik kalıyor. Çünkü burada yüzlerce insanın hayatına yayılan bir dram var.”</p>

<p>“OPERASYONLAR SÜRDÜRÜLEREK YENİ MAĞDURİYETLER YARATILIYOR”</p>

<p>“Bu hafta içerisinde alınan kararla emekli maaşları üzerindeki tedbir kararının kaldırılması sevindirici bir gelişmedir. Bunun yanı sıra devam eden mağduriyetlerin hızla sona erdirilmesini de bekliyoruz. Hala iddianamesi yazılmamış, hangi suçla yargılandığını bilmeden cezaevinde tutulan insanlar var; Şile Belediyesi 11 aydır, Bayrampaşa Belediyesi 9 aydır, Ataşehir Belediyesi ise yaklaşık 2 aydır iddianame bekliyor. Gaziosmanpaşa Belediyesi için bir yıl beklenen iddianame yalnızca 23 sayfa olarak hazırlandı. Öte yandan operasyonlar sürdürülerek yeni mağduriyetler yaratılıyor.”</p>

<p>“TÜM TUTUKLULARIN TAHLİYESİNİ TALEP İSTİYORUZ”</p>

<p>“Son olarak operasyon düzenlenen Silivri ve Adalar belediyelerindeki kişiler hakkında iddianamelerin ne zaman hazırlanacağı belirsiz. İBB Davası’nda aylarca iddianameyi bekledik. İddianame sonrasında yargılamanın başlamasını bekledik. Yakın zamanda ilk celse bitmiş olacak. 1,5 yıldır delil karartma ve kaçma şüphesi bulunmayan bu insanlar neden tutuklu? Tutuksuz yargılama esastır, tutukluluk istisna olmalıdır. Tüm tutukluların tahliye edilmesi hukuk ilkelerinin gereğidir. Tüm tutukluların tahliyesini talep istiyoruz. İddianamede nereye dokunsak elimizde kalıyor. İfadelerden anlıyoruz ki sorumluluk alanında olmayan işlerden suçlananlar var. Suçlandığı işi yapmıyor, ama tutuklu”</p>

<p>“TOPLUMUN VİCDANI BU YAŞANANLARI ALMIYOR”</p>

<p>“Hiç tanımadığı, görmediği, konuşmadığı itirafçıların yüzünden bir yılı aşkın süredir hapis yatanlar var. İtirafçı ismini yanlış söylemiş, isimle fotoğrafını eşleştirememiş, cinsiyetini bile yanlış söylüyor ama buna rağmen ifade doğru kabul ediliyor ve insanlar 1,5 yıldır tutuklu yargılanıyor. Bu ifadeler Silivri duvarlarında yankılanırken, iddianameyi okumadan, mahkemede bir gün, bir saat bile bulunmadan ahkam kesen siyasilere sesleniyorum. Hangi ülke, hangi değerler için mücadele ediyorsunuz? İddianame her geçen gün çöküyor. Siz buna rağmen insanları nasıl böyle rahat suçluyorsunuz? Yaşananları görmeden, ailelerin yaşadıklarını dinlemeden değerlendirme yapmayı vicdanınıza nasıl kabul ettiriyorsunuz? Şunu bilin ki siz vicdanınıza sığdırsanız da toplumun vicdanı bu yaşananları almıyor. Ve bu toplum, kendi vicdani değerlerini taşımayan hiçbir siyasetçiyi bağrına basmadı, basmayacak. Bundan hiç şüpheniz olmasın”</p>

<p><br />
“1,5 YILDIR YAŞANANLARA HALA İNANAMIYORUM. SANKİ BİR KÂBUSUN İÇERİSİNDEYİZ”</p>

<p>“Bu nedenle ben buradan tüm siyasileri ülke adına üzerlerine düşen sorumluluğu almaya davet ediyorum. Toplum, bu duruşmaları yakından takip ediyor. Siyasete atılan, topluma yön verme iddiasını taşıyan sizler de gelin duruşmaları takip edin. Değerlendirmelerinizi peşinen değil yaşananlar ışığında, dedikodulara değil gerçeklere dayanarak yapın. 1,5 yıldır yaşananlara hala inanamıyorum. Sanki bir kâbusun içerisindeyiz. Bu ülke; hak, hukuk ve adalet arayışının bu denli zorlaştığı, insanların bu denli savunmasız kaldığı bir dönem yaşamamıştı. En büyük haksızlıklar karşısında bile tutunacak bir dalımız vardı. O dal adaletti, hukuktu. Yargı benim hakkımı, özgürlüğümü, malımı, mülkümü korur diyorduk. Bugün o dal kırıldı ve kırılan bu dal, bir sopaya dönüştü. Bu mesele artık sadece bizim ailelerimizin ya da yakınlarımızın meselesi değildir. Bu mesele Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarının meselesi de değildir.”</p>

<p><br />
“TALEPLERİMİZ NET: TUTUKSUZ VE ADİL YARGILAMAYLA BU MAĞDURİYETLER SONA ERDİRİLSİN”</p>

<p>“Adalet duygusunun, hukuk güvenliğinin ve toplumsal vicdanın meselesidir. Bugün yaşananları artık herkes görüyor, herkes biliyor. Burada yaşanan acıların, kaybedilen zamanın, yıpratılan hayatların ve yok sayılan itibarların sorumluluğu görmezden gelinemez. Türkiye Cumhuriyeti’nin karşı karşıya olduğu tehlike görmezden gelinemez. Tüm siyasetçiler ve ülke adına sorumluluk taşıyan herkes bu yaşananlara karşı harekete geçmelidir. Bizler 15 aydır sevdiklerimizin hakkını, hukuku ve adaleti savunuyoruz. 15 koca ay. Söylemesi kolay ama o 15 ayın içinde kaç doğum günü, kaç bayram eksik geçti, kaç çocuğun annesinden, babasından ayrı kaldığı günler gözyaşı dinmedi. Bunları bilen de yaşayan da biziz. Tüm bunlara rağmen omuzlarımız düşmedi yıkılmadık; ama artık yeter! Taleplerimiz net: Tutuksuz ve adil yargılamayla bu mağduriyetler sona erdirilsin. Erteleme yok, Bahane yok, Gerekçe yok. Adalet için artık kaybedilecek bir saatimiz bile yok. Biz buradayız, burada olmaya devam edeceğiz. O günler gelene kadar herkes için adalet istemeye, herkes için hukuk demeye devam edeceğiz”</p>

<p><br />
Ardından aynı soruşturma kapsamında gözaltına alınıp tutuklanan ve daha sonra beraat edip görevine iade edilen Rıza Can Özdemir konuştu. Özdemir de şu ifadeleri kullandı;</p>

<p>“HAYATIMIN EN ZOR SINAVLARINDAN BİRİNİ YAŞADIM”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“31 Mayıs 2025 tarihinde gözaltına alındım. Ardından tutuklanarak özgürlüğümden, ailemden ve sevdiklerimden ayrı kaldım. Bundan yaklaşık bir yıl önce sevgili eşim Özge, Aile Dayanışması'nda sizlere seslenmişti ve sözlerine çok anlamlı bir cümleyle başlamıştı: ‘Yargılanmaktan korkmuyoruz, adalet istiyoruz’ Aradan tam bir yıl geçti. Bugün ben buradayım; ilk mahkemede tahliye olmuş, ardından beraat etmiş biri olarak karşınızdayım. Hayatımın en zor sınavlarından birini yaşadım. 12 metrekarelik küçücük bir hücrede, 154 gün boyunca özgürlüğümden, ailemden ve sevdiklerimden uzak kaldım. Bir eş olarak, bir baba olarak, bir evlat olarak bir kapının ardında kalmanın ve kapının diğer tarafında bekleyenlerin acısını yaşayarak öğrendim. Ama hiçbir zaman kaybetmediğim iki şey vardı: Umudum ve inancım”</p>

<p>“TUTUKSUZ YARGILAMA ESAS OLMALIDIR”</p>

<p>“Hatırlarsınız; bizleri tek sıra halinde dizerek görüntülerimizi servis etmişlerdi. Bugün hâlâ o görüntüler dolaşıyor ekranlarda. Sizlerden sadece bir anlık empati yapmanızı istiyorum. O sırada bizim yerimize kendinizi koyun. Geride bekleyenlerin yerine eşinizi, evladınızı, annenizi, babanızı koyun. Bir insanın özgürlüğünden önce onurunun hedef alınmasının, bir ailenin umutla bekleyişinin ne demek olduğunu düşünün. Bugün soruyorum: Bir çocuğun annesine, babasına sarılamadığı günlerin, bir ailenin yüreğine düşen hasretin vebalini kim üstlenecek? Bu, en büyük kul hakkı değil midir? Bizler ilk günden beri aynı şeyi söyledik; ‘Tutuksuz yargılama esas olmalıdır’ dedik. Çünkü ceza kesinleşmeden bir insanı ailesinden, evladından, özgürlüğünden koparmak sadece o kişiyi etkilemez. Tutuklu yargılama; evde kapının açılmasını bekleyen bir çocuğu etkiler, telefonun çalmasını bekleyen bir eşi etkiler, evladı için dua eden bir anneyi, bir babayı etkiler. Bakın, burada bulunan herkesin farklı bir hikâyesi var. Ama hepimizin ortak bir duygusu, ortak bir ihtiyacı var: O da adalet”</p>

<p>“BUGÜNÜN KARANLIĞI, YARININ AYDINLIĞINA MUTLAKA YENİLECEKTİR!”</p>

<p>“Bizim mücadelemiz de tam olarak bunun mücadelesidir. Kimsenin haksızlığa uğramadığı, hiçbir ailenin aynı acıları yaşamadığı, adaletin herkese eşit olduğu bir memleket istiyoruz ve bunun için mücadele etmeye devam edeceğiz. Ve tekrar söylüyoruz: Tutuksuz yargılama esas olmalıdır; Son olarak; aile dayanışmamızın bir araya gelmesine katkı sunan başta Sayın Dilek Kaya İmamoğlu olmak üzere, bu yolda yan yana duran, birbirinin derdini kendi derdi bilen tüm ailelerimize yürekten teşekkür ediyorum. Hiç merak etmeyin; bugünün karanlığı, yarının aydınlığına mutlaka yenilecektir!”</p>

<p>Konuşmaların ardından, Aile Dayanışma Ağı toplantısına destek verenlerle birlikte çekilen toplu fotoğrafla program sona erdi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-yagmur-gunes-dinlemiyor-37-basin-aciklamasini-silivride-yapti</guid>
      <pubDate>Thu, 25 Jun 2026 19:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2026/06/ada-face-sss.jpg" type="image/jpeg" length="42182"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kağan Sürmegöz Çifte Standarda İsyan Etti]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/kagan-surmegoz-cifte-standarda-isyan-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/kagan-surmegoz-cifte-standarda-isyan-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Büyükişehir Belediyesi (İBB) Emlak Yönetimi Daire Başkanı Kağan Sürmegöz, iddianamede kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti. Sürmegöz, İBB Duruşmalarının 56.gününde 24 Haziran 2026’da Silivri duruşma salonunda yapılan yargılamada savunmasını yaptı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h3><strong>İÇİŞLERİ BAKANI MUSTAFA ÇİFTÇİ 591 AK PARTİLİ BELEDİYE BAŞKANI HAKKINDA SORUŞTURMA İZNİ VERDİK DİYOR ANCAK HALK AK PARTİLİ BAŞKANLARA DOKUNULDUĞUNU GÖRMEZKEN RAKİP PARTİNİN BELEDİYE BAŞKANIN MESAİ ARKADAŞLARI BİLE 16 AYDIR CEZAEVİNDE </strong></h3>

<p>Sürmegöz’ün Ak Parti döneminde nasıl çalıştıysam Ekrem başkan döneminde de aynı şekilde çalıştım.</p>

<p>O dönem ile alakalı hiçbir suçlama yok ama bu dönem ile alakalı yalan yanlış bilgiler ile hakkımda bir çok suç isnat edilmiş.</p>

<p>İsnat edilen hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum diyerek yaşana çifte standarta isyan etti.</p>

<p><strong>İstanbul Times Haber Merkezi – Hüseyin Çetiner </strong></p>

<p><strong>Kağan Sürmegez</strong> daha önce Mülkiye Müfettişlerinin yaptığı bütün incelemelerde suçlamalar için hiçbir delil bulamadıklarını ifade etti.</p>

<p>2019 öncesi Ak Parti döneminde ihaleleri nasıl yaptıklarsa 2019’dan 19 Mart 2025’e kadar da aynı şekilde yaptıklarını ifade etti.</p>

<p><strong>İŞTE İBB EMLAK YÖNETİM DAİRE BAŞKANI KAĞAN SÜRMEGÖZ’ÜN SAVUNMASINDAN SATIRBAŞLARI </strong></p>

<p>“Daha önce yapılan bütün denetimlerde tarafımıza çok sayıda soru soruldu.</p>

<p>Dosyada yer alan tespitlere dayanarak soruşturma izni verilmesine karar verildi. Biz de bu süreçte, tabii ki dava açarak kendimizi anlatmaya çalıştık.</p>

<p>Şimdi iddianamede doğrudan yer verilen iddialar ve benzeri hususlar hakkında Danıştay nezdinde değerlendirme yapıldı ve Danıştay tarafımızı haklı bularak bu soruşturma iznini kaldırdı.</p>

<p>Dolayısıyla iddianamede bulunan ve bize atfedilen bu suçlamaların nasıl değerlendirildiğini görmek için, tüm iddianameyi okuduğunuzda 61. sayfadan başlayıp 118. sayfaya kadar geldikten sonra Danıştay kararını da okumanız yeterlidir. Zaten cevapların tamamını orada bulacaksınızdır.”</p>

<p>İddianamede, suçtan kaynaklanan gelirlerin aklanması suçuyla ilişkilendirilerek tarafına yapılan suçlamaları reddeden <strong>Kağan Sürmegöz,</strong> “Buna ilişkin herhangi bir delil, bilgi veya somut tespit bulunmamaktadır.</p>

<p>Yapılan finansal araştırmalarda, suçtan elde edildiği iddia edilen herhangi bir mal varlığına ilişkin bir gelir tespiti yoktur” dedi.</p>

<p>“Olağandışı bir hareket veya işlem söz konusu değil”</p>

<p>“Şüpheli faaliyetler kapsamında tarafımın imza attığı veya sorumluluk taşıdığı herhangi bir işlem de bulunmamaktadır” diyen Sürmegöz, “İddia edilen konularla ilgili hiçbir şekilde finansal bir bağ ortaya konulamamıştır.</p>

<p>Olağandışı bir hareket veya işlem söz konusu değildir. Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama iddiası yönünden de tarafıma isnat edilebilecek bir gelir, maddi menfaat veya mal varlığı artışı bulunmamaktadır” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Sürmegöz devamında, suçlandığı yeni dönem ihalelerindeki şartların Ak Parti dönemindeki ihalelerle birebir aynı olduğunu söyledi.</p>

<p>Sürmegöz, “Belirtmiş olduğum, evraklarını da sunmuş olduğum bütün reklam işletme ihalelerindeki istenen yeterlilikler ve nitelikler aynıdır.</p>

<p>Yani bize sorgu yapılan, yani yeni dönemdeki, 2019 sonrasında yaptığımız ihalelerdeki bütün yeterlilikler ve istediğimiz nitelikler aynıdır.</p>

<p><strong>ŞARTLARI DAHA AĞIR OLAN AK PARTİ DÖNEMİNDEKİ İHALELERE DAVA YOK AMA İMAMOĞLU DÖNEMİNDEKİLERDEN DOLAYI 16 AYDIR ZİNDANDA</strong></p>

<p><strong>Kağan Sürmegöz</strong> bu kadar da olmaz dedirten kıyaslamayı yapınca salondakiler vay be demekten kendilerini alamadılar.</p>

<p><strong>Sürmegöz, </strong>Rakamsal olarak bakarsak,2019 öncesi yapılan ihalelerin, yani eski dönemde yaptığımız ihalelerin şartlarının daha yüksek olduğu da görülmektedir” dedi.</p>

<p>İBB Emlak Yönetimi Daire Başkanı <strong>Kağan Sürmegöz</strong>, savunmasına iddianameye yönelik eleştirileriyle devam etti.</p>

<p><strong>Sürmegöz</strong>, “Kanun bize yeterlilik koy diyor ama bunun kriterlerini belirtmiyor. Tıpkı iddianamedeki iddialar gibi” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Sürmegöz,</strong> suçlama konusu Dijital Deneyim Müzesi’yle ilgili kararın AKP’li belediye meclis üyelerinin de oyuyla, yani oybirliğiyle alındığını belirtti.</p>

<p><strong>Kağan Sürmegöz,</strong> “Ama tabii onlara sorumluluk yüklenmedi” diye konuştu.</p>

<p><strong>Sürmegöz </strong>devamında, Yenikapı’da bulunan <strong>Kadir Topbaş</strong> Gösteri Merkezi’nin 3 yıl süreyle işletilmesi işinin suç örgütünün faaliyeti gibi gösterildiğine değindi.</p>

<p><strong>Kağan Sürmegöz <i>,</i></strong>“Elif Güven, Fatoş Ayık, Murat Ongun… Bunlar tamamıyla Medya A.Ş.’ye bağlı insanlar ama bu iş Kültür A.Ş.’nin işi. Oradaki bir aykırılığa da dikkat çekmek isterim” dedi.</p>

<p><strong>Cinayet sanıklarıyla aynı koğuşta kaldığını anlattı</strong></p>

<p><strong>Kağan Sürmegöz</strong>, İstanbul’un Büyükçekmece ilçesinde Haziran 2024’te denizde elleri ve ayakları bağlanmış, halıya sarılı halde cesedi bulunan 24 yaşındaki <strong>Sedef Güler’in </strong>katledilmesiyle ilgili davanın sanıklarıyla aynı koğuşta kaldığını söyledi.</p>

<p><strong>Sürmegöz</strong>, Güler cinayeti zanlılarının “Biz 2 seneye açık cezaevine gideriz, sizin işiniz zor” dediğini anlattı. <strong>Sürmegöz,</strong> “Bu tür konuşmalar insanı ister istemez düşündürüyor” dedi.</p>

<p><strong>Ekrem İmamoğlu: “İstanbul’da seçim kazanılır, seçim alınmaz”</strong></p>

<p><strong>Ekrem İmamoğlu</strong>, <strong>Binali Yıldırım’a</strong> karşı İstanbul’u kazanmalarına rağmen AKP tarafından asılan “Teşekkürler İstanbul” afişlerini hatırlattı.</p>

<p>“O afişler o dönem sayın <strong>Erdoğan</strong>’la sayın Binali Yıldırım’ın mağlubiyet kutlamaları afişiydi” diyen <strong>İmamoğlu,</strong> şunları söyledi:</p>

<p>“Kağan Bey, sizinle birlikte mesaimiz var. Yaklaşık 7 yıl önce başladı. Biraz daha fazlası var, bir ara dönem yaşadık ama baktığımızda işte dün 7 yıl önceki 2. seçimi kazandığımızın yıldönümü.</p>

<p>Kazandığımız derken, yani İstanbul’da seçim kazanılır zaten, seçim alınmaz, verilmez. Millet verir, millet ‘biter, bitti’ der. Sonra bir süreç başladı.</p>

<p>Bu arada sözlerinizde şey vardı, onu hatırlatayım. Sayın Başkan, sayın heyet de fark edemeyebilir, ‘Teşekkürler İstanbul’ afişleri vardı, o konuda görüşmüştü’ diyor. ‘Teşekkürler İstanbul’, bize ait afişler değildi.</p>

<p>Yani muhtemelen öyle bir şeyi biz yapmış olsak, bugün bir seçim olsa, açıkçası böyle bir iddia makamı bizi herhalde idamla yargılardı yani.</p>

<p>İstanbul, aylarca Teşekkürler İstanbul afişleriyle durdu yani. 31 Mart’ın gecesi asıldı, Temmuz’un 1’inde kaldırmaya başladık.</p>

<p>O afişler o dönem sayın Erdoğan’la sayın Binali Yıldırım’ın mağlubiyet kutlamaları afişiydi. 6 ay boyunca, neredeyse 4 ay boyunca afişlerde durdu.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/kagan-surmegoz-cifte-standarda-isyan-etti</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 18:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2026/06/kagan-1.jpg" type="image/jpeg" length="47666"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Tutuklu Yakınları Fatoş Pınar Türker ve Elif Atayman'a Yapılan Zulme Dikkat Çekti]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-fatos-pinar-turker-ve-elif-ataymana-yapilan-zulme-dikkat-cekti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-fatos-pinar-turker-ve-elif-ataymana-yapilan-zulme-dikkat-cekti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 36. Buluşmasında konuşan Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, “449 gündür bir mücadelenin içerisindeyiz. Sabrediyoruz, gün sayıyoruz ama artık sabretmek istemiyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>“DİLEK KAYA İMAMOĞLU: “HİÇBİR SUÇU OLMAYAN İNSANLAR 449 GÜNDÜR ÖZGÜRLÜKLERİNDEN MAHRUM”</strong></p>

<p>Artık tüm sevdiklerimiz için tahliye bekliyoruz! Tam da burada adaletin işlediğine tanık olmak istiyoruz. Gelin, bu haksız süreçlerden, insanları kutuplaştıran söylem ve uygulamalardan vazgeçin. Adaleti kişisel ve siyasi hesapların üzerinde tutun.</p>

<p><strong>İstanbul Times  Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner </strong></p>

<p><strong>“FATOŞ PINAR TÜRKER'İ DİNLEYİN, ELİF ATAYMAN'I DİNLEYİN, BURADAKİ TUTUKLU ARKADAŞLARIMIZI DİNLEYİN. YÜREĞİNİZ VARSA DİNLEYİN!”</strong></p>

<p>Hukuk ancak herkes için eşit işlerse toplumda karşılık bulur. Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı mutlaka korunması gereken temel ilkelerdir. Tutuksuz yargılama esas olsun. Yalanla iftirayla haksızlıkla örülmüş bu duvarlar yıkılsın. Hukuk’un üstün olduğu, hiçbir kadının eziyet görmeyeceği, hiçbir ailenin ayrı düşmeyeceği o güzel günleri görelim” dedi.</p>

<p><strong>ÖZÇAĞDAŞ; “FATOŞ PINAR TÜRKER'İN MAHKEME SALONUNDA ANLATTIKLARINI OKURKEN İNSANLIĞIMIZDAN VE HUKUKTAN UTANDIM”</strong></p>

<p>CHP’nin seçilmiş Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş da, “Buradan 86 milyon yurttaşımıza sesleniyorum; onların içindeki yarım avuç arınmacılara sesleniyorum: Yüreği yeten varsa Silivri'ye gelsin! Yüreği yeten varsa Silivri'ye gelsin! Sadece bir Allah'ın günü buradaki mahkemeyi dinleyin. Fatoş Pınar Türker'i dinleyin, Elif Atayman'ı dinleyin, buradaki tutuklu arkadaşlarımızı dinleyin. Yüreğiniz varsa dinleyin! Yüreğiniz yoksa, AKP yargısının zalimce cezalandırdığı bu arkadaşlarımıza utanmadan, sıkılmadan siz de bir etiket yapıştırmayın, etiket koymayın! Hiçbir karanlık sonsuza dek sürmez. Türkiye Cumhuriyeti savaş meydanlarında kazanıldı. Hiç kimse sahip olmadığı, hakkı olmadığı bir gücü bu milletin üzerinde uygulayamaz, kullanamaz. Hiç kimse unutmasın: Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir!”</p>

<p><strong>İMAMOĞLU: “BU ÜLKENİN GELECEĞİNİ HAKSIZLIKLARLA, KURMACA SENARYOLARLA ŞEKİLLENDİREMEZSİNİZ”</strong></p>

<p>19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), Silivri Duruşma Salonu’nun yan tarafında bulunan otopark alanındabir araya geldi. 36’ncı buluşmaya; CHP’nin seçilmiş Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, CHP’nin seçilmiş milletvekilleri, gazeteciler, sanatçılar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. Bir yılı aşkın süredir hukuksuz bir şekilde Silivri’de tutulan seçilmiş İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:</p>

<p><strong>“HİÇBİR SUÇU OLMAYAN İNSANLAR 449 GÜNDÜR ÖZGÜRLÜKLERİNDEN MAHRUM”</strong></p>

<p>“19 Mart’tan bugüne tam 449 gün geçti. Günleri sayıyoruz çünkü 449 gündür sevdiklerimizden ayrıyız. Hiçbir somut delil olmadan, hiçbir suçu olmayan insanlar 449 gündür özgürlüklerinden mahrum. 449 gündür, bu ülkenin güzel insanları, hak, hukuk ve adalet arıyor. 449 gündür milyonlar hiçbir taşkınlık yapmadan, huzuru bozmadan, hiç kimseye zarar vermeden iradelerine sahip çıkıyor. Demokrasiye, cumhuriyete, seçme ve seçilme haklarına sahip çıkıyorlar. Seçtikleri belediye başkanlarına, cumhurbaşkanı adaylarına sahip çıkıyorlar. Millet adaletsizliği, hukuksuzluğu, eşitsizliği görüyor. Sokaklarda, pazarlarda, meydanlarda; yaşananlardan duyduğu huzursuzluğu dile getiriyor. Hayatın her alanında eşitsizlikle mücadele eden, ekonomik sıkıntılar içerisinde ay sonunu zor getiren millet artık değişim istiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İMAMOĞLU: “EKREM İMAMOĞLU’NUN MAHKEMEYE ÇIKMASINDAN BİLE KORKAR HALE GELDİNİZ”</strong></p>

<p>Şu çok iyi bilinmelidir: Milletin değişim kararının, isteğinin önüne geçilemez, barikat kurulamaz. Bu mümkün değildir. Tarih boyunca çok kereler denenmiş; her defasında başarısızlığa uğramıştır. Yine başarısızlığa mahkûmdur. Er ya da geç milletin dediği olur. Bunu sizler de çok iyi biliyorsunuz. Er ya da geç bu sancılı sürecin biteceğini ve değişimin gerçekleşeceğini görüyorsunuz. Tüm çabalarınız bunu geciktirebilmek, mümkünse önlemek için. Ama önleyemezsiniz. Tarihin akışının önüne geçemezsiniz.”</p>

<p><strong>“İMAMOĞLU’NUN MAHKEMEYE ÇIKMASINDAN BİLE KORKAR HALE GELDİNİZ”</strong></p>

<p>“Siyasetçilerin görevi; halkın sesine, isteklerine kulak vermektir. Bugün milyonlar cumhurbaşkanı adaylarını yanlarında görmek istiyor. Dört duvar arasında değil, halkının yanında ülkesine hizmet ederken görmek istiyor. Milyonların sesine kulak kapatamazsınız. Milletin iradesiyle göreve gelmiş, milyonların oylarıyla cumhurbaşkanı adayı olan Ekrem İmamoğlu’nun mahkemeye çıkmasından bile korkar hale geldiniz. İki kez beraat ettiği davada üçüncü kez yargılamanız yetmezmiş gibi duruşmaya katılmasını önlemek için kendinizce oyunlar kuruyorsunuz. Araç bozuldu gibi uydurma bahanelerle mahkeme salonunda bulunma hakkını gasp ediyorsunuz.</p>

<p>En temel ihtiyaçlarından mahrum bırakıyorsunuz. Bir yılı aşkın süredir Silivri’de tutsak olan Ekrem İmamoğlu’nun mahkeme salonunda fiziken bulunmasından bu kadar korkma sebebiniz nedir? Bu korku mu vicdanlarınızı köreltiyor; sertliği, zulmü artırmanıza neden oluyor? Mahkeme koridorlarında jandarma personeli eliyle yaratılan o fiziksel müdahale ortamını hepimiz görüyoruz. Kontrolsüz müdahalelerin, itilme kakılma çabasının karşısında dimdik duran o irade; milyonların iradesidir. Sadece sanıklara değil ailelerine de son bir haftadır aşırıya kaçan kontroller ve çok sert müdahalelerde bulunuluyor. İnsanların doğal ve anayasal hakkı olan bu barışçıl bekleyişi zorlaştırmak; sevdiklerine uzaktan bir el sallamalarını, hatta onları görmelerini bile engellemek; buradaki annelerin, babaların, eşlerin sesini kısmaya çalışmak hangi vicdana, hangi adalete sığar? Delil bulamadıkça, ortaya bir suç koyamadıkça hıncınızı aileleri cezalandırarak mı çıkarmak istiyorsunuz?”</p>

<p><strong>“YILLARCA BU ÜLKEYE DÜRÜSTÇE HİZMET ETMİŞ KADINLARA YAPILAN BU FİZİKSEL VE PSİKOLOJİK BASKI ASLA KABUL EDİLEMEZ”</strong></p>

<p>“Bu dava sürecinde akıl almaz uygulamalara, kötü muamelelere, hak ihlallerine tanık oluyoruz. Bunların en ağırlarının ise ne yazık ki yine kadınlara uygulandığını görüyoruz. Kadınları zayıf, dayanıksız, dirayetsiz gören kirli zihniyet; kadınlara bedenleri üzerinden saldırmaya, annelikleri üzerinden şantaj yapmaya çekinmiyor. Masumiyet karinesi gibi hukukun en temel değerlerini ayaklar altına alanlar, toplumumuzun en kutsal değerlerini yerle bir etmekten de çekinmiyorlar. Yıllarca bu ülkeye dürüstçe hizmet etmiş kadınlara yapılan bu fiziksel ve psikolojik baskı asla kabul edilemez. Çıplak arama bir işkencedir. Bir savcının; bir anneyi çocuklarını sosyal hizmetlere göndermekle tehdit etmesi suçtur. Toplum vicdanını ve adalet duygusunu yaralayan bu çağ dışı uygulamalar hakkında yargı derhal harekete geçmelidir.”</p>

<p><strong>“BU ÜLKENİN GELECEĞİNİ HAKSIZLIKLARLA, KURMACA SENARYOLARLA ŞEKİLLENDİREMEZSİNİZ”</strong></p>

<p>“Bizler hukuken tamamen geçersiz, 'yok hükmünde' sayılması gereken kararlarla mücadele ediyoruz. Adaletin, teamüllerin, kuralların, hukuk prensiplerinin yerle bir edildiği uygulamalarla sınanıyoruz. Hukuk, kişiye özel tasarlanan bu tarz senaryolarla yürütülemez. Adil yargılanma hakkının eksiksiz uygulanması anayasal bir zorunluluktur. Bu haksız yollardan derhal vazgeçilmelidir. Bu ülkenin geleceğini haksızlıklarla, kurmaca senaryolarla şekillendiremezsiniz. Millet her şeyi görüyor ve buna izin vermeyecek. Sizlerin masa başında, haritalar üzerinde aldığınız kararları millet kabul etmez, etmeyecek. Toplumun vicdanında karşılık bulan değişim iradesinin artık geri dönüşü yok.”</p>

<p>“<strong>ARTIK TÜM SEVDİKLERİMİZ İÇİN TAHLİYE BEKLİYORUZ!”</strong></p>

<p>“449 gündür bir mücadelenin içerisindeyiz. Sabrediyoruz, gün sayıyoruz ama artık sabretmek istemiyoruz. Artık tüm sevdiklerimiz için tahliye bekliyoruz! Tam da burada adaletin işlediğine tanık olmak istiyoruz. Gelin, bu haksız süreçlerden, insanları kutuplaştıran söylem ve uygulamalardan vazgeçin. Adaleti kişisel ve siyasi hesapların üzerinde tutun. Hukuk ancak herkes için eşit işlerse toplumda karşılık bulur. Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı mutlaka korunması gereken temel ilkelerdir. Tutuksuz yargılama esas olsun. Yalanla iftirayla haksızlıkla örülmüş bu duvarlar yıkılsın. Hukuk’un üstün olduğu, hiçbir kadının eziyet görmeyeceği, hiçbir ailenin ayrı düşmeyeceği o güzel günleri görelim.”</p>

<p><strong>“BİZLER KENDİMİZ VE SEVDİKLERİMİZ İÇİN DEĞİL ÜLKEMİZ İÇİN ADALET MÜCADELEMİZİ SONUNA KADAR SÜRDÜRMEKTE KARARLIYIZ”</strong></p>

<p>“Unutulmamalıdır ki yargı, gücünü şahsi hesaplardan değil yalnızca milletin vicdanından ve hukuktan alır. Toplumsal huzurun, barışın ve bereketin ön koşulu herkes için eşit işleyen, adil bir hukuk sistemidir. Türkiye'nin demokrasi geleneği, bu sistemi koruyup geliştirecek güce sahiptir. Bizler kendimiz ve sevdiklerimiz için değil ülkemiz için adalet mücadelemizi sonuna kadar sürdürmekte kararlıyız.”</p>

<p><strong>“HİÇBİR İKTİDAR, HİÇBİR MAKAM VE HİÇBİR TALİMAT İNSAN ONURUNDAN DAHA ÜSTÜN DEĞİLDİR”</strong></p>

<p>CHP’nin seçilmiş Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş da 30 Ekim 2024 tarihinde Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in gözaltına alınıp tutuklanması ve devamında da, 19 Mart’ta CHP’nin Cumhurbaşkanı Adayı ve İBB’nin seçilmiş Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile çok sayıda bürokrat, iş insanının gözaltına alınıp tutuklanması sürecinde çok sayıda hak ihalleri yaşandığına dikkat çekti. “Her biri bu ülkenin saygın yurttaşlarıdır. Suç işlemiş olsalar bile insan onuruna uygun bir şekilde yargılanmalıydılar. Suçları ispat edilirse, yine insan onuruna yakışır bir biçimde ve yurttaşlık hakları gözetilerek cezalarını çekmeliydiler. Oysa burada bir ön cezalandırma sistemine tabi tutuldular” diyen Özçağdaş, konuşmasına şu şekilde devam etti;</p>

<p><strong>“FATOŞ PINAR TÜRKER'İN MAHKEME SALONUNDA ANLATTIKLARINI OKURKEN İNSANLIĞIMIZDAN VE HUKUKTAN UTANDIM”</strong></p>

<p>“Geçtiğimiz günlerde, 15 aydır cezaevinde tutuklu olan İBB Medya A.Ş. Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker'in mahkeme salonunda anlattıklarını okurken insanlığımızdan ve hukuktan utandım. Bir kadının gözaltında ve cezaevinde, yani devletin gözetimi altındayken onurunun, mahremiyetinin ve insanlık hakkının çiğnenmesi asla kabul edilemez! Çıplak arama bir güvenlik tedbiri değildir; kişinin beden bütünlüğünü, mahremiyetini ve onurunu hedef alan ağır bir insan hakları ihlalidir, işkencedir! Anayasa'nın 17. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi; işkenceyi, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleyi mutlak biçimde yasaklar.</p>

<p>Bu yasağın hiçbir istisnası yoktur. Siyasi hırslar ve intikam duygusuyla insanların en mahrem sınırlarını ihlal ederek onları psikolojik olarak yıkmaya çalışmak vicdansızlıktı Tehdit etmek, 'Sosyal hizmetlere gider' demek, aynı aileden karısı ve kocası tutukluysa 'Çocuklarınız sahipsiz kalır' demek, buralardan itirafçı yaratmaya çalışmak, uyutmayarak ya da avukatlarından gizlice ifadeye çağırarak her türlü yalana dolana zorlamakla bir mahkeme kazanılamaz, kazanılamamaktadır da! Bu ülkedeki insanlar, burada yaşatılan hukuksuzlukları görmektedirler. Hiçbir iktidar, hiçbir makam ve hiçbir talimat insan onurundan daha üstün değildir. İnsan onurunu çiğneyen hiçbir düzen de kalıcı olamaz. Tüm bu yaşananların hesabını hem adalet önünde hem de halk önünde vereceksiniz. Korkunun ecele faydası yok; bu hesabı mutlaka vereceksiniz!”</p>

<p><strong>“FATOŞ PINAR TÜRKER'İ DİNLEYİN, ELİF ATAYMAN'I DİNLEYİN, BURADAKİ TUTUKLU ARKADAŞLARIMIZI DİNLEYİN. YÜREĞİNİZ VARSA DİNLEYİN!”</strong></p>

<p>“Türkiye açısından böyle bir iddiayla muhatap olunduğunda 'Ne yapılması gerekir?' diye bir gündemimiz var. İşte İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün, işte Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın açıklamaları... Çok net iddialar değil mi? Çok yakıcı iddialar! Hukuka saygısı olan bir devlet mekanizmasının ne yapması beklenir? Ne yapması gerekir? İddiaları anında reddetmesi mi gerekir? Tam tersi! Hemen açıklama yaparak, 'Bunlar çok vahim iddialardır. Derhal soruşturma başlatılmıştır. Bütün yurttaşlarımız bize emanettir; suçları ne olursa olsun böyle bir muamele kabul edilemez' demelidir. Bunu diyemeyenler, Akın Gürlek örneğinde olduğu gibi sorulara cevap vermeyip gidenler...</p>

<p>Aynı Adalet Bakanı, mutlak bir karar çıktığında bülbül gibi şakıyordu. Tam da senin alanınla ilgili bir soruya neden cevap vermiyorsun Sayın Adalet Bakanı? Versene cevabını! Ver cevabını! Disiplin soruşturması açtınız mı? Soruşturmacı görevlendirdiniz mi? Kısa sürede bu iddiaların gerçekleri yansıtmadığını nasıl öğrendiniz, nasıl bildiniz? Buradan 86 milyon yurttaşımıza sesleniyorum; onların içindeki yarım avuç arınmacılara sesleniyorum: Yüreği yeten varsa Silivri'ye gelsin! Yüreği yeten varsa Silivri'ye gelsin! Sadece bir Allah'ın günü buradaki mahkemeyi dinleyin. Fatoş Pınar Türker'i dinleyin, Elif Atayman'ı dinleyin, buradaki tutuklu arkadaşlarımızı dinleyin. Yüreğiniz varsa dinleyin! Yüreğiniz yoksa,</p>

<p>AKP yargısının zalimce cezalandırdığı bu arkadaşlarımıza utanmadan, sıkılmadan siz de bir etiket yapıştırmayın, etiket koymayın! Hiçbir karanlık sonsuza dek sürmez. Türkiye Cumhuriyeti savaş meydanlarında kazanıldı. Hiç kimse sahip olmadığı, hakkı olmadığı bir gücü bu milletin üzerinde uygulayamaz, kullanamaz. Hiç kimse unutmasın: Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir!”</p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA ) </strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-fatos-pinar-turker-ve-elif-ataymana-yapilan-zulme-dikkat-cekti</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Jun 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2026/06/ada-36-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="24893"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Tutuklu Yakınları Dışardalar Ama Asıl Acının Büyüğünü Onlar Yaşıyor (VİDEOLU)]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-disardalar-ama-asil-acinin-buyugunu-onlar-yasiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-disardalar-ama-asil-acinin-buyugunu-onlar-yasiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 35. Buluşmasında konuşan Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, “Millet iradesini tanımayan, yargı eliyle siyaseti şekillendirmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>“DÜN SEVGİLİ EŞİM EKREM İMAMOĞLU YENİ YAŞINA GİRDİ. EKREM; 55 YILLIK HAYATI BOYUNCA DOĞRUDAN, DÜRÜSTLÜKTEN ASLA ŞAŞMADI”*</strong><br />
İstemediği, işine gelmeyen hiçbir seçim sürecine saygı duymayan bir zihniyetle mücadele ediyoruz. Açıkça halkın hür iradesinin önüne bariyer çekiyor, bizim irademize boyun eğeceksiniz diyorlar. Bir hukuk devletinde asla olmaması gereken, usulen hatalı, kanunen tamamen geçersiz bir ‘mutlak butlan’ kararıyla niyetlerini bir kez daha onayladılar.</p>

<h2><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Yıldız Çetiner </strong></h2>

<p><strong>NURAY TİRYAKİ; “BİZİM İSTEDİĞİMİZ ŞEY ÇOK BASİT: ADALET! ZAMANINDA İŞLEYEN ADALET!”</strong></p>

<p>Alınan bu hukuksuz kararla bize şunu söylüyorlar; Türkiye’de bugüne kadar yapılan tüm seçimler, bir mahkeme kararıyla iptal edilebilir. Türkiye’ye yaşatılan bu süreç, bize partiler üstü bir toplumsal muhalefetin yolunu açmıştır. Yargıtay’ı, adaleti savunmaya, bağımsızlığını korumaya ve üzerine düşen tarihi görevi eksiksiz yerine getirmeye davet ediyoruz” dedi.</p>

<p><strong>“CUMHURİYET KADINLARI OLARAK; CUMHURİYETİMİZE, ONUN KAZANIMLARINA VE ÇAĞDAŞ DEĞERLERİNE SONUNA KADAR SAHİP ÇIKACAĞIZ”</strong><br />
İmamoğlu, “Dün sevgili eşim Ekrem İmamoğlu yeni yaşına girdi. Ekrem; 55 yıllık hayatı boyunca doğrudan, dürüstlükten asla şaşmadı; kimseyi ayırmadı, incitmedi; Atatürk’ün yolundan, demokrasiden, adaletten asla şaşmadı.</p>

<p><strong>"DİLEK KAYA İMAMOĞLU: “MİLLET İRADESİNİ TANIMAYAN, YARGI ELİYLE SİYASETİ ŞEKİLLENDİRMEYE ÇALIŞAN BİR ANLAYIŞLA KARŞI KARŞIYAYIZ”</strong></p>

<p>Bundan sonra milletin sevgisini ve desteğini hayatının sonuna kadar hissederek, onurlu bir yaşam süreceğinden hiç şüphem yok. Herkese böyle güzel duygularla, böyle güzel yaş alabilmeyi diliyorum. Bir sonraki doğum gününü duruşma salonlarında değil, daha</p>

<p><strong>“BU BÜYÜK DEĞİŞİME ÖNCÜLÜK EDEN EKREM İMAMOĞLU’NUN SAYIN GENEL BAŞKANIMIZ ÖZGÜR ÖZEL’İN VE YOL ARKADAŞLARININ YAKTIĞI MEŞALEYİ HEP BİRLİKTE AZİM VE KARARLILIKLA GELECEĞE TAŞIYORUZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), Silivri Duruşma Salonu’nun yan tarafında bulunan otopark alanında bir araya geldi. 35’inci buluşmaya; Milletvekilleri, gazeteciler, sanatçılar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. Bir yılı aşkın süredir hukuksuz bir şekilde Silivri’de tutulan seçilmiş İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:<br />
<br />
<strong>*“HER ŞEY ORTADADIR, EKREM İMAMOĞLU VE ARKADAŞLARI MASUMDUR”*</strong><br />
<br />
“Bir buçuk yıldır büyük bir mücadelenin içerisindeyiz. Bir buçuk yıldır alnımız ak, başımız dik bir şekilde buradayız. Dava ilerledikçe haklılığımız daha da netleşiyor, inancımız daha da büyüyor. Aylardır verdiğimiz bu hukuk mücadelesi, sadece sevdiklerimiz ve bizler için değil Türkiye Cumhuriyeti’nin, demokrasimizin geleceği içindir. Her geçen gün yaşananlar bu gerçeği artık üstü örtülemez şekilde ortaya koyuyor. Her şey ortadadır, Ekrem İmamoğlu ve arkadaşları masumdur”<br />
<br />
<strong>*“YARGITAY’I, ADALETİ SAVUNMAYA, BAĞIMSIZLIĞINI KORUMAYA VE ÜZERİNE DÜŞEN TARİHİ GÖREVİ EKSİKSİZ YERİNE GETİRMEYE DAVET EDİYORUZ”*</strong><br />
<br />
“Millet iradesini tanımayan, yargı eliyle siyaseti şekillendirmeye çalışan bir anlayışla karşı karşıyayız. İstemediği, işine gelmeyen hiçbir seçim sürecine saygı duymayan bir zihniyetle mücadele ediyoruz. Açıkça halkın hür iradesinin önüne bariyer çekiyor, bizim irademize boyun eğeceksiniz diyorlar.</p>

<p><strong>"İMAMOĞLU; “YARGITAY’I, ADALETİ SAVUNMAYA, BAĞIMSIZLIĞINI KORUMAYA VE ÜZERİNE DÜŞEN TARİHİ GÖREVİ EKSİKSİZ YERİNE GETİRMEYE DAVET EDİYORUZ”</strong></p>

<p>Bir hukuk devletinde asla olmaması gereken, usulen hatalı, kanunen tamamen geçersiz bir ‘mutlak butlan’ kararıyla niyetlerini bir kez daha onayladılar. Alınan bu hukuksuz kararla bize şunu söylüyorlar; Türkiye’de bugüne kadar yapılan tüm seçimler, bir mahkeme kararıyla iptal edilebilir. Türkiye’ye yaşatılan bu süreç, bize partiler üstü bir toplumsal muhalefetin yolunu açmıştır.</p>

<p>Yargıtay’ı, adaleti savunmaya, bağımsızlığını korumaya ve üzerine düşen tarihi görevi eksiksiz yerine getirmeye davet ediyoruz.”<br />
<br />
<strong>*“EKREM; 55 YILLIK HAYATI BOYUNCA DOĞRUDAN, DÜRÜSTLÜKTEN ASLA ŞAŞMADI; KİMSEYİ AYIRMADI, İNCİTMEDİ; ATATÜRK’ÜN YOLUNDAN, DEMOKRASİDEN, ADALETTEN ASLA ŞAŞMADI”*</strong><br />
<br />
“Ne yazık ki bir bayramı daha sevdiklerimizden ayrı; haksızlıkların, adaletsizliklerin gölgesinde geçirdik. Adalet yerini bulmadığı sürece bizim için her bayram eksik, her bayram buruk oluyor. Dün sevgili eşim Ekrem İmamoğlu yeni yaşına girdi. Ekrem; 55 yıllık hayatı boyunca doğrudan, dürüstlükten asla şaşmadı; kimseyi ayırmadı, incitmedi; Atatürk’ün yolundan, demokrasiden, adaletten asla şaşmadı. Bundan sonra milletin sevgisini ve desteğini hayatının sonuna kadar hissederek, onurlu bir yaşam süreceğinden hiç şüphem yok. Herkese böyle güzel duygularla, böyle güzel yaş alabilmeyi diliyorum. Bir sonraki doğum gününü duruşma salonlarında değil, daha özgür, daha adil bir Türkiye’de; ailesi, sevenleri ve yol arkadaşlarıyla hep bir arada kutlayacağımız günlerin yakında olduğun inanıyorum.”<br />
<br />
<strong>*“BU BÜYÜK DEĞİŞİME ÖNCÜLÜK EDEN EKREM İMAMOĞLU’NUN, SAYIN GENEL BAŞKANIMIZ ÖZGÜR ÖZEL’İN VE YOL ARKADAŞLARININ YAKTIĞI MEŞALEYİ HEP BİRLİKTE AZİM VE KARARLILIKLA GELECEĞE TAŞIYORUZ”*</strong><br />
<br />
“Bugün Türkiye büyük bir değişimin eşiğinde. Demokrasinin, adaletin, millet iradesinin yeniden doğum sancısını yaşıyoruz. Bu büyük mücadeleden umutlu, aydınlık, adil ve eşit bir Türkiye Cumhuriyeti doğacak. Bundan hiç şüphem yok. Bu büyük değişime öncülük eden Ekrem İmamoğlu’nun, Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel’in ve yol arkadaşlarının yaktığı meşaleyi hep birlikte azim ve kararlılıkla geleceğe taşıyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin seçilmiş yöneticileri, üyeleri, Türkiye’nin seçimli bir demokrasiden uzaklaşmasını istemeyen toplumun her kesiminden demokratlar ve milletimiz; ülkemizin karanlığa gömülmesine asla izin vermeyecektir. Bizim yolumuz nettir. Cumhuriyet Halk Partisi, yalnızca bir siyasi yapı değil; bu ülkenin kurucu iradesidir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bizlere emaneti, Cumhuriyetin bekçisidir. Ülkenin birleştirici gücü ve kuruluş felsefesi olan Altı Ok’un temsilcisidir”<br />
<br />
<strong>*“CUMHURİYET KADINLARI OLARAK; CUMHURİYETİMİZE, ONUN KAZANIMLARINA VE ÇAĞDAŞ DEĞERLERİNE SONUNA KADAR SAHİP ÇIKACAĞIZ”*</strong><br />
<br />
“Biz gücümüzü milletten; bu topraklarda adalete, eşitliğe ve halkın egemenliğine olan sarsılmaz inancımızdan alıyoruz. Bu ülkede yaşayan, demokrasiyi ve cumhuriyeti damarlarında hisseden bizler, Cumhuriyetten asla vazgeçmeyeceğiz. Cumhuriyet; halkın tamamına çok büyük hak ve özgürlükler kazandırmıştır. Fakat özellikle biz kadınlar için anlamı çok daha büyüktür. Kadınlar; Cumhuriyet ile toplumsal hayatın her alanında var olabilmiş, siyasette söz hakkına sahip olmuş, özgürleşmiştir. Cumhuriyet kadınları olarak; Cumhuriyetimize, onun kazanımlarına ve çağdaş değerlerine sonuna kadar sahip çıkacağız.”</p>

<p><strong>*“BAŞARDIK, YİNE BAŞARACAĞIZ. BAŞARMAK ZORUNDAYIZ”*</strong><br />
<br />
“Buradan, Aile Dayanışma Ağı'nın ve bu adaletsizliğe karşı duran herkesin ortak sesi olarak sesleniyoruz: Gelin, bu hukuksuzluktan vazgeçin. Adaleti, demokrasiyi ve ülkemizin geleceğini kişisel, küresel ya da siyasi hesaplarınızın üzerinde tutun. Bu ülkenin güzel insanları birlik, beraberlik ve tam bir kenetlenme içinde geleceğe yürüsün. Tam bağımsız, özgür, çağdaş ve demokratik bir Türkiye için hep birlikte çalışalım. Çocuklarımızın, gençlerimizin hayallerini gerçekleştirebildiği; güven içerisinde yaşadığı bir geleceği ancak böyle var edebiliriz. Bu topraklar ve üzerinde yaşayan halklar için çok hesaplar yapıldı, çok planlar kuruldu. En zor günlerimizde birlik olarak bunları boşa çıkarmayı bildik; kendi geleceğimizi kendimiz tayin ederiz dedik. Başardık, yine başaracağız. Başarmak zorundayız.”<br />
<br />
Daha sonra Serap Karay’ın kardeşi Nuray Tiryaki söz aldı. Tiryaki de konuşmasına şöyle devam etti:<br />
<br />
"Bugün burada bir dosyayı değil, bir insanın kararını değil; bir ailenin gerçeğini anlatmak için bulunuyorum. Bazen insan bir yokluğu kelimelerle anlatamaz. Çünkü bazı yokluklar görülmez, hissedilir. Boş kalan bir koltukta hissedilir. Çalmayan bir telefonda hissedilir. Bayram sabahı kurulan sofrada hissedilir. Aile tablosundaki eksik bir yüzde hissedilir. Biz bu eksikliği her gün yaşıyoruz. Ablam, çocukluğumdan beri hayatımın en önemli parçalarından biridir. Sevincimi paylaştığım, üzüntümü paylaştığım, en zor günlerde yanımda bulduğum insandır. Bugün onun yokluğunu yaşarken en çok annemi düşünüyorum. Bir anne olarak hayatının en ağır dönemlerinden birini yaşıyor. Yıllarca aynı evde yaşadığı, her gün gördüğü kızından ayrı kalmak onun için sadece bir özlem değil; her gün yeniden açılan bir yaradır. Her telefon çaldığında, gözleri kapıya gidiyor. Her sabaha bir eksikle uyanıyor. Her akşama aynı hasretle günü tamamlıyor. Çünkü bir annenin evladına duyduğu özlemin tarifi yoktur.”<br />
<br />
<strong>*“BİZİM İSTEDİĞİMİZ ŞEY ÇOK BASİT: ADALET! ZAMANINDA İŞLEYEN ADALET!”*</strong><br />
<br />
“Zaman geçiyor, takvimler değişiyor, mevsimler değişiyor. Günler haftalara, haftalar aylara dönüşüyor ama özlem azalmıyor; aksine her geçen gün daha da büyüyor. Biz burada hiç kimseden ayrıcalık istemiyoruz. Bizim istediğimiz şey çok basit: Adalet! Zamanında işleyen adalet, hakkaniyetle işleyen adalet, toplumun vicdanını rahatlatan adalet.</p>

<h3>Çünkü adalet sadece karar vermek değildir. Adalet, aynı zamanda insanların hayatından geri alınamayacak zamanları koruyabilmektir. Geciken her gün, bir ailenin hayatından eksilen bir gündür. Geciken her gün, bir annenin evladına duyduğu hasretin biraz daha büyümesidir. Geciken her gün, geriye getirilemeyecek anıların kaybıdır.<br />
Bugün buradan yalnızca ablam için değil, benzer acıları yaşayan tüm aileler için sesleniyorum. Umudumuzu kaybetmedik. Adalete olan inancımızı kaybetmedik. Vicdana olan güvenimizi kaybetmedik. Tek temennimiz; adaletin gecikmeden, hakkaniyetle ve insan hayatının değerini gözeterek tecelli etmesidir. Çünkü adalet sadece mahkeme salonlarında verilen kararlarla değil, insanların kalbinde bıraktığı güven duygusuyla yaşar. Ve biz bugün, o güven duygusunu korumak için konuşuyoruz."<br />
<br />
<strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-disardalar-ama-asil-acinin-buyugunu-onlar-yasiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2026/06/face-ada-35.jpg" type="image/jpeg" length="14778"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Tutuklu Yakınları İçin Anneler Günü Ve Bayramın Bir Tadı Artıkı Yok (videolu)]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-icin-anneler-gunu-ve-bayramin-bir-tadi-artiki-yok-videolu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-icin-anneler-gunu-ve-bayramin-bir-tadi-artiki-yok-videolu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 33. Buluşmasında konuşan Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, “Bu pazar Anneler Günü. Keşke bugüne yakışır sözler söyleyebilseydik. Ancak yaşananlar ortadayken bu mümkün değil. Uygulanan siyaset anlayışı annelerin acısını hafifletmek bir yana, daha da derinleştiriyor.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>AİLE DAYANIŞMA AĞI, 33. HAFTADA SİLİVRİ’DE SES YÜKSELTTİ!</strong></p>

<p>Şehit anneleri, Cumartesi anneleri; Çorlu tren faciasında, Kartalkaya yangınında, 6 Şubat depreminde, Gezi’de çocuklarını kaybedip hâlâ adalet arayan anneler; çocuklarını en güvende olması gereken yere, okula uğurlayıp geri alamayan anneler; aylarca kızına ulaşmaya, ona ne olduğunu öğrenmeye çalışan anneler, sokaklarda çocukları katledilen anneler…</p>

<h2><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Yıldız Çetiner </strong></h2>

<p><strong>“BEN DE BİR ANNEYİM; ÇOCUKLARIMA 19 MART’TAN BU YANA YAŞANANLARI ANLATMAKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORUM”</strong></p>

<p>Gözü yaşlı, yüreği yaralı nice anneler. Bu annelerin acısını hafifletecek hiçbir adım atılmıyor; aksine yeni acılar, yeni adaletsizlikler yaratılıyor. Bu ülkenin hafızasında annelerin gözyaşı hiç dinmedi ve ne yazık ki bu gözyaşlarını dindirecek gerçek bir adalet zemini bir türlü kurulamadı. Bugün burada bulunan annelerin yaşadığı acı da bu büyük hikâyenin bir parçası” dedi.</p>

<p><strong>“BUGÜN BURADA BULUNAN ANNELERİN YAŞADIĞI ACI DA BU BÜYÜK HİKÂYENİN BİR PARÇASI”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dilek Kaya İmamoğlu, “Çocuğunun büyümesini dört duvar arasında hasretle izleyen anneler var. Medyada ortaya atılan asılsız iftiralara, itibar suikastlarına ve algı operasyonlarına bağlı sağlık sorunları yaşayan anneler var. Bu süreç bedenen ve ruhen son derece yıpratıcı. Ben de bir anneyim; çocuklarıma 19 Mart’tan bu yana yaşananları anlatmakta güçlük çekiyorum. Ama onların geleceği için verdiğimiz bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğim, vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>DİLEK KAYA İMAMOĞLU; “ANNELERİN EVLATLARINA EN KISA SÜREDE KAVUŞMASINI TÜM KALBİMLE DİLİYORUM”</strong></p>

<p>19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), Silivri Duruşma Salonu’nun yan tarafında bulunan otopark alanındabir araya geldi. 33’üncü buluşmaya; CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, milletvekilleri, gazeteciler, sanatçılar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. Bir yılı aşkın süredir hukuksuz bir şekilde Silivri’de tutulan seçilmiş İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:</p>

<p>“BU DAVALAR TÜRKİYE’NİN DÖNÜM NOKTASIDIR”</p>

<p>“Yine bu hafta herkes mahkeme salonunda yerini aldı. İzleyiciler izleyici yerinde, avukatlar onlara ayrılan yerde, sanıklar, sanık kısmında ve mahkeme heyeti kürsüsünde. Bütün roller gereği gibi yerine getirildi. Baştan beri kurgusu belli olan bu davada, haklıyı haksızdan ayırmaya yönelik bir yargılama değil; yargılıyormuş gibi yapılarak sürdürülen bir cezalandırılma süreci içindeyiz. Bu davalar Türkiye’nin dönüm noktasıdır. Türkiye’nin geleceği bu mahkeme salonlarında tahakküm altındadır. Herkes biliyor söz konusu olan sadece Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarının özgürlüğü değil, hepimizin özgürlüğüdür. İddianame diye önümüze konulan 4000 sayfanın %70’ini oluşturan, devletin ve hükümetin ortaklığı da olan Cebeci Davası da haftanın ilk gününden itibaren çökmeye başlamıştır. Hatırlayın: 19 Mart'ta yandaş medya eliyle ‘İBB'de 560 milyarlık yolsuzluk’ denildi. Sonra iddianameye bakıldığında bu rakam 160 milyara indi. Bunun 110 milyarının Cebeci döküm alanıyla ilgili olduğu söylendi. Bu hafta o iddia da mahkeme salonunda çöktü. İşte bu yüzden duruşmaları canlı yayınlamıyorlar. Çünkü üzerine inşa edilen her yalan, bir gün kendi ağırlığıyla çöküyor. Bu hafta da sevdiklerimizin haksız, hukuksuz şekilde iftiralarla, asılsız yalanlarla tutsak olduğuna şahit olduk.</p>

<p>“TUTUKLULUK SÜRESİ DOLMASINA RAĞMEN İNSANLAR NEDEN BİR AY DAHA BEKLEMEK ZORUNDA KALIYOR?”</p>

<p>“Geçtiğimiz hafta nisan ayı değerlendirmesinde 15 kişi hakkında tahliye kararı verildi. Ancak tahliye edilenin neden tahliye edildiği, tutulanların neden tutulduğu anlaşılabilir değil; kimse de bir türlü anlayabilmiş değil. Ortada somut bir delil yok, elle tutulur bir olgu yok. Yalnızca yaratılmaya çalışılan bir algı ve bu algıya zemin oluşturmak için alınan ifadeler var. Hangi ölçütlerle karar veriliyor? Aynı eylemle suçlanan kişilerden biri serbest bırakılırken diğeri neden içeride tutuluyor? Delil söz konusuysa her ikisi hakkında da delil yok; ifade söz konusuysa birine neden inanılıp diğerine inanılmıyor? Ceza alsa bile, ceza süresinden fazla tutuklu olanlar aylardır neden tahliye edilmiyor? Tutukluluk süresi dolmasına rağmen insanlar neden bir ay daha beklemek zorunda kalıyor?”</p>

<p>“HUKUKUN TEMELİ EŞİTLİKTİR, HUKUK HERKESE EŞİT İŞLEMELİDİR”</p>

<p>“İddianamesi bile yazılmamış kişiler var. Neden tutuklu olduklarını, ne kadar yatacaklarını ve neyle suçlandıklarını bile bilmiyorlar. Ne karartılacak delil ne de kaçma şüphesi var. Neden bu insanlar hala tutuklu? Aileler olarak cevapsız kalan bu sorularla birlikte, her gün Silivri’ye gidip geliyoruz. Aynı belirsizlik, aynı bekleyiş, aynı sonuçsuzluk sürüyor; bu tablo artık yalnızca bir dava sürecini değil, toplumun adalet duygusunu doğrudan zedeliyor. Duruşmalarda ortaya çıkan çifte standart artık görmezden gelinemeyecek kadar açık. Bu çifte standart, duruşmayı izlemeye gelenlere karşı da uygulanıyor. Sevdiklerini görebilmek için bin bir güçlükle buraya gelen aileler, bir de bu eşitsizlikle mücadele etmek zorunda kalıyor. Günlük hayatta karşılaştığımız eşitsizliklerin burada da sürdüğüne tanıklık ediyoruz. Oysa hukukun temeli eşitliktir, hukuk herkese eşit işlemelidir.</p>

<p><br />
“BUGÜN BURADA BULUNAN ANNELERİN YAŞADIĞI ACI DA BU BÜYÜK HİKÂYENİN BİR PARÇASI”</p>

<p>“Bu pazar Anneler Günü. Keşke bugüne yakışır sözler söyleyebilseydik. Ancak yaşananlar ortadayken bu mümkün değil. Uygulanan siyaset anlayışı annelerin acısını hafifletmek bir yana, daha da derinleştiriyor. Şehit anneleri, Cumartesi anneleri; Çorlu tren faciasında, Kartalkaya yangınında, 6 Şubat depreminde, Gezi’de çocuklarını kaybedip hâlâ adalet arayan anneler; çocuklarını en güvende olması gereken yere, okula uğurlayıp geri alamayan anneler; aylarca kızına ulaşmaya, ona ne olduğunu öğrenmeye çalışan anneler, sokaklarda çocukları katledilen anneler… Gözü yaşlı, yüreği yaralı nice anneler. Bu annelerin acısını hafifletecek hiçbir adım atılmıyor; aksine yeni acılar, yeni adaletsizlikler yaratılıyor. Bu ülkenin hafızasında annelerin gözyaşı hiç dinmedi ve ne yazık ki bu gözyaşlarını dindirecek gerçek bir adalet zemini bir türlü kurulamadı. Bugün burada bulunan annelerin yaşadığı acı da bu büyük hikâyenin bir parçası.</p>

<p>“BEN DE BİR ANNEYİM; ÇOCUKLARIMA 19 MART’TAN BU YANA YAŞANANLARI ANLATMAKTA GÜÇLÜK ÇEKİYORUM”</p>

<p>“Evladından haber alamayan, sesini duyamayan, yalnızca bekleyen anneler var. Sırf evladını görmek için haftanın dört günü mahkeme salonuna gelen, ama yaşananlar nedeniyle onu doya doya göremeyen anneler var. Hasta yatağında olup duruşmaya gelemeyen, aklı ve kalbi burada olan anneler var. Çocuğunun büyümesini dört duvar arasında hasretle izleyen anneler var. Medyada ortaya atılan asılsız iftiralara, itibar suikastlarına ve algı operasyonlarına bağlı sağlık sorunları yaşayan anneler var. Bu süreç bedenen ve ruhen son derece yıpratıcı. Ben de bir anneyim; çocuklarıma 19 Mart’tan bu yana yaşananları anlatmakta güçlük çekiyorum. Ama onların geleceği için verdiğimiz bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğim, vazgeçmeyeceğiz.”</p>

<p>“ANNELERİN EVLATLARINA EN KISA SÜREDE KAVUŞMASINI TÜM KALBİMLE DİLİYORUM”</p>

<p>“Aile yılı ilan edilen 2025 yılında; yüzlerce aile haksızlık ve hukuksuzluklarla mücadele vermek durumunda bırakıldı. Anneler evlatlarından, evlatlar annelerinden koparıldı. Başta rahmetli annem olmak üzere, bu ülkede gözü yaşlı olan, sevinci kursağında bırakılan, evlatları için mücadele eden tüm annelerimizin; sevgisini koşulsuz şartsız gösteren, anne yüreği taşıyan herkesin Anneler Günü’nü kutluyorum. Annelerin evlatlarına en kısa sürede kavuşmasını tüm kalbimle diliyorum”</p>

<p>“KIZIMIN ARKASINDAYIM; ONUNLA GERÇEKTEN GURUR DUYUYORUM”</p>

<p>Ardından tutuklu bulunan Medya A.Ş Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker’in annesi Kadriye Türker söz aldı. Türker, “Bu süreç; sadece tutuklu olanların hürriyetlerinden mahrum kaldıkları bir durum değil, aynı zamanda tüm aile fertlerinin de cezalandırılmasıdır. Kızımdan ayrı geçireceğim bu ikinci Anneler Günü olacak. Çok üzgünüm ve o günün gelmesini gerçekten hiç istemiyorum. Biliyorum ki kızım içeride benden çok daha zor ve hassas duygular içinde. Pınar orada hem bir evlat olarak hem de uzun süredir çocuklarından ayrı yaşayan bir anne olarak neler hissediyor, bilemiyorum. Böyle özel günlerde insan haliyle çok daha hassas oluyor. Haksız yere çocuklarından ayrı geçirdiği bu günler, hem Pınar için hem de torunlarım için gerçekten çok üzücü. Biz elimizden geldiği kadar hem kızımıza hem de çocuklara destek olmaya çalışıyoruz; ancak anneleriyle çocukların arasındaki duygusal eksikliği gidermemiz mümkün olmuyor. Ayrıca ben de bir anne olarak evladımın eksikliğini en derinden hissediyorum ve tutuklu olmasını bir türlü içime sindirip kabul edemiyorum. Ama her zaman olduğu gibi kızımın arkasındayım; onunla gerçekten gurur duyuyorum. Çektiği tüm sıkıntılara ve haksızlıklara rağmen dimdik ayakta durmayı başarıyor.” Şeklinde konuştu.</p>

<p>“NE OLUR BİZİ ADALETE İNANDIRIN!”</p>

<p>Medya A.Ş Reklam Alanları Müdür Elif Güven’in annesi Zeynep Güven söz aldı. Güven de, “Artık yeter! Yeter! Dört yüz on bir gündür gözyaşım durmadı. Üç bayramım ayrı geçti. Anneler Günü yine ayrı geçecek. Doğum günü ayrı geçti. Dayanamıyorum artık! Lütfen, lütfen elinizi kalbinize, merhametinize koyun ve empati yapın. Yurt dışından kendi rızasıyla gelen kızımın iddianamesi yayınlanmışken, hâlâ 'kaçma ve delil karartma şüphesiyle' tutuklu yargılanıyor. Ne olur bizi adalete inandırın! Artık size bir anne olarak yalvarıyorum: Bu bayram kızım lütfen ailesiyle olsun. Herkes sevdiğine kavuşsun.” İfadelerini kullandı.</p>

<p>CHP İNGİLTERE BİRLİĞİ BAŞKANI KEMAL ASLAN’DAN, İMAMOĞLU VE YOL ARKADAŞLARINA YÜZLERCE MEKTUP!</p>

<p>Aile yakınlarının ardından CHP İngiltere Birliği Başkanı Kemal Aslan, Avrupa’nın dört bir yanından Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarına yazılan yüzlerce mektubu Dilek Kaya İmamoğlu’na teslim etti. Dilek Kaya İmamoğlu içlerinden birini seçerek kameralar karşısında okudu;</p>

<p>“İNANCIMIZI VE MÜCADELEMİZİ KIRAMAYACAKLAR”</p>

<p>“Merhaba sevgili başkanım ve Cumhurbaşkanı adayım; Nasılsınız demeye dilim varmıyor. Demir kapılar arkasında suçsuz yere tutulmanın ne demek olduğunu biliyorum. 'O demir kapılar arkasında tutulan sizin bedeniniz olsa da, biliyoruz ki o bedenle birlikte milyonlarca insanın iradesidir. Ne yaparlarsa yapsınlar; ne sizi ne de irademizi esir alamayacaklar. İnancımızı ve mücadelemizi kıramayacaklar. Gelecek güzel günler umuduyla, sevgi ve saygıyla Londra’dan selamlıyorum.'</p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-icin-anneler-gunu-ve-bayramin-bir-tadi-artiki-yok-videolu</guid>
      <pubDate>Thu, 07 May 2026 19:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2026/05/dilek-face-1.jpg" type="image/jpeg" length="66865"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dilek İmamoğlu İlk Kez Böyle Sinirlendi]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/dilek-imamoglu-ilk-kez-boyle-sinirlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/dilek-imamoglu-ilk-kez-boyle-sinirlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[9 Mart 2026'da başlayan İBB Duruşmalarının bugün 30.su yapıldı verilen ara karar ile 15 kişi serbest bırakıldı. Dr. Dilek İmamoğlu verilen aradan sonra duruşma salonunda eşi Ekrem İmamoğlu'nun bulunduğu tarafa seslenerek sadece 15 kişi değil bu dosyada yargılanan herkes serbest bırakılması gerekir diyerek isyanını dile getirdi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİLEK KAYA İMAMOĞLU SİLİVRİ’DEN SESLENDİ: AİLE DAYANIŞMA AĞI’NDAN YARGIYA ADALET ÇAĞRISI</strong></p>

<p>19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 32. Buluşmasında konuşan Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, “19 Mart 2025’ten bu yana tam 405 gün geçti. Esaretimizin, haksızlığımız, haklılığımızın bedelini dört duvar arasında ödemenin bugün 405’inci günüdür.</p>

<p><strong>“DOSYANIN TAMAMINA TAHLİYE İSTİYORUZ! BU SİZİN ZORUNLULUĞUNUZ!”</strong></p>

<p>405 gündür ağır, çok ağır şeyler yaşıyoruz. Duruşmaların başlamasıyla yaşananların ağırlığı, hapishane şartlarının yetersizliği, masum insanlara reva görülen eziyetler bir bir gün ışığına çıkıyor. Tel tel dökülen bu iddianame birilerinin kariyer basamağı olmuştur maalesef. Bu artık ayan beyan ortadadır” dedi.</p>

<p><strong>86 MİLYONU GÖRÜP DUYMAK ZORUNDASINIZ, YETER!</strong></p>

<p>“Ne yazık ki haftalardır burada bütün siyasilere seslenmemize rağmen bu gerçeği ne kimse duyuyor ne de görüyor. Neden? Neden görmek, duymak istemiyorsunuz, neden?” Diyen İmamoğlu, “Her gün burada, bu duruşma salonlarında insanlık suçu işleniyor, bunu anlamıyor musunuz?</p>

<p><strong>DİLEK KAYA İMAMOĞLU: BU DURUŞMA SALONLARINDA İNSANLIK SUÇU İŞLENİYOR</strong></p>

<p>Bu suça sessiz kalan herkes bu suçun ortağıdır! Her gün spekülatif haberlerle iddianameyi köpürtmeye, itibar cellatlığına devam eden yandaş basın, yandaş basın size sesleniyorum: Duruşmalara neden katılmayı bıraktınız? Bu hafta bir oturuma katılıp oturumun gidişatını görünce salondan erken ayrıldınız. Neden biliyor musunuz arkadaşlar? Çünkü bir yılı aşkın süredir yaratmaya çalıştıkları algı artık tamamen çökmüştür!” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>YETER ARTIK! KOLTUKLARINIZDAN BİZİ GÖRÜN!</strong></p>

<p>“Dosyanın bütününde tahliye kararı çıkmalıdır bugün, hemen, derhal!” diyen Dilek Kaya İmamoğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“Dosyanın tamamına tahliye istiyoruz. Bu bir istek değil, bu bir sizin zorunluluğunuz. 405 gündür ailelerle bir fiil 7/24 beraberim ben. Herkesin ne yaşadığını, sabırla ne beklediğini, sessiz, sükunetli bir şekilde herkes kişiliğini koruyarak çok nezih bir şekilde mücadele verdi bir buçuk yıldır. Yeter artık! Yeter! Koltuklarınızdan bizi görün! 86 milyonu görüp duymak zorundasınız, yeter! Bizim ailelerimiz var, bizim çoluğumuz çocuğumuz var, bu annelerin, bu babaların evlatları var. Dosyanın bütününde bugün tahliye kararı bekliyoruz. Duruşma bugün erken bitti, oturun kararınızı verin.”</p>

<p><strong>“TEL TEL DÖKÜLEN BU İDDİANAME KARİYER BASAMAĞI OLMUŞTUR”</strong></p>

<p>19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), Silivri Duruşma Salonu’nun yan tarafında bulunan otopark alanındabir araya geldi. 32’inci buluşmaya; CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, milletvekilleri, gazeteciler, sanatçılar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. Bir yılı aşkın süredir hukuksuz bir şekilde Silivri’de tutulan seçilmiş İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:</p>

<p>“<strong>HAKLILIĞIMIZIN BEDELİNİ DÖRT DUVAR ARASINDA ÖDEMENİN 405. GÜNÜ”</strong></p>

<p>“Sevgili aileler, değerli yol arkadaşlarımız, büyük zorluklara rağmen işini en iyi şekilde yapan kıymetli basın emekçileri... 19 Mart 2025’ten bu yana tam 405 gün geçti. Esaretimizin, haksızlığımız, haklılığımızın bedelini dört duvar arasında ödemenin bugün 405’inci günüdür. Hayatlarımızın üzerinden koca bir zaman aktı. Haftalar, aylar, mevsimler değişti ama ne yazık ki bazı şeyler hiç değişmedi. Yaşadığımız haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik olduğu yerde duruyor. İnşallah uzun süre böyle durmaya devam etmeyecek.”</p>

<p><strong>“MÜCADELE AZMİMİZ BİR PARÇA AZALMAYACAK”</strong></p>

<p>“Hiçbir suç işlememiş yüzlerce masumumuz, sevdiğimiz şu anda içeride tutsak. Halkı doğru haberlerle buluşturmaktan başka bir şey yapmayan sevgili değerli gazetecilerimiz tutsak. Eşitsizlik, liyakatsizlik, çeteler, şiddet Türkiye’nin dört yanını sarmış durumda. Toplumun hemen her kesimi ağır ekonomik koşullar altında eziliyor. Günler geçerken, mevsimler değişirken Türkiye’de artık bazı şeylerin değişmesinin gereği şart oldu. Çünkü kaybedecek daha fazla vaktimiz kalmadı. Şu da bilinsin ki; Türkiye’de bir şeyler değişmeden bizim dayanışmamız da, mücadelemiz de asla değişmeyecek. Hak, hukuk ve adalet arayışımız devam edecek. Mücadele azmimiz bir parça olsun azalmayacak. Çünkü neyin söz konusu olduğunun farkındayız. Demokrasimiz, Cumhuriyetimiz, geleceğimiz için mücadele veriyoruz; her koşulda vermeye devam edeceğiz.”</p>

<p>“<strong>TEL TEL DÖKÜLEN BU İDDİANAME BİRİLERİNİN KARİYER BASAMAĞI OLMUŞTUR”</strong></p>

<p>“405 gündür ağır, çok ağır şeyler yaşıyoruz. Duruşmaların başlamasıyla yaşananların ağırlığı, hapishane şartlarının yetersizliği, masum insanlara reva görülen eziyetler bir bir gün ışığına çıkıyor. Oysa doya doya gün ışığına çıkması gereken sevdiklerimiz suçsuz yere tutsak edildiler. Duruşmalarda her gün insanların yargılanıyormuş gibi yapıldığı ama aslında peşinen cezalandırıldığını görüyoruz. Üstelik bu cezalandırmanın dayanaksız olduğu da gün gibi ortada. İddianame her geçen gün çöküyor. Çok üzgünüz; tabii ki iddianame çöktüğü için değil... Tel tel dökülen bu iddianame birilerinin kariyer basamağı olmuştur maalesef. Bu artık ayan beyan ortadadır.”</p>

<p>“<strong>İÇERİDE BİR TİYATRO SERGİLENİYOR”</strong></p>

<p>“Sevdiklerimiz, Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşları, ailelerimiz, hepimiz bu kariyer hedefi için harcanan mağdurlarız. İçerideki birçok kişi neden tutsak olduğunu bile bilmiyor, neyle suçlandıklarını bile bilmiyor. İşin daha garibi, iddia makamı dahil başka kimse de bilmiyor gibi bir izlenim var. Buna rağmen insanlar mahkeme kararı olmadan suçlu gibi gösteriliyor, toplum önünde itibarsızlaştırılmaya çalışılıyor. Masumiyet karinesi ise yerle bir edilmiş durumda. Aileler dışarıda yakınlarının suçsuzluğunu anlatmak için çabalarken, tutsaklar da işlemedikleri suçlara karşı savunma yapmak zorunda kalıyor. Sevgili tiyatro sanatçıları lütfen benden alınmasın, onlardan özür diliyorum ama içeride bir tiyatro sergileniyor.”</p>

<p><strong>“İNSANLAR DOSYA İÇİNDE BELİRSİZLİĞE TERK EDİLMİŞ DURUMDALAR”</strong></p>

<p>“İddianame kapsamında yüzlerce kişinin aynı ve genel ifadelerle değerlendirilmesi kabul edilemez bir yaklaşımdır. Tutsak ettiğiniz her bir kişi için somut delil ortaya koymanız, somut suçlamada bulunmanız ve herkesi ayrı ayrı değerlendirmeniz gerekir. Neyle suçlandığını bilemediği için nasıl savunma yapacağını kestiremeyen tutsakların ve sanık avukatlarının bulunduğu bir dava sürecinden söz ediyoruz. Duyuma dayalı, çelişkili, geri çekilmiş ya da tartışmalı beyanlar üzerinden insanların hayatları altüst ediliyor. Yalnızca işlerinin gereğini yapan insanların dosyanın içinde belirsizliğe, insanlar dosya içinde belirsizliğe terk edilmiş durumdalar. Etkin pişmanlık üzerinden algılar kuruluyor ve çifte standart uygulanıyor, çifte standart uygulanıyor.”</p>

<p><strong>“BİZ YARGILANMIYORUZ; PEŞİNEN CEZALANDIRILIYORUZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“George Orwell'ın bir kitabı vardır, hepiniz okumuşsunuzdur: "Bazı hayvanlar eşittir ama bazıları daha eşittir." Tutsaklar da böyle; bazı tutsaklar tutsaktır ama bazıları daha az tutsaktır. Suçlu bulunsalar yatacakları cezadan fazlasını yatan insanlar tutsak edilmeye devam ediliyor. Tutukluluk süresi dolan insanlar özgürlüklerinden mahrum bırakılıyor. Bu kadar çok belirsizlik, çelişki ve somut gerekçe eksikliği varken adil bir yargılamadan söz etmek mümkün değildir! Aslında duruşmaların gidişatını ve iddianamenin ne durumda olduğunu anlatmak için tek bir cümle bile yeterlidir: Biz yargılanmıyoruz; yargılıyorlarmış gibi yapıp peşinen cezalandırılıyoruz!”</p>

<p><strong>“NEDEN DUYMAK, GÖRMEK İSTEMİYORSUNUZ!</strong>”</p>

<p>“Ne yazık ki haftalardır burada bütün siyasilere seslenmemize rağmen bu gerçeği ne kimse duyuyor ne de görüyor. Neden? Neden görmek, duymak istemiyorsunuz, neden? Her gün burada, bu duruşma salonlarında insanlık suçu işleniyor, bunu anlamıyor musunuz? Bu suça sessiz kalan herkes bu suçun ortağıdır! Her gün spekülatif haberlerle iddianameyi köpürtmeye, itibar cellatlığına devam eden yandaş basın, yandaş basın size sesleniyorum: Duruşmalara neden katılmayı bıraktınız? Bu hafta bir oturuma katılıp oturumun gidişatını görünce salondan erken ayrıldınız. Neden biliyor musunuz arkadaşlar? Çünkü bir yılı aşkın süredir yaratmaya çalıştıkları algı artık tamamen çökmüştür!”</p>

<p><strong>“SAF DEDİKODULAR ÜZERİNDEN KURGULADIKLARI İDDİANAME ASILSIZ KALDI”</strong></p>

<p>“İddianamede bile yer almayan yalanları medyada ortaya saçtılar ama olmadı. Çok büyük bir suç varmış gibi göstermek için 4.000 sayfa iddianame yazdılar. Sayısız evrakı belge diye ortaya attılar ama hiçbir yere varamadılar. "Baz kayıtları", "HTS" dediler; güvenilir olmadığı ortaya çıktı. "Tanık beyanları var" dediler; tanıklar "Ben böyle söylemedim, görmedim, bizzat şahit olmadım" dedi. Yani aslında tanık olmadıkları da ortaya çıktı. MASAK raporları, örgüt şemaları, yolsuzluk, casusluk, irtikap; ne ararsanız var. Hiçbirinden hiçbir yere varamadılar, bir suç ortaya koyamadılar. Dedikodular üzerinden, saf, safi dedikodular üzerinden kurguladıkları iddianame kanıtsız, delilsiz, asılsız kaldı.”</p>

<p><strong>“TEK BİR DELİL, TEK BİR SOMUT SUÇLAMA YOK!”</strong></p>

<p>“Bugün burada Türkiye Cumhuriyeti'nin 86 milyonun Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşları ve sevdiklerimiz, aile bireylerimiz tamamen dedikodularla, asılsız iddialarla tutuklu bulunuyor ve yargılanıyorlarmış gibi yapıyorlar. Bu dosya kapsamında tutukluluğun devamına karar verilecek tek bir delil, tek bir somut suçlama yoktur. Yok! Yok arkadaşlar yok, tek bir delil, tek bir somut suçlama yok. Ya biz aklımızı mı oynatacağız ya? Nedir bu ailelere bu çektirdikleriniz?”</p>

<p><strong>“DOSYANIN TAMAMINA TAHLİYE İSTİYORUZ! BU SİZİN ZORUNLULUĞUNUZ!”</strong></p>

<p>“Dosyanın bütününde tahliye kararı çıkmalıdır bugün, hemen, derhal! Dosyanın tamamına tahliye istiyoruz. Bu bir istek değil, bu bir sizin zorunluluğunuz. 405 gündür ailelerle bir fiil 7/24 beraberim ben. Herkesin ne yaşadığını, sabırla ne beklediğini, sessiz, sükunetli bir şekilde herkes kişiliğini koruyarak çok nezih bir şekilde mücadele verdi bir buçuk yıldır. Yeter artık! Yeter! Koltuklarınızdan bizi görün! 86 milyonu görüp duymak zorundasınız, yeter! Bizim ailelerimiz var, bizim çoluğumuz çocuğumuz var, bu annelerin, bu babaların evlatları var.Dosyanın bütününde bugün tahliye kararı bekliyoruz. Duruşma bugün erken bitti, oturun kararınızı verin.”</p>

<p><strong>“OLMAYAN DELİLİN NEYİ KARARTILACAK”</strong></p>

<p>“Mahkeme heyeti, tutukluluk incelemesinde dosyaya bakıp karar vereceğini belirtti. Neden biliyor musunuz? Çünkü bizim sevdiklerimiz şöyle düşünüyor: "Eğer savunma yaparsak -biz böyle düşünüyoruz- savunma yaparsak mahkeme başkanı belki vicdanını çalıştırır da bizim masum olduğumuzu görür, kendi kulaklarıyla duyar." Hani duyuramadık ya bir senedir, TRT’den canlı yayınlanmadı ya bu duruşmalar... Belki mahkeme başkanı bizi görür, duyar da belki bir karar verir. Hani bir an olsun kendi vicdanının sesini dinler diye ümit ediyoruz. Peki ne değişiyor arkadaşlar, ne değişiyor? Dosya aylar öncesiyle aynı. Yeni bir delil eklenmedi. Delil yok! Delilleri karartma bahanesi, yurt dışına kaçma bahanesi; o yüzden tutuklulukmuş. Hangi delil arkadaşlar, hangi delil? Delil yok! Olmayan delilin neyi karartılacak ya? Bir yıldır önümüze gelen somut bir delil yok.”</p>

<p><strong>“ÇIKSIN BİRİSİ ANLATSIN BİZE”</strong></p>

<p>“Dosyaya yeni bir delil eklenmedi, yeni bir şüphe yok, farklı hiçbir şey yok. O halde bu tahliye kararlarını siz neye göre veriyorsunuz? Bugün hakkında tahliye kararı verilecek kişiler neden aylardır hapisteler? Bunun cevabını bize verin. Neden bu insanlar aylardır hapisteler? Ne değişti? Biz bir aydır bu duruşmalara gidip geliyoruz. Mart ayındaki tutukluluk incelemesinden sonra bir aydır gidiyoruz geliyoruz, gidiyoruz geliyoruz. Anlatılanlar aynı, sunulanlar aynı; somut delil yok, hiçbir şey yok. Yani bugün çıkacak olan insanlar neden bir ay öncesinden çıkmadı? Bir ay önceki tahliye kararıyla bir ay sonraki tahliye kararı arasında hukuken ne fark var? Somut olarak ne değişti ya? Ne değişti ya? Çıksın birisi anlatsın bize. Bu soruların cevabını tüm kamuoyunun bilmeye hakkı vardır.”</p>

<p><strong>“BU ÜLKEDE HALA ADELET OLDUĞUNA İNANMAK İSTEYEN AİLELER OLARAK İSTİYORUZ”</strong></p>

<p>“Bugün ara kararlar verilecek. Bazı aileler sevinecek, evet bazıları üzülecek. Sizin bu insanları bu kadar üzmeye hakkınız var mı ya? Hani yaratılanı severdiniz Yaradan'dan ötürü; ne oldu sizin Yaradan sevginize ya? Bu yüzden bütünsel olarak dosyadaki tüm sanıklara tahliye kararı verilmelidir bugün. Tekrarlıyorum: Bu yüzden dosyadaki tüm sanıklara bugün tahliye kararı verilmelidir! Ve bunu bu ülkede hala adalet olduğuna inanmak isteyen aileler olarak istiyoruz.</p>

<p><strong>1 MAYIS’I KUTLADI</strong></p>

<p>“Sevgili basın, sevgili aileler; sözlerimi tamamlarken 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü'nü kutluyorum. Türkiye'nin dört yanında, tüm dünyada hakları, emekleri, alın terleri için mücadele edenleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Hepinize çok teşekkür ediyorum.”<br />
 </p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></p>

<p> </p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/dilek-imamoglu-ilk-kez-boyle-sinirlendi</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 16:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2026/04/dilek-hanim-haber-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="46780"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dr. Dilek İmamoğlu İddianame Gözümüzün Önünde Çöktü]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/dr-dilek-imamoglu-iddianame-gozumuzun-onunde-coktu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/dr-dilek-imamoglu-iddianame-gozumuzun-onunde-coktu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 31. Buluşmasında konuşan Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, “Yarın 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Mustafa Kemal Atatürk'ün çocuklara armağan ettiği bu bayrama bu yıl içimizde çok büyük bir acıyla giriyoruz.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DR. DİLEK KAYA İMAMOĞLU: BU ÜLKE, EVLATLARININ YASINI BİLE TUTAMADI; TEK BİR GÜN YAS İLAN EDİLMEDİ</strong></p>

<p>Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş'ta ve Şanlıurfa'da yaşanan saldırılar hepimizi derinden yaraladı. Okullarında, en güvende olmaları gereken yerde çocuklarımızı ve öğretmenimizi kaybettik. Yaralanan çocuklarımız oldu, bazıları hala tedavi altında. Hepimizin yüreğinde çok ağır bir acı var ama bu acıları anlatmaya kelimeler yetmiyor” dedi.</p>

<p><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner </strong></p>

<p><strong>“ÇOCUKLARI KORUMAK SADECE OKUL KAPISINA GÜVENLİK KOYMAKLA OLMAZ; ASIL MESELE ONLARA ADALETİN İŞLEDİĞİ BİR ÜLKE BIRAKMAKTIR!”</strong></p>

<p>İmamoğlu, “Her geçtiğimiz gün, yapılan savunmalarla birlikte, eşim Ekrem İmamoğlu ile yol arkadaşlarının ve bürokratların özgürlüğünü elinden alan bu iddianamenin gözümüzün önünde çöktüğüne şahit oluyoruz. Kendisini kurtarmak için iftira atanlar; "duymuştum", "söylenmişti", "öyle düşündüm" diyerek verdikleri asılsız ifadeler yüzünden sevdiklerimizin özgürlükleri ellerinden alındı. Şunu herkes bilsin ki; bu iddianameye dayanarak yapılan tüm tutuklamalar bu tip beyanlarla gerçekleştirildi.” İfadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“İDDİANAMENİN GÖZÜMÜZÜN ÖNÜNDE ÇÖKTÜĞÜNE ŞAHİT OLUYORUZ"</strong></p>

<p>“Gelin burada yaşananları kendi gözlerinizle görün!” diyen Dilek Kaya İmamoğlu, “dün gece ve bugün Ataşehir’de yaşananlar, Onursal Adıgüzel Başkan'a, yol arkadaşlarına, ailelerine ve ona oy veren iradeye yapılan doğrudan bir saldırıdır.Bu sadece bir hukuk meselesi değildir artık. Bu, topluma yöneltilen sistematik bir psikolojik baskı ve yıldırma operasyonudur. Bunu defalarca söyledik, bir kez daha söylüyoruz: Bu ülkeye psikolojik işkence yapmaya çalışıyorsunuz. İnsanları korkutarak, yalnızlaştırarak, sindirerek bir düzen kuramazsınız. Kuramayacaksınız.” Şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“ATAŞEHİR’DE YAŞANANLAR, ONURSAL ADIGÜZEL BAŞKAN'A, YOL ARKADAŞLARINA, AİLELERİNE VE ONA OY VEREN İRADEYE YAPILAN DOĞRUDAN BİR SALDIRIDIR”</strong></p>

<p>19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı arifesinde Silivri’de bulunan Dayanışma Evi’nde bir araya geldi. 31’inci buluşmaya; CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Millî Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, milletvekilleri, gazeteciler, sanatçılar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. Buluşmanın basın açıklamasını, bir yılı aşkın süredir hukuksuz bir şekilde Silivri’de tutulan seçilmiş İBB Başkanı ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, basın açıklamasını okudu.</p>

<p><strong>“YAŞASIN ADALET, YAŞASIN DEMOKRASİ, YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ!”</strong></p>

<p>23 Nisan Bayramı’na büyük bir acıyla girildiğini belirten Dr. İmamoğlu, “Geçtiğimiz hafta Kahramanmaraş'ta ve Şanlıurfa'da yaşanan saldırılar hepimizi derinden yaraladı. Okullarında çocuklarımızı ve öğretmenimizi kaybettik. Ancak daha da ağır olan şu ki; bu ülke çocuklarının yasını bile gerektiği gibi tutamadı. Tek bir gün bile yas ilan edilmedi. Sanki kaybettiğimiz çocuklar bu ülkenin evlatları değilmiş gibi davranıldı. Çocukları korumak sadece okul kapısına güvenlik koymakla olmaz. Onları korkudan, şiddetten, ihmalden ve güvensizlikten de korumak gerekir,” dedi. Tutukluluk süreçlerinin çocuklar üzerindeki yıkıcı etkisini somut örneklerle anlatan Dr. İmamoğlu, “Küçük bir kız, babasını polislerin götürmesinden sonra kapısına 'Buraya polisler giremez' yazısı astı. Bir başka çocuk Silivri'yi yüksek güvenlikli bir iş yeri sandı; yanındaki inşaata bakıp babasının orada çalıştığını, inşaat bitince kavuşacaklarını düşünerek her gelişinde oraya umutla baktı.</p>

<p><strong>“ARTIK BU EMEK ÖRGÜTÜNÜ SERBEST BIRAKIN. HERKES GÖREVİNE DÖNSÜN"</strong></p>

<p>11 ayı aşan tutukluluklarına rağmen iddianamesi hala yazılamayan insanların çocukları var. Biz çocuklara şu sözü vermeliyiz: Sizi koruyacağız, sizi unutmayacağız, sizi adaletsizliğin gölgesinde bırakmayacağız, 23 Nisan sadece bir bayram değil, çocuklarımıza verilmiş bir sözün adıdır. Bu ülkenin geleceğini çocukların gözlerinde görebilmenin adıdır. Ve biz bugün o sözün ağırlığını daha derinden hissediyoruz. Geçtiğimiz hafta çocuklarımıza yönelik yaşanan ağır gündemin yanında, bir yılı aşkın süredir adaletsizlikle boğuştuğumuz Silivri gündemi de devam ediyor. Silivri’yi yazmak, anlatmak burada yaşananları tarif etmeye yetmiyor. Buraya gelmeden, bu havayı solumadan, bu adaletsizliğe şahit olmadan hiç kimse burada yaşananları tam olarak anlayamaz. ” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Dilek Kaya İmamoğlu, konuşmasına şu şekilde devam etti;</strong></p>

<p>“Burada, bu mahkemede bir dram yaşanıyor. Her geçtiğimiz gün, yapılan savunmalarla birlikte, eşim Ekrem İmamoğlu ile yol arkadaşlarının ve bürokratların özgürlüğünü elinden alan bu iddianamenin gözümüzün önünde çöktüğüne şahit oluyoruz. Kendisini kurtarmak için iftira atanlar; "duymuştum", "söylenmişti", "öyle düşündüm" diyerek verdikleri asılsız ifadeler yüzünden sevdiklerimizin özgürlükleri ellerinden alındı. Şunu herkes bilsin ki; bu iddianameye dayanarak yapılan tüm tutuklamalar bu tip beyanlarla gerçekleştirildi. Bu iddianameyi hazırlayan ve hazırlatanlar koltuklarında rahat otursunlar diye biz burada bu zulmü yaşıyoruz. Her günün sonunda sevdiklerimizi burada bırakarak elimiz kolumuz boş evlerimize dönüyoruz.”</p>

<p><strong>“GELİN BURADA YAŞANANLARI KENDİ GÖZLERİNİZLE GÖRÜN!”</strong></p>

<p>“Silivri’den herkese sesleniyorum: Gelin burada yaşananları kendi gözlerinizle görün! "Asrın yolsuzluğu" dediğiniz bu dava, eğer bu kadar büyük, bu kadar önemli bir dava ise buyurun izleyin. İftiralarla, dedikodularla haksız ve hukuksuzca devam eden, 13-14 aylık esarete bizzat şahit olun. Ama ne yazık ki duyan kulaklar duymuyor, gören gözler görmüyor. Neden bunları yaşıyoruz? Biz suçlu değiliz. Kaçma şüphesi bulunmayan, bu ülke için çalışan, işini yapan, sorumluluk taşıyan insanlar neden hala tutuklu yargılanıyor? Üstelik bu insanların ne kaçma ihtimali vardır ne de delil karartma ihtimali.”</p>

<p><strong>“BU ÜLKEYE PSİKOLOJİK İŞKENCE YAPMAYA ÇALIŞIYORSUNUZ. İNSANLARI KORKUTARAK, YALNIZLAŞTIRARAK, SİNDİREREK BİR DÜZEN KURAMAZSINIZ. KURAMAYACAKSINIZ”</strong></p>

<p>“Bu sorular hala cevapsızken; dün gece ve bugün Ataşehir’de yaşananlar, Onursal Adıgüzel Başkan'a, yol arkadaşlarına, ailelerine ve ona oy veren iradeye yapılan doğrudan bir saldırıdır. Bu sadece bir hukuk meselesi değildir artık. Bu, topluma yöneltilen sistematik bir psikolojik baskı ve yıldırma operasyonudur. Bunu defalarca söyledik, bir kez daha söylüyoruz: Bu ülkeye psikolojik işkence yapmaya çalışıyorsunuz. İnsanları korkutarak, yalnızlaştırarak, sindirerek bir düzen kuramazsınız. Kuramayacaksınız.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“PEKİ ORTADA GERÇEKTEN BİR ÖRGÜT VAR MI? EVET, VAR; AMA BU, İDDİA EDİLENİN AKSİNE BİR FEDAKÂRLIK VE EMEK ÖRGÜTÜDÜR”</strong></p>

<p>“Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan, demokrasiye inanan her vatandaş sandığa gitti ve hür iradesiyle kendi belediye başkanını, kendi yöneticisini, liderini seçti. Bu irade, size rağmen var oldu, size rağmen var olmaya devam edecek. Bu iradeye rağmen 1,5 yıldır yaşatılanların tek bir açıklaması yapıldı mı? Hayır! Soruyorum size; bu yaşatılanlar nedir ?</p>

<p>Bu ülkenin insanlarından, bizden ne istiyorsunuz? Neden toplumu karanlığa sürüklüyorsunuz? Şunu bilin; para geçicidir, kontrol edilemez güç çöker, makamlar el değiştirir. Ama insanlık, vicdan ve adalet kalıcıdır. Bu karanlık herkese zarar verir; başta da ülkemize, bu millete. Tüm bu yapılanlara sessiz kalanlara sesleniyorum; sesinizi çıkarmak için daha ne olmasını bekliyorsunuz? Tam da bu yüzden, ortaya atılan iddialarla yaratılmak istenen algının gerçeği yansıtmadığını açıkça ifade etmek gerekiyor. Peki ortada gerçekten bir örgüt var mı? Evet, var; ama bu, iddia edilenin aksine bir fedakârlık ve emek örgütüdür.2014’ten beri bizzat şahit olduğum; insanlara fayda sunan, özveriyle çalışan, bu ülkenin dört bir yanında alın teriyle var olan insanlardan oluşan bir yapı…”</p>

<p><strong>“HEPİMİZİN İSTEĞİ AYNI: ADALET VE VİCDAN”</strong></p>

<p>“Artık bu emek örgütünü serbest bırakın. Herkes görevine dönsün, en iyi bildikleri işi yine yapmaya devam etsinler. Gelin vazgeçin bu zulümden. Çünkü yapılanların ne bu ülkeye ne bu millete ne de size hiçbir faydası yok. Türkiye bunu asla hak etmiyor. Gelin, 30 Ekim 2024 sabahına geri dönün. Gelin, 18 Mart 2025 sabahına geri dönelim.</p>

<p>Bir yılı aşkın süredir sevdiklerimizin masumiyetinin görülmesini bekliyoruz. Bu mücadeleyi yalnızca onlar için değil, bu ülkede adalet duygusunu kaybetmek istemeyen herkes için, 81 milyon için veriyoruz. Hepimizin isteği aynı: Adalet ve vicdan. Bu ülkenin istikbalinin, engellenen geleceğimizin vebali bütün siyasilerin sırtında ağır bir sorumluluktur! Bu böyle bilinsin. Evlatlarımız güvende olsun, acılarımız görmezden gelinmesin, adalet ve vicdan bu ülkede herkes için eşit işlesin!”</p>

<p><strong>“YAŞASIN ADALET, YAŞASIN DEMOKRASİ, YAŞASIN TÜRKİYE CUMHURİYETİ!”</strong></p>

<p>“Sözlerimi Ekrem İmamoğlu’nun mahkemede söylediği sözleriyle bitirmek istiyorum: Yaşasın adalet, yaşasın demokrasi, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti! 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kutlu olsun”</p>

<p>Dilek Kaya İmamoğlu’nun ardından söz alan Nehir Gül, 335 gündür tutukluğu devam eden Çeşme Belediyesi Başkan Yardımcısı Onur Gül’ün mesajını okuyarak şu ifadeleri kullandı;</p>

<p><strong>“UNUTULDUK EY HALKIM! BİZLERİ CEZAEVLERİNDE UNUTTULAR”</strong></p>

<p>Koca koca adalet saraylarında adaletin kırıntılarını beklemeye devam ediyoruz; hem de neyi beklediğimizi bile bilmeden... Unutulduk ey halkım! Bizleri cezaevlerinde unuttular. Ne yargılıyorlar ne de sesimizi duyuyorlar. Bizleri hatırlatın ey halkım! Bizlere yardımcı olabilecek, sesimizi duyuracak, sessiz çığlıklarımızı Kaf Dağı'nın ardına taşıyacak olan sizlersiniz. Bu konuda sizlere olan güvenim sonsuzdur. Lütfen sesimiz olun. Tüm bu feryadımı ve serzenişimi; ülkesini seven bir bürokrat olmanın yanı sıra, Çeşme'de tek başına yaşam mücadelesi veren bir kadının eşi, sekiz ve on dört yaşlarında iki küçük kız çocuğunun babasının feryadı olarak kabul edin. Her açık görüş sonrası içime çektiğim kızlarımın kokusunu, bir ay boyunca unutmamak için çabalamaktan yoruldum artık. Lütfen sesimiz olun ve çığlığımızı sizler duyurun!"</p>

<p>“<strong>TEK BİR DİLEĞİM VAR: KIZIMA TEKRAR KAVUŞMAK, ONA SARILMAK VE KOKUSUNU HİSSETMEK...”</strong></p>

<p>Buluşmada son sözü de Tutuklu Yazılım Mühendisi Iraz Bayrak’ın babası, İbrahim Bayrak söz aldı. Bayrak da,, “İnşallah ayın otuzunda, tutukluluk sürecinin incelenmesiyle birlikte tek bir arzum, tek bir dileğim var: Kızıma tekrar kavuşmak, ona sarılmak ve kokusunu hissetmek... Tek gayem bu. Bu süreçte burada birçok insan tanıdık, ailelerle kaynaştık; ailemiz daha da büyüdü. Bu yüzden hislerimi paylaşmakta sakınca görmüyorum. Kızımdan şimdiye kadar sadece bir kez mektup aldım.</p>

<p>Daha fazla yazmamasını ben rica ettim, bir baba olarak okumakta çok güçlük çekiyorum, herkes beni anlayacaktır. O da bana kıyamadığından mıdır bilmem; bir hafta önce bir mektup daha gönderdi. O mektubun sadece üç dört satırını okuyabildim, geri kalanını cebimde saklıyorum. Çünkü otuzunda mektubu onunla birlikte okumak istiyorum. Sadece okuduğum o küçük kısmı sizinle paylaşayım:Pembe bir kâğıda yazmış... 'Babişko, öncelikle pembe kâğıda yazıyorum ki bil; bu bir aşk mektubudur. Çünkü kızların ilk aşkı hep babaları olur' diyor. Mektubun devamını onunla okumak için sabırsızlanıyorum” diye konuştu.<br />
 </p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/dr-dilek-imamoglu-iddianame-gozumuzun-onunde-coktu</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 17:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2026/04/face-ada-1.jpg" type="image/jpeg" length="78340"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Silivri Duruşmalarında Gazeteciden Kötü Yer İsyanı İçin Mahkemeye Dilekçe Verdi]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-silivri-durusmalarinda-gazeteciden-kotu-yer-isyani-icin-mahkemeye-dilekce-verdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-silivri-durusmalarinda-gazeteciden-kotu-yer-isyani-icin-mahkemeye-dilekce-verdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Times Gazetesi ve Tv’nin genel yayın yönetmeni Gazeteci Yazar Hüseyin Çetiner İBB davalarının görüldüğü İstanbul 40.Ağır ceza mahkemesine dilekçe vererek Marmara Cezaevi yerleşkesinde yapılan İBB duruşmalarında basın mensuplarına verilen kötü yerin daha iyi bir yer ile değiştirilmesini talep ettiği dilekçeyi mahkemenin kalemine sunarak talebini iletti.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İŞTE MAHKEMEYE SUNULAN DİLEKÇEDE BÜTÜN BASIN MESUPLARININ GÖREVLERİNİ DAHA RAHAT BİR ORTAMDA YAPABİLMELERİ İÇİN TALEP EDİLENER… </strong></p>

<h2><strong>İSTANBUL 40.AĞIR CEZA MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞINA    /    <u>ÇAĞLAYAN – İSTANBUL</u></strong></h2>

<p><strong>DİLEKÇE SAHİBİ : GAZETECİ YAZAR - HÜSEYİN ÇETİNER T.C….</strong></p>

<p><strong>ADRES : </strong></p>

<p><strong>TEL : </strong></p>

<p><strong>KONU: Marmara Ceza İnfaz Kurumu Duruşma Salonunda Basın Mensuplarına Ayrılan Yerin Uygunsuz Olmaması Ve Yeni Uygun Yer Tahsisi Hakkında.</strong></p>

<p>35 Yıllık bir gazeteci yazar olarak meslek yaşantımda bugüne kadar çok sayıda kritik dava’ nın görüldüğü yargı safhalarını yakından takip ederek kamuoyunu bilgilendiren haberler, makaleler ve videolar üreterek okur/izleyici ve takipçilerimize en doğru şekilde aktarmaya gayret ettik.</p>

<p>Ancak 9 Mart 2026 tarihinde ilk duruşması başlayan İstanbul Büyükşehir Belediye <strong>Başkanımız</strong> ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Sayın <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>, diğer belediye başkanlarımız ve mesai arkadaşlarının Silivri Marmara Cezaevi Yerleşkesi Duruşma salonunda mahkemeniz tarafında yapılan duruşmaları imkanlarım elverdiği oranda 350 Km. Yol yaparak Silivri’deki duruşma salonuna geliyoruz.</p>

<p>Basın mensupları olarak bize ayırdığınız yer salonun en arkasında iki tarafı duvarlar ile kaplı bir tarafı izleyici ve yargılananların yakınlarına bakıyor sadece ön tarafında heyetiniz ve yargılananlara bakıyor.</p>

<p>Bize ayrılan yerde sayın mahkeme heyetini ve yargılananları görmek, sesini duymak ve yüzlerini görmek <strong>KESİNLİKLE</strong> imkan dahilinde değildir. Bu ayarlama ancak basın mensupları ile yargılananların birbirlerini görmemesi adına yapılan özel bir planlama ile olabilir.</p>

<p>Basın mensuplarını salonun en arkasında 2 tarafı duvarlar ile kaplı bir tarafı seyircilere ve tutuklu yakınlarına bakıyor.</p>

<p>Sayın Yargıç size ve yargılananlara bakan taraftan da hem çukurdayız hem de size çok uzak bir mesafedeyiz ne sesinizi duyabiliyoruz ne de Yargılananları göremiyoruz. <strong><em><u>NEDEN BÖYLE BİR TERCİH YAPILDI ANLAYABİLMİŞ DEĞİLİM ?</u></em></strong></p>

<p><strong>Sizi ve yargılananları göremiyorsak ve duyamıyorsak MAHKEME SAFAHATI BASINA AÇIKTIR DENİLEBİLİR Mİ ? </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İleri de basın mensupları bizden yerlerinin değiştirilmelerini talep etmedikleri için yeni yer tahsisi yapmadık dememeniz için duruşmanın 22.gününde yani 31 Mart 2026 tarihinde iş bu dilekçemi resmi prosedürü takip ederek mahkeme kaleminizde kayıt altına almayı uygun buldum.</p>

<p><strong>Bize ayrılan yerde Mahkeme heyeti ve yargılananları görmek ve sesini duymak mümkün değildir.</strong></p>

<p>9 Mart 31 Mart 2026 tarihleri arasında yapılan 22 günlük yargılamalar biz basın mensupları açısından sorunlu ve sıkıntılı geçmiştir.</p>

<p>Bari bundan sonraki süreçleri daha doğru ve uygun bir şekilde yapabilmeniz adına sizi bu şekilde mesleğini yapamayan bir gazeteci olarak bilgi sahibi yapmak istedim.</p>

<p><strong>Eğer Mahkeme safahatı açık ve şeffaf bir şekilde yapılmak isteniyorsa neden basın mensuplarının yargılama heyeti ve yargılananları görmemesi için salonun en arka ve kötü yeri bize tahsis edildi ? </strong></p>

<p>Sayın heyet başkanı basit bir keşif ile biz gazetecilere ayrılan yere gelip oturun sizin bulunduğunuz yeri görebiliyor musunuz ?</p>

<p>Eğer basın mensuplarına ayırdığınız yer sağlıklı bir yerdir ve burada bulunarak gazetecilik yapılabilir diyorsanız bu dilekçemde yazdığım bütün taleplerimden vaz geçeceğim.</p>

<p><strong>Ancak AKIL sahibi herkes Gazetecilere için ayrılan yerin mesleklerini yapmaya elverişli bir olmadığına karar vermeleri hiç zor değildir. </strong></p>

<p>Zaten bende 35 yıllık tecrübeli bir gazeteci olarak yerimizin mesleğimizi yapmaya elverişli olmadığını ifade edebilmek için bu dilekçeyi yazma gereği duydum.</p>

<p>Sayın Mahkeme heyetinden acilen Basın mensuplarının yerini heyeti ve yargılananları net bir şekilde görebilmek ve duyabilmek için yeni yer tahsisinin yapılmasını saygılarımla arz ve talep ediyorum.</p>

<p>Gazetecilik kamu adına yapılan <strong>ÖNEMLİ </strong>bir meslektir. Bu görevin ifası için en büyük mesuliyet siz mahkeme heyetine düşmektedir.</p>

<p>Bu şartlar altında kendi adıma sağlıklı olarak mesleğimi ifa edemediğim için yüzlerce km yol yaparak aşağılanmak demek olan bu kötü yerde gazetecilik faaliyeti icra edilmez.</p>

<p>İşimizi gerektiği gibi doğru yapabilmek için ilk şart bulunduğumuz yerde siz mahkeme heyetinin mimiklerini görmemiz, sesinizi duyabilmemiz halinde orada yaşanan süreçleri ancak okur ve izleyicilerimize daha doğru bir şekilde ulaştırabiliriz.</p>

<p>Mahkeme salonunda yaşananların halka doğru bir şekilde iletilmesinde kimsenin kaybı olamaz.</p>

<p>Aksine halkımızın yaşanan her şeyi ilk elden en doğru bir şekilde bilmeye hakkı vardır.</p>

<p>Dava’nın 9 Mart 2026 ilk günü çok yoğunluk ve gerginlik vardı o gün salonun bu arka kısmı makul görülebilir ancak şu an yoğunluk ve kargaşa yok her şey daha yerli yerinde devam ederken çok kolay ve rahat bir şekilde yerimiz daha doğru bir yere alınabilir diye düşünüyorum.</p>

<p>Taleplerim sadece benim için değil haberleri ile tarihe not düşecek olan bütün meslektaşlarımız içindir.</p>

<p><strong>Saygılarımla </strong></p>

<p><strong>ÇETİNER RADYO TELEVİZYON GAZETECİLİK YAYINCILIK SAN.TİC.AŞ.   /   (İstanbul Times Gazetesi ve Tv Genel Yayın Yönetmeni ) </strong></p>

<p><strong>Hüseyin ÇETİNER </strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-silivri-durusmalarinda-gazeteciden-kotu-yer-isyani-icin-mahkemeye-dilekce-verdi</guid>
      <pubDate>Tue, 31 Mar 2026 15:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2026/03/yer-isyani-dilekce.jpg" type="image/jpeg" length="58542"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Tutuklu Yakınları Bir Zamanların Mağdurlarına Seslerini Duyurmaya Çalışıyorlar]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-bir-zamanlarin-magdurlarina-seslerini-duyurmaya-calisiyorlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-bir-zamanlarin-magdurlarina-seslerini-duyurmaya-calisiyorlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesinin mağdurları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 19. buluşması, 2025’in son gününde, operasyonların simge mekânı Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu önünde gerçekleştirildi. 19’uncu buluşmada, 284 gündür Silivri’de 12 metrekarelik bir hücrede tutulan seçilmiş İBB Başkanı, CHP’nin ve 25,1 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından ortak basın açıklaması okundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h1><strong>2025’İ SİLİVRİ ÖNÜNDE GEÇİRDİLER</strong></h1>

<h2>Bir zamanların mağdurları bugünün mağrurları güç bizde edası ile siyasi rakiplerini yargı sopası ile hizaya sokmaya çalışıyorlar.</h2>

<h2>Ancak Ziya Paşa'nın da Dediği Gibi;</h2>

<h2>Zalim Yine bir zulme giriftar olur ahir</h2>

<h2>elbette ev yıkanın hanesi olur viran</h2>

<p><strong>DİLEK İMAMOĞLU: BU OPERASYONLARI YÜRÜTEN BİR AVUÇ KİŞİYE SORUYORUM: SİZ, BU YILIN MUHASEBESINI NASIL YAPIYORSUNUZ? VİCDANINIZ RAHAT MI? CANLARIMIZI, SEVDİKLERİMİZİ HAKSIZCA, HUKUKSUZCA TUTSAK EDENLER; MUTLU MUSUNUZ?</strong></p>

<p>“2025; Türkiye için adaletsizliğin, hak ihlallerinin, yargı eliyle yürütülen siyasi operasyonların yılı oldu, tarihe kara bir leke olarak geçti” diyen Dr. İmamoğlu, özetle şunları söyledi:</p>

<p>“Televizyonlarda her gün ‘kasadan paralar çıktı, bavullarla paralar taşındı, paraları gömmüşler’ gibi akıl almaz yalanlar döndü. Bu yalanları söyleyenler arasından, ‘biz de arada yalan söyledik’ diyenler oldu. Buna rağmen hiçbirine dava açılmadı. Yalanı söyleyenler dışarıda dolaşırken, üzerine iftira atılanlar, hücrelerde tutsak edilmeye devam etti. İftira, kılıçtan daha zalim bir silahtır. Çünkü iftiraların açtığı yaralar, hiçbir zaman kapanmaz. Artık bu zulme son verin.”</p>

<h2><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner </strong></h2>

<p>“Çıkan iddianame hukuken o kadar boş ki, tüm bu operasyonları savunanlar bile arkasında duramadı. Davanın TRT’den canlı yayınlanması talebimize başta olumlu yaklaşanlar, iddianameyi gördükten sonra seslerini çıkarmaz oldular. Çünkü bu bomboş iddiaları savunamayacaklarını anladılar. Şimdi bu operasyonları yürüten bir avuç kişiye soruyorum: Siz, bu yılın muhasebesini nasıl yapıyorsunuz? Vicdanınız rahat mı? Canlarımızı, sevdiklerimizi haksızca, hukuksuzca tutsak edenler; mutlu musunuz?”</p>

<p><strong>İFTİRA, KILIÇTAN DAHA ZALİM BİR SİLAHTIR, ARTIK BU ZULME SON VERİN SİZLER, SICAK EVLERİNİZDE AİLENİZLE BİRLİKTESİNİZ, EŞİNİZLE, ÇOCUKLARINIZLA BİRLİKTESİNİZ, İÇİNİZ, VİCDANINIZ RAHAT MI ?</strong></p>

<p>“Sizler, onların suçsuz olduklarını, birer siyasi rehin olduklarını çok iyi biliyorsunuz. Bizler, bu soğukta buradayız; sevdiklerimiz içeride… Sizler, sıcak evlerinizde ailenizle birliktesiniz. Eşinizle, çocuklarınızla birliktesiniz. İçiniz, vicdanınız rahat mı? Haksız ve hukuksuzca onlarca insanı özgürlüklerinden mahrum etmeyin, ailelerine zulmetmeyin. Yapmayın. Bu kötülüklerinizi, bu adaletsizliği 2026’ya taşımayın, vazgeçin. Bu kirli oyunun arkasından çekilin.”</p>

<p><strong><strong>BU KÖTÜLÜ</strong>KLERİNİZİ, BU ADALETSİZLİĞİ 2026’YA TAŞIMAYIN,VAZGEÇİN. BU KİRLİ OYUNUN ARKASINDAN ÇEKİLİN</strong></p>

<p>“Ülkemizi düşünüyorsanız sesimize kulak vermek zorundasınız. Bu haksızlığı, bu hukuksuzluğu ısrarla sürdürüyorsunuz. Hiçbir günahı olmayan gençleri, saygın bürokratları tutukluyor, ailelerin ahını alıyorsunuz. Yapmayın. Yaşattığınız adaletsizliğin unutulması için yaptığınız tüm girişimleri biliyoruz, her şeyin farkındayız. Çabalarınız; bizim için, milletimiz için yok hükmündedir. Biz ülkemize reva gördüğünüz bu adaletsizliği, demokrasi tarihimize bıraktığınız kara lekeyi, yargıyı düşürdüğünüz durumu unutmuyoruz, unutmayacağız, unutturmayacağız.”</p>

<p>19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 19. Buluşmasını, yılın son gününde ikinci kez Silivri’ye taşıdı. Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu önünde gerçekleştirilen buluşmaya;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Bakırköy Belediye Başkanı Doç. Dr. Ayşegül Ovalıoğlu, Çatalca Belediye Başkanı Erhan Güzel, milletvekilleri, İmamoğlu’nun kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu ile kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. Oldukça soğuk bir havada gerçekleşen 19. buluşmanın basın açıklaması, iktidar kumpasıyla özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı, CHP’nin ve 25,1 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından okundu.</p>

<p>“2025 yılının son Aile Dayanışma Ağı buluşması için bugün Silivri’deyiz” diyen Dr. İmamoğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“19 haftadır aileler olarak bir araya geliyoruz. Haklı taleplerimizi, hukuk ve adalet beklentimizi dile getiriyoruz. 2025 yılını da artık geride bırakıyoruz. 2025; Türkiye için adaletsizliğin, hak ihlallerinin, yargı eliyle yürütülen siyasi operasyonların yılı oldu. 2025 yılı, tarihe kara bir leke olarak geçti. Yargı siyasallaştı. Masumiyet karinesi ayaklar altına alındı. Lekelenmeme hakkı ihlal edildi. Hukuken tutuksuz yargılama prensibi göz ardı edildi. 2025 yılı; aynı zamanda mücadelenin, dayanışmanın, hak, hukuk, adalet arayışının yılı olarak da tarihe geçti. Tüm bu yaşananlar karşısında millet iradesine sahip çıktı. Toplum vicdanı ikna olmadı. İnsanlar haksızlık karşısında susmadı.”</p>

<p><strong>19 MART’IN ÖZETİNİ ÇIKARDI</strong></p>

<p>“Yıl sona ererken, geriye dönüp yaşananları hatırlayalım ve bir muhasebe yapalım. 18 Mart günü, bir iftar vakti Ekrem İmamoğlu’nun 31 yıl önce hakkıyla kazandığı diploması, yetkisiz bir kurum tarafından usulsüz bir şekilde iptal edildi. 19 Mart’ta, şafak vakti, İstanbul’un seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanı’nın kapısına yüzlerce polis dayandı. Aynı saatlerde Ekrem İmamoğlu’nun yol arkadaşları, seçilmiş belediye başkanları, iş insanları, bürokratlardan oluşan yüzlerce insanın evinde de aynı durum yaşanıyordu. Çağrıldığında ifade vermeye gidebilecek insanlar, ailesinin ve çocuklarının gözleri önünde şafak baskınıyla gözaltına alındı.</p>

<p>Aynı gün medyada, hakkında gizlilik kararı olan soruşturmayla ilgili sözde bilgiler, iftiralar, yalanlar ortaya atılmaya başlandı. 4 günün sonunda Ekrem İmamoğlu ile birlikte onlarca kişi hakkında tutuklama kararı verildi. Aynı gün tarihte görülmemiş şekilde milyonlar, ‘adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum’ diyerek, cumhurbaşkanı adayını belirlemek için sandıklara koştu. Her geçen gün destek daha da arttı. 25,1 milyon vatandaşımızın imzasıyla, Ekrem İmamoğlu, cumhurbaşkanı adayı seçildi.”</p>

<p>“<strong>YALANI SÖYLEYENLER DIŞARIDA DOLAŞIRKEN, ÜZERİNE İFTİRA ATILANLAR, HÜCRELERDE TUTSAK EDİLMEYE DEVAM ETTİ”</strong></p>

<p>“Ama her geçen gün operasyonlar da dalga dalga devam etti. Gizli tanık ifadeleriyle, hiçbir somut delil olmadan özgürlüğünden mahrum bırakılan insanların sayısı, her operasyonla arttı. Bu sırada tutuklulara her türlü baskı uygulandı ve tutuklular iftiraya zorlandı. Ortada bir İBB borsası olduğu konuşulmaya başlandı. Gizli tanıklara, etkin pişman iftiracılar eklendi. Onların ifadeleriyle operasyonlar genişledi, daha fazla suçsuz insan haksız uygulamalara maruz kaldı. Ama ortaya hâlâ hiçbir somut delil koyulamadı.</p>

<p>Televizyonlarda her gün ‘kasadan paralar çıktı, bavullarla paralar taşındı, paraları gömmüşler’ gibi akıl almaz yalanlar döndü. Bu yalanları söyleyenler arasından, ‘biz de arada yalan söyledik’ diyenler oldu. Buna rağmen hiçbirine dava açılmadı. Yalanı söyleyenler dışarıda dolaşırken, üzerine iftira atılanlar, hücrelerde tutsak edilmeye devam etti. İftira, kılıçtan daha zalim bir silahtır. Çünkü iftiraların açtığı yaralar, hiçbir zaman kapanmaz. Artık bu zulme son verin.”</p>

<p><strong>“BİR DAHA ASLA GERİ GELMEYECEK ZAMANLAR BİZDEN ÇALINDI, ÇALINMAYA DEVAM EDİLİYOR”</strong></p>

<p>“Bu sırada bizler, yani mağdur edilen aileler, günlerimizi sevdiklerimizden ayrı geçirdik. Bir daha asla geri gelmeyecek zamanlar bizden çalındı, çalınmaya devam ediliyor. Her özel günümüzü burnumuzda bir sızı, yüreğimizde bir acı, soframızda bir eksikle yaşıyoruz. İlk günden itibaren ‘iddianameyi bir an önce hazırlayın’ dedik. Çünkü sevdiklerimizin suçsuz olduğunu, yargılanmadan peşinen cezalandırıldıklarını biliyorduk. Kamuoyunda yalanlarla yaratılmak istenen algının farkındaydık.</p>

<p>Tüm iddiaların, iftiraların dayanaksız olduğundan emindik. Aylar süren baskılardan, hak ihlallerinden sonra iddianame sonunda yayınlandı. Ne kadar haklı olduğumuzu herkes gördü. Büyük iftiralarla, gizli tanıklarla hazırlanan iddianamenin bomboş olduğu açığa çıktı. Ne kasalardan çıkan paralar ne para dolu bavullar vardı. Bunların hepsi yalandı, iddianamede de yer bulamadı. Ama bu yalanları söyleyen, itibar suikastı yapmaya çalışanlara hiçbir şey olmadı. Onlar ekranlardan yalan saçmaya devam ediyorlar.”</p>

<p><strong>“ÇIKAN İDDİANAME HUKUKEN O KADAR BOŞ Kİ, TÜM BU OPERASYONLARI SAVUNANLAR BİLE ARKASINDA DURAMADI”</strong></p>

<p>“Çıkan iddianame hukuken o kadar boş ki, tüm bu operasyonları savunanlar bile arkasında duramadı. Davanın TRT’den canlı yayınlanması talebimize başta olumlu yaklaşanlar, iddianameyi gördükten sonra seslerini çıkarmaz oldular. Çünkü bu bomboş iddiaları savunamayacaklarını anladılar. Ortada suç yok. İsnat edilen suça karşı delil yok. İnsanlar aylardır tutuklu ama iddianamede isimleri yok. Hatta ortada yargılama niteliği taşıyan bir iddianame bile yok. Ne var biliyor musunuz?</p>

<p>Usûlen hazırlanan bir iddianame ve yargı eliyle siyasete müdahale var. Aylardır evlatlarından ayrı kalmış anne-babalar var. Annesinden koparılmış çocukların cevaplanamayan soruları var. Annesini görebilmek için kilometrelerce yol giden gençler var. Evladını ziyaret etmek için her ay saatlerce bekleyen, elleri öpülesi büyüklerimiz var. İftiracı olması için zorlanan, günlerce yerlerde yatırılan bürokratlar var.”</p>

<p><strong>“BU OPERASYONLARI YÜRÜTEN BİR AVUÇ KİŞİYE SORUYORUM”</strong></p>

<p>“Şimdi bu operasyonları yürüten bir avuç kişiye soruyorum: Siz, bu yılın muhasebesini nasıl yapıyorsunuz? Vicdanınız rahat mı? Canlarımızı, sevdiklerimizi haksızca, hukuksuzca tutsak edenler; mutlu musunuz? Sizler, onların suçsuz olduklarını, birer siyasi rehin olduklarını çok iyi biliyorsunuz. Bizler, bu soğukta buradayız; sevdiklerimiz içeride… Sizler, sıcak evlerinizde ailenizle birliktesiniz. Eşinizle, çocuklarınızla birliktesiniz. İçiniz, vicdanınız rahat mı? 2025’in son gününde, tüm aileler adına sesleniyorum:</p>

<p><strong>“BU KÖTÜLÜKLERİNİZİ, BU ADALETSİZLİĞİ 2026’YA TAŞIMAYIN, VAZGEÇİN”</strong></p>

<p>Canlarımızı serbest bırakın ve sevdiklerimizi hukukun gereği olarak tutuksuz yargılayın. Masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkına saygı duyun. Anayasal suç işliyorsunuz, insanlık suçu işliyorsunuz. Yapmayın. Aylardır içeride tutsak edilen, iddianamesi henüz yazılmamış olan belediye başkanlarımız, bürokratlarımız, yol arkadaşlarımız var. Bir an önce iddianamelerinin yazılmasını istiyoruz. Haksız ve hukuksuzca onlarca insanı özgürlüklerinden mahrum etmeyin, ailelerine zulmetmeyin. Yapmayın.</p>

<p>Bu kötülüklerinizi, bu adaletsizliği 2026’ya taşımayın, vazgeçin. Bu kirli oyunun arkasından çekilin. Bu uygulamaların ne ülkeye ne de ülkenin tek bir vatandaşına faydası var. Yapmayın. Haftalardır, aylardır sesimizi çıkarıyoruz. Gündüz vakti elimizde fenerle hukuk arıyoruz. Ülkemizi düşünüyorsanız sesimize kulak vermek zorundasınız. Bu haksızlığı, bu hukuksuzluğu ısrarla sürdürüyorsunuz. Hiçbir günahı olmayan gençleri, saygın bürokratları tutukluyor, ailelerin ahını alıyorsunuz. Yapmayın.”</p>

<p><strong>“YAŞATTIĞINIZ ADALETSİZLİĞİN UNUTULMASI İÇİN YAPTIĞINIZ TÜM GİRİŞİMLERİ BİLİYORUZ”</strong></p>

<p>“Şu anda bu ülkenin en önemli gündemlerinden biri; 25.1 milyon kişinin imzasıyla cumhurbaşkanı adayı seçilen Ekrem İmamoğlu’nun, çalışma arkadaşlarının, yüzlerce evladın, annenin, babanın, kardeşin hukuksuzca tutsak edilmesidir. Bu adaletsizliği gidermeden ne ekonomiyi düzeltebilirsiniz ne de ülkede barış ve huzuru sağlayabilirsiniz. Yaşattığınız adaletsizliğin unutulması için yaptığınız tüm girişimleri biliyoruz, her şeyin farkındayız.<br />
Çabalarınız; bizim için, milletimiz için yok hükmündedir. Biz ülkemize reva gördüğünüz bu adaletsizliği, demokrasi tarihimize bıraktığınız kara lekeyi, yargıyı düşürdüğünüz durumu unutmuyoruz, unutmayacağız, unutturmayacağız. 2026 vicdanın, adaletin, demokrasinin yılı olsun. Yaşanan haksızlıklar, hukuksuzluklar artık son bulsun. Tutsaklar ailelerine, çocuklar anne-babalarına kavuşsun. Tüm dileğimiz budur!”</p>

<p><strong>MUSTAFA AKIN’DAN ‘SİLİVRİ’ ŞİİRİ</strong></p>

<p>Şimdi içeriden bana ulaştırılan, <strong>Ekrem İmamoğlu</strong>'nun yakın koruma müdürü Mustafa Akın'ın bir şiirini size okumak istiyorum:</p>

<p>İnsan ne için yaşar?<br />
Bilir misiniz?</p>

<p>Onur ve haysiyeti için<br />
Ve onu kaybetmemek için</p>

<p>Neden mi?</p>

<p>Onların inandıkları değerleri ve ilkeleri<br />
Bir de duruşları var ki; ondan</p>

<p>Özgürlükleri kısıtlanmış<br />
Bir de hastalıklarına aldırmayıp</p>

<p>Ellerine kelepçe vurdurmamak için<br />
Doktora bile gitmezler; ondan</p>

<p>Selam olsun onurlu duranlara<br />
Selam olsun haysiyetini koruyanlara</p>

<p>Selam olsun umudunu kaybetmeyenlere<br />
İnsanca yaşayanlara…<br />
<strong>Mustafa Akın / 25 Aralık 2025</strong></p>

<p><strong>AYKUT ERDOĞDU’NUN EŞİ TUBA TORUN AYDOĞDU: “BEKLETMEK, BİR CEHENNEMDİR”</strong></p>

<p>Dr. İmamoğlu’nun ardından bazı tutuklu aileleri, duygularını kameraların önünde paylaştı. İlk sözü alan eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu’nun eşi Tuba Torun Aydoğdu, göz yaşları içinde yaptığı konuşmasında duygularını şu sözlerle dile getirdi:</p>

<p>“Gerçekten çok üzgünüm. Bugün, eşimle akşam yemeğini birlikte yemek isterdim. Bu kadar basit bir şey yapamıyor olmak… Eminim hepimiz işte burada aynı duyguları yaşıyoruz. Bunu hiçbirimiz gerçekten hak etmiyoruz. Çocuklar hak etmiyor. Hukuken çok savundum, savunacağım. Ama vicdanen de… Vicdanlara sığdırılacak bir şey yaşamıyoruz gerçekten. Vicdan reddiyle karşı karşıyayız. Eşim Aykut Erdoğdu'nun yanından geldim. Sordum, dedim ki, ‘Bir mesajın var mı?’ Dedi ki, ‘Yeni yıl, umut demektir.</p>

<p>Bize düşen o umudu, en dirençli halimizde korumak ve yaşatmaktır, mücadele etmektir. 2026’da yapmamız gereken tek şey budur’ dedi. Umut üzerine konuştuk. Biz yeni yılı kutlamıyoruz tabii ama umudumuzu koruyoruz. Bizden öte, bizden ziyade bir umudumuz var. Bunun için çabalıyoruz. Ve bu noktada dayandığımız, sizlersiniz.</p>

<p>Yani birbirimiziz. Bir de içeriden tutsaklarımızdan biri bir cümle gönderdi. O da bende kalmasın okuyayım. Carl Jung’un bir cümlesini yazmış. ‘Düşünceleri çok güçlü olan amcam, bir gün beni sokakta durdurup sordu: Zebaninin cehennemdeki ruhlara nasıl işkence ettiğini biliyor musun? ‘Hayır’ dediğimde; ‘Onları bekletir’ diye yanıtladı.</p>

<p>Yani bekletmek, bir cehennemdir. Bize burada cehennemi yaşatmaya çalışıyorlar. Adaletin bir an evvel yeni yılda bize gelmesi için hem dua halindeyiz hem mücadele halindeyiz. Yeni yılda umut bizimle olsun. Bizim umudumuz, kötülerin korkusudur. Bizim umutsuzluğumuz, onların cesareti olur. O yüzden umudumuzu koruyarak devam etmek zorundayız.”</p>

<p><strong>ALİ FIRAT BAYCAN'IN ANNESİ TESLİM BAYCAN: “ÇOCUĞUMU İSTİYORUM; BIRAKSINLAR”</strong></p>

<p>Esenyurt Belediyesi personeli Ali Fırat Baycan'ın annesi Teslim Baycan ise, “Biz de yeni yıla herkes gibi burada, Silivri'de giriyoruz. Oğlumu ziyaret ettim. Yani bizim de bir yılımız, Silivri yollarında geçti. Onlar içeride, biz de dışarıda adalet istiyoruz. Ne diyeyim? Diyecek söz bulamıyorum yani. Suçsuz yere içeride tutuyorlar. Adaletli olmalarını diliyorum. Anneleri üzmesinler. Bu kadar üzüldüğümüz yetmez mi? Bir yılımız geçti. Suçsuz yere çocuğum içeride. Hiçbir suçlama yok. Niye içeride? Adalet istiyorum. Yeni yılda beraber olmak isterdim. Allah, kimseyi çocuğundan ayrı koymasın. Ne diyeyim? Diyecek söz bulamıyorum. Adalet istiyorum. Çocuğumu istiyorum. Bıraksınlar,” sözleriyle adalet istemini dile getirdi.</p>

<p><strong>GÜRKAN AKGÜN İLE CEZAEVİNDE EVLENEN SİNEM KELEŞ AKGÜN: “2026 YILINDA ADALETLİ, DURUŞMA SALONLARINDA ARAYACAĞIZ”</strong></p>

<p>İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün ile cezaevinde evlenen Sinem Keleş Akgün de duygularını, “Öncelikle desteğiniz ve dayanışmanız için çok teşekkür ederiz Aile Dayanışma Ağı olarak. Burada gördüğünüz bizler, İstanbul başta olmak üzere, bu ülkenin insanları daha adil, daha eşit, refah içinde yaşasın diye, gece gündüzüne kaçarak yaşayan insanların eşleri, kardeşleri, anneleri, babaları, çocuklarıyız. Bizler, 2025’i haksızlığın, hukuksuzluğun ve adaletsizliğin yılı olarak kapatıyoruz. 2025 yılında, adaleti meydan ve cezaevleri önlerinde aradık.</p>

<p>2026’yı hak, hukuk ve adalet umuduyla, gücümüzle, direngenliğimizle, sevdiklerimizden aldığımız güçle ve dirençle, burada, cezaevi önünde karşılıyoruz. 2026 yılında adaletli, duruşma salonlarında arayacağız. Bizler, öyle yargı paketleriyle, düzenlemelerle serbest bırakılmayı talep edenler değil, sadece kanunların ve Anayasa’nın uygulanmasını bekleyen aileleriz. Tek suçu bu ülkenin insanları daha adil, daha eşit yaşasın diye çalışmak olan sevdiklerimizin, haksız ve hukuksuz tutukluluklarının son bulmasını istiyoruz,” sözleriyle ifade etti.</p>

<p><strong>BUĞRA GÖKCE’NİN EŞİ FİLİZ KAHVECİ: “BURAYA UMUTLU GÜNLER KOYDUM”</strong></p>

<p>Cezaevinde nikah kıyan bir diğer isim İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Doç. Dr. Buğra Gökce’nin eşi Filiz Kahveci Gökce de buluşmada, “Arkadaşlarım, yol arkadaşlarım çok güzel ifade ettiler. Yürekten katılıyorum. Ben, yeni evlenen biri olarak, eşime bir mesaj göndermek istiyorum: Canım eşim, canım Buğra. Bu gece senin yalnızlığına, kendi yalnızlığımla eşlik edeceğim; biliyorsun. Ama sana, 2026 için, yeni yıl hediyesi, umut getirdim sevgili Birhan Keskin'in dizileriyle: ‘Buraya umutlu günler koydum / Şimdilik biraz uzak görünüyor; biliyorum / Ama kim bilir, belki birazdan uzanıp dokunursun’ demiş şair. Seni çok seviyoruz ve seni burada, geldiğin güne kadar bekliyoruz. Herkesin yeni yılını kutluyorum,” dedi.</p>

<p><strong>CEM ALPER AKYÜZ’ÜN ANNESİ SEHER AKYÜZ: “BİZ HAK, HUKUK, ADALET İSTİYORUZ”</strong></p>

<p>“Ben, Esenyurt Belediyesi'nde çalışan Cem Alper Akyüz’ün annesiyim” diyen tutuklu yakını da duygularını, “Bugün görüş günümüzdü. İki tane evladı var. Onları da görüşüne getirdik. Birisi beş yaşında, birisi sekiz yaşında. Evlatlarını kucağına aldı. Onları öpüp kokluyordu. Ben onları izlemekle meşgul oldum. O kadar duygulandım ki… Çünkü, bir yıldır babalarından uzaklar, evlatlarından uzak o da. Bizi çok yaraladı. Yani suçsuz yere bir şekilde içeride tutulması, bizleri aileler olarak yaralıyor. Çünkü hiçbir suçları yoktur. İddianameleri bomboş. Ama neden tutuluyor? Yani biz hak, hukuk, adalet istiyoruz. 2026’nın ülkemize özgürlük, eşitlik, barış getirmesini diliyorum. Ve suçsuz mahkumlarımızın bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını diliyorum,” sözleriyle dile getirdi.</p>

<p><strong>ENGİN ULUSOY’UN EŞİ FATMA ULUSOY: “HAYATTA, SABRETMEK VE UMUT ETMEK GEREKİYOR”</strong></p>

<p>Eski İBB Zabıta Daire Başkanı Engin Ulusoy’un eşi Fatma Ulusoy ise, gözyaşları içinde “Gelen, bize destek olan herkese çok teşekkür ediyorum. Benim eşim, bir bürokrat. Pazartesi günü açık görüşte gördüm. Ona Monte Cristo’nun ‘Kont’unu götürmüştüm. ‘Onu bitirdim’ dedi, 1500 sayfa. ‘Ve iki şey anladım dedi bu 1500 sayfa sonunda. Hayatta, sabretmek ve umut etmek gerekiyor. Ve ben de hala sabrediyorum ve umut ediyorum’ dedi. Ben, eşime o kadar çok güveniyorum ki, onun için dimdik ayakta duruyorum. Hiç vazgeçmiyorum mücadele etmekten. Ve özgürlüğüne kavuşmasını istiyorum,” cümlelerini kurdu.</p>

<p><strong>FATİH KELEŞ’İN EŞİ, MUSTAFA KELEŞ’İN ANNESİ İLKNUR KELEŞ: “YETER. GERÇEKTEN YETER”</strong></p>

<p>İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş’in eşi, oğlu Mustafa Keleş’in annesi İlknur Keleş de “Ben Mustafa Keleş’in annesiyim. Ben de şimdi görüşten çıktım. Gerçekten bir anne olarak, bir eş olarak sesimiz duyulsun artık. Biz çok acılar çekiyoruz. Yeter. Gerçekten yeter. O, orada üşüyor. Ona bir son verilmeli. Hiçbirinin, hiçbir suçu yok. Lütfen artık sesimizi duyun,” sözleriyle yaşanılan sürece isyan etti.</p>

<p><strong>MEHMET MURAT ÇALIK’IN EŞİ ZEHRA ÇALIK: “BİR AĞACIN GÜCÜ, HER MEVSİME KARŞI GÖĞÜS GERMESİ, DİRENMESİDİR”</strong></p>

<p>Seçilmiş Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın eşi Zehra Çalık ise, “Lafı çok uzatmayacağım, ama burada, içerideki tutuklu ailelerinin bu güçlü duruşu, bizim bu haklı gururumuz, onurlu duruşumuzu ben çok kıymetli buluyorum. Ve biz, bu duruşu sergilemeye devam edeceğiz. Benim eşime bir cümlem vardı: Bir ağacın gücü, her mevsime karşı göğüs germesi, direnmesidir.’ Biz bu duruşu sergilemeye devam edeceğiz. Hak, hukuk, illaki bir şekilde ilahi adalet de tecelli edecek,” sözleriyle, kendileriyle dayanışma gösteren herkese teşekkür etti.</p>

<p><strong>UMUT AKDOĞAN: “TOLGA SAĞ İLE BİRLİKTE SİLİVRİ'DEN BAĞLAMALARIMIZLA ÖZGÜRLÜK TÜRKÜLERİ SÖYLEYECEĞİZ”</strong></p>

<p>Buluşmada son konuşmayı yapan CHP Ankara milletvekili Umut Akdoğan da şu duyuruyu yaptı:</p>

<p>“Bu akşam, bütün aileler adına, Aile Dayanışma Ağı’nın bütün fertleri adına, Ekrem Başkanımızın cumhurbaşkanı adayı olması için gelip sandık başında oy vermiş 15,5 milyon adına, Ekrem Başkanımızın ve yol arkadaşlarının, belediye başkanlarımızın, bürokratlarımızın, şoför arkadaşlarımızın, özel kalemlerin, kim varsa hepsinin özgürlüğü için imza vermiş 25,1 milyon yurttaşımız adına, seçmenlerimiz adına, gönlü bizimle olan herkes adına, ‘Ben oyumu Ekrem Başkan'a vermem. Ama onun sandıkta özgürce mücadele etmesini de isterim’ diyen bütün duyarlı insanlar adına, biz, ben ve Parti Meclisi üyemiz Tolga Sağ, İstanbul İl Başkanımızın ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanvekilimiz Sayın Nuri Aslan'ın misafiri olarak, bu geceyi Silivri'de ve burada geçireceğiz. Bunu sizlere ilan etmek istiyorum. Dolayısıyla, sizden ricamız şudur: Buraya bir kitlesel katılım çağrısı yapmıyoruz.</p>

<p>Çünkü burada gece hava daha da soğuyacak. Burada kar yağacak. Biz, parti otobüsümüzü aldık ve buraya geldik. Bizler hepiniz adına burada olacağız ve otobüsümüzün içinden, sosyal medya hesaplarımızdan yaptığımız yayınlarla sizlerle buluşacağız. Parti Meclisi üyemiz Tolga Sağ ile birlikte Silivri'den bağlamalarımızla özgürlük türküleri söyleyeceğiz.”</p>

<h2><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></h2>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-bir-zamanlarin-magdurlarina-seslerini-duyurmaya-calisiyorlar</guid>
      <pubDate>Wed, 31 Dec 2025 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/12/face-silo.jpg" type="image/jpeg" length="35136"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Tutuklu Yakınları Silivri' de Haykırdı: Tutuksuz Ve TRT'de Canlı Yayın İle Yargılama Yapın]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-silivri-de-haykirdi-tutuksuz-yargilama-yapin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-silivri-de-haykirdi-tutuksuz-yargilama-yapin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesinin mağdurları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı’nın 17. buluşması, operasyonların simge mekânı Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu önünde gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İNSANLIK VE VİCDAN İSTİYORUZ </strong></p>

<p>19 Mart’ın 9. ayında düzenlenen 17’nci buluşmada, 272 gündür Silivri’de 12 metrekarelik bir hücrede tutulan seçilmiş İBB Başkanı, CHP’nin ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından ortak basın açıklaması okundu.</p>

<p><strong>İstanbul Times Haber Merkezi – Hüseyin Çetiner </strong></p>

<p><strong>BU YALANLARI SÖYLEYENLER EŞLERİNİN,ÇOCUKLARININ YÜZÜNE NASIL BAKABİLİYOR ? </strong></p>

<p>“İçi boş bir iddianame için 8 ay boyunca bekledik,” diyen Dr. İmamoğlu, “Şimdi ‘duymuştum, düşünüyorum’ diye ifade veren gizli tanıklar vazgeçiyor. ‘Kimsenin hakkına giremem deyip’ tanıklıklarını geri çekiyor. Peki, aylarca esir tutulanların çalınan özgürlüklerinin hesabı nasıl verilecek?</p>

<p><strong>EKREM İMAMOĞLU’NA VE ÇALIŞMA ARKADAŞLARINA YAŞATILANLAR ZULÜMDÜR </strong></p>

<p>Bu; insanların hayatlarının, çocukların çocukluklarının, ailelerin yıllarının geri dönüşü olmayacak şekilde çalınmasıdır. 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na ve çalışma arkadaşlarına yaşatılanlar, sadece bir hukuksuzluk değil, bir zulümdür. Bu zulüm, yalnızca tutuklulara değil; eşlerine, çocuklarına, ailelerine ve tüm milletimize yaşatılmaktadır. Toplumun vicdanında derin ve onarılması zor yaralar açılmaktadır,” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>DİLEK İMAMOĞLU SİLİVRİ’DEN TEPKİ GÖSTERDİ: AYLARCA ESİR TUTULANLARIN ÇALINAN ÖZGÜRLÜKLERİNİN HESABI NASIL VERİLECEK?</strong></p>

<p>“Biz aileler olarak, en başından beri aynı şeyi söylüyoruz,” diyen Dr. İmamoğlu, “Adalet, herkes için eşit işlemelidir. Birinci ve en temel talebimiz, tutuksuz yargılama. Çünkü tutuklu yargılama istisnadır. Hukukun esası, tutuksuz yargılamadır. İkinci olarak: masumiyet karinesine ve lekelenmeme hakkına saygı istiyoruz. 9 aydır tek bir suç dahi ispatlanamamışken, bazı televizyon kanallarında her gün iftiralar atılıyor.</p>

<p>Gizli tanık beyanları dışında hiçbir somut delil yokken, insanlar ‘suçlu’ ilan ediliyor. Bu bir algı operasyonudur. Bu bir itibar suikastıdır. Ve soruyorum: Bu yalanları söyleyenler, akşam evlerine gittiklerinde eşlerinin, çocuklarının yüzüne nasıl bakabiliyor? Biz diyoruz ki: Siyasette her yol mubah değildir. Biz, insanlık istiyoruz. Biz, vicdan istiyoruz. Biz, ailelere saygı istiyoruz,” ifadelerini kullandı.</p>

<p>19 Mart sivil darbesinin mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), 17. buluşmasını simge bir noktada gerçekleştirdi. Silivri’deki Marmara Ceza İnfaz Kurumu önünde gerçekleştirilen buluşmaya; CHP Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, CHP Ankara milletvekili Umut Akdoğan, İBB Başkan Vekili Nuri Aslan, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu, milletvekilleri, İmamoğlu’nun kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu ile kalabalık bir vatandaş topluluğu destek verdi. 17. buluşmanın basın açıklaması, iktidar kumpasıyla özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı, CHP’nin ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun eşi ve sivil toplum gönüllüsü Dr. Dilek Kaya İmamoğlu tarafından okundu. Dr. İmamoğlu’nun açıklamasının ardından, sırasıyla; eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu’nun eşi Tuba Torun Erdoğdu ve İmamoğlu’nun makam şoförü Recep Cebeci’nin eşi Aslı Cebeci söz alarak, kendilerinin ve ailelerinin yaşadıkları hukuksuz süreci kamuoyu ile paylaştı.</p>

<p><strong>DR. İMAMOĞLU: “HUKUKUN, ADALETİN VE DEMOKRASİNİN NEFES ALAMADIĞI BİR ÜLKENİN GELECEĞİ İÇİN KONUŞUYORUM”</strong></p>

<p>“Bugün burada yalnızca tutuklu bulunan sevdiklerimiz için değil; hukukun, adaletin ve demokrasinin nefes alamadığı bir ülkenin geleceği için konuşuyorum,” diyen Dr. İmamoğlu, şunları söyledi:</p>

<p>“Bugün 19 Aralık. 19 Mart’ta başlayan haksız hukuksuz sürecin, bugün 9. ayını doldurmuş bulunmaktayız. Tam 9 aydır, sevdiklerimizden haksızca ve hukuksuz bir şekilde ayrıyız. 11 Kasım 2025’te iddianame açıklandı. Tam bir ay sonra tensip zaptı düzenlendi. Duruşma günü 9 Mart 2026 olarak belirlendi. Ve bu süreçte, 106 kişinin tamamı için tek bir tahliye dahi yapılmadı. Bu ne demek biliyor musunuz? Bu; masum insanların yalnızca savunma haklarını kullanabilmeleri için, bir yıl boyunca tutsak edilecekleri anlamına geliyor. Bu; yargılamadan önce cezalandırma demektir. Bu; düşman hukuku demektir. Bugün gelinen noktada şunu açıkça söylüyorum: Türkiye’de bir hukuk sorunu vardır. Türkiye’de bir adalet sorunu vardır. Türkiye’de bir demokrasi sorunu vardır. Ve en önemlisi, Türkiye’de çok ciddi bir yönetim sorunu vardır.”</p>

<p><strong>“BİZ ADALETLE Mİ ÖVÜNECEĞİZ, YOKSA BÜYÜYEN MAHKEME SALONLARIYLA MI?”</strong></p>

<p>“Sorun, yasaların olmaması değildir. Sorun, Anayasa’nın yetersizliği değildir. Cumhuriyetimizin kurucu değerleri, Anayasamız, hukuk devleti ilkesi, bu ülkedeki tüm sorunları çözmeye yeterlidir. Sorun şudur: Yasalar uygulanmıyor. Anayasa askıya alınmış durumda. Haklar, keyfi biçimde ihlal ediliyor. Bugün Silivri’de, Avrupa’nın en büyük duruşma salonunun yapılacağının konuşulduğunu duyuyoruz ve hatta yapılıyor arkada. Soruyorum: Biz adaletle mi övüneceğiz, yoksa büyüyen mahkeme salonlarıyla mı? Savunma hakkı yok sayılıyor. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ihlal ediliyor. Masumiyet karinesi göz göre göre çiğneniyor. Öyle bir hukuksal boşluktayız ki; insanlar tahliye edilecekleri vaadi verilerek dolandırılabiliyor. Hayatlarımız ve özgürlüklerimiz pazarlık konusu yapılıyor. Adalet sistemine güveni kalmamış insanlar, Çaresizliklerinden faydalanmak isteyen kötü niyetli kişilerin tuzaklarına itiliyor.”</p>

<p><strong>“ İÇİ BOŞ BİR İDDİANAME İÇİN 8 AY BOYUNCA BEKLEDİK”</strong></p>

<p>“İlk duruşma, gözaltı sürecinin başlamasından tam bir yıl sonrasına veriliyor. Bu davanın 12 yıl sürebileceği konuşuluyor. İçi boş bir iddianame için 8 ay boyunca bekledik. Şimdi ‘duymuştum, düşünüyorum’ diye ifade veren gizli tanıklar vazgeçiyor. ‘Kimsenin hakkına giremem deyip’ tanıklıklarını geri çekiyor. Peki, aylarca esir tutulanların çalınan özgürlüklerinin hesabı nasıl verilecek? Bu; insanların hayatlarının, çocukların çocukluklarının, ailelerin yıllarının geri dönüşü olmayacak şekilde çalınmasıdır. 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’na ve çalışma arkadaşlarına yaşatılanlar, sadece bir hukuksuzluk değil, bir zulümdür. Bu zulüm, yalnızca tutuklulara değil; eşlerine, çocuklarına, ailelerine ve tüm milletimize yaşatılmaktadır. Toplumun vicdanında derin ve onarılması zor yaralar açılmaktadır.”</p>

<p></p>

<p>“SESİMİZİ DUYUYOR MUSUNUZ? BU KALABALIĞI GÖRÜYOR</p>

<p>MUSUNUZ? BU AİLELERİN ÇIĞLIĞINI DUYUYOR MUSUNUZ?”</p>

<p></p>

<p>“Biz aileler olarak, en başından beri aynı şeyi söylüyoruz: Adalet, herkes için eşit işlemelidir. Birinci ve en temel talebimiz, tutuksuz yargılama. Çünkü tutuklu yargılama istisnadır. Hukukun esası, tutuksuz yargılamadır. İkinci olarak: masumiyet karinesine ve lekelenmeme hakkına saygı istiyoruz. 9 aydır tek bir suç dahi ispatlanamamışken, bazı televizyon kanallarında her gün iftiralar atılıyor. Gizli tanık beyanları dışında hiçbir somut delil yokken, insanlar ‘suçlu’ ilan ediliyor. Bu bir algı operasyonudur. Bu bir itibar suikastıdır. Ve soruyorum: Bu yalanları söyleyenler, akşam evlerine gittiklerinde eşlerinin, çocuklarının yüzüne nasıl bakabiliyor? Biz diyoruz ki: Siyasette her yol mubah değildir. Biz, insanlık istiyoruz. Biz, vicdan istiyoruz. Biz, ailelere saygı istiyoruz. Sesimizi duyuyor musunuz? Bu kalabalığı görüyor musunuz? Bu ailelerin çığlığını duyuyor musunuz?”</p>

<p>“<strong>MADEM KENDİNİZE GÜVENİYORSUNUZ…”</strong></p>

<p>“Madem kendinize güveniyorsunuz, madem gerçeklerin ortaya çıkacağını söylüyorsunuz; o halde neden mahkemenin TRT’den canlı yayınlanmasına karşı çıkıyorsunuz? Gelin, her şey milletin gözü önünde olsun. 86 milyon gerçeği görsün. Bu ülke daha fazlasını hak ediyor. Bu ülke hukuku hak ediyor. Bu ülke adaleti hak ediyor. Bu ülke demokrasiyi hak ediyor. Artık bu hukuk garabeti son bulmalıdır. Anayasamızın 2. maddesinde yazdığı gibi; Türkiye, yeniden bir hukuk devleti olmalıdır. Bu sadece bizim nefes alma ihtiyacımız değildir; ülkenin nefes almaya ihtiyacı vardır. Bu kötülüğü ne bize ne de bu ülkeye daha fazla yapmayın. Adalet gecikmemeli. Adalet işlemeli. Ve Türkiye, hak ettiği demokratik, adil ve özgür yarınlara bir an önce kavuşmalıdır.”</p>

<p><strong>GÜLŞAH DURBAY’I ANDI</strong></p>

<p>“Sözlerime son vermeden önce, çok erken yaşta aramızdan ayrılan Şehzadeler Belediye Başkanımız Gülşah Durbay’a rahmet dilemek istiyorum. Ailesine, yakınlarına sabırlar diliyorum, hepimizin başı sağ olsun. Sevgili Gülşah hayattayken ve bir yaşam mücadelesi veriyorken, çok çirkin iftiralar atanlar oldu. Onları önce kendi vicdanlarıyla, sonra toplum vicdanıyla baş başa bırakıyorum. Genç ve başarılı tüm kadınları kötücül bir yaklaşımla karalamaya çalışan bu zihniyeti kınıyoruz, asla kabul etmiyoruz. Önümüzdeki hafta Saraçhane’de buluşmak üzere, hepinize sevgilerimi ve kıymetli eşim Ekrem’in en sıcak selamlarını sunuyorum.”</p>

<p><strong>TUBA TORUN ERDOĞDU: “12,5 YILLIK YARGILAMA SÜRESİ UÇUK VE AŞIRI BİR SÜREDİR”</strong></p>

<p>Dr. İmamoğlu’nun ardından söz alan eski CHP milletvekili Aykut Erdoğdu’nun eşi avukat Tuba Torun Erdoğdu; iddianamenin hazırlanış sürecini ve davayı kabul eden İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nce hazırlanan tensip zaptı sonrasında tahliyelerin gerçekleşmemesini eleştirdi. “Böylece tutuklu yakınlarımızın ve onları seven, destekleyen milyonlarca insanın, halkımızın umutları bir kez daha yargı eliyle kırıldı,” diyen Erdoğdu, “Aylardır haksız şekilde ve en ağır koşullarda tutuklu bulunan yakınlarımızın, dosyanın mahkemeye intikaliyle yapılan ilk incelemede tahliyesi gerekirken, bir kişinin dahi tahliye edilmemesi, iyi niyetli görülemeyecek kadar hukuka aykırı bir tutum olmuştur. Hukuka aykırılıklarla dolu bir soruşturma sürecinden sonra, dosyanın tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından ele alınması, hepimizin hukuka dair tek umudu iken, tensiple verilen bu karar, bu konuda hepimizi endişeye ve şüpheye sevk etmiştir. Diğer yandan mahkemece düzenlenen hedef süre formunda yargılama için 4600 gün öngörülmesi, ceza yargılamasında hedef süre uygulamasının hem amacına hem de uygulanma biçimine aykırı düşmüştür. 12,5 yıla tekabül eden bu süre, tartışmaya yer bırakmayacak derecede uçuk ve aşırı bir süredir. Kişilerin, makul sürede yargılanma hakları vardır. Tutukluluğun peşinden cezalandırma aracı olarak kullanıldığı mevcut durumda, yargılama için 12,5 yıl öngörmek, tamamen kasti bir suçluluk algısı yaratma çabasından ibarettir,” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>“DAVA, KOVUŞTURMA AŞAMASINA GEÇMEDEN ÇÖKMÜŞTÜR”</p>

<p></p>

<p>Duruşma gününün 9 Mart 2026 olarak belirlenmesinin hukuksuz olduğunun altını çizen avukat Erdoğdu, özetle şunları söyledi:</p>

<p></p>

<p>“Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif dahi edilemez ikinci maddesinde belirtildiği üzere bir hukuk devletidir, yargı devleti değil. Belediye operasyonları çerçevesinde tutuklanan tüm belediye başkanlarımız, belediye çalışanlarımız, bürokratlarımız ve parti yöneticilerimiz, hiçbir kuvvetli suç şüphesi ve kaçma şüphesi olmaksızın, aylardır, neredeyse 1 yıl olacak, yüksek güvenlikli ceza infaz kurumlarında, en ağır şartlarda, peşinen cezalandırılmaktalar. Bir kısmı geri çekilmiş ve hatta var olup olmadıkları dahi belirsiz olan gizli tanık beyanlarına dayanılarak başlatılan ve ‘kervan yolda dizilir’ misali tutuklamalar yapıldıktan sonra alınan, dolayısıyla en ufak bir güvenilirliği olmayan, sözüm ona etkin pişmanlık ifadelerinden başka, mali suçların gerektirdiği hiçbir kanıtın ortaya konulamadığı bu soruşturmalar, daha kovuşturma aşamasına geçmeden çökmüş durumdadır. Tutsaklarımıza fiilen yapılmakta olan bu uygulamanın tedbiren bir tutukluluk olmadığını, bir infaz olduğunu tekrar tekrar vurgulamak gerekir.”</p>

<p><strong>KONUŞMASINI NERUDA ŞİİRİYLE NOKTALADI: “KİN KAPILARINI KIRINCAYA KADAR…”</strong></p>

<p>“Bizler, tutuksuz yargılama talep ediyoruz. Hukuken olması gereken de budur. Hem tutsaklarımızın hem yakınlarının hem de onları seçen halkımızın daha fazla mağduriyet yaşamaması adına yargı makamlarını hukuki yükümlülüklerini yerine getirmeye davet ediyoruz. Bununla birlikte, yargılamanın TRT ekranlarından canlı olarak yayınlanmasını da talep ediyoruz. Tutsaklarımızın haklarındaki suçlamalara cevap verme olanağı yokken, aleyhlerinde yayılmaya çalışılan sayısız karalamaya, iftiraya, kötü algıya karşılık; hukukun temel ilkelerinden biri olan ‘silahların eşitliği’ ilkesi gereği, halkın gözü önünde kendilerini savunma imkânı tanınmasının hak olduğunu düşünüyoruz. Ben sözlerimi Şilili şair Pablo Neruda'nın bir şiiriyle bitirmek istiyorum. Sanıyorum umuda dair en güzel sözü yine şair söylemiş:</p>

<p></p>

<p>Bunca yere düşmüşlerden,</p>

<p>Yenilmez bir hayat doğar:</p>

<p>Bir tek beden olur,</p>

<p>Analar, bayraklar, çocuklar,</p>

<p>Hayat gibi canlı tek bir beden;</p>

<p>Bir yüz bekler karanlıkları,</p>

<p>Ölü gözleriyle,</p>

<p>Kılıcı dopdolu,</p>

<p>Dünya ümitlerinden.</p>

<p></p>

<p>Dursun,</p>

<p></p>

<p>Dursun yas esvaplarınız.</p>

<p>Yığın derleyin,</p>

<p>Gözyaşlarınızı;</p>

<p>Bir metal oluncaya kadar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla vuracağız,</p>

<p>Gündüz gece;</p>

<p>Bununla çiğneyeceğiz,</p>

<p>Gündüz gece;</p>

<p>Bununla tüküreceğiz</p>

<p>Gündüz gece</p>

<p>Kin kapılarını,</p>

<p>Kırıncaya kadar.”</p>

<p>ASLI CEBECİ: “MASUM OLAN EŞİM RECEP CEBECİ'NİN TUTUKLULUĞU SONA ERDİRİLMELİ, ADALET GECİKMEMELİ, HAK YERİNİ BULMALIDIR”</p>

<p></p>

<p>İmamoğlu’nun, kendisi gibi Silivri’de tutuklu bulunan, makam şoförü ve 18 yıllık çalışma arkadaşı Recep Cebeci’nin eşi Aslı Cebeci de 10 yaşındaki oğulları Ayaz ile birlikte kameraların karşısına çıktı. Aslı Cebeci, 19 Mart 2025’te yaşadıkları süreci şu sözlerle dile getirdi:</p>

<p>“Eşim yıllık izindeyken, annesini ziyaret etmek amacıyla, oğlumuzla birlikte 14 Ağustos tarihinde, İstanbul'dan Ordu'ya gitmek üzere yola çıktık. 15 Ağustos sabahı, 06.30 sıralarında bir jandarma kontrol noktasında durdurulduk. Kimlik kontrolü sırasında eşim Recep Cebeci, ‘Bizimle geliyorsun’ denilerek, sivil bir araca bindirildi. Aynı saatlerde, İstanbul'da ikamet ettiğimiz evimize polis ekipleri, çilingir yardımıyla girerek arama yapılmış. Eşim gözü yaşlı, ben ve oğlumuzun yanından alınarak, götürüldü. Bu arada evimizde ne aradıklarını bilmiyoruz. Ama evimizi talan etmişlerdi. Kendi aracımızla peşlerinden gittim. Önce Ordu'nun Ünye ilçesinde bir karakola götürüldü. Ardından buranın yetkili yer olmadığı söylenerek, başka karakola sevk edildi. Bu süreçte eşim, ‘Artık vedalaşalım. Sen git’ demek zorunda bırakıldı. O an gözlerimin önünde, ağlayan çocuğumla eşimin son kez sarılışına tanıklık ettim. Bizim için her şey o an değişti. Aradan 131 gün geçmesine rağmen, eşim Recep Cebeci’nin, hakkında iddianamede dahi yazılacak somut bir delil bulunmamasına rağmen, tutukluluğu devam etmektedir. Hiçbir delil olmamasına rağmen; bir eşin, bir babanın, bir çalışanın özgürlüğünden mahrum bırakılması, vicdanları yaralamaktadır. Masum olan eşim Recep Cebeci'nin tutukluluğu sona erdirilmeli, adalet gecikmemeli, hak yerini bulmalıdır.</p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-tutuklu-yakinlari-silivri-de-haykirdi-tutuksuz-yargilama-yapin</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Dec 2025 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/12/face-silivri-1.jpg" type="image/jpeg" length="64431"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu Bilirkişi Davasında Manifesto Gibi Bir Konuşma Yaptı]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-bilirkisi-davasinda-manifesto-gibi-bir-konusma-yapti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-bilirkisi-davasinda-manifesto-gibi-bir-konusma-yapti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Seçilmiş İBB Başkanı, CHP’nin ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, hakkındaki bütün soruşturmalara ve davalara bilirkişi olarak atanan kişiye yönelik “bilirkişi ve tanığı etkilemeye teşebbüs” ile “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” iddialarıyla ilgili açılan davanın üçüncü duruşmasına Silivri’den katıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN ‘SÜRÜLEN HÂKİMLER, ÖDÜLLENDİRİLEN SAVCILAR’ İSYANI: ALLAH HİÇ KİMSEYE, YASTIĞA BAŞINI KOYAMAYACAĞI BİR İŞİ YAPTIĞINDAN ÖTÜRÜ ATANMAYI YA DA YÜKSELMEYİ NASİP ETMESİN!</strong></p>

<p>Hakkında açılan davalara bakan hâkimlerin “iktidarın işine gelmeyen” kararlar vermeleri durumunda yerlerinden edildiğini, hakkındaki soruşturmalarda “iktidarın hoşuna giden” iddianameler hazırlayan savcıların ise terfi ettirildiğini örnekleriyle anlatan İmamoğlu, “Adalet dediğiniz şey böyle mi sağlanır Allah aşkına? Utanç verici! Utanç verici! Bu mu?</p>

<h2><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner </strong></h2>

<p><strong>BU DA YETMİYOR; 3 BİN KİŞİLİK ÖZEL DURUŞMA SALONU YAPTIRIYORSUNUZ! VAY ANAM VAY! BU ZİHNİYET, 64 YIL SONRA BU ÜLKEYE, İSTANBUL'DA, SİLİVRİ'DE, YASSIADA’YI KURUYOR! </strong></p>

<p>Yargılama bu mu? Bu mu yargılama? Ben, onun için burada yargılıyorum Sayın Hâkim. Ben burada yargılıyorum. Çatır çatır yargılayacağım. Ben savunma yapmıyor ve yapmayacağım. Yüce Allah huzurunda, ben 86 milyon insanımızın huzurunda, yüce Türk yargısı huzurunda çatır çatır yargılayacağım. Bir vatandaş olarak, yargılama hakkımı sonuna kadar kullanacağım,” dedi.</p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN ERDOĞAN’A ‘ZENGİNLEŞME’ GÖNDERMESİ:HATTA KAFAYI KOYMUŞUM: CUMHURBAŞKANI OLACAĞIM! NİYE? CUMHURBAŞKANI OLUNCA ÇOK ZENGİNLEŞECEKMİŞİM BEN! KİŞİ, KENDİNDEN BİLİR İŞİ MİSALİ BİR BENZETME YAPILMIŞ !</strong></p>

<p>Diploma ceza davasının iddianamesini yazan savcının Gaziosmanpaşa'ya başsavcı vekili yapılarak terfi ettirildiği bilgisini paylaşan İmamoğlu, “Bir diploma davasındaki sahte bir iddianame, sahte! Sahte bir iddianameyi yazan kişi, Gaziosmanpaşa'ya başsavcı vekili oldu. Bu davanın iddianamesini yazan savcı, Beykoz'a başsavcı vekili oldu! İBB iddianamesini yazan, hazırlayan savcılar,</p>

<p><strong>CEZAEVLERİNDE İŞKENCE GÖREN ARKADAŞLARIMIN HESABINI ÇATIR ÇATIR SORACAĞIM</strong></p>

<p>Çağlayan Adliyesi'nde başsavcı vekilliğine getirildi! Allah hiç kimseye, bu şekilde bir atama ya da yükselme nasip etmesin! Allah hiç kimseye, yastığa başını koyamayacağı bir işi yaptığından ötürü atanmayı ya da yükselmeyi nasip etmesin! Ailesinin yüzüne bakamaz, milletinin yüzüne bakamaz, meslektaşlarının yüzüne bakamaz! Utanç vericidir! Allah hiç kimseyi böyle bir duruma düşürmesin!” diye konuştu.</p>

<p><strong>ZALİMLİĞİN HER ANINI BANA YAŞATIYORLAR; VIZ GELİR TIRIS GİDER…</strong></p>

<p>“Adalette yargılamayı ben mi etkiliyorum?” diyen İmamoğlu, “Hıh! Ben mi etkiliyorum adalette yargılamayı? Ben! Adaleti ben mi bozuyorum? Basının önüne çıkıp, açıklama yapan bir belediye başkanı mı? Yoksa hoşuna gitmeyen hakimleri, savcıları sürerek, yerlerine talimatla karar verenleri yerleştiren zihniyet mi yargıyı etkiliyor?</p>

<p><strong>GÜN GELECEK; BU ZALİMLİĞİ, BU İŞKENCEYİ İNSANLARA YAPANLAR ÇATIR ÇATIR HESAP VERECEKLER</strong></p>

<p>Ben yargıyı etkiliyorum! Neymiş? Bitmiş, dosyaya konmuş ve aylar sonra, haftalar sonra tespit ettiğim bir yanlışı ifşa etmekten, ben burada yargılanıyorum. Peki bunlar? Bu yargıçları sağa sola… Hepinizin ailesi, hepinizin çoluğu çocuğu var, annesi babası var. Bu zalimliği yapan yargıyı etkilemeyecek, Ekrem İmamoğlu kendisine yapılan yanlışı, hatayı hem de derin hatayı, kötülüğü ifşa etti diye, yargıyı etkileyen kişi olarak burada yargılanacakmış! Hadi oradan! Hadi oradan!” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>BENİ ORADA TUTARAK ACİZ DURUMA DÜŞÜRECEĞİNİZİ Mİ ZANNEDİYORSUNUZ? BUNU YAPANLARA SÖYLÜYORUM. KİMSİNİZ SİZ?</strong></p>

<p>Cezaevlerinde işkence gören insanlar olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Ailesinden rehin alınan insanlar var hapiste. Çoluğu, çocuğu, ailesi, akrabası rehin alınan… Onların hesabını çatır çatır soracağım. Çatır çatır soracağım. Tek tek soracağım. Yargıymış! Hepsinin hesabını soracağım. Dava açıyorsunuz, yetmiyor. Yetmiyor. O davaya özel yargıç atıyorsunuz. O da yetmiyor, özel heyet kuruyorsunuz. Bu da yetmiyor; 3 bin kişilik özel duruşma salonu yaptırıyorsunuz! Vay anam vay! İnsanın aklına şu geliyor: Ekrem İmamoğlu'nu yargılamak ne zor işmiş? Zor. Çünkü Ekrem İmamoğlu, milletin gönlüne girdi. Yargılayamayacaksınız. Benim hesap veremeyeceğim hiçbir şey yok.</p>

<p><strong>BENİ BEŞ GÜN NEZARETTE TUTUP, AÇ SUSUZ BEKLETMEYİ KENDİNE MARİFET GÖREN VE BUNDAN ZEVK ALAN BİR AKILLA KARŞI KARŞIYAYIZ!</strong></p>

<p>Ben, Cumhuriyet tarihinde, 6,5 senede 1600 kez soruşturulmuş, denetlenmiş, teftiş görmüş, didik didik edilmiş, doğum belgemden bugüne kadar mikroskopla bakılmış bir kişiyim. Zalimliğin her şeyini yaşıyorum. Tarihte olmadığı kadar. Zalimliğin her anını bana yaşatıyorlar. Ailemle, çevremle, çalışma arkadaşlarımla, onların aileleriyle… Vız gelir tırıs gider. Vız gelir tırıs gider…” diye konuştu.</p>

<p><strong>EKREM İMAMOĞLU 12 METREKARE HÜCREDEYMİŞ! HAH! YÜZLERCE ODASI OLAN SARAYDA OLSAN NE YAZAR! BEN, 86 MİLYON İNSANIN GÖNLÜNDEKİ SARAYDAYIM.</strong></p>

<p><strong>Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nin Avrupa'nın en büyük adliyesi olarak lanse edildiğine dikkat çeken İmamoğlu, “Sığmıyoruz! Neden? Çünkü adaleti içinden söküp attılar. Büyük bir zulümle, sıkıntıyla karşı karşıyayız. Beni beş gün nezarette tutup, bir gün de oradaki nezarette aç susuz bekletmeyi kendine marifet gören akılla karşı karşıyayız. Uydurma casusluk meselesinde, 20 saat nezarette tutuluyorum. Ben, inançlı bir insanım. Yaradan var yukarıda. Allah görüyor yani. Ve bundan zevk alan bir akılla karşı karşıyayız! Vız gelir tırıs gider! Kimsiniz siz? Kimsiniz; beni orada tutarak aciz duruma düşüreceğinizi mi </strong>zannediyorsunuz? Bunu yapanlara söylüyorum. Kimsiniz siz? Gün gelecek; evet adil yargı huzurunda bunu yapan, bu zalimliği, bu işkenceyi insanlara yapanlar çatır çatır hesap verecekler.”</p>

<p><strong>İMAMOĞLU'NU YARGILAMAK NE ZOR İŞMİŞ? ZOR. ÇÜNKÜ EKREM İMAMOĞLU, MİLLETİN GÖNLÜNE GİRDİ;</strong> <strong>YARGILAYAMAYACAKSINIZ</strong></p>

<p>İktidarın, “Kişi, kendinden bilir işi” örneğindeki gibi hareket ettiğinin altını çizen İmamoğlu, “Neymiş efendim; ben Beylikdüzü'nde kafaya koymuşum: Büyükşehir Belediye Başkanı olacağım. Hatta kafayı koymuşum: Cumhurbaşkanı olacağım! Niye? Cumhurbaşkanı olunca çok zenginleşecekmişim ben! Kişi, işi kendinden bir misali bir benzetme yapılmış yani! Anlamış değilim! Allah akıl versin,” dedi. İktidarın, 27 Mayıs 1961 darbesinden sonra “ikinci Yassıada’yı Silivri’de kurduğunu aktaran İmamoğlu, “Ey iktidar, bugünün hükümeti, bugünün iktidarı… Evet, siz. 64 yıl sonra; aynı ayıbı, aynı utancı tekrar ediyorsunuz. Bu zihniyet, 64 yıl sonra bu ülkeye, İstanbul'da, Silivri'de, Yassıada’yı kuruyor! Hayırlı uğurlu olsun. Yassıada’yı kuruluyor! Utanç verici! Tarihe kara bir leke olarak geçtiniz, geçiyorsunuz… Ve bilin ki kurduğunuz karanlık düzen, sizi içine çekip boğacak,” diye konuştu.</p>

<p><strong>BEN Mİ ETKİLİYORUM ADALETTE YARGILAMAYI? YOKSA HOŞUNA GİTMEYEN HAKİMLERİ, SAVCILARI SÜREREK, YERLERİNE TALİMATLA KARAR VERENLERİ YERLEŞTİREN ZİHNİYET Mİ YARGIYI ETKİLİYOR?</strong></p>

<p>“Bugün, gücünüz var diye hesap veremeyeceğinizi zannediyorsunuz ama ikinci Yassıada’yı yapanlara sesleniyorum,” diyen İmamoğlu, “Bunun da hesabını vereceksiniz. Bilmediğiniz bir şey var: O dev salonlarda, -gün gelecek- adil yargıçların huzurunda, onların karşısına çıkacaksınız tek başınıza, 86 milyon yurttaşın karşısında tek tek hesap vereceksiniz…</p>

<p>Bana, “yüzyılın yolsuzluğu” diye ifadede bulunuyor, ardından “şehri yağmalayan” diyor! Yahu Türkiye'de “’şehri yağmalayan’ diye bir ifade kime yakışır” derseniz, “her şeyi bilen kişi zihniyetine yakışı” diye herkes söyler! “Kanal” dedikçe talanı büyüten, “imar” dedikçe kenti satan, parsel parsel İstanbul'u yok eden zihniyet… Bu millet, sizi sandıkta tarihten silecek. 86 milyon insan, “artık yeter” diyecek,” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p>“Gerçeği susturursan, iktidarın ömrü üç gün uzar!” diyen İmamoğlu, “Üç gün uzar, beş gün uzar. Biter. Hayat fanidir. Geçecek. Bugünler geçecek. Hızlı geçecek hem de. Ekrem İmamoğlu 12 metrekare hücredeymiş! Hah! Yüzlerce odası olan sarayda olsan ne yazar! Ben, 86 milyon insanın gönlündeki saraydayım. O kadar büyük ki; tarif bile edemem. Adaleti susturursan, devlet çöküşe girer. Adaleti susturursan, gerçeği susturursan, devlet çöküşe girer. Biz bugün, devletin çöküş refleksiyle karşı karşıyayız,” ifadelerini kullandı.</p>

<p>19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan, yaklaşık 9 aydır Silivri’de, 12 metrekarelik bir hücrede tutulan seçilmiş İstanbul Büyükşehir (İBB) Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, hakkındaki bütün soruşturmalara ve davalara bilirkişi olarak atanan Satılmış B.’ye yönelik “bilirkişi ve tanığı etkilemeye teşebbüs” ile “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs” iddialarıyla açılan davada ikinci kez ifade verdi. Duruşma, davaya bakan İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin bulunduğu Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi yerine, Silivri'deki salonda görüldü. Bu davaya bakan İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi, son yayınlanan HSK kararnamesi ile İstanbul 10. Asliye Ceza Mahkemesi’ne kaydırılmış, yerine ise İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi üye hâkimi getirilmişti. Bugünkü duruşmayı, dosyaya yeni atanan ve izindeyken görev yeri değişen hâkimin yerine, komisyon kararıyla, İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesi hâkimi yönetti. Duruşmayı; CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke, CHP Genel Başkan Yardımcıları Gökhan Günaydın, Gül Çiftçi, Gökan Zeybek, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, oğlu Selim İmamoğlu, kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu, avukatlar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu izledi.</p>

<p><strong>“BU MESELENİN YÜCE TÜRK MİLLETİNİ İLGİLENDİRDİĞİNİN FARKINDAYIM”</strong></p>

<p>Davanın görüleceği salona alkışlar eşliğinde giren İmamoğlu’nun savunmasının tam metni şöyle oldu:</p>

<p>Müsaadenizle, bazı düşüncelerimi bugün de sizin huzurunuzda mahkemeyle paylaşmak istiyorum ve kayda geçmesini arzu ediyorum. Tabii ki durumun farkındayım. Ne yazık ki bu dosyada da hâkim değişikliğine uğradım. Siz, bu dosyada görevlendirilen hâkim değilsiniz; bunu da biliyorum. Bugün burada bulunmanızın farklı bir görevlendirmeyle olduğunu da biliyorum. Bu ay içerisinde bu mahkemenin hâkiminin göreve başlayacağını da biliyorum. Bu çerçevede, <strong>özellikle Türk milleti adına burada bulunan sizin huzurunuzda, mahkeme kaydına geçmek üzere düşüncelerimi ve tespitlerimi sizin huzurunuzda paylaşmak istiyorum.</strong><strong> </strong>Öncelikle şimdiden teşekkür ederim. Tabii, burada bizi izlemeye gelen insanların, yakınlarımın, kıymetli avukatlarımın ve onlara eşlik eden değerli meslektaşlarının huzurunda konuştuğumun farkındayım. Ama <strong>bir o kadar da bu meselenin yüce Türk milletini ilgilendirdiğinin de farkındayım.</strong></p>

<p>“<strong>SAVUNMA YAPMAYA DEĞİL, SUÇ İŞLEYENLERİ ORTAYA ÇIKARMAYA DEVAM EDİYORUM, DEVAM EDECEĞİM”</strong></p>

<p>Birçok mahkemeyle karşı karşıya, soruşturma süreçlerinin nasıl işlediği ortada. Ardından açılan mahkemeler ortada. Ve <strong>yürütülen bu sürecin daha iyi idrak edilmesinin, toplum tarafından millet tarafından bilinmesinin şart olduğunu</strong> bilen birisiyim. Bu vesileyle, bu cennet vatanın güzel ülkemizin, hafızası güçlü, vicdanı diri, umudu tükenmeyen, geleceğimizi demokrasiyle, adaletle refahla buluşturmaya ant içmiş; azimli, kararlı, güzel insanlarımızı yurttaşlarımı en içten sevgilerimle, saygılarımla selamlıyorum.</p>

<p><strong>BEN SAVUNMA YAPMAYACAĞIM. YÜCE ALLAH, 86 MİLYON İNSANIMIZ VE YÜCE TÜRK YARGISI HUZURUNDA ÇATIR ÇATIR YARGILAYACAĞIM</strong></p>

<p>Buradayım, Silivri'deyim. <strong>Haksızlığa, hukuksuzluğa, uydurma gerekçelerle açılmış davalara karşı mücadeleme; savunma yapmaya değil, suç işleyenleri ortaya çıkarmaya ve onlara karşı yargılama hakkımı sonuna kadar kullanmaya devam ediyorum, edeceğim.</strong> Kararlılığımı herkesin bilmesini isterim. Pazartesinden cumaya, yani bu hafta başından bugüne, gazeteciler, öğrenciler sözleri ve protesto haklarını kullandıkları için tutuklanmaya devam ediliyor. Yokluk, yoksulluk ve açlık içinde hayatını kaybedenler, yanarak ölenler, zehirlenenler içimizi yakıyor. Tacize uğrayanlar, karnını doyuramayanlar, okula aç gidenler, evladına harçlık veremeyen anneler, babalar isyan ediyorlar. Bunları da üzülerek takip ediyorum ve duyuyorum.</p>

<p><strong>“GÜNDEMİ BU ŞEKİLDE ALABORA ETMEYE ÇALIŞAN ZİHNİYET…”</strong></p>

<p><strong>Milletimizin bu temel sorunlarını çözemeyen ve çözmek gibi bir derdi olmayan zihniyet ise, adalet sistemini çürütmeye, anayasal düzene zarar vermeye bilinçli olarak devam ediyor.</strong> Adalet sistemindeki kaosu, toplumun vicdanını kanatan büyük adalet yaralarını, yargıyı kendi siyasi emelleri için araçsallaştırmanın yaşattığı hasarları, çok sıkı analiz etmek zorunda olduğumuzu, buradan yüce Türk milletine ilan ediyorum. <strong>Gündemi bu şekilde alabora etmeye çalışan zihniyet, aynı anda yeni icatlarla, rakibini, muhalefeti yok etmek için, oyun içinde oyun kurmaya, yargıda görülmemiş müdahaleleri yapmayı da ne yazık ki pervasızca sürdürüyor</strong>.</p>

<p>Uzun zamandır ülkemizde adaletin seyrini belirleyen bir sürecin içinden geçiyoruz. <strong>Bu süreç ne sadece bir siyasetçiye yöneltilmiş soruşturmalarla sınırlıdır, ne de birkaç iddianamenin kuru satırlarına sığabilecek kadar dar bir meseledir.</strong> <strong>Bu süreç; siyasetin yargıya gölge düşürdüğü, karar mekanizmalardan ve kurumların tarafsızlığını yitirdiği düzenlerden, kamu gücünün hakikate değil talimata yaslandığı bir iklimden doğan çok katmanlı bir geleceğin yansımasıdır. Bugün karşımıza çıkan manzara da işte böyle bir sürecin doğal sonucudur.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“NORMALDE AYLAR SÜRECEK İŞLEMLER, BİRKAÇ SAAT İÇİNDE TAMAMLANDI”</strong></p>

<p>İşte tam bu nedenle, <strong>bugün burada anlatacaklarım yalnızca üzerime atılı suçlamaları yanıtlamakla sınırlı olmayacak;</strong> <strong>ülkemizin adalet sisteminde yaşanan bu istikrarsızlığı, yön kaybını ve güç istismarını çıplak bir şekilde gözler önüne serecek.</strong> Bugün karşımızdaki tablo şudur: Yaşananlar kişisel değildir. Aksine, <strong>yerleşik bir uygulamanın, bilinçli bir tercihin ve sistematik bir yöntemin ürünüdür.</strong> <strong>Hakkımda açılan her davada, her soruşturmada, her fezlekede aynı şablon yeniden sahneye kondu. </strong></p>

<p><strong><strong>Yargı, doğal işleyişinde mümkün olmayan bir hızla devreye girdi.</strong></strong> <strong>Normalde aylar sürecek işlemler, birkaç saat içinde tamamlandı</strong>. Bu asla rastlantısal bir durum değildir. Tam tersine, hiçbir hukuki gerekçe olmadan aylarca hatta yıllarca askıda bırakılan dosyalarım da oldu. <strong>Bir başka deyişle, hangi dosyanın hızlandırılacağı, hangisinin dondurulacağı, hukuka göre değil, siyasi masalarda belirlenmiş takvime göre belirlenmektedir. </strong>Kimi zaman, idarenin kararını beklemesi gereken ceza soruşturmaları, idari süreç tamamlanmadan ilerletildi. Kimi zaman –ki dört gün önce yüne bu salonda-, ceza yargılaması sürerken idari dava bekletici mesele yapılarak süreç tamamen kilitlendi. <strong>Ortaya çıkan tablo açık ve nettir: Yöntem, ihtiyaç anına göre; bu ihtiyacı belirleyen kişi ve onun talimatlarına uyan bir grup muhterise göre değiştirildi. Kural değil, niyet belirleyici oldu.</strong></p>

<p><strong>“EN GARİP DAVALARDAN BİRİSİ”</strong></p>

<p>Hakkımda onlarca dava var. Fakat, <strong>gerçekten bu “kamu görevlisini etkilemeye teşebbüs” meselesi inanın en garip davalardan birisi.</strong> Her birisi trajikomik. Bu hem komik hem de çok şaşırtıcı. Yanlış iş yapan, siyasetçilerden aldığı emirle rapor yazan, ısmarlama raporlar hazırlayarak Türk hukukunu hafife alan ve istismar eden bir bilirkişiyi eleştirdiğim için bugün bu mahkemedeyiz. <strong>Kimdir bu bilirkişi? Kendisi İstanbul'da muhasebe alanında görev yapan 1891 kişiden sadece biri. Ama biz onu öyle bir 'bilirkişi' olarak tanıyoruz ki, Beylikdüzü'nde oluşturulan davada,</strong> <strong>ortada olmayan bir sözü raporuna ekleyecek kadar gözü kara, mahkemeyi yanıltacak kadar pervasız</strong> <strong>davranışlarıyla adeta ün kazandı</strong>.</p>

<p>B<strong>u cesaret tabii ki karşılıksız kalmadı! Ne hikmetse bu davadaki “maharetinden” sonra, kendisine peş peşe yeni görevler verildi. Ve tuhaf bir rastlantı olacak ki, <strong>bu görevlerin tamamı benimle ya da çevremdeki arkadaşlarımla ilgili dosyalardı.</strong></strong> İhtimale baktığınızda, hesap yapmaya çalıştığınızda matematiğin, istatistiğin kurallarına sığmayacak derecede olması mümkün olmayan bir ihtimalle, bu dosyalara tek tek bu bahsi geçen şahıs görevlendirildi. 2024'ün Şubat ayında İETT soruşturmasında çıktı karşımıza. Yedi ay sonra bu kez İSFALT soruşturmasında… Aynı bilirkişi, aynı hız, aynı yöntem devam etti. <strong>Sağ olsun, bu kişi yalnızca cesur değil, inanılmaz pratik. Aleyhe rapor yazma konusunda bir hız rekoru kırıyor. Ve bu hız rekorunu kırarken tamamen, ne hikmetse, tümüyle talimata göre hareket ediyor.</strong></p>

<p><strong>“ARKADAŞIN ÖNÜNE NEDENSE HEP CHP’Lİ BELEDİYELERİN DOSYALARI DÜŞÜYOR!”</strong></p>

<p><strong>Dahası var. Burası çok ilginç. 2018 yılında, yani görev aldığım dönemden önceki bir döneme ait İSFALT'ta bir ihale usulsüzlüğü tespit edip yargıya taşıdık. Mahkeme kimi bilirkişi atadı, diye şaşırabilirsiniz: Yine bu bahsi geçen bilirkişiyi atadı!</strong> <strong>Sonuç ne oldu? "Kusur yok" raporu oldu. Neden? Çünkü yıl 2019'dan önceye denk düşüyor. Yani bizim görev dönemimizden önce. Demek ki <strong>bahsi geçen şahsın hassasiyetleri yıl bazlı çalışıyor.</strong> 2019'dan önce gayet yumuşak ve oralarla ilgili bakış açısı çok farklı, ama 2019 sonrasında ise birdenbire 'kahramanlığa' soyunuyor!</strong> Yapamayacağı rapor yok! Usulsüz atamayacağı imza yok yazamayacağı rapor yok. Bunu birebir kendisi ispat etmiştir. Biz de haklı olarak, “kimdir bu?” diye merak ettik ve araştırmaya başladık. Bir araştırdık ki, ilginç bir rapor çıktı ortaya: <strong>Arkadaşın önüne nedense hep Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin dosyaları düşüyor.</strong> Aynı isim ne yazık ki Beşiktaş ve Esenyurt operasyonlarında da ön planda. Ve bu operasyonların başlatılmasına dayanak olan raporlar da bu kişiye ait.</p>

<p>“<strong>BU SABAH, EKONOMİDEN SORUMLU KİŞİYİ KISA </strong><strong>BİR KESİTLE TESADÜFEN HABERLERDE İZLEDİM…”</strong></p>

<p>Geldiğimiz durum budur. <strong>Hukuk, bir “yapboz tahtası”, “yaptım oldu makamı” veya “siyasetin kullanışlı aracı” değildir; olamaz.</strong> Asırlardır devletimizi taşıyan adalet mekanizması gerçekten çok yoruldu. Bu ikiyüzlülükten ve talimata göre hareket etmekten sadece sistem yorulmadı, ülkenin bütün değerlerini altüst etmeye başladı. <strong>Bu sabah, ekonomiden sorumlu kişiyi kısa bir kesitle tesadüfen haberlerde izledim. Marttan sonraki olağanüstü koşullarda Türkiye'nin uğradığı zararı anlatırken, enflasyonun niye düşürülemediğini anlatırken, sadece "marttan sonra" diye tarifte bulunuyor e<strong>konominin başındaki kişi. Ama mart itibariyle bu ülkede ne olduğunu anlatamayacak kadar aciz durumda. Bu zavallılık hali ülkemizin derinden sarsan, ülkemizin gerçek sorunlarının nereden kaynaklandığını anlatamayacak kadar cesur olmayan insanlar yüzünden gelişmiş bir atmosferin içindeyiz.</strong></strong> <strong>Yapılan hukuksuzluğun, adaletsizliğin nelere mal olduğunu, bu ülkeye neler yaşattığını hepimiz görüyoruz.</strong> Bu manada, asırlardır devletimizi taşıyan adalet mekanizması, gerçekten çok yorulmuştur. Bunu herkes biliyor, ben de biliyorum, millet de biliyor ve görüyor.</p>

<p>“<strong>BUGÜN BURADA</strong> <strong>BENİ DEĞİL, BU ÜLKEDE </strong><strong>HAKİKATİ SÖYLEME CESARETİNİ YARGILIYORSUNUZ”</strong></p>

<p>Bugün bütün bu karmaşanın ortasında, bize yöneltilen suçlama ise şu: <strong>"Adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs!"</strong> Neyle etkilemişim ben adil yargılamayı? <strong>Adil yargılamayı ben mi etkilemişim, acaba bu ismi geçen şahıs mı etkilemiş? Kim adil yargılamaya gölge düşürmüş? Halka gerçeği anlatan bir belediye başkanı mı? Mağdur edilen olmayan bir rapordan, adaleti aldatan bir kişi mi? Yoksa gerçeği anlatan ve mağdur olan belediye başkanı mı? Yoksa, istemediği kararları veren</strong> <strong>hakimleri bir gecede uzaklaştıran; hukuku bir zırh değil, sopa gibi kullanan aklı evvel bir yönetim mi? </strong> <strong>Cevap herkesin gözünün önündedir.</strong> Yine de bu salonda kayda geçsin diye belirtiyorum:</p>

<p><strong>Benim açıklamalarım bir müdahale değil, milletimin doğru bilgilenmesi için üstlendiğim görevin doğal bir sonucudur ve hakkımdır. Hakkım olandır, hukukumu koruma adına yaptığım görevin sonucudur</strong><strong>. </strong> <strong>Ne yazık ki bugün burada</strong> <strong>beni değil, bu ülkede hakikati söyleme cesaretini yargılıyorsunuz.</strong> <strong>Beni yargıladığınız şey, bir cümlem, bir hedef göstermem, bir teşebbüsüm değil; <strong>çürümüş bir düzeni işaret etme irademdir.</strong></strong> Bu ülkede ne zamandır yanlışları söylemek, tespit ettiğiniz bu tür kötülükleri söylemek suç, doğruları söylemek tehlike, yargıyı eleştirmek ise ihanet sayılıyor?</p>

<p>“<strong>BENİM SUSTUĞUM GÜN, BU ÜLKE KONUŞAMAZ HALE GELİR”</strong></p>

<p><strong>Davanın adı “yargıyı etkilemeye teşebbüs.” Ama asıl teşebbüs, milleti etkisiz bırakmaya teşebbüstür. Eleştiriyi kriminalize etmeye teşebbüstür. Siyaseti kelepçelemeye teşebbüstür.</strong> <strong>Bana diyorsunuz ki, "Bu kişiyi eleştiremezsin, devleti sorgulayamazsın, yanlış yapanı anlatamazsın, yanlışı işaret edemezsin." <strong>Bunu bana kim söyleyebilir? Bunu hiçbir yurttaşa kimsenin söyleme hakkı yok.</strong> Bunu bir yurttaşa söyleme hakkını kendinde bulan biri varsa, orada artık otoriter bir rejim var demektir. Buna müsaade eder miyiz? </strong></p>

<p><strong>Asla. Eder miyim asla! Söyleyeceğim. <strong>Çünkü benim sustuğum gün bu ülke konuşamaz hale gelir.</strong></strong> <strong>Konuştuğum gün ise bu millet ayağa kalkar.</strong> Milleti ayağa kaldıracak şekilde herkesin, her yurttaşın, her bireyin, her konudaki tespit ettiği doğruları söyleme hakkı vardır ve söyleyecektir. O yüzden susmuyorum. <strong>Doğruları söylemeye, hak, hukuk ve adalet mücadelesini büyütmeye devam ediyorum, edeceğim. Bundan asla geri durmayacağım.</strong> Hiçbir fert geri durmasın. Hangi anne-baba, ebeveyn evindeki üç yaşındaki, beş yaşındaki evladını susturabilir ya da susturmak ister. Konuşunca bir evlat her anne-babanın hoşuna gitmez mi? Ne güzel konuşuyorsun helal olsun benim oğluma, kızıma demiyor musunuz evinizde? Konuşan bir çocuk olduğunda aslan oğlum, güzel kızım, cesur kızım demiyor musunuz? Fikri hür vicdanı hür nesiller nasıl olacak bu ülkede? Konuşma, sus! Olmaz…</p>

<p>“<strong>İDDİA MAKAMI SUÇ İŞLEMEKTEDİR”</strong></p>

<p><strong>Bu iddia makamı, benimle ilgili davaların tamamında yargılama yapan hakimlik makamını aldatmaktadır, kötü bir uygulamanın peşinde koşmaktadır. İddia makamı suç işlemektedir.</strong> Onun için asla susmayacağım. Susmayacağım ve milletimin susturulmaması için de sonsuz mücadeleme devam edeceğim. Bu ülkede bazı süreçler vardır ki, dosyaların sayfalarından, teknik ifadelerden, iddia ve savunma bölümlerinden daha derin bir hikâye anlatır. Benim bugün karşınıza çıkmamın hikâyesi tam da böyledir. Burada konuştuğumuz şey, yalnızca bir basın açıklamasından doğmuş bir olay değildir. Burada basın açıklamasını tekrar hatırlatalım. Basın açıklamasını yapıyorum. Yanlışları tespit ediyorum. 16 milyon İstanbulluya borçlu olan, ona hizmet etmekle sorumlu bir kişi olarak tespit ettiğim yanlışları ifade ediyorum. Kürsüden aşağı iniyorum. <strong>İşte iddia makamı o kadar kasıtlı, o kadar kötü bir sürecin başlangıcına imza atıyor ki, beş dakika sonra hakkımda soruşturma başlıyor. “Bu ne dedi? Hangi evrakta ne buldu? İçinde ne vardı?” Bunu araştırmaya bile gerek duymuyor. </strong></p>

<p><strong>Bazı süreçler öylesine hızlandırılmış yaşanıyor ki Sayın Hâkim; tarif edilemez.</strong> Yani, her kelimesinden, her cümlesinden bir suç isnadı oluşturma konusunda kararlı, talimatlı bir heyetin attığı adımlardır bütün bunlar. Onun için, bugün karşınıza çıktığım sürecin hikâyesi, yalnızca bir basın açıklaması değil, <strong>yıllardır adım adım kurulan bir siyasi mühendisliğin, bir tasfiye mekanizmasının, bir korku siyasetinin devamıdır.</strong> <strong>Kim, Ekrem İmamoğlu'ndan korkacak? Kim, bu milletten korkacak?</strong> <strong>Bu milletin İstiklal Marşı “Korkma!” diye başlıyor. “Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” diye devam ediyor</strong><strong>.</strong><strong> O 'aklı evveller' aynaya bakıp korkacaklarsa, kendilerinden korksunlar, Baş başa oyun oynasınlar aynayla.</strong></p>

<p>“<strong>BUGÜN KARŞIMIZA ÇIKAN TABLO, ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜN RESMİ, TÜKENMİŞ BİR İKTİDARIN VİCDANİ İFLASIDIR”</strong></p>

<p>Kumpasın, pusunun, komplonun, akıl dışı senaryoların, delilsiz suçlamaların ve iftiraların pervasızca üretildiği, yüce Türk yargısının da bu kirli tertiplere istemeden de olsa alet edildiği bir dönemi yaşıyoruz Sayın Hâkim. İnanın bana, bu anlattıklarım sadece hukuki bir sorun değildir. <strong>Bu yaşananlar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temel direği olan adalet sistemine yönelmiş en büyük tehdittir.</strong> <strong>Çünkü devlet, adalet üzerine yükselir. Adaletin çökertildiği bir ülke ise artık bir hukuk devleti değil, ne yazık ki bir köhne bir gölge devleti olur.</strong> <strong>Siz "Adalet mülkün temelidir" diye, bu yüce kavramın huzurunda ben konuşurken, sizler burada yüce Türk yargısını temsil ederken, <strong>birileri devletin temeli olan adaleti çökertmekle meşgul.</strong></strong> <strong>Ne için? Kişisel, siyasi ihtirasları için. Kendi bekası ve geleceği için. </strong>Toplum, millet, devlet hiç önemli değil. İşte bütün bu gerçekliği topluma aktarma mecburiyetimiz vardır. <strong>Bugün karşımıza çıkan tablo, çürümüşlüğün resmi, tükenmiş bir iktidarın vicdani iflasıdır.</strong></p>

<p>Ekonomiden eğitime, üretimden sanayiye, tarımdan adalete kadar her alanda çöküşün mimarı olan ucube Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin bizim önümüze koyduğu süreçlerin en önemli sayfasıdır. Bugün yaratılan düzenin nasıl işlediğine dair oluşturulan mekanizmanın sonucudur. Bu sistemin “çözüm” diye üretebileceği tek hamle kalmamıştır. Muhalefete saldırmak, rakibini susturmak, gerçekleri hapsetmek, korkuyu yönetmek... Her sabah kalkıyoruz, dış güçler… Dış güçler diye bizi yıllarca aldatan bir akıl, bir zihniyet. Oy vermeyenler, terörist, vatan haini… Suratı asık, kaşları çatık bir korku düzeni… Dili bu millete uygun olmayan, parmak sallayan… Devlet şefkattir, devlet merhamettir, devlet insanını seven bir mekanizmadır. Devlet insanını coşkulandıran; çocuğu, genci umutla baktıran bir makamdır. Devlet budur. Devlet moral verir. Devleti yöneten insanlar coşku yaratır. Devlet dediğiniz şey sadece şürekasına, ailesine, eş, dost, akrabasına moral vermez, devlet herkese moral verir.</p>

<p><strong>“ARTIK SİYASET ÜRETMEYEN BİR İKTİDAR, YARGININ CEBİR GÜCÜNE SARILARAK VAR OLMAYA ÇALIŞMAKTADIR”</strong></p>

<p>Kötü bir düzenle karşı karşıyayız. <strong>Artık siyaset üretmeyen bir iktidar, yargının cebir gücüne sarılarak var olmaya çalışmaktadır</strong>. Ve bu çok tehlikeli seviyeye ulaşmış saldırganlık, son bir yılda gerçekten hepimize acı ve ağır bir biçimde süreçler yaşatmaktadır. Bu ucube sistemin ürettiği en tehlikeli zafiyet –yeni bir tarif yapıyorum– <strong>"Her şeyi bilen kişi"...</strong> Her şeyi bilen kişi... Bugün konuştuğumuz bilirkişi mantığının aslında başladığı nokta. <strong>Her şeyi bilen kişi zihniyeti kadar tehlikeli bir şey yok.</strong> <strong>Bu zihniyet karşınıza ekonomist olarak çıkabilir. Veya adalet, hukuk uzmanı olarak çıkabilir. Her şeyi bilen kişi... Bu her şeyi bilen kişi zihniyeti, her konuda yaklaşımla yön verebilir, atama yapabilir, her konuya karar verebilir. Her atamayı bu zihniyet yapar, önünü iliklememesi gerekenler onun önünde önünü ilikler. Ve süreç, sistem darmadağın olur. </strong>İşte bu ucube sistemin yarattığı “her şeyi bilen kişi” durumunun, ülkemizi bugün getirdiği nokta ortadadır. Yani bugün dünyada savaşan ülkelerden bile daha kötü durumda bir ekonomisi varsa bu ülkenin, işte müsebbibi 'her şeyi bilen kişi' zihniyetidir.</p>

<p>“<strong>GERİDE BIRAKTIĞIMIZ ÜLKELERİN İSMİNİ BİLE SAYMAYA UTANIRIZ”</strong></p>

<p>Açlık sınırının altında yaşayan, yaşamını sürdürmeye çalışan on milyonlarca insan var. Açlık sınırının altında asgari ücret için dilenci durumuna düşmüş milyonlarca insanımız, ücretlinin neredeyse yüzde ellisi-altmışı durumuna gelmiş bir ülke. Avrupa ve dünyada birçok konuda açık ara kötü, en öndeki bir ülke<strong>. Dünyanın en yüksek enflasyonlarından birisini yaşayan ülke. En yüksek gıda enflasyonu... Bırakın gıda enflasyonunu, açın gıdaya ulaşamamayı konuşan, üretemeyen, toplumunu aç bırakmakla karşı karşıya kalmış bir ülke ve bir millet. Bütün ekonomik verilerde, dediğim gibi, savaşan ülkelerden bile geride, Avrupa'nın en gerisinde... İcra dairelerinde dosya sayısı 24 milyonu aşmış durumda. Türkiye, bugün burada bulunduğumuz meselenin ana verileri: Hukukun üstünlüğü endeksinde 142 ülke arasında 117. sırada. Dünya basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 159. sırada. Yani geride bıraktığımız ülkelerin ismini bile saymaya utanırız.</strong> Türkiye, küresel organize suç endeksinde 193 ülke arasında, suç endeksinde en ön sıralardayız. 14. sırada. Burada da bizim önümüzdeki ülkeleri sayarken utanırız o isimleri duymaktan.</p>

<p>“<strong>İKTİDARDA KALMAK İÇİN HUKUKSUZLUĞU GÖZE ALAN </strong><strong>‘BİLEN KİŞİ’, HUKUKU YOK ETMEYE KARAR VERMİŞTİR”</strong></p>

<p>İşte, Türkiye'de her şeyi bilen kişi zihniyeti, aynı şekilde her alanda olduğu gibi gerçekten büyük hasar vermekte ve adaletle ilgili süreçlerde de bu hasara devam etmektedir. <strong>İktidarda kalmak için hukuksuzluğu göze alan bu “bilen kişi”, hukuku yok etmeye karar vermiştir.</strong> Temel sorun; ama bizim dosyalardaki bilirkişi ama bu ülkede “her şeyi bilen kişi”nin niyetidir. Çünkü <strong>hukuku yok etmeden; devletin kurumlarını lağvedemez. Hukuku yok etmeden; muhalifleri tutuklatamaz. Hukuku yok etmeden; fakirin cebinden, zenginin cebine servet transferini gerçekleştiremez. Hukuku yok etmeden; basını susturamaz. Hukuku yok etmeden; yargı mensuplarının kararlarını esir alamaz.</strong> Çünkü herkesin bildiği gibi, bu ülkede gerçekten temel hedef iktidarını koruma hedefidir. Yaşadığımız her şeyin temel özeti de budur. Bugün, adalete olan güven yüzde 20'lerin altına düşmüş. Bu yaşanmış bir şey değil. Yani bu utanç verici bir şey. Bunu ben demiyorum, onlarca araştırma söylüyor bunu.</p>

<p><strong>Bu ülkede yargıya olan güven yüzde 20'lerin altına düşmüş.</strong><strong> </strong>Sayın Hâkim, kutsal bir görev yapıyorsunuz. Bu görevle insanların yaşamını, hayatını, en kritik konularına karar veriyorsunuz. Ve düşünün ki, bu kadar kutsal bir görevin toplumdaki algısı, <strong>“yüzde 80”in üzerinde yanlış yapıyorsunuz' algısı.</strong> Bu herkese acı vermeli. Önce bu sürecin içinde olan yargı mensuplarının canını yakmalı, acıtmalı. Hukukçuların canını yakmalı. On binlerce, yüz binlerce bu sürece hizmet eden kim varsa, meslek mensupları, onların canını acıtmalı.</p>

<p><strong>“B</strong><strong>ENİM BÜTÜN MAHKEMELERİMDE MAÇ ARASINDA HAKEM DEĞİŞTİRİLİYOR!”</strong></p>

<p><strong>Adalet olmadığı zaman, gerisi bitmiş demektir.</strong> <strong>Anayasa Mahkemesi kararlarının yerel mahkemelerde uygulanmadığı bir ülkede, yargı mensuplarının kararları esir alınmış demektir.</strong> <strong>Bir kişinin iki dudağı arasına bakarak; AYM kararları uygulansın, uygulanmasın… Siyasi iradenin hükmüne bakarak; AİHM kararları uygulansın, uygulanmasın… Böyle bir dünya olabilir mi? Böyle bir ülke olabilir mi? Ya da bir başka ülkenin başındaki insan, ‘Ne dersem onu yapıyor’ diye, başımızdaki zihniyetle ilgili ilişkisini tariflemesinden utanç duymayalım mı biz? Bundan mutlu mu olalım? Ne dersem yapıyor! Bu olacak şey değil!</strong> Onun için gerçekten ülkemizde yargı mensuplarının çok büyük bir reforma, çok büyük bir değişime ihtiyaçları vardır. Gerçekten <strong>yargı mensuplarının esir alındığı bir duruma doğru gidilmektedir. </strong></p>

<p><strong>Duruşma esnasında boğazımın kuruduğunu hissettiği için bana su veren ve insani bir davranış gösteren hâkim, geçtiğimiz haftalarda bir başka mahkemeye gönderildi, bir başka şehre gönderildi. Böyle bir şey olabilir mi? Benim bütün mahkemelerimde maç arasında hakem değiştiriliyor! Devre arasında hakem değiştiriliyor! Gidiyoruz VAR odasına şikâyet etmeye, VAR odası da değiştirildi! Aynı düzen orada da var! Nasıl olacak bu iş? Ne yapacağız biz?</strong> Ben baş ederim. Bu düzen değişecek. Bu millet ne yapacak? Bu çektiği acılar, bu ızdıraplara kim hesap verecek? <strong>Günü geldiğinde, bu yanlışı yapan herkes çatır çatır adil yargı önünde hesap verecek. Bunu buradan ilan ediyorum.</strong></p>

<p><strong>“YÜZLERCE ODASI OLAN SARAYDA OLSAN NE YAZAR!”</strong></p>

<p>Ben, bu ortamda rapor hazırlayan bir bilirkişiyi ve “herkesin bilirkişisini, her şeyin bilen kişisini” eleştirdiğim için buradayım. Bunu biliyorum ben. Ama şunu söyleyeyim: <strong>Gerçeği susturursan, iktidarın ömrü üç gün uzar! Üç gün uzar, beş gün uzar. Biter. Hayat fanidir. Geçecek. Bugünler geçecek. Hızlı geçecek hem de. Ekrem İmamoğlu 12 metrekare hücredeymiş! Hah! Yüzlerce odası olan sarayda olsan ne yazar! Ben, 86 milyon insanın gönlündeki saraydayım.</strong> <strong>O kadar büyük ki; tarif bile edemem.</strong> <strong>Adaleti susturursan, devlet çöküşe girer. Adaleti susturursan, gerçeği susturursan, devlet çöküşe girer. Biz bugün, devletin çöküş refleksiyle karşı karşıyayız</strong>. Bu cennet vatanın güzel insanları olarak ve vatanını, milletini seven, bayrağını seven yurttaşlar olarak, canını verme pahasına bu mücadelenin en önde koşan neferleri olmaya kararlıyız. Mesele, adalet meselesi. Adalet meselesi nedir biliyor musunuz? Yaşam meselesidir. Hava gibi, su gibi… Var olma meselesidir. Bu cennet vatanı bize emanet eden insanların kurduğu Cumhuriyetin, demokrasiyle taçlanma meselesidir. Daha özgür olma meselesidir. Daha güçlü olma meselesidir. Onun için bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz. Buradan söylüyorum. Ve her konuyu herkese anlatalım.</p>

<p><strong>“AVRUPA'NIN EN BÜYÜK ADLİYESİNE SIĞMIYORUZ! NEDEN?”</strong></p>

<p>Sayın Hâkim, sürgünde gibi bir mahkemedeyiz. Nereden geldiğinizi biliyorum. Ve Avrupa'nın en büyük adliyesinden buraya geldiniz. Niye buna ihtiyaç duyuluyor? Hangi çağdayız biz? Geriye mi gidiyoruz, ileriye gitmek niyetinde miyiz? Tam gaz geriye gidilir mi yahu? Arabalarda bile vites yapılır, gaz yapılır, gaza basılır ve ileriye gidilir. Biz, geriye gitmeye niyet edebilir miyiz? Böyle bir şey olabilir mi? <strong>Avrupa'nın en büyük adliyesine sığmıyoruz! Neden? Çünkü adaleti içinden söküp attılar. Büyük bir zulümle, sıkıntıyla karşı karşıyayız. Beni beş gün nezarette tutup, bir gün de oradaki nezarette aç susuz bekletmeyi kendine marifet gören akılla karşı karşıyayız. Uydurma casusluk meselesinde, 20 saat nezarette tutuluyorum. </strong></p>

<p><strong>Ben, inançlı bir insanım. Yaradan var yukarıda. Allah görüyor yani. Ve bunlar zevk alan bir akılla karşı karşıyayız! Vız gelir tırıs gider! Kimsiniz siz? Kimsiniz; beni orada tutarak aciz duruma düşüreceğinizi mi zannediyorsunuz? Bunu yapanlara söylüyorum. Kimsiniz siz? Gün gelecek; evet adil yargı huzurunda bunu yapan, bu zalimliği, bu işkenceyi insanlara yapanlar çatır çatır hesap verecekler.</strong> Daha yakın zamanda verdiler. Yine verecekler.</p>

<p><strong>“86 MİLYON YURTTAŞINDAN KOPAN BİR ZİHNİYET, SARAYLARA BİLE SIĞAMAZ”</strong></p>

<p>Biz, o bugün yapılan bu uygulamaların nereden geldiğini, hangi akıldan gelmediğini çok iyi biliyoruz. Ben, siyasete ilk adım attığım günlerde, haftalarca burada duruşma izledim. Hayatımın önemli bir okuluydu. O gün burada izlediğim duruşmaların şimdi bu muhatabı olmak, demek ki bu hak savunuculuğu bana düşmüş. Ya Rabbi şükür derim. Demek ki böyle kutsal bir görevim var. Sonuna kadar yapacağım. Allah şahit. 86 milyon, kendimi emanet ettiğim insanım da şahit olsun ki çatır çatır, sonuna kadar ben bu savunmayı yapacağım Bu savunmadan da asla vazgeçmeyeceğim. <strong>Avrupa’nın en büyük adliyesine sığmıyorsunuz. Dediğim gibi; adaleti içinden söküp attınız. Tıpkı bir zamanlar ‘adalet’ diye kurduğunuz partinin isminden de adaleti yıllar öncesinden söküp attığınız gibi! 86 milyon yurttaşından kopan bir zihniyet, saraylara bile sığamaz. </strong></p>

<p><strong>Orası bile dar gelir. Çünkü milletinden kopan, millete hesap vermekten kaçan bir iktidar, sonunda karanlık odalara, kapalı kapıların ardına hapsolur. Evet, bu işi yapanlar, organize edenlere sesleniyorum: Siz, tam da oradasınız şu anda. Duruşma salonlarına sığmıyorsunuz; çareyi dünyanın en büyük duruşma salonunu yapmakta arıyorsunuz. Vay be! Dünyada teknoloji gelişiyor, teknolojiler neler yaratıyor, neler düşünülüyor, uzay çağı, teknoloji çağı, bilgi çağı, bilim çağı… Bizdeki marifete bak! En büyük duruşma salonu! En büyük saray!</strong></p>

<p>“<strong>64 YIL SONRA; AYNI AYIBI, AYNI UTANCI TEKRAR EDİYORSUNUZ”</strong></p>

<p>90’lı yıllarda fırın açmıştım, bir ortağım vardı. Allah rahmet eylesin. Bir şey alırken ‘En büyüğü olsun, en pahalısı olsun’ derdi. Aynı akıl. En iyisi değil, en doğrusu değil; en büyüğü, en pahalısı! Görüyorum ki inşaatı başlamış. Buradan bu kara düzenin sahibi zihniyete söylüyorum: Boynunuza asacağınız o kara leke madalyonu hayırlı uğurlu olsun! Hayırlı uğurlu olsun…<strong> </strong>Herkese anlatalım. Bu çok önemli. Herkese anlatalım: <strong>Ey iktidar, bugünün hükümeti, bugünün iktidarı… Evet, siz. 64 yıl sonra; aynı ayıbı, aynı utancı tekrar ediyorsunuz. Bu zihniyet, 64 yıl sonra bu ülkeye, İstanbul'da, Silivri'de, Yassıada’yı kuruyor! Hayırlı uğurlu olsun. Yassıada’yı kuruluyor! Utanç verici! Tarihe kara bir leke olarak geçtiniz, geçiyorsunuz… Ve bilin ki kurduğunuz karanlık düzen, sizi içine çekip boğacak.</strong> <strong>TOKİ yapacakmış bu arada. TOKİ'nin kara lekeleri çok. ‘Kanal İstanbul en son kara lekesi olacak’ diye düşünüyordum. Buradan da bir kara leke madalyonunu boynuna astı. </strong></p>

<p><strong>Ona da hayırlı olsun. “Kurum”a yeni bir kara leke daha eklendi! Ve bugün, gücünüz var diye hesap veremeyeceğinizi zannediyorsunuz ama ikinci Yassıada’yı yapanlara sesleniyorum: Bunun da hesabını vereceksiniz. Bilmediğiniz bir şey var: O dev salonlarda, -gün gelecek- adil yargıçların huzurunda, onların karşısına çıkacaksınız tek başınıza, 86 milyon yurttaşın karşısında tek tek hesap vereceksiniz…</strong></p>

<p><strong>“TÜRKİYE'DE ‘ŞEHRİ YAĞMALAYAN’ DİYE BİR İFADE KİME YAKIŞIR”</strong><strong>DERSENİZ, ‘HER ŞEYİ BİLEN KİŞİ ZİHNİYETİNE YAKIŞIR’ DİYE HERKES SÖYLER!”</strong></p>

<p>İşte bahsettiğimiz, “o her şeyi bilen kişi zihniyeti” bütün bunların sebebi. “İstanbul'a ihanet ettin” diyen o zihniyet; rantla beslenir, talanla ayakta durur. Yeşil alanları, askeri alanları, sahilleri betona gömer. Kenti yağmalar. <strong>Bana, “yüzyılın yolsuzluğu” diye ifadede bulunuyor, ardından “şehri yağmalayan” diyor! Yahu Türkiye'de “’şehri yağmalayan’ diye bir ifade kime yakışır” derseniz, “her şeyi bilen kişi zihniyetine yakışı” diye herkes söyler!</strong> <strong>“Kanal” dedikçe talanı büyüten, “imar” dedikçe kenti satan, parsel parsel İstanbul'u yok eden zihniyet… Bu millet, sizi sandıkta tarihten silecek. 86 milyon insan, “artık yeter” diyecek.</strong></p>

<p>Ve o gün bu ülke, ilk kez yıllardır çalınan nefesini geri alacak. Derin bir nefes alacak. “Oh be” diyecek, “oh be” diyecek. Ben o “oh be”nin güzel nefes alış sesini, 2019’da hem 31 Mart'ta hem de 23 Haziran'da yaşadım. Sabah bir çıktım, bir nefes sesi var İstanbul'da. Böyle derin bir nefes sesi. Bir ferahlık. Bir huzur. Kimsenin işine karışmayan, kimsenin malına mülküne göz koymayan, kimsenin malı mülkü üzerinden hesap yapmayan, kimsenin işine gücüne ortak olmayan, seçilmiş insanları zengin etmeyen, insanların çoluğuna çocuğuna hizmet üreten, 0-4 yaş çocuğu olan milyonlarca anneye kart verip, ücretsiz ulaşım sağlayan… Yurtlar veren, kreşler veren, 500-600 bin insana üniversite bursu dağıtan; 5-6 kişiye değil… 100’er bin, 200’er bin Euro, 5-6 kişiye vermeden, 500-600 insana üniversite bursu veren… Derin nefes aldıran bir sürecin başlamasını, bu ülke, İstanbul'da yaşadı ve derin nefes aldı. Aynı nefes sesi, “artık yeter” diyecek ve o gün çok yakındır.</p>

<p><strong>“ADALETİN TERAZİSİNİ DEĞİL, SADAKATİN TERAZİSİNİ KULLANIYOR”</strong></p>

<p>Bakın; <strong>her şeyi bilen kişi zihniyeti, vasat uygulamalarına nasıl devam ediyor? Hukukun nasıl işleyeceğine, kimin cezalandırılacağına, kimin ödüllendirileceğine, hangi dosyanın hızla raftan indirileceğine, hangisinin sonsuza kadar tozlanacağına nasıl karar veriyor! O her şeyi bilen kişi, yasada yazanı değil, talimatı gönderiyor! Talimatı okuyan, vekalet alan her şeyi bilen kişinin vekili de dosyadaki delili değil, siyasetin nefesini takip ediyor! Milletin de değil, siyasetin nefesini! Emsal kararı değil, iktidarın ihtiyacını esas alıyor. Adaletin terazisini değil, sadakatin terazisini kullanıyor. </strong>İşte netice de ne? Toplumun yüzde 20’nin altına kadar düşen bir güveni kaldı! O da ne için güvendiğini bilmeyen, benim garip vatandaşım.</p>

<p><strong>“Her şeyin bilen kişisi”, son yıllarda öyle bir rapor hazırlamış ki raporun her satırı, bu ülkenin adalet tarihinde bir utanç belgesine dönüşüyor. Bu bilen kişinin emriyle, doğru karar veren hakimler sürüldü; hukuka bağlı karanlar cezalandırıldı. İktidarın istediği iddianameyi yazanlar ödüllendirildi; tarafsızlığına güvenilen heyetler dağıtıldı. Bağımsız yargı mensuplarının kaderi, bir gecede değiştirildi. Yazık değil mi? Bu insanların evi var, işi var, çoluğu var, çocuğu var. Yazık değil mi?</strong></p>

<p><strong>“BİRİ GİDER, ÇAAATTT ÇÖKER!”</strong></p>

<p>Benim kimseye karşı ön yargım yok. Hiç kimseye… Ne siz saygıdeğer hâkim, size, ne bir başka yargı mensubuna, kimseye… Her karar zaten onun peşinden gider. Benim işim değil o. Ama yazık değil mi bu insanlara? Yani görevini uygun yapmaya çalıştı diye ya da istenileni yapmadı diye, mahkemeden hâkimlerin sağa sola gönderilmesi… Yani “kör göze parmak sokma” tarifi bile yetersiz kalacak seviyede bunun yapılması ayıp değil mi? <strong>Yazık değil mi bu millete? Bu millet sırtını mahkemeye dayar, hâkime dayar, adalete dayar. </strong></p>

<p><strong>Millet, adliyeden korkar hale geldi. Adliyeye girerken ayağı, bacağı titrer hale geldi.</strong> İster şikayetçi olsun ister bir şeyi gidip oraya şikâyet etmeye kalksın. Böyle bir şey olamaz yani! <strong>Bundan hicap duyulması lazım. “Doğru kararı verirsen gidersin, talimatı uygularsan yükselirsin!” Bu, öylesine sadakate dayalı bir liyakat bakışıdır ki; bir günde çöker! Bir günde, bir anda… Biri gider, çaaattt çöker! Yerle bir olur. Allah kimseye böyle bir liyakat zincirinin halkalarından biri olmayı nasip etmesin. Yüce Yaradan, milletimin her evladına, hak ettiği liyakatle yükselmeyi nasip etsin.</strong> Hak ettiği… Hiç kimsenin hakkını, hukukunu yemeden…</p>

<p><strong>“O PIRLANTA ÇOCUKLARA, BİR AN ÖNCE KENDİMİZİ EMANET ETMEMİZ LAZIM”</strong></p>

<p>Bu hakkıyla liyakat meselesini en çok kimden duyuyorum biliyor musunuz? 11,5 yıllık siyaset yaşamımda bu güzel vatanın, bu cennet vatanın, o mini minnacık çocuklarından, gençlerinden duyuyorum. Pırlanta gibiler. Bu ülkenin, bu vatanın kurtuluşu, o “Z kuşağı” dediğimiz, milletin hafife aldığı, pırlanta gibi evlatlar. 15, 10, 13, 17, 18, 20… “Hakkım değilse istemem” diyen… Ben yaşadım, yaşadım… Yüzlercesini… “Hakkımsa bur istiyorum Başkanım.”, “Hakkımsa yurt olsun Başkanım.” Pırlanta gibi. Hakkari'den, Artvin'den, Sinop'tan, Muğla'dan, Hatay'dan, Kastamonu. Çankırı'dan, Sivas'tan… Pırlanta gibi. Bunları zehirlemesine o her şeyi bilen kişinin, asla ve asla fırsat vermeyeceğim. O pırlanta çocuklara, bir an önce kendimizi emanet etmemiz lazım. Onlara düzgün bir ortamı, hep beraber teslim etmemiz lazım.</p>

<p><strong>“BU MEMLEKETİN ÇOK AHLAKLI, NAMUSLU </strong><strong>İNSANLARINDAN BİZE AKAN BİLGİLER VAR”</strong></p>

<p>İşte “doğru kararı verirsen gidersin, talimatı uygularsan yükselirsin..!” Geçtiğimiz günlerde yayınlanan HSK kararnamesi, net olarak bunun delilidir Sayın Hâkim. Bu ülkenin adalet tarihine, kara bir leke olarak kazınmıştır. Şimdi bu çürümüş düzenin fotoğrafına bakmak lazım. Bir; İstanbul Anadolu 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nde, kamuoyunda “ahmak davası” olarak bilinen davada, hakkımdaki yargılama sürerken, hâkim görevden alındı. Hâkime, siyasi yasak vermesini sağlayacak şekilde, 2 yıldan fazla hapis cezası verilmesine yönelik baskı yapıldığı, ancak, Samsun'a gönderilen o hâkimin, çevresine, kendisinin bu baskıya uymayacağını açıkladığı, görevden almanın da bu nedenle gerçekleştiğini yaşadık. Öyle değil mi? Şahitlik ettik, değil mi? Evet. Benim çok yakın arkadaşlarım bile kulaklarıyla dinlendi. Ve bu insan, Samsun'a gönderildi. Yerini atanan hâkim ne yaptı? Çatır çatır, hemen, alelacele isteneni yaptı! Onun da niye yaptığını biliyorum bu arada. Biliyorum. Bilirim. Bana Yaradan yardım ediyor. Bir yerden geliyor kulağıma. Bu memleketin çok ahlaklı, namuslu insanlarından bize akan bilgiler var.</p>

<p><strong>DİPLOMA DAVASI: “YAZIK! UTANÇ VERİCİ!”</strong></p>

<p>İstanbul 4. Sulh Ceza Hakimliği… İki; 19 Mart'ta, İBB operasyonunda tutuklama talebiyle önüne çıkarılan 8 kişiyi adli kontrolle serbest bırakmasının ardından görevden alınıyor. Bir hâkim, dosyada tutuklamayı gerektirecek somut delil görmediğini, adli kontrolün kamu yararını karşılayacağını, 23 Mart 2025 tarihli kararında açıkça ifade etti; hemen görevimden alındı! Düşünebiliyor musunuz? İBB soruşturmasında tutuklama talebiyle sevk edilenler arasında yalnızca bir hâkim, tek bir hâkim, “Burada tutuklamaya gerek yok” deme cesaretini gösterdiği için derhal görevden alındı! Üç; HSK, diplomamı iptal eden… Yurt dışından yüzlerce kurumdan mektup alıyoruz. “Bunu bize anlatın” diyorlar, “Diploma iptali ne demektir?” Kelimelere dökemiyoruz! Ne akademik olarak dökebiliyoruz ne hukuk olarak dökebiliyoruz.</p>

<p>Anlaşılacak bir şey değil! Yazık! Utanç verici! Pazartesi dava görüldü değil mi? Dava! Yahu sahte evrak yok ki! Sahtecilikle yargılanmıyorum! Şimdi de uzatıldı, gitti yıllara… Süreç çünkü bu. Dava değil, süreç.</p>

<p><strong>“BİR ÜYE HÂKİM, BERAAT YÖNÜNDE OY VERDİ. TAHMİN EDİN BAKALIM NE OLDU?”</strong></p>

<p>Diplomamı iptal eden İstanbul Üniversitesi'ne karşı açtığımız davaya bakan İstanbul 5. İdare Mahkemesi'nin heyeti dağıtıldı. Neden dağıtıldı? 5. İdare Mahkemesi, dava dilekçesi üzerine verdiği ara kararında, İstanbul Üniversitesi'ne, “Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul Üniversitesi'ne yatay geçiş şartlarını taşımadığının nasıl tespit edildiğini, mevzuata aykırı olan hususun hangi açıdan yokluk ve açık hata hali oluşturduğunu” sorduğu için, heyet dağıtıldı! Yani mahkeme, işini yaptığı için, araştırdığı için, sorguladığı için o heyet dağıtıldı, başka heyet kuruldu.</p>

<p>İdari Mahkeme, yürütmeyi durdurma talebimizi reddetti. Anında, şipşak, bir gecede, bir haftada! Dört; İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, hakkımda yürütülen “terörle mücadele eden bir kamu görevlisini hedef gösterme, hakaret ve tehdit” suçlamalarıyla yargılandığım davada, -tahammülsüzlüğe bakın- 16 Temmuz 2025’te karar açıklandı. Mahkeme, oy çokluğuyla hakkımda mahkûmiyet hükmü kurarken, üye hâkim, bu karara muhalif kaldı. Bir üye hâkim, beraat yönünde oy verdi. Tahmin edin bakalım ne oldu? Bu muhalefet şerhinin hemen ardından hâkim, ağır ceza mahkemesi görevinden alındı, başka bir mahkemeye çat diye gönderildi!</p>

<p><strong>“BERAAT KARARI VEREN HÂKİM, MARAŞ'A GÖNDERİLDİ!”</strong></p>

<p>Beş; Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemimde oluşturulan, uydurulan, ihale nedeniyle Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki ceza davasında, 2 Ekim 2024’teki beşinci duruşmada, bilirkişiler ihalenin hukuka uygun olduğu raporunu vermelerine rağmen, yani bugün yargılandığım bilirkişinin sahte sahte raporuna karşı, iki tane Sayıştay denetçilerinin oluşturduğu olumlu rapora rağmen, o tarihten bugüne kadar geçen dört celsede, dosyaya bakan hâkim her seferinde, iddia makamından esas hakkında mütalaasını sunmasını istedi.</p>

<p>Savcı, her celse mazeret sundu. Hatta gelmediği celse bile oldu. Mütalaa sunmamakta direndi. Mütalaayı vermeyi reddetti. Nihayet onuncu celseye gelindiğinde, dosyayı karara bağlamaya çalışan hâkim görevden alındı, Diyarbakır'a gönderildi! Yerine gelen hâkim, 10 günde atanan hâkim, beraat kararı verdi. Beraat kararı veren hâkim, Maraş'a gönderildi! Yani bu karar da cezasız kalmadı! Ankara'da kurultay cezasına bakan hâkim, dosyanın kritik aşamalarında siyasi talimatlara uymadığı için, araştırdığı, sorguladığı için görevden alındı.</p>

<p><strong>“AİLESİNİN YÜZÜNE BAKAMAZ, MİLLETİNİN YÜZÜNE BAKAMAZ, MESLEKTAŞLARININ YÜZÜNE BAKAMAZ!”</strong></p>

<p>Sekiz; diploma davasının görüldüğü, yani bu pazartesi görülen davanın bir önceki davasındaki hâkim… 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nin hâkimi, Kahramanmaraş'a atandı. Niye? Dosyasına sahip çıktığı için, her hâkimin sorgulaması gerekenleri sorguladığı için, sorması gerekenleri sorduğu için, özenli davrandığı için Maraş'a gönderildi. Hukuka sahip çıktığı için… Çünkü kimsenin talimatıyla değil, gerçeklerle hareket ettiği için, hukuka sadakat gösteren bir yargıç daha Ekrem İmamoğlu'nun dosyalarında dosyasını tamamlayamadı! Bu, basit bir tesadüf değil. Bu kentrilyonda 1 ya da rakamla ifade edilemeyecek bir tesadüf dahi değil! Milletim bunu duysun. Peki başka neler oluyor bizim dosyalarda? Mesela <strong>diploma ceza davasının iddianamesini yazan, bir türlü nokta koyamayıp, virgül virgül sayfalarca yazan, ne olduğunu kendisinin bile bilmediği, en az 8-10 yerde yargı makamını aldattığını geçen duruşmada burada anlattığım şekliyle yazan savcı, Gaziosmanpaşa'ya başsavcı vekili oldu. Bir diploma davasındaki sahte bir iddianame, sahte! Sahte bir iddianameyi yazan kişi, Gaziosmanpaşa'ya başsavcı vekili oldu. </strong></p>

<p><strong>Bu davanın iddianamesini yazan savcı, Beykoz'a başsavcı vekili oldu! İBB iddianamesini yazan, hazırlayan savcılar, Çağlayan Adliyesi'nde başsavcı vekilliğine getirildi! Allah hiç kimseye, bu şekilde bir atama ya da yükselme nasip etmesin! Allah hiç kimseye, yastığa başını koyamayacağı bir işi yaptığından ötürü atanmayı ya da yükselmeyi nasip etmesin! Ailesinin yüzüne bakamaz, milletinin yüzüne bakamaz, meslektaşlarının yüzüne bakamaz! Utanç vericidir! Allah hiç kimseyi böyle bir duruma düşürmesin!</strong></p>

<p><strong>“YARGILAMA HAKKIMI SONUNA KADAR KULLANACAĞIM”</strong></p>

<p>İşte duruşmaları başlamamış davalarda daha yeni heyet oluşturuldu. İBB davasında. İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, başkanı aynı kalarak, ikinci bir yeni heyet oluşturuldu. <strong>Ne hikmetse, İBB iddianamesi hazırlandıktan ve İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'ne dosya düştükten sonra HSK diyor ki, “Başkan iyi ama biz üyelere baktık. Üyeleri hakimleri tanımıyoruz. Buraya yeni bir heyet oluşturalım!” Acaba niye? Neticede yeni heyet atanıyor. Olmamış bir şey bu. Bu ne demek biliyor musunuz? “Bu dosya, bizim istediğimiz şekilde yürüsün. Gerekirse heyeti bile yeniden yazarız” demek. Adalet dediğiniz şey böyle mi sağlanır Allah aşkına? Utanç verici! Utanç verici! Bu mu? </strong></p>

<p><strong>Yargılama bu mu? Bu mu yargılama? Ben, onun için burada yargılıyorum Sayın Hâkim. Ben burada yargılıyorum.</strong> <strong>Çatır çatır yargılayacağım.</strong> <strong>Ben savunma yapmıyorum ve yapmayacağım. Yüce Allah huzurunda, ben 86 milyon insanımızın huzurunda, yüce Türk yargısı huzurunda çatır çatır yargılayacağım. Bir vatandaş olarak, yargılama hakkımı sonuna kadar kullanacağım.</strong> Bundan tam 4 gün önce, yine bu salonda, Sayın Hâkime aynen şöyle sordum: “Sayın Hâkim, bu davanın hâkimi sizsiniz. Ve siz de bu dosyaya yeni atandınız. Siz bu baskı altında, bu atmosferde, gerçekten bağımsız bir karar verebilecek misiniz?” diye soruyorum. Bu soruyu sormaya devam edeceğim.</p>

<p><strong>“EKREM İMAMOĞLU'NUN DAVALARININ KADERİNDE VARDIR; TALİMATI YAPAN YÜKSELİR, TALİMATI UYGULAMAYAN SÜRÜLÜR!”</strong></p>

<p>Ekrem İmamoğlu'nun davalarının kaderinde vardır; talimatı yapan yükselir, talimatı uygulamayan sürülür! Bu ülkede ödülün, cezanın ne olduğu, bu şekilde tariflenmeye çalışılıyor ama içi boş. Olmaz… Yürümez… Bir günde, bir anda çöker... Hangi şehre giderse gitsin. Mesela buraya atandığını ya da buraya geldiğini, niye geldiğini öğrenen herkes, onun hesabını verir. Ben buradan söyleyeyim. <strong>Adalette yargılamayı ben mi etkiliyorum? Hıh! Ben mi etkiliyorum adalette yargılamayı? Ben! Adaleti ben mi bozuyorum? Basının önüne çıkıp, açıklama yapan bir belediye başkanı mı? Yoksa hoşuna gitmeyen hakimleri, savcıları sürerek, yerlerine talimatla karar verenleri yerleştiren zihniyet mi yargıyı etkiliyor? </strong></p>

<p><strong>Ben yargıyı etkiliyorum! Neymiş?</strong> <strong>Bitmiş, dosyaya konmuş ve aylar sonra, haftalar sonra tespit ettiğim bir yanlışı ifşa etmekten, ben burada yargılanıyorum. Peki bunlar? Bu yargıçları sağa sola… Hepinizin ailesi, hepinizin çoluğu çocuğu var, annesi babası var. Bu zalimliği yapan yargıyı etkilemeyecek, Ekrem İmamoğlu kendisine yapılan yanlışı, hatayı hem de derin hatayı, kötülüğü ifşa etti diye, yargıyı etkileyen kişi olarak burada yargılanacakmış! Hadi oradan! Hadi oradan!</strong></p>

<p>“<strong>EKREM İMAMOĞLU, MİLLETİN GÖNLÜNE GİRDİ”</strong></p>

<p>Tabii bu düzen, Gezi davalarında; bu düzen Ergenekon'da, Balyoz'da… O kuyruğunu sıkıştırıp kaçan, sıçan gibi kaçan, o günün yargı mensuplarını hatırlayın. O gün yapılan şeyler, nasıl karşılık buldu; hatırlayın. Bu ülkenin genel kurmay başkanından birçok insanı “terörist” ilan edenler… Hayatını kaybetti insanlar onların yüzünden. <strong>Şu anda işkence gören insanlar var. Ailesinden rehin alınan insanlar var hapiste. Çoluğu, çocuğu, ailesi, akrabası rehin alınan… Onların hesabını çatır çatır soracağım. Çatır çatır soracağım. Tek tek soracağım. Yargıymış! Hepsinin hesabını soracağım.</strong> <strong>Dava açıyorsunuz, yetmiyor. Yetmiyor. O davaya özel yargıç atıyorsunuz. </strong></p>

<p><strong>O da yetmiyor, özel heyet kuruyorsunuz. Bu da yetmiyor; 3 bin kişilik özel duruşma salonu yaptırıyorsunuz! Vay anam vay! İnsanın aklına şu geliyor: Ekrem İmamoğlu'nu yargılamak ne zor işmiş? Zor. Çünkü Ekrem İmamoğlu, milletin gönlüne girdi. Yargılayamayacaksınız. Yargılayamayacaksınız. Benim hesap veremeyeceğim hiçbir şey yok. Ben, Cumhuriyet tarihinde, 6,5 senede 1600 kez soruşturulmuş, denetlenmiş, teftiş görmüş, didik didik edilmiş, doğum belgemden bugüne kadar mikroskopla bakılmış bir kişiyim. Zalimliğin her şeyini yaşıyorum. Tarihte olmadığı kadar. Zalimliğin her anını bana yaşatıyorlar. Ailemle, çevremle, çalışma arkadaşlarımla, onların aileleriyle… </strong></p>

<p><strong>Vız gelir tırıs gider. Vız gelir tırıs gider… </strong>“<strong>Kişi, kendinden bilir işi” misali… Neymiş efendim; ben Beylikdüzü'nde kafaya koymuşum: Büyükşehir Belediye Başkanı olacağım. Hatta kafayı koymuşum: Cumhurbaşkanı olacağım! Niye? Cumhurbaşkanı olunca çok zenginleşecekmişim ben! Kişi, işi kendinden bir misali bir benzetme yapılmış yani! Anlamış değilim! Allah akıl versin.</strong> Allah akıl versin. Gerçekten. En çok en çok birçok toplumda, “Allah akıl versin” duasını ediyorum. Yaradan’a sığınıyorum.</p>

<p><strong>HAKİM İLE ‘180 DERECE’ DİYALOGU</strong></p>

<p>- Hâkim: Savunmanızı makama yönelik yapın. Karşıdakiler de tepki gösteriyor. Duruşma düzenini bozuyorsunuz.</p>

<p>Ben savunmamı, tek makama yapmıyorum zaten. Makama karşı yapıyorum Sayın Hâkimim? Sayın Hâkim, burada insanlar var, müdafiler var, savcı var… Öyle bir şey diyemezsiniz bana.</p>

<p><strong>- Hâkim: Arkanızı dönüyorsunuz ama makamımıza.</strong></p>

<p>Hayır. (180 derece arkasını dönerek.) Göstereyim. Hiç şöyle yapmadım size. Tamam mı Sayın Hâkimim. Hiç öyle bir şey yapmadım size. Onun için lütfen bu yanlış uyarınıza karşı teessüf ediyorum. Çünkü yanlış buluyorum. <strong>Evet; Ekrem İmamoğlu'nu yargılamak zahmetli iş. Buradan Adalet Bakanlığı’na, Hakimler Savcılar Kurulu’na, Meclis’te hakkımda konuşan iktidar partisi yöneticilerine ve iktidarın tüm ortaklarına sesleniyorum: Adımın geçtiği her davada hâkim neden değiştirildi? Neden iddianameyi yazanlar ödüllendirildi? Neden özel yargıçlar atandı, özel heyetler kuruldu?</strong> Hepsini tek tek anlattım, tek tek ortaya koydum. Tesadüf değil. Bu, adımın geçtiği her davayı baştan sona dizayn etme çabasıdır. Az önce sıraladığım isimlere soruyorum: Bu atamaların, bu değişikliklerin, bu müdahalelerin gerekçesi nedir? Açıklamak zorundasınız. Ben, sizden kaçmıyorum. Siz de çıkın açıkça konuşun. Bunlar niçin yapılıyor? Öyle Meclis’in kürsüsünden, başka kürsülerden masumiyet karinesini yerle bir ederek, devletin en tepedeki kürsüsünden “yüzyılın yolsuzluğu” denir mi? İnsanların aileleri var, insanların yuvaları var, çoluğu var, çocuğu var… Yargıyı temsil eden bir kişi, böyle bir lafı kullanabilir mi? İddianameye böyle bir şey yazılabilir mi? Nerede görülmüş? Bu ne hukuka ne ahlaka ne vicdana sığmaz. Kimseye bu yapılamaz. Ön yargı dediğin şey, bu toplum içinde, insanlık içinde en büyük düşmandır. Bu düşmanlığı kalbinde, aklında, vicdanında saklayan akıl nasıl bir akıldır? Onun için bunun cevabını vermek zorundasınız. Kamuoyuna bunun cevabını verin.</p>

<p><strong>“ÇAĞRIMI YAPIYORUM”</strong></p>

<p>Çağrımı yapıyorum: Hâkimler Savcılar Kurulu’na, Adalet Bakanlığı’na, Meclis’te hakkımda konuşan iktidar partisinin yöneticilerine bu çağrımı yapıyorum. Bunun neden yapıldığını anlatın. Bunun cevabını verin. Ben buradayım. Bu atamalar neden? Hangi saikle yapılıyor? <strong>Tüm bu atmosferin içinde, bu baskılara rağmen, bu ülkede hâlâ hukuka uygun karar vermek için direnen, vicdanıyla hükmeden binlerce hâkim olduğuna yürekten inanıyorum. Onlar yargının onurudur. Bugün bu tabloyu değiştirecek olan da yine onların duruşudur. Bu millet, bu toplum adil yargılama uygulamalarını yapan hiçbir hâkimi unutmayacak. O bir avuç muhterisin izi takip edilecek. Günü geldiğinde adil yargı hesabını soracak; ama adil yargılama yapan insanlar da tek tek takip edilecek, o insanların o adil duruşlarının mükâfatını milletimizden, aynı zamanda çok yakında kurulacak olan bağımsız yargı düzeninden elbette alacaklardır. Onların o pırlanta gibi mesleki onurları onlarla hayat boyu devam edecektir. İyi ki varlar</strong>. Allah onları korusun. Allah onların sayısını arttırsın.</p>

<p><strong>“BARIŞ NEDİR BİLİYOR MUSUNUZ?”</strong></p>

<p>Bu tablo, bir ülkenin adalet mekanizmasının değil, bir tasfiye-ödüllendirme hattına dönüşmüş çürük bir düzenin resmidir. Bu ülkede savcı, yazdığı iddianamenin karşılığında terfi alıyorsa, o ülkede adalet idare tarafından yönlendirilir. <strong>19 Mart’tan beri İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin terör dosyası, “kent uzlaşısı” başlayamadı bile; biliyorsunuz değil mi? “Batıdaki illerde kazanamayacağını anlayan CHP, ‘Kürtlerle iş birliği yapmış, bazı Kürtleri listesine almış’ diye” hazırlanan o safsata, iddianame değildir. Hâlen iddianameye başlanamadı bile. Ve bu ülkede barışı konuşuyoruz. Barış nedir biliyor musunuz? Barış Türkiye’dir. Türkiye nedir? Türkiye benim için bir insan gibidir biliyor musunuz? Ruh ve beden gibidir. Ruhla bedenin birleşmesi gibidir. Barış budur. Ruh ve beden nedir biliyor musunuz? Türk-Kürt’tür, Alevi-Sünni’dir. Bir bedendir; uzuvlarıyla birlikte, her türlü unsuruyla, her inancıyla, her etnik kökeniyle… Âşık Veysel’in dediği gibi “insanlık meselesidir.”</strong> İkilikten ayrı kalmak, ayrı durmaktır. İkilik yaratanlardan Allah bu milleti korusun. Onun için hâlâ kent uzlaşından, terör dosyasından içeride tutulan insanlar var. Hâlâ tek bir satır yazılmadı.</p>

<p>“<strong>ÖYLE KUMPASLAR, ÖYLE ALÇAKÇA İŞLER YAPMIŞLAR Kİ…”</strong></p>

<p>Aynı durum alçakça tasarlanan casusluk soruşturması… Bir fotoğraf! Olacak iş değil. Otoriter rejimlerin aklını tamamlayacaklar ya. Dünyadan örneklerine bakmışlar herhalde; bir şey eksik: Yolsuzluk, terör, casusluk… <strong>Öyle kumpaslar, öyle alçakça işler yapmışlar ki, bunların her birini tek tek anlatacağım. Günü gelecek, tek tek anlatacağım. Uydurma “azmettirme” meselelerini tek tek anlatacağım. Günü geldiğinde bunları öyle güzel anlatacağım ki; bu millet neyle karşı karşıya olduğunu, masum insanların nasıl zulümle, zalimlikle hapiste tutulduğunu, ailelerine işkence çektirildiğini bilerek…</strong> <strong>“Beyanla içeride kimseyi tutmazlarmış, hemen bırakırlarmış…” Hadi oradan! Talimatın esiri sizlersiniz. İçerideki insanların yüzde sekseni, doksanı şu anda beyanla, hem de gizli tanık beyanıyla içeride</strong>.</p>

<p>“<strong>AVUKATIM MEHMET PEHLİVAN’I, İYİ AVUKATLIK YAPTIĞI İÇİN TUTUKLADILAR”</strong></p>

<p><strong>Avukatım Mehmet Pehlivan’ı, iyi avukatlık yaptığı için tutukladılar. Düşünün, bu ülkenin bütün avukatları adına tehdittir. Bütün avukatlar, bütün barolar… Buradan sesleniyorum size: Hepiniz için tehdittir. Bu salonun sesini duyun. Ağrı’dan Hakkâri’ye, Diyarbakır’dan Trabzon’a, Samsun’dan Hatay’a, Ankara’dan Edirne’ye, Tekirdağ’a bütün şehirlerimize… Mesleğinizi tehlike altına iten bir bakış açısıdır bu. Benim avukatımı hiçbir sebep olmadan en sert koşullarda cezaevinde tutmak için ellerinden geleni yaptılar. </strong>Bu durum sadece benim adıma değil, hukuk adına, avukatlık mesleği adına vahim bir durumdur. <strong>Bugün iyi savundu diye tutuklanan bir avukat varsa yarın bir başkasını, ertesi gün bir başkasını “fazla iyi savunduğu için” tutuklayabilirler. Bu, savunma hakkının kesinlikle köküne kibrit suyu dökmektir. Kınıyorum; benim avukatımı alarak, beni savunmamı eksiltme çabasında bulunan bir akılla karşı karşıyayız. Bu tabloda hâlâ çıkıp bana “adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs ettiniz” diyebiliyorlar. </strong>Çok gülünç. Oysa adil yargılamayı kim etkiliyor? Ben mi etkiliyorum? Ben bu soruyu size sormuyorum, tarihe soruyorum. Suçluyorum ve yargılıyorum.</p>

<p>“<strong>ÖNÜNÜZE KONAN DOSYA, İŞTE BÖYLE BİR DÖNEMİN UCUBE BİR İDDİANAMESİYLE DOLU BİR DOSYADIR”</strong></p>

<p>Sayın Hâkim, bütün bu anlattıklarımın özünde tek bir hakikat vardır: Bu ülkenin insanı yıllardır adalet arıyor. <strong>Adalet çöktüğünde sadece mahkemeler değil; siyaset, ekonomi, toplumun huzuru, insanların geleceğe güveni de çöküyor. Çocuklar, gençler yüzleri asık bir şekilde hayatlarını geçiriyorlar. Hatta bu ülkeden umutlarını kesip yurt dışına kaçmak için fırsat kolluyorlar. Bugün önünüze konan dosya, işte böyle bir dönemin ucube bir iddianamesiyle dolu bir dosyadır. Hiçbir şey ifade etmiyor.</strong> Hakkımda ardı ardına üretilen suçlamalar, masa başında yazılan iddianameler, kurgulanmış bilirkişi raporları, avukatımın tutuklanması, ifade özgürlüğümün hedef alınması, gençlerin susturulması ve tüm bunlarla aynı anda yaşanan ekonomik çöküş… İşte bütüncül baktığınızda temeli buraya dayanıyor. Bunlar tekil olaylar değildir. Bunlar ülkeyi korkuyla yönetmek isteyen zihniyetin parçalarıdır. “Her şeyi bilen kişi” zihniyeti… <strong>Allah bu memleketi de bütün kurumları da “her şeyi ben bilirim” diyenlerden korusun. </strong>Bu dava benimle sınırlı değil. Türkiye’nin nasıl bir geleceğe sürükleneceğiyle de ilgilidir. Ben bugün burada hep ifade ediyorum: Kendimi savunmak için değil, bu ülkenin hukukunun nasıl kuşatma altında olduğunu kayıtlara geçirmek için konuşuyorum. Onun için <strong>benim ifadelerim bir savunma değildir; bir yargılamadır. Bir gelecek tahayyülüne dönüp tehditleri sıralamak ve o tehditleri ortadan kaldırmak adına bir mücadele azmini ve kararlılığını ortaya koyma ifadeleridir.</strong></p>

<p><strong>“İBB İDDİANAMESİNDE DE GÖRDÜK”</strong></p>

<p>Türkiye yol ayrımındadır. Bir tarafta hukuk, demokrasi, liyakat; diğer tarafta talimat… Talimatla çalışan kurumlar. Siyasi sadakat ve siyasi sadakat üzerinden işleyen bir düzen. Korkuyla ayakta kalmaya çalışan bir iktidar; zamanı geçmiş, yaşı dolmuş, enerjisi bitmiş, yorgun, bitkin bir iktidarın tehdidiyle karşı karşıyayız. Bu anlayış, uydurdukları dosyalarla yol almaya çalışıyor. Bir yandan beni hedef alarak siyaset sahnesini temizlemeye, diğer yandan da ülkeye gözdağı vererek toplumu sindirmeye çalışıyor. <strong>İBB iddianamesinde de gördük: Hukuk yok, kötü niyet çok. Dosya mahkemeye geldi ama hâlâ tensip zaptı yok. Dosya kendi iddianamesini bile taşıyamıyor. Hukukta asıl olan tutuksuz yargılamadır. Dokuz ay bitti ve büyük çoğunlukla bu mahkemeler tutuksuz yargılama düzenini kurmadıkça adil yargılama hakkını topluma yaşattığını hissettiremez. Sizler görevinizi daha iyi yapabilmeniz için derhal, hızlı bir biçimde tutuksuz yargılama düzenine geçilmesi şarttır.</strong></p>

<p><strong>“YARGILAMALARI CANLI YAYINLAYIN, MİLLET İZLESİN”</strong></p>

<p>Tutuklu yargılama kasıtlı yapılan ve haddini aşan bir işlemdir. Yazıktır bu insanlara… Ailelerine, çoluğuna, çocuğuna… Yazıktır, günahtır. Kaçma şüphesi yok, delil karartma yok ve bu masum insanlar tutuklu. Çünkü mesele hukuk değil. Adalet hiç değil. Onun için lütfen bu hatadan acilen dönün. Bu millet için dönün. Tutuksuz yargılama şarttır. <strong>Yargılamaları canlı yayınlayın, millet izlesin. Millet kim haklı, kim hukuku eğip büküyor, neler yapılmış, hangi kumpaslar kurulmuş, hangi kan donduran işlemler yapılmış görsün. İşte ben bunları eleştirdiğim için, milletimizin ve devletimizin hakkını savunduğum için buradayım. Yüce Yaradan’ın emri olan adalete sahip çıktığım için buradayım. Vazifemi yaptığım için buradayım. İstanbul’u iyi yönettiğimiz için buradayım. Talana izin vermediğimiz için buradayım. İstanbul’u yağmalamalarının önünü kestiğim için buradayım</strong>. <strong>Bakın, bizi silkelemeye kalktılar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi… Ne oldu? Çatır çatır açılışlarımıza devam ediyoruz. Burslarımızı veriyoruz, milletimize hizmet etmeye devam ediyoruz</strong>. Devlet mekanizmaları bile doğru dürüst açılış yapamazken biz her hafta açılışlar yapıyoruz. Yurt açıyoruz, insanlarımıza kreş yapıyoruz, ulaşımla ilgili desteklerimizi sunuyoruz. Bunun yanı sıra bu yıl 65 milyar lira SGK ve vergi ödeyen bir kurum olmamıza rağmen, neredeyse sıfır borç seviyesine ulaşmamıza rağmen, bir de üstüne günü geldiğinde 650 milyon doları yurt dışına, merkezi idarenin ertelediği gibi değil; çatır çatır ödeyen bir kurumuz aynı zamanda.</p>

<p><strong>“ANADOLU İRFANINA, TARİHİN AĞIR TERAZİSİNE BAKARAK YÜRÜYORUM”</strong></p>

<p>Yani hem mali disiplini olan hem milletine hizmette eksiklik yapmayan hem icraatçı… Yani hem halkçı, hem inşaatçı olmaya devam ediyoruz. Niye biliyor musunuz? “Her şeyi bilen kişi” olmadığım için. Her işin başına işini bilen kişileri getirdiğimiz için, liyakatli insanlarla çalıştığımız için… Geçmişte de bugün de öyle. Onun için o liyakat zincirleri üzerinden her insanımız işini yapıyor. “Ekrem’in talimatıyla” eğip bükmüyor. Ortak akılla devletine, milletine kamu hizmeti sunuyor. Halk burada. Türkiye bu anlamda gerçekten büyük bir eşiktedir. Ben en çok vazifeme dair beklediğim mükâfatın milletimizin duası olduğunu her yerde söyledim. Hiç kimseyle oy hesabı yapmadık. Milletten oy isterken bile “duanızı istiyorum” diyerek hareket etmiş bir insanım ben. Bilinsin ki; 86 milyon değil, milletin 100 yıllık devlet aklına ve bu toprakların adalet geleneğine, Anadolu irfanına, tarihin ağır terazisine bakarak yürüyorum. En büyük güvencemiz budur.</p>

<p>“<strong>KUMPAS KURANLAR KAYBEDECEK, HAKLI OLANLAR KAZANACAK”</strong></p>

<p>Kişiler gelir geçer. Bu da geçecek, az kaldı. <strong>Onun için hiçbir kumpas gizlenemez, hiçbir pusu örtülemez, hiçbir yalan ayakta kalamaz. Günü geldiğinde bu topraklarda adalet yeniden filizlenecek. O gün geldiğinde kumpas kuranlar kaybedecek. Haklı olanlar kazanacak. Ama esas olan 86 milyon insanımız kazanacak. Ben buradayım, milletimiz burada.</strong> Mücadelemiz adalet mücadelesidir. Bunu kimse engelleyemeyecek. <strong>Bahsi geçen bu bilirkişi dosyası uydurmadır, safsatadır. Adaletin yerini bulmasını elbette istiyoruz. Derhâl bu işin bitmesi gereklidir. </strong>Hukukçu değilim. Ben gönlümden kopanı söylemekte mecburum. Şimdi beraat verilerek, böylesi davaların kötü niyetli insanlara bile zarar verdiğini, böylesi davaların Türkiye’yi yorduğunu ifade ediyorum. Önümüzde var; çirkin davası, şu davası, bu davası… Yazıktır, günahtır. Allah milletimizi korusun. Hukuksuzların ve hukuksuzluk yapanların gazabından korusun. <strong>Onların günü az kaldı. Gidiyorlar. Milletimizin aklı, ortak aklı geliyor.</strong></p>

<h2><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) 12.12.25</strong></h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-bilirkisi-davasinda-manifesto-gibi-bir-konusma-yapti</guid>
      <pubDate>Fri, 12 Dec 2025 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/07/imamoglu-ucak.jpg" type="image/jpeg" length="89616"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu Diploma Davasının 3.Duruşmasında Gürledi]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-diploma-davasinin-2durusmasinda-gurledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-diploma-davasinin-2durusmasinda-gurledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[18 Mart’ta üniversite diploması iptal edilen, 19 Mart’ta da yargı görünümlü sivil darbeyle özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İBB Başkanı, CHP ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu, “resmî belgede sahtecilik” suçlamasıyla yargılandığı davanın üçüncü duruşmasında hâkim karşısına çıktı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>DİPLOMA DAVASI’ YENİ HÂKİMİYLE GÖRÜLDÜ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İmamoğlu, ilk iki duruşmada yer alan, ancak dosyadan el çektirilerek Kahramanmaraş’a atanan hâkim yerine görevlendirilen yeni yargıçla elindeki tüm gerçek belgeleri paylaşarak, savcılığın iddialarını bir bir çürüttü.</p>

<p><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner -Silivri - İstanbul </strong></p>

<p><strong>SIKAR! BIRAKAMAZSINIZ BENİ DEVRE DIŞI. BENİM ARKAMDA 86 MİLYON İNSAN VAR</strong></p>

<p>Hakkında açılan birbirinden absürt davalarla cumhurbaşkanlığı adaylığı yolculuğunun engellenmeye çalışıldığına vurgu yapan İmamoğlu, yeni hâkime, <strong>“Bu davanın benim nezdindeki ismi; diplomada sahtecilik, evrak sahteciliği davası değil, ‘Ekrem İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığının engellenmesi’ davasıdır. </strong></p>

<p><strong>SAVCILIK DİYOR Kİ; ‘İŞİMİZ SENİNLE. TALİMAT ÖYLE. ÇÜNKÜ, SENİ CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞINDA DEVRE DIŞI BIRAKMAK İSTİYORUZ…’</strong></p>

<p>Savcılık diyor ki; ‘İşimiz seninle. Talimat öyle. Çünkü, seni cumhurbaşkanlığı adaylığında devre dışı bırakmak istiyoruz…’ Sıkar! Bırakamazsınız beni devre dışı. Benim arkamda 86 milyon insan var, 16 milyon İstanbullu var… Bu baskı altında, bu atmosferde gerçekten bağımsız bir karar verebilecek misiniz? Ben bu soruyu aldım, buraya koydum” sözleriyle seslendi.</p>

<p><strong>KİMİN DİPLOMASI SAHTE, KİMİN DİPLOMASI GERÇEK, KİMİN DİPLOMASI VAR, YOK; ORTAYA ÇIKSIN</strong></p>

<p>“Ama buradan haykırıyorum” diyen İmamoğlu, Cesaretiniz varsa, kendinize güveniyorsanız, en önemlisi milletin emanetine sahip çıkacak yüreğiniz varsa, samimiyseniz, kul hakkını gerçekten savunuyor ve kul hakkına gerçekten saygınız varsa -CHP, AK Parti fark etmez- Türkiye'nin bütün merkezi ve yerel idare yöneticileri, en üst düzey bürokratları, herkesin mal varlığı en geniş biçimde incelensin.</p>

<p><strong>KİM RÜŞVETLE, İRTİKAPLA, KAMU GÜCÜNÜ, NÜFUZUNU KULLANARAK, MAL MÜLK SAHİBİ OLMAYA YELTENDİYSE, MİLLETİN GÖZÜ ÖNÜNE GELSİN</strong></p>

<p>Kanun tasarıları, önerileri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, en tepeden en tırnağa, diploması da incelensin, siyaset öncesiyle siyaset sonrası edindikleri mal varlıkları da incelensin. Tepeden tırnağa. Ak koyun kara koyun ortaya çıksın. Kim rüşvetle, irtikapla, kamu gücünü, nüfuzunu kullanarak, mal mülk sahibi olmaya yeltendiyse, milletin gözü önüne gelsin. Kimin diploması sahte, kimin diploması gerçek, kimin diploması var, yok; ortaya çıksın,” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>CESARETİNİZ VARSA, KENDİNİZE GÜVENİYORSANIZ, HERKESİN MAL VARLIĞI EN GENİŞ BİÇİMDE İNCELENSİN</strong></p>

<p>“Bu temizliği, millete karşı bu görevi yapabilecek iradeniz varsa, bir günde Meclis’ten bunu çıkartın, samimiyetinizi bu millete gösterin,” diyen İmamoğlu, “Meclis kursun komisyonu, hep birlikte yargılayalım, yargılanalım. Bu kumpaslardan, milletin vicdanına dokunan bu musibetten bir hayır çıkartalım. Verin talimatı; MASAK, BDDK, tüm siyasetçileri, üçüncü derece akrabalarına kadar bakılsın. Röntgeni çekelim, hasta haline gelmiş bu siyaseti var mısınız hep beraber düzeltelim?</p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN ERDOĞAN’A ‘HODRİ MEYDAN’ ÇIKIŞI: ÖYLE KÜRSÜYE DAYANARAK, MİKROFONA KONUŞARAK, ‘İRTİKAP, SUÇ, BİLMEM NE’ YARGISIZ İNFAZ YAPARAK, BENİ LEKELEYEMEZSİNİZ</strong></p>

<p>Buradan hodri meydan diyorum. Milletin eleğinden geçip, milletin huzuruna çıkartalım. Öyle kürsüye dayanarak, mikrofona konuşarak, ‘irtikap, suç, bilmem ne’ yargısız infaz yaparak, beni lekeleyemezsiniz. O dediğiniz sözlere şöyle yaparım sadece, şöyle. (Eliyle ceketinin kollarını silkeledi.) Bu kadar. O ahlak dışı ve gerçekten kötü sözlerin her birisi sahibine aittir. Söyleyene aittir. Ne diploma davası ne diğer davalar, ilahi adalete ve milletin vicdanına sımsıkı sarılıyoruz,” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>YENİ HÂKİME BU SORUYU YÖNELTTİ: BU BASKI ALTINDA, BU ATMOSFERDE GERÇEKTEN BAĞIMSIZ BİR KARAR VEREBİLECEK MİSİNİZ?</strong></p>

<p>18 Mart’ta üniversite diploması iptal edilen, 19 Mart’ta da yargı görünümlü sivil darbeyle özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun, “resmî belgede sahtecilik” suçlamasıyla yargılandığı davanın üçüncü duruşması da davaya bakan İstanbul 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nin bulunduğu Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi yerine Silivri'deki salonda görüldü.</p>

<p><strong>‘DİPLOMA İPTALİ’ DAVASININ İDDİALARINI BİR BİR ÇÜRÜTTÜ</strong></p>

<p>CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, oğulları Selim İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu, avukatlar, gazeteciler, İmamoğlu’nun Kıbrıs ve İstanbul Üniversitesi’nden arkadaşları ve kalabalık bir vatandaş topluluğu, duruşmada İmamoğlu’na destek verdi. Duruşmayı, Kahramanmaraş’a atanan hâkim Ali Doğan’ın yerine, hâkim Sinan Erdemli yönetti. İmamoğlu duruşmaya, katılımcıların alkışları eşliğinde girdi.</p>

<p><strong>“BU BİR DİPLOMA DAVASI DEĞİLDİR, BİR CUMHURBAŞKANININ </strong><strong>CUMHURBAŞKANI ADAYINI DEVRE DIŞI BIRAKMA MÜCADELESİDİR”</strong></p>

<p>Hâkim Erdemli, duruşma başında alkış yapılmaması ve görüntü kaydı alınmaması konusunda uyarılarda bulundu. İmamoğlu, hâkimin uyarılarına, “Görüntü iyidir” yanıtını verdi. Hâkim de İmamoğlu’na “İyidir ama yasak yani. Duruşma salonda görüntü almak yasak. Yasaya uymak gerekiyor,” şeklinde karşılık vererek duruşmayı başlattı. İmamoğlu’nun tarihi savunmasının ve hâkim Erdemli ile karşılıklı diyaloglarının tam metni şöyle oldu:</p>

<p>“Sayın hâkim, öncelikle söylediğiniz gibi, bir sözüm ona şikâyet üzerine başlayan bir şikâyet soruşturması, benim cumhurbaşkanı adaylığımı açıkladığım gün itibariyle bir adli soruşturmaya dönüştürüldü. Hem de mesai bitimine bir dakika kala! Dolayısıyla, bu bir diploma davası değildir, bir Cumhurbaşkanının cumhurbaşkanı adayına karşı siyasi bir davaya dönüşmüş, adayını tabiri caizse devre dışı bırakma mücadelesidir. Dolayısıyla, bu davayı bu gözle dinlemek ve algılamak gerekir. Ben bugün, Yunus'un sözleriyle başlamak istiyorum: ‘Dil söyler, kulak dinler; kalp söyler, kâinat dinler.’ Dolayısıyla ben, kalben konuşacağım, kalbimden konuşacağım. Sizin de beni, Türk milleti adına, aynı şekilde kalpten dinlemenizi diliyor ve istiyorum.</p>

<p><strong>YENİ HÂKİME BU SORUYU YÖNELTTİ: BU BASKI ALTINDA, BU ATMOSFERDE GERÇEKTEN BAĞIMSIZ BİR KARAR VEREBİLECEK MİSİNİZ?</strong></p>

<p>Bu minvalde bugün burada buluşmamızın ve bulunmamızın sebebi nedir diye baktığınızda; aslında ne yazık ki yüce Türk yargısı bina beğenmiyor, salon beğenmiyor, hatta yargıç beğenmiyor. Şu anda o duruma gelmiş bir pozisyondayız. Umuyorum sizin ve sizin gibi, yüce Türk yargısını temsil eden hâkimlerin başına bu tür olaylar gelmez. Ama geliyor! Ve ne enteresandır ki, hangi katrilyonda bir ihtimalledir ki, bu benim şu anda son 8 aydır, bir tanesi de daha önceden olmak üzere, yaklaşık 10-12 ilgili duruşmalardaki değişikliklere baktığımızda da bu dönemde gerçekten enteresan bir biçimde, Türk yargısı tarihinde, Türk siyaset tarihinde olmayacak uygulamalarla karşı karşıya geliyoruz.”</p>

<p>“<strong>SESSİZLİĞİN ÇOĞALDIĞI YERDE, ZULÜM CESARET BULUR”</strong></p>

<p>“Ama şunu söyleyeyim: <strong>Sessizliğin çoğaldığı yerde, zulüm cesaret bulur. Gücü elinde tutanlar, bu durumdan cesaret alır. Sınır tanımaz zalimlikler, hukuksuzluklar, zirveye çıkar. Buna fırsat vermemek adına, ben, şu anda kendimi 86 milyon insan adına en sorumlu kişi kabul ediyorum. Bu, benim hukuk mücadelem gibi görünmesin. Aslında benim mücadelem, bu cennet vatanda Türk milleti adına zalimliğe karşı bir mücadeledir</strong>.<strong> Zalimliğe karşı bu mücadeledeki kararlılığımı da Yüce Yaradan huzurunda burada ifade ediyorum… Ve yüce Türk yargısı huzurunda ve sizin huzurunuzda ifade ediyorum ki; beni hiçbir güç yıldıramaz. Emin olunuz ki, dünden daha güçlüyüm bugün. Yarın, bundan daha bin misli güçlü olacağım. Bir sonraki gün daha bin misli güçlü olacağım. Gücümün nasıl arttığını tarif dahi edemem. Çünkü 86 milyon yurttaş arkamdadır. Onların gücüyle de yol yürüyorum. </strong>Biz çok iyi biliyoruz ki; devletin meşruiyeti, vatandaşının suskunluğunda değil, sözünü korkmadan söyleyebilmesinde anlam budur. Çünkü demokrasinin nefesi, eleştiridir. Cumhuriyetin kalbi ise vicdanıdır. Biz, bu derin vicdana güveniyoruz. 86 milyonun vicdanını, irfanını harekete geçirmek için de sonsuz mücadele ettim, etmeye devam edeceğim...”</p>

<p><strong>“CUMHURİYETİN DÜŞMANI DÜŞÜNCESİNİ BİR KİŞİYE TABİ KILAN VE BOYUN EĞENLERDİR”</strong></p>

<p>“Cumhuriyetimizin en büyük düşmanı, farklı düşünenler değil, düşünmekten vazgeçenlerdir. Düşüncesini bir kişiye tabi kılan ve boyun eğenlerdir düşmanı Cumhuriyetin. Çünkü, düşünmeyen bir toplum önce adaletini, sonra özgürlüğünü, en sonunda da hafızasını kaybeder. Ben, binlerce yıllık devlet geleneğine sahip bu topraklarda, hafıza kaybına asla müsaade etmeyecek insanlardan birisiyim. Bu durum; devletin, milletin varlığı ve geleceğinin olmamasıdır. Bu devletin, milletin birliği, beraberliği ve bekası için mücadelenin kutsallığına inanan birisiyim. Bu kutsallık çerçevesinde de yoluma devam edeceğim. Vazgeçilmez mücadelemiz,</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ilelebet yaşaması, güçlü bir demokrasiyle taçlanması ve adaletle bütünleşmesidir. Geçtiğimiz günlerde yaşadığımız bütün olaylar, dediğim gibi, benim için sadece ve sadece mücadele gücümü arttıran hamlelerdir. İşte geleceğimizin bu menzile ulaşmamızla çok güzel olacağına olan inancım her geçen gün daha da artmaktadır. Konuşanı, eleştireni, fikrini söyleyeni, sabahın karanlığında, gün doğmadan gözaltına alıp hapse atabilirler. Beni ve birçok arkadaşımı, bu anlamda hukuksuzca hapiste tutsak edebilirler. Tecrit altında onlarca soruşturma, masumiyet karinesi ihlaline tabi tutabilirler. Ama susmayacağımızı, sesimizin daha gür çıkacağını ve cesareti de hep birlikte büyüteceğimizden hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Bu, böyle bilinsin.”</p>

<p>“<strong>VE BURADA SUÇLAMAYA GELDİM…”</strong></p>

<p>“<strong>Ve burada suçlamaya geldim. Suçluyorum. Adaletsizliği suçluyorum. Milleti aldatanları, yargıyı, siyasetin aracı haline getirenleri suçluyorum.</strong> Ki birazdan dosyayla ilgili de nasıl aldatma unsurlarını harekete geçirdiklerini tek tek ifade edeceğim. <strong>Siyasetin gücüne, adalet erkini tereddütsüz teslim edenleri suçluyorum. Bu suçu işleyenlerin de mutlaka hukukun önünde hesap vermesi gerektiğine yüzde yüz inanıyorum. Ve bu adaletsizliğe imza atan, adaletsiz uygulamalara imza atan kişilerin de bu salonlarda, adil yargının olduğu günlerde, çatır çatır hesap vereceği günlerin de çok yakın olduğunun altını çizmek istiyorum.</strong></p>

<p>Onun için susmamanın, kimsenin susturulmamasına müsaade etmemenin de bugün bir vatan hizmeti, bir millet hizmeti, bir gelecek hizmeti olduğunun da farkındayım. <strong>Bugün konuşmazsak, ülkemizi çok daha zor günler bekliyor; bunu bilesiniz. Milletimiz adına hakikati konuşmak, kesinlikle sonsuz kararlılığımdır ve vazifemdir. Bu ülkede hukuk, artık hukukun kendi akışıyla da işlemiyor. İktidarın ihtiyaç duyduğu sonuçlara göre şekillendiriliyor.</strong>”</p>

<p>“<strong>ADIMIN GEÇTİĞİ TÜM CEZA DAVALARINDA HAKİMLERİN YERİ DEĞİŞTİRİLDİ”</strong></p>

<p>“Bakın; son zamanlarda yaşanan tablo bile, tek başına gerçekten ibretliktir. Şimdilik kısaca değiniyorum. Ahmak davasında, 19 Mart sürecinde, diploma davasında, diplomanın iptali idari mahkeme sürecinde, adımın geçtiği her ceza davalarında… İnanın şaka değil, gerçek. Üstüne basa basa söylüyorum: <strong>Adımın geçtiği tüm ceza davalarında hakimlerin yeri değiştirildi. Bu çok enteresan. Gerçekten sizin mesleğinizi korumak için bunun altını çiziyorum Sayın Hâkim. Sizin mesleğinizi korumak… Adalet mülkün temelidir, yani adalet devletin hizmetindedir, devletin temelini oluşturur. Bu duygu için, bu kavram için mücadele ediyorum. Siyasete tabi değildir. Yani siyasete mi tabiisiniz? Millet adına karar vermek için mi buradasınızın aslında ispatını, hep beraber yapmak durumundayız, yapmak zorundayız.”</strong></p>

<p><strong>“BU, DOĞAL AKIŞINDA İLERLEYEN BİR SÜREÇ DEĞİLDİR”</strong></p>

<p>“O bakımdan, İBB soruşturmasına bakacak heyetin yeniden kurulması, açıkçası bütün bunlar, gerçekten adil yargılama hakkının ayrılmaz parçası olan, ‘doğal hâkim ilkesinin’ nerede kaldığının da işareti, sorulması gereken bir sorusu olarak ifade etmek isterim. <strong>Sayın Hâkim, bu davanın hâkimi sizsiniz ve siz de bu dosyaya yeni atandınız. Bu gerçek bile tek başına şunu göstermektedir: Gerçekten bu, doğal akışında ilerleyen bir süreç değildir. Sizin için de kolay bir durum olmayacak. Bunun da farkındayım. Ama buradan başka bir göreve gönderilen hâkim için hiç kolay bir durum değil. Zan altında bırakıldığı bir ortam yaratılmıştır. Ve açıkçası, benim de adil yargılanma hakkımın elimden alındığını ifade ediyorum. Bu dosyanın her kritik aşamasında, yeni bir el tarafından yönlendiriliyor olması, büyük bir tehdittir. Öyle bir dava olmaz. Yani maç arasında hakem değiştirilmez.”</strong></p>

<p><strong>“BU SORUMU BÜTÜN TÜRKİYE DUYACAKTIR”</strong></p>

<p>“Sayın Hâkim, ben size ve makamınıza, elbette en üst seviyede saygı duyuyorum. Hayatta en sevmediğim şey, ön yargılı olmaktır. Annem-babam burada. Doğduğum andan itibaren ben hiç kimseye ön yargılı gözlerle bakmadım. Hayatta kimseyle kavga etmedim. Kimseyle kavga etmediğim gibi… Çocukken diyorlar hiç kavga etmedin mi? Vallahi etmedim. Ne kimseye dayak attım ama kimseden de dayak yemedim. Arkadaşlarım da burada. Öyle bir derdim hiç olmadı yani. Benim derdim, suhuletle ortamı mümkün olduğu kadar güzel bir hale getirebilmek ve oradan doğru bir kararın çıkabilmesini sağlamaktır. <strong>Mikroskopla baktılar; doğduğum günden bugüne analiz ediyorlar. </strong></p>

<p><strong>Her şeyime baktılar ama bir kavgamı bulamadılar, bir husumetini bulamadılar. Sadece birtakım insanları zorlayarak iftiracı yaptılar ya da yalancı tanık yaptılar ya da görünmeyen tanık haline, gizli tanık haline getirdiler. Onun için ben kendime güveniyorum ve bu manada sizin kişiliğinizle de devletin makamıyla da benim hiçbir derdim yok. Bunu böyle bilmenizi istiyorum. Ama sorum nettir ve bu sorumu bütün Türkiye duyacaktır. Bütün evraklarımın, yaptığım bütün işlemlerin, sunduğum bütün belgelerin tek tek gerçek olduğunu, sahte olmadığını ispat edersem, bunu sağlarsam, siz, bu baskı altında, bu atmosferde gerçekten bağımsız bir karar verebilecek misiniz? Ben bu soruyu aldım, buraya koydum.”</strong></p>

<p><strong>“HÂKİM DEĞİŞTİREREK ADALET DEĞİŞMEZ;</strong><strong>SAVCI TERFİ ETTİRİLEREK GERÇEK ASLA GİZLENEMEZ”</strong></p>

<p>“Ben burada, sadece kendim için değil, Türkiye'de görevini doğru yapmaya çalışan tüm hakimler için bu soruyu soruyorum. Ve bilinsin ki; <strong>hâkim değiştirerek adalet değişmez. Savcı terfi ettirilerek gerçek asla gizlenemez. Bugün gizlersiniz, yarın açığa çıkar. Operasyonlarla milletin iradesi asla ve asla esir alınamaz.</strong> Bu memlekette… -Tehlikeli bir soru soracağım: Su içebilir miyim?- <strong>Tabii usulsüz yargılamayla hareket edenlere, yargı erkini bağımsız bir şekilde hareket edemez hale getirenlere buradan söylüyorum: Siz, beni adalet adına yargılamıyorsunuz. Hukuka aykırı hareket ediyorsunuz. Bunlar, bir avuç insan. </strong></p>

<p><strong>Ben bu insanları ‘bir avuç insan’ diye ifade ediyorum ve ‘bir avuç muhteris’ diye ifade ediyorum onları. Liyakat ile değil, bir kişiye sadakatle yargılamaya çalışıyorsunuz. Ama nafile. Ben sizi, bu hamleleri yapanları, yüce Türk milleti adına yargılıyorum. Buna alet olan herkes, günü geldiğinde, adil yargı huzurunda hesap ve-re-cek. Ben dik dururum, millet dik durur; hukuk da er ya da geç yerini bulur. İşte bugün, bunun için buradayım</strong>.”</p>

<p>“<strong>NEYMİŞ? EVRAKTA SAHTECİLİK YAPMIŞIM! TAM BİR İFTİRA, KUMPAS…”</strong></p>

<p>Bu savunma ve savunmalarım, milletimiz adınadır. Çocuklarımız, gençlerimiz ve geleceğimiz adınadır. <strong>Sayın Hâkim, üzülerek ifade ediyorum ki; bugün bir kez daha Türkiye'nin gelmiş geçmiş en absürt, en saçma, en uydurma davasındayız. Diplomam iptal edilerek yapılan hukuksuzluğa, bu sefil iptal kararına altlık oluşturmak için açılan davadayız. Neymiş? Evrakta sahtecilik yapmışım! Tam bir iftira, kumpas… İçi yalanlarla, çarpıtmalarla ve aldatmalarla dolu bir iddia.</strong></p>

<p><strong>Savcılığın akıl almaz, zorlayıcı, ‘diplomayı iptal edin’ yazısı ile bu işlemi hukuksuzca, yetkisiz bir şekilde yaparak, İstanbul Üniversitesi tarihine kara leke olarak geçen, rektörlük ve yönetim kurulunun başlattığı sürecin desteklenmesi için</strong>… Ayakta zor duran bir iş çünkü. Ona bir destek lazımdı. Desteklenmesi için <strong>uydurulan davada bir aradayız.</strong> <strong>Türkiye'nin bütün saygın hukukçularına, tecrübeli hâkimlerine, profesörlerine, benim diplomamı sorsanız size vereceği yanıt tektir: Evet, diplomam anamın ak sütü kadar helaldir, yasaldır, meşrudur.</strong>”</p>

<p>“<strong>BU SUÇLAMALARI KABUL ETMİYORUM, ŞİDDETLE REDDEDİYORUM”</strong></p>

<p>“<strong>Kimsenin hakkını yemedim. Hiçbir evrakta sahtecilik yapmadım. Devletin üniversitesinin açtığı kontenjana, verdiği gazete ilanına başvurup, hak kazandım. Bu sebeple, devleti ve kurumlarını inkara varan ve sadece 19 yaşındaki Ekrem'i yargılamaya kalkan… </strong>19 yaşında… Geri sardı. Dünyayı geri sardı 35 yıl öncesine. 19 dokuz yaşındaki Ekrem'i yargılamaya kalkan <strong>bu suçlamaları kabul etmiyorum, şiddetle reddediyorum. Hatta bu suçlamaları yapanlar ve diplomamı iptal etme girişimi içinde olanlara karşı, sonsuz mücadele ile hakkımı arayacağımı buradan ilan ediyorum.</strong></p>

<p><strong>Özellikle devlet geleneğimize, devletin devamlılığı esasına, kurumların saygınlığına sürülen bir kara lekenin, bütün aktörleriyle, bu dünyada adil yargı önünde, çatır çatır, konumum ne olursa olsun, nerede olursam olayım, hesap soracağımı, yarın da öbür dünyada yüce Allah'ın huzurunda hesaplaşacağımı buradan ilan ediyorum. </strong>Bütün Türkiye'nin de bildiği gibi, burada bulunmamızın yegâne sebebi, milletimizin bana verdiği cumhurbaşkanı adaylığı görevidir. Öylesine bir adaylık değildir. 2 milyon Cumhuriyet Halk Partisi’nin üyesi ve milyonlarca halkımızın sandığa gelip oy kullanması… 15,5 milyon insanın oy kullanarak, sonrasında da 25 milyonu aşan insanın imzayla destek verdiği bir süreçle, dünya tarihinde olmayacak bir şekilde, cumhurbaşkanı adaylığı görevimdir bütün sebebi.”</p>

<p>“<strong>BU DAVANIN BENİM NEZDİNDEKİ İSMİ; DİPLOMADA SAHTECİLİK, EVRAK SAHTECİLİĞİ DAVASI DEĞİL, ‘EKREM İMAMOĞLU'NUN CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIĞININ ENGELLENMESİ’ DAVASIDIR”</strong></p>

<p>“Bu sebeple, <strong>bu davanın benim nezdindeki ismi; diplomada sahtecilik, evrak sahteciliği davası değil, ‘Ekrem İmamoğlu'nun cumhurbaşkanlığı adaylığının engellenmesi’ davasıdır</strong>. Demokrasiye, seçme ve seçilme hakkına, milletin iradesine, Türkiye'nin geleceğine böyle zorlama bir kararla el konulmaya çalışılması ne beni ne de milletimizi şaşırtmıyor. Milletçe bu absürt günleri hep beraber aşacağız. Şaşırtmıyor; çünkü, her şeyi yaptılar. Kaybettikleri seçimi iptal ettiler. Kaybettikleri seçimi uydurarak, yalan konuşarak, iftira atarak, ‘hırsızlar’ diyerek, ‘sandıklarda teröristler var’ diyerek iptal ettiler. Bir kişiye soruşturma açılmadı, bir kişi yargılanmadı. Ama millet, 13.600 oyu 806 bin oya taşıyarak, tokat gibi… Bir yanağından değil, iki yanağından ‘şırak’ diye tokat gibi yüzüne vurdu. Onun için bu millet şaşmaz.</p>

<p><strong>Bu absürt günleri aşacağız. Her türlü zorluğu çıkardılar. Ben, binlerce denetleme geçirdim, binlerce… Her türlü zorluğu, her türlü engellemeyi yaşadım. Onun için kendimi dünyanın en korkusuz insanı görüyorum. Tarihteki en korkusuz insanı. Kime karşı? Kötüye karşı. Kime karşı? Zalime karşı. Kime karşı? Zalimliğe karşı. Kime karşı? Adaletsiz olan herkese karşı</strong>. Bugünü yaşayan, bu süreci takip eden, özellikle geleceğimiz sevgili çocuklarımız ve gençlerimiz, asla ve asla bu tezgâhın içinde olanları affetmeyecek. Herkes, evindeki çocuk ondan hesap soracak. Burada bulunan bulunmayan, bu kararın içinde olan olmayan herkes hesap soracak. Çünkü ben, onlar için mücadele ediyorum. <strong>Bu sürecin içinde olanlar, kendi evlatlarının dahi yüzüne bakamayacak.</strong> <strong>19 yaşındaki bir gence, 35 yıl sonra, bir kişi istedi diye… Bir kişi… Bir bedel ödetmeye kalkan bir avuç muhterise, bu milletin vicdanı ve adil yargı çatır çatır hesap soracak.</strong>”</p>

<p>“<strong>TÜM KURUMLARI DÖNÜYOR, DOLAŞIYOR AMA </strong><strong>BİR TANE SAHTE BİR BELGE, EVRAK BULAMIYOR”</strong></p>

<p>“Hep birlikte davaya, iddia makamının sahtecilikle ilgili absürt tarifine geri dönelim. İddianame dosyasının öyle bitiş paragrafları var ki; bir türlü noktayı koyamıyor. <strong>Ben hayatımda, bu kadar virgülle sayfalar aktarılan bir tarif görmedim. Nokta koyamıyor. Çünkü uyduruyor. Somut bir belgeye dayandıramıyor. Çünkü yok. Yazıktır. Tüm kurumları dönüyor, dolaşıyor ama bir tane sahte bir belge, evrak bulamıyor. İddianamedeki ifadeler ve onlarca paragrafla izah edilenler, şimdi Türkiye'nin gündeminde olan iddianame gibi -mışlarla, -muşlarla dolu. </strong></p>

<p><strong>Ve aynı zamanda ‘zannediyorum, görmüştüm, duymuştum’un ötesine geçemiyor. Hatta yazılanı, çizileni çarpıtarak, yalanla ifade etme gayretine düşüyorlar. Bu yüz karası iddianamenin düzenlenmesi, Türk yargısının itibarını zedelemektedir. Bu işi bir an önce kapatın, bir an önce bitirin. Size tavsiyemdir Sayın Hâkim. Yüce Türk yargısının namusunu kurtarın.</strong> İşte bütün bu söylediğim çerçevede, elinizdeki dosyada sahte bir evrak da yoktur, evrak sahteciliği de yoktur. Bu arada, bu absürt davada dört taraf var: 19 yaşındaki ben… Hala 25 yaşında gösteriyorum. Enerjim yüksek yani, onu söyleyeyim. Girne Amerikan Üniversitesi, -eski adıyla University College of Northern Cyprus (UCNC)- İstanbul Üniversitesi ve YÖK. Ama enteresan olan şu ki; suçlanan ve cezalandırılmak istenen ben! Hem de 19 yaşındaki ben. Hatta…”</p>

<p><strong>HÂKİMLE DİYALOGLAR: “SADECE BENİM DOSYAMI AYIRIYORLAR.</strong><strong>SİZCE NİYE? CUMHURBAŞKANI ADAYI OLDUĞUM İÇİN OLABİLİR Mİ ACABA?”</strong></p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Araya girerek bir şey sormak istiyorum size. Şimdi 19 yaşındaki Ekrem İmamoğlu'nun bir dilekçesi var. İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü'ne yazmış bu yatay geçişle ilgili. Yatay geçiş yapmak istiyorsunuz, ‘ekonomik durumum iyi olmadığından ve öncelikle İstanbul Üniversitesi’nde okumak istediğimden’ diye bir gerekçe yazmışsınız. Ekonomik durumunuz iyi değil miydi o dönemde?</p>

<p>“Kriz vardı. İş hayatının içindeydim Sayın Hâkim. O mu dikkatinizi çekti sadece bizim dosyamızda? Bütün dosyada o mu dikkatinizi çekti? 19 yaşımda emekçiydim. İş hayatımı da anlatırım isterseniz.”</p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Bir de şey dikkatimi çekti. Girne Amerikan Üniversitesi’ne, banka hesabınızla ilgili yazı almışsınız. Sadece bunu açıklamanızı istiyorum. Onun için sordum.</p>

<p>“O bence zurnanın zırt deliği! Oraya gelene kadar daha çok şey anlatacağım size. Çok kötü yerden başladınız ama. Yani keşke bundan başlamasaydınız. Ön yargı oluşturdunuz. Bende ön yargı oluşmaz da ön yargı oluşturdunuz, yazık oldu. Sorunuz dursun, cevap vereceğim ben size. Çok kötü yerden başladınız, zurna tam böyle ‘zırt’ dedi! Bu bile ‘zannediyorum’a girer bu arada. Yani bu dediğiniz ‘zannediyorum’a girer. Ne evraktır ne evrakta sahteciliktir. Gerçekten zurnanın zırt dediği bir yer yani. Ben anlatacağım gerçeği de sizin için ‘zannediyorum’a girer. Size tavsiyem; sorularınızı lütfen iyi düşünün Sayın Hâkim. <strong>27 arkadaşımın hakkında da benzer iddia düzenlenmişken, çok enteresan bir şekilde, sadece benim dosyamı ayırıyorlar. Diyorlar ki, ‘Bu arada onların hiçbiri yargılanmasın.’ Ayırıyorlar, telaşla benim dosyamı, davaya dönüştürüyorlar. Ben de soruyorum: Sizce niye? Cumhurbaşkanı adayı olduğum için olabilir mi acaba? Bu zor bir soru çünkü.</strong> Buna ‘Bilemiyorum’ demeniz haklı. Çünkü bir kişiyi ilgilendiriyor. Saray’da duruyor!</p>

<p><strong>“BEN 19 YAŞINDA DA MÜCADELE EDERİM KÖTÜLERLE”</strong></p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Soruşturmayı ben yapmıyorum.</p>

<p>“Tamam, ben de size hâkim olarak soruyorum. O zaman iddia makamına mı soralım acaba? İsterseniz oraya soralım. Usule aykırı bir şey yapmak istemem.”</p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Siz savunmanıza devam edin</p>

<p>“Peki. Savunmama devam edeyim. Siz de sorularınızı düşünerek sorun.<strong> Savcılık diyor ki; ‘İşimiz seninle. Talimat öyle. Çünkü, seni cumhurbaşkanlığı adaylığında devre dışı bırakmak istiyoruz…’ Sıkar! Bırakamazsınız beni devre dışı. Benim arkamda 86 milyon insan var, 16 milyon İstanbullu var…</strong> ‘<strong>İşimiz seninle’ diyorlar. ‘Talimat öyle. Çünkü seni cumhurbaşkanı adaylığının bize zararı var, kurduğumuz düzene, kara düzene zararı var!’</strong> <strong>Çok net bir siyasi davalar zincirinin en absürt parçası, en absürt dili, en absürt ortamı diploma davası; ahmak davası, çirkin davası ve diğerlerinden absürt bir şekilde açık ara öndedir. </strong></p>

<p><strong>Hukuku ayaklar altına alan bu iddianamenin özündeki bir başka çarpıcı durum da esasen savcıların dönüp, tam 35 yıl önce, 19 yaşında olan Ekrem'i cezalandırmanın peşine düşmüş olmalarıdır.</strong> <strong>19 yaşında! Ben 19 yaşında da mücadele ederim kötülerle onu söyleyeyim yani. O gün de kararlıydım, bugün de kararlıyım. Allah'ıma şükürler. Kötülerle çatır çatır mücadele ederim. Burada bulunan herkesin evlatları için konuşuyorum, onu da söyleyelim</strong>. Savcılığın, ilgili hiçbir kuruma da ‘işim yok’ demesi, ayrıca trajikomik durumdur.”</p>

<p><strong>“HİÇBİR EVRAK BİLE SAHTE DEĞİL, AYNEN BENİM GİBİ GERÇEK”</strong></p>

<p>“Bir kez daha hatırlatalım ve gelin içinde hangi evraklar var; tek tek bir sahte belge var mı; tek tek, kısa kısa… Sadece göstereceğim ve yere koyacağım. Hiçbir evrak bile sahte değil. Aynen benim gibi. Ben ne kadar gerçeksem, onlar da her şeyiyle, tek tek gerçek. Sahte, aldatan tek bir hayat kesitim yok çünkü. Onun için şimdi ben o evrakları buraya almak istiyorum. Çok ilginizi çeken dilekçe bu. Bakın burada, sadece imzam zaman içinde olgunlaşmış, onun dışında her şey gerçek. Buradaki delikanlı da gerçek. 19 yaşında. Yani ergenliğin verdiği hafif bir çirkinlik olur bu yaşlarda efendim. Onun dışında gayet yakışıklı yine. ’88-89 öğretim yılında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde, Southeastern Üniversitesi Washington DC adlı üniversitenin akredite etmiş olduğu…’ Bakın hep detayını yazıyorum.</p>

<p>Savcının iddianamesi o kadar yalan uydurma ki, şunları bile çarpıtarak yazmış. Gerçeği burada var yahu. 19 yaşındaki adamın yazdığına bak, yeter. ‘…akredite etmiş olduğu UCNC üniversitesinin önce hazırlık bölümünü, daha sonra da İngilizce işletme bölümünü de ikinci sınıfa alttan ders bırakmadan bitirdim. Öğrenimimin geri kalan bölümünü, Yüksek Öğretim Kurumu’na bağlı İngilizce işletme bölümünde bitirmek istiyorum. Bunun için gereğini arz eder, saygılar sunarım.’ Dilekçem. Bu kadar basit yani. Bu gerçek.”</p>

<p><strong>“ESAS GERÇEK NE BİLİYOR MUSUNUZ?”</strong></p>

<p>“Bakın esas gerçek ne biliyor musunuz? Esas gerçek bu. Bunu ben vermedim. Koca İstanbul Üniversitesi ilan verdi. Burada ‘şunlar giremez, bunlar giremez, şunlar hariç’ bilmem ne yok! ‘Başvuru yap’ diyor. Ve ben bu dilekçeyle başvuru yapıyorum. Bu da gerçek. Bakın; Milliyet Gazetesi’nde. Tam sayfa. Koca İstanbul Üniversitesi. 1453 kuruluşu...</p>

<p>Ekrem İmamoğlu değil. Benden bir sene önce de onlarca insan geçiş yapmış bu arada. Ben de onlardan öğrendim geçiş olduğunu. Sonra da burada gördüm ve bu gazete ilanına, devletin yüzlerce yıllık kurumunun ilanına güvenerek, başvuruda bulundum. Gerçek… Sapına kadar gerçek. <strong>O kadar özenli bir dilekçe hazırlıyorum ki, ekine okulumun broşürlerini koyuyorum. Okul nedir? Hangi okuldur? Nereden, nasıl akredite olmuştur? Nasıl üniversite diploma verir, nasıl vermez? Hepsini koymuşum. Başka dosyada bulamazsınız. Allah'tan ben bunları sakladım. Allah'tan yani. 19 yaşındayım ve kendi evraklarımı sakladım yani. ‘Yarın namus düşmanı, ahlak düşmanı, adalet düşmanı biri çıkar’ diye düşünmüşüm herhalde. Sakladım. Helal olsun bana.</strong>”</p>

<p><strong>“21 DERSİ DE ÇATIR ÇATIR VERDİM”</strong></p>

<p>“Öğrenci belgelerim var benim. Öğrenci belgelerim çok konuşuluyor bu öğrenci belgeleri. Öğrenci kaydıyla ilgili… Onun için buraya koydum. Nedir bu öğrenci belgeleri? Burada yazıyor. Bakın, UNCN Üniversite yazıyor. İstanbul Üniversitesi’nin bana verdiği öğrenci belgeleri... Hem de bir tanesi kayıttan 6 ay sonra. Neymiş efendim? ‘Kütük defterine Doğu Akdeniz yazılmış!’ Bankonun öteki tarafına sanki geçtim de ben, Doğu Akdeniz yazdım 50 tane öğrenciye. Benim işim mi? Bana soruyor bunu. Yani o aklı evvel savcı, bana soruyor bunu. Gerçek.</p>

<p>Bakın burada kabul belgem. Gerçek. Kabul belgesi. Burada üç tane üniversite hocasının imzası var Sayın Hâkim. Hangi dersleri alacağım, hangi derslerden muaf olduğum yazıyor. İki dersi muaf tutmuşlar, geri kalan bütün dersleri birinci sınıftan vererek, beni kabul etmiş. Öyle takdir etmişler. Ben, 21 dersle okula başladım. O 21 dersi de çatır çatır verdim. Tek derste okul uzattım, bir sene sonra da onu verdim ve mezun oldum o okuldan. Arkadaşlarımın bir kısmı burada. Az önce de gösterdiğim öğrenci belgesi, daha büyük görünsün diye burada. Bakın ne yazıyor burada. KKTC UCNC Üniversitesi. ‘Doğu Akdeniz’ yazmıyor yani. İstanbul Üniversitesi'nin bana verdiği belge bu.”</p>

<p><strong>İMAMOĞLU: “SİZ DE İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ’NDEN MİSİNİZ?</strong></p>

<p><strong>HÂKİM: EVET</strong></p>

<p>“Bakın; bu İstanbul Üniversitesi'nin bana verdiği belgeyi koymamın sebebi, demek istediğim şu; kütük mütük beni ilgilendirmez. Bak burada yazmış, İstanbul Üniversitesi vermiş. Hem de 1991 yılının Şubat ayında vermiş bunu bana. Kayıttan 5 ay sonra. Bir başka kurum için yine öğrenci belgesi istemişim, aynı şekilde okul düzenlemiş vermiş. Bakın, Şubat 91. Yazıyor burada, yine yazıyor? ‘İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi. Adı geçen öğrenci, fakültemizee KKTC UNCN Üniversitesi'nden ikinci sıra nakil olarak gelmiştir’ diyor. 6 ay sonra. Ben nereden bileyim kütüğü? Hani o kütüğe takmış ya kafayı! Bir yerden yakalayacak aklı evvel savcılık! Bu benim diplomam. Sapasağlam. Diplomam bu benim. Gerçek, sahte değil. Sayın Hâkim, bu benim mezuniyet belgem. Bunu da üniversite verdi bana. Ben almadım yani, üniversite verdi. Gidip alamazsın zaten. Siz de okul mezunusunuz. Siz de bir okul bitirdiniz. Hangi hukuk bilmiyorum. Siz de İstanbul Üniversitesi’nden misiniz?”</p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> İstanbul Üniversitesi</p>

<p>“Tamam. Ne güzel. Ne güzel bak, sizin de hakkınız yeniyor yani. Bu da gerçek. Ama bu gerçeğe geçmeden şu yalanı da çürütelim. Neymiş efendim? ‘Ekrem İmamoğlu'yla ilgili kitapta Doğu Akdeniz yazmış!’ Ne yazıyor burada? ‘Kıbrıs'ta Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin sınavlarına girdi ve inşaat mühendisliğini kazandı. Ancak Doğu Akdeniz Üniversitesi'nde geçirdiği birkaç yıl fikrini değiştirdi, amcasını ikna ederek, Girne Amerikan Üniversitesi İşletme Bölümü’ne yazıldı.’ Kitapta yazan bu. Yani kitapta şunu yazdı! Yazdıysa yazdı kitapta, bana ne?’ Ama onu yazmamış yani. Yalanın ikincisi… Bu da benim arkadaşımın diploması. Yani, Girne Amerikan Üniversitesi'nde okumuş, bitirmiş, Kaan diye bir arkadaşım. Kaan, daha sonra Southeastern Üniversitesi olarak diplomasını alıyor bu arkadaşım. 1991’de diplomasını alıyor bu arkadaşım, aynı zamanda 95 yılında… Bakın; o üniversitede okumuş, bitirmiş, 95’te de YÖK’ten denkliğini alıyor bu arkadaşım. Yani benim okuduğum okul denk değil, öyle, böyle, kıyamet..! Çok önemli değil geçişimde ama bu arkadaşım orada üniversiteyi bitirmiş, 95’te denkliğini almış.”</p>

<p><strong>“ÜNİVERSİTE DİPLOMASI SADECE CUMHURBAŞKANI ADAYLIĞINDA LAZIM”</strong></p>

<p>“Benim her şeyim gerçek. Bir şey daha gerçek burada. Onu da söyleyeyim. O da şu: Bakar mısınız? Cumhuriyet Başsavcılığı yazı yazıyor! Bu rezaleti, bu yazıyı yazanın yüzüne vurmak lazım her gün! Diyor ki; İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Dekanlığı tarafından tanınırlık, yatay geçiş kontenjanları, ilan süreleri ve yatay geçiş kabulüne dair idari işlemlerin Yüksek Öğretim Kurulu kararlarına aykırı olarak yapıldığı tespit edilmiş olup...’ Tespit ediyor savcı! Savcı tespit ediyor, ‘Aykırı yapıldı’ diyor. Savcılık makamı böyle bir şey yazabilir mi yahu? İddiayı ortaya koyabilirsin.</p>

<p>‘Tespit edilmiş olup!’ Ekrem kaçıyor elden! Cumhurbaşkanlığı adaylığını ilan etti! Devirin adamın birisini! Devrilecek zaten, günün geldi mi gidecek, emekli olacak gidecek yani. Şimdi, ‘Bu bahse konu diplomanın kullanılmaya…’ Bakın; ‘bahse konuk diplomanın kullanılmaya, parantez içinde Yüksek Seçim Kurulu, parantezi kapat, devam edildiği, bu kapsamda diplomanın dayanak gösterilerek, kurulacak iş ve işlemlerin hukuka aykırı olmaması adına gerekli işlemlerin bir an önce yapılması…’ diyor. <strong>Üniversite diploması Türkiye'de, kamuda, sadece cumhurbaşkanı adaylığında lazım. Ayıptır yahu. Ayıptır yahu. Bu nasıl bir rezillik yahu? Şunu yazan savcı, bir de terfi alıyor! Allah akıl versin; terfi ettirene de terfi edene de Allah akıl versin. ‘Acele et’ diyor, ‘Hemen bunu kullanabilir!’ Parantez içinde de YSK diyor. Bu nasıl bir rezillik? Bu nasıl bir korku yahu? Nasıl korkuyor? Böyle korkunç bir adam değilim yahu!</strong>”</p>

<p>“<strong>SENİ HİKAYECİ, MASALCI REKTÖR”</strong></p>

<p>“Şimdi bu absürt davanın, işte aynı şekilde utanç verici, savcılık eliyle aldatma girişimi olduğunun da altını çizeyim. Adil yargılama hakkını tümüyle ihlal eden bu kötücül girişim, aynı zamanda davanın açılabilmesi, hatta devam edebilmesi için konuları tümüyle çarpıtarak sunmasıyla, sadece toplumu değil, yüce Türk yargısını ve hakimlik makamını da aldatmaya, yani sizi aldatmaya yönelik bir girişimdir bu. Bu dava, sadece yargı organları üzerinden değil, maalesef bazı akademik kurumlar üzerinden de siyasallaştırılmaya çalışılıyor. Bu süreçte hukuk dışına çıkmayı göze alarak, aldatma girişimleri ve hukuksuz yöntemlere suç ortaklığı yapan, suç ortağıdır. <strong>İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’ne ve rektöre de değinmek istiyorum. Bu zavallı rektör, çıkmış yandaş medyaya açıklamalar yapıyor. </strong></p>

<p><strong>Zavallı. Benim geçiş aldığım, geçiş yaptığım yıllarda geçiş yapan, yaklaşık 230 kişiyi araştırdıklarını anlatıyor zavallı rektör. Zavallı. Seni hikayeci, masalcı rektör. Ben kendisini ziyaret ettiğimde, korkudan odasına fotoğrafçı alamayan rektör. Zavallı rektör. Masalcı, hikayeci rektör. İptal kararından birkaç gün önce aradığımda da kısık, o incecik zavallı sesiyle, zor durumda olduğunu bana söyleyen rektör. Geçiş yapan gençlerin tek birini ilgilendirecek suç isnadı yokken, sanki ben suçluymuşum gibi, iktidarın talimatı ile karar veren rektör; seni kınıyorum. Bana zor durumunu o cılız sesinle ifade etmeni ve bana telefonda neler dediğini de burada anlatmayacağım. Buradan, yandaş gazetelerde kendini aklamaya çalışan rektöre sesleniyorum: Bir üniversite, kendi öğrencilerini, kendi mezunlarını siyasi operasyonlara malzeme yapıyorsa, artık eğitim kurumu değil, iktidarın propaganda aparatıdır.”</strong></p>

<p></p>

<p><strong>“BOĞAZİÇİ ÜNİVERSİTESİ'NİN REKTÖRLERİNİ </strong></p>

<p><strong>VE ÖĞRENCİLERİNİ DE BURADAN SELAMLIYORUM”</strong></p>

<p></p>

<p>“Rektörlük makamı korkuyla yönetilemez. Bilim insanı baskıyla konuşmaz. Bilim insanlığı başka bir ahlak, başka bir erdem gerektirir. Devlet üniversitesi talimatla hareket edemez. Bu tavrı, Türkiye'nin en kadim üniversitesinin bütün akademisyenlerine, o üniversitede okumuş siz ve sizin gibilere ve okuyan öğrencilere havale ediyorum. Türkiye'deki bütün üniversiteye hazırlanan gençlerimiz, üniversite öğrencilerimiz ve akademisyenlerimiz merak etmesinler. Milletin iktidarında üniversite kayyımlarla, emirle hareket edenlerle değil, seçilmiş rektörlerle yönetilecek. Akademi siyasi rezilliklerin değil, bilimin ve hür düşüncenin yuvası olacak. Çarpıtma ve uydurma işte bu işler, bu şekilde inşa ediliyor. Asil mücadelelerini, okulları bilimle, erdemli bir şekilde yönetilsin diye yıllardır ortaya koyan Boğaziçi Üniversitesi'nin rektörlerini ve öğrencilerini de buradan selamlıyorum.”</p>

<p>“<strong>İDDİA MAKAMI, HAKİMLİK MAKAMINI ALDATMAYA ÇALIŞMIŞTIR”</strong></p>

<p>“<strong>Çarpıtma, uydurma ve ispatsız, sadece aleyhte evrakları dosyaya koymayı marifet sayan iddia makamının aldatma girişimlerinden çok önemli örnekler vereceğim Sayın Hâkim.</strong> İddianamenin 18. sayfasının beşinci paragrafında, YÖK Başkanlığı’nın -bakın aldatmaya bakın çok net- YÖK Başkanlığı’nın 29 Haziran 1988… Az önce siz de dediniz ya ‘93’ten sonra kabul etmiş denkliği’ diye. Öyle bir şey yok. 93’ten önce de bir belge yok. Yani sadece 91’den sonra bir belge yazıyor. Ondan önce bir belge yok. Yani İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi, Girne UNCN’le ilgili bir belge yok. Ama <strong>şöyle bir çarpıtma yapıyor: ‘YÖK Başkanlığı'nın 29.06.1988 tarihli 1830 sayılı yazısına istinaden, KKTC'de faaliyet gösteren yüksek öğretim kurumlarından, sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi'nin YÖK tarafından tanındığının anlaşıldığı… Bakın, lafa bakın! Yazı bu. İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörlüğü’ne YÖK yazıyor. Yazının niye yazıldığını da şurada söyleyeyim. Yazı şunun için yazılıyor. Sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi soruluyor çünkü. Cevaben şu yazılıyor: ‘Kuzey. Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki Doğu Akdeniz Üniversitesi, kurulumuz tarafından tanınmakta olan bir yükseköğretim kurumudur.’ Nokta. Başka bir şey yok burada. </strong></p>

<p><strong>Ne ‘sadece’ var. Ne başka bir eğitim kurumu var. Bakın bu yazıda ‘sadece’ yok! Bunu bir savcı nasıl yapar yahu? Bunu bir savcı nasıl yapar? Bunu nasıl aleyhte bir evraka dönüştürür? YÖK'e sorulan soru Doğu Akdeniz Üniversitesi, YÖK'ün de verdiği cevap, ‘Doğu Akdeniz Üniversitesi kurulumuz tarafından tanınmakta olan bir yüksek öğretim kurumudur. Nokta. Bilgilerinize rica ederiz.’ Bu kadar! Buradan savcı, talimat almış ya terfi edecek ya görevli ya ‘sadece’yi eklemiş oraya!</strong> <strong>Onun için gerçekten kötü bir şekilde aldatma girişiminde bulunuyor bu girişim. Yüce Türk yargısını, milletimizi ve hakimlik makamını aldatma girişimidir. İddia makamı, hakimlik makamını aldatmaya çalışmıştır.</strong>”</p>

<p><strong>“DÖRT NALA KOŞUYORLAR. EKREM'İ İPTAL EDECEKLER”</strong></p>

<p>“Yine Özalp Tozan… Bizim UNCN’nin o dönemdeki genel sekreteri. Bu da çok tesadüf! Diplomanın iptalinden bir gün önce, koşa koşa… Bakın; 18 Mart'ta diploma iptal ediliyor, 17 Mart'ta koşa koşa jandarma adamı evinden alıyor sabah ve Ankara'da ifadeye götürüyor. Bir gün önce. Adam da diyor ki ifadesinde, ‘Southeastern Üniversitesi, uluslararası bir üniversiteydi. Girne Amerikan Üniversitesi, Amerika'daki üniversitenin şemsiyesi altında afiliye olarak kuruldu. Benim görev aldığım dönemde Girne Amerikan Üniversitesi'nin bizzat kendi bastığı bir mezuniyet diploması söz konusu değildir…’ Zaten ben başvuru belgemde yazıyorum bunu. ‘İlk mezunlarımızın diploması, Amerika'dan gelen Southeastern Üniversitesi, Rektörlüğü'nün verdiği diplomadır.’ Az önce gösterdim size bir örneğini sonradan da denklik belgesi almış bir arkadaşımın.</p>

<p>‘Bizim denkliğimiz, Amerika'daki üniversitenin denkliğinden geliyor’ diye ifadesi var sizde. Çok enteresan. Bir gün önce koşuyorlar ya; dört nala koşuyorlar. Ekrem'i iptal edecekler. Çünkü bir kişi talimat verdi. Zaten tanıtım broşüründe bunları tek tek size gösterdim. Az önce de Kaan arkadaşımın diplomasını da burada size gösterdim. İşte Southeastern Üniversitesi’nden 91 yılında aldığı diploması. Yine bu diplomanın 95 yılında aldığı denklik belgesi. Ben zaten başka bir şey dememiş ki!”</p>

<p>“<strong>MASALCI, HİKAYECİ SAVCI”</strong></p>

<p>“Bu neyi gerektiriyor? Ha şunu gerektiriyor: Peki savcılık, bu konuda 19. Sayfasında, beşinci paragrafında ne yazıyor? Hâkim Bey, burayı dinleyin<strong>. ‘Şüpheli Ekrem İmamoğlu'nun referans olarak gösterdiği Özalp Tozan’ın alınan ifadesinde, tam anlamıyla bir üniversite olmadığı…’ Savcıya bak, hikâye yazıyor! ‘Tam anlamıyla bir üniversite olmadığı, şirket vasfında olduğu…’ Hikâye devam ediyor. Masalcı, hikayeci savcı. ‘Türkiye'de denkliğinin olmadığı ve bunun bilindiği…’ Hikâyeye ve masala devam ediyor. </strong></p>

<p><strong>Değerlendirmeye bakar mısınız yahu? Böyle bir şey olabilir mi? Bakın, bunların hiçbirinin bu arada benim evrakta sahteciliğimle, şununla, bununla ilgisi de yok. Ben sadece, sahteciliği nasıl savcılık makamını yaptığını anlatıyorum. Ben savcılık makamının nasıl sahtecilik yaptığını, kumpas kurduğunu anlatıyorum. Benim evraklarımla hiçbir ilgisi yok bu söylediklerinin? </strong>Diplomaya ve denklik kavramına hiç değinmiyor. Southeastern Üniversitesi’ne hiç değinmiyor. Bunları anlatmıyor. Yahu bu okul, rahmetli Rauf Denktaş'ın desteğiyle, Bakanlar Kurulu kararıyla kurulmuş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilk üniversitelerinden biri. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti benim onurum, sizin değil mi Sayın Hâkimim. Sizin de onurunuz değil midir yavru vatan? Öyledir değil mi? Teşekkür ederim. Yahu bunlara hiç değinmez mi bir insan? <strong>Aldatma girişimine devam ediyor. Çatır çatır devam ediyor. Niye? Talimat almış çünkü.</strong>”</p>

<p><strong>“YAHU YALAN KONUŞUYOR!”</strong></p>

<p>“İddianamenin son 19. sayfasının birinci paragrafında yine çok kritik bir çarpıklık ve aldatma var. Savcılık, genel bir cümleyle, sanki benimle ilişkili bir sözmüş gibi şunu ifade ediyor: ‘Yine yönetmeliğe aykırı şekilde, bulunduğu üniversitede transkriptlerinde başarısız ve alınan kredilerin eksiklerin olduğu…’ Yani beni ima ediyor. Yuvarlak konuşuyor ama. ‘İngilizce işletme programında, yurt dışı yatay geçiş başvurularına kabul edilen öğrencilerin herhangi bir dil seviye tespit sınavı ya da yeterlilik sınavı yapılmadığı anlaşıldığı…’ Yahu yalan konuşuyor! Transkriptim. Okula verdiğim transkriptim. Maşallah derslerim gayet güzel. Gayet güzel yani. Dört üzerinden dört değil. Ne kaldığım ders var, ne başarısız olduğum ders var. Not ortalamam…</p>

<p><strong>“SAVCILIK MAKAMI, ÇARPITMA VE ALDATMAYA DEVAM EDİYOR”</strong></p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> 2.50’ymiş herhalde.</p>

<p>“Tamam. Yani yeterliliğin üzerinde. Savcının yazdığını, savcının aldatmasını anlatıyorum size. Anlıyorum; siz savcı arkadaşınızı koruyorsunuz belki, ama korumayın yani. Korunacak biri değil. İşte burada. Transkriptim burada. Çatır çatır. Sapasağlam. Daha ötesi, ‘Dil seviye sınavına girmemiştir’ diyor. Allah'tan evrakımızı saklamışız yani. ‘Sayın Ekrem İmamoğlu, fakültemizde yatay geçiş talebiniz, yatay geçiş komisyonu ile yönetim kurulumuzca olumlu karşılanmış, ancak İngilizce kayıt yaptırabilmeniz için, 27 Eylül 1990 tarihinde, saat 10.00’da yapılacak İngilizce seviye tespit sınavı ve mülakata katılmanız gerekmektedir.’ E gitmişiz, buna katılmışız yani. Onun için de İngilizce bölümünü alınmışız, kabul belgemi az önce size gösterdim. Ayıp yahu. Koca savcıya bakar mısınız yahu? Yani bizzat çağrıldım, katıldım, buna göre dekanlığın onay yazısıyla okula kabul edildim. Az önce gösterdim kabul belgesini size. <strong>Savcılık makamı, çarpıtma ve aldatmaya devam ediyor. Kasıtlı bir şekilde bir işlem yapıyor. İddia makamını suçluyorum. Hakkımı arayacağım. Transkript gerçek, notlarım başarılı, sınav giriş belgem ortada, okul geçiş onayım ortada. Ayıptır, yazıktır. Türk yargısına ihanettir. Böyle savcılık, böyle iddia makamı olmaz, olamaz, olmamalı. </strong></p>

<p><strong>Keşke kendisi olsa burada da ona bunları söylesem.</strong> Sayın Savcı alınmasın diye böyle ifade ediyorum. Bir başka aldatma girişimi de İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne kütükte ‘Doğu Akdeniz Üniversitesi’ yazılması. İşte az önce gösterdim; 30 yıl sonra benimle ilgili yazılmış kitapta böyle ifadede bulundu diye bir şey yapıyor. Az önce kitapta geçen bölümü size okudum. Yani gerçekten anılan kitapta böyle bir bahis söz konusu olmadığını ilk duruşmada da göstermiştim. Bu çarpıtma ve aldatma girişimi, çok vahimdir. Kütükte ne yazılmış? Bu benim işim değildir. Gitsin onu oradaki memura sorsun. Benle alakası yoktur. Yani burada işte sizin mahkemenize hizmet eden kıymetli memur arkadaşlarımız var. Yani şimdi ben oraya geçeceğim, memur arkadaşlar yerine orada burada konuştuklarımı ben yazacağım, konumuna sokuluyorum Sayın Hâkim.”</p>

<p>“<strong>SELEFİNİZ SAYIN HÂKİM ALİ DOĞAN, BÖYLE BİR YANLIŞ BİR </strong><strong>İŞE DOSYAYA, MÜDAHALE ETME CÜRETİNE KAYITSIZ KALMADI”</strong></p>

<p>“Son olarak; <strong>19.09.25’te, ‘doktor’ unvanlı, ismini vermeyeceğim bir akademisyenin olduğu bahisle, tartışmalı bir geçmişi olan kişi, Kıbrıs'taki okullu kötüleyen, aşağılayan yazıları yayınlıyor. Ve savcı da alıyor bunu apar topar apar topar 29 Eylül'de dosyaya koyuyor. </strong>Bir şey buldu ya hani kötü yazan birini buldu. Ve bunu koyuyor. Allah'ı var, giden Hâkim Bey buna suç duyurusunda bulunmuş bu arada. Teşekkür ederim. Gerçekten niye suç duyurusunda bulundunuz? Bence haklı. İfade edeyim. Bakın burayı lütfen dikkatle dinleyin Hâkim Bey. Diyor ki bu ‘doktor’ unvanlı kişi… Hakkında başka şeyler de tespit ettik de ben kişiyle uğraşmak benim işim değil.</p>

<p>Bunu ben söylesem başıma neler gelir? ‘Türkiye, 350 yıldır bilim ve teknoloji uykusunda olan, gelişmemiş, vahşi bir Orta Doğu ülkesidir.’ Böyle yazıyor aynı kişi. Ben bunu desem var ya şu anda herhalde 9 yıl hapisle yargılardınız beni. O savcıya düşsem yani. Çünkü öyle davalarım var. Bu da öyle bir dava. Burada da öyle bir davadan bulunuyorum yani. İşte bu şahıs; bilirkişi, uzman veya davaya taraf olmayan bir kişinin beyan sunmasının mümkün olmadığı bir usulde, savcılığın, çarpıtma ve aldatmaya yönelik ne kadar teşne olduğunun ispatıdır.</p>

<p>Yüce Türk yargısı adına gerçekten çok üzgünüm. Ama dediğim gibi, <strong>selefiniz Sayın Hâkim Ali Doğan, böyle bir yanlış bir işe dosyaya, müdahale etme cüretine kayıtsız kalmadı ve gönderilen dilekçenin ‘lüzumsuz evrak’ olduğunu tespit edip, evrakın sahibi hakkında da suç duyurusunda bulunmaya karar verdi. Kendisine gıyabında, dosyasını savunduğu ve size lekesiz bir dosya bıraktığı için teşekkür ediyorum. Allah onu korusun, yolu açık olsun. O kadar net ifade edeyim</strong>.”</p>

<p><strong>“BUNLAR BİR ŞEY İFADE ETSİN SİZİN İÇİN SAYIN HÂKİM”</strong></p>

<p>- Hâkim: İddianamede delillerden biri de İBB, bu internet sitesinde, sizin Doğu Akdeniz Üniversitesi’ne yatay geçiş yaptığınızı yazmış…</p>

<p>“Yazmış bir aklı evvel. Savcı sorgusunda öğrendim. Savcı da yazmış. Ama bu 19 yaşındaki bir işin sahteciliği olmaz yani Hâkim Bey. Sizce olur mu? Çok net soruyorum. 25 sene sonra birisi yanlışlıkla internette bir şey yazmış… Bu kadar evrak sundum, bu değersiz, o değerli mi sizce mesela? Çok değerli bir evrak mı? Fakirliğim sizi ilgilendirdi bir; bir de bu internet sitesindeki konu ilgilendirdi sizi. O dönem sıkıntılarım vardı. 19 yaşındaydım. Sıkıntılarım vardı, İstanbul'a gelmek istiyordum.</p>

<p>Yeterli mi sizin? Teşekkür ederim. Biliyorsunuz; her konu, her soru, her karar herkesi takip eder yani. Sayın Hâkim, bugün burada konuştuğumuz mesele, sadece diploma değil. Türkiye'de bir siyasetçiyi bertaraf etmek için hangi yöntemlere başvurduğunun ibretlik bir tablosudur? Algılamanızı ve hissetmenizi isterim. Dilerim. Dua ederim. Yüce Türk yargısı adına. Sizin adınıza. Ülkenin bütün yargıçları adına dua ederim. Gözaltına alınmamdan bir gün önce, benim diplomam iptal edildi. Bir gün önce. 23’ünde ön seçim vardı. 4 gün önce, 5 gün önce. Bunlar bir şey ifade etsin sizin için Sayın Hâkim.”</p>

<p>“<strong>DÜPEDÜZ PLANLANMIŞ BİR OPERASYONDUR”</strong></p>

<p>“Bakın tekrar söylüyorum: Bir gün, bir nefes alıp vermek kadar kısa bir zaman aralığı, <strong>bu bir tesadüf değildir, bir hata değildir, bir yanılgı değildir. Düpedüz planlanmış bir operasyondur. Planlı bir operasyon. O yüzden soruyorum: Bu neyin aceleciliği? Bir gün önce diploma, bir gün sonra yüzlerce arabayla, yüzlerce polisle, bütün şehri kapat. Binlerce polis görevli. İstanbul'u zapt et, operasyon yap. Bu neyin hırsı? Bu neyin korkusu? Kimden korktunuz? Bu neyin motivasyonu? Bu ülkede hangi hukuki süreç böyle bir hız rekoru kırıyor? Öyle bir hız rekoru nerede görülmüş? Bunlar sizin için bir şey ifade etsin Sayın Hâkim.</strong></p>

<p><strong>Etmeli, düşünmelisiniz. Ancak öyle yastığa başınızı rahat koyabilirsiniz. Onu söyleyeyim. Kim için? Ne için? Hangi işlem? Kimin diplomasını iptal ederek, iki gün sonra gözaltı zemini hazırlanır? Bir gün sonra! Bunlar planlı işler. Planlı operasyon. Telefonun ucunda kim var? Hangi devlet ciddiyeti böyle bir komediye imza atar? </strong>Siz, Cumhurbaşkanı'na, ‘Efendim merak etmeyin, biz diplomayı da iptal ederiz mi’ dediniz? ‘Her işi yaparız mı’ dediniz? Ya da o kişiden böyle bir talimat mı aldınız? <strong>Bir insanın diplomasını önce iptal edip, bir gün sonra gözaltına alan irade, hukuk peşinde değildir. Bir gün önce bunu yapıp, bir gün sonra operasyon yapan irade, öç alma peşindedir. Korku peşindedir. Siyasi bir karakter suikastı peşindedir.</strong>”</p>

<p>“<strong>GECE YARISI İMZALADIĞINIZ KUMPASLAR, BENİM İÇİN VIZ GELİR TIRIS GİDER”</strong></p>

<p>“<strong>Bu zamanlamaya imza atan irade, hukuka değil, kendi hırslarına çalışmaktadırlar. Bu hız, bir davayı çözmek için değil, bir insanı, bir siyasi figürü, bir umudu, bir iradeyi çökertmek içindir. Ama bilsinler; bu yapılanlar benim önümü kesmez, beni sindirmez, beni korkutmaz. Aceleyle aldığınız kararlar, hırsla yazdığınız senaryolar, gece yarısı imzaladığınız kumpaslar, benim için vız gelir tırıs gider.</strong> Çünkü bu millet artık çok net görüyor Sayın Hâkim.</p>

<p><strong>Burada yürüyen şey, hukuk değildir. Yapılan bütün işlemler, yüz karasıdır. Hırsın kör ettiği bir siyasi talimat dizisidir. Onun için burada dimdik ayaktayım. Açıkçası, alelacele yazılan ve yapılan her adım, her karar ve her operasyon, kendi çöküşlerinin belgesidir. O yüzden sorumu soruyorum ve ısrarla soruyorum. </strong></p>

<p><strong>Neyin hırsı? Neyin korkusu? Neyin telaşı? Tabii bunun cevabını ben de biliyorum, millet de biliyor. Tarih de bunun cevabını yazacak. Söylüyorum: Bırakmak istemediğin, kalkmak istemediğin o koltuk senin değil, milletin koltuğu. Millet istediğini oraya koyar, istediği zaman istediği kişiyi oradan kaldırır. Bu çok net. Bunu bu tarih defalarca yazdı. Bu ülke defalarca yazdı.</strong>”</p>

<p><strong>“ÖYLESİNE GÖZÜ DÖNMÜŞ DURUMDALAR Kİ”</strong></p>

<p>“Şimdi bütün bu belgelerin doğruluğu ayan beyan ortadayken, bunca kişi ve kadim kurumların dahil olduğu bir sürecin, siyasi operasyonun faturası, 19 yaşındaki Trabzonlu bir delikanlıya, gence kesilmeye çalışılıyor. Hem de zamanda yolculuk yapılıyor, 35 yıl geriye sarıyor ve hani Ekrem İmamoğlu öyle bir şey ki; aynı anda İstanbul'da, aynı anda Girne'de, aynı anda YÖK'te, bütün kurumları ayarlamış, bütün iş ve işlemleri planlamış, tasarlamış bir durumda anlatılıyor. Talimatın şiddetine, siyasetin yargıya müdahalesine, millet iradesinin üstünlüğünü unutan kibre, koltuk hırsının getirdiği bir sonuçtur bu. Utanç vericidir. Öylesine gözü dönmüş durumdalar ki Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni bile tanımamayı göze alırlar. ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni nasıl iptal ederiz’ diye düşünürler. Ellerinden gelse, rahmetli kurucu Rauf Denktaş'a, o günkü Bakanlar Kurulu kararına da saygısızlık yapmakta geri durmazlar. Yazıklar olsun. Ben gene de bu vesileyle Kıbrıs'a selam ediyorum. Yeni seçilen Cumhurbaşkanı Sayın Tufan Erhürman'a başarılar diliyorum. Kıbrıslı dostlarıma, orada geçirdiğim, o güzel cennet gibi yurt köşesinde geçirdiğim iki yıla, emeği geçen herkese minnet duygularımı iletiyorum. Onlara haklarını helal etsinler diye de buradan selam ediyorum.”</p>

<p>“<strong>HİÇBİR ŞEYİN GERÇEK OLMADIĞI, HER ŞEYİN MÜMKÜN OLDUĞU ZAMANLAR”</strong></p>

<p>“<strong>Güzel bir söz var: ‘Hiçbir şeyin gerçek olmadığı, her şeyin mümkün olduğu.’ Tam böyle bir şey yaşıyoruz aslında. Yani en otoriter devletlerde bile bunu anlatsak, gerçekten gülerler. ‘Nasıl böyle bir şey yapmışlar’ diye gülerler. Ülkenin başındaki zihniyetin ve rejimin bu ve benzeri davalardan, yargıya müdahalelerden zevk alıyor olması da çok ilginç bir durumdur. Ülkenin başındaki zihniyetin bu durumu, gerçekten politika sınırlarına sığmayacak izah edilmeyecek bir durumdur. </strong></p>

<p><strong>Psikolojik olarak ciddi değerlendirilmesi gereken, devletin kurumlarına zararının araştırılması gereken patolojik bir durumdur.</strong> Onun için mücadelenin çok büyük olduğunu, gerçekten tümüyle maruz kaldığımız masumiyet karinesinin ihlali, gizlilik ilkesinin ihlali, adil yargılanmanın ihlali, tutuksuz yargılama ve yasaların herkese eşit uygulanması gibi tüm prensipleri, hukuk kurallarının ihlalinin yaşandığı bir ortamı gerçekten buradan bütün ülkemize tekrar hatırlatıyorum.”</p>

<p>“<strong>BUGÜN BENİM DİPLOMAMA EL KOYAN AKIL, YARIN SİZİN DİPLOMANIZA, MALINIZA, MÜLKÜNÜZE, ŞİRKETİNİZE ÇÖKER”</strong></p>

<p>“Buradan uyarmaya devam ediyorum. Bu doymak bilmeyen mevcut sistemde hayatı normal akışında gören insanlara bir duyuru yapıyorum: ‘Bana bir şey olmaz’ kimse demesin. ‘<strong>Bana bir şey olmaz’ diyen insanları, tekrar uyarıyorum. Muhalifi ve farklı düşüneni, yakın olanı, yandaşı ayırt etmez. Bu, canavarlaşmış bir düzendir. Yutmayı aklına koymuş ve canavarlaşmış bir sistem akışında sadece sıranızı beklersiniz. Ve dişleri bedeninize geçtiğinde, uyanırsınız ama iş işten geçmiş olur. Her kesimden yurdum insanına sesleniyorum. </strong></p>

<p><strong>Her siyasi görüşten; iktidar partili veya ortağı fark etmez. İş insanıymış, kulüp başkanıymış, hakemmiş, oymuş, buymuş fark etmez. ‘Ya ben onunla çok iyi görüşürüm. Arada gider otururuz, içeriz kahveyi’ falan fark etmez. Tehlike altındasınız. Uyarıyorum. Kafanızı istediğiniz kadar kuma sokun, her şeyinizle açıktasınız. Güvende değilsiniz ve tehlike altındasınız. Uyarıyorum. Bugün benim diplomama el koyan akıl, yarın sizin diplomanıza, malınıza, mülkünüze, şirketinize çöker. Yapar bunu. Bunları yaşıyoruz şu anda. Yapılıyor zaten. 102 yıllık partinin binasına çökmeye çalışmanın da anlamı budur.</strong>”</p>

<p>“<strong>BUGÜN SADECE BİR DİPLOMA DAVASINI KONUŞTUĞUMUZU SANANLAR, YANILIYOR”</strong></p>

<p>“<strong>Cumhurbaşkanı, ‘Benim siyaset yaptığım arkadaşlarım bugün benimle olmasalar da onlar benim yol arkadaşımdır, kaderdaşımdır’ dedikten sadece iki gün sonra, en zor anlarında yanında olan Hüseyin Kocabıyık'ı hapse atmadı mı? Uydurma cümleler üzerinden şu anda hapiste değil mi? Yıllarla yargılanmıyor mu? Sınır tanımaz. Geldiği nokta budur. Bugün sadece bir diploma davasını konuştuğumuzu sananlar, yanılıyor. Türkiye'de adaletin nasıl adım adım yok edildiğini konuşuyoruz. Bu ülkede bugün yaşananlara bakınca, insanın insan ol olarak sorması gereken sorular vardır. Bu ülkeyi hala bir hukuk devleti mi zannediyorsunuz?</strong></p>

<p><strong>Yoksa kâğıt üzerinde hukuku olan ama fiiliyatta hukuku olmayan bir rejime mi döndük? Bu soruları sormak zorundayız.</strong> ‘Bu ülkede hukuka inanıyorum. Hukuk devletiyiz’ diyenler yüzde 20’nin altına düşmüştür. Acıdır bu, vahimdir. Ticaret olmaz, bereket olmaz, iş dünyası olmaz, yurt dışından sermaye gelip yatırım yapmaz. Yoksul daha fazla yoksullaşır. Asgari ücret yerlerde sürünür. İnsanlar geçinemez. Bu ülkede çalışanların yüzde 65-70’i asgari ücret alıyor. Sebebi budur. <strong>Türkiye'nin en yüksek yargı mercii olan Anayasa Mahkemesi, ‘Bu karar uygulanacaktır’ diyor, ancak karar uygulanmıyor. Dünyanın neresinde görülmüştür bir devlet kendi anayasasını uygulamaktan kaçsın? Nerede görülmüştür bu? Bu ülkede artık Anayasa var ama uygulanmıyor. Bu cümle, tek başına hukuk devletinin ölüm ilanıdır. Bunları düşünmeden bu davaya bakıyorsanız, yanılıyorsunuz.</strong>”</p>

<p><strong>“BİR ÜLKEDE HAKİMLER SUSARSA…”</strong></p>

<p>“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, ‘Serbest bırakılmalıdır’ diyor. Ama hükümet, bir adım bile atmıyor. Yani Türkiye, tüm dünya önünde kendi imzasını inkâr ediyor. Yargı bağımsızdır! Mikrofon uzatılsa da ‘yargı bağımsızdır’, uzatılmasa da giderken böyle ‘yargı bağımsızdır’ diyen yetkililerle karşı karşıyayız. Utanç verici. Utanç verici. Tüm Türkiye, bu ortamda bu soruları sordu. ‘Bu nasıl bir devlet yönetimidir?’ sorusunu sordu. Bir devlet kendi imzasını yok sayarsa, bu devletin, bu ülkenin yurttaşı, hukuka nasıl güvensin? Yüzde 80’in üstündeki insan diyor ki, ‘Ben hukuka güvenmiyorum.’ Bundan daha vahim ne olabilir? Oymuş, siyasetmiş, iktidarmış, hükümetmiş; geçin bu işleri.</p>

<p>Bu ülkede bugün masum insanların yıllarca cezaevinde tutsak edildiği bir dönemin içindeyiz. Kumpas davalarında yüzlerce insan tutsak edildi. Siyasi davalarda binlerce insan, yıllarca özgürlüğünden oldu. Gazeteciler, akademisyenler, siyasetçiler, öğretmenler, gençler her biri yıllarca içeride tutuldu. Hepimiz şahitlik ettik. ‘Delil’ diye dava dosyasında konan şeyler, vicdanı olan her insanın yüzünü kızartacak düzeydeydi. <strong>Eğer Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmadığı bir ülkede hakimler susarsa, eğer AİHM kararlarının yok sayıldığı bir ülkede mahkemeler ses çıkarmazsa, eğer masum insanlar cezaevinde yıpranırken yargı başını çevirirse ne olur? Bu sadece hukukun çöküşü olmaz. Bu, adalet mülkün temelidir, adalet devletin temelidir sözünün gereği, bir devletin çöküşü anlamına gelir.</strong>”</p>

<p>“<strong>FENERBAHÇELİLER, GALATASARAYLILAR, BEŞİKTAŞLILAR, TRABZONLULAR; SİZİ UYARIYORUM. KULÜPLERİNİZ DE ELDEN GİDER”</strong></p>

<p>“Tekrar ediyorum: Yalnızca bu davada değil, adımı taşıyan her davada sistematik bir tabloyla karşılaştık. Bugün burada sadece kendimi değil, o tabloyu ve o tabloyu yaratmak isteyen zihniyeti de ortaya koymak zorundayım. Çünkü millet bunu bilmeli. Tarih bunu yazmalı. Biraz önce açıkladım: <strong>Ahmak davasında, 19 Mart sürecinde ve diğer davalarda, yakın zamanda adımın geçtiği bütün ceza davalarında, şaka değil gerçek, heyetler değişti, hakimler değişti; değişmeye devam ediyor… Kısacası, devre arası hakem değiştiriyorlar. Bir tek VAR odası kaldı. Zaten orası da onların elinde. Fenerliler, Galatasaraylılar, Beşiktaşlılar, Trabzonlular; sizi uyarıyorum. </strong></p>

<p><strong>Kulüpleriniz de elden gider. Yıllardır futbolcu transferine karıştınız. Ben 30 yaşında kulüp yöneticiliği yaptım. Malzemeciyi oraya gönderirken bile karıştınız. Teknik direktöre siz karar verdiniz. Kulüp başkanlarına siz karar verdiniz. Futbol Federasyonu başkanlarına da siz karar verdiniz. Neymiş? Bahis çetesini çökertiyorlarmış! Yahu her gün binlerce çete örgütü üyesi tutuklanıyor, operasyonlar yapılıyor. Zannedersin ki düne kadar CHP iktidardı da birileri iktidar oldu, temizlik yapıyorlar. Bu pisliği kim yaptı? Her gün alt yazıda bunları görmekten utanç duyuyoruz. Onun için en baştaki sözü tekrar ediyorum: Hiçbir şeyin gerçek olmadığı, her şeyin mümkün olduğu bir hale getirdiler ülkemizi</strong>.”</p>

<p><strong>“MEMLEKETİN ARACININ DİREKSİYONUNDAKİ SÜRÜCÜ, ARTIK YORGUN”</strong></p>

<p>“Bakın; 86 milyon insanımıza sesleniyorum. Lütfen beni kulağınızla değil, Yunus'un dediği gibi, güzel kalbinizle dinleyin. <strong>Memleketin aracının direksiyonundaki sürücü, artık yorgun. Uzun süredir araç kullanıyor. Uykusuz, yorgun ve dikkatini yitirmiş. Aynı zamanda, gergin ve öfkeli. ‘Dinlen’ diyorsun, direksiyonu bırakmıyor. ‘Uyu’ diyorsun, ‘Araba benim, bırakmam’ diyor. Bu iktidar ve sistem, artık kimseyi dinlemiyor. ‘Kötü kullanıyorsun, araba artık dökülüyor. Bir durup nefes alalım. Herkes rahatlasın’ diyoruz, ‘Kimse bu arabana inemez’ diyor, gaza bastıkça basıyor. Artık her virajda iki tekerlek, uçuruma doğru yoldan çıkıyor. </strong></p>

<p><strong>Anlayacağınız; şoförün gerçeklikle bağı kopmuş. Onun için ‘gerçek’ diye bir şey yok. O yüzden her şey mümkün. Şimdi bu aracın yolcularına görev düşüyor. Aramızdaki farklılıkları, ön yargıları ya da umursamazlığı bir kenara bırakma vakti geldi de geçiyor. Milletçe, eksiksiz ayağa kalkma zamanıdır. Bu absürt davayı açabilenlerden her şeyi bekleyin. Ya bekleyip sıranın size gelmemesi için dua edeceksiniz ya da bu yapıya hep birlikte, korkmadan karşı çıkacağız. Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz. Bunun başka bir yolu yok.”</strong></p>

<p><strong>“ADALET VE GÜVEN ORTAMI, BARIŞ VE HUZUR İSTİYOR BU MİLLET”</strong></p>

<p>“Milletimiz artık yoksulluğu değil, geleceği ve çocukları için başını öne eğdirmeyecek bir yaşamı istiyor. Adalete güvenmek istiyor. Mahkeme kapısından çekilmek istemiyor. Sabahın karanlığında polisin, jandarmanın kapılarını çalmasını istemiyor. Evinde eşiyle, mahallede arkadaşıyla siyaseti konuşurken kelimelerini seçmek zorunda kalmak istemiyor. Gençlerimiz artık kaliteli, parasız eğitim istiyor. Çocuklar, gençler telefonda bile konuşurken ‘dinleniyorum’ diye korkmak istemiyor. Kadınlar güven içinde olmak istiyor. Huzur içinde yaşamak istiyor. İş insanından girişimcisine, çiftçisinden esnafına, hukukun üstün olduğu, güven ortamının iş hacmini, üretimi yükselttiği, adil paylaşımın olduğu bir ülke istiyor. Liste uzar gider… Adalet ve güven ortamı, barış ve huzur istiyor bu millet. Bu şekilde oluşan bir ortamda, barışı tesis edemezsiniz. Bu milletin geleceğini güven altına alamazsınız.”</p>

<p>“<strong>BURADAN AYNI ZAMANDA HAYKIRIYORUM”</strong></p>

<p>“Ekrem'in diplomasını alalım, istediğimizi hapse atalım… Düşünenlere, talimat verenlere, açıkçası yapanlara Allah akıl versin. Herkes biliyor ki; benim diplomam, cumhurbaşkanlığı adaylığım için gereklidir ve diplomamın elimden alınmasının sebebi budur. Nokta. Diplomanın alınmasının, bütün tutuklu ailelerin uğradığı zulmün ve tüm Türkiye'ye söylemeye çalıştıkları yalanların hiçbir önemi yok. Bırakın Ekrem İmamoğlu'nu mercek altına almayı, doğduğum günden bugüne, ceddimin mezar taşlarına kadar mikroskopla incelediler. Tarih böyle bir şey görmedi. Mikroskopla. İncelenmeye ve saygısızca didik didik edilmeye de devam ediliyorum. Ama olsun, sorun yok.</p>

<p><strong>Ama buradan aynı zamanda haykırıyorum: Cesaretiniz varsa, kendinize güveniyorsanız, en önemlisi milletin emanetine sahip çıkacak yüreğiniz varsa, samimiyseniz, kul hakkını gerçekten savunuyor ve kul hakkına gerçekten saygınız varsa -CHP, AK Parti fark etmez- Türkiye'nin bütün merkezi ve yerel idare yöneticileri, en üst düzey bürokratları, herkesin mal varlığı en geniş biçimde incelensin. Kanun tasarıları, önerileri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde, en tepeden en tırnağa, diploması da incelensin, siyaset öncesiyle siyaset sonrası edindikleri mal varlıkları da incelensin. Tepeden tırnağa. Ak koyun kara koyun ortaya çıksın. Kim rüşvetle, irtikapla, kamu gücünü, nüfuzunu kullanarak, mal mülk sahibi olmaya yeltendiyse, milletin gözü önüne gelsin. Kimin diploması sahte, kimin diploması gerçek, kimin diploması var, yok; ortaya çıksın</strong>.”</p>

<p>“<strong>BURADAN HODRİ MEYDAN DİYORUM”</strong></p>

<p>“<strong>Bu temizliği, millete karşı bu görevi yapabilecek iradeniz varsa, bir günde Meclis’ten bunu çıkartın, samimiyetinizi bu millete gösterin. Meclis kursun komisyonu, hep birlikte yargılayalım, yargılanalım. Bu kumpaslardan, milletin vicdanına dokunan bu musibetten bir hayır çıkartalım. Verin talimatı; MASAK, BDDK, tüm siyasetçileri, üçüncü derece akrabalarına kadar bakılsın. Röntgeni çekelim, hasta haline gelmiş bu siyaseti var mısınız hep beraber düzeltelim? Buradan hodri meydan diyorum. Milletin eleğinden geçip, milletin huzuruna çıkartalım. Öyle kürsüye dayanarak, mikrofona konuşarak, ‘irtikap, suç, bilmem ne’ yargısız infaz yaparak, beni lekeleyemezsiniz. O dediğiniz sözlere şöyle yaparım sadece, şöyle. (Eliyle ceketinin kollarını silkeledi.) Bu kadar. O ahlak dışı ve gerçekten kötü sözlerin her birisi sahibine aittir. Söyleyene aittir. Ne diploma davası ne diğer davalar, ilahi adalete ve milletin vicdanına sımsıkı sarılıyoruz.</strong> Evet, kızgınım. Evet, hakkımı savunmaktan geri durmayacağım. Ama yüce Türk yargısına yapılanlara da üzülüyorum. Siz, Sayın Hâkim, daha önce bu iddianameye karşı beyanlarımı sunmuş olsam da yüz yüzelik ilkesi gereği burada size son dönemde tespit ettiklerimle ve tekrar hatırlatmam gereken unsurları sunmak zorunluluğum vardı. Buna en üst seviyede hassasiyet ve imkân tanıdığınız için size teşekkür ediyorum.”</p>

<p><strong>“SAVCI ORAYA DA GİRSİN, ASKERLİĞİMİ DE İPTAL ETSİN?”</strong></p>

<p>(Duruşma hâkimi, tekrar İmamoğlu’nun hayat hikayesinin anlatıldığı kitaba ve İBB sitesinde yer alan özgeçmiş yazısına ithaf yapınca tekrar söz aldı.)</p>

<p>“Bu tamamen bir uydurma yani. Az önce dediğim gibi, aldatma girişimi savcının. Niyet okumak, ‘zannediyordum’ demek gibi bir şey. Bu nasıl olabilir Sayın Hâkim? ‘Bildiği’ diyor bakın. Diyorum ki ben de size, burada bir tane evrak var, koca İstanbul Üniversitesi'nin ilanı. Ben de ilana gidip başvurmuşum. Nasıl biliyorum ben mesela? Benden önceki sene, onlarca insan geçiş yapmış. Yani 19 yaşındaki insana bu savcıyı soran akla ne diyebilirsiniz yani? ‘Aldığı evrak’ dediği diploma. Yüksek Seçim Kurulu'na kullanmadım ben.</p>

<p>Yüksek Seçim Kurulu'na sadece verirsiniz, iş olsun diye. Çünkü ben, ilçe belediye başkanı ve büyükşehir belediye başkanı oldum. Orada da yüksek öğrenim diploması gerekmiyor Sayın Hâkim. Askerlik şubesine de verdim belgemi. Lise diplomam yoksa ne vereceksiniz Sayın Hâkim. Onu da iptal edin. Yani askerliğimi de iptal edin benim. Savcı oraya da girsin, askerliğimi de iptal etsin. Doğum belgemi de bulamazlar. Belki onu da iptal edebilirler. Allah'tan annem babam burada. Bir ara babama da çocukken diyordum ki, ‘Düğününüzü hatırlıyorum.’ O da diyordu, ‘Düğünümüzü hatırlayamazsın oğlum.’ Niye dediğini anlamamıştım o zaman.”</p>

<p>“<strong>MESELA HAKİMİN NİYE SÜRÜLDÜĞÜNE BU KADAR İLGİ DUYMADIĞINIZI DA ÜZÜLEREK TAKİP EDİYORUM”</strong></p>

<p>(Hâkim, ‘fakirlik’ konusuna da tekrar girerek, ilgili yazının İmamoğlu’nun kendisine ait olup olmadığını sordu.)</p>

<p>“Tabii benim yazın. Fakir olmamı sevmiyor musunuz? Yani zengindim de arada bir fakirlik dönemim hoşunuza mı gitti, anlamadım? Sahtecilikle ne ilgisi var, onu anlamaya çalışıyorum Hâkim Bey. Evrakta sahtecilikle ne ilgisi var? Onu açıklayın, ben cevap vereceğim size. Ya şimdi şöyle sahtecilikle ilgisi nedir? Söyleyin cevap vereceğim. Ayan beyan bir soru soruyorum: Fakir olmamla zengin olmamın sahtecilikle ilgisi nedir? Ondan sonra cevap vereceğim size.</p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Yani zengin miydiniz o zaman peki?</p>

<p>“Allah'a şükür, iyiydi de para, nakit sorunu çekiyorduk o zaman. Mal satamıyorduk. Körfez krizi vardı, ekonomik kriz vardı. Babam İstanbul’daydı. Geçmek istiyordum. Ne kadar merak ettiniz fakirliğimi yahu? Geçiş olmadığını biliyorduk. Ama bizden bir sene önce insanlar geçince, öğrendik, geçiş oluyormuş.</p>

<p>Fakirliği çözemedim ama yani. Siz fakir misiniz mesela? Subjektif bir soru da onun için soruyorum. Şimdi insan vardır milyarları vardır, zengin değildir; insan vardır, bin lirası vardır, zengindir yani. Benim de gönlüm çok zengin. Yani bu yoksulluk meselesine bu kadar eğiliminizi gerçekten merak ettim yani. Bunun sahteciliğe katkısı ne onu anlamaya çalışıyorum. Evrakı sormuyorsunuz. Evrakın içindeki ekonomik durumumun iyi olmadığına takıldınız. Ekonomik durumun buraya geçişle alakalı hiçbir artı ya da eksi katkısı yok. Doldururken aklıma o gelmiş ve yazmışım yani. Ama kayda geçsin yani. <strong>Sizin hâkim olarak merak ettim bu fakirlik ve yoksulluk, zenginlik kavramına bu kadar ilginizi… Mesela hakimin niye sürüldüğüne bu kadar ilgi duymadığınızı da üzülerek takip ediyorum yani. Keşke ona da bir laf etseydiniz, bir çift laf etseydiniz. Allah sizi de korusun bu görevinizde bu arada. Allah sizi de bu makamda korusun.</strong> Hepimizi tabii ki korusun.”</p>

<p><strong>“SİYASİ BİR DAVADA BURADA MAĞDUR ROLÜNDEYİM”</strong></p>

<p>(Hâkim, YÖK kararına gönderme yapınca…)</p>

<p>“Benim geçiş yaptığım dönemden önce yok dedim. O 91’de. Benim geçiş yaptığımdan önce yok. Sonra olunca geçerli midir Hâkim Bey? Sorayım yasal olarak. Öğrenmek istiyorum yani. 91’de olunca, 90’ı bağlar mı hukuken? 91’deki bir kararın 90’ı bağlama şansı var mıdır hukukta? Ben hukukçu değilim. Gerçekten merak ediyorum. Buna da cevap verin. Yani şunun gibi bir şey: ‘Bu beyaz mı Sayın Hâkim’ gibi bir şey söylüyorum ben size. 91’de alınan bir karar, 90’daki kararı bağlar mı bağlamaz mı?”</p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Şimdi siz sanık rolünde olduğunuz için…</p>

<p>“Sanık rolünde değilim ben. Sanık da değilim. Öyle kabul etmiyorum ben kendimi. Ben şu anda, siyasi bir davada burada mağdur rolündeyim ben, yani rolse ismi.”</p>

<p><strong>“SİZ DE ‘ROL’ DEĞİL, HAKİMLİK MAKAMINDASINIZ”</strong></p>

<p>- <strong>Hâkim: </strong>Şimdi biz de hakimlik rolünde olduğumuz için…</p>

<p>“Siz de ‘rol’ değil, hakimlik makamındasınız.”</p>

<p>- <strong>Hâkim:</strong> Hakimlik rolünde olduğumuz için, soruları biz soruyoruz, siz de cevap veriyorsunuz. Biz de vicdani karar olarak bir karar vereceğiz.</p>

<p>“Ben de arzu ederim ki yara almayın. Sorduğunuz sorularda beni itham altında bıraktığınız bazı konularda, hukukun eylem olarak net tariflediği hususlardaki keşke net cevap verseniz. Mesela; 91’deki bir karar… Ya da şöyle bakalım mesela. Bugün bir karar aldık. 5 sene önceki bir şeyi etkiler mi? Anayasa bir karar aldırıyor, 5 sene önceki bir konuyu etkiler mi mesela?”</p>

<p>“<strong>BENİM BİR SÜRÜ LÜZUMSUZ DAVAM VAR”</strong></p>

<p>Avukat savunmalarının ardından yeniden söz alan İmamoğlu, şunları söyledi:</p>

<p>"Bu davanın burada sürdürülmesi kadar vahim bir durum yoktur. Burada karar vermelisiniz ve bu kararın çok net talebi şudur: 'Türkiye, hukuku siyasete teslim etti' veya 'Türkiye'de hakimler hukuku savunmaya cesaret etti.' Çok net. Bu bağlamda, burada bir karar verilmesi gerçekten sizi de yüce Türk yargısını da yükten kurtarır. Bakın,<strong> benim bir sürü lüzumsuz davam var: Ocak ayında 'çirkin' davası var; Yargıtay'da 'ahmak' davası var. Efendime söyleyeyim, İBB'nin yargılanacak olduğumuz 'yolsuzluk ve terör' davası var. 'Casus' davası var. Bakın, hepsi absürt ama bu açık ara en absürt olanı. Bunun yarattığı leke; iddia makamına söylüyorum, el birliğiyle yarattıkları leke, bunları da lekeli hale getiriyor, daha fazla lekeli hale getiriyor. Açık ve net söyleyeyim. Burada beraat kararı verilmesi gerekir. Bir an önce bu davanın bitmesi gerekir. Yüce Türk yargısının rahatlaması gerekir; ayıptır, yazıktır, günahtır</strong>."</p>

<h2><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-diploma-davasinin-2durusmasinda-gurledi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Dec 2025 19:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/07/imamoglu-ucak.jpg" type="image/jpeg" length="39706"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu'ndan Demokles' in Kılıcına İsyan]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglundan-demokles-in-kilicina-isyan</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglundan-demokles-in-kilicina-isyan" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi, “ihaleye fesat” iddiasıyla yargılanan seçilmiş İBB Başkanı, CHP ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun, “Savunmamı SEGBİS ile değil, fiziken, yüz yüze yapmak istiyorum” talebini, geçtiğimiz 11 Temmuz’da görülen duruşmada kabul etti. Ancak mahkeme, duruşmada verdiği kararından rücu ederek, İmamoğlu’nun 24 Ekim’de görülecek duruşmaya, SEGBİS ile katılım sağlaması yönünde karara vardı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İMAMOĞLU’NUN ‘İHALEYE FESAT’ DAVASINDAKİ ‘TUHAFLIKLAR’ BİTMİYOR</strong></p>

<p>Mahkemenin yeni kararına itiraz eden İmamoğlu, avukatları aracılığıyla itiraz dilekçesi sundu. Avukatlarının itiraz dilekçesiyle yetinmeyen İmamoğlu, kendi el yazısıyla mahkemeye talep notu iletti.</p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NUN ‘SEGBİS’LE DEĞİL, YÜZ YÜZE YARGILANMAK İSTİYORUM’ TALEBİNİ DURUŞMADA KABUL EDEN MAHKEME KARARINDAN CAYDI</strong></p>

<p>İmamoğlu, yazısında, “Devam etmekte olan dava sürecinde, dosya tamamlanmış ve mahkemenin tayin ettiği iki ayrı bilirkişi heyet raporuyla da ihaleye fesat suçunun oluşmadığı ve bir kamu zararı bulunmadığı ortaya konmuş olmasına rağmen, bir karar vermeyi bırakın, savcılık tarafından esas hakkındaki mütalaanın dahi 20 Kasım 2024 tarihinden bu yana verilmemiş olması nedeniyle, maalesef sürekli ertelenen bir dava süreci ile karşı karşıyayım. Karşı karşıya kaldığım bu ‘yargılanamama’ nedeniyle, sayın mahkeme huzurunda bizzat hazır bulunarak kendimi ifade etmek, mahkeme huzurunda savunmalarımı yüz yüze yapmak istiyorum,” ifadelerini kullandı.</p>

<p></p>

<p><img alt="" height="967" src="https://istanbultimescomtr.teimg.com/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/10/imam-el-yazisi.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="700" /></p>

<p><strong>İMAMOĞLU MAHKEMEYE YAZI YAZDI: SÜREKLİ ERTELENEN BİR DAVA SÜRECİ İLE KARŞI KARŞIYAYIM</strong><br />
<br />
İçişleri Bakanlığı, 2022 yılında Büyükçekmece Cumhuriyet Savcılığı’na şikâyet dilekçesi vererek, 19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) ve 15,5 milyon vatandaşın cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanı olduğu dönemde, 2015 yılında düzenlenen bir ihale için suç duyurusunda bulundu.</p>

<p><strong>KARŞI KARŞIYA KALDIĞIM BU ‘YARGILANAMAMA’ NEDENİYLE SAVUNMALARIMI HUZURUNUZDA YÜZ YÜZE YAPMAK İSTİYORUM</strong><br />
<br />
Soruşturma sonunda, İmamoğlu hakkında, Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde “ihaleye fesat” davası açıldı. Mahkeme, İmamoğlu’na 3 yıldan 7 yıla kadar hapis ve siyasi yasak istenen davanın 409 gün içerisinde karara bağlanmasını önüne hedef olarak koydu. Ancak davanın açılmasının üzerinden geçen yaklaşık 3 yıl ve görülen 11 duruşmaya rağmen bir karar çıkmadı.</p>

<p><strong>5 CELSEDİR MÜTALAA BEKLEYEN HÂKİM DİYARBAKIR’A TAYİN EDİLDİ</strong></p>

<p>Savcılık makamı, 2 bilirkişi raporundan sonra ara karar verilmesine rağmen, yargılama heyetine 5 celsedir mütalaa sunamadı. Davanın mütalaa bekleyen hâkimi, geçtiğimiz 20 Haziran'da yayımlanan son HSK kararnamesiyle Diyarbakır'a tayin edildi. Yeni görevlendirmelerin henüz yapılmaması sebebiyle, geçtiğimiz 11 Temmuz’da görülen duruşmada, geçici hâkim ve savcı yer aldı.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İmamoğlu, avukatları aracılığıyla, geçici heyetten bir sonraki celseye SEGBİS yoluyla değil, fiziken katılmak istediğini beyan ederek, bu yönde ara karar verilmesini talep etti. İmamoğlu’nun talebini kabul eden geçici heyet, seçilmiş İBB Başkanı’nın 24 Ekim 2025 gününe ertelediği duruşmada hazır edilmesi için Marmara Ceza İnfaz Kurumu’na müzekkere yazılmasına hükmederek duruşmayı erteledi.<br />
<br />
<strong>GEÇİCİ HEYET, DURUŞMADA KABUL ETTİĞİ “FİZİKİ KATILIM” TALEBİNİ, CELSE DIŞI ARA KARARLA REDDETTİ</strong><br />
<br />
İmamoğlu, 14 Ekim’de avukatları Kemal Polat ve Nusret Yılmaz aracılığıyla davaya bakan mahkemeye dilekçeyle başvurarak, Büyükçekmece Adliyesi’ndeki duruşma salonunun yetersizliği nedeniyle yaşanılması muhtemel yoğunluk vb. sorunlar nedeniyle, savunma hakkının uygun koşullarda kullanılabilmesini temin amacıyla duruşmanın Silivri Ceza İnfaz Kurumu 1 No’lu Duruşma Salonu’na alınmasının yönünde talepte bulundu.</p>

<p>Mahkemeye sunulan dilekçede, “Ancak sayın mahkemenizce bu talebimiz reddedilmiş ve daha önce verilmiş bulunan ara kararından rücu edilerek, Marmara Ceza İnfaz Kurumu’na yazılan müzekkerenin işlemsiz iadesi istenmiştir. Tarafımızca duruşmada müvekkilin hazır bulunacağı beyan edilmiş olmasına rağmen, talebimizin aksine önceki ara kararından rücu edilmiş olması, müvekkil yönünden yeni bir hak ihlali oluşturacağı gibi, duruşmanın daha uygun fiziki koşullarda yapılması talebi adeta cezalandırılmıştır,” denildi.<br />
<br />
<strong>İMAMOĞLU’NUN AVUKATLARI: MÜVEKKİLİMİZ SEGBİS İLE DEĞİL FİZİKEN HAZIR BULUNMAK İSTİYOR</strong><br />
<br />
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi ile Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihatlarına atıf yapılan dilekçede, “Müvekkil Ekrem İmamoğlu, önceki dilekçelerimizde de açıkladığımız gibi, 24.10.2025 günlü 11. duruşmada, sayın mahkeme huzurunda SEGBİS ile bağlanarak değil, bizzat fiziken hazır bulunarak beyanlarını sunmak, savunmasını yapmak, hukuki dinlenilme hakkını kullanmak istemektedir ve bu isteğini tarafımıza yazılı olarak da iletmiş olup, müvekkilimizin yazılı talebini de sayın mahkemeye dilekçemiz ekinde sunuyoruz,” ifadelerine yer verildi.<br />
<br />
<strong>İMAMOĞLU’NDAN EL YAZILI TALEP: “İHALEYE FESAT SUÇUNUN OLUŞMADIĞI ORTAYA KONMUŞ OLMASINA RAĞMEN…”</strong><br />
<br />
İmamoğlu, kendi el yazısıyla kaleme aldığı ve dilekçe ekiyle mahkemeye sunulan talebinde şu ifadelere yer verdi:<br />
<br />
“Hakkımda 2023 yılının başında açılmış olan Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi'nde devam etmekte olan dava sürecinde, dosya tamamlanmış ve mahkemenin tayin ettiği iki ayrı bilirkişi heyet raporuyla da ihaleye fesat suçunun oluşmadığı ve bir kamu zararı bulunmadığı ortaya konmuş olmasına rağmen, bir karar vermeyi bırakın, savcılık tarafından esas hakkındaki mütalaanın dahi 20 Kasım 2024 tarihinden bu yana verilmemiş olması nedeniyle, maalesef sürekli ertelenen bir dava süreci ile karşı karşıyayım.<br />
<br />
Karşı karşıya kaldığım bu ‘yargılanamama’ nedeniyle, sayın mahkeme huzurunda bizzat hazır bulunarak kendimi ifade etmek, mahkeme huzurunda savunmalarımı yüz yüze yapmak istiyorum. Bu nedenle 24.10.2024 tarihli duruşmada, Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde bizzat hazır bulundurulmam yönündeki talebimi el yazımla da dile getirdiğim haliyle, sayın mahkemeye yeniden verecek olduğunuzu bildiğim dilekçeniz ekinde ivedilikle sunmanızı rica ederim.”</p>

<h2><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)</strong></h2></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglundan-demokles-in-kilicina-isyan</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Oct 2025 17:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/10/eko-yatay.jpg" type="image/jpeg" length="85996"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu Sadece Bir Savunma Değil Aynı Zamanda Hukuksuzluklara Ciddi Bir İsyandır]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/bu-sadece-bir-savunma-degil-ayni-zamanda-hukuksuzluklara-ciddi-bir-isyandir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/bu-sadece-bir-savunma-degil-ayni-zamanda-hukuksuzluklara-ciddi-bir-isyandir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, "Resmî belgede sahtecilik" suçlamasıyla yargılandığını davanın duruşması, Silivri'deki salonda gerçekleştirildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İMAMOĞLU: “BU İDDİANAMEYİ BİR SONRAKİ SEÇİMDE KENDİSİNİ YENECEĞİNİ BİLDİĞİ KİŞİ YAZDIRDI”</strong></p>

<p><strong>İmamoğlu özetle şunları söyledi:</strong></p>

<p><strong>“Bu iddianamenin okunduğu zaman, karşınızda 35 yıl önce 18 yaşında bir delikanlının bütün bu işleri nasıl yaptığını, bu hayal dünyasını bir savcının nasıl kurabildiğini, bu saçmalığı ve bu gerçekten ahlak dışı bir metni nasıl yazabildiğini, ben tasavvur edemiyorum. Ama şunu ediyorum: Bu iddianameyi, o yazmadı. Bu iddianameyi bir sonraki seçimde kendisini yeneceğini bildiği kişi yazdırdı. İddianamenin özü ve neti budur. Başka bir anlamı da yoktur. Bunu başta söyleyeyim. Bu bağlamda, davanın gerçekten varlığı bile yüz karası bir durumdur.”</strong></p>

<p><strong>İstanbul Times Haber Merkezi  -Hüseyin Çetiner - Silivri - İstanbul </strong></p>

<p><strong>TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNDE GELEN FIRSATLARI KAÇIRIYORUZ</strong></p>

<p><strong>“Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 Şubat'ta İstanbul Üniversitesi'ne yazı yazıyor. Sadece bir cümlesini okuyacağım. 24 Şubat’da diyor ki, ‘Acele et, hemen karar ver, hemen karar ver!’ Çünkü diyor, ‘İstanbul Üniversitesi Dekanlığı tarafından tanınırlık, yatay geçiş kontenjanları vesaire vesaire dair idari işlemlerin, Yüksek Öğretim Kurulu kararlarına aykırı olarak yapıldığı tespit edilmiş olup, bahse konu diplomanın kullanılmaya, parantez içinde, YSK ve bunun gibi, devam edildiği..’. Telaş ediyor, Ekrem İmamoğlu gider, Yüksek Seçim Kurulu'na Cumhurbaşkanı adayı olarak başvurur diye, başsavcı telaş ediyor. Yazan savcı telaş ediyor. Kendini ele veriyor. Bu evrak, aslında işin özeti. Çünkü YSK’ya, üniversite diploması, Sayın Hakim'im, bir tek cumhurbaşkanı adaylığı için veriliyor. Başka hiçbir makam için verilmiyor. Sadece cumhurbaşkanı adaylığı için. Bu tam bir rezalettir.”</strong></p>

<p><strong>“BİZİ ZANNEDİYORLAR Kİ ZİNDANLARDA SUSTURABİLECEKLER. SUSMAYIZ, SUSMAYIZ. SUSMAYACAĞIZ”</strong></p>

<p><strong>“Kendisinde olmayan bir evrakın üzerinden, memleketi bu kadar zora sokmanın bir anlamı yok. Gerçekten bu ülkenin artık bir umut seferberliğe ihtiyacı var. Şu saçma sapan işlerden acilen kurtulmaya ihtiyacı var. Milletin parası cebinde eridi. Türk yargısı yerle bir edildi. Yerle bir. Yargılama yapılmıyor. İnfaz yapılıyor, yargısız infaz. Umut seferberliğine ihtiyacımız var, umut seferberliğine. Biz, işte bu umut seferberliğine talibiz. Milletimize korkuyu değil, umudu yaşatmak için de asla vazgeçmeyeceğiz. Bizi zannediyorlar ki zindanlarda susturabilecekler. Susmayız, susmayız. Susmayacağız.”</strong></p>

<p><strong>“BİZ ÖNÜNÜZDE CEKETİMİZİ İLİKLERİZ, AMA SİZİN ÖNÜNÜZÜ İLİKLEYECEĞİNİZ KİMSE YOK BU TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NDE”</strong></p>

<p><strong>“Siz bu ülkenin sandığını ve geleceğini koruyacaksınız, siz. Adalet. Önemli bir göreve talipsiniz, hepimizden daha önemli göreve. Biz önünüzde ceketimizi ilikleriz, ama sizin önünüzü ilikleyeceğiniz kimse yok bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde.”</strong></p>

<p><strong>“Toplumun yüzde 70’i, ‘Evet terörsüz bir Türkiye, insanların eşit olduğu, insanların hak ve hukukunun korunduğu, bu toplumun 86 milyon insanımızın eşit hissedar şeklinde yaşamın gerçeklerinin en iyi bir biçimde, her insanın, her haneye en pozitif şekilde dağıldığı bir Türkiye arzusunu dile getiriyor ve bu çerçevede de bunu istiyor. Yüzde 75 civarında böyle bir çözüm sürecinin olmasını. Ama gelin görün ki, bugün iktidarın bunu başarabilme ihtimaline yüzde 25 bile güvenen yok. Böyle bir vahim durumdayız. Gelen fırsatları kaçırıyoruz.”</strong></p>

<p><strong>CUMHURBAŞKANI ADAYI OLARAK BAŞVURUR DİYE BAŞSAVCI TELAŞ EDİYOR</strong></p>

<p>18 Mart’ta üniversite diploması iptal edilen, 19 Mart’ta da yargı görünümlü sivil darbeyle özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun, “resmi belgede sahtecilik” suçlamasıyla yargılandığı davanın ilk duruşması, davaya bakan 59. Asliye Ceza Mahkemesi’nin bulunduğu Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi yerine Silivri'deki salonda görüldü.</p>

<p>CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partinin tüm kurmay kadrosu, CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik, İBB Başkanvekili Nuri Aslan, İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, oğulları Selim ve Semih İmamoğlu, babası Hasan İmamoğlu, kız kardeşi Neslihan Yakupçebioğlu, avukatlar, gazeteciler, İmamoğlu’nun Kıbrıs ve İstanbul Üniversitesi’nden arkadaşları ve kalabalık bir vatandaş topluluğu, duruşmada İmamoğlu’na destek verdi. Duruşmanın görüleceği salona dakikalarca süren alkışlar eşliğinde giren İmamoğlu, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu” ve “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” sloganlarıyla karşılandı. Savunması sırasında sıcak havanın etkisiyle ceketini çıkaran İmamoğlu, gömleğinin kollarını katlayarak ifadesini vermeye devam etti.</p>

<p><strong>“KENDİNDE O BELGE OLMAYAN KİŞİ, İNŞALLAH DİNLİYORDUR”</strong></p>

<p>İmamoğlu, Mahkeme Başkanı’nın eğitim durumu sorusuna verdiği, “Yüksek lisans” ve “Sabıkanız var mı?” sorusuna verdiği "Allah'a şükür yok" yanıtları da salonda bulunanlarca alkışlarla karşılandı. İmamoğlu, hakimin iddianameden bölümler okuması ve bu bölümün uzaması üzerine, araya girerek, “Anlattığınız hiçbir şeyin benimle ilgisi yok hala,” ifadelerini kullandı. İmamoğlu, duruşma salonunda üniversite arkadaşlarını göstererek, "Ben üniversite arkadaşlarımla çift kale maç yapabilirim.</p>

<p>Bazılarının tavla oynayacak arkadaşı yok," dedi. İmamoğlu, okuma işleminin devam etmesi üzerine ikinci kez araya girerek, “Sayın Hakimim, araya giriyorum ama hala hiçbirinin benimle ilgisi yok farkında mısınız? Okumanız hoşuma gidiyor. Gayet memnunum, teşekkür ederim. Savcıyı biliyorum, kimin yazdığını. Benimle ilgili acelesi var çünkü. 18 yaşındayım bu arada. Ben şu an 18 yaşındayım bütün bu anlattıklarınız sırasında aklınızda olsun da. Okumayacağım dediniz ama tamamını okuyorsunuz.</p>

<p>Ben anlamadım şu an anda amacınızı. Ama dinlemek beni rahatsız etmiyor, onu söyleyeyim. Umarım O da dinliyordur. İnşallah O da dinliyordur. Kendinde o belge olmayan kişi, inşallah dinliyordur. Ben 18 yaşındayım ve sizi dikkatlice dinliyorum şu anda sayın Hakimim. Bütün bunları nasıl yapmışım, merak ediyorum. Haydi bakalım. Ben de iddianamenin rezaletinin altını çiziyorum” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“BU İDDİANAMEYİ BİR SONRAKİ SEÇİMDE KENDİSİNİ YENECEĞİNİ BİLDİĞİ KİŞİ YAZDIRDI”</strong></p>

<p>İmamoğlu’nun iddianamenin kısmen okunmasından sonra yaptığı savunmanın tam metni şöyle oldu:</p>

<p>“Sizi daha iyi görebilmemi sağlarsanız, gerçekten onur duyarım. Yani sadece saçınızı görüyorum. Bence bu düzen de biraz saçma bir düzen yani. Hakimin beni görmesi, benim onu görmem gerekiyor. Buradaki fiziksel kurgunun yanlış olduğunu söylemeye çalışıyorum. Çünkü tam arkanızda, ‘Adalet mülkün temelidir’, yani devletin temelidir diyor ve sizin onu temsil ettiğinizi bilerek, yüksek bir saygıyla sizinle bugün burada savunmamı yapacağım. Ama siz iddianameyi uzun uzun okudunuz.</p>

<p>Bu iddianamenin okunduğu zaman, karşınızda 35 yıl önce 18 yaşında bir delikanlının bütün bu işleri nasıl yaptığını, bu hayal dünyasını bir savcının nasıl kurabildiğini, bu saçmalığı ve bu gerçekten ahlak dışı bir metni nasıl yazabildiğini, ben tasavvur edemiyorum. Ama şunu ediyorum: Bu iddianameyi, o yazmadı. <strong>Bu iddianameyi bir sonraki seçimde kendisini yeneceğini bildiği kişi yazdırdı.</strong> <strong>İddianamenin özü ve neti budur. Başka bir anlamı da yoktur. Bunu başta söyleyeyim. Bu bağlamda, davanın gerçekten varlığı bile yüz karası bir durumdur.”</strong></p>

<p><strong>“DARBEYİ DESTEKLEYENLERİ ONA APARAT OLANLARI BURADAN EN YÜKSEK SEVİYEDE KINIYORUM”</strong></p>

<p>“Bugün 12 Eylül. 12 Eylül, bu anlamda Türk toplumunun hafızasında net olarak darbeyi hatırlatır. Bu bağlamda da açıkçası ama askeri olsun ama sivil olsun ama siyasi olsun ama iktidar eliyle olsun ama iktidar eliyle beslenen bir cemaat tarafından yapılmış olsun… Tüm darbeleri darbeyi yapanları, darbeyi alkışlayanları, darbeyi pohpohlayanları, darbeyi destekleyenleri ona aparat olanları buradan en yüksek seviyede kınıyorum. Ve açıkçası ülkemizin, bu tür darbelerle yüz yüze kalmamasını da diliyorum.</p>

<p>Ama ne yazık ki şu anda da bir darbe sürecinin içerisinde olduğumuzun da yine altını çizmek isterim. Bu manada, karar verenlerin ve bu sürece alet olanların ne kadar büyük bir bedel ödettiğini de topluma, millete, milletin geleceğine, yine altını net olarak çizmek istiyorum. 1 yıldır böyle bir kurgunun başladığı ve 18 Mart'ta diplomamın iptaliyle fitilinin çekildiği, 19 Mart'ta da yapılan operasyonlarla sürecin başladığı, gerçekten çok acı bir dönemi hep beraber yaşıyoruz. Bu ara çok sıcak oldu. Kusura bakmazsanız… (Ceketini çıkarıp, gömleğinin kollarını katladı.)”</p>

<p><strong>“BİZE YENİKAPI YETMEZ, BİZE MALTEPE DE YETMEZ”</strong></p>

<p>“En başta, mahkemenizin esasen Çağlayan'da olduğunu ve sürecin niye ertelendiğini anlattınız. Bunu da hassasiyetle anlattınız. Çünkü, gerçekten mahkeme yerinde olursa anlamlıdır. Ve o yerindeki kutsallığının ayrı bir değeri ve önemi vardır. Açıkçası mekansal büyüklüğü tarifliyorsanız, bize Yenikapı yetmez, bize Maltepe de yetmez. Bize hiçbir yer yetmez.</p>

<p>Gerçekten bu anlamda bu toplumu yerinden yaralayan ve sarsan bu olayı, şu anda on milyonların izlediğini ve on milyonların yüreğinin yandığını ve bu işin ne anlama geldiğini en küçük çocuktan en yaş almış büyüğümüze kadar herkesi derinden sarsan bir konunun içinde olduğumuzun da altını çizmek isterim. Çünkü herkesin emeği ne varsa, ne elde etmişse onun elinden alınma riskiyle karşı karşıya olan bir kurgunun içindeyiz. O manada bu davanın varlığı bile bir yüz karasıdır, diyerek altını çiziyorum.”</p>

<p><strong>“YÜCE TÜRK YARGISI'NIN GETİRİLMİŞ OLDUĞU DURUM, GERÇEKTEN BİZİ ÜZÜNTÜYE BOĞMAKTADIR. HİCAP DUYUYORUM”</strong></p>

<p>“Tabii siyasi tarihimiz, üzülerek ifade ediyorum ki; demokrasiyi, milletimizin özgür olma iradesini ve umuda hapsetmeye çalışan nice davalarla doludur. Türkiye'de değişim isteyenler, hak hukuk arayanlar, bunun mücadelesini verenler, ne yazık ki bu tür davalarla tarih boyunca muhatap olmuşlardır. Fakat bugün öyle bir sebepten buradayız ki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin ve Yüce Türk Yargısı'nın getirilmiş olduğu durum, gerçekten bizi üzüntüye boğmaktadır. Hicap duyuyorum. Sizin bugün bu işe mesai ayırmanızı bile hicap duyarak, üzülerek takip ediyorum ve içinde oluyorum.</p>

<p>Ona karşı dört seçim kazandığımı ve beşinciyi de kazanacağımı bildiği için ve gördüğü için, net olarak bu duruşmanın tasarruf edildiği ve hazırlandığının da milletimiz tarafından, o kadar ayar beyan bilindiğinin farkındayım ki; bunu bilmeyen yok toplum içerisinde. Tariflenmesi güç olan bu duruşma, ilginç konusuyla şimdiden tarihe geçmiştir. Otokratların rakibini elemek için yeni bir icadının da Türkiye'de bulunmuş olmasının da çok kötü, talihsiz bir tarihe not düşme olduğu da bellidir.”</p>

<p><strong>“NASIL SAVUNACAKSIN KENDİNİ?”</strong></p>

<p>“Tabii bu salondaki herkes, siyasi tarihimize geçecek bu duruşmada, anlaşılması düz mantıkla izah edilemeyecek bir konuyla karşı karşıya olduğunun farkında. Ve gerçekten beyin yakan bir iş yani. Az önce okuduğunuz bütün metnin tamamının, notun 2,5 olması ve transkriptle broşürleri vermem dışında, benimle hiçbir ilgisi yok. Yani hiçbir ilgisi yok; uzaktan yakından. 18 yaşında birisi karşınızda. Bunların hiçbirisinde, benim bir elimin değdiği husus yok. Ve ben, sahtecilikle yargılanıyorum.</p>

<p>Hem de hapis cezasıyla, siyasi yasakla yargılanıyorum. 9 yılla yargılanıyorum. Düşününüz. Bu manada isim bulmakta bu davaya, ben çok zorlanıyorum. İnsan bu davaya isim bulmakta zorlanırken, gerçekten kendini savunmakta da zorlanıyor yani. Nasıl savunacaksın kendini?”</p>

<p><strong>“VATANDAŞIN TAVLA OYNAYACAK ÜNİVERSİTE ARKADAŞI YOK”</strong></p>

<p>“Benim arkadaşlarımın bir kısmı geldi üniversiteden. Sağ olsunlar. 11-11 iki takım çıkar, maç yaparız. Vatandaşın tavla oynayacak arkadaşı yok. Tavla oynayacak üniversite arkadaşı yok. Ve bu işlerle uğraşıyor.</p>

<p>Memleketin daha büyük işleri varken, bu işle uğraşıyor. Acı bir durumdur yani. Tabii kendi savunmamı yapmak kısmı gerçekten zor. Çünkü tümüyle saçmalıktan ibaret bir konusu vardır. Tamamıyla saçmalıktır. Evet bu davanın konusu, bir saçmalıktır. Yani İstanbul Üniversitesi yetkisi olmayan bir diploma iptal ederken bile saçmalık yapılmıştır. Aynı zamanda, kurul oluşurken içinde hukuk fakültesinde kimsenin olmadığı bir heyetle iptali yapması da bir saçmalıktır.</p>

<p>O da ayrı bir şey. Tabii davanın konusu; -bana göre senaryosu- ‘Şüphelinin resmi belgede…’ Hangi resmi belgede yapmışız? ‘Sahtecilik suçuna iştirak ettiği…’ İştirak ettim yani! Ben nasıl iştirak etmişim? Hileli bir şekilde evrakı almışım, yani diplomayı, gitmişim yüksek lisansa başvurmuşum, yüksek lisans amacıyla İstanbul Üniversitesi yüksek lisansını almışım. Askerlik şubesine sunarak, bunu kullanmışım. Yüksek Seçim Kurulu’nda kullandığı kısmı, zurnanın ‘zırt’ dediği yer.”</p>

<p><strong>“EKREM İMAMOĞLU GİDER, YÜKSEK SEÇİM KURULU'NA CUMHURBAŞKANI ADAYI OLARAK BAŞVURUR DİYE, BAŞSAVCI TELAŞ EDİYOR”</strong></p>

<p>“YSK’da ben onu kullanmadım. Çünkü benim ihtiyacım yok YSK’da bugüne kadar. Ne Beylikdüzü belediye başkanlığına talip olurken ihtiyacı var ne de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na talip olurken buna ihtiyacım var. Yok. Lise diplomasıyla da olabiliyor yani. Buna ihtiyacım yok. Yani iddianameyi yazan, baştan kendini ele vermiş. ‘Yüksek Seçim Kurulu’na başvurmuş!’ Ben panolar hazırlattım, panolarla size yardımcı olmak istiyorum. Bu, Cumhuriyet Başsavcılığı'nın… 24 Şubat'ta İstanbul Üniversitesi'ne yazı yazıyor.</p>

<p>Sadece bir cümlesini okuyacağım. 24 Şubat’da diyor ki, ‘Acele et, hemen karar ver, hemen karar ver!’ Çünkü diyor, ‘İstanbul Üniversitesi Dekanlığı tarafından tanınırlık, yatay geçiş kontenjanları vesaire vesaire dair idari işlemlerin, Yüksek Öğretim Kurulu kararlarına aykırı olarak yapıldığı tespit edilmiş olup, bahse konu diplomanın kullanılmaya, parantez içinde, YSK ve bunun gibi, devam edildiği..’.</p>

<p>Telaş ediyor, Ekrem İmamoğlu gider, Yüksek Seçim Kurulu'na Cumhurbaşkanı adayı olarak başvurur diye, başsavcı telaş ediyor. Yazan savcı telaş ediyor. Kendini ele veriyor. Bu evrak, aslında işin özeti. Çünkü YSK’ya, üniversite diploması, Sayın Hakim'im, bir tek cumhurbaşkanı adaylığı için veriliyor. Başka hiçbir makam için verilmiyor. Sadece cumhurbaşkanı adaylığı için. Bu tam bir rezalettir. Bakın altını çiziyorum; rezalettir. Burada bunu, böyle neon ışıklarla bütün Türkiye'ye duyurmak istiyorum.”</p>

<p><strong>“TARİHE UTANÇ BELGESİ OLARAK GEÇMİŞTİR BU YAZIYI YAZAN KİŞİNİN ZİHNİYETİ VE AKLI”</strong></p>

<p>“Tabii bu arada tarihe utanç belgesi olarak geçmiştir bu yazıyı yazan kişinin zihniyeti ve aklı. İddianamenin az önce okuduğunuz bütün bölümlerinde, özellikle o son 10 maddede, hiç birisinin Ekrem İmamoğlu'yla ilişkisi yok.</p>

<p>Yani ne yetkisi var ne o belgenin hazırlanmasında ne bir sürecin başlatılmasında… Yahu yetkisi yok. İmzası yok. Olamaz. Ekrem İmamoğlu bir öğrenci. Öğrenci! 18 yaşında! Kardeşiniz vardır, yeğeniniz vardır, evladınız olabilir. 18 yaşında bir çocuğun, bir gencin düşürüldüğü duruma bakar mısınız?</p>

<p>Yazıklar olsun. Ve işte tümüyle bir saçmalık metni oluşmuş. Bunu yapan, yazdıran aklın, gerçekten sahiciliğe, gerçekliğe hakaret edercesine, neyin izini sürdüğü, nasıl bir kötülük peşinde koştuğunu, ben, elbette çok iyi biliyorum. Tabii bu tip beyin yakan davaların, tarihten bugüne değin yaratıcıları, iktidar gücünü elinde bulundurmuş kişiler olduğunu da biliyoruz.</p>

<p>Hakikatin önemsizleştiği, seçkin elitlerin hileli akıl yürütmelerle toplumu manipüle ettiği bir çağdayız. O yüzden, birazdan adını koyacağım bu tuhaf rejimin, böyle bir davayı da üretmesi, açıkçası hiç şaşırtıcı değil. Çünkü tuhaf bir rejimin içindeyiz biz. Tuhaf!”</p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN HAKİME ‘SU’ TEŞEKKÜRÜ: “BİZİ ŞIMARTIYORSUNUZ”</strong></p>

<p>“Tabii ne kadar akıl ve mantık dışı olursa olsun, bu eylemlerin başarıya ulaşması, yani ikna yoluyla kabulü; o eylem liyakatli bireylerle yapılırsa mümkün olur. Bakın burası çok önemli. Burayı iyi dinleyin. Burası çok önemli. Liyakatli bireylerle yapılırsa mümkün olur. Ancak, ‘liyakat’ kelimesinin vücudunda kızarık kırmızı noktalar çıkardığı insanlar ise ehilleri bulamazlar. Onların liyakatle işi yoktur.</p>

<p>Onlar, işi kaba kuvvetle, kanunun verdiği yetkinin istismarı ile yapacakları bulurlar. Aparat kullanacağı insanları bulurlar. Ve onlarla hareket ederler. Çok nettir bu. Var olan irrasyonel suçlamanın, saçmalığın aksine, benim çok da rasyonel bir anlatımım olacak bu konuda. Ben, bu davanın iki kere mağduruyum.</p>

<p>Birincisi; güzel anacığımın ak sütü kadar helal, kazancım, yani alın teriyle aldığım diplomam, yok sayılıp, iptal edildi. Gençliğimin en anlamlı beş yılını, beş yıllık emeğimi, çabamı, gayretimi bir çırpıda yok ettiler. <strong><em>(İfadenin burasında Mahkeme Başkanı, görevliler aracılığıyla İmamoğlu’na içmesi için su yolladı.)</em></strong> Bir senedir alışık değiliz Sayın Hakimim. Bizi şımartıyorsunuz yani. Çok teşekkür ederim. Onur duydum. Gerçekten onur duydum yani. Adil kararlarınızla da bu memleketi de inşallah su gibi ferahlatırsınız. Öyle söyleyelim.”</p>

<p><strong>“ŞEBEKEYE BAK! KOCAMAN BİR ŞEBEKE!”</strong></p>

<p>“Bunu tekrardan hatırlatıyorum. Anacığımın ak sütü kadar helal olan diplomamı iptal ettiler. 17 yaşında Kıbrıs'a gittim. 23 yaşında İstanbul Üniversitesinden mezuniyet diplomamı aldım. Kul hakkı yemek adına, çekinmeden imza atan bir şebekeyle karşı karşıyayız. Buradan tekrar hatırlatıyorum milletimize. Bunu yapan akıl; tapunuzu, evinizi, paranızı, işinizi, şirketinizi, her şeyinizi, her şeyinizi, geçmişinizi bile elinizden alır. Alır yani, tereddüt etmez. Alıyorlar da zaten. Tereddüt etmez. İkincisi…</p>

<p>Burası çok ironik. Dedim ya çok rasyonel iki anlatımım olacak. Burası birincisiydi, şimdi ikincisi. Burası ironik ama! Burada bir komploya gittim ben. Açık söyleyeyim. Nasıl bir komplo? Dedim ya; 17 yaşında Kıbrıs'a gittim, 19 yaşında İstanbul Üniversitesi'ne geçiş yaptım.</p>

<p>Ta o yıllarda, 30-35 yıl önce, benim cumhurbaşkanı olacağımı o günden anlamışlar! O günden anlamışlar! Eski adı ‘University College of Northern Cyprus' (UCNC) olan, şimdiki adı Girne Amerikan Üniversitesi'ni kurmuşlar, hazırlamışlar. Orada bir şebekeyi kurmuşlar. Ondan sonra, orada bir heyet hazırlamışlar. Yetinmemişler; İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde bir heyet kurmuşlar! Profesörler, hocalar, kurullar… Hatta YÖK'te kurmuşlar! Çünkü YÖK kabul etmiş bunu. Şebekeye bak! Kocaman bir şebeke!”</p>

<p><strong>“İDDİANAMEDEN DAHA GERÇEKÇİ BİR SENARYOYU SİZE ANLATTIM”</strong></p>

<p>“Bu şebeke çalışmış. Hatta önceden çalışmış. 2 yıl önceden, şu ilan gibi, ‘İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nden’ diyerek, Milliyet gazetesinde çıkan ilandan, gazete ilan vermeye başlamışlar. 2 yıl önceden. Bu 1987’de, 88’de verilen ilan. İlan vermişler bunlar. Şebekeye bak! 2 yıl önceden çalışmaya başlamış! ‘19’ dedim, 17 yaşında anlamışlar Ekrem İmamoğlu'ndan cumhurbaşkanı olacak! Sonra bunlar, geçişimi hazırlamışlar, her şeyi, belgeleri yapmışlar, ‘İşi nerede kotarırız’ demişler. Toparlayamıyorlar bir türlü.</p>

<p>Buna rağmen toparlayamıyorlar. Bir de gitmişler kütüğe, UCNC yerine, Doğu Akdeniz yazmışlar. Kim yazmış? Bilmiyoruz. Bir gizli el değmiş! Hangi ülkenin ajanları acaba! Şu anlattığım senaryo bile, iddianameden daha rasyonel bir senaryo. O kadar irrasyonel, o kadar saçmalık…</p>

<p>Onun için gerçekten şunu düşünmeden edemiyorum: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti'ni lağvetmeye bile göze alırlar yani. Hani bu diplomayı iptal etmek için, aslında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti diye bir devlet yoktur! Türki Cumhuriyetleri’nin, Rum kesimine büyükelçilik aşılmasına ses çıkarmayanlar bunu yapar! Yapabilir yani. Bu arada, bu anlattığım ne kadar size irrasyonel gelebilir, kurgu gelebilir, trajik gelebilir, trajikomik gelebilir. Ama az önce saygıdeğer Hakim’in ifade ettiği iddianameden daha gerçekçi bir senaryoyu size anlattım.”</p>

<p><strong>“KÖTÜ BİR EMLAKÇIYA DÖNÜŞEREK BU MEMLEKETİ YÖNETMİYORUM.</strong> <strong>SATMIYORUM, ÇALMIYORUM, ÇIRPMIYORUM”</strong></p>

<p></p>

<p>“Sayın Hakim’im, bu arada benim hayatım çok sahici, onu söyleyeyim. Gerçek. Her şeyiyle gerçek. Vallahi gerçek. Çocukken düşmem de gerçek, kalkmam da gerçek. Başarılarım da gerçek, başarısızlıklarım da gerçek. Hayatımda her şeyim gerçek. O kadar şahidim var ki Allah'ıma şükürler olsun.</p>

<p>40 haneli, masal gibi bir köyde doğdum. Ve o 40 haneli köy, masal gibi. Bir tarafından ırmak akıyor, öbür tarafından ırmak akıyor. Yemyeşil, doğa güzeli. Ağaçlar, ormanlar, fındık bahçeleri… Pırlanta gibi. Cevizli Köyü’nde doğdum. 5 yaşında, ailemin girişimciliği ve yapacağı yatırımlarla ilgili başka bir köye göç etmeyi tasavvur etmişler. Trabzon'la Akçaabat'ın tam ortasında Yıldızlı Köyü'ne yerleşiyoruz.</p>

<p>Karadeniz'in böyle en güzel sahillerinden birisinde, 5 yaşından liseyi bitirene kadar da o köyde yaşıyorum. Köy çocuğuyum ben, köy çocuğu. Doğayı seviyorum, hayvanları seviyorum. Doğaya zarar vermiyorum. Bir şehrin içinden ‘kanal açalım’ diye kendimi paralamıyorum. Kötü bir emlakçıya dönüşerek bu memleketi yönetmiyorum. Satmıyorum, çalmıyorum, çırpmıyorum. Bütün bunların kaynağı, o iki pırlanta gibi köyden gelir. O köydeki yetişmemden gelir.”</p>

<p><strong>“KİMSENİN ONURUNU KIRMAYACAKSIN”</strong></p>

<p>“Çok çalışkan kadınların arasında büyüdüm. Anacığım, anneannem, babaannem, teyzelerim, yengelerim… Her birisi rençber, her birisi çiftçi. Her türlü ürün üretirler. İlk doğduğum köyde fındık, diğer köyümde tütün yetiştirirler. O bahçelerde ben rençberliği öğrendim, çiftçiliği öğrendim. Girişimci, çok çalışkan evin erkekleri var. Babam, amcaların, dedem, büyük amcalarım…</p>

<p>Büyük aile, bir arada yaşıyoruz. Kereste atölyemiz var, benzin istasyonumuz var, inşaat malzemesi dükkanımız var. Ama köyde yaşamayı tercih eden bir ailemiz var. Çok gerçek bir hayat yaşadın ben. İlkokulu okudum; Kanuni Süleyman İlkokulu. Çocuk Esirgeme Kurumu çocuklarıyla birlikte okudum. Çünkü kapılarımız, okulumun kapısıyla Çocuk Esirgeme Kurumu'nun kapısı, karşı karşıyaydı.</p>

<p>Aynı sınıfta annesiz, babasız, Çocuk Esirgeme Kurumu’nun çocuklarıyla okumanın bana verdiği erdemle yaşıyorum ben şu anda. Her çocuğu, her insanı anlamanın özelliği, bana o sınıftan gelir. Bir anne gibi davranan, Songül Aytekin rahmetli ilkokul öğretmeninden gelir. Öğretmenime, öğretmenler gününde kolonya aldığımda, sınıfta baktım ki benden başka hediye alan yok. Ben bir daha, bir ortamda birine gözüne soka soka hediye vermemeyi bile adamlık olarak zihnime koydum ve öyle yaşadım. Öyle yaşıyorum. Çünkü kimsenin onurunu kırmayacaksın.”</p>

<p></p>

<p><strong>KKTC GÜNLERİNİ ANLATTI</strong></p>

<p>“Ben, oradan başka bir okula gittim. Atatürk Köşkü'nün yanında Köşk Ortaokulu’na. Çok nitelikli, çok güzel dostluklarım da oldu. 12 kişilik sınıfta, çok güzel 3 yılım geçti. Oradan 59 kişilik Trabzon Lisesi'ne geçtim. Trabzon Lisesi'nin 100’ncü dönem mezunuyum. 140 yaşında o okul şu anda. Nice cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, vesaire yetiştirdi. O okulda okumayı çok istedim. Ama hata mıdır, doğru mudur, bilmiyorum ama lise son sınıfta futbola düşkünlüğüm başladı. Futbolcu olmaya karar verdim bir anda. İyi öğrenciydim.</p>

<p>Açık söyleyeyim. Not ortalamam 10 üzerinden 8 civarında, iyi bir öğrenciydim. Ama son sınıfta futbolcu olmaya karar verdim. 50 günün üzerinde okula gidemedim. Şehir dışı maçlarım, şehir içi maçlarım, falan filan… Üniversite sınavına girdim. Ailem, illa ‘Ailenin ilk inşaat mühendisi olacaksın’ dedi.</p>

<p>Olmadı. Çünkü hazır değildim. Onların ısrarıyla başaramadık. Bu ısrardan sonra Kıbrıs'a gitti. Çünkü babam ayarlamışlar, planlamışlar, görüşmüşler, bulmuşlar. Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde İnşaat Mühendisliği Bölümü’ne yazılmak üzere, rahmetli amcamla beraber Kıbrıs'a gittik. Belgelerimiz hazır. Doğu Akdeniz'e gideceğiz. Her şeyimiz, kabulümüz hazır. Sadece seviye sınavına girip, inşaat mühendisliğine başlayacağız. Bunu hep böyle anlattım.”</p>

<p><strong>“HER YERDE ANLATIYORUM”</strong></p>

<p>“Sonra gittiğimizde, Girne'de bir otelde kaldık. Sabah kalktık Mağusa’ya geçtik. Mağusa’yı görünce, ben biraz ürktüm ne yalan söyleyeyim. Burada Kıbrıs'tan dostlarım var. Alınmasınlar. Mağusalılar olabilir aralarında. Mağusa’ya gittiğimde, gerçekten yeşillik yok, çok kıraç bir yer. Ben de yemyeşil bir yerden gelmişim; ürktüm yani orada.</p>

<p>Sonra gündüz gözüyle Girne'ye geldik. Girne'ye de aşık oldum. Tesadüf tanıştığımız iki aile… İkisi de burada. Onlarla tanıştık, konuştuk. Onlar, Girne Amerikan'a yazılmışlar. İşletme. Allah'tan -benim de amcam, rahmetli nur içinde yatsın, kolay ikna olur- ikna ettim amcamı. Allah'tan cep telefonu yok. Telefonla arasanız Kıbrıs’ı, beş günde bağlanamıyorsunuz o zaman.</p>

<p>4 gün, 5 gün sürüyor. Arasa babamın, kıyameti koparacak, beni tekrar inşaata yazdıracaklar. İkna ettim. Ben zaten işletme okumak istiyorum, inşaat okumak istemiyorum. İkna ettik ve gittik, Girne Amerikan Üniversitesi'ne kaydolduk. Girne Amerikan Üniversitesi'nde seviye sınavına girdim. İki kur atladım, üçüncü kurdan okuluma başladım dil hazırlık bölümüne ve kaydoldum. Ben bunu, 35 senedir her yerde anlatıyorum. YouTube'da anlatıyorum, kanallarda anlatıyorum, İstanbul Üniversitesi'nde anlatıyorum. Her yerde anlatıyorum.</p>

<p><strong>“BİR WEB SİTESİNDEN SAHTECİLİK ÜRETMEYE KALKAN KİŞİNİN, KENDİ SAHTEDİR”</strong></p>

<p>“Oturup web sitesini ben yazmıyorum, bilmem neyi ben yazmıyorum. Bakın; avukatlarım bütün hukuki gerekçeleriyle süreçleri anlatacaktır. Neyin yanlış olduğunu, yalan olduğunu… Ekrem İmamoğlu’nun Doğu Akdeniz Üniversitesi’nde okuduğunu yazdı yazar.</p>

<p>Yok öyle bir şey. Yalan. Yani örnek veriyorum. Dolayısıyla web sitesine bunu, bu anlatımı birisi yazmış. Ben, savcılığa ifade verirken öğrendim bunu. Savcılığa ifade verirken, savcı dedi ki böyle böyle… Döndüm kendi avukatıma, ‘Nereden çıktı bu’ dedim. ‘Evet’ dedi, ‘Biz de böyle gördük’ dedi. Sorguluyoruz bunu. Ben mi yazıyorum web sitesini?</p>

<p>O dönemde Doğu Akdeniz'in ÖSYM ile de bir ilişkisi yok. Oraya da ÖSYM'yle girmiyorsunuz. Nasıl Girne Amerikan'da kayıt oluyorsanız, aynı şekilde de Doğu Akdeniz'e kaydoluyorsunuz. Direkt evraklarım var, gideceğim seviye sınavına gireceğim ve Doğu Akdeniz'e yazılacağım. Bunun bir mahareti yok, bir kıymeti yok. Niye kıymeti yok? Bir web sitesinden sahtecilik üretmeye kalkan kişinin, kendi sahtedir.”</p>

<p><strong>“İŞTE BENİM YAŞAMIM, BU KADAR SAHİCİDİR”</strong></p>

<p>“Bu şekilde kaydımızı yaptırdık. Sonra, biz oradan geldik… İşte bir arkadaşımın benden bir yıl önce İstanbul Üniversitesi'ne geçtiğini öğrendim. Evet, şaşırdım. Çünkü ben, ‘geçiş’ diye bir şey bilmiyorum yani. Doğu Akdeniz de olsa bilmiyorum, Girne Amerikan da olsa bilmiyorum yani. Şaşırdım.</p>

<p>‘Aaa nasıl oldu?’, ‘E geçiş ilanı çıktı, geçtim’, ‘Öyle mi?’, Öyle’, ‘İyi, hayırlı olsun.’ Üzüldüm de. Ev arkadaşım. Kendisi de burada. Üzüldüm de gittiğini. Ağladım yani adam yanımızda olmadığı için. Bir sene alışmışız birbirimize. Ağladım yani. Bir sene sonra takip ettim. İşte az önce gösterdiğim şu ilanı gördüm. Ve başvurdum. İşin hikayesi bu. Sonra, 90 yılında İstanbul Üniversitesi'ne geçiş yaptım.</p>

<p>Benden 2 sene önce babam, İstanbul'a iş hayatını getirmişti. Beraber ticaret, koşturduk, gece-gündüz çalışan bir iş adamı oldum bu gencecik yaşta. Yetinmedim; onun dışında İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi öğrencisi oldum. Yetinmedim; İstanbul Üniversitesi'nin futbol takımının kalecisi oldu. Kazandığımız bütün maçları heba etti savcı! İlk defa tarihinde Türkiye finallerine gittik Kocaeli'de.</p>

<p>İstanbul Üniversitesi'nin kalecisiydim o zaman. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nin kalecisi oldum. Bunları yaşadım. Dolu senelerle biz o üniversiteyi bitirdik ve anamın ak sütü gibi helal diplomamı aldım. İşte benim yaşamım, bu kadar sahicidir.”</p>

<p>“<strong>O MAKAMDAN KOPMAMAK ADINA, BU ÜLKEYE GÜNDEM YARATMAK ADINA, SAHTECİLİĞİN DİK ALASINI YAPAN BİR DÖNEMLE KARŞI KARŞIYAYIZ”</strong></p>

<p></p>

<p>“Hayatın gerçeklerini konuşmak lazım. Bizi hayatın gerçeklerinden uzaklaştırarak, makama saplanarak, o makamdan kopmamak adına, bu ülkeye gündem yaratmak adına, sahteciliğin dik alasını yapan bir dönemle karşı karşıyayız.</p>

<p>Bugünün gerçekleri çok yakıcı. O bakımdan bu durumun, açıkçası net sebebi olan, az önce ifade ettiğim gibi, önümüzdeki ilk seçimlerde milletten ve milletin iradesinden korkan akıl, iktidar, cumhurbaşkanı adayı olmamam için, üniversite diplomamı gasp ederek, yaptığı ve yaptırılan bu işlemden dolayı bugün buradayız. Bu çok net. Bu, şu anda bu milletin her ferdinin zihninde, aklında yerleşmiş bir kanaattir. Çok net. Ayıptır, yazıktır, utanç vericidir.</p>

<p>Pespaye bir durumdur. Sanki kendine ait bir koltukta oturuyor. Millete ait yahu. 86 milyon insana ait. Gelirsin ve gidersin. Gelirsin ve gidersin. O bakımdan kaybettiğini, kaybedeceğini anladığı için, rekabetten kaçtığı için, demokrasiye inanmadığı için ve hiç inanmadığı için, bugün işte aylardır bu ülke sıkıntı çekiyor, zulüm çekiyor, parasını kaybediyor.”</p>

<p><strong>“DÜŞMAN HUKUKU, YARGI TACİZİ, AHLAK DIŞI İŞKENCE, SÜRGÜN… NE VARSA YAŞATTILAR. YAŞATIYORLAR…”</strong></p>

<p>“Partimizin 23 Mart'ta, Genel Başkanımızın -kendisini saygıyla selamlıyorum- ortaya koyduğu ‘ön seçimle adayımızı tercih edeceğiz’ fikriyle beraber, yapılan ön seçim tarihine, sırf o ön seçime bile ulaşmamak adına, diplomamı telaşla, alelacele gasp etmenin ve beni cezaevine göndermenin bütün gereçlerini ortaya koydular. Ellerinden geleni yaptılar. Düşman hukuku, yargı tacizi, ahlak dışı işkence, sürgün…</p>

<p>Ne varsa yaşattılar. Yaşatıyorlar. 250 milyar dolar desek bu ülkenin kaybını, yanılmayız. Yazık. Burada yargıyı, en yüce makamı temsil eden Hakim Bey’den savcısına, buradaki güvenlik görevlilerinden, güvenlik güçlerinden herkesin cebinden milyonlar aktı gitti. Sırf kendi ikbali ve kendi koltuğu için! Yazıktır. Bugün yapılan bu ahlak dışı ve hukuk dışı uygulamalar, gerçekten o açıdan devletimize, millettimize karşı yapılmış uygulamalardır. Çocukların geleceğini çalmaktır. Gençlerin geleceğini çalmaktır. Umutsuzlaştırmaktır. Ve bugünün iletişim çağrında çağında, tarihi geçmiş, pespaye hamlelerdir.”</p>

<p><strong>“TÜRKİYE'DE MİLLETİMİZİN YÜZDE 80’İ YÜCE TÜRK YARGISI’NA İNANMIYOR”</strong></p>

<p>“Ve açıkçası bugün başka gerçekler var: Diploma sahteciliği var. İntihal ve akademide iltimasla meslek sahtecilikleri var. Unvan sahtecilikleri var. Yani adalet önündeyiz. Sahtecilikle avukat olan, oldurulan sistemler kurulmuş bu ülkede. Bunlar görmediğimiz işler. Geçmişte hiç görmediğimiz, bilmediğimiz işler. Sayın Hakim, Türkiye'de milletimizin yüzde 80’i Yüce Türk Yargısı’na inanmıyor. Yüzde 80’i! Bu çok acı bir orandır. Bunu düşünmeniz gerekir, düşünmemiz gerekir. Yüzde 80’i inanmıyor. Ben demiyorum bunu, onlarca anket söylüyor. Güvenmiyor, inanmıyor, siyasete alet edildiğini düşünüyor.</p>

<p>Farklı farklı soruların, farklı farklı cevaplarını alabilirsiniz. Yazık değil mi? ‘Adalet mülkün temelidir.’ Toplumun yüzde 75’i TUİK'e güvenmiyor. Bilgiye güvenmiyor. Devletin bilgi kaynağına güvenmiyor. Milletin 3’te 2’sinden fazlası, yöneten hükümete güvenmiyor. Bütün kavramları, bütün kurumlarını içine alarak söylüyoruz. Yahu inancımızı temsil eden Diyanet'e güvenmiyor millet, Diyanet’e. Diyanet'e güvenmiyor, doğru yolu göstereceğine inanmıyor. Ortak yaşam irademizi azaltıyor bu tür hamleler, yapılan bu işler.”</p>

<p><strong>“UMUDU İFLAS ETTİRİYORLAR UMUDU. AMA ETTİRMEYECEĞİM. UMUT BURADA, UMUT”</strong></p>

<p>“Milletimiz hoşgörüyü değil nefreti; birleşmeyi değil, kutuplaşmayı yaşıyor sabahından akşamına her gün. Çetecilik, cinayet, dolandırıcılık, organize suç, uyuşturucu, kadın cinayetleri… Halkımıza adım adım ‘karanlığa mahkumuz’ hissini veren bir dönemle karşı karşıyayız. Yahu bu acı bir durum. Bunu çözmemiz lazım. Kaşları çatık bakan bir yönetici anlayışı. Kızgın. Konuşurken kafası öne eğik. Böyle öfkeli bakan…</p>

<p>Devlet şefkattir. Devlet şefkattir. Devlet, çocuğu bakışıyla ısıtacak, ısıtacak. Devlet, anneye güven verecek. Babayı, gururla ailesine hizmet eden bir fert haline getirecek. Her mesleği kendi konumunda hakkını veren, hakkını temsil eden bir pozisyona oturacak. Devlet kızgın olur mu yahu? Devlet öfkeli olur mu? Devlet öc alır mı? Devlet yalan söyler mi? Devlet kafa göz yarar mı?</p>

<p>Devlet şiddet yapar mı? Devlet eziyet çektirir mi? Bizim devlet anlayışımızda bunların hiçbirisi yok. Binlerce yıldır bizim devlet anlayışımızın kıyısından geçmez bu anlayış. Nereden çıktı bu? Umudu iflas ettiriyorlar umudu. Ama ettirmeyeceğim. Umut burada, umut. Herkes aynaya baksın, ‘Umut burada’ desin. 86 milyon umut var bu ülkede. 86 milyon, bir kişiyi ezer geçer yani.”</p>

<p><strong>“BİR KONUŞAYIM. BU ÜLKEDE İNANAN KALMAYACAK. BİR KİŞİ KALABİLİR BELKİ! ONU DA HERKES BİLİYOR KİM OLDUĞUNU”</strong></p>

<p>“Ülkenin yüzde 70’e yakını, ‘Geleceğe dair umudum yok’ diyor Sayın Hakim. Artık iyiyi aramıyor insanlarımız, kötülükten kaçmaya çalışıyor biliyor musunuz? Bu diploma davasına inanmayanların oranı yüzde 75. <strong>Benim diplomam iptal edildikten sonra ben hapisteyim. İlk defa konuşuyorum. Beni çıkarsınlar, konuşayım. Kameralarda yayınlansın. Her şey yayınlansın. Bir konuşayım. Bu ülkede inanan kalmayacak. Bir kişi kalabilir belki! Onu da herkes biliyor kim olduğunu. </strong>İşte bunu yaratan hükümet, bu umutsuzluğu, kendi ikbali ve koltuğu için, ona yapışarak yol yürüme anlayışına sahip olduğu için, bunu yaratan o akıldır. Devletin şefkatli eli olmanın ne olduğunu ben biliyorum. Güler yüzlü olmanın ne olduğunu ben biliyorum. 2019’da gülerek anlatıyorum, sevgiyi anlatıyorum, sarılmayı, kucaklaşmayı anlatıyorum; ‘sevgi pıtırcığı’ diye benle dalga geçiyorlar. Evet sevgi pıtırcığıyım yahu. Hala sevgi pıtırcığıyım. Ben her insanımı sevmezsem, nasıl bir insana hizmet edebilirim? Mümkün mü bu? Doğayı sevmezsen…”</p>

<p><strong>“12 METREKAREDE ÖYLE ÖZGÜRÜM Kİ; O, SARAYINDA ÇATLASIN!</strong></p>

<p>“Bu memleketin, bu milletin geçmişinde, genetiğinden gelen ‘İnsanını yaşat ki devlet yaşasın’ var. İnsanını yere eğdir, çömelt, gözüne biber gazı sık, başını öne eğdir. Böyle bir anlayış yok ki bizim anlayışımızda. Kim çocuğuna bunu yapabilir? Hangi anne? Hangi baba? Çocuğuna yapamazsın. 5 yaşındaki çocuğuna yap.</p>

<p>3 yaşındaki çocuklarınızın, 2 yaşındaki çocuklarınızın evde nasıl başı dik durduğunu, nasıl baş kaldırdığını görürsünüz. O nedir biliyor musunuz? Genetiğinde var o. İşte o hangi çılgın bana zincir vuracakmış; şaşarım... Yani <strong>bu milletin genetiğinde hürriyet vardır, özgürlük vardır. Öyle geçiş dönemleri fasa fiso. 12 metrekarede öyle özgürüm ki; O, sarayında çatlasın! Ben, 12 metrekarede özgürüm. </strong><em>(Mahkeme Başkan’ı teknik bir sorun için araya girip, ‘Sizi dinliyorum’ dedikten sonra.) </em>Çağırın, bir daha gelir anlatırım mahkemeye, sorun yok. Günlerce anlatırım yani.”</p>

<p><strong>“YENİ BİR DÖNEME İHTİYAÇ VAR”</strong></p>

<p>“Üniversiteden bahsediyoruz, diplomadan bahsediyoruz. Bu ülkede, eğitime güven duymayanların oranı yüzde 70. Özel eğitime mahkum olmuş bir ülkedeyiz. Ben, devlet okulunda okudum. İlkokulda okudum.</p>

<p>Az önce söyledim, Çocuk Esirgeme Kurumu'nun çocuklarıyla okudum. Yani bu ülkenin eşitliğini yaşadım. Biz, bu ülkeye tekrar çocuklarını güvenle devlet okulunda okutacakları bir dönemi var ettiğimizde, bu ülkenin asla başı öne eğilmez. Bu kadar net. Ama bizim bu ülkede, çocuklarımızı ve şu anda hiç kimse maaşıyla mümkün değil ki bir çocuğun özel okuduğu okutabilsin.</p>

<p>Mümkün değil yani. Üniversite mezunlarının üçte biri işsiz. Avrupa'daki işsizden daha fazla işsiz ülkemizde var. Yüzde 30’larda gerçek işsizlik. Ben, infaz memurlarına soruyorum, sohbet ediyorum, yürürken, ayakta, burada kardeşlerimiz, gençlerimiz var farklı meslek dallarında. Birçoğunun hak ettiği mesleği yapmadığını ben biliyorum. Onun için yeni bir döneme ihtiyaç var. Bütün sorunların kaynağı bu. Bütün yapılan iş ve işlemler, bu yapılan darbe süreçleri, yaşatılanlar, işte devleti de sistemi de bu anlamda çürütmüş, vatandaşın inanmadığı bir süreç haline gelmiştir.”</p>

<p><strong>“BU DEMOKRASİYE SAPLANAN ÇOK AÇIK, SERT VE KESKİN BİR BIÇAKTIR”</strong></p>

<p>“Demokrasinin en önemli özelliği, topluma ve yurttaşına sağladığı süreklilik duygusudur Sayın Hakimim. Yani sandıktır. Seçimin varlığıdır. Vatandaşın seçme ve seçilme hakkıdır. Bu özellik, bir devletin, bir liderden daha uzun ömürlü olmasını sağlar. Daha iyisini seçme, daha iyisini yakalama sürecini sağlar. Demokrasiden bahsediyoruz.</p>

<p>Bunun başka bir ismi de var; ‘Halefiyet’ diye de anılır. Bu sistem, ayrıca siyasete rekabet getirir. Toplumun gözüne girme gayretini sağlar. Türkiye, 200 yıllık demokrasi ve sandık mücadelesine rağmen, ne yazık ki hızla bir demokratik sistem ihlaline doğru gitmektedir.</p>

<p>İktidar gücünü elinde bulunduranlar, bu gibi çok sayıda dava marifetiyle, kendilerinden sonra geleceklerin önünü kesmektedirler. Bu demokrasiye saplanan çok açık, sert ve keskin bir bıçaktır. Yarası derindir, ağırdır, tahribatı büyük olur. Biz bunu iyileştirmezsek, önümüze bakamayız. İnsanlar, yanlış bir tercih yapabilir ama demokrasi onu düzeltir. Demokrasi onu revize eder. Restore eder. İyileştirir.”</p>

<p></p>

<p><strong>“DÜNYANIN DEMOKRASİYİ YOK SAYAN, ÇILGINCA İŞLER YAPAN ÜLKELERİNİN PEŞİNDEN BİZ GİDEMEYİZ”</strong></p>

<p>“İnsanların oyuyla oyuna girenler, yine insanların oyuyla çıkmayı sindirecek, sindirecek. Öyle ‘ailemden birini arayayım, o gelsin, bu gitsin!’ Böyle bir şey yok. Pırlanta gibi 86 milyon insanımız ve onların evlatları var. Bu ülkede eşitlik ilkesi var. Özgürlük var. Demokrasiyi ve seçim sandığını, seçimi, sandığı korumak gerçekten hepimizin görevi ama Sayın Hakimim, sizin daha önemli göreviniz. Gerçekten adalet, mülkün de devletin de temelidir. Hakimlerin, savcıların, mahkemelerin en önemli görevidir…</p>

<p>Demokrasiyi, Cumhuriyeti, adaleti bütünüyle korumak en önemli görevinizdir. Ve bu ülkede, Makyavelizm peşinde koşanlar, ‘gaye vasıtayı meşru kılar’ diyen aklı, hiçbir omzun kaldıramayacağı ağır bir yüktür. Dünyanın demokrasiyi yok sayan, çılgınca işler yapan ülkelerinin peşinden biz gidemeyiz. Bakın; başka bazı ülkelerin farklı zenginlikleri olabilir. Bizim zenginliğimiz, insan kaynağımızdır. Sizsiniz, biziz, hepimiziz. Burada olmayan evlatlarımız, insan kaynağımız, en büyük zenginliğimiz. İnsan kaynağımızı yeteneğiyle var eden ise özgürlüktür, demokrasidir, Cumhuriyettir. Onun erdemidir, onun verdiği fırsatlardır, onun verdiği, bize yakalattığı imkanlardır. Bu değerlerimize sıkı sıkı tutunmak zorundayız. Çocuğunuzu, evladınızı, yeğeninizi, evli olmayanlar yarın kuracakları yuvaların varlığını düşünüyorsa, bunu unutmamak zorundayız.”</p>

<p><strong>“‘İKTİDARI KORUMAK İÇİN, YANLIŞ İŞLER YAPABİLİRSİNİZ’ DİYEN DİN ADAMLARI VAR!”</strong></p>

<p>“Bakın; bugünün iktidarına, sözüm ona ‘din adamı’ denen insanlar, fetva veriyor. Ne diyor biliyor musunuz? ‘İktidarı korumak için, yanlış işler yapabilirsiniz’ diyen din adamları var! Bunları, devletin kapısına yaklaştırmayacağız.</p>

<p>Böyle bir şey olur mu? Benim güzel inancımı, benim o yani Anadolu'yu aydınlatan, geçmişiyle bütün dünyaya ışık olan benim güzel inancımı yerle bir eden o anlayışı kapımızın önüne getirmeyeceğiz. Devletin kapısına bile yanaştırmayacağız. Bu nasıl bir söz? Bu sözü söyleyen insanlar var.</p>

<p>Sayın Hakimim, adalet, devletin en temel görevidir. Adalet olmazsa, devlet olmaz. Türk devlet geleneğinde 2000 yıllık kuralı hatırlatırım: İl gider, töre kalır. Yani devletin başına ne gelirse gelsin, eğer töreniz yaşıyorsa, siz de yaşarsınız. 16 devlet yıkılmış, 17. olan Türkiye Cumhuriyeti kurulmuşsa, sebebi, asla yıkılmayan töremizdir.</p>

<p>Nazım Hikmet'in şiirindeki gibi: ‘Dört nala gelip uzak Asya'dan / Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim’ diyebilmemizin sebebi de bizi ayakta tutan da işte o törenizdir. Her şeyi yoluna koyan töre, yani yasadır. Siz töreyi, yani yasayı, yani adaleti yerle bir ettiğinizde, devleti derin bir uçurumun kenarına yönlendirirsiniz.</p>

<p>Oraya getirirsiniz. Türk milletini ve devlet geleneğini asırlardır var eden adalet fikri ve bu fikrin somut hali olan yasa düzenidir. Devletimizin tümüyle, adil ve tarafsız bir otorite olma hüviyetini kaybettiği an, esasen devlet olma özelliğini yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. Çünkü hukukun olmadığı yerde, devlet olmaz.”</p>

<p>“<strong>ÖNEMLİSİ TÖREMİZE YAPILAN BU SALDIRIYA KARŞI MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ”</strong></p>

<p>“35 yıllık emeğim gitmiş. Yani 35 yıl önceki emeğim gitmiş. Bunun anlamı ne biliyor musunuz? Her şeyiniz gidebilir bu ülkede, her şeyiniz. Onun için temeli, töredir. Nitekim tarihimizde ne zaman adalet zayıflasa, devletimiz de zafiyete düşmüştür.</p>

<p>Osmanlı'da, adaletin zayıfladığı o son yüz yıl; iltimasla göreve gelen kadılar, adaletsiz kararlar, çıkarları için devleti istismar eden paşalar ve sahipsiz bırakılan bir reaya yüz yılıdır. Üzülerek söylüyorum ki; bugün bunun bir benzeri yaşatılıyor ülkemize.</p>

<p>Kendi siyasi menfaatini gözeten ve adeta bir düşman hukuku uygularken kibirle bakan milletimize ve bu kötü süreci yaşatan bir akıl, devleti ve milleti böyle bir zafiyete sokmuştur. <strong>Hukuku adil, tarafsızca uygulayacak bir yargıya erki olmazsa, geriye çıkar amacıyla suç işlenen bir eşkıya çeteleri süreci kalır.</strong></p>

<p><strong>Yargı, iktidarın elinde siyasi rekabeti belirleyen bir sopa durumuna düşerse, Allah korusun devasa bir beka sorununa döner.</strong> <strong>Mustafa Kemal Atatürk'ün devlet ve adaletle ilgili çok önemli bir sözü vardır: ‘Adalet gücü bağımsız olmayan milletin, devlet halinde varlığı kabul olunamaz. İşte biz son nefesimize kadar milletimize, devletimize ve en önemlisi töremize yapılan bu saldırıya karşı mücadeleye devam edeceğiz. </strong></p>

<p>Milletçe, büyük mücadeleyle bu saldırıları aşmak için, bir seferberlik halindeyiz. Ve asla vazgeçmeyeceğiz. ‘Herkes için her yerde adalet ve hürriyet’ mesajımızı her zaman söylüyoruz. Bu yönde hep birlikte de bunu tesis etmek için de çalışmak zorundayız.”</p>

<p><strong>“TÜRKİYE'Yİ SARSAN BU DERİN KÖTÜLÜKLERE, ŞEYTANİ STRATEJİLERE, EN VAHŞİ OPERASYON VE HAMLELERE KARŞI…”</strong></p>

<p>“Tabii Türkiye'yi sarsan bu derin kötülüklere, şeytani stratejilere, en vahşi operasyon ve hamlelere karşı, en üst seviyede gayretimizi ortaya koyarken, burada elbette hukuki gerekçelerimizin, ortaya konan bu ‘saçmalık’ diye tariflediğim iddianameye dönük de 18-19 yaşındaki Ekrem'in yaşadıklarıyla alakalı birkaç hatırlatmayı ben yapacağım. Elbette en geniş manada hem bugün hem daha sonraki aşamalarda müdafilerim gerekli izahları, gerekli belgeleri sizlere sunacaktır.</p>

<p>Az önce gösterdim; bir üniversitenin ortaya koyduğu bir davetle, Milliyet gazetesindeki bir ilanla, sürecin nasıl başladığını gösterdim. Siz orada, sözüm ona savcıda ifade veren, geldiğim okulun genel sekreterinin ifade ettiği söylenen…</p>

<p>Ben şüpheli buluyorum… Ne yazık ki bazı savcılık ifadelerini de şüpheli şüpheli buluyorum artık. O durumdayım. Bir insan, kendi kurduğu okulu aşağılayamaz çünkü. ‘Hani öylesine, sıradan kuruldu’ falan demez yani. Genel sekreteri. Başka bir okula geçiş yaparken, benim okulumun genel sekreterini, işte ‘sizi kime sorabiliriz’ diye yazmam kadar doğal bir şey olamaz.</p>

<p>Doğru, tanımam kendisini, ama okulun genel sekreteri, açın ona sorun. O kadar kendime güveniyorum yani. Dolayısıyla o kişi, bu ifadede öyle bir cümle kuruyor ki, ‘Okulu kuran iş adamı, işte Rauf Denktaş’ın desteğiyle okulu kurdu!’ Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne hakaret.”</p>

<p><strong>“İDDİANAMEDE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ DEVLETİ'NE HAKARET VAR”</strong></p>

<p>“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kasım 1983’te kurulan bizim göz bebeğimiz, kardeş ülkemiz, kardeş toplumumuz. Türk toplumu var orada, Türk toplumu. Ben, nice mücahitle dostluk yaptım orada. Kıbrıs Barış Harekatı'nı bilmeyen yok. Rahmetle anıyorum Ecevit'i. Rahmetle anıyorum Başbakan Yardımcısı Erbakan’ı. Kıbrıs’a hakaret ediyorsunuz yani. Şu iddianamede Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti'ne hakaret var. Ve o ülkede, bir üniversite kurulmuş.</p>

<p>Bunu alkışlayacağına… Üniversite kurmuş. Üniversiteler dönemi başlatılmış. 86 yılında kurulmuş. Zaten aynı yıllarda Doğu Akdeniz'de kuruluyor. Sonra da başka üniversiteler kuruluyor. Ve şu anda üniversiteler devleti oldu yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti. Diploma iptal edilsin diye, neredeyse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin varlığını inkar edecekler yahu. Şaka gibi. Onun için, UNCN dediğimiz önemli bir adımdır o ülkede.</p>

<p>Önemli bir üniversitesidir. Şu anda adı, Girne Amerikan Üniversitesi olarak eğitim hayatına devam etmektedir. Üniversite eğitiminin önünü açmıştır. Bu bağlamda o süreci karşılayan, yapan, kuran, önünü açan herkesi tebrik ediyorum. Rahmetli Rauf Denktaş adına, Beylikdüzü'nde 500 metrekare anıt yaptırdık biz. Kıbrıs anıtı. Kuzey Kıbrıs'ı anlatan. 500 metrekare. Görmenizi tavsiye ederim. Nasıl bir mücadele verilmiş? Anlatıyor her köşesinde. Belgeleriyle.”</p>

<p><strong>ARKADAŞI KAAN’DAN ÖRNEK VERDİ</strong></p>

<p>“Kıbrıs aşığıyım bu arada. Onu da söyleyeyim yani. Türkiye benim vatanım. Kıbrıs gerçekten benim yavru vatanım. Türk Ocağı Kulübü'nde de futbol oynadım. Türk Ocağı da Limasol'da Türklerin kurduğu bir kulüptür. 1950’li yıllarda. Sonra ülke paylaşılınca, Girne'ye gelen Limasollular'ın Girne'de devam ettiği bir kulüptür Türk Ocağı. Kaleciliğini yaptım 17-18 yaşında. O okul işlem yapmış, başlamış. 1986’yla 91 yılı arasında da okumuş bir kardeşim var burada. Kartal'dın değil mi sen? Beşiktaşlıydın, evet. Kaan kardeşimiz, 1986-91’de okumuş. Ben de orada okusaydım, Southeastern Üniversitesi’nden alacaktım. Okumuş. 86-91. O dönemde, yani 86-91’de okumuş bu kardeşim, bu arkadaşım… Tabii o dönem, usulen Girne Amerikan Üniversitesi diye de bir diploma vermişler daha sonrasında. Ama esası Southeastern.”</p>

<p>“<strong>ADAM İSTEMEMİŞ; ŞU ANDA UĞRAŞIYORUZ ONUNLA”</strong></p>

<p>“<em>(<strong>Hakim konuyla ilgili detayı anlamak için araya girince.)</strong></em><strong> Bir önemi yok bunların. Bu bir şey ispat etmiyor yani. Sadece kendini tatmin ediyorum şu anda. Bir şey ispat etmiyor. Bu konunun esası tek yani. Adam istememiş; şu anda uğraşıyoruz onunla.</strong> Kaan kardeşim, YÖK’e başvuruyor 95 yılında. Lazım oluyor ona. Kaan 91 yılında okumuş o okulda. YÖK diyor ki, ‘Senin diploman geçerlidir kardeşim.’ 95 yılında. 86-91’de Sayın Hakimim. Diyorsunuz ya ’90 öncesi yok o okulun!’ İddianame diyor. İddianamede yazan gibi değil, YÖK demiş ki, ‘Senin diploman geçerli kardeşim. Git nerede kullanıyorsan kullan.’ (Arkadaşı Kaan’a.) Yani cumhurbaşkanı adayı olabilirsin. Şimdi iddianamede diyor ki, ‘YÖK, sadece Doğu Akdeniz Üniversitesi demiş.’ 90’dan önce böyle bir yazı yok. Tek bir yazı var. Birisi münferit sormuş Doğu Akdeniz Üniversitesi'ne.</p>

<p>Ve orada, ‘sadece’ diye bir kelime yok 90 öncesinde. Avukatlarım bunu size sunacaktır, anlatacaktır. Detayına girmiyorum. Böyle bir belge yok. Yani bir iddianamede, evrakta sahtecilik yapar mı savcı yahu! 90 öncesi böyle bir yazı yok. Kasıtlı bir hamle yani. Kasıtlı bir savcılık hamlesi.”</p>

<p>“<strong>İDDİANAMEDE BEN YOKUM Kİ ZATEN. İDDİANAMENİN SAHİBİ DE SAVCI DEĞİL ZATEN”</strong></p>

<p>“Diyor ki iddianamede, ‘Doğu Akdeniz Üniversitesi, sahte bir şekilde kütüğe…’ Kütükle benim ne alakam var? Benim kütükle ne alakam var? Üniversitenin kütüğüne ben mi oturdum kalemle yazdım yani? Bununla bir ilişkisi olabilir mi?</p>

<p>Ama şunu söyleyeyim: Bakın bu benim dilekçem. Pırlanta gibi. Yani o kadar güzel yazmışım ki, vallahi bir tek imzam biraz olgunlaşmamış. Genç, ergen bir delikanlıyız işte. Yazmışım burada: ‘1988-89 öğretim yılında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Southeastern Üniversitesi Washington DC adlı üniversitenin akredite etmiş olduğu, UCNC Üniversitesi’nin önce hazırlık bölümünü, daha sonra da İngilizce İşletme Bölümü’nü, ikinci sınıf alttan ders bırakmadan bitirdim.</p>

<p>Öğrenimimin geri kalan bölümünü Yüksek Öğretim Kurumu'nuza bağlı İngilizce işletme bölümünde bitirmek istiyorum. Bunun için gereğini arz ederim. Saygılar sunarım. Ekrem İmamoğlu.’ Bu kadar. Beni kütükteki yazıdan suçluyor. Yahu benim burada yazım var. Yok efendim web sitesinden suçluyor. Böyle bir kurgu olabilir mi? <strong>İddianamede ben yokum ki zaten. İddianamenin sahibi de savcı değil zaten.</strong>”</p>

<p><strong>“NE OLACAKTI BAŞKA? BOY FOTOĞRAFI MI KOYACAKTIM?”</strong></p>

<p>“O kadar titiz davranmışım ki, geldiğim üniversitenin belgelerini, broşürlerini koymuşum, gizlememişim ki UNSC'den geldiğimi. Var yani orada. Bakın orada yazıyor: ‘Sadece dilekçesi var, transkripti var, geldiği üniversitenin broşürleri var.’ Aşağılayarak yazıyor yani! Ne olacaktı başka? Boy fotoğrafı mı koyacaktım? Başka ne koyacaktım yani) Ne belgesi istiyorsa, onu koydum. Mesela broşür istemiyordu ki ben koydum. Titiz davranmışım yani. Aile fotoğrafı mı koyacaktım? İlanda var.</p>

<p>Üniversiteye gidiyorsun, üniversite diyor ki, ‘şunları getireceksin’ diyor. Onu alıp gidiyorsun, hazırlıyorsun evraklarını getiriyorsun. Bir sene önce benim okulumdan geçiş yapan oldu diyorum size. Bir sene önce almış zaten, orada öğrenci var. Başka bir ispata gerek var mı? İsnat diye bir şey yok. Yalan var, iftira var. Yine okul araştırma yapmış. Üç tane hocayı görevlendirmiş. Çok değerli hocalar var burada. Biri rahmetli olmuş. Göksel Yücel. O zaman Doçent, Mahmut Paksoy, doçent, Serdar Küçükefsun. Araştırmışlar. Burada yazıyor; ‘KKTC UCNC Üniversitesi öğrencisi Ekrem İmamoğlu'nun şu şekilde, şu dersleri alması kaydıyla geçişi doğrudur’ demiş ve bunlar karar vermiş.”</p>

<p><strong>“SAVUNACAK BİR DURUM DEĞİL BU”</strong></p>

<p>“Diyorlar ya ‘kütükte NCNC yazmıyor.’ Bakın; ben öğrenci belgesi aldım okuldan. 20 Şubat 91. Bir başka öğrenci belgesi de burada. Yine 91 yılında almışım. Yani bu İstanbul Üniversitesi öğrenci belgesi bu arada. Yazıyor burada bakın. ‘Evvelce yükseltmekte bulunup bulunmadığı. KKTC NCNC Üniversitesi.’ Bakın burada yazıyor. Ben kütükten anlamam. Ben nereden bileceğim kütük! Öğrenci belgesi.</p>

<p>Bakın burada bir öğrenci belgesi daha veriyorum. Burada diyor ki, okul yazmış oraya, ‘Adı geçen öğrenci, fakültemize KKTC NCNC Üniversitesi'nden ikinci sınıfta nakil olarak gelmiştir. 91 yılı. Tutturdular ‘kütüğe kim’ yazdı? Kim yazdı bana ne? Az önce dedim ya; birisi bir şebeke kurmuş. Ekrem 18 yaşında, anlamışlar cumhurbaşkanı adayı olacak diye! Sayın Hakim, bunlar komik şeyler bakın. Utanç duyuyorum. Diyorum ya ben kendimi nasıl savunacağımı şaşırdım yani. Savunacak bir durum değil bu.”</p>

<p><strong>İÜ REKTÖRÜNÜ “ANDI”: “TELEFONDAKİ ACZ İÇİNDEKİ SESİNİ BEN DUYDUM BU KULAKLARIMLA”</strong></p>

<p>“Orada bir devlet var. Gurur duyduğumuz Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti Devleti var. Orada bir üniversite kurulmuş.</p>

<p>Gidiyorum Türkiye Büyükelçiliği’ne Lefkoşa'da, belge alıyorum. Ne belgesi? Yani öğrencidir, burada üniversitede okuyor. Ve o belgeyle beraber oturma izni almıyorum. 2 sene orada kalıyorum, oturma izni alıyorum. Yine öğrenci olduğuma dair belgemi onaylatıyorum. Türkiye'den lisansım Kıbrıs'a gelip, Türk Ocağı'nda futbol oynamamı sağlıyor. Öyle olmadı mı Selçuk?</p>

<p>Sen de öyle aldın değil mi? O da Fenerbahçe'den gelmişti. Trabzon-Fenerbahçe. Şimdi bütün <strong>bu işlemleri yaparken, Türkiye Cumhuriyeti Devleti de muhatap Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devleti de muhatap ya. Bir savcının çıkardığı işe bak yahu. Şurada tartıştığımız konuya bak yahu. Kıbrıs'ı tartışıyoruz. Kıbrıs'ın okullarını tartışıyoruz yahu. İstanbul Üniversitesi'ni tartışıyoruz. Ben, İstanbul Üniversitesi Rektörü’nü iptalden önce aradığımda, ‘Bakın bu bir namustur. Yanlış bir işlem yapmayın’ diye telefonda aradığımda, telefondaki acz içindeki sesini ben duydum bu kulaklarımla. Acz içindeki sesini. Baskı altındaki sesini, kulaklarımla, o tiz sesini duydum. Yazıktır. Üç tane adamı atamışsınız; sanat yönetmeni, doktor, iktisat fakültesi, mimar! Hukukçu yok! Niye? Her şeyi göze alabilsin diye. Siyasi sicillerini çıkartabilirim size tek tek. Ayıptır. Yazıktır. Ekrem'in diplomasının peşine düşmek! Ayıptır yahu.”</strong></p>

<p><strong>“YARGILAMA YAPILMIYOR. İNFAZ YAPILIYOR, YARGISIZ İNFAZ. UMUT SEFERBERLİĞİNE İHTİYACIMIZ VAR”</strong></p>

<p>“Tam da sırası geldi. Okul tatil oluyor. Yani bu işin savcısı belli ya, ona gönderiyorum yani. Okul tatil oluyor, annesi soruyor oğluna, ‘Oğlum karnen nerede’ diye. O da cevap veriyor: ‘Babasını korkutmak için arkadaşıma verdim’ diyor.</p>

<p>Yani <strong>kendisinde olmayan bir evrakın üzerinden, memleketi bu kadar zora sokmanın bir anlamı yok. Gerçekten bu ülkenin artık bir umut seferberliğe ihtiyacı var. Şu saçma sapan işlerden acilen kurtulmaya ihtiyacı var. Milletin parası cebinde eridi. Türk yargısı yerle bir edildi. Yerle bir. Yargılama yapılmıyor. İnfaz yapılıyor, yargısız infaz. Umut seferberliğine ihtiyacımız var, umut seferberliğine. Biz, işte bu umut seferberliğine talibiz. Milletimize korkuyu değil, umudu yaşatmak için de asla vazgeçmeyeceğiz. Bizi zannediyorlar ki zindanlarda susturabilecekler. Susmayız, susmayız. Susmayacağız.</strong></p>

<p>Ben neler yaşadım? Bu millet neler yaşardı? Yerel seçimleri kazandık, yerel seçimi iptal ettiler yahu. Bir zarfa atılan dört oydan birini iptal ettiler. Yani şu diploma işi ondan bile acı. Zarfın içinde dört oy var. Diyorlar ki ‘biri iptal, ama diğerleri geçerli!’ Gerekçe ne? Sandıkta teröristler varmış! Yani sandık görevlileri teröristmiş’ Kim atadı onu? Seçim Kurulu. Ben değil. Bunu gerekçe gösterdiler. Seçimi iptal ettiler. Zarfın içinden bir tanesini iptal ettiler. Bunları unutuyoruz. Bunlar önemli meseleler.”</p>

<p>“<strong>BİZ ÖNÜNÜZDE CEKETİMİZİ İLİKLERİZ, AMA SİZİN ÖNÜNÜZÜ İLİKLEYECEĞİNİZ KİMSE YOK BU TÜRKİYE CUMHURİYETİ DEVLETİ’NDE”</strong></p>

<p>“Bakın ne diyorum? <strong>Siz bu ülkenin sandığını ve geleceğini koruyacaksınız, siz. Adalet. Önemli bir göreve talipsiniz, hepimizden daha önemli göreve. Biz önünüzde ceketimizi ilikleriz, ama sizin önünüzü ilikleyeceğiniz kimse yok bu Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde.</strong> Seçimimizi iptal ediyorsunuz. Ne oldu? Bir daha kazandık. 13 bin oydu. Kaç oldu? 806 bin oy oldu. İBB'ye iş yaptırmamaya çalıştılar. 6 senede 1.500’ün üzerinde soruşturma, teftiş, denetim… Yaşamadığımız kalmadı, yaşamadığımız. Her şeyi yaşattılar bize 6 senede. Hapsi bile bize yaşattılar. Ama millet gereğini yapıyor. Nasıl 2019’da ikinci seçimde demokrasi şamarını attıysa, 2024’te de 1 milyon 100 bine yakın oy farkıyla kazanmamızı sağladı.</p>

<p>Millet doğruyu gösteriyor, terazi var elinde. Ben ona o kadar güveniyorum ki. Ben, gelen notlardan kendime karalama yapıyorum. (Ses ve görüntü kaydı alındığı için mikrofondan uzaklaşmaması ricasında bulunan hakime…) Beni hassasiyetinizle hayran bıraktınız kendinize, onu söyleyeyim.</p>

<p>Eridim karşınızda açıkça. Kalben söylüyorum yani bunları. Çok teşekkür ediyorum. Örnek olsun. Neyse, bu sözlerimden dolayı siz de bir ceza görmezsiniz umarım. Tabii ki olması gereken ama, ben biliyorum.”</p>

<p>“<strong>BENİ SAVCININ YAZDIĞI SAÇMALIK HİÇ İLGİLENDİRMİYOR; VIZ GELİR TIRIS GİDER…”</strong></p>

<p>“Bakın o kadar tesadüf ki buraya not aldım. <strong>Son anda birkaç hatırlatma aldım kendime, son anda. Daha doğrusu 12 Eylül'ü fark ettim. Farkında değilim yani. Nasılsa her gün ihtilal yaşıyoruz, yapacak bir şey yok! 12 Eylül'ü yazmak için son anda çektim aldım karalamak için en üste. Çok hoş. Şu fotoğrafın güzelliğine bakar mısınız? Bir kadıncağız ağlıyor Kadıköy'de. Demişim ki, ‘Kendimi önce Allah'a sonra milletime emanet ediyorum’ demişim ya. Hiç yanılmadım. </strong></p>

<p><strong>Milletime kendimi teslim etmekten hiç yanılmadım Allah'ıma şükür. İşte benim cezalandırılmamın sebebi, şu fotoğraf biliyor musunuz? Şu fotoğraf nedir biliyor musunuz? Genel Başkanım, bu fotoğraf… 39 ilçenin 32’sinde Ekrem İmamoğlu birinci çıktı. Son 2024 seçimleri. 39’un 32’sinde. Bunun sadece dört tanesinde, bir puan civarında ve altında oy oranıyla ikinci olduk. Bu benim için öyle büyük bir onur ki. </strong></p>

<p><strong>Beni savcının yazdığı saçmalık hiç ilgilendirmiyor. Açık söyleyeyim; vız gelir tırıs gider…” Ama yargının kararı beni ilgilendiriyor. Yargı, benim tek sığınağım. Yargı benim tek sığınağım.</strong> Bu bakımdan ben, bu ülkenin insanlarına çok güveniyorum.”</p>

<p><strong>“İSTANBUL'DA İLÇE İLÇE GEZEN BEYEFENDİ, MİTİNGDE DEDİ Kİ…”</strong></p>

<p>“Oy verenleri, vermeyenleri birbirinden ayırmadan görev yaptığımız için biz bu durumdayız. Kreşleri açtığımız için biz buradayız. Kreşleri kapatmaya çalışıyorlar. Yahu normal bir devlette ödül vermeleri lazım, teşvik etmeleri lazım. Tesadüf burada çalışanlar bile, ‘Çocuğumuz öyle bir değişti ki, Allah razı olsun’ deyip, gelip bana teşekkürlerini iletiyorlar. 150 tane kreş açtık. Sıfırdı. 12 bin, 13 bin öğrencimiz var. 15 bin olacak yakında.</p>

<p>Yurtlarımız var. 6000 öğrencimiz var. 5 bin liraya kalıyor. 4 bin 800 küsur liraya kalıyor. Sabah, öğle, akşam yemeğini yiyor. Pırlanta gibi yurtlarımız var. Kime yapıyoruz biz bunu? Milletin parasını millete veriyoruz. 0-4 yaş arası annelerin, çocuklarıyla beraber İstanbul'u bedava dolaşmalarını sağlıyorum. Çünkü evden çıkmadıklarını ben biliyorum, aralarından ayrılmadım. Ve ‘O çocuklara ben bunu vereceğim’ dediğim zaman, İstanbul'da ilçe ilçe gezen beyefendi, mitingde dedi ki, ‘Sen kimin parasını kime veriyorsun?’ Ben de dedim ki, ‘Milletin parasını millete veriyorum, bir avuç insana değil.’”</p>

<p><strong>KRAVATINI ÖZGÜR ÇELİK’E HEDİYE ETTİ</strong></p>

<p>İfadenin bu noktasında Mahkeme Başkanı, duruşmaya 10 dakika ara verdi. Duruşma salonundan ayrılmayan İmamoğlu, bu boşlukta CHP Genel Başkanı Özel, ailesi, üniversite ve mesai arkadaşlarıyla, gazetecilerle sohbet etme olanağı buldu. İmamoğlu, duruşmada taktığı kravatını da CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik’e hediye etti.</p>

<p>Jandarma eşliğinde salonun ortasına kadar ilerleyen İmamoğlu, kendisine desteğe gelen ilçe belediye başkanları ve vatandaşları selamlayıp, kısa sohbetler gerçekleştirdi. İmamoğlu, aranın ardından savunmasına kaldığı yerden devam etti:</p>

<p>“<strong>EN BÜYÜK HASARI YARGI ALDI”</strong></p>

<p>“<strong>Az önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki hizmetlerimizin karşılığında, toplumun ve vatandaşımızın bize teveccühünü haritada göstermiştim ve bununla onur duyduğumu, gurur duyduğumu ifade etmiştim. Ve bu hizmetlerimizin devam etmesi de beni elbette gururlandırıyor. Kesintisiz bir şekilde vadettiğimiz her şeyi, arkadaşlarımız yürütüyor. Çünkü, liyakati öne koyduk ve kişiye bağlı bir düzen, kişiye bağlı bir sistem arayışında değil, kurumsal bir arayışın peşinde olduk. </strong></p>

<p><strong>Bu manada, gerçekten çok gururluyum. Ama tabii bu başarımızın örselenmesi, başarımızın engellenmesi, başarımızın tabiri caizse çiğnenmek istenmesi, iktidarın kendi siyaset yöntemine dönüşmüş durumda ülkede. Bu çok yanlış. Halbuki Türkiye'de ama yerelde ama genelde iktidar-muhalefet arasındaki düzenin bir yarışa dönmesi lazım. Hizmet yarışına dönmesi lazım. Vatandaşa kendini beğendirme yarışına dönmesi lazımken, ne yazık ki çirkin bir şekle dönüştürülmüştür. Devletin her kurumu çok büyük hasar alıyor ama en büyük hasarı, son dönemde yargının aldığının da altını çizmek isterim</strong>.”</p>

<p><strong>“DİPLOMA MESELESİ BU İŞİN ZİRVESİ!”</strong></p>

<p>“Bu yönüyle İstanbul'da oluşturduğumuz ‘İstanbul Modeli’, İstanbul İttifakı’nın; ‘Türkiye Modeli’ne ve ‘Türkiye İttifakı’na dönmesi, bu tür usulsüzlüklerin sona ermesi bizim mücadelemizin en önemli prensibidir. Allah'a şükürler olsun ki, ben, bize yaşatılan bu kara dönemin, kara düzenin sonucunda Silivri'deyim.</p>

<p>Yani ben size, bir nevi ‘hoş geldin’ diyorum. Çünkü siz buraya geldiniz ve normalde yargılama yapmanız gereken yerden başka bir yerde yargılama yapılıyor. Bu düzen her ne olursa olsun, -fiziksel ihtiyaçları siz tariflediniz ama- her ne olursa olsun, yargı, kendi ortamında yargıyı yürütmelidir. Yargıyı milletten kaçıramazsınız. Yani bir binanın etrafına bariyerler dizerek, toplumun oraya ilgisinden orayı uzaklaştıramazsınız. Bu anlamda çok kötü bir sınav verdiğimiz nettir.</p>

<p>Umarım bunlar düzelir. Düzelmesi için de çok büyük bir mücadele veriyoruz. Bizi kendisinin, hani ‘başımıza bela oldu’ diye yorumlayan bir anlayışla hamleler ve stratejiler ortaya konuyor. Diploma meselesi, yani bunun gerçekten zirvesi. Zirvesi çünkü, çok anlatılamayacak bir şey. Yurt dışından ziyaretçilerimiz geldiğinde bize geçmiş olsun ziyaretine ve bunu doğru bulmuyoruz ziyaretine geldiklerinde, 7-8 heyetin ilk konusu, ‘Bu nedir, anlatın’ diyor. Anlatamıyoruz yani. Buna kelime yetmiyor.”</p>

<p><strong>“MİLLETİMİZİN VİCDANINA, GÖNLÜNDEKİ ADALET TERAZİSİNE HEP GÜVENDİM VE GÜVENİYORUM”</strong></p>

<p>“Bu manada bizim derdimiz kaldı ki kimsenin başına bela olmak değil yani. Tam aksine kadim devletimizi, milletimizi, getirdikleri uçurumdan, belalardan kurtarmak için yol yürüyoruz. Bunun için çalışmak, hiç durmadan çalışmak, bıkmadan, yorulmadan, çok yoğun emekle çalışmak tek yolumuzdur. Ve 86 milyon insanımızın ‘oh be’ dediği bir sabaha uyanmasını istiyoruz.</p>

<p>‘Rahatladık, nefes alıyoruz, çektiğimiz nefes böyle ciğerimize, bütün vücudumuza iyi geliyor, milleti iyileştiriyor’ dediği güne uyandırmak, özgür, mutlu, huzurlu, barış içinde bir ortama kavuşmasını sağlamak istiyoruz.</p>

<p>Ben milletimizin vicdanına, gönlündeki adalet terazisine hep güvendim ve güveniyorum. Gerçekten seçimden seçime hatırlanan bir vatandaş siyaseti değil, her gün vatandaşına hizmet eden ve kendilerine pastayı ayırırken, vatandaşına kırıntıyı bıraktıkları, umutlarını, hayallerini tanımadıkları milletimiz, kendilerine yaşatılan her şeye karşı, eminim ki sandık günü geldiğinde gerekeni yapacaklardır.”</p>

<p>“<strong>MİLLETİMİZİN KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME İRADESİ,HER KİŞİDEN, BÜTÜN İKTİDARLARDAN ÇOK DAHA BÜYÜKTÜR”</strong></p>

<p>“<strong>Kaybetmeyi kabullenememe diye bir tutumu da asla doğru bulmuyorum. Yani bu şekilde korkuyla, milletimize gerçekten bu ortamı yaşatmalarını yanlış buluyorum. Biz, sonuçta sorumlu insanlarız. Kaldı ki dünya tarihinde olmayacak bir biçimde, 15,5 milyon insanın oy kullandığı ve ön seçimde ‘cumhurbaşkanı adayı’ tarifini yaptığı bir insan olarak söylüyorum ki; ben, kendimi her yönüyle sorumlu ve görevli kabul etmiş bir pozisyondayım. </strong></p>

<p><strong>Bizi bir diplomayla engellemeye çalışanlar, asla başarılı olamayacaklar. Hiçbir plan, kurgu, senaryo, uydurma saçmalıklar bizim önümüze engel olarak dikilemeyecek. Gerçekten Cumhuriyetin temel değerleri, temel duruşu, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait oluşu, bütün bu prensipler, milletimizin kendi kaderini tayin etme iradesi, azmi, kararlılığı, herkesten, her kişiden, bütün iktidarlardan çok daha büyüktür.</strong>”</p>

<p><strong>CHP İSTANBUL’A SALDIRILARA SERT TEPKİ GÖSTERDİ</strong></p>

<p>“Türkiye, çok acı zamanları ifade ettiğim gibi yaşadı ve yaşıyor. Özellikle gelinen noktada, son 1 haftadır, 10 gündür, yargının siyasete tümüyle hukuksuz, belgesiz iftiralarla güvenlik güçlerini, valilik, bakanlık gibi tümüyle millete hizmet etmesi gereken makamların da ne yazık ki siyasetin bir şekilde aparatı haline gelerek, endişe verici ortamları ülkemize yaşatmaları, kaygılı bir ortama toplumu sürüklemektedir ve her gün milyarlarca dolar insanların cebinden uçup gitmektedir. Yani yoksullaşan, olan biten her şey insanımıza değiyor.</p>

<p>Yazıktır, günahtır. Bir partinin varlığına, mekanına bağımsız bir biçimde faaliyetlerini sürdürmesine, emsalsiz bir biçimde demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ayaklar altına alarak işgal, şiddet şekliyle davranarak, hiçbir dayanağı olmadan kurumlarımızı ve özellikle de canımız, ciğerimiz, yani gururumuz Türk polisinin itibarını ezerek iş tutmaları tarihe kara bir leke olarak girmiştir.</p>

<p>Ben, bu işin içindeki yöneticilerin talimat biçiminin gelişiyle nasıl lal olduklarını bilirim. Yaşadım ben bunu. Ama bunu kabullenmiyorum. Bu çok yanlış bir şey. Gencecik evlatlarımızı, güvenlik güçlerimizi buna alet etmelerini kınıyorum.”</p>

<p><strong>“AVUKATIM YAHU! MEHMET PEHLİVAN. HAPİSTE ŞU ANDA!”</strong></p>

<p>“Bu saldırılara karşı elbette en büyük güvencemiz; milletimizin irfanı, adalet duygusu, vicdanı ve kendi iradesine müdahale edenlere bugüne kadar vurduğu demokrasi şamarlarıdır, verdiği demokrasi dersleridir. Eninde sonunda Yüce Türk Yargısı’nın namuslu, ahlaklı, erdemli hakim ve savcıları doğru kararları alıyor, alacaktır. Biz, sonuçta sırtımızı yargıya, bu ülkenin adaletine yaslamak zorundayız.</p>

<p>Ne olursa olsun mücadeleyi yargı salonlarında, adalet makamlarında, mahkemelerde kazanmak zorundayız. Neyle? Adaletle. Hukukun herkese eşit uygulandığı bir ülke var etmeliyiz. Başka türlüsü bunun düşünülemez. Yaşananlar, uzun yıllardır var olan kayyımlar, siyasi tutuklular, siyasi partilerin genel başkanlarının hapse atılmaları, muhaliflerin tümüne uygulanan orantısız güç, engellemeler, şiddet uygulamaları, AİHM'in kararlarının uygulanmaması, Anayasa Mahkemesi kararlarının yok sayılması, gözaltılar, hapse tutsak olarak konan insanlar, yani çocukların esir alınması, evlatların esir alınması… Avukatım yahu! Mehmet Pehlivan. Hapiste şu anda yahu. Hiçbir dayanağı yok. Benim avukatım, beni savunacak insan.”</p>

<p><strong>“KURALA, YASAYA, HUKUKA UYGUN OLMAYAN BİR TALİMATI, HİÇBİR DEVLET GÖREVLİSİ YERİNE GETİRMEZ, GETİREMEZ”</strong></p>

<p>“Bir partinin varlığına, mekanına, bağımsız bir biçimde faaliyetlerini sürdürmesine emsalsiz bir biçimde demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü yerle bir eden, işgal ve şiddet şekliyle, hiçbir dayanağı olmadan kurumlarımızı özellikle ifade etmiştim yine Türk polisinin itibarını ezerek iş tutmaları, gerçekten tarihe kara bir leke olarak geçmiştir. Bu konuda özellikle yöneticilerin ‘talimat aldım ve yapıyorum’ anlayışının dışında hareket etmesinin, bu ülkenin kurallarında yeri nettir. Yani kurala, yasaya, hukuka uygun olmayan bir talimatı, hiçbir devlet görevlisi yerine getirmez, getiremez.</p>

<p>Bu yönüyle evrak, belge göstermeden, bu yapılan müdahalelerin, bu yönüyle de yarınlarda çok sorgulanacağını net olarak biliyorum. Bu çerçevede az önce ifade ettim yine, özellikle toplumun her kesimini baskı altına alan ve insanları o baskıyla hapse atan, gözaltına alan, tutuklama ve yargılama biçimleriyle de yargımıza çok büyük bir zarar verdiğini tekrar ifade edeyim. Halbuki toplumun bizden beklentileri çok yüksek.”</p>

<p><strong>TERÖRSÜZ TÜRKİYE: “GELEN FIRSATLARI KAÇIRIYORUZ”</strong></p>

<p>“Bakınız; bugün Türkiye’de çok önemli bir gündemi tartışırken, terörün sona erdiğini ve o terörün sona erdiği ortamda insanlarımızın huzur içerisinde, barış içerisinde, mutlu bir şekilde yaşadığı, refah içinde olduğu ve aynı zamanda geleceğin daha iyi bir biçimde hazırlandığı, gerçek anlamda milletin zenginleştiği, sadece bir bölüm insanın değil, bir kısım insanın değil, milletin adil bir paylaşım çerçevesinde herkesin zenginleştiği bir dönemi yaşama umudu için hareket ediliyor. İşte Meclis’te bir komisyon kurulmuş, çalışma yapacak ve bu tür adımları, milletin evinde beraber düzenleyecek diyoruz.</p>

<p>Ama öbür tarafta, bu tür yasaya uygun olmayan, hukuka uygun olmayan tutum ve tavırların son derece toplumu moralsiz ve umutsuz hale düşürdüğü de bir gerçek. Bakınız; anketler çok acı sonuçlar veriyor. Toplumun yüzde 70’i, ‘Evet terörsüz bir Türkiye, insanların eşit olduğu, insanların hak ve hukukunun korunduğu, bu toplumun 86 milyon insanımızın eşit hissedar şeklinde yaşamın gerçeklerinin en iyi bir biçimde, her insanın, her haneye en pozitif şekilde dağıldığı bir Türkiye arzusunu dile getiriyor ve bu çerçevede de bunu istiyor. Yüzde 75 civarında böyle bir çözüm sürecinin olmasını. Ama gelin görün ki, bugün iktidarın bunu başarabilme ihtimaline yüzde 25 bile güvenen yok. Böyle bir vahim durumdayız. Gelen fırsatları kaçırıyoruz.”</p>

<p><strong>“BU MİLLETİN BECERİDE, BU MİLLETİN KABİLİYETTE BİR SORUNU YOK”</strong></p>

<p>“Dünyanın en stratejik, en önemli konumlarından birisindeyiz. Ama böyle bir konumda, böyle bir ortamda gereğini yerine getiremiyoruz. Gerekli itibarlı konumda olamıyoruz. Müttefikleriyle aramız iyi değil. Sadece göstermelik birtakım ilişki arayışları içerisindeyiz. Titrini ‘dostum’ diye tariflediğimiz ülke ilişkisini tarifleyen bir biçimde hareket ediyoruz. Gerçekten bütün bu meselelerin özetidir bugünkü duruşmanın varlığı.</p>

<p>Toplumun liyakatte bir sorunu yok. Bu milletin beceride, bu milletin kabiliyette bir sorunu yok. Sadece liyakatli bir biçimde bu işin yönetilme şeklinde sorunları var. Kurumsallaşma sorunları var. Ama en önemli konu da yine tekrar adaletle ilgili sorunumuzun olduğunu da net olarak ifade etmek isterim. Bütün bu yaşanan zor koşullar… “</p>

<p><strong>TUTUKLU AVUKAT MEHMET PEHLİVAN SEGBİS İLE BAĞLANDI:“AVUKATIMIN NASIL TUTSAK EDİLDİĞİNİ DE BÜTÜN TÜRK KAMUOYU YAŞADI”</strong></p>

<p>“(Bu sırada avukat Mehmet Pehlivan SEGBİS ile duruşma salonuna, alkışlar ve ‘Savunma susmadı, susmayacak’ sloganıyla karşılandı.) Ben de avukatım, sevgili kardeşim Mehmet'i selamlıyorum. Ve inşallah bir an önce özgür bir şekilde, doğru konumda burada aramızda beni savunmaya ve görevini yapmaya devam etmesini diliyorum. Bir avukatımın nasıl tutsak edildiğini de bütün Türk kamuoyu yaşadı.</p>

<p>Çağrıyla gittiği ve ifadesinin alındığı bir yerde, ne yazık ki sebepsiz yere tutuklanmıştır ve bugün yine tutsak olarak Çorlu'da bu ortama eee eşlik etmektedir. Çok üzücüdür Türk yargısı açısından. Tekrar ifade edeyim. Aramıza katılmasından da duyduğum memnuniyeti belirtmek istiyorum. Bir an önce bu ayıbın giderilmesi ve özgürlüğüne kavuşmasını tekrar diliyorum.”</p>

<p><strong>“ÇOK ÖZLÜYORUM ÇOCUKLARI”</strong></p>

<p></p>

<p>“Sonuna geldim. Toparlıyorum. Gerçekten hayatımın kamuya hizmet dönemi, benim en gururlandığım zaman dilimi. Bir ibadet, büyük bir ibadet. Çünkü insana hizmet ediyorsunuz ve her anını insanlarla geçiriyorsunuz. Çocuklarla… Çok özlüyorum çocukları özellikle. Gençlerle, kızlarımızla, oğullarımızla… Ve her zaman hak yememeyi ve hakkını yedirmemeyi kendimize ilke edindik. Kesinlikle milletimizin hakkını yedirmemek için de var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.</p>

<p>Bu kararlılıktan asla vazgeçmeyeceğiz. Milletin iradesini çiğnetmeyeceğiz. Hukukun herkese eşit uygulandığı, bu cennet vatanımızı herkesin çok güzel bir yaşam geçirdiği bir ülke haline getirmek en büyük idealimizdir. 102 yıl önce kapanan tebaa döneminin perdesini asla bu ülkede açtırtmayacağız. Her insanımızın fikri hür, vicdanı hür bir şekilde yetişmesi için sonsuz gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz.</p>

<p>Barışı, huzuru, demokrasiyi var etmek en büyük hedefimizdir. Yurtta barış, dünyada barışın güvencesi olacağız. Egemenlik kayıt şartsız milletindir prensibinin, kesinlikle yılmaz bekçileri olacağız. Ve milletin kazanacağı bir ortamda, biliyoruz ki Türkiye kazanacaktır. Bir avuç insanın kaybettiği ama milletin kazandığı bir dönemi de çok yakın zamanda ülkemize yine biz kazandıracağız.”</p>

<p><strong>AHMED ARİF’İN DİZELELRİYLE SESLENDİ: “UMUT MİLLETTE, UMUT MİLLETTE, UMUT MİLLETTE”</strong></p>

<p>“Tabii diploma iptaliyle uğraşan bu anlayıştan, milletin diplomalarına kıymet veren ve onları liyakatli bir şekilde milletin evlatlarına hak ettiği konulara taşıyan bir düzenin oluşmasını sağlayacağız. Eş, dost, akraba, damat, gelin vesaire değil, tam aksine memleketin ve milletin evlatlarına hak ettiği makamların verildiği, kimsenin kayrılmadığı ya da özellikli konuma taşınmadığı bir yurt var edeceğiz.</p>

<p>Bu, bizi yoksulluktan kurtaracak. Bu, bizi yurt dışına kaçan gençlerimizin geleceğini tekrar bu ülkede aramalarını sağlayacak. Ve o insanlar, ülkesini zenginleştirecek. Ben özellikle gençlerimize çok güveniyorum. Bugün bütün topluma bir şiir hazırlamıştım. Kendim yazmadım elbette ama bunu okuyacağım ve öyle bitireceğim. Diyeceğim ki;</p>

<p>Öyle yıkma kendini,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öyle mahzun, öyle garip...</p>

<p>Nerede olursan ol, İçerde, dışarda, derste, sırada,</p>

<p>Yürü üstüne - üstüne,</p>

<p>Tükür yüzüne cellâdın,</p>

<p>Fırsatçının, fesatçının, hayının...</p>

<p>Dayan kitap ile</p>

<p>Dayan iş ile.</p>

<p>Tırnak ile, diş ile,</p>

<p>Umut ile, sevda ile, düş ile..</p>

<p>Dayan rüsva etme beni.</p>

<p></p>

<p>Gör, nasıl yeniden yaratılırım,</p>

<p>Namuslu, genç ellerinle.</p>

<p>Kızlarım,</p>

<p>Oğullarım var gelecekte,</p>

<p>Her biri vazgeçilmez cihan parçası.</p>

<p>Kaç bin yıllık hasretimin koncası,</p>

<p>Gözlerinden,</p>

<p>Gözlerinden öperim,</p>

<p>Güzel Mehmet kardeşim</p>

<p>Bir umudum sende,</p>

<p>Anlıyor musun?</p>

<p>Bütün milletime sesleniyorum. Umut millette, umut millette, umut millette. Türkiye kazanacak ve inşallah her şey çok güzel olacak. Hepinizi verdiğiniz destek için, sevgiyle selamlıyorum. Sayın Hakimim bu dava, gerçekten görülmemesi gereken bir davadır. Bu dava, milletimizin nezdinde de benim anlayışımda da yok hükmündedir. Umarım bu davanın net olarak bittiği günü ve görülmemiş gibi bir sonuçla buluştuğumuz günü de iple çekiyorum.”</p>

<p><strong>AVUKAT PEHLİVAN: “CÜBBESİZ VE YÜZ YÜZE OLMADAN SAVUNMA VERMİYORUM”</strong></p>

<p>Mahkeme Başkanı, İmamoğlu’na, tutuklu avukatı Pehlivan’ın kendisine müdafi olarak katılması talebinin olup olmadığını sordu. Bu talebi kabul eden İmamoğlu, “Mehmet benim avukatım, canım, ciğerim. 4-5 senedir avukatım. İsterim tabii” yanıtını verdi. Mahkeme Başkanı, savunma avukatlarının da aynı yönde talepte bulunması üzerine, ara kararını açıkladı. Ara karar uyarınca Avukat Pehlivan, tutuklu bulunduğu Çorlu Karatepe Cezaevi’nden SEGBİS aracılığıyla duruşma salonuna canlı bağlandı ve şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Biz avukatlar, müdafaa görevi esnasında özgürlüğümüzden olabiliriz. Hakeza ben karşınızda müdafaa görevini yapmaktayken, tutsak edilmiş bir avukat olarak bir, müdafi olarak bulunuyorum. Bunun kayıtlarınıza düşmesinin, Türk hukuk tarihi açısından önemli olduğunu da görüyorum. Bu sebeple, yargı son zamanlarda birçok ilke imza atsa da bugün bambaşka bir ilke imza attı. O ilk de bir müdafi olarak, tutuklu bulunduğum bir cezaevinde, SEGBİS odasından bağlanmam.</p>

<p>Burada müvekkilim ve benim yönümden ihlal edilmiş pek çok adil yargılanma hakkı ilanı söz konusudur. Bunu nedenle savunma, müvekkilimle yüzyüzelik ilkesi gereğince hukuki yardımda bulunma, dinlenme hakkı bulunma kapsamında birçok eksiklik olması sebebiyle, savunma vermeyi bu aşamada reddediyorum. Bir sonraki celse yüzyüzelik ilkesi gereği duruşmaya getirilmeyi talep ediyorum.” <strong>12.09.25</strong></p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/bu-sadece-bir-savunma-degil-ayni-zamanda-hukuksuzluklara-ciddi-bir-isyandir</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Sep 2025 13:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/09/ekrem-1-silivri.webp" type="image/jpeg" length="27702"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu’nun Cezaevinden Yaptığı EUROFİGHTER Çağrısı Almanya’nın Kararını Etkiledi]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglunun-cezaevinden-yaptigi-eurofighter-cagrisi-almanyanin-kararini-etkiledi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglunun-cezaevinden-yaptigi-eurofighter-cagrisi-almanyanin-kararini-etkiledi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Almanya Hükümet Sözcüsü Stefan Kornelius, Berlin’in Türkiye’ye Eurofighter savaş uçağı satışına onay vermesinde, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı ve seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun cezaevinden yaptığı çağrının etkili olduğunu açıkladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Almanya Federal Hükümeti’nin 23 Temmuz 2025’te düzenlediği basın toplantısında konuşan Hükümet Sözcüsü Stefan Kornelius, Türkiye’ye Eurofighter satışı konusundaki gelişmelere ilişkin soruları yanıtladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplantıda bir gazetecinin, “Önceki federal hükümet, yani SPD ve Yeşiller’den oluşan geçici hükümet, özellikle Sayın İmamoğlu’nun Türkiye’de tutuklanmasının ardından Eurofighter uçaklarına ilişkin bir kararı ertelemişti. Sizce, Türkiye’deki insan hakları durumu ya da İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla ilgili olarak ne değişti de şimdi, sizin de dediğiniz gibi, bir ön karar alındı veya bu satış için yol açıldı?” sorusuna Kornelius şu yanıtı verdi:</p>

<p>“Ayrıntılara girmeden şunu belirtmek isterim ki, Sayın İmamoğlu bizzat cezaevinden bu uçakların satışı lehine görüş bildirmiştir.”</p>

<p>Bir önceki hükümet döneminde dondurulan Eurofighter satışı, böylece yeniden gündeme gelirken, İmamoğlu’nun bu yöndeki tutumunun Almanya üzerindeki etkisi dikkat çekti.</p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglunun-cezaevinden-yaptigi-eurofighter-cagrisi-almanyanin-kararini-etkiledi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Jul 2025 11:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/07/imamoglu-ucak.jpg" type="image/jpeg" length="24819"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[CHP' Nin Miting Yeri Değişiyor Ama İmamoğlu'nun Halk 'a Seslendiği Yer Hiç Değişmiyor Silivri]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/chp-nin-miting-yeri-degisiyor-ama-imamoglunun-halk-a-seslendigi-yer-hic-degismiyor-silivri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/chp-nin-miting-yeri-degisiyor-ama-imamoglunun-halk-a-seslendigi-yer-hic-degismiyor-silivri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İBB ve TBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Tekirdağ Cumhuriyet Meydanı’nı hınca hınç dolduran on binlere, Silivri’deki hücresinden seslendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>SİLİVRİ’DEN TEKİRDAĞ’A SESLENDİ:  İNADIMIZI, CESARETİMİZİ, UMUDUMUZU ELİMİZDEN ALMALARINA İZİN VERMEYECEĞİZ</strong></p>

<p>Türkiye’nin bir dönüm noktasında olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Ya yönümüzü demokrasiye, hukuka, fırsat eşitliğine dönüp yarınlara umutla bakacağız ya da her yeni güne, her geçen gün zulmünü büyüten bu anlayışın oluşturduğu güvensizliğin içinde savrulmaya devam edeceğiz.</p>

<h2><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner </strong></h2>

<p><strong>KORKULARINA DA OYUNLARINA DA BOYUN EĞMEYİZ</strong></p>

<p>Bugün Türkiye’de en çok örselenen şey, adalet duygusu. Hak aramak suç, hakkını savunmak tehdit gibi gösteriliyor. İnsanlar, mahkemelerin önlerindeki yazılı kurallara, kaidelere göre değil, kişiye göre muamele yaptığını görüyor. Bu şahsileştirilmiş sözde hukuk düzeninde de iktidara doğrudan eklemlenmemiş kimse kendini güvende hissedemiyor,” dedi.</p>

<p><strong>İMAMOĞLU: YA YÖNÜMÜZÜ DEMOKRASİYE DÖNECEĞİZYA DA ZULMÜN GÜVENSİZLİĞİNDE SAVRULMAYA DEVAM EDECEĞİZ</strong></p>

<p>“Biz, bu yürüyüşe, milletimiz hak ettiği onurlu bir yaşamı, refahı, adaleti kazansın diye çıktık” diyen İmamoğlu, “Yine milletimizi yanımıza alarak çıktık. Fakat bu yürüyüşü engellemek için, 19 Mart darbesinden beri türlü kumpaslar kuruyorlar. Sözde yargı eliyle, sadece ben ve kıymetli görev arkadaşlarım değil, tüm Türkiye rehin alınmaya çalışılıyor.</p>

<p><strong>NE BİZİ NE DE MİLLETİMİZİ YILDIRABİLİRLER</strong></p>

<p>Bilin ki ne bizi ne de milletimizi yıldırabilirler. Korkularına da oyunlarına da boyun eğmeyiz. Bunun için yeni bir yönetim anlayışına, milletimizle el ele yürüyen bir siyasete ve güçlü bir dayanışma ruhuna ihtiyacımız var,” ifadelerini kullandı.</p>

<p>19 Mart darbesinden beri toplumun farklı katmanlarının kumpaslara direndiğinin altını çizen İmamoğlu, “Hep beraber bu kumpasa karşı direniyoruz. Yarın bu cendereden çıkıp demokrasiyi yeniden inşa ettiğimizde de her kararı beraber alacak, her taşı beraber kaldıracağız. Ve bu beraberliğimiz, bizi umutlu yarınlara, koşar adım götürecek. Bu koşuda geride kalana, tökezleyene el uzatacak kimseyi arkada bırakmayacağız. İnadımızı, cesaretimizi, umudumuzu elimizden almalarına izin vermeyeceğiz. Her şey çok güzel olana kadar; o güne dek, mücadeleye devam,” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>TÜM TÜRKİYE REHİN ALINMAYA ÇALIŞILIYOR</strong></p>

<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in, önümüzdeki ilk genel seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olarak ilan ettiği seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının yargı görünümlü iktidar kumpasıyla tutuklanmasının ardından başlattığı “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” buluşmalarının Türkiye ayağının bu haftaki durağı Tekirdağ oldu. Tekirdağ Süleymanpaşa Cumhuriyet Meydanı’nı hınca hınç dolduran vatandaşlar, İmamoğlu ve arkadaşları için özgürlük talep etti.</p>

<p><strong>ŞAHSİLEŞTİRİLMİŞ SÖZDE HUKUK DÜZENİNDEKİMSE KENDİNİ GÜVENDE HİSSEDEMİYOR</strong></p>

<p>Buluşma alanına hakim noktalara, geçtiğimiz günlerde yitirdiğimiz Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ferdi Zeyrek ve Silivri zindanında tutulan İmamoğlu’nun posterleri asıldı. Tekirdağ buluşmasında ilk sözü, ekonomik krizle boğuşan Trakyalı çiftçi, Malkara Muhtarlar Derneği Başkanı Ender Çeşme aldı. Yaşadıkları sıkıntıları örnekleriyle dile getiren Çeşme, iklim değişikliği ve çevresel etkilerle mücadele konusunda da devlet desteğine ihtiyaçları olduğunu vurguladı. Çeşme, “Çiftçiye sahip çıkmak, bağımsızlığımıza sahip çıkmaktır. Yaşasın Türk çiftçisi” dedi. Buluşmada, Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Candan Yüceer de bir konuşma yaptı.</p>

<p><strong>“TÜRKİYE, BİR DÖNÜM NOKTASINDA”</strong></p>

<p>İmamoğlu’nun Silivri’den Tekirdağ’a yolladığı mektubu CHP Tekirdağ İl Başkanı Levent Gündoğdu okudu. İmamoğlu, önemli mesajlar verdiği mektubunda şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>“Merhaba Tekirdağ. Kadınlara, gençlere, işçiye, emekliye, çiftçiye, esnafa, Tekirdağ’ın bereketli topraklarına, alın teriyle büyüyen sanayisine, bu güzel memleketin geleceğine inanan herkese selam olsun. Bugün Türkiye, bir dönüm noktasında. Ya yönümüzü demokrasiye, hukuka, fırsat eşitliğine dönüp yarınlara umutla bakacağız ya da her yeni güne, her geçen gün zulmünü büyüten bu anlayışın oluşturduğu güvensizliğin içinde savrulmaya devam edeceğiz. Bugün Türkiye’de en çok örselenen şey, adalet duygusu. Hak aramak suç, hakkını savunmak tehdit gibi gösteriliyor. İnsanlar, mahkemelerin önlerindeki yazılı kurallara, kaidelere göre değil, kişiye göre muamele yaptığını görüyor. Bu şahsileştirilmiş sözde hukuk düzeninde de iktidara doğrudan eklemlenmemiş kimse kendini güvende hissedemiyor.”</p>

<p><strong>“19 MART DARBESİNDEN BERİ TÜRLÜ KUMPASLAR KURUYORLAR”</strong></p>

<p>“Oysa bir ülke, ancak hukukla, güvenle, vicdanla ayakta kalır. Ve adalet, sadece mahkemelerde değil; fabrikada, limanda, okulda, OSB’lerde, köyde, mahallede; yani hayatın tam ortasında gereklidir. İşte biz, bu yürüyüşe, milletimiz hak ettiği onurlu bir yaşamı, refahı, adaleti kazansın diye çıktık. Yine milletimizi yanımıza alarak çıktık. Fakat bu yürüyüşü engellemek için, 19 Mart darbesinden beri türlü kumpaslar kuruyorlar. Sözde yargı eliyle, sadece ben ve kıymetli görev arkadaşlarım değil, tüm Türkiye rehin alınmaya çalışılıyor. Bilin ki ne bizi ne de milletimizi yıldırabilirler. Korkularına da oyunlarına da boyun eğmeyiz.”</p>

<p>“TEKİRDAĞ, YALNIZCA BİR KENT DEĞİL…”</p>

<p>“Bu mücadelede, memleketimizin her köşesi gibi, Tekirdağ’ın da çok büyük önemi var. Çünkü Tekirdağ, yalnızca bir kent değil; sanayisiyle, tarımıyla, limanları ve demiryollarıyla, Avrupa’ya açılan kapımız; üretimin, emeğin, çalışkanlığın şehri. Ama bunca potansiyele rağmen, bu zenginlik, Tekirdağlıya refah olarak dönmüyor. Çorlu’da, Çerkezköy’de binlerce insan, üç vardiya üretirken, geçim derdinde. Süleymanpaşa’da emekliler ay sonunu getiremiyor. Hayrabolu’da, Malkara’da köyler yaşlanıyor, gençler göç ediyor. Kadınlar yüksek eğitimli ama işsiz. Üniversiteye giden genç sayısı ise Türkiye ortalamasının altında.”</p>

<p><strong>“BU TABLO BİR KADER DEĞİL”</strong></p>

<p>“Bu tablo bir kader değil; Türkiye’nin değil, kendilerinin bekasını düşünen bir avuç muhterisin yıllardır izlediği yanlış politikaların, adaletsiz yönetimlerinin sonucudur. Biz, bu gidişatı tersine çevirmeye kararlıyız. Tekirdağ’a da Trakya’nın tüm ilçelerine de bütüncül bir kalkınma vizyonuyla bakıyoruz. OSB’lerden kırsal mahallelere, üniversiteden limanlara kadar her noktayı kapsayan bir dönüşüm hedefliyoruz. Gençlerin iş bulabildiği, kadınların hayatın her alanında eşitçe var olduğu, köylünün de kentlinin de kendini dışlanmış hissetmediği bir Tekirdağ kuracağız.”</p>

<p><strong>“19 MART DARBESİNDEN BERİ HEP BERABER BU KUMPASA KARŞI DİRENİYORUZ”</strong></p>

<p>“Bunun için yeni bir yönetim anlayışına, milletimizle el ele yürüyen bir siyasete ve güçlü bir dayanışma ruhuna ihtiyacımız var. Nasıl ki 19 Mart darbesinden beri hep beraber bu kumpasa karşı direniyoruz, yarın bu cendereden çıkıp demokrasiyi yeniden inşa ettiğimizde de her kararı beraber alacak, her taşı beraber kaldıracağız. Ve bu beraberliğimiz, bizi umutlu yarınlara, koşar adım götürecek. Bu koşuda geride kalana, tökezleyene el uzatacak kimseyi arkada bırakmayacağız. İnadımızı, cesaretimizi, umudumuzu elimizden almalarına izin vermeyeceğiz. Her şey çok güzel olana kadar; o güne dek, mücadeleye devam. Ekrem İmamoğlu.”</p>

<h2>Tekirdağ buluşması, CHP Genel Başkanı Özgü<strong>r Özel’in konuşmasıyla devam etti.</strong></h2>

<p>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (THA)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/chp-nin-miting-yeri-degisiyor-ama-imamoglunun-halk-a-seslendigi-yer-hic-degismiyor-silivri</guid>
      <pubDate>Mon, 23 Jun 2025 13:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/06/tekirdag.jpg" type="image/jpeg" length="83690"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Başkan İmamoğlu : Biz Yargılanmıyoruz , Direkt Cezalandırılıyoruz]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/baskan-imamoglu-biz-yargilanmiyoruz-direkt-cezalandiriliyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/baskan-imamoglu-biz-yargilanmiyoruz-direkt-cezalandiriliyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İBB ve TBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i tehdit ettiği iddiasıyla hakkında açılan davada ikinci kez ifade verdi. İmamoğlu, tarihi savunmasına, Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ferdi Zeyrek’i anarak başladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>YARGI TACİZİNE MARUZ KALAN, PSİKOLOJİK İŞKENCE GÖREN, 100 KİLOMETRELERCE ÖTELERE KADINIYLA, ERKEĞİYLE SAVRULARAK ZULÜM EDİLEN, ZALİMLİK YAPILAN BİR SÜRECİN İÇERİSİNDE, NE YAZIK Kİ DİREKT CEZALANDIRILIYORUZ</strong></p>

<p>İmamoğlu, “Ben ve arkadaşlarım, bizler, neden Silivri'deyiz, neden tutsağız ve zindandayız” sorularının altını, “Çünkü, ‘İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır’ diyen bu zihniyete karşı, tam üç kez seçimi kazandığım için buradayım ve tutsağım. İstanbul'un muhafızı olduğumuz için buradayız. İstanbul'u koruduğumuz için, İstanbul'u, yıllardır kendi deyimleriyle ‘ihanet ettik’ dedikleri dönemden kurtarmak için muhafızlık yaptığım için buradayım.</p>

<p><strong>İstanbul Times Haber Merkezi - Hüseyin Çetiner  </strong></p>

<p><strong>BU ÜLKEYİ UÇURUMUN KENARINA GETİRMEKTEN VAZGEÇİN</strong></p>

<p>Kanala, ranta ve talana karşı durduğum için buradayım. Ön seçimde, Türkiye ve dünya tarihinde ilk kez, 15,5 milyon insanın oyunu aldığım, milletimizin teveccühünü kazandığım için buradayım. Cumhurbaşkanı adayı olduğum için buradayım. Buradan milletimize tekrar haykırarak soruyorum: Biz yargılanmıyor muyuz? Hayır. Biz yargılanmıyoruz.</p>

<p><strong>GELELİM EN VAHİM MESELEYE; ‘TURPUN BÜYÜĞÜNE’, ‘DANANIN KUYRUĞUNA’, ‘AHTAPOTUN KOLLARINA…</strong></p>

<p>Bizim yargılandığımız falan yok. Biz, 90 gündür, hatta bazılarımız 250 gündür, Ekim ayının başından beri tutsak, yargı tacizine maruz kalan, psikolojik işkence gören, 100 kilometrelerce ötelere kadınıyla, erkeğiyle savrularak zulüm edilen, zalimlik yapılan bir sürecin içerisinde, ne yazık ki direkt cezalandırılıyoruz,” sözleriyle doldurdu. </p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN “GAZİOSMANPAŞA” TEPKİSİ: SEVİNÇ NARALARI ATILAN, KOLTUK HIRSININ TAVAN YAPTIĞI BİR ORTAMIN KUTLAMASINI YAPAN BİR ORTAMDAYIZ CESARETİM BİR MİLİM AŞAĞI EĞİLMEYECEK</strong></p>

<p>“Kumpaslar, iftiralar, algı operasyonları, gizli tanık yalanları, geçmişi suç dolu insanların iftiralarıyla esir tutuluyoruz. Bu bir yargılama değildir, doğrudan cezalandırmadır,” diyen İmamoğlu, “Türkiye tarihinde, yargı tarihinde görülmemiş işler yaşanıyor. Şafak vakti, şafağı geçtik, karanlıkta, sahur vaktinde yüzlerce polis ev basıyor. Bir ağızdan çıkan talimatla, yüzlerce polis ev basıyor.</p>

<p><strong>KARİZMA, ELİNDEKİ YETKİYİ MASUM İNSANLARA KARŞI EZEREK KULLANDIĞI ANDA YERLE BİR OLUR</strong></p>

<p>Çağırdığınızda gelecek, bu ülkenin onurlu insanları, yöneticileri, siyasetçileri gelip ifade verecek, hesap verecek durumdayken, ev basarak, algı operasyonları yaparak, 5 gün nezarette tutarak, aç, susuz, pislik içerisinde, mikropların içerisinde, uyuşturucu kokularının içerisinde insanlar tutularak, aç, susuz bırakıldılar… Aynı senaryo defalarca uygulandı. Biz yargılanmıyoruz, direkt cezalandırılıyoruz.</p>

<p><strong>BİR MİLLET İÇİN EN BÜYÜK TEHDİT, ADALETSİZLİKTİR</strong></p>

<p>Tutsak arkadaşlarımız, yargı mensupları tarafından tehdit ediliyor. Aileleriyle, işleriyle, yaşamlarıyla tehdit ediliyor. ‘Şöyle konuşursan serbest kalırsın, şöyle konuşmazsan şu olur, bu olur’ diye tehdit ediliyor. Aileleriyle insanlar tehdit edilir mi? Çocuklarıyla insanlar tehdit edilir mi? 70 yıllık, 80 yıllık, 50 yıllık birikimleriyle insanlar tehdit edilir mi? Böyle bir şey yaşatılır mı insanlara? Bu mu yani? Burada yargılanmıyoruz, cezalandırılıyoruz,” ifadelerini kullandı. </p>

<p><strong>RESMİM YASAK, GÖRÜNTÜM YASAK, SOSYAL MEDYAM YASAK! SİZ BENİ, BU MİLLETİN GÖNLÜNDEN Sİ-LE-ME-YE-CEK-Sİ-NİZ!</strong></p>

<p>Seçilmiş Gaziosmanpaşa Belediye Başkanı Hakan Bahçetepe’nin yerine ilçe meclisince vekaleten seçilen kişinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından tebrik edilme anlarını ve görüntülerini eleştiren İmamoğlu, “Gasp edilmiş bir belediye başkanının yerine, mecliste seçilen bir başka kişi adına, sevinç naraları atılan, koltuk hırsının tavan yaptığı bir ortamın kutlamasını yapan bir ortamdayız, durumdayız. Ve etrafımız ateş topu içerisindeyken bu mu adalet, bu mu emek, bu mu gelecek tahayyülü, bu mu gelecekteki hukuk devleti tahayyülümüz. Bir ülkeyi ayakta tutan ne silah gücüdür ne servet birikimidir. O ülkeyi ayakta tutan tek şey adalettir, haktır ve hukuktur. Ve adaletin olmadığı bir memlekette, bilmeliyiz ki ne yatırım olur ne huzur olur ne gelecek olur ne refah olur ne bereket olur ne de zenginlik olur,” şeklinde konuştu. </p>

<p><strong>İMAMOĞLU’NDAN “GAZİOSMANPAŞA” TEPKİSİ: SEVİNÇ NARALARI ATILAN, KOLTUK HIRSININ TAVAN YAPTIĞI BİR ORTAMIN KUTLAMASINI YAPAN BİR ORTAMDAYIZ CESARETİM BİR MİLİM AŞAĞI EĞİLMEYECEK</strong></p>

<p>Verdiği mücadelede yalnız olmadığını vurgulayan İmamoğlu, “Bu mücadelede, milletimizin on milyonlarca sesi arkamda, on milyonlarca güveni ve bakışı benim arkamda. Ben onu hissediyorum. Ben, duygusal bir insanım. Duygularımla aklımı birleştirerek hayata bakan bir insanım. Onun için cesaretimi de ikisinin birleşiminden alıyorum. Ne o cesaretim bir milim aşağı eğilecek ne duygularımda ne de aklımda yanılacağım bir anı yaşayacağım; yaşamayacağım. Biliyorum çünkü. Beni besleyen on milyonlarca halkım var.</p>

<p><strong>KUMPASLAR, İFTİRALAR, ALGI OPERASYONLARI, GİZLİ TANIK YALANLARI, GEÇMİŞİ SUÇ DOLU İNSANLARIN İFTİRALARIYLA ESİR TUTULUYORUZ CUMHURBAŞKANI ADAYI OLDUĞUM İÇİN BURADAYIM</strong></p>

<p>O yüzden bu mücadelede yalnız benim değil, bu ülkenin tüm çocuklarının, torunlarımızın, gelecekte bu mahkeme salonlarını ‘adaletin evi’ olarak görmek isteyen herkesin mücadelesini temsil ediyorum. Onun için ben, herkesin evladı için güzel bir gelecek ve adalet sistemi vaat ediyorum. Orada duruyorum. Onun bir neferi olacağımı, onun mücadelecisi olacağımı ve bunun her daim arkasında duracağımı da net ifade ediyorum. İşte bu inançla, bu umutla, bu ideal uğruna direniyorum, direnmeye kararlılıkla devam edeceğim,” dedi. </p>

<p>“Gelelim en vahim meseleye; ‘turpun büyüğüne’, ‘dananın kuyruğuna’, ‘ahtapotun kollarına…’” diyen İmamoğlu, özetle şunları söyledi: </p>

<p>“Benim anamın ak sütü kadar helal, 31 yıllık diplomam iptal ediliyor. Hangi vicdana sığar? Hangi akıl ve mantığa sığar! Nasıl iptal ettiriliyor? Israrlı takiple. Bir savcılığın sorumluluğu altında olmamasına rağmen, defalarca rektörlüğe yazı yazarak… Parantez içinde ‘Acil kullanılma ihtimali var. Derhal işlem yapın!’ Parantez içinde; (YSK ve bunun gibi!’ Allah Allah! Üniversite diploması ne tesadüftür ki YSK’da bir tek Cumhurbaşkanlığı adaylığında işe yarıyor. Bu nasıl bir şey? Bu, kör göze parmak sokmak… Tarif edemeyeceğim kadar sefillik… ‘Dananın kuyruğu’, ‘turpun büyüğü’, ‘ahtapotu kolları...’ Bu nasıl bir şey? Bu mu yargılama? Ekrem İmamoğlu yargılanmıyor. Ekrem İmamoğlu cezalandırılıyor.”</p>

<p>“Aklını peynir ekmekle yemiş bir avuç muhterisin uygulamaları, bu ülkeyi perişan etmektedir. Rezil etmektedir. Resmim yasak, görüntüm yasak, sosyal medyam yasak! Buradan söylüyorum; siz beni, bu milletin gönlünden si-le-me-ye-cek-si-niz! Çünkü, bu milletin gönlü çok geniş! Bu kararları alan insanlara sesleniyorum: Beni bu milletin gönlünden silemeyeceksiniz. Bu sevgi büyür, büyür, büyür, büyür... Ülkeyi yönettiğini zanneden insanların şımarıklığı, güç zehirlenmesi, güç gösterisi… Güç gösterisi, zayıflığın alametidir! Bitişin göstergesidir. Sona gelmişliğin göstergesidir. Bu iktidarın en zayıf halidir, en zayıf hali. Bitti bitiyor, bitti gidiyor halidir. Muhaliflerini tutuklandığı an, bir iktidarın en zayıf anıdır. Muhaliflerinin baskılamaya, sindirmeye hapse attığı, zindana attığı an; iktidarın son sayfayı çevirdiği andır. Meşru bir iktidar böyle bir zulme tenezzül eder mi? Meşruiyeti olan bir iktidar, böyle bir zulmü kendine bir çare olarak görür mü? Görmez. Göremez! </p>

<p>“Karizma, elindeki yetkiyi masum insanlara karşı ezerek kullandığı anda yerle bir oluyor. Orada karizma kalmaz. Bir ülke yanlış yolda niye ısrar eder? Bir ülke yanlış yolda ısrar edebilir mi? Yapacak başka bir şey yoksa, ısrar eder. Ama etmemeli, etmez. Eğer ederse, bu bir kibirdir! Kibrin tavan yaptığı bir andır. Bunun adı, yanlışta ısrarın adı ‘patika bağımlılığı’dır. Hukuksuzluktan vazgeçin. Düşman hukuku uygulamalarından vazgeçin. Bütün bunları yapanlara sesleniyorum. Bu ülkeyi uçurumun kenarına getirmekten vazgeçin. Beni ve arkadaşlarımın tutuksuz yargılandığı adaletli bir ortamı tesis edin.”</p>

<p>“Etrafımızda hemen hemen doğumuz, güneyimiz, kuzeyimiz ateş çemberinde. Ağır bir jeopolitik kırılma yaşanıyor. Türkiye, ağır soruların üstüne kırılmaların yarattığı siyasi iktisadi risklerle boğuşuyor. Yoksulluğun, fakirliğin, borçluluğun en derin günlerini yaşıyoruz. Paramız pul oldu. Birileri de bağırıyor, ama o kadar sessiz bağırıyor ki; duyan yok. ‘Birisiyle bir fotoğraf versek’ diye deli oluyoruz. Kurtuluş bu mu? Değil. Kurtuluş millettir. Millet, fotoğraf derdinde değil. Çare millet. Milletle kurtuluş olur.  Onun için bu ağır iktisadi koşulların ortamından, bugün bu ülkeyi yöneten aklın tarifiyle söyleyeyim, ‘İç cepheyi güçlendirmenin’ dışında bir yol yoktur. Bunun da yolu, bu ülkenin adalet çizgisine oturmasıdır. Adaletli bir ülke, adil bir ortam… Bu yol, bizi doğruya götürür.  Aksi takdirde bu ağır resmi değiştiremezsek, biz, geleceğimizi kaybederiz. Bir millet için en büyük tehdit, adaletsizliktir. “</p>

<p></p>

<p>Yargı görünümlü iktidar kumpasıyla gerçekleştirilen 19 Mart darbesinin ardından tutuklanan, Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) ve Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Akın Gürlek’i tehdit ettiği iddiasıyla yargılandığı davada ikinci kez ifade verdi. Duruşmayı; CHP Genel Başkanı Özgür Özel, parti kurmayları, İmamoğlu’nun eşi Dr. Dilek Kaya İmamoğlu, oğulları Selim ve Semih İmamoğlu ile çok sayıda vatandaş izledi. Salonu dolduran vatandaşlar, jandarmalar arasında salona giren İmamoğlu’nu alkışlar ve “Türkiye seninle gurur duyuyor”, “Her şey çok güzel olacak”,  “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Cumhurbaşkanı İmamoğlu”, “Hak hukuk adalet” sloganlarıyla karşıladı. Silivri Açık Ceza Yerleşkesi 2 No’lu duruşma salonunda görülen duruşma salonuna giremeyen çok sayıda vatandaş da mahkeme dışında İmamoğlu lehine sevgi gösterilerinde bulundu. İmamoğlu, saat 10.10’da başlayan duruşmada, bir önceki celsede olduğu gibi tarihi bir savunma yaptı. </p>

<p><strong>FERDİ ZEYREK’İ ANDI: “YANINDA OLAMADIM, DUA ETTİM”</strong></p>

<p>İfadesinin başında Manisa Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Ferdi Zeyrek’i anan İmamoğlu’nun savunmasının tam metni şöyle oldu: </p>

<p>“Bugün yine Silivri’de, mahkemede, daha önce birinci celsesini burada yaptığımız ve yargılamanın başladığı bu dosyada, bu davada, ikinci celsede buradayız. Burada olmak ve Silivri'de yargılanmak, elbette ifade edeyim ki, benim kabul etmediğim, doğru bulmadığım bir durumdur. Önce bazı değerlendirmelerimi yapmak istiyorum. Sadece 10 gün önce, dünya hayatının fani olduğunu bir kez daha derinden hissettik.</p>

<p></p>

<p>Zaten muhtemeldir ki dünyada yaşayan insanların, dünyanın fani olduğu noktasından değil de başka bir evreden baktığında, dünyada çok kötü şeyler olabiliyor. Bu dünyadan göçerken, insanlara güzel duygular bırakmayı başaran, ebediyete bu zarafetle yürüye en özel insanlardan birini, Ferdi Zeyrek kardeşimizi kaybetmenin bir üzüntüsünü yaşadık. Değerli Başkanıma, kardeşime, Allah'tan rahmet diliyorum. Yanında olamadım, dua ettim. Mekanı cennet olsun.” </p>

<p><strong>“YÜZ BİNLERCE İNSANIN BİR YÖNETİCİYİ UĞURLAMASI TÜRKİYE'YE BÜYÜK BİR DERS NİTELİĞİNDEDİR”</strong></p>

<p>“Fakat bir ders bırakarak gitti. Yüz binlerce insan yas tuttu, cenazesine eşlik etti. Yüz binlerce insanın bir yöneticiyi uğurlaması, yas tutarak uğurlaması, bu dünyaya ve şu an yaşadığımız Türkiye'ye büyük bir ders niteliğindedir. Ebediyete bu zarafetle yürüyen Başkanımızın, sadece 14 aylık bir hizmetle bu gönül bağını kurmasının arkasında, gerçekten sıra dışı bir psikolojiyi milletimizin adil, güler yüzlü, kucaklayan, halkla iç içe olan, ayrım yapmayan, ‘sendensin, bendensin’ demeyen, insanları sınıflandırmayan, kategorize etmeyen; ‘benden olmayan bertaraf olsun’ demeyen bir yöneticiye duyduğu derin özlemi ve bu hasretin Manisa'da bir nebze giderilmiş olmasının yansımasıdır insanların sel gibi akıp sokaklara, caddelere, meydanlara yığılarak bu insanı uğurlaması… İşte bu ifade, bu milletin gerçekten bir düşünüp kendine gelmesi ve duyguları insanların nasıl bir biçimde hissettiğini, talep ettiğini anlaması gerekir. Bu yaşanan duygu seli; birleştirici olmanın, kapsayıcılığın, insanı insan olduğu için kucaklamanın açık bir delili değilse başka ne olabilir. Allah'tan rahmet diliyorum kardeşimize. Mekanı cennet olsun. Yaradan, herkese böyle göçmeyi nasip etsin.” </p>

<p><strong>“YARGININ BU ŞEKİLDE MEŞGUL EDİLMESİ, BU ÜLKEYE YAKIŞMAYAN BİR POZİSYONDUR”</strong></p>

<p>“Yanı başımızda, ülkemiz ve yakın coğrafyamız için de çok kritik günler geçiriyoruz. Savaş ortamının tam ortasındayız. Şu anda burada, bir yargılamanın içindeyiz. Ama eminim ki şu anda gerçekten Türkiye'nin daha önemli meseleleri olduğunun da altını çizmek gerekir. Yargının bu şekilde muamele görmesi, yargının bu şekilde meşgul edilmesi, bu ülkeye yakışmayan bir pozisyondur ve bir durumdur. Burada bulunan bütün yargı heyeti de buna dahildir. Benim duygularımın bu şekilde olduğunun, gerçekten yargının, adaletin, böylesi bir dönemde, ülkemizi böylesi zor bir döneminde, gerçekten ülkemizin adalet duygusunu yükseltecek daha önemli işleri olduğunu düşünüyorum.”</p>

<p><strong>“GAZZE'DE YAŞANANLARA KINAMANIN ÖTESİNDE BİR POZİSYON ALAMAMANIN DA ÜZÜNTÜSÜNÜ YAŞAMAKTAYIZ”</strong></p>

<p>“Ve ne yazık ki İsrail'in yıllardır Filistin'e yönelik saldırıları, özellikle de Gazze'de yaşanan büyük insanlık dramı, ne yazık ki dünyanın sadece izlemekle kaldığı, sadece kınamayı, uzaktan seyretmeyi ve muhalefet olarak ya da karşıtlık olarak gösteren siyasi anlayışlarla dolu bir dönemin dünyaya yaşattığı bir gerçektir. Ve müdahalede bulunmayan, tarihin en korkunç trajedilerinden, katliamlarından birisini de biliyoruz ki İsrail Gazze'de masum insanlara yaşattı, yaşatmaya devam ediyor.</p>

<p>Bugün fütursuzca İran saldırısı da hep birlikte kınadığımız bir olaydır. Ancak ülke olarak, kınamanın ötesinde bir pozisyon alamamanın da üzüntüsünü yaşamaktayız. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kadim devlet anlayışının, mutlak böylesi dönemlerde daha etkin rol alması gerektiği de bir gerçektir.”</p>

<p><strong>“KURUMLAR ÖRSELENDİĞİNDE BUNUN DOĞAL SONUCU SAVAŞTIR”</strong></p>

<p>“Tarih boyunca bazı savaşlar vardır. Toprak için değil, aynı zamanda zihniyetlerin, rejimlerin, yönetim biçimlerinin çatışması olarak yaşanmıştır. Mecbur kalmadıkça savaşın bir cinayet olduğunu 100 yıl önce anlatan Mustafa Kemal Atatürk'ün sözlerinin aksine, bu çatışmalar ne yazık ki tam da böyle bir anlayışla yakın coğrafyada sürdürülmekte ve insanlar katledilmelidir. Ülkelerde demokratik denetim ortadan kalktığında, halkı temsil etmek yerine, sadece iktidarını ayakta tutma arzusu hakim olduğunda koltuk ihtirası ve hırsına sahip yöneticiler ve devlet sistemi ve bilhassa kurumlar örselendiğinde, bunun doğal sonucu savaştır, insanlık dramıdır ve katliam girişimleridir. Bu nedenle medeniyetin beşiği olan cennet vatanımızda, milletimiz adına güçlü bir gelecek inşa etmek için demokrasinin, adaletin en güçlü şekilde temsil edildiği bir ülke yaratma zorunluluğunuz vardır.”</p>

<p><strong>“ÇAĞLAYAN” YERİNE “SİLİVRİ” TEPKİSİ: “YÜCE TÜRK YARGISI İÇİN BURADA OLMAYI VE BU ŞEKİLDE YARGILANMAYI ASLA KABUL ETMİYORUM VE İÇİME SİNDİREMİYORUM”</strong></p>

<p>“Bu ülkeye bu misyon, sadece bu dönem için değil, tarihi her döneminde bu topraklarda, bu kadim topraklarda, medeniyetin beşiği bu topraklarda her zaman bu sorumluluk yüklenmiştir ve bu sorumluluğa yakışan davranışlar yapıldığında, bu ülke ve bu millet, büyük bir devlet ve büyük bir millet duygusunu beslemiştir. Bu yönüyle biz de gerçekten ülkemizin gelecek inşası noktasında, milletimiz adına güçlü bir gelecek inşa  etmek için demokrasinin, adaletin en güçlü şekilde temsil edildiği bir ülke yaratma zorunluluğu içerisinde ve sorumluluğu içerisinde olan insanlarız. Kurumları güçlü, iktidarı şeffaf, siyasetçilere hesap veren adil bir düzene ihtiyacımız vardır ve şarttır. Bugün Silivri'deyiz. Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nun içindeki mahkeme salonundayız. Hakkımda açılan davanın ikinci celsesi için yargı önündeyim. Oysa Çağlayan'da olmamız gerekirdi. Sizin bağlı olduğunuz ağır ceza mahkemesinin olduğu yerde ve olduğu ortamda yargılanmam gerekirdi. Ama orada değiliz. Yüce Türk yargısı için burada olmayı ve bu şekilde yargılanmayı, tekrar ifade ediyorum ki, asla kabul etmiyorum ve içime sindiremiyorum.”</p>

<p><strong>“BURAYA, SİLİVRİ'DE BULUNDUĞUM ZİNDANDAN GELİYORUM”</strong></p>

<p>“Tabii bugün burada yargılandığımız ve ikinci celsesinde olduğumuz sayın savcının ortaya mütalaasının sunduğu bir ortamdayız. Ama daha önemli bir konu var. Ve bu davanın dışında bir konu var. O da ben buraya nereden geldim? Ben buraya nasıl ve hangi koşullarda geldim ve hangi koşullarda yargılanıyor muyum, yoksa başka bir pozisyonda mıyım?</p>

<p>Ben buraya, yaklaşık 90 gündür haksız ve hukuksuz bir biçimde, tarihte görülmemiş bir pozisyonda tutuklandığım bir şekilde, tutsak olduğum, yine burada, bu kampüste, Silivri'de Marmara Ceza İnfaz Kurumu'nda bulunduğum zindandan geliyorum. Çünkü, Türkiye'ye ağır bedeller ödeten ve ödetilen, içi ihtiras, koltuk hırsı ve ne yazık ki büyük maddi ve manevi, aynı zamanda uluslararası itibar kaybına uğradığımız bir operasyon sonucu burada tutsak tutuluyorum.”</p>

<p><strong>“BEN VE ARKADAŞLARIM NEDEN SİLİVRİ'DEYİZ ? NEDEN TUTSAĞIZ? NEDEN ZİNDANDAYIZ ?”</strong></p>

<p>“Şimdi, cevabı olmayan soruyu buradan soruyorum. Ben ve arkadaşlarım, bizler, neden Silivri'deyiz, buradayız? Neden tutsağız ve zindandayız? Manevi bedeli ağır, moral bedeli ağır, ekonomik bedeli ağır, ‘Ben ekonomistim’ dediği için değil, gerçekten ekonomist olan insanların yaptığı hesaba göre, bu operasyonun bedelinin, yaklaşık 150 milyar doları bulan, bu kadar sorunların, bu kadar krizlerin içerisinde boğulurken bu cennet vatan ve 86 milyon insanımız, bu bedel, bu millete ve bu ülkeye neden ödetiliyor? Burada amaç nedir? Ben neden Silivri'deyim? Neden tutsağım? Neden zindandayım? Bu sorunun adaletle, hukukla, yargılanmayla ilgisi olmayan cevabını vermiştim. Yine veriyorum ve yine her zaman da bunu milletime haykıracağım. Bu işin içinde olan herkesin kulakları çınlayacak ve haykırmaya devam edeceğim.”</p>

<p><strong>“BU ZİHNİYETE KARŞI, TAM ÜÇ KEZ SEÇİMİ KAZANDIĞIM İÇİN BURADAYIM VE TUTSAĞIM”</strong></p>

<p>“Buradaydım; evet. Çünkü, ‘İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır’ diyen bu zihniyete karşı, tam üç kez seçimi kazandığım için buradayım ve tutsağım. Onun için zindandayım. Çünkü, 16 milyon insanımıza eşit hizmet eden, hiç kimseye ‘senin siyaset görüşün ne, senin etnik kökenin ne, hangi görüştesin, hangi yaşam biçimindesin’ demeden insanlara hizmet etmeyi, insanımıza hizmetin kutsallığını bilen bir çerçeveden bakan, yoksullardan gençlere, çocuklardan kadınlara, bebeklere, kreşteki çocuklarımıza, burs verdiğimiz gençlerimize, herkesin derdine ortak olan, dertlerine çözüm üreten, halkçı bir belediyecilik yaptığımız için, milletimizin teveccühünü kazandığımız için buradayım. Tüm engellemelere rağmen; milletin zarar gördüğü aşikar iken, işlerin yapılmaması için elinden gelen bir akla karşı, metroda, altyapıda, kentsel dönüşümde, çevre projelerinde, sadece 6 yılda resmen İstanbul'da bir yatırım devrimi yapan bir anlayışa sahip olduğunuz için, icraatçı bir belediyecilik yaptığım için buradayım.”</p>

<p><strong>“CUMHURBAŞKANI ADAYI OLDUĞUM İÇİN BURADAYIM”</strong></p>

<p>“İstanbul'un muhafızı olduğumuz için buradayız. İstanbul'u koruduğumuz için, İstanbul'u, yıllardır kendi deyimleriyle ‘ihanet ettik’ dedikleri dönemden kurtarmak için muhafızlık yaptığım için buradayım. Kanala, ranta ve talana karşı durduğum için buradayım. Ön seçimde, Türkiye ve dünya tarihinde ilk kez, 15,5 milyon insanın oyunu aldığım, milletimizin teveccühünü kazandığım için buradayım. Cumhurbaşkanı adayı olduğum için buradayım. Bu çok net. Buradan milletimize tekrar haykırarak soruyorum: Biz yargılanmıyor muyuz? Hayır. Biz yargılanmıyoruz. Bizim yargılandığımız falan yok. Biz, 90 gündür, hatta bazılarımız 250 gündür, Ekim ayının başından beri tutsak, yargı tacizine maruz kalan, psikolojik işkence gören, 100 kilometrelerce ötelere kadınıyla, erkeğiyle savrularak zulüm edilen, zalimlik yapılan bir sürecin içerisinde, ne yazık ki direkt cezalandırılıyoruz.”</p>

<p><strong>“BİZ YARGILANMIYORUZ, DİREKT CEZALANDIRILIYORUZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Kumpaslar, iftiralar, algı operasyonları, gizli tanık yalanları, geçmişi suç dolu insanların iftiralarıyla esir tutuluyoruz. Bu bir yargılama değildir, doğrudan cezalandırmadır. Yargılanmıyoruz, biz… Ey milletim; bunu haykırarak söylüyorum: Direkt cezalandırılıyoruz. Sadece cezalandırılmakla kalmıyoruz. Aynı zamanda, milletimizin iradesinin cezalandırıldığını da buradan haykırıyorum. Türkiye tarihinde, yargı tarihinde görülmemiş işler yaşanıyor. Şafak vakti, şafağı geçtik, karanlıkta, sahur vaktinde yüzlerce polis ev basıyor. Bir ağızdan çıkan talimatla, yüzlerce polis ev basıyor.</p>

<p>Çağırdığınızda gelecek, bu ülkenin onurlu insanları, yöneticileri, siyasetçileri gelip ifade verecek, hesap verecek durumdayken, ev basarak, algı operasyonları yaparak, 5 gün nezarette tutarak, aç, susuz, pislik içerisinde, mikropların içerisinde, uyuşturucu kokularının içerisinde insanlar tutularak, aç, susuz bırakıldılar… 5 gün boyunca. Aynı senaryo defalarca uygulandı. Biz yargılanmıyoruz, direkt cezalandırılıyoruz. Tutsak arkadaşlarımız, yargı mensupları tarafından tehdit ediliyor. Aileleriyle, işleriyle, yaşamlarıyla tehdit ediliyor. ‘Şöyle konuşursan serbest kalırsın, şöyle konuşmazsan şu olur, bu olur’ diye tehdit ediliyor. Bu çok net, avukatları tarafından tespit edilmiş. Aileleri…</p>

<p>Aileleriyle insanlar tehdit edilir mi? Çocuklarıyla insanlar tehdit edilir mi? 70 yıllık, 80 yıllık, 50 yıllık birikimleriyle insanlar tehdit edilir mi? Böyle bir şey yaşatılır mı insanlara? Bu mu yani? Burada yargılanmıyoruz, cezalandırılıyoruz.”</p>

<p><strong>“KADINLARA İŞKENCE” TEPKİSİ: “BU NASIL BİR ZALİMLİKTİR ?”</strong></p>

<p>“600 kilometre öteye, saatlerce, bu sıcak havada, kelepçeli kadını götürüyorsunuz. Ve orada zindana atıyorsunuz. Yerde yatıyor kadın 2 gün boyunca. Bu nasıl bir zalimliktir? Biz hangi çağdayız? Yüce Türk yargısı buna nasıl müsaade edebilir? Nasıl seyirci kalınabilir? Bu mümkün mü? Adalet, mümkün temelidir. Yaşamın garantisidir, teminatıdır. Burada Sayın Hakim, Yüce Divan, Heyet; bizim yaşamımızın teminatısınız. Çocuklarınızın, çocuklarımızın, geleceğimizin teminatısınız. Bu nasıl yapılır bir kadın? 1000 kilometre ötede bir hapishaneye nakledilen, buradan gönderilen bürokrat var. Onlarca. Bu nasıl bir zalimdir? Ne yapılmak isteniyor? Evine hader yollasanız, bu insanlar gelir, size ifade verir. İki kez yapılıyor. Üç kez yapılan insanlar var. Al, 5 gün tut, bırak! Sonra al, 5 gün tut, hapset! Oradan oraya, oradan oraya naklet! Bunu kim anlatacaksınız? Bunu kime anlatabiliriz?”</p>

<p><strong>AVUKATLARA DESTEK VERDİ VE GENÇLERE SAHİP ÇIKTI</strong></p>

<p>“Avukatların savunma hakları ellerinden alınıyor. Avukatlara ilk defa adliyede yasak alanlar inşa ediliyor ya da tarifleniyor. ‘Girilmez’ yazıyor oraya? Avukatlara suçlu muamelesi yapılıyor. Niye? Birisini savunduğu için. Sayın hakim, değerli heyet; sizlerin de geçtiğiniz tedrisattan gelen insanlar… Burada hakimlik makamı var, savcılık makamı var, avukatlık makamı var. Benden 1000 katı daha iyi biliyorsunuz bu süreçleri. Bunların nasıl korunması gerektiği, nasıl itibarlı bir şekilde mesleklerini, görevlerini yapmasının gerekliliğini siz benden çok daha iyi biliyorsunuz. Bu yapılır mı? Bir insanın avukatı, savunma yapıyor diye, gözaltına alıp, ifadeye tabi tutulur mu? Savunma yapıyor diye! Gençler, protesto hakkını kullandılar diye… Her gün göz göze geldik avukatlarımızla görüşürken… Pırıl pırıl gençler. Gözü yaşlı gençler. 19-20 yaşında, 21 yaşında… Aylarca hapiste tutuldu. Niye_ İhtiras için, hırs için. Ne oldu? Hiçbir şey yok; bırakıldı. Yazık değil mi 90 gününe, 80 gününe? Hanginiz evladınızın bunu yaşamasını ister? Hanginiz bir evladın, bir gencin, bir çocuğun buna maruz kalmasına ‘evet’ diyebilir? Bu nasıl bir vicdan? Evet, ben haykırıyorum. Ben yargılanmıyorum. Arkadaşlarım yargılanmıyor. Direkt cezalandırılıyor. Çok net.”</p>

<p><strong>“MAFYA KILIFI TİPLERİN GÖZÜNÜ, KAŞINI YARDIĞI BENİM YOL ARKADAŞIM HAPİSTE, ONLAR DIŞARIDA”</strong></p>

<p>“Ne yazık ki, milyonlarca insanı temsil eden belediye başkanları, yol arkadaşlarım, siyasi dostlarım, arkadaşlarımız, kıymetli bürokratlarımız… Kaçak yapıları yıkarken, benim canım güvenlik görevlilerim de oraya dizildi. Yıkımın yapılmaması için, yine mülki idarecilerin yüzlerce polisi yığdığı yerde, mücadele ederek… Yahu polis yıkıma karşı durur mu? Mücadele ederken, oradaki mafya kılıfı tiplerin gözünü, kaşını yardığı benim yol arkadaşım hapiste, onlar dışarıda. Boğaz’ın kıyısındaki bir virüs gibi, caminin etrafını saran gecekonduları yıkmak için mücadele veren onurlu, haysiyetli, şerefli bürokratlarım hapiste, ama orayı saran virüsün sahipleri dışarıda. Adalet kimi koruyacak? Adalet kime sahip çıkacak? Adalet, mülkün temelidir… Onun sahibi bu millet değil mi? Millete sahip çıkacak, bir avuç muhterise değil. Benim arkadaşlarım, bürokratlarım, haksız ve hukuksuz bir şekilde hapiste cezalandırılıyor, milletimiz açlık ve sefalet içindeyken bu zulüm, bu zalimlik, koltuk hırslarıyla yapılıyor. Birbirine yaranmak duygusu ve zincirin halkaları üzerinden yürütülen bir operasyonla karşı karşıya geliyoruz. Yargılanmıyoruz, direkt cezalandırılıyoruz. Bu bir yargılama değil.”</p>

<p><strong>“GAZİOSMANPAŞA TEBRİĞİ”NE TEPKİ: “KOLTUK HIRSININ TAVAN YAPTIĞI BİR ORTAMIN KUTLAMASINI YAPAN BİR ORTAMDAYIZ”</strong></p>

<p>“Bu süreçte, benim ülkem adına ne idealim olabilir? Benim milletim adına ne idealim olabilir? Benim, ülkem ve milletimin adına, bir hukuk devleti olma idealim olabilir. Hukuk devleti tahayyülüm olabilir? Nasıl adil bir ülke, nasıl adil bir ortam yaratırız ki, bu cennet vatanda herkesin evladı, özgür ve hür düşüncesiyle hayata ve geleceğe bakabilsin, üretebilsin, yaratıcı olabilsin. İyi sporcu olsun, iyi bilim insanı olsun. Yaratıcı sektörlerin, teknolojinin en önüne koşan insanları olsun. Biz neyle uğraşıyoruz? Gasp edilmiş bir belediye başkanının yerine, mecliste seçilen bir başka kişi adına, sevinç naraları atılan, koltuk hırsının tavan yaptığı bir ortamın kutlamasını yapan bir ortamdayız, durumdayız. Ve etrafımız ateş topu içerisindeyken bu mu adalet, bu mu emek, bu mu gelecek tahayyülü, bu mu gelecekteki hukuk devleti tahayyülümüz?”</p>

<p><strong>“ZİNDANDAYMIŞ EKREM!”</strong></p>

<p>“Bu ülkenin şairleri, ‘Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım’ derken, beni tarif ediyor. Eminim ki burada bulunan herkes tarif ediyor. Evet; hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım. Ne enginlere sığarım ne dağlara sığarım. Hangi çılgın bana zincir vuracakmış, şaşarım. Zindandaymış Ekrem! Bu millet, gerçek zindanı bu ülkeye yaşatan insanlara, hukuk önünde, günü geldiğinde hesap sorar. O bakımdan, evet, ben, hukuk devleti istiyorum. Öyle bir hukuk devleti ki; yalnızca metinlerde değil, uygulamada da adaleti esas alan ve onun üzerinde adaleti tesis eden, inşa eden bir dönemi hayal ediyorum. Hakimin önündeki dosyada isim değil, delil; düşünce değil, eylem; aidiyet değil, hukuk konuşulsun. Savunma, yargının asli unsuru olarak saygı görsün. Hiçbir yurttaş, hak ararken korkmasın. Bir insan, fikrini beyan ettiğinde değil, susmak zorunda bırakıldığında tehdit altında olduğunu hissettiği bir ülke olalım.”</p>

<p><strong>“NE DEMEK ‘BANA DOKUNMAYAN YILAN BİN YAŞASIN!’”</strong></p>

<p>“Bu ülkeye ‘atasözü’ diye yutturulan bir söz var: Bana dokunmayan yılan bin yaşasın! Böyle bir atasözü yok. Olamaz. Benim hiçbir milletimin ferdine yakışmaz. Ne demek yani; bana dokunmayan yılan bin yaşasın! Yılanı canlı olarak tasvir etmiyorum burada. Yılanın ne anlama geldiğini biliyoruz buradaki sözde. Ne demek yani? ‘Haksızlığa karşı susan dilsiz şeytandır.’ Doğru atasözü budur. Doğru tarif budur. Haksızlığa karşı susan, dilsiz şeytandır. Şeytanın tam tersi. Onun için, ben, gerçekten bir insan fikrine beyan ettiğinde değil, susmak zorunda bırakıldığında, tehdit altında olduğunda hissedildiği, özgür bir ortam hayal ediyorum. Kararı veren yargı mensupları, yani adaleti sağlamakla mükellef şerefli insanlar, verdikleri kararlardan dolayı herhangi bir korku veya endişe yaşamadan, bağımsız ve tarafsız olarak düşünsün, karar versin. Arzumuz bu. Benim tahayyül ettiğim hukuk devleti, iktidarların değil, iktidarı yönetenlerin değil, adaletin hüküm sürdüğü bir düzendir. Benim hukuk devleti tahayyülüm bu. Siyasi iktidarların gücünü sınırlayan, yurttaşın hakkını koruyan, adaleti yalnızca güçlülerin değil, güçsüzlerin de umudu yapan bir sistemdir benim tahayyülüm.”</p>

<p><strong>“HİÇ KİMSE, ADALETSİZ BİR ORTAMI GİDİP EVİNDEKİ ÇOCUĞUNA ANLATAMAZ, BAŞI ÖNE EĞİLİR”</strong></p>

<p>“Bugün burada yargılanan, onun için ben değilim. Bugün burada, iktidarın hoşuna gitmeyen her muhalif görüş, her demokratik kazanım, daha da önemlisi on milyonlarca milletin iradesi yargılanmaktadır. Ama bilinmelidir ki; bu ülkeyi ayakta tutan ne silah gücüdür ne servet birikimidir. O ülkeyi, -bir ülke ancak o zaman güçlü olur- o ülkeyi ayakta tutan tek şey adalettir, haktır ve hukuktur. Ve adaletin olmadığı bir memlekette, bilmeliyiz ki ne yatırım olur ne huzur olur ne de gelecek. Ne refah olur ne bereket olur ne de zenginlik olur. Olmaz; mutluluk olmaz. Hiç kimse evine gidip, burada bulunan herkes, adaletsizliğin olduğu yerde sayın hakimden burada bulunan avukatlara, burada bulunan her vatandaşımızdan Sayın Genel Başkan’ımıza kadar hiç kimse, adaletsiz bir ortamı gidip evindeki çocuğuna anlatamaz, ifade edemez. Başı öne eğilir. O yüzden bu mücadelede yalnız değilim. O yüzden bu mücadelede, milletimizin on milyonlarca sesi arkamda, on milyonlarca güveni ve bakışı benim arkamda. Ben onu hissediyorum.” </p>

<p>“CESARETİMİ, DUYGULARIM VE AKLIMIN BİRLEŞİMİNDEN ALIYORUM”</p>

<p>“Ben, duygusal bir insanım. Duygularımla aklımı birleştirerek hayata bakan bir insanım. Onun için cesaretimi de ikisinin birleşiminden alıyorum. Ne o cesaretim bir milim aşağı eğilecek ne duygularımda ne de aklımda yanılacağım bir anı yaşayacağım; yaşamayacağım. Biliyorum çünkü. Beni besleyen on milyonlarca halkım var. O yüzden bu mücadelede yalnız benim değil, bu ülkenin tüm çocuklarının, torunlarımızın, gelecekte bu mahkeme salonlarını ‘adaletin evi’ olarak görmek isteyen herkesin mücadelesini temsil ediyorum. Onun için ben, herkesin evladı için güzel bir gelecek ve adalet sistemi vaat ediyorum. Orada duruyorum. Onun bir neferi olacağımı, onun mücadelecisi olacağımı ve bunun her daim arkasında duracağımı da net ifade ediyorum. Burada bulunan herkes, bulunmayan 86 milyon, bu memleketin eşit hissedar olan yurttaşımıza seslenerek bunu söylüyorum. Başka türlü ‘yurtta barış, dünyada barış’ olmaz. İçeride sağlayacağımız huzur ve barış yolculuğu ile dünyaya örnek bir teminat alanı yaratabiliriz. Bu coğrafyada başka türlüsü bunun olmaz. Kimse kendini kandırmasın.”</p>

<p><strong>“AZİZ İHSAN AKTAŞ” TEPKİSİ: “BUNUN ADI ‘HUKUK DEVLETİ’ OLMAZ, ‘ÜSTÜNLERİN HUKUKU’ OLUR, ‘İŞİNE GELDİĞİ GİBİ HUKUK’ OLUR”</strong></p>

<p>“Ben, işte bu inançla, bu umutla, bu ideal uğruna direniyorum, direnmeye kararlılıkla devam edeceğim. Yoksa her gün, ‘yargı bağımsızdır’ demeci verince yargı bağımsız olmuyor. Sosyal medyada ‘yargı bağımsızdır’ demekle yargı bağımsız olmuyor. Yargı bağımsızlığı için irade gerekir, doğru bir uygulama gerekir. Aksi halde, 100 kuruma iş yapan birine, önce ‘çete’ dersiniz, ‘çetenin başı’ dersiniz, sonra sadece içinden 5 Cumhuriyet Halk Partiliyi hedef alırsınız… 95’inin kurumuna bakarsınız; size yakın! Partisine bakarsınız; sizin partili belediye başkanınız…</p>

<p>Onları ayırırsınız. Onlara dokunmazsınız. Sonra o ‘çete’ dediğiniz kişiyi serbest bırakırsınız… Bunun adı ‘hukuk devleti’ olmaz. Onun adı ‘üstünlerin hukuku’ olur. ‘İşine geldiği gibi hukuk’ olur. Bu, hukukun üstünlüğü veya hukuk devleti olmaz; olamaz. Bunu hiç kimsenin, hiç kimsenin vicdanına, aklına anlatamazsınız. 95’i kendi partinden, kendi atadığı insanlar diye, orayı hiç görme! 5 tane Cumhuriyet Halk Partili belediyeyi al, hapse at, tutukla, uydurma ifadeleri üzerinden… Bir de o ‘çete reisi’ dediğin adam dışarıya al, serbest bırak! İşleri de gürül gürül işlesin! Hem de yine devletin izin verdiği, makamların, kurumların izin verdiği ruhsatlarıyla binaları yükselsin, tesisleri yapılsın! Bunu kimse kabullenmez, kabullenemez.”</p>

<p><strong>“BENİM ARZU ETTİĞİM HUKUK DEVLETİNDE HİÇ KİMSEYE PERVASIZCA İFTİRA ATILMAYACAK”</strong></p>

<p>“İşte hayalini kurduğum bu hukuk sistemi, bu binadaki herkesin; hakiminden avukatına, güvenlik görevlisi kardeşlerimden Genel Başkanımıza kadar evlatlarına, torunlarına eşit şekilde muamele edilmesini sağlar. Benim arzu ettiğim hukuk devleti o. Benim arzu ettiğim hukuk devletinde kimsenin başı önüne eğilmeyecek. Hiçbir çocuğumuz, sabah baskınıyla evinden alınmayacak. Hiçbir yurttaşımız, düşüncesi nedeniyle düşmanlaştırılmayacak. Hiç kimseye pervasızca iftira atılmayacak. İnsanlara, durup duruken terörist muamelesi yapılmayacak, yapılamayacak. Ben, bu ülkenin her insanını seven bir yönetici olarak, her insanını gerçekten seven bir yönetici olarak, Allah şahit, kullar da şahit ki, hiçbir insanı birbirinden ayırmayan bir yüreğe sahibim. Hiçbir zaman da ayırmadım. Hiçbir zaman da ayırmayacağım.”</p>

<p><strong>“KURBAN OLURUM O YÜZ BİNLERCE ÇOCUĞUN KALEMİNE”</strong></p>

<p>“Çocuklara ayrı bir sevgiyle bakıyorum. Çocuklara, gelecek gözüyle baktım. Onun için 15,5 milyon insan benim için -Allah razı olsun- ön seçimde oy kullandı. Yüz binlerce çocuk da çocuk da mektuplarıyla, çizgileriyle, resimleriyle bana mesaj yolladı. Bununla hangi makam boy ölçüşebilir ki? Hangi makam iftirası bunun önünde durabilir ki? Duramaz. Allah şahit, kul da görüyor. Bugünler gelir geçer. Bunun yükünün altında yanlış yapan, hukukun önünde, onun ağırlığı altında ezilir, büzülür. Bu kadar net. Kurban olurum o yüz binlerce çocuğun kalemine, ruhuna, içinden geçen o güzel duygulara. Onların adalet duygusuna kurban olurum. Her evdeki çocukların o naif, tertemiz adalet duygusu, bugün bu ülkede bize yaşatılanların katmer katmer, misler misli fazlasıyla adaleti daha üst seviyede temsil eden ruha sahip olduklarını düşünüyorum.</p>

<p>Bizim idealimiz, işte o çocukların bu ülkede üretken, düşünen, tahayyül eden, yaratıcı ruhunun önünde hiçbir şeyin durmadığı, dünyaya saygılı, kindarlıktan uzak, insanı insan olduğu için seven, dünyayla rekabet eden bir nesil yaratmaktır. ‘Benden olmayan bertaraf olsun’ demeyen, aynı zamanda milletin tüm evlatlarını mutlu olduğu bir Türkiye hedefidir. 86 milyon insanımızın çocuklarına, evlatlarına, torunlarına bizim baktığımız pencere budur. ‘Kindar nesil’ değil, iyi eğitimli, üreten, düşünen icat yapan, mucit olan, dünya ile en ön safta, en ön seviyede yarışabilen bir nesil yetiştirmektir bu ülkeye. İdealimiz budur. Onun için kararlılıkla mücadeleme devam ediyorum. Bu sadece, benim ve yol arkadaşlarımın mücadelesi değil, 86 milyon yurttaşımız adına verilen büyük bir mücadeledir.”</p>

<p><strong>“BU NASIL BİR HAİNLİKTİR?”</strong></p>

<p>“Sayın hakim, değerli heyet; bütün bu mücadeleyi verirken neler yaşamadık ki? Ve bunların ne yazık ki tamamı, bu salonda olması gereken ve bu salonda sonuna kadar savunmamız gereken bütün prensiplere aykırı hususlardır. Seçim iptali… Çünkü hikaye oradan başlıyor. 6 Mayıs 2019.  Seçim iptali! Bir seçim niye iptal edilir? Niye iptal edildi? Çünkü, bir kişi çıktı dedi ki, ‘Sen 13 bin oyla İstanbul'da seçimi kazanacağını mı zannediyorsun’ dedi. Bu salonda bilmeyen var mı? Bir oyla bile seçim kazanılır. ‘13 bin oyla seçimi kazanacağını mı zannediyorsun’ dediler.</p>

<p>Eklediler; ‘Çaldılar’ dediler. ‘Sandıkta terörle iltisaklı insanlar tepsit edildi’ dediler. Bu nasıl bir hainliktir? ‘Bir şey olmasa da, kesinlikle bir şeyler oldu’ dediler.  Bütün bu baskı ve dayatmayla seçim iptal edildi. Peki yargılanan bir kişi var mı? Yok. Suçlanan bir kişi var mı? Yok. Kimse hesap sordu mu? Yok. Hiç kimse bir hesap sordu mu bu sözlere. Yok. Ama evet sordu. Kim biliyor musunuz?  Millet sordu. 13 bin oyu, 806 bin oya katladı. Türkiye, yetinmedi bir sonraki seçimde 1 milyon 100 bin oy farkı attı.  Onun için bu milletin hafızası, günü geldiğinde yapılan adaletsizliğin hesabını sorar. Bu mille,t kadim bir millettir!”</p>

<p><strong>“AHMAK DAVASI’NIN ULUSAL VE ULUSLARARASI BİR ANLATIM BİÇİMİ YOK”</strong></p>

<p>“Ahmak davası… Ben ne ulusal ne de uluslararası hiçbir mecraya anlatamadım. Tarifi yok! <br />
‘Ahmak’ diyene sözünü iade ettiğim için siyasi yasaklı olmanın, hapis cezası almanın ve o kararı vermediği için sürülen bir hakimin yerine atanan başka bir hakimin bu kararı nasıl verdiğinin altı çizildiği bir yerde 2,5 senedir istinafta bekletilen böyle bir karar sürecinin dünyada örneği var mıdır ya? Allah aşkına soruyorum. Ahmak davası… Ve bunun ne ulusal ne de uluslararası anlatım biçimi yok. İki buçuk yıldır istinafta bekletiliyor, neden?</p>

<p>Büyükçekmece'de bir dava var. Büyükçekmece’de yeniden diriltilen, yüksek yargıda beş yüksek yargı mensubunun birlikte karar verdiği, “burada bir suç yoktur” dediği bir davada tekrar bir bakanın ihtirasları üzerinden uyduruk bir tabloyla, uydurma bir şablonla ortaya dökülen bir mahkemenin sürdürüldüğü hal. Tam 1000 gündür! Tam 1000 gündür sürdürülen bu dosyada, bu davada ortada savcı yok, ortada mütalaa yok! Karar verilemiyor. Kime anlatacaksınız bunu? Savcılık makamı devletin değil mi? Kime anlatacaksınız bun? Ben, yargılanıyorum öyle mi? Ekrem İmamoğlu yargılanmıyor. Ben yargılanmıyorum, direkt cezalandırılıyorum.”</p>

<p><strong>“24 DOSYADA AYNI ANDA GÖRÜLEN BİR BİLİRKİŞİ! BU NASIL BİR TESADÜF!”</strong></p>

<p>“Bilirkişi davası… Bilirkişi davası, Ekrem İmamoğlu'yla alakalı 24 dosyada, aynı anda gözüken bir bilirkişi! 1800’ün üzerinde bilirkişinin olduğu bir yerde, bu kadar tesadüfün olasıklık hesabında 1’in yanına virgül koyun, 80 tane 0 koyun… O rakamın ismin ben bilmiyorum. O bile yetmiyor bunu hesaplamaya. Bu nasıl bir tesadüf! Bir bilirkişi, Ekrem İmamoğlu'yla ilgili aynı dosyada var ve hep Ekrem İmamoğlu aleyhine rapor veriyor. Ve bu raporların uydurma olduğu, bu raporların gerçeği temsil etmediği de ispatlı. Biz şikayetimizi yapıyoruz, suç duyurumuzu yapıyoruz. Geri dönüş yok. Ama Ekrem İmamoğlu hakkında resen soruşturma var.  Avukatlarım elinden geleni yapmasına rağmen hiçbir ses yok.  Bu mu? Ekrem İmamoğlu yargılanmıyor. Ekrem İmamoğlu yargılanmıyor, direkt cezalandırılıyor!”</p>

<p><strong>“GELELİM EN VAHİM MESELEYE…”</strong></p>

<p>“Gelelim en vahim meseleye… ‘turpun büyüğüne’, ‘dananın kuyruğuna’, ‘ahtapotun kollarına…’ En vahim mesele. Benim anamın ak sütü kadar helal, 31 yıllık diplomam iptal ediliyor. Hangi vicdana sığar? Hangi akıl ve mantığa sığar! Nasıl iptal ettiriliyor? Israrlı takiple. Bir savcılığın sorumluluğu altında olmamasına rağmen, defalarca rektörlüğe yazı yazarak… Parantez içinde ‘Acil kullanılma ihtimali var. Derhal işlem yapın!’ Parantez içinde; (YSK ve bunun gibi!’ Allah Allah! Üniversite diploması ne tesadüftür ki YSK’da bir tek Cumhurbaşkanlığı adaylığında işe yarıyor. Bu nasıl bir şey? Bu, kör göze parmak sokmak… Tarif edemeyeceğim kadar sefillik… ‘Dananın kuyruğu’, ‘turpun büyüğü’, ‘ahtapotu kolları...’ Bu nasıl bir şey? Bu mu yargılama? Ekrem İmamoğlu yargılanmıyor. Ekrem İmamoğlu cezalandırılıyor.”</p>

<p><strong>“SİZ BENİ, BU MİLLETİN GÖNLÜNDEN Sİ-LE-ME-YE-CEK-Sİ-NİZ”</strong></p>

<p>“Tarih yazıyoruz. Yani şu bu yaşadıklarım, bu yaşananlar; görünenler. Yani vitrinde duranlar, vizyonda olanlar. Ama yaşanan birçok şey var. Fatih Sultan Mehmet Han’ın İstanbul'u fethettiği yıldönümünde türbeye gittim. Dediler ki; ‘Diğer erkan gecikecek’ Türbeye girdim. Dua ettim.  Tekrar dışarı çıktım. Karşıdaki hazireye yürüdüm. Aklımdan geçen de daha yeni defnettiğimiz Kadir Topbaş'ın mezarına gideyim, dua edeyim, geri geleyim... Karadenizliyim, Trabzonluyum. Böyle yürüdüm, oradan içeri girdim. Gittim, duamı okudum ve geldim. Bu görüntüden dolayı ben soruşturma yedim. Türbeye saygısızlık yapmışım yani... Aklını peynir ekmekle yemiş bir avuç muhterisin uygulamaları, bu ülkeyi perişan etmektedir. Rezil etmektedir. Umutsuzlaştırmaktadır, mutsuzlaştırmaktadır, geleceğini perişan etmektedir. Ülke yanıyor.</p>

<p>Ekonomi çökmüş. Millet umutsuz. Çocuklar ağlıyor. Ama siz hala ‘Ekrem İmamoğlu'na başka ne yapabiliriz’in derdindesiniz! Resmim yasak, görüntüm yasak, sosyal medyam yasak! Buradan söylüyorum; siz beni, bu milletin gönlünden si-le-me-ye-cek-si-niz! Çünkü, bu milletin gönlü çok geniş! Bu kararları alan insanlara sesleniyorum: Beni bu milletin gönlünden silemeyeceksiniz. Bu sevgi büyür, büyür, büyür, büyür...”</p>

<p><strong>“GÜÇ GÖSTERİSİ ZAYIFLIĞIN, BİTİŞİN, SONA GELMİŞLİĞİN GÖSTERGESİDİR”</strong></p>

<p>“Onun tersi hareket eden kim varsa ezilir, büzülür, üzülür, kaybolur. İktidarın şımarıklığı, bu ülkeyi yönettiğini zanneden insanların şımarıklığı, güç zehirlenmesi, güç gösterisi… Güç gösterisi, zayıflığın alametidir! Bitişin göstergesidir. Sona gelmişliğin göstergesidir. Bu iktidarın en zayıf halidir, en zayıf hali. Bitti bitiyor, bitti gidiyor halidir. Muhaliflerini tutuklandığı an, bir iktidarın en zayıf anıdır. Muhaliflerinin baskılamaya, sindirmeye hapse attığı, zindana attığı an; iktidarın son sayfayı çevirdiği andır. Meşru bir iktidar böyle bir zulme tenezzül eder mi? Meşruiyeti olan bir iktidar, böyle bir zulmü kendine bir çare olarak görür mü? Görmez. Göremez! Karizma, elindeki yetkiyi masum insanlara karşı ezerek kullandığı anda yerle bir oluyor. Orada karizma kalmaz. Bir ülke yanlış yolda niye ısrar eder? Bir ülke yanlış yolda ısrar edebilir mi? Yapacak başka bir şey yoksa, ısrar eder. Ama etmemeli, etmez. Eğer ederse, bu bir kibirdir! Kibirin tavan yaptığı bir andır. Bunun adı, yanlışta ısrarın adı ‘patika bağımlılığı’dır!”</p>

<p><strong>“BÜTÜN BUNLARI YAPANLARA SESLENİYORUM: BU ÜLKEYİ UÇURUMUN KENARINA GETİRMEKTEN VAZGEÇİN”</strong></p>

<p>“Türkiye ve milletimiz, 86 milyon insanımız başka bir yol gösteriyor. Dünya, bizi başka bir yöne, başka bir yola çağırıyor. Başka bir şekilde büyümenin, başka bir şekilde güçlü olmanın, demokrasi ve adaletin tesis edildiği bir ülkede, güçlü bir geleceğin yolunu gösteriyor. Bu dönemi ıskalarsak, gerçekten gençlerimize ve çocuklarımıza yazık ederiz. Geleceğimizi perişan ederiz. Buna, bu millet müsaade etmeyecek. Hepimiz dimdik ayakta olacağız. Bizim derdimiz budur! Bizim derdimiz, ‘devletin dini adalettir’ demektir. Bizim derdimiz ‘insanı yaşat ki, devlet yaşasın’.  Bizim başka bir derdimiz yok. Bu ilkelerle yürümek zorundayız. Bu ilkelerin dışına sapan kim varsa, Allah bizi onun peşinden götürmesin. Ve bu millet, onun peşinden gitmez.</p>

<p>Bu millet onun çizdiği yola bakmamıştır bile. Onun için buradan sesleniyorum: Vazgeçin. Hukuksuzluktan vazgeçin. Düşman hukuku uygulamalarından vazgeçin. Bütün bunları yapanlara sesleniyorum. Bu ülkeyi uçurumun kenarına getirmekten vazgeçin. Beni ve arkadaşlarımın tutuksuz yargılandığı adaletli bir ortamı tesis edin. Çağırın, gelelim. Bütün arkadaşlarımız ifade verirler. Saygıda kusur etmez bu insanlar. Tabii ki bize saygı bekleriz. Her vatandaşın beklediği gibi biz de saygı bekleriz.”</p>

<p><strong>“BİR MİLLET İÇİN, EN BÜYÜK TEHDİT ADALETSİZLİKTİR”</strong></p>

<p>“Etrafımızda hemen hemen doğumuz, güneyimiz, kuzeyimiz ateş çemberinde. Ağır bir jeopolitik kırılma yaşanıyor. Türkiye, ağır soruların üstüne kırılmaların yarattığı siyasi iktisadi risklerle boğuşuyor. Yoksulluğun, fakirliğin, borçluluğun en derin günlerini yaşıyoruz. Paramız pul oldu. Birileri de bağırıyor, ama o kadar sessiz bağırıyor ki; duyan yok. ‘Birisiyle bir fotoğraf versek’ diye deli oluyoruz. Kurtuluş bu mu? Değil. Kurtuluş millettir. Millet, fotoğraf derdinde değil. Çare millet. Milletle kurtuluş olur.  Onun için bu ağır iktisadi koşulların ortamından, bugün bu ülkeyi yöneten aklın tarifiyle söyleyeyim, ‘İç cepheyi güçlendirmenin’ dışında bir yol yoktur. Bunun da yolu, bu ülkenin adalet çizgisine oturmasıdır. Adaletli bir ülke, adil bir ortam… Bu yol, bizi doğruya götürür.  Aksi takdirde bu ağır resmi değiştiremezsek, biz, geleceğimizi kaybederiz. Bir millet için en büyük tehdit, adaletsizliktir. “</p>

<p><strong>“MİLLET BÜYÜKTÜR</strong>”</p>

<p>“Her zaman ifade ediyorum: Millet büyüktür. Bu cennet vatanın, bu toprakların, bu bayrağın, bu ülkedeki bütün makamların sahibi milletimizdir. Egemenlik, kayıtsız şartsız milletimizindir. Ben bu duygularla mücadelemi veriyorum, vermeye devam edeceğim. Ve açık ifade edeyim.: Ben burada yargılanmıyorum. Ben, bu süreç içerisindeki muhtelif konularda yargılanmıyorum. Ben, ne yazık ki direkt cezalandırılıyorum. Ben, cezalandırılmış bir biçimde, mağdur bir biçimde, haklarının elinden teslim alınmış haliyle, yakın çalışma arkadaşlarıma yapılan zalimlikler üzerinden, sonsuz bir kararlılık ve mücadeleyle, insanüstü bir mücadeleyle, bütün kısıtlılıklara rağmen, hukukun önünde hesap vermeye gayret ediyorum. Ben yargılanmıyorum; direkt cezalandırılıyorum.”</p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></p>

<p></p>

<p> </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/baskan-imamoglu-biz-yargilanmiyoruz-direkt-cezalandiriliyoruz</guid>
      <pubDate>Mon, 16 Jun 2025 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/06/manifesto-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="15816"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İmamoğlu Hapiste Ama Hizmetleri Aynen Dışarıda Devam Ediyor]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-hapiste-ama-hizmetleri-aynen-disarida-devam-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-hapiste-ama-hizmetleri-aynen-disarida-devam-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İktidar destekli yargı kumpasıyla Silivri’de tutulan seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun, 2020 yılında başlattığı ‘İstanbullu çiftçilere ücretsiz destek atılımı’, eklenen yeni ürünlerle devam ediyor. İBB, bu yıl ilk kez hibe edilecek nohut ve kuru fasulye desteğiyle çeşitlendirdiği yazlık fide dağıtımını, Silivri Değirmenköy’de düzenlenen törenle başlattı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>TEMELİNİ EKREM İMAMOĞLU ATMIŞTI…</strong></p>

<p>Törende konuşan İBB Başkanvekili Nuri Aslan, İmamoğlu’nun çiftçiye bakış vizyonuyla yol yürümeye devam ettiklerinin altını çizdi. İmamoğlu’nun, törenin yapıldığı alana çok yakın Silivri zindanlarında tutulduğunu kaydeden Aslan, “Türkiye Cumhuriyeti'ne hizmet etmek için hazır ve nazır olarak, tam şurada, yaklaşık 3-5 kilometre mesafede, gece-gündüz İstanbul için, Türkiye için çalışmaya devam ediyor.<strong> </strong></p>

<p><strong>SİLİVRİ’DEKİ TÖRENDE KONUŞAN İBB BAŞKANVEKİLİ ASLAN: BAŞKANIMIZ, YAKLAŞIK 3-5 KİLOMETRE MESAFEDE, İSTANBUL İÇİN, TÜRKİYE İÇİN GECE-GÜNDÜZ ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYOR</strong></p>

<p>Ekrem Başkan’ımız gece-gündüz üretiyor. Ben, bu vizyonu İstanbulluya, İstanbul'a, Silivri'ye Çatalca'ya ve Şile'ye verdiği için, değerli Büyükşehir Belediye Başkanım, İstanbul'un helal oylarıyla seçilmiş, halihazırda seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu'na, siz çiftçilerimiz adına, Silivrili hemşehrilerimiz adına ve İstanbullu hemşehrilerimiz adına sevgi ve saygılarımı buradan iletmek istiyorum,” dedi.</p>

<p><br />
<strong>İBB’NİN İSTANBULLU ÇİFTÇİLERE VERDİĞİ KARŞILIKSIZ DESTEK ARTARAK DEVAM EDİYOR</strong></p>

<p>İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan seçilmiş İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun öncülüğünde 2020 yılında başlattığı tarımsal destek programını, bu yıl da güçlendirerek sürdürüyor. Kentteki çiftçilerin üretim maliyetlerini düşürmek, tarımdan kopan üreticileri yeniden tarlaya döndürmek ve tarım alanlarının betonlaşmasını önlemek amacıyla yürütülen destekler, her geçen yıl daha da kapsamlı hale geliyor.</p>

<p>Yazlık sebze üreticilerine domates, biber, hıyar, patlıcan ve karpuz fideleriyle verilen desteklere, bu yıl ilk kez kabak fidesi de eklendi. 2025 yılında ise, tarımsal üretimde ürün çeşitliliğini artırmak, çiftçilerin daha kazançlı alternatif ürünlere yönelmesini sağlamak, tarımda münavebeyi (bir tarlaya aynı ürünlerin arka arkaya ekilmemesi, farklı bitkilerin bir düzen içinde birbirinin peşi sıra ekilmesini ifade eden tarım yöntemi) çeşitlendirerek, toprak verimliliğini arttırmak için bu yıl ilk defa çiftçilere kuru fasulye ve nohut tohumu desteği de verilecek. Bu yıl 3.315 çiftçiye, toplam 6 milyon 785 bin adet yazlık sebze fidesi, 1.791 çiftçiye ise 8 milyon 73 bin adet kışlık sebze fidesi dağıtılacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DAĞITIM SİLİVRİ’DEN BAŞLATILDI</strong></p>

<p>İBB, yazlık fide dağıtımını, Silivri Değirmenköy’de düzenlenen törenle başlattı. Törende; İBB Başkanvekili Nuri Aslan, Silivri Belediye Başkanı Bora Balcıoğlu, Silivri Ziraat Odası Başkanı Sabri Özel, İsmetpaşa Mahallesi Muhtarı Erkan Varol ile çiftçiler İsmet Asan ve Hande Nur Başaran birer konuşma yaptı. Geçtiğimiz çarşamba günü Silivri’de, CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in katılımıyla “Millet İradesine Sahip Çıkıyor” buluşması gerçekleştirildiğini hatırlatan Aslan, “Silivri Cezaevi'nde hukuksuzca tutuklu bulunan Ekrem Başkan’ımıza özgürlük istedik.</p>

<p>Kiminle? Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kardeşleriyle, akrabalarıyla ve tüm İstanbullularla beraber özgürlük istedik. Ekrem Başkan’ımıza özgürlük istedik. Beylikdüzü Belediye Başkanı’mız, benim de kardeşim Mehmet Murat Çalık'a özgürlük istedik. Esenyurt Belediye Başkanı’mız Ahmet Özer'e özgürlük istedik. Şişli Belediye Başkanı’mız Emrah Şahan'a özgürlük istedik. Beşiktaş Belediye Başkanı’mız Rıza Akpolat'a özgürlük istedik. Beykoz Belediye Başkanı’mız Alaattin Köseler'e özgürlük istedik,” dedi.</p>

<p><strong>ASLAN: “EKREM İMAMOĞLU’NUN ÇİFTÇİYE BAKIŞ VİZYONUYLA YOL YÜRÜMEYE DEVAM EDİYORUZ”</strong></p>

<p>Ekrem İmamoğlu’nun çiftçiye bakış vizyonuyla yol yürümeye devam ettiklerinin altını çizen Aslan, “Bundan sonra da aynı şekilde o vizyonu sürdüreceğiz. Çünkü, bizler biliriz ki bir memleket, ancak üreticisiyle güçlüdür. Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ‘Memleketimiz, çiftçilerimizin memleketidir demişti. Öyleydik. Her şeyin en güzelini bizim çiftçilerimiz yetiştirirdi, üretirdi.</p>

<p>Dünyanın tarım ülkesiydik. Buğday ambarıydık. Toprağımız bereketli, çiftçilerimiz çok çalışkandı. Fakat ne yazık ki, yanlış ekonomik politikalar nedeniyle, uzun süredir çiftçilerimiz zor durumda. Ülkemiz zor durumda. Yüksek maliyetler, üretimi zorluyor,” tespitlerinde bulundu.</p>

<p>Bir köylü çocuğu olarak çiftçiliğin zorluklarını bildiğini aktaran Aslan, İBB Başkanı İmamoğlu’nun da en önem verdiği konuların başında tarıma verilecek desteğin geldiğine dikkat çekti. İmamoğlu’nun tarımsal alanların betonlaşmasını önleme gayretiyle mücadele ettiğini vurgulayan Aslan, İBB’nin 2020’den 2025’e kadar olan sürede İstanbullu çiftçilere, hayvancılık, balıkçılık ve arıcılıkla uğraşan üreticilere verdiği desteklerin kısa bir özetini kamuoyu ile paylaştı.</p>

<p><strong>“EKREM BAŞKAN’IMIZ GECE-GÜNDÜZ İSTANBUL İÇİN, TÜRKİYE İÇİN ÇALIŞMAYA DEVAM EDİYOR”</strong></p>

<p>İmamoğlu’nun, törenin yapıldığı alana çok yakın Silivri zindanlarında tutulduğunu kaydeden Aslan, “Türkiye Cumhuriyeti'ne hizmet etmek için hazır ve nazır olarak, tam şurada, yaklaşık 3-5 kilometre mesafede, gece-gündüz İstanbul için, Türkiye için çalışmaya devam ediyor. Ekrem Başkan’ımız gece-gündüz üretiyor. Ben, bu vizyonu İstanbulluya, İstanbul'a, Silivri'ye Çatalca'ya ve Şile'ye verdiği için, değerli Büyükşehir Belediye Başkanım, İstanbul'un helal oylarıyla seçilmiş, halihazırda seçilmiş Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu'na, siz çiftçilerimiz adına, Silivrili hemşehrilerimiz adına ve İstanbullu hemşehrilerimiz adına sevgi ve saygılarımı buradan iletmek istiyorum. Her birinizin emeğine sağlık diyorum.</p>

<p>Tam 3 gün sonra 19 Mayıs 1919’un yıldönümünü anacağız. Sizlerin akrabası, hemşehrisi, bir vatan evladı Gazi Mustafa Kemal Atatürk nasıl tüm zorluklara rağmen Anadolu'ya gitmiş ve yola çıkmış ise, bugün Silivri zindanlarında esir tutulan Belediye Başkanı’mız da aynı şekilde, aynı misyonla ve vizyonla 86 milyona hizmet edecek. Tüm yol arkadaşlarımızla beraber Sayın Başkan’ımızla beraberiz. Sizlerin adına tekrar ona ‘geçmiş olsun’ diyor, en kısa sürede Ekrem Başkan’ımızı yanımızda istiyoruz,” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>İBB DESTEĞİ SAYESİNDE, İSTANBUL’DA TARIM YAPILAN ALANLAR 51.500 DEKAR ARTTI</strong></p>

<p>2020 yılında destek verilen çiftçi sayısı 693 iken bu sayı tekil bazda bitkisel üretimde 5.945 hayvansal üretimde 2003, arıcılıkta 417 ve balıkçılıkta 1.478 olmak üzere toplam 9.843 kişiye ulaştı. İBB ,2020 yılından bugüne kadar domates, biber, patlıcan, salatalık ve karpuz çeşitlerinden oluşan yazlık fide desteklerine ve ayrıca brokoli, karnabahar, kırmızı lahana, beyaz lahana, kara lahana, kıvırcık marul ve kerevizden oluşan kışlık fide desteğinde de bulundu. Bugüne kadar ki fide desteği sayısı, 55 milyon adet olarak gerçekleşti.</p>

<p>Destek kapsamında verilen yazlık sebze fideleri, İstanbul genelinde toplam 9.735 dekar alana dikilecek. Bu alanlardan yaklaşık 80 bin ton ürün elde edilmesi bekleniyor. İBB’nin aralıksız desteği sayesinde, İstanbul’da tarım yapılan alanlar 51.500 dekar arttı. Tüm destekler, çiftçi katkısı alınmadan, yüzde 100 hibe şeklinde devam ediyor.  </p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)</strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/imamoglu-hapiste-ama-hizmetleri-aynen-disarida-devam-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 16 May 2025 18:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/05/silivri-fide-kaak.jpg" type="image/jpeg" length="18946"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu Erdoğan'a Zor Sorular Sordu]]></title>
      <link>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-erdogana-zor-sorular-sordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-erdogana-zor-sorular-sordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[19 Mart sivil darbesiyle özgürlüğü elinden alınan CHP’nin cumhurbaşkanı adayı, seçilmiş İBB ve TBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Silivri Atatürk Meydanı’nı hınca hınç dolduran on binlere, alana yalnızca 11 kilometre uzaklıktaki hücresinden seslendi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<h2><strong>11 KİLOMETRE ÖTEDEKİ HÜCRESİNDEN SİLİVRİ MEYDANI’NI DOLDURAN VATANDAŞLARA SESLENDİ</strong></h2>

<h2><strong>MİLLETİN SEVGİSİYLE ISINAN SİLİVRİ DEĞİL, MİLLETİN AHIYLA BUZ TUTMUŞ SARAYLAR SOĞUKTUR</strong></h2>

<p><strong>TUTUKSUZ YARGILANMAMDAN NİÇİN KORKUYORSUN? </strong></p>

<p>“Gerçeği dile getiren, hakkını arayan, özgürlük ve adalet isteyen herkes için ülkeyi zindan etmeye çalışıyorlar” diyen İmamoğlu, “Sadece, kendi çizdikleri sınırın dışına çıkmayan ve asla seçim kazanamayacak bir muhalefete tahammülleri var. Kendinden başkasına özgürlük tanımayan, adalet duygusunu yitirmiş bu iktidar Türkiye’ye huzur ve barış getiremez.</p>

<p><strong>‘TUTUKLAMA KARARINI BEN VERMİYORUM, HAKİM VERİYOR’ DİYEREK KİMSEYİ KANDIRAMAZSIN</strong></p>

<p>Refah ve mutluluk getiremez,” ifadelerini kullandı. Her türlü bedeli ödemeye hazır olarak bu yola çıktığının altını çizen İmamoğlu, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a, “Yıllardır ne kumpaslar ne iftiralarla mücadele ediyorum. Soruşturulmaktan, yargılanmaktan korkmam, yılmam. Ama biri var ki, benim tutuksuz yargılanmamdan bile ödü patlıyor.</p>

<p><strong>ADALETİNİ YİTİRMİŞ BİR İKTİDAR, TEMELSİZ BİR BİNAYA BENZER, MUHAKKAK YIKILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a soruyorum: İBB Başkanı’yken bugün bana yöneltilen türde iddialarla yargılandın ama bir tek gün bile tutuklanmadın. Hapis cezası aldığın davada, yine tutuksuz yargılandın. Sen yargılanırken geçerli olan kurallar, ben yargılanırken niçin geçerli olmuyor?</p>

<p><strong>SİLİVRİ’DEKİ DAVALARIN ASIL SAVCISI OLDUĞUNU, BU MİLLET ÇOK İYİ BİLİYOR</strong></p>

<p>Tutuksuz yargılanırsam, sokakta, meydanda olurum, milletimin gözünün içine bakarak gerçekleri anlatırım diye mi çekiniyorsun? Tutuksuz yargılanmamdan niçin korkuyorsun? ‘Tutuklama kararını ben vermiyorum, hakim veriyor’ diyerek kimseyi kandıramazsın. Yargıya nasıl hükmetmeye çalıştığını, mahkemeler üzerinde uyguladığın baskıyı bu millet çok iyi biliyor. Silivri’deki davaların asıl savcısı olduğunu, bu millet çok iyi biliyor,” şeklinde konuştu. </p>

<p><strong>TUTUKSUZ YARGILANIRSAM, SOKAKTA, MEYDANDA OLURUM, MİLLETİMİN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKARAK GERÇEKLERİ ANLATIRIM DİYE Mİ ÇEKİNİYORSUN?</strong></p>

<p>“Adaletini yitirmiş bir iktidar, temelsiz bir binaya benzer, muhakkak yıkılır” diyen İmamoğlu, “Bir kişinin bile haksız yere hapiste olmadığı, en ağır suçları işlemiş olanların bile adil yargılandığı, hiçbir suçlunun cezasız kalmadığı, adaletli bir Türkiye’yi mutlaka kuracağız. Özgür ve adil bir ülkede yaşamanın huzuruyla birbirimize daha çok bağlanacak, birlikte çok daha güçlü bir ülke olacağız. Kendinize güvenin. Sizler, bu ülkenin sahibisiniz. İktidarlar gelir gider, millet kalır. Millet büyüktür. Milletin sevgisiyle ısınan Silivri değil, milletin ahıyla buz tutmuş saraylar soğuktur,” ifadelerini kullandı. </p>

<p><strong>SEN YARGILANIRKEN GEÇERLİ OLAN KURALLAR, BEN YARGILANIRKEN NİÇİN GEÇERLİ OLMUYOR?</strong></p>

<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel’in, önümüzdeki ilk genel seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olarak ilan ettiği seçilmiş İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve arkadaşlarının yargı görünümlü iktidar kumpasıyla tutuklanmasının ardından başlattığı eylemsellik sürecinin İstanbul ayağının bu haftaki durağı Silivri oldu.</p>

<p><strong>“BİRİ VAR Kİ, BENİM TUTUKSUZ YARGILANMAMDAN BİLE ÖDÜ PATLIYOR”</strong></p>

<p>Silivri Atatürk Meydanı’nı hınca hınç dolduran vatandaşlar, alana yalnızca 11 kilometre uzaklıktaki cezaevinde tutulan İmamoğlu’na sevgi gösterilerinde bulundu. Silivri’de tutulan Yiğitcan isimli üniversite öğrencisinin anne ve babasının görüşlerini paylaştığı buluşmada, yine Silivri’de yatan Gezi davası tutuklusu Hatay milletvekili Can Atalay’ın mesajını Türkiye İşçi Partisi (TİP) üyesi Ilgaz Özer okudu. İmamoğlu’nun mesajı ise CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik aracılığıyla kamuoyu ile buluşturuldu. </p>

<p><strong>“KENDİNDEN BAŞKASINA ÖZGÜRLÜK TANIMAYAN BU İKTİDAR, TÜRKİYE’YE HUZUR VE BARIŞ GETİREMEZ”</strong></p>

<p>Mesajına, “Güzel Silivri’nin temiz kalpli, yiğit insanları, sevgili hemşerilerim, kıymetli komşularım; biliyorsunuz, 6 yılda Silivri için çok şey yaptık” sözleriyle başlayan İmamoğlu, şunları söyledi: </p>

<p>“Dar gelirli hemşehrilerimizin, çiftçilerimizin yanında olduk. Büyük yatırımlarla, yepyeni hizmetlerle Silivri’de hayatın her alanını iyileştirdik, güzelleştirdik. Biz, Silivri’nin doğal ve tarihi değerlerini korumaya, tarım ve turizm imkanlarını geliştirmeye odaklanmışken, iktidar da Silivri zindanını doldurmakla meşguldü. Ekonomide, icraatta, vatandaşın refahını artırmada başarı gösteremeyen tek adamcı iktidarlar hep böyle yaparlar; vatandaşı baskı altına almaya, siyasi rakiplerini saf dışı bırakmaya uğraşırlar.</p>

<p>Güzelim Silivri’nin bir zindanla anılmasına sebep olanlar, milletin iradesini yok sayıp, siyaseti yargı eliyle düzenlemek isteyenlerdir. Gerçeği dile getiren, hakkını arayan, özgürlük ve adalet isteyen herkes için ülkeyi zindan etmeye çalışıyorlar. Sadece, kendi çizdikleri sınırın dışına çıkmayan ve asla seçim kazanamayacak bir muhalefete tahammülleri var. Kendinden başkasına özgürlük tanımayan, adalet duygusunu yitirmiş bu iktidar, Türkiye’ye huzur ve barış getiremez. Refah ve mutluluk getiremez.”</p>

<p><strong>“HER TÜRLÜ BEDELİ ÖDEMEYE HAZIR OLARAK BU YOLA ÇIKTIM”</strong></p>

<p>“Biz, herkesin kendini özgür hissettiği ama kimsenin özgürlüğünün başkasına zarar vermediği, adaletli bir Türkiye için yola koyulduk. Yolumuz, ‘Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Özgürlüğün, eşitliğin, adaletin dayanak noktası milli egemenliktir’ diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün yoludur. Bu, çok onurlu ve meşakkatli bir yoldur. Ben, her türlü bedeli ödemeye hazır olarak bu yola çıktım. Yıllardır ne kumpaslar ne iftiralarla mücadele ediyorum. Soruşturulmaktan, yargılanmaktan korkmam, yılmam.</p>

<p>Ama biri var ki, benim tutuksuz yargılanmamdan bile ödü patlıyor. Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a soruyorum: İBB Başkanı’yken bugün bana yöneltilen türde iddialarla yargılandın ama bir tek gün bile tutuklanmadın. Hapis cezası aldığın davada, yine tutuksuz yargılandın. Sen yargılanırken geçerli olan kurallar, ben yargılanırken niçin geçerli olmuyor? Tutuksuz yargılanırsam, sokakta, meydanda olurum, milletimin gözünün içine bakarak gerçekleri anlatırım diye mi çekiniyorsun? Tutuksuz yargılanmamdan niçin korkuyorsun? ‘Tutuklama kararını ben vermiyorum, hakim veriyor’ diyerek kimseyi kandıramazsın. Yargıya nasıl hükmetmeye çalıştığını, mahkemeler üzerinde uyguladığın baskıyı bu millet çok iyi biliyor. Silivri’deki davaların asıl savcısı olduğunu, bu millet çok iyi biliyor.”</p>

<p><strong>“İKTİDARLAR GELİR GİDER, MİLLET KALIR”</strong></p>

<p>“Sevgili dostlarım, kardeşlerim; adaletini yitirmiş bir iktidar, temelsiz bir binaya benzer, muhakkak yıkılır. Bir kişinin bile haksız yere hapiste olmadığı, en ağır suçları işlemiş olanların bile adil yargılandığı, hiçbir suçlunun cezasız kalmadığı, adaletli bir Türkiye’yi mutlaka kuracağız. Yalnız adliyelerde değil, sokakta, pazarda, işyerinde, okulda, hastanede, herkes için her yerde adaleti hakim kılacağız. Gelirde, vergide, imkan ve fırsatlarda adaleti hakim kılacağız. Özgür ve adil bir ülkede yaşamanın huzuruyla birbirimize daha çok bağlanacak, birlikte çok daha güçlü bir ülke olacağız. Kendinize güvenin. Sizler, bu ülkenin sahibisiniz. İktidarlar gelir gider, millet kalır. Millet büyüktür. Milletin sevgisiyle ısınan Silivri değil, milletin ahıyla buz tutmuş saraylar soğuktur. Kalın sağlıcakla. Ekrem İmamoğlu.”</p>

<p><strong>Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA) </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİLİVRİ</category>
      <guid>https://www.istanbultimes.com.tr/ibb-baskani-ekrem-imamoglu-erdogana-zor-sorular-sordu</guid>
      <pubDate>Thu, 15 May 2025 09:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://istanbultimescomtr.teimg.com/crop/1280x720/istanbultimes-com-tr/uploads/2025/05/eko-can.jpg" type="image/jpeg" length="71885"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
