12 Nisan ateşkesine uyulmaması ve buna bağlı olarak Suriye’de artan gerilim konusunda Türkiye’nin tutumu sizce ne olmalıdır ?

Türkiye’nin temel politikası önce Araplar arası ihtilaflara karışmamaktır. Suriye meselesi Araplar arasında bir ihtilaf konusu oldu. O yüzden birinci nokta, prensip olarak bu ihtilafta taraf olmamaktır.İkincisi ise, Türkiye şimdi insan hakları savunucusu olarak görünüyor.

Suriye’deki kardeşlerimizin başına bu işler gelirken biz nasıl tarafsız kalırız gerekçesine sığınarak , hükümet  agresif  bir politika izliyor. Eğer , Türkiye Cumhuriyeti Devleti insan haklarına bu kadar meraklı ise Dubai’de de aynı rezillikler var. Orada da çiçek vermiyorlar , insan öldürüyorlar. Buna niye ses çıkarmıyoruz.

Başka sayısız yerde insan hakları ihlali var. Dünyada 28 ülkede hükümetler kendi vatandaşları ile buna benzer silahlı çatışma içine giriyorlar. “27 si ile meşgul değilsin, birtek Suriye ile meşgulsün. O zaman senin derdin nedir?”, diye sorarlar adama. Bu, Türkiye’nin yakın ülkelerle ilişkilerinin son derece sağlıksız bir polikayla yürütüldüğünü gösterir.

Bu iktidarın sözlerine göre sıfır sorunlu politika izleyecektik. Fakat çevremizde, bizimle sorunu olmayan ülke kalmadı. Ermenistan’la hertürlü ilişkimiz sıfır. Azerbaycan’la sözde kardeşiz. Ama Azerbaycan  bize kızgınlığından dolayı, kendi gazını Rusya’ya indirimli fiyatla bağladı. İran’la sözde sarmaş dolaş kardeştik. İran Cumhurbaşkanı ,Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nı görüşmek için 1 gün süre ile bekletti. Başbakan, Ali HAMANEY’le görüşmek için Kum şehrine kadar gitmek zorunda kaldı.

Türkiye ile ilişkilerinde Türkiye’yi istiskal ettiklerini ortaya koyan gerçekler yaşıyoruz. Irak Başbakanı, Türkiye bizimle ilişkilerinde düşmanca davranan bir ülke dedi. İsrail’le zaten boğaz boğaza gelmiş durumdayız. Suriye ile neredeyse aynı yatağa girmediğimiz kalmıştı. Şimdi ise kim saldıracak tartışmalarının ortasında kaldık. Böyle ilişkilerin yaşandığı bir dış politikanın sağlıklı olduğunu söylemek mümkün değildir.

Gelelim ateşkes  planına (Annan Planına), Türkiye’nin bu konudaki tavrı Güvenlik Konseyi’nin politikalarını takip etme şeklinde olmalıdır. Bu tür ilişkilerde alacağınız çizgiyi ,yani izleceğiniz politikayı meşrulaştıran uluslararası yapı, Güvenlik Konseyi’dir.

Sizce Türkiye’nin NATO üyesi olması Türkiye’yi yeterince güvence altında tutar mı ?

Bence NATO hala kollektif güvenlik sistemi, ondan daha iyisini bulduğumuz tarihe kadar onunla olan ilişkimizi sağlıklı ve yakın tutmak doğrudur.

Suriye sınırımıza sığınan yaklaşık 25 bin muhalifin korunma ve barındırılması daha ne kadar sürecektir ?

Aslını ararsanız muhalif diye Türkiye’ye getirilenler ve gelmiş olanların, gerçekten muhalif mi, yoksa Türkiye Cumhuriyeti tarafından oradan buraya “Gelin gelin sizi besleyeceğiz” diye çağırılan insanlar mı olduğu belli değil.Orada biraz karışık bir durum var. Suriye olayında da , 1991 yılında Irak’tan Türkiye’ye sığınan insanlar gibi kitleler halinde , dağlardan taşlardan Türkiye’ye kendini atacak insanlar bekleniyordu. Böyle bir şey yok.

Görünen o dur ki, Suriye’de birilerinin mevcut yönetime isyanı var. Silahlandırılmış olarak ortaya koyduğu bir mücadele var, ama resim onu pek de doğrulamıyor. Suriye’den insanlar canımızı aldık kaçıyoruz, diyerek kitleler halinde  Türkiye’nin sınırlarından içeri girmiyorlar.Biraz “GELİN GELİN” çağrısıyla gelenlerin doldurduğu kamplar var orada ,biraz da gerçekten Suriye’deki yönetimden canını kurtarmak için gelenler de vardır. Buna da itiraz etmiyorum.

Peki neden Türkiye tarafından “Gelin” diye bir çağrı olsun ?

Çünkü, Türkiye Hükümeti’nin, oradaki yönetim o kadar kötü ki bakın bize sığınıyorlar, diye dünya’ya göstermek istediği bir resim var.

Suriye’den sığınan insanların barındırılması , ülkemiz kaynaklarını ne şekilde etkiler? Diğer ülkelerden yardım kabulü başlatılmalı mıdır ?

  Türkiye bunları kaldırır. Kendisine sığınan 25.000 – 35.000 kişinin gelip, 3 – 5 ay kalmasını Türkiye kaldırır , ama sizin yaptığınız iş gerçekten de insan haklarını , özgürlüklerini , demokrasiyi savunma amaçlı bir iş mi yoksa birilerinin aleti olarak bu işlere burnunu sokmanın ortaya çıkardığı bir  durum mu? Bunu ayırmak lazım.

Resmi bayramlarımızın kutlanma şekilleri ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz ?

Bugünkü siyasi iktidar, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve Onun önemsediği bütün değerlere karşı olan bir hükümettir. Bu nedenle, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinin ortaya çıkarttığı bütün kurumlara, değerlere hepsine mücadele açmış haldeler. Ulusal bayramlar da yine, milli devletin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin değerleri içindedir.

Bunu da olabildiği kadar tasfiye etmeye çalışıyorlar. Bu onları nereye götürür? Bunu hep birlikte göreceğiz. Bu gidişin iyi olmadığını söylüyorum. O milli değerleri tasfiye etme sürecinin bir parçası, çünkü içlerinden kavgalılar. Birkaç kuşak öncesinden beri Cumhuriyete düşman bir zihniyetin yetiştirdiği elemanlar bugün Türkiye’de iktidarda.O nedenle de, bu kavga sürüyor. O kavga sürdükçe de karşımıza böyle manzaralar çıkacak. Bu nereye kadar gider göreceğiz.

Kutlama şekillerinin değiştirilmesi milli coşku, birlik, beraberlik inancını nasıl etkiler ?

Coşku siparişle olmaz. 80 yaşındayım ve bu zamana kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından ve onun kazandırdıklarından şikayetçi bir kimse görmedim.Bu zamana kadar, gördüğüm tüm insanlar  dindarı, dinsizi, sağcısı, solcusu, kafasında yumurta kadar beyni olan herkes, bu yapılmışları minnetle ifade etti.

Ama sizin içinizde düşmanlık varsa, zaten bakış açınız farklı olur. O yüzden çoşkuyu kendi içinde hissetmeyen adam sizi de öyle zannediyor. Ama , Türkiye öyle değil. Türkiye’de bütün bunlardan çoşku duyan, iftihar duyan sayısız insan var. Rahatlıkla söyleyebilirim 75 milyonun 74 ü hatta 74 buçuğu iftihar duyan insanlar. Ama arada , Cumhuriyete düşman bir  ortamda yetişmişsiniz size böyle şeyler teklif edilmiş, sonra da  koşullar imkan sağlamış böyle bir yere , ülkeyi yönetir noktaya gelmişsiniz. Bunlar yaşayacağımız şeyler.

Özelleştirmelerden elde edilen kazançların nereye harcandığı konusundaki fikirleriniz nelerdir?

Özelleştirmelerden hazineye yaklaşık 40 milyon dolar  para girdi. Bunlar nereye gitti? Bunun üzerine Türkiye’nin borçlanması eskisinden üç misli arttı. Bu para nereye gitti? Elbette yapılmış birşeyler vardır. Ama bunların nereye gittiğini şimdi öğrenemesek bile, şöyle bir söz vardır; gün olur keser döner, sap döner,gün gelir hesap  döner. Şu andaki tablo içinde ulaşamadığımız bilgiler, geriye doğru sorgulandıkça ortaya çıkar.16 Mart 1976’da Laleli’de öldürülen çocukları kim öldürdü ? 1 Mayıs 1977’de, Taksim Meydanı’nda ölen 37 kişi hangi tertibin sonucu olarak hayatlarını kaybetti? Askeri darbeler soruluyor, faili meçhuller soruluyor. Zamanı gelir hepsi sorulur,öğrenilir.

İstanbul Times / ANKARA / Neşe ÖZCAN – Reşat KUŞÇUOĞLU