Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal, terör örgütü ile devam eden sürece ilişkin yaptığı açıklamada,  “Bugün yaşanan süreç, endişelerimizi zirve noktasına çıkardı. Sürecin sonunda Türkiye’nin daha büyük bedeller ödememesi için, bu konuyu bir siyasi çerçeveye kavuşturmanın gerekli olduğu kanaatindeyim” dedi. Uysal, Avrupa Konseyi’nde terörist kelimesinin aktivist olarak değiştirilmesi konusunda ise “Dışişleri Bakanlığı ve Avrupa Konseyi’nde temsil edilen partilerimiz hazırlıksız yakalanmışlardır” diye konuştu.

Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Uysal yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti:

 “Endişelerimiz somuta dönüşüyor”

“ Avrupa Konseyi’nin aldığı kararla beraber teröristlerin, ‘aktivist’ noktasına taşınması, taşıdığımız endişelerin somuta dönüşmesidir. İktidar partisinin barış süreci olarak ifadelendirmesine rağmen etnik, bölücü örgütün, bir başka eşiğe geçmek noktasında yaptığı merhalenin somut bir göstergesidir. O açıdan kurumsal olarak Dışişleri Bakanlığı’ndan başlayarak devletimiz ve Avrupa Konseyi’nde temsil edilen partilerimiz meseleye, hazırlıksız yakalanmışlardır. Bugün yaşanan süreç, PKK’ya zemin ve zaman kazandıracak bir ölçekte, endişelerimizi zirve noktasına çıkardı.

Bu teşebbüsle; Hayatiyetini silahlı bir unsur olarak sürdüren bir terör örgütünü, sıkışmış olduğu gayrı meşru alandan çıkartarak siyasallaşmasını kendi elimizle oluşturduğumuzu ve aktive ettiğimizi görüyorum.

Bu zamana kadar ülkenin birliği, beraberliği hususunda mücadele vermiş bölge insanımızı, PKK’nın ötekisi haline getirerek, bölgede yaşama hakkı bırakılmadığını düşünüyorum. Toplam bir demokratikleşme anlayışı içerisinde, hakların ve özgürlüklerin bireysel anlamda kullanıldığı gerçeğinden hareketle doğrudan, aracısız, milleti muhatap almak zorunluluğu ortadadır.

Türkiye’de hür ve eşit vatandaşlık temelinde birlik ve beraberlik iradesini ortaya koymuş bu milletin, millet kimliği de dahil olmak üzere bugün sorgulanmaya çalışılan bütün bu konuları, irfanıyla, birikimiyle aşabilecek kudrette olduğunu biliyorum.

“Ümidimiz elbette hiçbir şekilde kanın akmamasıdır.”

Ümidimiz elbette hiçbir şekilde kanın akmamasıdır. Ama, terör örgütü erlebaşıları, hiçbir şekilde silah bırakmayacağını, varlığını ortadan kaldırmayacağını, zaman zaman bölücübaşının da seslendirdiği gibi ‘gerekirse 50 bin kişiyle halk savaşı veririz’ iddiasını koruduklarını görüyoruz.

Bütün bunlara rağmen, sanki Türkiye Cumhuriyeti bir mücadele vermiş de kaybedilmiş psikolojisi ve varsayılan Türkiye’nin, daha büyük bedeller ödememesi için, bu konuyu tarihsellik içinde aklın ve vicdanların dışına çıkarak kabul edebileceği bir siyasi çerçeveye kavuşturmanın gerekli olduğu kanaatindeyim. 

Bu yanlış güzergahın, bölgede değişen şartları iyi okuyamamanın, dış politik tercihlerimizle beraber bir psikolojik üstünlükle, özellikle Nevruz kutlamalarıyla bir zafer kurultayına dönüştürerek iddialarından vazgeçmemiş bir PKK’nın kendi iklimini genişletmesi için bir katalizör vazifesi olarak bir fonksiyon gördüğünü düşünüyorum.”