banner175

Tarih 7 Ekim 2014. Kurban Bayramı'nın 4.Günü. Kimi Tatilin tadını çıkarıyor, kimi de aileleri ile birlikte Hasret gideriyor.

Ama bazıları da var ki ,mazlumların garibanların derdini kurban eti olarak yüklenmiş, fakir hanelerin kapılarını tek tek çalıp bir tebessüm karşılığında teslim ediyorlardı.

Altı koca yürekli insan fakirlere yardım etmek için gönüllü olmuşlardı. Herkes Bayramı kendince yaşarken, onlar hiçbir ücret ve menfaat beklemeden fakirlere kurban eti dağıtıyor bir tebessüm, bir “Allah razı olsun” duası için çabalıyordu.

Nihayet son poşeti de fakir bir eve vermişler ve işleri bitmişti.insanlık görevlerini yapmış olmanın verdiği memnuniyet yüzlerini pırıl pırıl etmiş, evlerine dönmenin vakti gelmişti ki bir telefon daha geldi.

Kesimhaneden arayan kişi “Ağbi kesimhanede 5-6 poşet daha et kaldı biliyorum yoruldunuz ama size zahmet bunları da fakirlere dağıtalım. Malum bayramın son günü etsiz kalmasın garibanlar…” dedi.

Suratları bile asılmadı. Çünkü yine defalarca“Allah razı olsun” sözünü duyacak, yine fakir aileleri güldüreceklerdi.

Hasan Gökguz, iş buldukça inşaatlarda çalışır alın teri ile ekmeğini kazanırdı. Bir çocuk babasıydı. Eşi ikinci çocuğuna hamileydi. Bir yandan iyilik peşinde terlerken, diğer yandan aklı biricik evladı ve hamile eşindeydi. 29 yaşındaydı.

Riyad Güneş inşaat işçisiydi .Bir yaşındaki kızı dünyalar tatlısıydı. Cennet kokulu bir evlat. Aşklarının meyvesi. Hele bir eve dönse, tüm yorgunluğunu unutturacak sihirli bir çiçekti sanki. İyilik ve hayır peşinde koşarken aklında eşi ve kızı vardı. 27 yaşındaydı.

Ahmet Dakak… Akrabalarına ait bir ambalajı da çalışıyordu. Dört kardeşi daha vardı. Genç yaşına rağmen aile bütçesine katkıda bulunur helalinden kazanır helalinden yerdi. O da iyilik için sokaklara çıkmıştı.18 yaşındaydı

Ve Yasin Börü... Pırıl pırıldı gözü. Karıncayı bile İncitmedi kısacık ömründe.Liseliydi.onlrca hayalleri vardı ki hepsi iyilik ve sevap üzerine. Babası fırında çalışıyordu. Kendisi de çocuktu ama fakir çocuklarda et yesin diye yoruluyordu. Yasin... Annesinin İlk göz ağrısı, iyi huylu koca Yürekli Çocuk. 16 yaşındaydı.

O gün sokakta başkalarıda vardı. Kurban eti dağıtmak için değil kurban bulmak için çıkmışlardı sokağa. Bakışları kalplerinden de karanlıktı. Suratlarındaki nursuzluk Diyarıbekir'in karanlık sokaklarında bile fark ediliyordu.

Her biri karanlık deliklerden çıkıp sokaklara istila eden zehirli yılanlar gibiydiler. Karanlıklardan seslenen kanasusamış bir yaratığın çağrısıyla her delikten çıkıp gelmişlerdi. kan bürümüştü gözlerini. Kana susamıştı hepsi.Tek başlarına iken bir fare kadar korkaktılar ama en az 50 kişi olunca Silahsız beş kişiyi kanlı gözlerine kestirmişlerdi.

Karanlık suratlı yaratıklar, nurlu ve pırıl pırıl yüzlerini görür görmez anlamışlardı O beş kişinin kendilerinden olmadığını. Gerilim filmlerinden fırlamış zombiler gibi saldırdılar.Aç sırtlanlar gibilerdi. Sokak sokakkovaladılar.Ev ev aradılar.

Diyarbakır Diyarbakır olalı bu kadar kara bir gün yaşamamıştıDiyarbakırDiyarbakır olalı bu kadar utanmamıştı toprağında yaşayanlardan. Kime sığınsalar kovuldular. Kapalıydı kapılar, pencereler örtük. Kötülüğün karşısında durmaktansa korkmayı tercih ettiler.

Derken bir ev açtı kapıyı can havliyle içeri girdiler ama kanasusamış canavarlar peşlerini bırakmadı. Ev ev arayıp buldular. Vahşi ve sadist zılgıtlar eşliğinde katlettiler her birini. Sayısız kere bıçakladılar, sürüyerek balkona çıkardılar, balkondan aşağı attılar. Düştüğü yerde taşlarla başlarını ezdiler, üzerinden arabayla ileri geri gittiler...

Yasin'in annesi biricik evladını her gün baktığı melek yüzünden değil, ayağındaki küçük bir benden tanıyabildi…

Yasin ve arkadaşlarını katleden güruh, 6 7 Ekim de onlar gibi 53 insanı daha vahşice katletti. O güruhun sempati duyduğu hain, alçak, katil terörist örgüt PKK kırk yılda kırk bine yakın insanımızı hunharca öldürdü.

Ülkenin sanatçıları, entel, dantel, yazar, çizerleri vardı. Aman aman pekbir demokratları, hümanist, komünist, feministleri vardı. Aşırı ve bol miktarda çevrecileri, oyuncuları, aydınları, topçu, popçu, komedyenleri vardı. Bu vahşetin yaşandığı gün sustular.Sonrasında da sustular. Her konuda bülbül gibi şakıdılar ama konu Eren Bülbül’ e gelince dut yemiş bülbül gibi sustular. Şeytani bir inatla sustular. Hala susuyorlar.Binlerce şehide sustukları gibi…

Ama karar vermişler, artık susamazlarmış. Yok yok hemen ümitlenmeyin. Yasin Börü ve O’nun gibi kırk bin küsürinsan için değil denize izmarit atılmasın, altın çıkarılmasın diye susamazlarmış.

Üstelik kahrolsun bazı şeylermiş.

İstanbul Times  / Sosyolog Bülent Gök

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner186