banner175

Biraz makul sebeplerle izah edebileceğimiz gecikmeyle de olsa,  Zeytinburnu’nun mazisine Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver Hoca ile yaptığımız yolculuğumuza devam ediyoruz. Daha önce de zikrettiğimiz gibi, Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in 1963’de Veliefendi Çayırı ve Çeşmesi’ne yaptığı enteresan anektotlarla dolu gezisine Zeytinburnu Belediyesi Kültür Yayınları arasında yer alan İstanbul’da Mesire Kültürü
Çırpıcı ve Veliefendi Çayırları, İstanbul 2014 adlı eserimizde ayrıntılı olarak değindiğimizi belirtmek isteriz. Bundan başka farklı yaş grubundan olan okurlarımızın aşağıdaki satırları okuduklarında, kendi iç dünyalarında farklı yansımalar hissedeceklerini ve Zeytinburnu’na daha geniş bir mazi perspektifinden bakacaklarını düşünmekteyiz: 

Daha önceki yazımızda Süheyl Ünver Hoca’nın Veliefendi Çayırı ve Çeşmesi’ne bir gezi yapmak amacıyla, Laleli’den 94 numaralı otobüse bindiğini ve en son Sümerbank Bez Fabrikası’nın önünden geçtiğinden bahsetmiştik. Süheyl Ünver Hoca, Bakırköy ve nihayet Osmaniye’ye geldiğinde o zaman otobüslerdeki biletçinin “ininiz” talimatıyla aşağıya inip, Veliefendi Çeşmesi’nin yerini aramaya başlamıştır. Ancak kendisine ilk önce burada Çoban Çeşmesi’nin bulunduğu ve on dakikalık bir yürüme mesafesinde olduğu ifade edilmiştir. Süheyl Ünver Hoca, belki o çeşme Veliefendi Çeşmesi’dir diyerek yola devam etmiş ve bu esnada Sinop’tan kalkıp iş aramaya gelmiş, on dört yaşında zavallı bir çocukla karşılaşmıştır.
Çocuk, söz konusu çeşmeyi bildiğini dile getirerek, kendisini oraya götürebileceğinden bahsetmiştir. Çocukla birlikte kirli ve bakımsız bir asfalttan yürümekteyken, üç aydır iş arayan Sinop’lu çocuk, kendisinden maddî anlamda bir yardım beklentisini dile getirmiş ve perişan durumda olduğunu belirtmiştir. Süheyl Hoca,  Fizyonomisi itibarıyla, minyon bir tipe sahip olan Sinoplu çocuğa herhangi bir müessesenin iş vermeyeceği düşüncesiyle, bir dükkana çırak olarak girmesini ya da şeker satmasını tavsiye etmiştir.
        
Ancak Sinoplu çocuk, söylenenlerin hepsine peki diyecek bir karakter yapısına sahip olmamakla birlikte, fıtraten henüz bozulmamış bir ahlakî yapıya sahip olduğundan, Süheyl Hoca’nın kendisine şeker alması için verdiği Yarım Lira’yı zorlukla kabul etmiştir. Ve bu arada Çoban Çeşmesi’ne geldiklerinden ayrılmak durumunda kalmışlardır.
        
Bir sonraki yazımızda Süheyl Hoca’nın Çoban Çeşmesi ile ilgili intibalarına değineceğiz. Zannederim, oldukça enteresan bulacağınız ve dudaklarınızda bir tebessümle okuyacağınız satırlarımız olacak. Herkesin, eğer bu yazı yetişirse 2016 yılı Ramazan Bayramı’nı tebrik ve tes’id ediyorum. Cenab-ı Mevla’ya emanet olunuz.
 
İstanbul Times / Murat Candemir  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.