banner175

''Kendimiz ile Dalga Geçersek Hayatın Daha Kolay Olacağını Düşünüyorum''

Sakin ve eğlenceli kişiliği ile televizyon ve tiyatro dünyasının sevilen ismi Süheyl Uygur, Hande Balcan'ın sorularına içtenlikle cevap verdi.

''Kendimiz ile Dalga Geçersek Hayatın Daha Kolay Olacağını Düşünüyorum''

Sakin ve eğlenceli kişiliği ile televizyon ve tiyatro dünyasının sevilen ismi Süheyl Uygur, Hande Balcan'ın sorularına içtenlikle cevap verdi.

Admin
Admin
30 Mayıs 2019 Perşembe 10:23
''Kendimiz ile Dalga Geçersek Hayatın Daha Kolay Olacağını Düşünüyorum''
banner171

Süheyl Uygur nasıl bir kişiliğe sahiptir?

Sakin, eğlenceli bir kişiliğe sahiptir. Ama bunun dışında o sakin Süheyl Uygur’u kızdırırlarsa başka bir Süheyl Uygur olur, o da kırk yılda bir olur. Özellikle son zamanlarda her şeye sinirlenmemeye dikkat ediyorum. Yapacağım eylemi bin defa düşünüyorum.  Eğlenmeyi ve etrafımdaki insanları eğlendirmeyi seviyorum.

İstanbul Times Haber Merkezi / Hande Balcan 

Tiyatro ile ilk tanışmanız nasıl oldu?   Ve devamında sizi bu işi yapmaya meyleden neydi?

1976 yılında babamın “Tırt” diye bir oyunu vardı. İlk o oyunla başladım. Sonra ara verdim.  Ardından yine babamın “Alo Orası Tımarhane Mi?” adlı oyununda oyuncu abilerimizden biri hastalanmıştı. Babam “Süheyl oynar mısın?” Dedi. Hiç düşünmeden “Oynarım” dedim. 1976 yılından beri önce Nejat Uygur tiyatrosunda sonra Süheyl Behzat Uygur tiyatrosunda sahnelerdeyiz.

Sahne sizin için ne ifade ediyor?

Her şey. Özgürlük. Güven. Sempati.

Sahnesiz bir hayat düşünemiyorum.

Bazen oyun arası fazla oluyor ve aklım hep sahnede kalıyor.

 İzlerken dikkat ettikleriniz neler? Oyunda neler ararsınız?

Salona bakarım. Salon doluysa bir seyirci olarak çok mutlu olurum. Diyelim ki salon 450 kişilik oraya 50 tane seyirci gelmişse tiyatrocuların ne kadar zor şartlarda oyun yaptıklarını bildiğim için bu durum beni üzer.  Dolu dolu seyirci görmek hoşuma gider.

Perde açıldığında dekora bakarım. Bazı dekorlar vardır seyirci dekoru takdir ettiği için alkışlar.

Komedi oynanıyorsa eğer yapılan esprilere dikkat ederim. Bazen ona benzer espri ben niye yapmadım diye kıskanırım ama iyi anlamda.

Oyun başladıktan sonra oyuncuların performanslarına çok dikkat ederim. Mesela sahne üzerinde oyuncu gerçekten iyiyse o beni heyecanlandırır. Özellikle genç oyuncularda güzel oyunculuk görünce öyle hissediyorum.

 Sanki mesleğe yeni başlamışım onun yerine ben oynuyormuşum gibi heyecanlanıyorum. 

Geleneksel Türk Tiyatrosu hakkında düşünceleriniz nelerdir? Günden güne yok mu oluyor?

İsmail Dümbüllü’den sonra babam geleneksel Türk tiyatrosunun en önemli mihenk taşlarından birisidir. Bütün oyunlarında Geleneksel Türk Tiyatrosundan tatlar vardır. Eniştem Bahri Beyatlı ile beraber kavuklu pişekar esprisini zaten yıllarca beraber yaptılar. Artık konservatuvarlarda da kalktı bu ders.

Eski kuşak gibi bizlerde Geleneksel Türk Tiyatrosu’nu sürdürmeye gayret ediyoruz, böyle de gidecek.

Paylaşımlarınızda gördüğüm üzere suluboya ile renkli resimler yapıyorsunuz, bu tutkunuz ne zaman başladı? Ve çizerken hissettikleriniz nelerdir? 

Benim bütün derslerim 0-1-2’ydi. Bir tek beden eğitimi ve resim dersim iyiydi. Küçüklüğümden beri çok güzel resim yaparım bir ara vermişim. Son bir buçuk iki senedir yapıyorum paylaşıyorum. Sergi açacağım.

Çizerken hiçbir şey düşünmüyorum. Rahatlıyorum. Dünyadan kopuyorum. Terapi gibi geliyor bana.

Oturup ben şimdi bir şey çizeyim dediğim zaman yapamıyorum.

Oturuyorum bir anda kendime geliyorum, o el oraya gittiği zaman güzel resimler çıkabiliyor.

İzleyici olarak kendinizi beğeniyor musunuz? Yoksa başkalarından daha çok eleştiriyor musunuz?

Bizim mesleğimizin yarısı kendimizi eleştirmemizle ilgili.                           

Kendimizi eleştirmezsek herhangi bir şeyde başarılı olamayız. Babam 86 yaşında rahmeti oldu. Her gün bir şey öğrenirdi.  Bize de;  “Bu işin sonu yok, ben oldum derseniz ayvayı yersiniz” derdi.

Bazen oyunlara kasetli video çektiğimizde evde oturur seyrederim.  Kendime sinir olurum ‘niye onu öyle yapmışım da böyle yapmamışım’ diye.

Özellikle komedi yaptığımız için kendimizle dalga geçmemiz lazım.     

Kendimizle dalga geçersek hayatın daha kolay olacağını düşünüyorum.

Bir röportajda Türkiye’de tiyatro sanatına verilen değeri ne ile ölçerdiniz sorusuna, nabız ölçerle ölçerdim. Çünkü ülkemizin nabzı atmıyor cevabını okumuştum. Siz bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bunu söylenen kişiler çok da haksız değiller. Yapığımız işi zor şartlar altında yapıyoruz. Salon bulamıyoruz. Sokaklarda afiş, dekor hepsi birer maliyet. Bir zamanlar Süheyl Behzat Uygur Tiyatrosu olarak İzmir

Fuarında oynadık. Her akşam salon doluydu. İstanbul’a geldik neredeyse üzerine biz para verecektik. O kadar zor şartlarda ilerliyor. Fakat son zamanlarda ülkede seyirciler açısından tiyatroya verilen değer arttı. İnsanlar artık televizyondan sıkıldılar.

Bitmek bilmeyen dizilerin süresi, yarım saat bakışmalar…

Özellikle son iki üç senedir şahane oyunlar oynanıyor.

İnsanlar tiyatro gitsinler

 “Gerçekçi” düşünüp çok para kazanmayı hayal etmeyi, öğreten bir ülkedeyiz. Bu durumda sanatın geri kalmasını nasıl nitelendirirsiniz?

Yaptığımız işi ticaretle yapıyoruz. Ben suratımı göstererek para kazanıyorum. Ticaret tabi ki yapacaksınız ama kısa zamanda özellikle büyük paralar kazanayım da köşeyi döneyim ne Behzat düşündü ne ben düşündüm ne de babam yıllar önce düşündü

Babam yıllarca çok zor şartlar altında tiyatro yaptı. Oyuncuların yevmiyelerini vermekte zorluk çektiği günlerde ne yaptı etti hepsine yevmiyelerini verdi.

Herkes için söyleyemem ama bazı genç oyuncular şöhret olmak için bu işi yapıyorlar.

Ama Behzat ile ben bu işi yaparken şöhret olmuşuz. Aradaki fark bu.

Son dönemde başarılı olan dizilere baktığımız zaman içinde birkaç tiyatro kökenli oyuncu vardır.

Önce tiyatroda pişeceksin. Sonra tabi ki para kazanacaksın dizi yapacaksın ondan bahsetmiyorum. Ama üç günde beş günde oyuncu olunmaz. Kimse kusura bakmasın. Biraz o tokadı yemek lazım. Bir de pes etmemek lazım.  Bir gün 80 yaşında babama; “Baba yeni oyunda ne oynayacaksınız”. Bana dedi ki yaşlı bir adamı canlandıracağım. 

Kendisi 80 yaşında birde yaşlı taklidi yapıyor. Ruha bakar mısın? Pes etmeyişe…

Babamı 2013 te kaybettik. Bugün sağ ve sağlıklı olsaydı yine tiyatro yapardı. Haldun Dormen mesela üç oyunda birden oynuyor. “Haldun abi nasılsınız?” diyorum. “Fütursuzca oynuyorum.” Diyor.

Ne kadar güzel… O yüzden o işler kolay değil. Mücadele gerek.

Nejat baba çocuklarına “Eğer tiyatrocu olacaksan, bir denizaltının nasıl çalıştığını biliyor olman lazım.” Dermiş. Günümüzde ; “ O benim işim değil, ben bilmem.” Olgusu ile kıyaslarsak bu durumu nasıl nitelendirirsiniz?

Altı boş olma meselesi işte bu. Babam sahnede tuluat yapan bir insandı. Tuluat yapmakta öyle herkesin harcı değildir. Her şeyi neredeyse bilmen lazım. Çok araştırmak, çok okumak lazım.  Sonsuza kadar kimse tabi ki her şeyi bilemez o ayrı konu ama ne kadar çok her şeyi araştırıp bilirsen o kadar iyi. Sahnede aklına koltuk ile ilgili bir şey geldiği zaman koltuğun içindeki hasırla ilgili espriyi yapabilesin. Babam o lafı ondan dolayı söylemiştir. Çok araştırmaktan geçiyor. Babam da her şeyi okurdu.

Fakat çok enteresan bu işin okulunu okuyan çocuklar İsmail Dümbüllü’yü, Bediha Muvahhit’i, Vasfi Rıza’yı, Kel Hasan’ı bilmiyorlar. Onları bilmezsen yapamazsın. Demek ki merak etmiyorlar insanın biraz araştırması lazım.

Bir röportajınızda “Yıllarca entelektüel geçinenler hep yukarıdan baktı babamın yaptığı işlere.” Demişsiniz.   Bunu biraz açar mısını

O bazı kesim “Onun yaptığı tiyatro değil, tek başına şov yapıyor” Dediler. Babamda hiç oralı olmadı. Tiyatroda bildiği her şeyi yaptı. O yüzden de özellikle o yıllarda Nejat Uygur seyirciye çok değişik geldi. Babam tiyatronun basmakalıplarını kırdı.

Ankara’da bir köşe yazarı babamı sevmiyor. Olumsuz eleştiriyor. Bir gün oyuna geldi ama nasıl gülüyor. Gülmeyi de öyle bir saklıyor ki biz dekordan deliklerden görüyoruz.

Ertesi gün yazı yazmış eleştiri şu: “ Nejat Uygur seyircisini fazla güldürüyor.” Artık bulamamış eleştirecek başka bir şey, onu yazmış…

Babam hep; “İt ürür, kervan yürür. İşinize bakın” Derdi.

Nejat baba Anadolu’yu karış karış dolaşan bir sanatçıydı. Ben bir Balıkesirli olarak 2006 Yılında Balıkesir’e geldiğinde oynadığı oyun sonrasında insanların eleştirileri “sahnede çok fazla argo içeren sözler kullanıyor” olmasıydı.  Siz bu görüşü nasıl değerlendiriyorsunuz?  

Argo hayatımızın hangi aşamasında yok ki? Hangimiz küfretmiyoruz? Nejat Uygur’un tatlı bir lehçesi vardı.  Oyunda “eşek oğlu eşek” diyorsa seyircinin de içinden o an oyunla ilgili eşek oğlu eşek demek geçiyorsa işte orda seyirci gülüyor. Bunda bir hakaret yoktur. Babam bunu yapardı ama insanlar farkında değildi.

Mesela Kemal Sunal o kadar güzel “eşek oğlu eşek” diyor ki hepimiz gülüyoruz hala daha da öyle.

Her insana küfür yakışmaz, her komedi oynayana...

Babamın oyunların tamamında küfür yoktur ki yeri geldiğinde o kadar güzel Nejat Uygurca yapardı ki seyirciye batmazdı.

Nejat babanın size bıraktığı maneviyatı tek bir kelime ile anlatacak olursanız o kelime ne olur?

Şeref.

Son olarak size kelimeler söyleyeceğim ve aklınıza ilk gelen kelimeleri söyleyeceksiniz. Sonra da birlikte o kelimelerle kısa bir şiir yazacağız.

Sahne  - Heyecan

Şöhret  -   Geçici

Para  -   Eh

Elem  -  Kahkaha

Rüzgâr  -   Bazen

Sevmek  -  Çok Geçerli

Aşk   -   Burçin

Palyaço  -  Renk

''Elem saran rüzgârlı gecelerdi,

Sahnede aşk vardı.

Palyaço geçici bir renk değildi,

Geçici olan tek şey şöhretti.''

Kaynak: İstanbul Times Haber Ajansı (İTHA)

              

Son Güncelleme: 30.05.2019 13:00
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner186