banner175

Sedef hastalığı yalnızca cilt hastalığı değildir

Kronik seyirli olan, genellikle yaşam boyu devam eden, deride kızartı ve kepeklenmeye sebep olan sedef hastalığı yalnızca deriyle sınırlı kalmayıp bir takım sistemik belirtilere de yol açıyor. 29 Ekim Dünya Psoriasis (Sedef Hastalığı) Günü nedeniyle görüş bildiren Psoriasis Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer Türkiye'de yaklaşık 1 milyon sedef hastası olduğunu belirtti.

Sedef hastalığı yalnızca cilt hastalığı değildir

Kronik seyirli olan, genellikle yaşam boyu devam eden, deride kızartı ve kepeklenmeye sebep olan sedef hastalığı yalnızca deriyle sınırlı kalmayıp bir takım sistemik belirtilere de yol açıyor. 29 Ekim Dünya Psoriasis (Sedef Hastalığı) Günü nedeniyle görüş bildiren Psoriasis Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer Türkiye'de yaklaşık 1 milyon sedef hastası olduğunu belirtti.

Admin
Admin
28 Ekim 2017 Cumartesi 13:26
Sedef hastalığı yalnızca cilt hastalığı değildir
banner171

Sedef hastalığının deride kırmızı renkli lekeler ve hastalığa ismini veren sedef renginde kepeklenmelerle kolay tanı koyulan bir hastalık olduğunu belirten Psoriasis Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer, bu belirtilerin tanı için yeterli olmadığı durumlarda da biyopsi ile teşhis koyabileceğini söyledi. Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer, sedef hastalığının yaygınlığı konusunda şu bilgileri verdi: “Genel kanı, sedef hastalığının dünyadaki prevalansının yüzde 1,5 ila 3 arasında olduğu şeklindedir. Yani her 100 kişiden 1 ila 3'ü sedef hastası diyebiliriz. Türkiye'de yapılmış tek çalışmaya göre ülkemizde sedef hastalığının görülme sıklığı yüzde 1,3. Yani Türkiye'de her 100 kişiden 1,3'ü sedef hastası. Türkiye'nin nüfusunun 70 milyon olduğunu düşünecek olursak %1 bile kabul etsek en az 700 bin ile 1 milyon arası sedef hastası olduğunu söyleyebiliriz. Neyse ki bu hastaların %75 ila %80'i hafif derecede sedef hastası. Yani sadece dizlerinde, dirseklerinde küçük döküntüler var ve bunlar hastaların yaşam kalitesini etkilemiyor. Hastalık şiddetlendikçe hastanın yaşamını hem fiziksel olarak hem ruhsal olarak daha fazla etkilemeye başlıyor.”
 
Sedef hastalığının pek çok çeşidi var 
Sedef hastalığının farklı belirtilerle seyreden farklı türleri olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer şu bilgileri verdi: “Birincisi, yukarıda belirtilerini sıraladığım klasik sedef hastalığı var. Bu tür, deride kızartı ve kepeklenmelerle seyreder. Bunun yanında iltihaplı sedef hastalığı vardır; bu da iltihaplı sivilcelerle seyreder. Ayrıca bütün deriyi tutan ve sağlam deri kalmayana dek yayılan sedef hastalığı türleri de var. Bunlara ek olarak, eklem tutulumuna ve iltihaplı eklem romatizmasına yol açan sedef hastalığı vakalarını ayrı bir kategori olarak sayabiliriz.”
 
Sedef hastaları obezite, yüksek kolesterol, diyabet ve hipertansiyona daha yatkın
Sedef hastalığının genellikle metabolik sendromla beraber seyrettiğini vurgulayan Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer şunları söyledi: “Obezite, özellikle karın bölgesinde aşırı yağlanma olarak tanımladığımız abdominal obezite, yüksek kolesterol, kolesterol dengesinde bozukluk, diyabet ve hipertansiyon gibi hastalıkların bir arada görülmesini metabolik sendrom olarak adlandırıyoruz. Bu hastalıklara ve dolayısıyla metabolik sendroma sedef hastalarında daha sık rastlıyoruz. Bu nedenle, bu belirtileri taşıyan sedef hastaları, sedef hastası olmayan nüfusa göre daha kısa yaşam süresine sahip olabiliyor. O yüzden sedef yalnız deri hastalığı değil, bütün sistemi etkileyebilen bir hastalıktır diyoruz. Bu sistemi etkilemesinin en önemli nedeni de vücutta sebep olduğu inflamasyon yani yangıdır.”
 
Sedef hastalığında genetik yatkınlık önemli
Belirli doku gruplarını taşıyan kişilerde sedef hastalığının görülme sıklığının daha olduğunu ileten Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer şöyle devam etti: “Genetik yatkınlık çok önemli bir faktördür. Anne veya babada sedef hastalığı varsa, çocuklarda da görülme ihtimali artıyor. Sedef hastalığı riskini artıran çok önemli 2 faktör var: Bunlardan bir tanesi abdominal obezite, yani karın bölgesinde fazla yağlanma; diğeri ise sigara. Bunların yanı sıra stres de sedef hastalığını tetikleyen etkenlerden biridir. Hastalık genelde stres sonrasında başlar. Ayrıca aşırı güneş, özellikle çocuklarda boğazda bulunan bakterileri ve bazı ilaçlar sedef hastalığını tetikleyebilir.” Sedef hastalığının en fazla 10'lu, 20'li yaşlarda görüldüğünü belirten Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer “Daha sonra en yaygın olarak 40'lı yaşlarda ortaya çıkar ancak genel olarak yeni doğandan 90 yaşına kadar görülme olasılığı vardır.” Dedi.
 
Sedef hastalığı psikolojik ve sosyal sorunlara da neden oluyor
Sedef hastalığının yaşam kalitesini önemli derecede bozduğunu vurgulayan Prof. Dr. Gürer, şu bilgileri verdi: “Yapılan çalışmalarda psoriasisin hastaların yaşam kalitesinde yarattığı düşüşün kronik böbrek hastalığı, KOAH hatta kanser gibi pek çok kronik hastalıkla boy ölçüşecek derecede yüksek olduğu ortaya koyuluyor. Hastalar, döküntüler görünmesin diye hep kapalı giyiniyor, topluma karışmıyor, çekingen davranıyor ve işgücüne katılmakta güçlük çekiyor. Gündüzleri yatıyor, geceleri uyanık kalıyorlar. İşten çıkarılma, işe gidememe gibi sorunlar yaşıyor, sosyal yaşamlarını kuramıyorlar. Eş bulamayanlar ya da eşlerinden ayrılanlar oluyor. Bunun yanında kaşıntı hissi ve fiziksel şikayetlere neden oluyor, hastaların bazen merdiven çıkamama, yolda yürüyememe gibi şikayetleri oluyor. Bu nedenle yaşam kalitesini ileri derecede bozan bir hastalıktır sedef hastalığı.
 
“Alternatif tedavi” vaatlerine itibar edilmemeli
Sedef hastalarının tedavisinin mutlaka dermatologlar tarafından yapılması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Mehmet Ali Gürer, alternatif tedavi vaadinde bulunanlar konusunda uyardı: “Basında veya televizyonda gördüğümüz bazı umut tacirleri var. “Alternatif tedavi” dedikleri bazı bilim dışı yöntemlerle psoriasisi tedavi edeceklerini iddia ediyorlar. Bunlara asla itibar edilmemelidir. Tedavi olmanın yolu dermatoloğa gidip uygun tedaviye başlamaktır. Hafif sedef hastalarını biz dışardan kremlerle, pomatlarla tedavi etmeyi tercih ediyoruz. Kortizonlu pomadlar ve D vitamini preparatları kullanıyoruz. Ama hastalık şiddetlendikçe bağışıklık sistemini düzenleyen ilaçlarımızla hastalığı kontrol etmeye çalışıyoruz. 2000'li yıllardan itibaren biyolojik ilaçlar dediğimiz birtakım ilaçlar kullanılmaya başlandı. Az önce söylediğim bağışıklık sistemi düzenleyen ilaçlarla kontrol edemediğimiz hastaları da biyolojik ilaçlarla kontrol edip, minimal lezyonla ya da lezyonsuz olarak yaşamlarını sürdürebilecek şekilde takip ediyoruz.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner186